Samstag, 3. Dezember 2022

KEMALİSTLERE DUYURU VE UYARI!

KEMALİSTLERE DUYURU VE UYARI!

 

insanları yeryüzüne halife yapmış ve siyasal egemenliği onlara bırakmış olan evrenin tek egemeni ALLAHın adıyla

 

Bu bildiride Mustafa Kemal Atatürk'ün icraatlarını eleştirmek istiyoruz. Ona hakaret etmek gibi bir düşüncemiz olamaz. Ama onu eleştirmek haksızlık olmaz ve eleştiri bir haktır. Biz de eleştiri hakkımızı kullanmak istiyoruz.

Eğer Atatürk sağ olsaydı ve bize konuşma hakkı verseydi, onun yanında şunları söylemek isterdik:

"Kemalist Saltanat yüz yıl nasıl yaşayabildi?" diye sorulabilir.

Cevap: Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra ve inkılâplar yapılırken Müslüman Millet'in bütün bilginleri, önderleri, liderleri ve önemli adamları idam edildi. İdam edilenlerin sayısı binlerce idi. Bu idamlarla Müslüman Muhalefet susturuldu. Daha doğrusu Müslüman Millet'in başı koparılmış oldu. Başı koparılmış millet ise, "ölü millet"tir. Ölü bir milletin üstüne istediğiniz saltanatı kurabilirsiniz. İşte başı koparılmış Müslüman Millet'in başsız bedeni üzerinde ve onun aleyhine kurulmuş olan Kemalist Saltanat'ın yüz yıl boyunca yaşayabilmesi (Atatürk aleyhinde konuşmanın yasaklanıp gerçeklerin üzerinin örtülmesiyle beraber) bu şekilde mümkün olmuştur. Müslüman Millet'in hiçbir vakit egemen olamadığı Kemalist Saltanat'ta daima azınlıkta olan Kemalistler egemen olmuştur. Azınlığın egemenliği artık son bulmalı değil mi?   

Ama ne yazık ki Kemalistler saltanatlarının son bulmasını istemiyor. Bunun için de Kemalizmin temsilcisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, terör örgütleriyle ittifak kurarak, yani gayrimeşru yollarla Müslüman Millet'in 20 yıldan beri elinde tuttuğu egemenliği onun elinden almak istiyor.

Ey Müslüman Millet üzerindeki egemenliğini sonlandırmak istemeyen Kemalistler! Haksız egemenliğinizi artık sonlandırmalısınız. Çünkü siyasal egemenlik küçük bir azınlığın değil, milletindir. Siz ise, değiştirilemez yasalar ile milletin egemenliğini gasbediyorsunuz. Bu gasbınız 100 yıldan beri devam etmektedir. Buna hakkınız yoktur! Hakkınız olmayan şeyi bırakmak adâletin gereğidir. Adâletli olmak, yani zâlim olmamak isterseniz, Müslüman Millet üzerindeki haksız egemenliğinizden vazgeçersiniz ve vazgeçmelisiniz.

Bu vazgeçiş için düşünmeli ve sormalısınız: "Atatürk Cumhuriyeti niçin kurdu?"

"Siyasal egemenlik sadece padişahın değil, milletin olsun diye", yani "millet çoğunluğunun râzı olduğu kişi lider olsun diye", değil mi? Peki, şimdi egemenlik milletin oldu mu, millet egemen mi?

Hayır, değil! Çünkü siyaseten millet egemen gözüküyor. Fakat millet, bünyesine uygun bir anayasa yapma özgürlüğüne sahip değil. Irksal ve inançsal haklarını da tam alamıyor. Çünkü milletin siyasal egemenliği üstünde Kemalistlerin ideolojik egemenliği hüküm sürmektedir. Bu üst egemenlik anayasa ile koruma altına alınmış olduğundan ve milletin onu değiştirmesini engellemek için de anayasaya kilit vurulmuş olmasından milletin tam egemen olması mümkün olmuyor. Ama bu durum Cumhuriyet'le hiç bağdaşmamaktadır.

Milletin egemenliği üstünde başka bir egemenliğin bulunması, tam bir padişahlık durumudur.

Peki, Cumhuriyet niçin kurulmuştu? "Padişahlığı sonlandırmak için" değil mi?

Bu durumda Kemalistlerin milletin egemenliği üstündeki egemenliğinin de son bulması gerekmez mi? Bunun için de, millete karşı kilit vurulmuş anayasanın kilidini kırmak gerekmez mi? Gerekmiyor mu? Milletin kendi bünyesine uygun bir anayasa yapma hakkı yok mu? Bu hak daha niçin engellenmektedir? Bu engelleme millete bir zulüm değil mi? Bu zulmün son bulması gerekmez mi? Müslüman Millet siyasal egemenliğine ne zaman sahip olacaktır? Yoksa müslümanlar milletten kabul edilmiyor mu? Onlar millet sayılmıyor mu? Millet olabilmek için herkesin Kemalist olması mı gerekiyor? Yoksa Cumhuriyet bütün milletin Kemalist olması için mi kuruldu? Atatürk'ü Türkiye üzerinde ebedî cumhurbaşkanı yapmak padişahlık olmaz mı? Atatürk'ten ve İsmet babanızdan devraldığınız bu padişahlığınızın, yani "Kemalist Saltanat"ın artık son bulması gerekmiyor mu? Aksi halde Cumhuriyet'e nasıl "Cumhuriyet" diyebiliriz?!

Ey Kemalistler, cevap veriniz!

Kemalist Saltanat'ta Kürtler ve Müslümanlar milletten sayılmıyor. Eğer milletten sayılsalardı, egemenlik onların olurdu. Yani Kemalist ideolojinin egemenliği altında olmazlardı.

Fakat Atatürk milliyetçiliği doğru bir milliyetçilik değildir. Çünkü Atatürk milliyetçiliğinde sadece Türkler millet sayılır. Kürtlerin ve Müslümanların varlığı inkâr edilir ve edilmiştir. Bu milliyetçilikde Türkler de Kemalist değilse, onlar da millet olamaz.

