Samstag, 5. November 2022

TÜRKİYELİLERİN ÇOĞUNLUĞU BİR ÜMMET'TİR! CHP'LİLER HOŞLANMASA DA!

TÜRKİYELİLERİN ÇOĞUNLUĞU BİR ÜMMET'TİR! CHP'LİLER HOŞLANMASA DA!

 

farklı ırkların oluşturduğu müslüman çoğunluğu ümmet yapmış ALLAHın adıyla

 

Yalancılığı ahlak haline getirmiş iletişimci Sedef Kabaş sosyal medyadan yaptığı paylaşımda şunları söylemiş:

"TRT yönetimi, Deniz Demir’in bu 'milli ve yerli' mesajından neden rahatsız olmuş? Gerekçe ne? Biz bir ümmet değil, MİLLETİZ! Biz 'kul' değil, BİREYİZ! Bizler hurafelerin değil, BİLİMİN yolunda ilerleriz! Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü de tek dünya liderimiz biliriz."

Biz de soruyoruz: Siz kimsiniz? Eğer siz CHP'lilerin müslümanlığı yoksa, size ümmet değil, millet denebilir. Eğer "biz" derken bütün Türkiyelileri kasdediyorsanız, yanlıştasınız. Çünkü Türkiyelilerin, yani çoğunluğu Türk ve Kürt olan vatandaşların yüzde doksanı "Müslüman"dır. Karışık (yani farklı) ırklardan oluşan müslüman çoğunluğa İslâmiyet'te "ümmet" denir. Yani Türkiyeli müslüman çoğunluk bir ümmet'tir. Yani onlara "müslüman millet" denir. Müslüman millet'in kısaltılmışı da "ümmet"tir. Siz CHP'liler bir ümmet olmayabilirsiniz. Ama sizin dışınızdaki Türkiyeli çoğunluk bir ümmet'tir. Çünkü onların "müslümanlığı" vardır. Siz CHP'liler kendinizi onlarla karıştırmamalısınız. Çünkü siz belki "İslâmsız" bir milletsiniz. Sizin Türkiye'deki oranınız da yüzde yirmidir. Eğer İslâmlı bir millet parçası olsaydınız, ümmet'ten rahatsız olmazdınız.

Partiniz CHP, Türkiye'de yanlış bir partidir. Çünkü bu partiyi kuranlar ve yönetenler ümmet'ten, yani "müslüman millet"ten rahatsızdır. Bu rahatsızlığa sahip olanların müslüman milletten oy istemeye hakları olabilir mi? Hakları yoksa, partilerini kapatıp gitmeleri gerekmez mi? Partinizi neden kapatmıyorsunuz? İktidara gelemiyecek bir partinin varlığına ne gerek var? Yoksa müslüman milleti aldatarak mı iktidara gelebileceğinizi düşünüyorsunuz ve bu umutla mı partinizin varlığını gerekli buluyorsunuz?

"Biz kul değil birey'iz" demekte olan Sedef Kabaş yine yanlıştadır! Sizi Allah değil de Atatürk mü yarattı ki böyle konuşuyorsunuz? Yoksa siz bir "yaratık" değil misiniz? Yoksa bir yaratık olduğunuzu bilmiyor musunuz? Sizi "birey" yapan kimdir? Yoksa siz kendi kendinize mi oluştunuz? Da kul'luğu reddediyorsunuz? Doğru! Yaratıcınızı bilmiyorsanız, siz kul olamazsınız. Yaratan'ı inkâr ederseniz yine kul olamazsınız. Bu durumda kendinizi "birey" olarak görebilirsiniz. Yani Yaratıcısına kulluğu olmayan şahıs! Ama şunu da bilmelisiniz ki, Türkiyeli çoğunluk sizin gibi birey değil, Yaratıcılarını bilmiş ve inanmış "Allah kulları"dır. Siz CHP'li bireyler de o kullar'dan oy istiyorsunuz. Size oy vermezlerse onları aldatma yoluna gidiyorsunuz. Bu gidişle de durmadan yalanlar uyduruyorsunuz. Yalancılığı bırakmalısınız! Çünkü doğruluğu olmayanların Türkiye'yi ve onun müslüman halklarını yönetme hakkı yoktur. Ayrıca Yaratan'a kul olmamışların, kulluğu kabul etmiş olanları yönetmeye kalkması doğaya aykırıdır. Yaratılışla barışık olmanız gerekir. Ki yöneticiliğe lâyık olasınız. Ama siz CHP'liler hem Yaratan'la, hem yaratılışla ve hem de yaratılmışlar olan "kullar"la barışık değilsiniz. Çünkü Yaratan'ın yaratıcılığını, yaratılmışların kulluğunu reddediyorsunuz! Siz "bireyler"! Ne yaptığınızı biliyor musunuz? Bir "yaratık" olduğunuzu ne zaman kabul edeceksiniz? Yaratıcınız İlah'a ne zaman kul olacaksınız?

