Sonntag, 17. Oktober 2021

KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MESAJ!

KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MESAJ!

 

iyiliği ve doğruluğu emreden ALLAHın merhametli adıyla

 

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu,

 

Başkan Erdoğan'ın Rize'ye giden Meral Akşener'e verdiği cevabın içinde geçen "bunlar daha iyi günler... daha neler olacak neler" sözlerinden yola çıkarak Erdoğan'ın "siyasi cinayetler işleteceğini" iddia ettiniz. Ama bu iddianız açıkça bir iftiradır! Size, "elinizde bir delil var mı?" diye sormayacağız. Çünkü elinizde hiçbir delil bulunmadığını çok iyi biliyoruz. Çünkü deliliniz olsaydı savcılığa gider şikayette bulunurdunuz. Şikayetçi olmayışınız, iftiracılığınızı ortaya seriyor. Ama ortaya serdiğiniz bu kötülük, bir suçtur. Bu suç ise cezalandırılmanızı gerektiriyor. Size bir iftira davasının açılması çok iyi olacaktır.

Size soruyoruz: Erdoğan ve AK Parti 18 yıllık iktidarında kaç CHP'liyi öldürttü? Verecek cevabınız olmadığına göre, Erdoğan'ın siyasi cinayetler işleteceği iftirasını nasıl uydurabiliyorsunuz?

Yalanlar uydurarak, iftiralar atarak, terör örgütleriyle ittifaklar kurarak durmadan suç işliyorsunuz. Artık bu suçları terketme zamanı gelmedi mi? Çünkü yaşınız 73 olmuş. Kabre girmenize sadece 2 yıl kalmış. Çünkü Türkiye'de erkeklerin ortalama yaşam süresi 75 yılmış. 2 yıl sonra dünyayı terkedeceğinizin farkında mısınız? Ama siz, kabre girmenize iki adım kalmış olduğunu görmeyerek hâlâ suç işlemeye devam edip, ötedünyada bir cehennem inşa ediyorsunuz. Cehennem yerine bir cennet inşa etmeniz gerekmez mi? Bunun için de suçlarınıza tövbe edip doğru yolda iyi işler yapmanız gerekmiyor mu? Elbette gerekiyor! O halde cennetlik işler yapınız. Bunun için de; doğru, adil, namuslu, ibadetli, ahlâklı ve iyilikçi olmanız gerekir.

Yoksa evrenin bir "Sahibi" olduğuna ve o Sahib'in sizi ölümünüzden sonra tekrar diriltip hesap soracağına inanmıyor musunuz? Eğer bu inancınız yoksa, durumunuz çok kötü! Çünkü iki yıl sonra (sizin düşüncenize göre) "yok"olup gideceksiniz.

Ama öyle yağma yok! Dünyada yaptığınız bütün kötülüklerin hesabını verecek ve cezalandırılacaksınız. Çünkü evren Sahibi'nin mutlak adaleti bunu gerektiriyor. Adaletin yerini bulması için de evren Sahibi, sizi kıyametten sonra tekrar diriltip yargılayacak ve hakettiğinizi verecektir. Ölümü öldürmeniz ve tekrar diriltilişi engellemeniz mümkün olmadığından yargılanmanız ve cehenneme atılmanız mutlaka gerçekleşecektir. Başınıza gelecekleri durdurmaya gücünüz var mı? Madem yok, o halde bundan sonra adımlarınızı dikkatli atınız ve suç işlemeyi terkediniz. Eğer terketmezseniz, bu dünyada da sizden hesap sorulabilir. Çok büyük cezalar alabilirsiniz. Çünkü bulunduğunuz makam, sizin bir günahınızı 82 milyon günah yapıp çoğaltmaktadır. Dolayısıyla işlediğiniz bir suç, size milyonlarca yıl hapis cezası kazandırabilir.