İşte görüyorsunuz: Kemalist Saltanat'ta Cumhuriyet'in nasıl bir padişahlığa dönüştürüldüğünü, dönüştürülmüş olduğunu!

İşte Kürtler ve Müslümanlar "Cumhuriyet" isimli bu Kemalist padişahlık altında tam yüz yıl yaşadı. Kemal atanızdan ve İsmet babanızdan devraldığınız bu padişahlığın son bulması gerekmiyor mu? Artık siyasal egemenliğin millette olduğu, onun egemenliği üzerinde başka bir egemenliğin bulunmadığı ve bu egemenliğin de hak ve adâlete dayandığı gerçek Cumhuriyet'e geçmek zorundayız. Bunun için de yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Yeni anayasa, şimdiye kadar hakları çiğnenmiş Kürtlerin ve Müslümanların haklarını güven altına alan maddelere sahip olmalıdır.

Şimdiki anayasada "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" maddeler var. Yeni anayasada bu "degiştirilemez" hükmü kalkmak zorundadır. Çünkü şartlar değiştiğinde hükümler de değişir. Bu, hak ve adâletin gereğidir. Hak ve adâlete kilit vurulamaz. Hak ve adâlete uymak zorunludur. Anayasa da hak ve adâlete uygun olarak yapılır.

Tamam. Değiştirilemez madde olan "devletin şekli" değişmesin. Fakat Kemalistlerin egemen olduğu, milletin egemen olamadığı bir Cumhuriyet kabul edilemez. Kabul edebileceğimiz Cumhuriyet, milletin egemen olduğu ve onun egemenliği üzerinde başka bir egemenliğin bulunmadığı Cumhuriyet'tir.

Ama laiklik niçin değişmesin? Laiklik milletin rızâsıyla mı konuldu? Müslüman Millet aleyhinde kullanılan bir laiklik nasıl kabul edilebilir? Müslüman Millet Kemalistler aleyhinde kullanılacak bir şeriat getirse, Kemalistler bunu kabul eder mi? Madem kabul etmezler, o halde Müslüman Millet aleyhinde kullanılmakta olan laikliği de kaldırsınlar ve kaldırılmasına râzı olsunlar. Hem Hıristiyanlık malı olan laiklik, Müslüman Milletin bünyesine uygun degildir. Çünkü Hıristiyanlıkla Müslümanlık eşit dinler değildir.

(Kemalistler korkmasın: Türkiye'de şeriat düzeniyle yönetilmek isteyecek bir çoğunluk yoktur ve Atatürk gibi zorla inkılâp dayatacak, direnenlerin kafasını kopartacak müslüman bir lider bulunmuyor.)

Gelelim "Atatürk milliyetçiliği"ne. Atatürk milliyetçiliği niçin değişmesin? Eğer Türkiye'de sadece Türkler yaşıyor olsaydı ve onların bir dini bulunmasaydı, o zaman Atatürk milliyetçiliğini değiştirmeye gerek kalmazdı. Ama gerçek durum böyle mi? Türkiye'de Kürtler ve başka ırklar yaşamıyor mu ve Türkler ile beraber onların "Müslümanlık" diye bir dini yok mu?  

Ülkenin bütünlüğü, marş ve bayrak da değişmesin. Başşehir ise, yeni şartlar zorladığında değişmesi mümkündür. Millete sorulur, çoğunluk kabul ettiği takdirde, değişmesi gerekiyorsa değişir. Milletin egemenliği yok mu? Bunun kararını sadece Kemalistler mi verecek? Kemalistler, milletin egemenliğini çiğneme hakkını kimden alıyor?

Kemalistlerin milletin egemenliğini çiğneme hakkı yoktur ve olamaz!

Ey Kemalistler! Müslüman Millet'in üzerinde kurduğunuz egemenliği, yani padişahlığınızı kaldırınız ki, millet, egemenliğin sahibi olsun. Bu sahiplikle Cumhuriyet'in varlığı ortaya çıkar. Milletin egemenliği yoksa veya sahip olduğu egemenlik başka bir egemenliğin altındaysa, orada Cumhuriyet yoktur. Cumhuriyet cumhurundur. Cumhuriyet de ancak Müslüman Millet'in siyasal egemenliğiyle Cumhuriyet olur. O halde Müslüman Millet üstündeki egemenliğinizi, padişahlığınızı ve saltanatınızı sonlandırınız ki, milletin egemenliği ortaya çıksın ve Cumhuriyet'in varlığı anlaşılsın. Zira Cumhuriyet, Kemalistlerin malı değil, tüm milletin malıdır, onların siyasal değeridir. Bu siyasal değeri gasbetme hakkınız yoktur. Bunun için de saltanatınızın, yani "Kemalist Saltanat"ın son bulması gerekir. Çünkü milletin egemenliği, onun üstünde başka bir beşerî egemenliği kabul edemez. Kabul ettiği takdirde Cumhuriyet yok olur. Cumhuriyet'in varlığını isterseniz, Kemalist Saltanat'ın sona ermesini kabul edersiniz ve anayasaya vurduğunuz kilidi açarsınız. Bu kilit açılmazsa, milletin egemenliği yok demektir. Milletin egemenliğinin olmadığı yerde Cumhuriyet de yok demektir!

Ey Türkiyeliler! Egemenliğinizin gerçek egemenlik olmasını isterseniz, onu Hak ve Adâlet ve Namus'la taçlandırınız. Yani Yaratan'ın, yaratılışın ve yaratılmışların hakkını çiğnememek ve haklıya hakkını vermek ve Aile'yi yıkan şiddet ve kötülükleri terketmek, egemenliğinizin tacıdır. Bu taç olmadan asla egemen olamazsınız!

Yüce Yaradan da size halifeliği, yani siyasal egemenliği o tacı takmanız şartıyla vermiştir. O tacı takmazsanız, egemenlik hakkınız olmaz. Egemenliği haketmek zorundasınız.   