Yoksa siz kulluktan kaçan CHP'liler, Kabaşlar; evrenin sahibi Tanrı tarafından değil de tabiat tarafından mı yaratıldınız? Yoksa sizi yaratan tesadüfler midir, yoksa kendi kendinize mi oluştunuz? Yoksa sizi yaratan atomlar ve hücreler midir? Yoksa "bizi yaratan Atatürk'tür" mü diyeceksiniz? Eğer "böyledir" diyorsanız, kanıtınız nedir? Haydi çıkarın kanıtınızı!

Ama asla bir kanıt ortaya çıkaramazsınız. Çünkü siz tabiatta yaratıldınız. Ama Yaratan tabiat değildir. Siz, atom ve hücrelerle yaratıldınız. Ama Yaratan, atomlar ve hücreler değildir. Siz kendi kendinize oluşmadınız. Çünkü sizin önce tohumunuz yaratıldı anne babanızın vücudunda. Sonra onlar bir çocuk sahibi olmak istediler ve birleştiler. Siz de bu birleşimden sonra meydana geldiniz. Yani siz kendi kendinize oluşmadınız. Sizin tohumunuzu yaratan anne babanız da değildir. Bu durumda evrenin ve içindeki bütün yaratışların tek sahibi Allah'ın varlığını hâlâ kabul etmeyecek misiniz? Hâlâ O'na teslim olmayacak mısınız? Gerçek Tanrı Kur'anıyla apaçık ortada dururken evrendeki yaratışı doğaya, maddeye, tesadüfe ve kendikendiliğe verip sahte tanrılar uydurmaya devam mı edeceksiniz? Sizin sahte tanrılarınız bu evreni yaratabilir mi, onu işletebilir mi, yönetebilir mi? Biraz aklınız varsa söyleyin!

CHP hizmetkârı Kabaş şunları da söylemiş: "Bizler hurafelerin değil, BİLİMİN yolunda ilerleriz!"

Evrenin Sahibi tek Tanrı Allah'ı bilmek, O'na inanmak ve teslim olmak hurafe değil, en yüksek bilim, en yüksek eylem, en büyük şeref ve en büyük kazançtır.

"Bilim" dediğiniz nedir ki? Aklın gelişmesiyle ve zamanın ilerlemesiyle büyüyen bir bilme eylemidir. Bu eylemin din üzerinde egemenlik kuracak bir gücü, bir kabiliyeti ve zaman üstü bir üstünlüğü yoktur. Yani bilim dine hiçbir zaman egemen olamaz. Bu kabiliyete sahip değildir. Çünkü ilerlemesi zamana bağlıdır. Zamana bağlı olduğu için de bilim, "herseyi bilen" olamıyor. Daima öğrenmeye muhtaç bulunuyor. Herşeyi bilmeye, görmeye ve duymaya gücü yetmeyen bilim sizin yolunuzu ne kadar aydınlatabilir? Herşeyi bilen, gören, duyan Tanrı'nın verdiği ışığa muhtaç değil misiniz? Bu ışığı reddederseniz, bilimin aydınlatamadığı karanlık bölümlerde yolunuza nasıl devam edebilirsiniz?

Peygamberleri inkâr eden Celal Şengör'lerin inkârcılığı ve noksan bilimleri sizin yolunuzu aydınlatabilir mi? Ne kadar aydınlatabilir?

Peygamber inkârcısı o Prof'a sorun bakalım; jeologlar bütün Ortadoğu topraklarını kazarak mı Hz. Musa'nın yaşamadığına kani olmuşlar? Yoksa o toprakların altını tamamen röntgenleyerek mi o sonuca ulaşmışlar? Jeoloji biliminin böyle bir gücü var mı? Bütün Ortadoğu topraklarının altını röntgenleyebilir mi? Şimdiye kadar ölmüş insanların DNA'larını ve onların kimlere ait olduğunu bilebilir mi? Bilemiyorsa, Hz. Musa'nın ve diğer peygamberlerin yaşamışlığını nasıl inkâr eder? Buna hakkı var mı? Yetersiz bir Bilim geçmişi ve geleceği ne kadar aydınlatabilir? Onun karanlık bıraktığı noktalarda nasıl yürüyeceksiniz? Yürüyebilir misiniz?