Meselâ söyleyeceğiniz bir yalanın cezası, 1 gün hapis olsun. Ama siz bir yalan söylediğinizde Türkiye'deki 82 milyon insanı aldatmış oluyorsunuz. Bu sebeple cezanız, 82 milyon gün hapis cezası oluyor. Bu da, 2,5 milyon yıl yapar. Kötülüğünüzün çapını görebiliyor musunuz? Size bu dünyada çektirilmeyen ceza, ötedünyada mutlaka çektirilecektir. Yalancılığı bırakmanız gerekmez mi?

Yalan söyleyerek insanları aldatmak en büyük ahlâksızlıktır. Ahlâklı olmanız gerekmez mi? Hakiki bir insan olduğunuzu ancak güzel ahlâkınızla gösterebilirsiniz. Ama siz yalanlar söyleyerek sahte ve işe yaramaz bir insan olduğunuzu çok iyi isbatlıyorsunuz! Gerçek bir insan olmaya ne dersiniz? Yoksa sahte bir insan olmaya devam mı edeceksiniz?

Eğer ölümü öldürüp tekrar diriltilmeyi durdurabilecekseniz ve evrenin Sahibi Allah'a hesap vermekten kaçabilecekseniz, sahte insan olmaya devam edebilirsiniz.

Ama unutmayın! Sahte insanların en iyi yeri hapishanedir. Yalanlarıyla 82 milyon Türkiyeliyi aldatanların yeri parti başkanlığı olamaz!

Şimdiye kadar on yalan söylediyseniz, bunun cezası: 25 milyon yıl hapistir. Çünkü herbir yalanınızla 82 milyonluk bir milleti aldatıyorsunuz. Bu çok büyük suç nasıl cezasız kalabilir?

Şu dünyada en fazla üç-beş yıl daha yaşayabilirsiniz. Yalancılığı bırakıp doğru yola girmeniz gerekmiyor mu? Yoksa cehenneme atılmaya hazır mısınız?

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: Türkiye Adalet Kurumu politikacıların yalancılığına ceza getirmelidir. Bir yalan karşısında verilecek cezanın, ülke nüfusuyla çarpılacağı bildirilmelidir. Gerekli ceza getirilirse, hiçbir politikacı yalana adım atamaz.

Not 2: Gördünüz Sayın Kılıçdaroğlu! Kader sizi ölümle, biz de sizi cehennemle tehdit ediyoruz. Kaderi mahkemeye verebilir misiniz?

Not 3: Siz Bay Kılıçdaroğlu; terör örgütlerini savunarak, onlarla ittifak kurarak çok büyük suç işlemektesiniz. Sayın Erdoğan bu suçlarınıza bakarak; "bunlar iyi günler, daha neler olacak neler" derken, hakkınızda çok büyük bir dava açılacağını ima etmiş olabilir.

Not 4: CHP Genel Başkanı'nın terör örgütleriyle ittifak kurması, onları savunması ve onların arzusuna göre Türkiye'yi bölmeye çalışan bir anayasa hazırlaması cezasız kalmamalıdır. Eğer İP ve CHP'nin yaptıkları cezasız kalırsa ve iktidara gelirlerse, Türkiye en kısa zamanda yıkılışa gider. Türkiyeliler buna daha fazla seyirci kalamaz!

Not 5: CHP'nin, 15 Temmuz Darbesi'ni yaptıran ABD yönetiminden meşru hükûmeti yıkmak için destek alması, çifte suçtur. Bu suçun hesabının sorulması gerekir.

Not 6: CHP'nin devletten aldığı hazine yardımını terör örgütleriyle ittifak kurarak Türkiye aleyhinde ve Türkiye'yi parçalamak için harcaması, suçtur, ihanettir! Bu ihanetinden dönmediği takdirde onun aldığı yardım kesilmelidir. Dolayısıyla CHP'ye karşı bir hukuk mücadelesinin başlatılması gerekiyor. Bu gereklik mutlaka yerine getirilmelidir. Gerekli olan yapılmadığı takdirde CHP'lilerin cesareti daha çok artar ve Türkiye'yi parçalamaktan ve onu ABD'ye yem yapmaktan kaçınmazlar. Suçlarını sevap olarak görmeye devam ederler.