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Not 1: Kemalistler: "İngiltere'de krallık ile parlamento üstüste birarada bulunuyor. Bizim halkın üzerindeki egemenlik ve padişahlığımız niçin reddedilsin?" diye akıllarından geçirebilirler. Fakat İngiltere ile Türkiye'nin durumu farklıdır. Çünkü Osmanlı yıkılınca bu yıkılış, Cumhuriyet'i doğurdu. Fakat İngiltere Osmanlı gibi bir yıkılışa maruz kalmadı. Yıkılışa maruz kalmadıkları için onlarda krallık muhafaza edildi. Parlamento üzerinde kralın egemenliği reddedilmedi. Fakat bu saatten sonra İngiliz krallığı yaşayamaz. Çünkü cumhurî sisteme ait parlamento ile krallık birbirinin zıddıdır. Bu zıdlık daha fazla kabul edilemez. Çünkü hem, İngiltere'nin bir egemenliği ve imparatorluğu da kalmamıştır. İngiliz halkları karar vermek zorundadır: Bir imparatorluğu olmayan kralın egemenliği mi, yoksa milletin egemenliği mi? Başbakanı kral mı atamalıdır, yoksa millet mi?

Şimdi dünyanın imparatoru ABD'dir. Bu imparatorluk sebebiyle onların Cumhuriyet'e ihtiyaçları yoktur. Başkan Biden krallığını ilân edebilir ve ölümünden sonra da krallığın oğluna devredilmesini isteyebilir. Veya Başkan yardımcısı bayan, kraliçe olabilir.

"Hayır, olamaz" mı diyorsunuz? Evet, olabilir! Çünkü ABD'de yönetim en zenginlerin elinde olduğundan, Cumhurî Sistem'in fazla bir önemi yoktur. Bu sebeple orada yönetimin krallık veya cumhuriyet olması farketmez. Orada görünmez bir krallık daima egemendir. En zengin olan, ABD'nin kralıdır. Yapılan seçimler bir göz boyamadan ibarettir. Yani ABD halkları aldatılmaktadır!

Not 2: Cumhuriyet, "milletin siyasal egemenliği" olduğu için millet aleyhinde ve onun talep etmediği inkılâp yapılamaz. Onun aleyhinde inkılâp yapmak, diktatörlükten başka şey olmaz. Diktatörlük ile Cumhuriyet ise birbirinin zıddıdır.

Cumhuriyette millet çoğunluğunun talepleri kabul edilir. Millet çoğunluğu laiklikle yönetilmek isterse, onlar laiklikle yönetilir. Şeriatla, yani Allah'ın yasasıyla yönetilmek isterlerse, Allah'ın yasasıyla yönetilirler. Azınlıklar millet çoğunluğunun taleplerine karşı çıksalar da, millet çoğunluğunun talebine uyulur. Fakat azınlıklar da çoğunluklar da birbirlerinin aleyhinde talepte bulunamazlar. Bulunsalar da, onların talepleri reddedilir. Meselâ: Kemalistler, başörtüsü takan dindar bir kadının örtüsünü çıkarmasını devletten talep edemez. Onun talebi reddedilir. Dindar müslümanlar da, İslâmiyet'ten uzak yaşamak isteyen bir kadının başörtüsü takmasını talep edemez. Onun talebi de reddedilir.

Şartlar ve imkânlar izin veriyorsa millet çoğunluğunun talepleri kabul edilir. Millet çoğunluğu ancak hak, adâlet ve namus'a zıt olan şeyleri talep edemez. Onların bu konulardaki talepleri de reddedilir. Millet çoğunluğu hakkın, adâletin, namusun ve onlara uygun özgürlüğün ortadan kalkmasını isteyemez. İstese de onun isteği kabul edilmez.

Hak; Yaratan'ın, yaratılışın ve yaratılmışların hakkını korumak içindir. Adâlet; hakların çiğnenmesini önlemek içindir. Namus da; milletin temeli olan Aile'yi korumak içindir. 

Bir lider ve yönetim eğer millet çoğunluğunun hakka, adâlete ve namusa uygun taleplerini şartlar ve imkânlar izin verdiği halde kabul etmek istemiyorsa, iktidardan çekilir.

Millet tek lider tarafından yönetilir. Bu sebeple millet çoğunluğu iki başbakan seçemez. Seçtiği başkan veya başbakan üzerinde başka başbakan ve cumhurbaşkanı olmaz. Bir ülke ya cumhurbaşkanı tarafından, ya da başbakan tarafından yönetilir. Yönetimde iki başlılık kabul edilemez. Bir millet hem krallık hem de başbakan tarafından yönetilemez. Yönetim tekliği gerektirir. Yönetim ikiliği kabul etmez.

Bir ülke bir kral tarafından da yönetilebilir. Fakat kralın; hakka, adâlete, namusa ve onlara uygun özgürlüğe  boyun eğmiş olması gerekir. Kendi keyf ve çıkarlarını hak haline getirmiş bir kralın krallığı reddedilir. Yani diktatörleşmiş kralların krallığı kabul edilemez!  

Not 3: Halife'nin görevi; Müslüman Millet'in mânevî haklarını korumak, Müslümanlar arasında birliği sağlamak ve Müslümanları temsil etmektir.

Not 4: Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında Hilâfet sağ kalamazdı. Atatürk Türkiyesi de yüz yıl önce Hilâfet'i yüklenecek durumda değildi ve Atatürk'ün de onu yüklenmek gibi bir derdi yoktu ve olamazdı. Hilâfet ancak güçlü bir devletin himayesi altında icraatta bulunabilir. Atatürk Türkiyesi ise en başlarda saldırı altındaydı, Hilâfet'e sahip çıkamazdı ve çıkamamıştır. Osmanlı'nın bitişiyle hilâfet de bitmiştir.

Not 5: Türkiye yönetimi Atatürk'ün vesayeti altında olduğundan  ve Türkiye'nin İslâmlı Ülkeler üzerinde henüz bir egemeliği bulunmadığından Türkiye'ye Hilâfet gelemez.

Hilâfet bundan sonra eğer Suudi Krallığı izin verirse Mekke'de yerleşebilir. Suudi Arabistan'ın İslâmlı Ülkeler üzerinde bir egemenliği yoktur. Fakat Mekke'nin kutsallığı vardır. Bu kutsallığı sebebiyle Mekke, Hilâfetin Merkezi olabilir.