Tanrı'nın varlığını inkâr eden bilim erkeklerinize ve kadınlarınıza sorun bakalım; bütün evreni tarıyacak güçleri ve ömürleri var mi? Yoksa hangi bilgiyle Tanrı'nın varlığını inkâr ediyorlar? Yoksa bütün evreni elekten geçirdikten sonra mı bu kanıya varmışlar? Tanrı'yı ve ötedünyayı inkâr eden hiçbir bilim erkeğinin ve kadınının evreni karış karış elekten geçirecek gücü yoktur ve olmayacaktır. Bu durumda hiçbir kimsenin Tanrı'yı ve ötedünyasını inkâr etme hakkı kalmaz. Bu hakkı elde edebilmeleri için önce bütün evreni taramaları gerekir ve ancak bu taramadan sonra Tanrı'yı bulamamaları halinde "Tanrı yoktur" deme hakları olabilir. O halde bu konuda kimse haksızlığa girmemelidir!

Çünkü Bilimin gücü, aklın gücü kadardır. Aklın gücü de, uzay teleskobunun ve yeray mikroskobunun gücü kadardır. Yani Bilim herşeyi bilen, gören ve duyan değildir. Bilimin bilmesi, görmesi ve duyması sınırlıdır. Herşeyi bilen, gören ve duyan ancak Tanrı'dır. Çünkü Tanrı'nın sahip olduğu ışık bütün Dünya'yı kapsar ve kuşatır ve herşeye nüfuz eder ve bütün evreni aydınlatır. Tanrı ışığı herşeye nüfuz ettiğinden yüce Tanrı toprağın altında olan biten herşeyi görür, bilir ve duyar. Ayrıca O'nun ışıksal ve ışınsal melekleri olduğundan, O'nun memurları olan melekler insanların her halini kaydederler. Bu kayıtlar sebebiyle hiçbir insanın hiçbir anı Tanrı'ya gizli kalmaz. Hem herşey O'nun eşsiz  (yani bizimkine benzemez) bilgisayarında (kaydedici levhasında) yazılmıştır ve yazılmaktadır. Yani herşey kayıt altındadır. Bu muazzam kayıt ve Tanrı'nın herşeye nüfuz eden ışığı sebebiyle Tanrı herşeyi bilir. Bu sebeple de dinin ışığı Bilimin ışığından çok yüksek ve kapsamlıdır. Dolayısıyla dinin ışığını reddedenler Bilimin ışığıyla ancak çok dar bir alanı görebilirler. Tüm alanları göremezler, karanlıkta kalırlar. Çünkü Bilimin gücü sınırlı; boyu kısa, aklı kısa; görüşü, duyuşu kısa ve ömrü de kısadır. Bu kısalıkları sebebiyle de Bilim Din'e muhtaçtır. Ama doğru ve geçerli Din'e. Doğru ve geçerli Din de ancak İslâmiyet'tir.

İslâmiyet, evrenin ve içindekilerinin tek Sahibi "Allah" isimli tek ve eşsiz ve çocuksuz Tanrı'yı bilmek, O'na inanıp teslim olmaktır.

Teslim olmanın şartları ise: Haklı olmak, adaletli olmak, namuslu olmak, ibadetli olmak, ahlâklı olmak ve iyilikçi olup kötülüğü terketmektir.

Bu şartları kabul eden ve uygulayanlar Gerçek Din'i elde etmiş olurlar. Gerçek Dini elde edenler için de ötedünyada mutluluk içinde ebedi bir hayat vardır. Gerçek Dini reddedenler ve uygulamayanlar için ise içinde hiç ölmeden kalacakları ebedi bir ateş vardır. Canlıları su içinde yaşatmayı bilen bir Tanrı, zâlimleri de ateş içinde yaşatmayı çok iyi bilir ve buna gücü yeter.

Ey insanlar! Eğer ölümü öldürmeye, dünyaya gelmemeye (yani doğmamaya) ve kıyameti durdurmaya gücünüz yetmiyorsa, cehenneme düşmekten korkunuz. Ve sizi yaratmış ve yaşatmakta olan tek ve eşsiz İlah'ınızı bilmeye, inanmaya ve O'na teslim olmaya çalışınız. Ancak bu çalışmanız sizi cenete götürür ve ölümsüz bir hayat ve mutluluğa kavuşturur. Bu kavuşum için göstereceğiniz gayret sizin en doğru ve en önemli işinizdir. Bu işinizde sizin tek rehberiniz Kur'andır. Mânevî lideriniz de bu zamanda Hz. Mehdi'dir.

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Not 1: Sedef Kabaş son olarak şunu da söylemiş: "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü de tek dünya liderimiz biliriz."

Diyebilir tabii! Ama gerçeklerin söylenmesi daha önemlidir. Madem önemlidir, biz de gerçeği söyleyelim: Mustafa Kemal millet çoğunluğunun seçimiyle Cumhurbaşkanı olmamıştır. Böyle olduğu için de o, Cumhuriyet'in ilk padişahıdır. (Eğer Atatürk millet çoğunluğunun oylarıyla Cumhurbaşkanı olmuşsa, biz sözümüzü geri almaya ve özür dilemeye hazırız.) Cumhuriyet'in ikinci padişahı ise İsmet İnönü'dür. Yani: Padişahlığı kaldıranlar, Cumhuriyet adı altında kendi padişahlıklarını devam ettirmişlerdir. Hem de onyıllar boyunca!