Not 7: Sayın Cumhuriyet BaşSavcısı! CHP Genel Başkanı; "CumhurBaşkanı Erdoğan'ın iktidarda kalabilmek için siyasi cinayet işletebileceği" iddiasında bulundu. Fakat bu iddianın tersi de mümkündür. Yani AK Parti'yi devirmek isteyen CHP, HDP, İP, FETÖ ve PKK'lılar kendi aralarında anlaşarak bir siyasi cinayet işletip bununla AK Parti'yi ve liderini suçlayıp bu suçlamanın getireceği gelirle de iktidara gelmek istiyor olabilirler. CHP ve HDP'nin içinde de zaten bol miktarda cinayet işleyecek PKK'lı ve DHKP-C'li bulunmaktadır. Biraz araştırırsanız göreceksiniz ki, CHP'nin geçmişi de siyasi cinayetle doludur. FETÖ, PKK ve HDP ile ittifak kurmaktan sakınmayıp Türkiye'ye ihanet etmekte olan bir CHP'den her türlü kötülük beklenebilir. Bu kötülükler içinde siyasi cinayet işletip AK Parti'yi suçlamak da bulunabilir. Bu konuda hassasiyet göstermenizi rica ediyoruz.

Saygılarımızla...  

 

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

 Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmibiri, Ekim ortası.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka dâvet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

                        *   *   *

 

Donnerstag, 14. Oktober 2021

NAGEHAN ALÇI VE PKK'LI CHP NEDEN TEHDİT EDİYOR?

NAGEHAN ALÇI VE PKK'LI CHP NEDEN TEHDİT EDİYOR?

 

hakkın ve hakta olan halk çoğunluğunun rızası olmadan hükmetmeyi yasaklamış olan ALLAHın adıyla

 

Köşe yazarı ve televizyon yorumcusu Nagehan Alçı, katıldığı bir televizyon programında "23 seçimleri"nin kanlı olacağını iddia edip: "Kan akabilir, tansiyon çok yükselir, sokaklardaki gerilimi kontrol edemezsiniz. Bunun sorumlusu hepimiz oluruz." demiş.

Demiş ama, bu sözlerin altında  dolaylı bir tehdit var. Nagehan Hanım bu tehditle demek istiyor ki: "Erdoğan gitmeli ve AK Parti iktidardan çekilmelidir. Eğer bunlar olmazsa, ülkede kan akar. O kanı da biz, yani PKK'lılaşmış İP ve CHP akıtır."

Nagehan Hanım'ın sözleri altında aynen bu tehdit var. Çünkü Erdoğan'ın iktidarda kalmak için kan akıtmaya ihtiyacı yok. Çünkü onun arkasında müslümanlar var. Türkiye'nin yüzde doksanı da müslümandır. Erdoğan ve AK Parti, müslüman çoğunluk istediği için iktidardadır. Müslüman çoğunluk istemediği takdirde Erdoğan ve AK Parti gider.

Erdoğan ve AK Parti iktidara, iktidarı CHP'nin elinden zorla ve zorbalıkla almadı ve kan dökerek gelmedi ki, iktidarda kalmak için kan dökmek istesin. Erdoğan ve AK Parti, iktidarı, müslüman millet çoğunluğundan istiyor, millet de veriyor. Erdoğan ve AK Parti müslüman millete güveniyor. CHP'nin böyle bir güveni ve dayanağı olmadığı için iktidar olamıyor.

Şimdi söyleyin, geriye ne kalıyor? Yani Nagehan Hanım'ın sözlerindeki tehdit, AK Parti ve Erdoğan'ın olamaz! Bu tehdit ancak PKK'lı CHP'nin tehdididir. Çünkü CHP'nin arkasında müslüman millet çoğunluğu yoktur. Onun arkasında PKK ve onun aparatı HDP vardır. Bu terör partileri olmasa, CHP'nin Türkiye'deki siyasal gücü yüzde 20'dir. Bunların çoğunluğu da müslümanlıktan uzak kimselerdir.  