Halife Allah'ın Mehdisi'dir. Halife seçimle gelmez. Mehdi'nin ölümünden sonra da Halifeliği, Hz. Mehdi'nin önceden belirleyeceği kişi devam ettirir. Bu kişi Türk de olabilir, Arap da olabilir. Veya başka bir milletten de olabilir. Önemli olan, o kişinin Halifeliğe en lâyık kişi olmasıdır. Bu kişi Kur'anın özünü ve Hak ve Adâleti çok iyi kavramış ve müslümanların mânevî haklarını koruyabilecek ve hiçbir devletin vesayetini kabul etmeyecek olandır.

Türkiye eğer Kemalist vesayetten kurtulabilirse ve Ortadoğu'da egemenlik sağlayabilirse, Hilâfet'in siyasi ve askerî gücü olabilir. Ama Hilâfet'in sahibi ve merkezi olamaz. Bundan sonra Hilâfet'in Merkezi'nin, (kutsallığı sebebiyle) Mekke olması daha uygundur.

Cemaat liderleri de bu konudaki görüşlerini beyan edebilirler.

(Yukarıda: "Türkiye Hilâfet'in siyasi ve askerî gücü olabilir" dedik. Tabii millet çoğunluğu onay verirse. En hayırlı iş dahi olsa, milletin rızâsı alınmadan hareket edilemez. Bu konuda çok samimiyiz ve samimi olmalıyız. Millet çoğunluğunun rızâsı alınmadan yapılacak iş ve yönetim, millete saygısızlıktır, onu hiçe saymaktır. Bu saygısızlık kabul edilemez. Atatürk'ün milletin rızâsını almadan yaptığı inkılâplar çok büyük hata olmuştur. Bu hata işlenmemeliydi. Şimdiki yöneticiler ona benzememelidir.)

Not 6: (Yüz yıl önceki Atatürk Türkiyesi'nde yanlış olan nedir? Yanlış olan, milletin mâneviyatıyla uyuşmayan bir liderin yönetimi ele geçirmiş olmasıdır. Yanlış lider, yanlış işler yapar ve yapmıştır. Yanlış Lider vatanı kurtarmış, ama milletin ruhunu katletmiştir! Doğruyu söylemek suç olur mu? Eğrilerin dünyasında ve anayasasında doğruyu söylemek suçtur! İşte biz de ister istemez suç işliyoruz...)

Ey Kemalistler! Geliniz, millete zorla suç işleten ve milleti haksız yere suçlu yapan Atatürk'le ilgili yasaklayıcı yasa maddelerinin kaldırılmasına rızâ gösteriniz.

Fransız filozof Voltaire der ki: "Kimin boyunduruğunda olduğunuzu merak ediyorsanız, size kimleri eleştirmeyi yasakladıklarına bakın." Kemalistler cevaplamalıdır: Cumhuriyet'te milleti Atatürk'ün boyunduruğu altında tutmak var mıdır? Yoksa, Atatürk için konulan yasakların kalkmasını önce sizin istemeniz gerekmez mi? Atatürk'ü çok fena halde gösteren yasaklar hoşunuza gidebilir mi, gidiyor mu?

Ey İnsanlar! Toplumsal hayatta birinci göreviniz doğru olmak, doğruyu söylemek ve eğriliği, yalancılığı terketmektir. Doğruluk güven getirir. Güven ise huzur doğurur. Doğruyu söylemeyi yasaklayan bir yasa ve anayasa, eğri ana/yasadır. Onu derhal değiştirmeniz gerekir. Çünkü bir ülkede yalanlar yayarak bozgunculuk yapmak ne kadar büyük kötülükse, aynı şekilde doğruların konuşulmasını yasaklayarak gerçekleri gizlemek de o kadar büyük kötülüktür. Bu kötülük bir yasada ve anayasada bulunmamalıdır, bulunamaz!

Not 7: Her 10 Kasım'da milletin Atatürk için saygı duruşuna zorlanması da son bulmalıdır. İsteyen saygı duruşunda bulunabilir. Ama bütün millet buna zorlanmamalıdır. Çünkü bu zorlamada milleti boyunduruk altında tutma vardır. Milletin zamanını çalma vardır. Çünkü her 10 Kasım'da 20 milyon Türkiyeli saygı duruşunda bulunsa, bu, 1 dakikadan 20 milyon dakika eder. 20 milyon dakika da 333 bin saat etmektedir. Bu kadar saat de 38 yıl tutmaktadır. Yani bir dakikalık saygı duruşunda Türkiye'nin 38 yılı çalınmaktadır. Bu hırsızlık, bu zorbalık ve milleti bu boyunduruk altında tutma artık son bulmalı değil mi?

Osmanlı padişahları mezarlarında uslu uslu uyurken, Atatürk ölü olduğu halde onun padişahlığı son bulmuyor, sürdürülüyor. Atatürk ölü haliyle bile Türkiye'ye hükmetmeye devam ediyor. 83 milyon Türkiyelinin Atatürk'ün esareti altında tutulması kabul edilemez!  

Not 8: Şu meselenin de çözülmesi gerekiyor. O mesele, Atatürk için yapılan Anıtkabir'dir. Anıtkabir için her yıl 2,5 milyon tl harcama yapılmakta ve 70 yıldan beri 175 milyon tl harcanmış. Buradaki soru şu: Atatürk kıyamete kadar ödüllendirilmeli mi?

Bir asker olarak vatan için savaşmak Atatürk'ün göreviydi. O da bu görevini yapmış ve Müslüman Ordu'nun yardımıyla başarılı olmuştur. Onun komutanlığıyla vatan kurtulmuştur. Bu kurtarıcılığının ödülünü de Cumhurbaşkanı yapılarak almıştır. Bu ödül onun için yeterli değil midir? (Meclisin izin vermemesine rağmen Atatürk, baskomutanlığını/Cumhurbaşkanlığını kendi iradesiyle 1938'e kadar uzatmış ve 18 yıl Cumhurbaşkanlığında kalmıştır. Bu, tam bir padişahlık hâlidir! Bu sebeple Atatürk Cumhuriyet'in ilk padişahı olmuştur. Yani Atatürk, ödülünü çok fazlasıyla almıştır.) Onun için çok büyük bir Anıtkabir yapılmış olması ve bu kabir için her yıl milletin sırtından 2,5 milyon tl harcanması doğru mu? Bu kabir küçültülerek masrafın azaltılması daha iyi olmaz mı?