Bugünkü Cumhuriyet'in Cumhurbaşkanı ise, millet çoğunluğunun seçimiyle yönetim başına gelmiştir. Şimdi söyleyin, hangisi gerçek liderdir? Milletin seçimiyle yönetime gelmiş canlı bir lideri reddedip, ölmüş bir kumandanı lider yapmak cumhuriyetçilik mi oluyor? Bu ne biçim bir cumhuriyetçiliktir! Yoksa CHP'lilerin cumhuriyetçiliği bu mudur? Millet çoğunluğunun seçimini ve seçtigini reddetmekle millete hakaret etmiş olursunuz. Bu hakaret Cumhuriyet'e sığmaz! CHP'liler Cumhuriyet'i tersinden uygulamayı bırakmalıdır. Eğer gerçek bir siyasetçi olmak isterlerse.

Atatürk'ün mâneviyatını kullanmakta olan CHP'liler şunu da iyi bilmelidir: Atatürk hiçbir zaman dünya lideri olmamıştır ve olması da mümkün değildi. Eğer Atatürk Arap ülkelerini, Afrikayı, Balkanları Türkiye'ye bağlayabilseydi veya İngiltere krallığını yıkabilseydi iste o zaman dünya lideri olurdu. Ama Avrupalılar Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkarak dünya lideri oldular. Yani Osmanlı'nın padişahlığını Avrupalılar yıktı. Yıkılan padişahlığın yerine de Cumhuriyet geldi. Ama Cumhuriyet'i getirenler, Cumhuriyet'in özüne uygun olarak iktidara gelmeyi beceremediler. Ve Cumhuriyet'e padişah oldular. Ve müslüman millet için değil, onların aleyhinde inkılâplar yaparak, yani Cumhuriyet'in özünü hiçe sayarak padişahlıklarını sürdürdüler. Ve onların padişahlığı halen Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında devam etmektedir. Cumhuriyet'in özüne aykırı olan bu padişahlık artık son bulmalı ve Atatürk'ü eleştirmek suç olmaktan çıkarılmalıdır. Fikir özgürlüğü, gerçekleri açıklayabilmektir. Gerçeklerin söylenemediği bir yerde fikir ve düşünce özgürlüğü yok demektir. Bu da Cumhuriyet'in özüne zıt bir durumdur. Dolayısıyla bir kitap fuarında Cumhuriyet ve Atatürk hakkında doğru şeyler söylemiş olan Mahir Ünal'ın istifası geri alınmalıdır. O istifanın geri alınmasıyla Cumhuriyet'in Cumhuriyetliği korunmuş olur. Atatürk'ün padişahlığını gösteren yasakların Türkiye yasalarında bulunmaya devam etmesi, Cumhuriyet'e zıttır. Bu zıtlık artık sona ermelidir. CHP'liler Cumhuriyet'i gerçekten seviyorlarsa, bu zıtlığın ortadan kalkması için harekete geçmelidir.

Ayrıca CHP yönetimi şu suali cevaplamalıdır: Çoğunluk olan müslüman millet aleyhinde inkılâplar yapmak Cumhuriyet'in özüne uygun mudur? Meselâ bugünkü iktidar millet çoğunluğunun rızasını almadan: "Bu günden itibaren erkekler sarık, kadınlar başörtüsü ve çarşaf takacak. Türkçe alfabe de kalkacak yerine Arapça konulacak" şeklinde bir yasa çıkarsa, bu yasa Cumhuriyet'in özüne uygun olur mu? Uygun olmazsa, bu uygunsuzluğa ne denir?

Bütün CHP'liler bunu cevaplamalıdır!

CHP'liler şunu da unutmasın: Atatürk ne zaman mezarından kalkıp Amerikan İmparatorluğu'nu yıkarsa, işte o zaman o bir dünya lideri olur! Biz dahi o vakit onun ardından giderdik, gideriz, tabii müslümanlığımıza zarar vermemek şartıyla.

Şunu da merak ediyoruz tabii: Türkiye'yi ABD vesayetine sokmaya çalışan ve onların darbeciliğine sığınan şimdiki CHP yönetimi, Amerikan İmparatorluğu'nu yıkacak bir Atatürk'ten hoşlanırlar mıydı?

Ey CHP'liler! Gerçeğin teslimcileri olunuz. Eğer gerçeği teslim etmek isterseniz şunu söyleyebilmelisiniz: "Evet, o günkü şartlarda Cumhuriyet'in gereklerine tam uyulamadı. Atatürk'ün çoğunluk olan müslüman millet aleyhinde yaptığı inkılâplar da yanlış oldu. Dolayısıyla Atatürk'ün yanlışlarını eleştirmek suç olamaz."