"Olmaz!" diyen Kemalistler şu suali cevaplamalıdır: Türkiyeli Müslüman Millet Hz. Muhammed'in kabrini Türkiye'ye getirse ve onun için Atatürk'ünki gibi bir Anıtkabir yaptırsalar ve bu kabir için her yıl 2,5 milyon tl harcansa, bu harcamayı kabullenebilirler mi?

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin kabrine dahi tahammül edemeyip onu görünmeze atmış olan babaların, dedelerin torunları, oğulları olan Kemalistler madem kabullenmek istemezler, o halde Anıtkabir'in Fatih Sultan Mehmed'in türbesi kadar küçültülmesine rıza göstermelidirler.

Atatürk vatan kurtardıysa, Hz. Muhammed de Allah'tan aldığı Kitap ve ışıkla insanların ebediyetini kurtarmakta, onlara dünyada insanlık, ötetarafta da ebedî bir cennet kazandırmaktadır. Hz. Muhammed en büyük ödülü haketmiyor mu?

Ey Türkiyeliler! Atatürk için, yani ölü bir lider için her yıl 2,5 milyon tl'lik bir harcama yaparak Atatürk'e teşekkürde bulunuyorsunuz. Atatürk vatan kurtardıysa, evrenin ve içindekilerinin tek sahibi Allah da bütün evreni işleterek, yani hadsiz masraf yaparak sizin için hergün 24 saatlik bir hayat üretmekte ve onu rızıkla doldurmaktadır. Allah'ın hakettiği teşekkürü O'na ibadetle yapmanız gerekmez mi? O halde Allah'a teşekkürünüz nerede? Ölü Ata'ya 2,5 milyon tl'lik teşekkür yaparken, diri Allah'a günde 5 namazlı teşekkür nerede? Bu teşekkürü yapmazsanız, "nankör" olmaz mısınız? Nankör nankör yaşamak insanlık mıdır, medenilik midir, uygarlık mıdır? Uygarlığınız nerede?

Yoksa evrenin sahibi Allah'ı tanımıyor musunuz? O'na inanmıyor musunuz? Eğer evreni ve içindekileri siz yarattıysanız ve onları siz işletiyorsanız, Allah yoktur. Eğer onları yaratan ve işleten siz değilseniz, Allah mutlaka vardır ve varlığını ve sahipliğini de Kitap göndererek bildirmiştir. O'nun gönderdiği Kitaplardan sonuncusu Kur'an'dır. Önceki Kitapların özetini ve gerçeğini içeren bu Kitap'a bakarak O'nun varlığını, birliğini görebilir ve sizlerden neler istediğini duyabilirsiniz. Bunun için de kalbinizin gözünü ve kulağını açmanız yeterlidir.

Ey babaları uyarılmamış olan Kemalistler! Yaratıcılığının, yaşatıcılığının ve yöneticiliğinin hakkı olarak evrenin tek sahibi Allah sizden, O'na inanmanızı istemektedir. Eğer O'na inanır, Kitap'ta gösterildiği gibi iyi işler yaparsanız, sizin için ebedî bir cennet ve hayat var. İnanmadığınız da ise ebedî ateşe atılacaksınız. Ölümü öldüremediğiniz, kıyameti durduramadığınız ve tekrar diriltilişi engelleyemediğiniz için size vaadedilenle mutlaka karşılaşacaksınız.

Biliniz ki, cenneti kazanmak en büyük başarıdır. Cehenneme düşmek ise en büyük kayıptır. Seçim sizin!

Kıyametten sonra tekrar diriltilip hesap sorulduğunda: "Allah'ın mesajından haberimiz yoktu" demeyesiniz.

Not 9: Gelecekte Medine bir saldırıya uğrayacak olursa, (ruhuna selam ve rahmet olsun) Peygamberimiz'in kabrini Türkiye'ye taşımak gerekebilir.

Not 10: Bu bildiri, Dünya Müslüman Âlimler Birliği'ne iletilmelidir.

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Allah'tan başka tanrı yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmiikisi, Kasım sonu.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

(Muranist: Modern Kur'anlı.)

                       *      *      *

 

  

Mittwoch, 30. November 2022

UZLAŞMANAME Ey Türkiyeliler! Geliniz hep birlikte uzlaşalım.

UZLAŞMANAME

Ey Türkiyeliler! Geliniz hep birlikte uzlaşalım.

 

uzlaştıran ALLAHın adıyla

 

Ey Türkiyeliler! Uzlaşmamız gerekiyor. Çünkü bir kısım Kemalist, solcu, ateist, ırkçı ve CHP'li Türkler dindar müslüman Türklerin ve Kürtlerin haklarına tecavüz etmektedir. Bu tecavüz bir zulümdür. Bu zulmün sona ermesi gerekiyor. Bu gereklik için de uzlaşma şart olmuştur. Çünkü mevcut yasalar bizi uzlaştıramıyor. Askerî diktatörlerin kendi keyflerine ve çıkarlarına göre yaptığı ve yaptırdığı yasalar da bizi uzlaştıramaz. Bu durumda kendi aramızda uzlaşmaktan başka çare kalmıyor.

Ama uzlaşma için bir ölçüye, bir sorun çözücüye ihtiyacımız var. Bu ölçü ve çözümcü de ancak hak ve adâlet olabilir. Çünkü herkesin fikri ve ideolojisi sorun çözücü olamaz, olamıyor. Bu halde bize hak ve adâletten başka ölçü ve çözümcü kalmıyor.

"Hak" denince şunu anlamalıyız: Yaratan'ın, yaratılışın ve yaratılmışların yasasına itaat etmek, onların hakkını çiğnememek.