Not 2: Yüzde doksanı müslüman olan Türkiyeli çoğunluğun müslümanlığını reddeden ve onların müslümanlığına zıt yasalar çıkarmak isteyen ve zıt yasaları kaldırmak istemeyen siyasetçiler, siyaseti bırakmalı ve partilerini kapatmalıdır. Türkiyeli müslümanların, müslümanlığa zıt partilere ve siyasetçilere ihtiyacı yoktur.

Not 3: Jeoloji bilginleri ne zaman tüm Ortadoğu topraklarını röntgenden geçirebilirse ve o toprak altındaki insan kemiklerinin DNA'larının kime ait olduğunu tesbit edebilirse ve aradıklarını bulamazsa, işte o zaman: "Geçmişte İsa, Musa, Nuh, Âdem, Muhammed, Davud, İbrahim isminde bir peygamber yaşamadığını" iddia edebilirler. Ama Kur'an, "yaşamıştır" diyor. Bunu diyen de, bütün geçmişi bilen yüce Tanrı'dır, Allah'tır. Bilimin bütün geçmişi ve geleceği göremeyen gözüyle mi bakmalıyız, yoksa herşeyi görebilen Allah'ın bakışıyla mı görmeliyiz?

Bilim'in yetersizliğine dayanarak Peygamberleri inkâr edenlerin Kur'anı yalanlamaya hakkı yoktur. 

Not 4: Bilim bütün gelmişi, geçmişi ve geleceği göremediğinden onun egemenliği yoktur. Bu sebeple dine egemen olamayan Bilim tek rehber değildir. Bilimin yanına dini de rehber yapmak gerekir.

Bununla birlikte gerçeğin şu hakkını da teslim etmek gerekir ki: Din de bilimsiz olmaz. Bilimin doğrularını kabul etmek müslümanlara farzdır. Çünkü Allah'ı inkâr etmeyen doğru Bilim, yaratılışın elçisidir.

Not 5: Ey insanlar! İlk göreviniz; haklı, adâletli, namuslu, ibadetli, ahlâklı ve iyilikçi olmaktır. Eğer gerçek insanlığa yükselmek isterseniz bu görevi yerine getirmelisiniz. Eğer bu görevi yerine getirmek isterseniz, şunları bilmelisiniz:

Haklı olmak: Yaratan'ın, yaratılışın ve yaratılmışların hakkını çiğnememektir.

Adâletli olmak: Haklıya hakkını, suçluya cezâsını hakettikleri kadar vermektir.

Namuslu olmak: Aile'yi korumaktır. Bu koruma için de; gayri meşru cinsel ve ensest ilişkiyi, eşcincelliği ve tecavüzcülüğü kesmek ve onlara yanaşmamak gerekir.

İbadetli olmak: Hergün beş defa evrenin ve içindekilerinin tek ve eşsiz sahibi büyük Allah'ı yüceltmek ve O'na teşekkür etmektir.

Ahlâklı olmak: En başta doğru olmak ve yalancılığı, iftiracılığı, sözünde durmazlığı ve ikiyüzlülüğü  terketmektir.

İyilikçi olmak ise: Âciz, fakir ve muhtaçların yardımına koşmaktır. Bu koşu da, Allah ve insanlık hesabına karşılıksız olmalıdır.

Not 6: Ey İzmirliler! Buca'daki deprem sizi korkuttu. Bu deprem size Allah'tan bir uyarıdır. Çünkü çoğunluğunuz Allah'a teşekkürsüzsünüz. Teşekkürsüz kulları Allah ne yapsın? Onları niçin yaşatsın? Sizin için hergün 24 saatlik hayat üreten yaşatıcınız Allah'a teşekkür ediniz ki, Allah sizden rahatsız olmasın. Depremle sizin keyfinizi bozmasın. Allah, O'na teşekkür edenleri ödüllendirir. 

İmza: Mehdiyet ve Hilâfet Makamı.

 

Allah'tan başka tanrı yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmiikisi, Kasım başı.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

(Muranist: Modern Kur'anlı.)

                       *      *      *

 

 

Samstag, 10. September 2022

RUSYA UKRAYNA'DAN ÇIKMAK ZORUNDADIR!

RUSYA UKRAYNA'DAN ÇIKMAK ZORUNDADIR!

 

haksız saldırıyı yasaklamış olan tek TANRInın adıyla

 

Bütün insanlığın şahit olduğu gibi Rusya Ukrayna'ya saldırdı ve bu saldırı ve işgalini sonlandırmaya yanaşmamaktadır. Bu saldırı ve işgali sonlandırmak isteyen ulusları da nükleer silahla yok etmekle tehdit etmekte ve onları susturmaktadır. Yani Rusya, bütün insanlığın gözü önünde Ukrayna gibi koskoca bir ülkeyi Ukraynalıların elinden zorbalıkla almaya çalışmaktadır. Bu çalışmasını başarısızlığa uğratacak olan ülkeleri de nükleer silahla yok edeceğini söylemekte ve bütün insanlığı korkutup sindirmektedir. Böyle çok büyük bir tehditle insanlık ilk defa karşılaşmaktadır.