"Adâlet" denince de anlamamız gereken şudur: Haklıya hakkını, haksıza da cezâsını hakettiği kadar vermek.

Hak ölçüsünde yaratılmışlar'dan olan insanların yasası, Yaratan'ın ve yaratılış'ın yasasıyla uyumlu olmak zorundadır. Bu uyum olmazsa, o yasa eksik kalır. Eksik yasa da insanların hakkını ödeyemez, çiğner ve çiğnetir. İnsanların haklarını çiğneyen ve çiğneten bir yasa ise adâletli olamaz. Adâletsiz bir yasaya da itaat edilmez. Ona isyan etmek ve onu değiştirmekten başka çare yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti yasaları da bu durumdadır. Çünkü müslümanlıkla ilgisi olmayan bir kısım Türkler, mevcut yasalara dayanarak müslümanca yaşamak isteyen vatandaşların inanç ve ibadet özgürlüğüne tecavüz edebilmekte ve onları iş ve okullarından attırabilmektedir. Meselâ bir general ibadet ederken sarık sardı diye şikayet edilmiş ve ordudan attırılmıştır ve attırılabiliyor. Atatürk'ü eleştirenler cezâlandırılıyor. Başörtülü dindar öğrenci ve kadınlar okula sokulmak istenmiyor. Kemalistler ve ateistler Diyanet işlerinin ve başkanının hutbesine karışabiliyor ve kendi keyflerine göre hutbe okumasını talep edebiliyor. Bu talep yerine gelmediği zaman imamlar görevden uzaklaştırılabiliyor. Bir kısım medya tarafından Diyanet İşleri Başkanı Anıt Kabri ziyarete zorlanıyor.

Bütün bu olaylarda vatandaşlar arasında bir eşitsizlik gözleniyor. Ama bu eşitsizliğin kalkması gerekiyor. Çünkü vatandaşlar arasında eşitlik sağlamayan bir yasa kabul edilemez. Eşitlik için de bir Türk hangi haklara sahipse, bir Kürt de aynı haklara sahip olmalıdır. Müslümanlığı olmayan veya müslümanca yaşamayan bir vatandaş hangi haklara sahipse, müslümanca yaşamak isteyen bir vatandaş da aynı haklara sahip olabilmelidir. Yani biri birinin inanç ve ibadet özgürlüğüne tecavüz edememelidir.

Bunun için de bir uzlaşma gerekiyor. Bu uzlaşma için de bir sözleşme yapmak gerekir. Gerekli sözleşme şu şekilde olabilir:

 

Türkiyeliler Sözleşmesi

Türkiyeli vatandaşların çoğunluğu Türklerden ve Kürtlerden oluşur. Bu oluşumun çoğunluğu da müslümandır. Bu yüzde doksan çoğunluğun çoğunluğu müslümanca yaşamasa da, evrenin bir Sahibi olduğunu, o Sahip'in de Allah olduğunu kabul etmiştir ve etmektedir. Bunu kabul etmeyenlerin yani müslümanlıkla ilgisi olmayanların oranı ise yüzde on kadardır. Demokrasi ve Cumhuriyet de çoğunluğun seçimine dayanır. Fakat bu dayanış, azınlıkların haklarının çiğnenmesini gerektiremez. Ama yönetime, azınlığın değil, çoğunluğun seçtiği gelir. Çoğunluğun seçtiği yönetici de bütün vatandaşlara eşit muamelede bulunmak zorundadır. Onları yönetecek yasa da birbirlerinin hakkını çiğnetmeyecek şekilde olmalı. Hakları çiğneten yasa ise ortadan kalkmalı.

 

Sözleşmenin Maddeleri

1- Müslüman millete, din ile devleti ayıran laiklik ilkesi dayatılamaz. Çünkü müslümanca yaşamak isteyen vatandaşların inanç ve ibadet özgürlüğü, devlet yönetimi değildir.

Ayrıca, Müslüman Millet din ile devletin birleştirilmesini isterse, onun talebini karşılamak gerekir. Cumhuriyet de zaten çoğunluğun seçimine dayanmak demektir. Müslüman Millet, hıristiyan millet değil ki, laiklik istesin! Müslüman Millet çoğunluğunun seçimi kabul edilmeyecekse, Türkiye'nin yönetim biçiminin Demokrasi ve Cumhuriyet olmasının ne anlamı kalır? Yoksa Demokrasi ve Cumhuriyet, Kemalist azınlığın keyfine mi uymaktır?

Müslüman Millet'in dini olan İslâmiyet, yönetimde adâlet ister. Devletin adâlete dayanması kötü olabilir mi? Din ile devleti ayırmak, devlet ile adâleti birbirinden ayırmak olmaz mı? Adâletsiz devlet kabul edilebilir mi?

Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması kararını millet verir, Kemalistler değil. Madem "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir", o halde bunun kararını millet versin! Kemalistlerin laiklik dayatması kabul edilemez!

Cumhuriyette millete sormadan devlet laik kılınamaz!

2- Müslüman Millet çoğunluğuna Atatürk'ün ilke ve inkılâpları dikte edilemez, kabule zorlanamaz. Müslüman Millet isterse kabul eder, isterse reddeder.

Buna karşılık İslâmiyet'in şartları da müslüman olmayanlara ve müslümanca yaşamak istemeyenlere dayatılamaz. Herkes inanç ve ibadetinde özgürdür. Bu özgürlükle birlikte inançların açıklanması ve toplumların bir inanca dâvet edilmesi de serbesttir, suç olamaz.

3- Atatürk'ü eleştirmek suç değildir. Bununla birlikte İslâmiyet'i ve Kuran'ı ve onlarla ilgili olanları eleştirmek de suç değildir. Eğer Atatürk'e hakaret suç sayılacaksa, Kur'an'a, İslâmiyet'e ve Hz. Muhammed'e hakaret de suç sayılır. Bu konu ile ilgili yapılacak bir yasada eleştiri ile hakaret birbirinden ayrılmalıdır. Hakaret, birisini onda olmayan vasıflarla anmaktır, o kimseyi temsil eden objelere, sembollere saldırıdır. Sövgü ve küfür de bir hakarettir.