Rusya yönetiminin dehşet verici tehditleri karşısında Birleşmiş Milletler de birşey yapamamaktadır.

Görüldüğü gibi ortada çözüm bekleyen çok büyük bir sorun var. Bu sorunu nasıl çözebiliriz?

Bu sorunun en iyi çözgeci, çözüm aracı Hak ve Adalet'tir. O halde biz de ortadaki sorunu bu iki araç ile çözmeye çalışalım.

Bilinmelidir ki bütün kavga ve savaşların temel sebebi haksızlık ve adaletsizliktir. Hakkına razı olmamak, başkasının hakkını elinden almaya çalışmak, işlediği suçun cezasını kabullenmemek daima kavga ve savaş çıkarmaktadır. Bu tablo karşısında çözüm de gayet açıktır: Hakkına razı ol. Başkasının hakkını çiğneme. Eğer suç işlediysen cezasını kabullen.

Şimdi Rusya'nın saldırı ve işgaline bakalım. Ukrayna Rusya'ya saldırmadı. Herhangi bir savaş ilanında da bulunmadı. Ukrayna'nın tek isteği kendini daha iyi koruyabilmek için NATO'ya girmekti. Rusya ise bu isteği suç olarak kabul etti. Halbuki bir ülkenin NATO'ya girmek istemesi ve  girmesi suç değildir. Çünkü bu konuda yapılmış uluslararası bir yasa ve anlaşma yoktur. Her ülkenin de kendini koruma hakkı vardır. Bu hak sadece Rusya ve Amerika'nın değildir.

Görüldüğü gibi Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması ve işgal altında tutması çok büyük bir haksızlık içermektedir. Rusya ise bu haksızlığını sonlandırmak istemiyor ve sonlandırmak isteyen ülkeleri de nükleer silahla tehdit etmektedir. Bu tehdit asla kabul edilemez! Rusya içinde bulunduğu haksızlık ve adaletsizliği bırakıp Ukrayna'dan çıkmalı ve orada meydana getirdiği bütün yıkımın bedelini de ödemelidir. Rusya'nın hakkı budur. Rusya bu hakkı kabul etmediği takdirde Avrupa ve Amerika ülkelerinin ona savaş açma hakkı doğar. Bu hakkın kullanılması ise Üçüncü Dünya Savaşı ve nükleer silahların kullanılması demektir. Acaba böyle büyük ve dehşetli bir savaşta Rusya daha çok mu kazanır, yoksa daha çok mu kaybeder? Rusya'nın uğrayacağı zarar daha büyük olmayacak mı? Rusya yönetimi bunu göremiyor mu? Varolmak mı iyidir, yoksa yok olmak mı? Varolmak daha iyi olduğuna göre, Rusya haksızlığından vazgeçmeli değil mi?

Rusya Ukrayna'dan çıksa ve uğrattığı yıkımın bedelini ödese, daha az zarara uğramış olur. Avrupa ve Amerika'yla savaşa giriştiğinde ise daha çok zarara uğrayacaktır. Rusya bu zarardan kaçmalı ve Ukrayna'dan çıkmalıdır. Çünkü Rusya'nın Ukrayna'da hiçbir hakkı yoktur. Çünkü Ukrayna Rusya'nın tapulu mülkü değildir. 17 milyon km² toprağa sahip olan Rusya yönetiminin başka topraklarda gözü olmamalı. Ciddiye alınmak isteyen bir Rusya'nın haksızlık etme hakkı yoktur.

Yüce Tanrı haklıların yanında ve haksızların karşısındadır. Tanrı'yı yanlarında bulmak isteyen yönetimler haksızlıklarını sonlandırmalıdır.

Yüce Tanrı Ukrayna'nın ve Ukraynalıların yardımcısı olsun!

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: Eğer NATO Rusya'nın yakın çevresindeki ülkeleri kendine üye yaparak Rusya'nın güvenliğini tehlikeye sokuyorsa, bunun suçlusu Ukrayna değildir. Kim suçluysa, Rusya hesabını onunla görmelidir. Çünkü 14 adalet ilkesinden birisi: "Bir suçlunun cezası başka birine ödetilmez"dir. Rusya yönetimi bu adalet ilkesine uymak zorundadır.

Not 2: Rusya Suriye'de üsler kurarak ve Amerika da üs kurmaktan başka YPG terör örgütünü silahlandırarak ve Yunanistan da Türkiye'nin dibindeki adaların silahlanmasını ve ABD'ye üs kurmasını sağlayarak Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmektedir. Bu tehdit bir suçtur. Bu suç terkedilmelidir. Terkedilmeyen suç ise Türkiye'ye o tehditçi ülkelere karşı savaş açma hakkı kazandırır. Bu hakkın kullanılmasını istemeyen ülkeler tehditlerini sonlandırmalıdır.

Not 3: Rusya Suriye'deki üslerini kapatıp giderse, ABD de üslerini kapatıp gitmek zorunda kalır. Rusya gitmezse, ABD de gitmez. Rusya ABD'ye rağmen giderse, Türkiye ile arasını sağlamlaştırmış olur. Rusya gittiği halde ABD gitmezse, onunla Türkiye arasında bir savaş kaçınılmaz olur. Eğer ABD savaş istiyorsa, Suriye'den çıkmayacaktır. Ama ABD yönetimi, Suriye'de bir hakkı bulunmadığını kabul etmeli ve teröristlere destek olmanın ve bir ülkeyi bölmeye çalışmanın da suç olduğunu bilmelidir.

(Rusya ise, NATO'ya giren Avrupa ülkelerine: "Güvenliğimi tehdit ediyorsunuz" derken, Suriye'de bulunuşuyla Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmekte olduğunu unutmamalıdır.

(Ancak Rusya ABD'yi dengelediği için şimdilik Suriye'de kalabilir.))

Not 4: Rusya Avrupa'ya gaz sevkiyatını kesti. Sevkiyatın tekrar devam etmesi için de ona yapılan yaptırımların kalkmasını istiyor. Bu istek, haksız bir istektir. Çünkü Rusya Ukrayna'ya saldırmasaydı o yaptırımlar ona uygulanmayacaktı. Rusya yaptırımların kalkmasını istiyorsa, Ukrayna'dan çıkmayı ve işgali sonlandırmayı kabul etmelidir. Bu kabul edilinceye kadar Rusya'nın gazı kesme hakkı yoktur. Rusya'nın bu haksızlıkta ısrar etmesi, Büyük Savaş'ı kaçınılmaz kılar. Rusya bu savaştan çekinmelidir. Çünkü kaybedecek çok şeyi vardır.

Not 5: Rusya yönetimi şunu iyi bilmelidir: Rusya'nın Ukrayna'da yaptığı yıkım kadar Ukrayna'nın da Rusya'da yıkım hakkı vardır. Çünkü Rusya Ukrayna'ya haksızlıkla saldırdı.

Not 6: Rusya yönetimi Suriye'de zalim bir diktatörün aklına uyarak yüzbinlerce masum insanı katletti veya katledilmesine yardım etti. Rusya şimdi de şeytanlaşmış danışmanlarının üfürmelerine uyarak Ukrayna'da katliam yapıyor. Suç üstüne suç işliyor! 17 milyon km² toprağa sahip olan Rusya yönetimi şunu iyi bilmelidir: İmparatorlaşma devri bitti. Çünkü çok yakında kıyamet var. İnsanlığın çok az bir ömrü kaldı. Çünkü evren sahipsiz değildir. Sahipsiz olmadığı için de evren kendi başına sonsuza kadar yaşayamaz. Yüce Tanrı da, O'na inanç ve ibadetten uzaklaşan insanlığı yaşatmak istemez. Bu sebeple yüce Tanrı 100 yıl sonra kıyametin düğmesine basacaktır. Bu gerçek karşısında ülke yönetimlerinin yapacağı iş, ellerindeki topraklarla yetinip, başkasının mülküne göz koymayarak barış içinde yaşamaya çalışmaktır. Bu çalışmayı isteyenler adaletli olmak zorundadır. Adalet olmazsa, barış da olmaz. Barış olmazsa, girişilecek bir savaş, insanlığın sonunu kıyametten önce getirebilir. Ülke yönetimleri bu erken kıyametten kaçınmalı, boynunu adalete eğmelidir. Yüce Tanrı'nın ülke yönetimlerinden istediği de budur.

O halde imparatorlaşma hayalleri sona ermeli ve her ülke özgürce, korkusuzca ve birbiriyle yardımlaşarak kendi varlığını korumaya çalışmalıdır. Bu çalışmayı bırakıp saldırıda bulunan yönetimler kaybedecektir. Kaybedecek ülkelerin en başında da Rusya bulunuyor. Rusya ya Tanrı'nın yumruğuyla, ya da birleşik güçlerin darbesiyle kayba uğrayacaktır. Rusya kaybeden olmak istemezse, Ukrayna'dan derhal çıkmalıdır. Çıkmamakta diretirse, Avrupa ve Amerika'ya savaş ilanında bulunmuş olur. Bu ilan karşılıksız kalmaz.