4- Yapılacak yeni yasada belirtilmelidir: Türkiyeli vatandaşların çoğunluğunun dini İslâmiyet'tir. İslâmiyet, devletin dini değil, milletin dini'dir.

5- Türkiye'de yaşayan vatandaşların hepsi Türk ırkından değildir, Kürtler de vardır. Bu varlık sebebiyle iki ırk eşit tutularak hepsine birden Türk denilemez. Bu hakkı ve ayrımı korumak için onların hepsine "Türk milleti" değil, "Türkiyeli vatandaşlar" demek gerekir.

6- Türklerin sahip olduğu haklara Kürtler de sahiptir.

7- Türklerin de Kürtlerin de, içinde yaşadıkları vatanı bölme hakları yoktur. Her iki ırk birlikte yaşamaya mecburdur. Ancak ayrılık isteyen ırklar başka bir ülkede toprak satın alarak orada kendi ırklarına ait bir devlet kurabilirler.

8- Milletin temeli olan AİLE'yi yıkan zina, ensest ilişki, eşcinselik ve tecavüzcülüğe meşruiyet tanınamaz, yasal serbestlik verilemez.

9- Hangi yasa olursa olsun şartlar değiştiği takdirde yasa hükümleri de değişir. Gerekli değişikliği yapmamak adâletsizliğe sebep olur. Adâletsiz bir devlet ise devlet olamaz.

Kabul ettikleri takdirde bütün parti ve cemaat liderleri ve STK'lar bu sözleşmeyi imzalamalıdır. Çoğunluk kabul ettiği takdirde bu sözleşme yürürlüğe girer. Azınlık kabul etmediği takdirde mevcut hükûmet bu sözleşmeye uygun bir yasa veya anayasa hazırlayıp onu referanduma götürebilir.

Şimdiye kadar Kemalist baskı ve dayatma altında çoğunluklar zarar gördü. Bundan sonra azınlıklar da çoğunluklar da zarar görmesin. Zarar görmemek, meşru hak ve özgürlüklerin çiğnenmemesidir. Meşru özgürlük, hak ve adâleti ve namus'u çiğnemeyen özgürlüktür. Hak ve Adâlet ve Namus'un dayatması olmaz. Onlara uymak mecburidir. Bu mecburiyet olmazsa, medeniyet olmaz.

Ey azınlıklar ve çoğunluklar! Kabul ettiniz mi?

Ey insanlar! Atanızı ve sevdiklerinizi, liderlerinizi ve Peygamberinizi hakkın, adâletin ve Allah'ın üzerine çıkarma hakkınız yoktur. Bu hakkı çiğneyenler ve çiğnetenler zâlim olur. Zâlimlerin yeri de cehennemdir. Eğer cenneti isterseniz bu hakkı korursunuz ve korumalısınız.

Ey insanlar! Ölümü öldürmeye, doğumları durdurmaya ve kıyameti engellemeye gücünüz yetmediğinden Büyük Hesap Günü'yle karşılaşmanız ve Yaratan'a hesap vermeniz kaçınılmazdır. Hesabının temiz olmasını isteyenler bu gerçeği unutmasın.

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Not 1: Türkiye'de Atatürk'ü eleştirmek, hakaret sayıldığından yasaktır. Ama İslâmiyet'i eleştirmek serbesttir. Burada Atatürk İslâmiyet'ten üstün tutulmuş oluyor. Ama bu üstün tutma doğru değildir. Çünkü Atatürk, Türkiye topraklarının Avrupalı işgalcilerin elinden kurtulmasında komutanlık etmiş ve müslüman askerlerin yardımıyla bunu başarmıştır. Yani Atatürk vatan'ı kurtarmıştır.

İslâmiyet ise insana ebediyet kazandırıyor. Allah da insana devamlı olarak hayat ve rızık vermekte ve onlara dünya ve vatan da vermiştir. Hangisi üstün tutulmaya daha lâyık? Atatürk Allah'tan ve İslâmiyet'ten daha üstün olabilir mi? O halde bu eğrilik giderilmelidir.

Not 2: Bugünün Türkiyesinde Atatürk'ün vesayetine dayanılarak müslüman milletin mânevî hakları çiğnenmektedir. Bu vesayet artık son bulmalı. Çünkü bir vesayet ancak 25 yıl veya devlet kurucunun ölümüne kadar sürebilir. Atatürk öleli 83 yıl oldu. Ama onun vesayeti hâlâ sürdürülmektedir. Bir vesayeti 80 yıl boyunca sürdürmek, milleti ahmak ve aptal yerine koymaktır. Günümüzde bir genç 18 yaşından sonra ailesinin vesayetinden çıkmaktadır. Müslüman milletin Atatürk'ün vesayetinden çıkma vakti gelmedi mi, geçmiyor mu? Geçmedi mi? Daha ne kadar sürecek bu vesayet? Hak ve adâlete ve Cumhuriyet'in özüne zıt olan bu vesayet artık kalkmalıdır! Çünkü bu vesayet, padişahlıktan daha kötüdür! Çünkü Osmanlı padişahlığında yönetim babadan oğula geçiyordu, ama milletlerin mânevî hakları çiğnenmiyordu!

Türkiye'de müslüman milletin mânevî hakları 100 yıldan beri çiğnenmektedir ve çiğnenmiştir. Bu çiğneme ile Cumhuriyet, padişahlıktan daha kötü bir durum ve uygulamaya sokulmuştur. Buna kimin hakkı olabilir? Bu haksızlık son bulmalı değil mi? Cumhuriyet cumhurun aleyhine işletilebilir mi? Cumhuriyet'te onu kuran şahsın egemenliği mi geçerlidir, yoksa milletin egemenliği mi geçerlidir?

Not 3: Ey Türkiye partileri! "Müslümanlık, Hz. Muhammed'in kurduğu din" değil, onun "Allah'tan aktardıkları"dır. Müslümanlığı reddederseniz, "millî" olamazsınız. Çünkü Türkiyeli çoğunluk "müslüman"dır. Ve yine onlar, Türk ve Kürt olmaktan çok müslümandır. Millî olmanın ne demek olduğunu anladınız mı? Müslümanların karşısında olduğunuz müddetçe millî olamazsınız! Ancak azınlık olabilirsiniz!