Not 7: İnsanlığı nükleer silahla tehdit etmekte olan Rusya yönetimi, dünyaya erken bir kıyameti getirmeye çalışmaktadır. Bu çalışmasıyla Rusya yönetimi insanlığa güven vermemektedir. Bu sebeple onun sahip olduğu bütün nükleer silahlar onun elinden alınmalıdır.

Not 8: Rusya eğer ciddiye alınan bir ülke olmak istiyorsa, adalete sarılıp haksızlığı bırakmalıdır. Adalete sarılmak isteyenler için adaletin ilkeleri şunlardır:

 1- Kanun koymadan suç ve ceza olmaz. 2- Suçu kim işlemişse cezayı o çeker, başkasına yüklenmez. Yani suçlunun aile ve akrabası, dini ve milleti -suçlunun suçluluğuna destek vermedikleri sürece- sorumlu tutulamaz. 3- Hiç kimse işlemediği bir suçla suçlanamaz ve cezalandırılamaz. 4- Suçluya destek vermek, zâlime meyletmek ve onun tarafında bulunmak suçtur. 5- Şüphe üzerine ceza verilemez. Suçun isbatlanması şarttır. 6- Sevdikleriniz olsa dahi suçluyu adaletten kaçırmaya hakkınız yoktur. Suçluyu adâletten kaçırmak suçtur. 7- Şahitlikten kaçmamalı ve şahitliği doğru yapmalısınız. 8- Geçmişte olanlar için cezalandırıcı yasa yapılamaz. (Yani şimdiki işler için cezalandırıcı bir yasa yoksa, gelecekte de geçmiştekiler için cezalandırma yapılamaz.) 9- Herhangi bir ırk renginden dolayı suçlu ilan edilemez. 10- Düşünce suç değildir. Suç içeren düşünce, uygulanmadıkça suç sayılmaz. 11- Hak, adalet, namus ve bunlara dayalı özgürlüğü çiğnemeyen dinsel yaşam engellenemez. 12- Hakaret, ifade özgürlüğü değil, suçtur. 13- İşlenilen suçun aynısıyla karşılık vermek haktır. Fakat bu hakkı para ve hapis cezasına çevirmek veya affetmek de mümkündür. 14- Haksızlıkla bir kimseyi öldürenin hakkı idamdır. Fakat suçluluk oranı yüzde yüzün altındaysa, hapis cezası verilir. Yüzde yüz suçluysa, idam edilir. Tanrı'nın yenileşmiş dininde hırsızın eli kesilmez. Çünkü hükümler şartlara göredir. Şartlar değişince hükümler de değişir ve değişmiştir. Bu değişikliğe göre, hırsız ancak çaldığı değer kadar cezâlandırılır. Çünkü yapılan kötülüğün dengi kadar cezâlandırma esastır. Yani haksızlıkla bir tokat atana birden fazla tokat atılamaz. Parmağınızı koparanın elini, kolunu veya kafasını koparma hakkınız yoktur. Hak alma işini de devlete bırakmak zorundasınız. Çünkü devletin olduğu bir yerde cezâlandırmayı millet değil, devlet yapar.  Fakat haksızlığa uğrayan bir fert hakkından vazgeçmedikçe veya affetmedikçe, devletin suçluyu affetme hakkı yoktur. Bu hakka sahip olabilmesi için haksızlığa uğrayanın onayını alması gerekir.

Not 9: Ukrayna'ya saldırmış ve onu işgal altında tutan Rusya kesin bir haksızlık içerisindedir. Rusya bu haksızlığı kesmek zorundadır. Kesmediği takdirde Avrupa ve Amerika'nın Rusya'ya savaş açması bir hak haline gelir. Bu hak kullanılmazsa ve Ukrayna'nın işgaline göz yumulursa, Avrupa'nın varlığı tehlikeye girer. Avrupa ve Amerika buna izin veremez. Sorunun çözümü, Rusya'nın Ukrayna'dan çıkmasıdır. Yaptırımlar ancak bu çıkış karşılığında kalkar. Rusya yönetimi, Avrupa ve Amerika'nın Ukrayna'yı Rusya'ya yem yapmasını beklememelidir. Çünkü aç bir canavar bir tek yemle doymaz, devamlı yemlenmek ister. Rusya, canavarlığını bırakmak zorundadır. Bırakmazsa, o canavarı öldürmekten başka çare kalmaz. Avrupa'da ava çıkan Rusya avlanabilir. Avlanan bir Rusya, 17 milyon km²'lik topraklarını kaybedebilir. Rusya bu kayba hazır mı?

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

EVRENİN SAHİBİ TANRI TEKTİR

İSA MUSA VE MUHAMMED TEK TANRI'NIN KULU VE ELÇİSİDİR

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmiikisi, Eylül başı.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve Uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

(Muranist: Modern Kur'anlı.)

                       *      *      *