Türkiyeli çoğunluğun milliyeti İslâmiyet'tir. Bu gerçeği kabul etmeyen hiçbir parti ve partili millî olamaz, cumhuriyetçi olamaz!

Türkiye'yi başka ülkelerin vesayetine sokmaya çalışan partiler ve partililer asla millî değildir. Herkes aklını başına toplasın! Milliliği olmayan partiler millete ihanetten vazgeçsin ve partilerini kapatıp gitsin. Bu gidiş, ihanetçi olmaktan daha iyidir. İhanetten vazgeçmeyenleri, adâletin gereği olarak cezâlandırmak şarttır.

Terör örgütleriyle ve uzantılarıyla müttefiklik apaçık bir ihanettir! Bu ihanete izin verilemez! Bu ihanet içinde olan partilere yasallık verilemez. Verilmişse, onların elinden derhal almak gerekir. Alınamıyorsa, seçime girme hakları yoktur.

Not 4: Ey müslüman millete egemen olmaktan vazgeçmeyen Kemalistler! Yüce Allah, de, dedi. Biz de diyoruz: Ey müslüman milletin dininden hoşlanmayan ve onları Atatürk'e taptırmakta ısrar eden Kemalistler! Biz tapmayız sizin taptığınıza. Siz de tapmazsınız bizim taptığımıza. Biz tapacak değiliz sizin taptığınıza. Siz de mecbur değilsiniz, bizim tapmakta olduğumuza. Sizin inancınız size, bizim inancımız bize.

Kabul ettiniz mi? Kabul ettiyseniz, imzalayın bildirimizi.

Not 5: Resmî dil, çoğunluk ırkın diline göre belirlenir. Türkiye'de Türklerin nüfus oranı Kürtlerinkinden 4 kat fazladır. Bu durumda (resmiyette) azınlık çoğunluğun diline uyar. Eğer Türklerle Kürtlerin nüfus oranı eşit veya eşite yakın olsaydı, bu takdirde devletin resmî dili iki dilli olabilirdi. Eğer 100 yıl öncesinde "resmî dil hem Türkçe hem Kürtçe olsun" diye bir karara varılmış olsaydı, bu sorun şimdi aşılmış olurdu. Fakat bu saatten sonra Türkiye'nin resmî dilini iki dilli yapmak devleti ve milleti zora sokar. Türklerle Kürtlerin çoğunluğu müslümandır. Müslümanlar ise birbirlerini zora sokmazlar, işleri kolaylaştırırlar. Eğer Türklerin ve Kürtlerin ana ve resmî dili Osmanlıca veya Arapça olsaydı, bugün dil sorunu yaşanmazdı. Ne yazık ki Arapça ve Osmanlıca 100 yıl önce lisan devrimiyle katledilmiş!

(Ama yine de Kürt vatandaşların çoğunlukta olduğu 5-10 şehirde resmiyette çift dil uygulanabilir, eğer gerekliyse, faydalı olacaksa. Onların da hayatını kolaylaştırmak gerekir. Kemalist sistem Kürtlere ve müslüman Türklere çok acılar çektirdi. Artık bu acılar sona erdirilmelidir.)

Artık bundan sonra azınlıkların ve terör örgütlerinin keyfine uyulmaz. Ancak Kürt vatandaşları için ana dilde eğitim veren özel okullar açılabilir. Ve Türk okullarında da Kürtçe, seçmeli yabancı (veya ek) dil olarak konulabilir.

Not 6: Özerklik veya ayrı bir devlet isteyen Kürtler iyi düşünsün: Ayrışmada İsrailliler gibi küçücük bir yere sığışma vardır. Türkiye ise Kürtler için koskoca bir vatandır, heryerinde yaşayabilirler. Dünya ve evrenin Sahibi Allah'a inananlar için bütün yeryüzü vatandır. O'na inanmayanlar içinse heryer yabandır.

Not 7: 2060 yılından itibaren "Kıyamet Çağı"na giriyoruz. Artık elimizde huzur içinde yaşayabileceğimiz sadece 40 yılımız kaldı. Bundan sonra insanlığın zor ve en kötü günleri başlıyor. İmparatorluk kurmak, yeni bir devlet kurmak gibi hayallere zaman kalmadı. Elimizde son kalan 40 yılı en iyi şekilde değerlendirmeli, onu boğuşma yılları yapmamalıyız. Tek hedefimiz: Türkiye'yi son bir defa daha bütün ırklarıyla beraber yükseltmek ve güçlendirmek olmalı. Güçlü olmak, emperyalizmin ayağı altında ezilmekten korur.

Türkiye Yüzyılı, Atatürk'ün egemenliğiyle değil, MİLLETİN EGEMENLİĞİ'yle başlamalı! Bu başlangıç da ancak sahte Cumhuriyet'i terkedip GERÇEK CUMHURİYET'i kabullenmekle olur.

Azınlıkların veya çoğunlukların değil, tüm milletin hak ve adâletle egemen olduğu, vesayetten arınmış Gerçek Cumhuriyet'e hazır mısınız?

Gerçek Cumhuriyet'te egemenlik, haklı ve adâletli milletindir. Haksız ve adâletsiz milletin egemenliği olmaz. Kabul ettiniz mi?

Öyle ise diyelim: "Cumhuriyet cumhurundur. (Yani yalnız Kemalistlerin değil, bütün milletindir.) Devlet tektir. Vatan tektir. Bayrak tektir. Ama millet çifttir. Bu çiftoluş da İslâmiyet'le teklik kazanmıştır. Bu gerçeğin ışığı altında 'millet de tektir' diyebiliriz."

Öyle ise; eski devir kapansın, yeni devir açılsın.

Yaşasın ve başlasın Türkiye Yüzyılı!

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Allah'tan başka tanrı yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmiikisi, Kasım ortası.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

(Muranist: Modern Kur'anlı.)

                       *      *      *