CHP'liler, tehditleri ve PKK ile ittifakı bırakmalı. Müslüman milletin çoğunluğuyla ittifak kurmalıdır. Bu ittifakı kuramazsa, CHP iktidar olamaz. Ama CHP'liler AK Parti'yi mutlaka devirmek istiyorlarsa, o zaman Türkiye'de kan dökmek isteyeceklerdir. CHP'liler ittifak kurdukları PKK'dan destek alarak kan dökebilirler. Ama bu kanda boğulan onlar olur!

CHP'liler iktidar olmak istiyorsa, kanlı tehditleri, PKK'yı ve onun aparatı HDP'yi bırakmalı, müslüman milletle ittifak kurmaya çalışmalıdır. Bu çalışması olmazsa, AK Parti iktidarda kalmaya devam edecektir. Çünkü AK Parti, müslüman milletle ittifak kurmuştur. ABD Başkanı Biden'la değil!

CHP ve CHP'liler istiyor diye, AK Parti iktidardan gitmez. AK Parti iktidardan ancak müslüman millet çoğunluğu istemezse gider. Demokrasi bu değil mi? Milleti tehdit eden CHP ve CHP'liler yoksa diktatörlük mü istiyor? Kahrolsun diktatörlük! Kahrolsun diktatörlükten medet umanlar! Yaşasın demokrasi ile iktidarda kalmak isteyenler!

İmza: Mehdiyet Makamı.

 

Not 1: Türkiyeliler dikkatli olmalıdır. Çünkü PKK ile ittifaktan kaçınmayan, "ben PKK ile kopmaz bir bağlantısı olan HDP ile ittifak kurmam" demiyerek alçaklığı kabul eden bir CHP ve yönetenleri, Türkiye'de kan dökmenin yollarını arayabilir. Yani onların tehditleri boş olmayabilir. Çünkü onların doğru yollardan iktidara gelip millete hizmet etmek gibi bir dertleri yok, ama devirmek istedikleri bir "düşman"ları var. O düşman da: AK Parti ve Erdoğan'dır. İşte bu düşmanlarını yıkabilmek için Türkiye'nin düşmanı PKK ve onun siyasal aparatı HDP ile ittifaka koşuyorlar. Yani Türkiye'ye ihanette büyük bir yarış içine girmiş durumdalar. Bu yarışı da, FETÖ ve PKK teröristlerini özgürleştirmek, Türkiye'yi bölmek, Türkiye'nin Asya'da, Afrika'da ve Orfadoğu'da liderleşmesini önlemek, denizlerde Türkiye'nin ekonomik ve stratejik güç kazanmasını engellemek, Türkiye'de ve Suriye'de bir PKK devletinin kurulmasını sağlamak ve Türkiye'yi AB ve ABD'nin emrine sokmak için yapıyorlar. Çünkü CHP'ye ABD tarafından yüklenen misyon budur! Onlar ve onlara destek verenler bu yarışı kazanmamalıdır. Türkiye'ye "İhanet Misyonu" durdurulmalıdır!

Not 2: FETÖ ve PKK ile ittifak kurma alçaklığında bulunan CHP ve CHP'liler, geçmişte Menderes ve Demokrat Parti'ye yaptıkları kötülüğü, şimdi AK Parti ve Erdoğan'a da yapabilirler. Çünkü normal demokratik yollardan iktidara gelmeleri mümkün değildir. Bunun için de zaten HDP ve PKK ile ittifakı kabullenmişlerdir. Bu kabullenme sebebiyle de PKK'yı masum bir kedicik olarak görüyorlar!

Not 3: HDP ve PKK ile ittifak kurma alçaklığından vazgeçmeyen CHP'lilerin bulunduğu durum, hiç normal değildir. PKK ile ittifak kurarak kendini şeytanlaştıran CHP, bu şeytanlaşmışlıktan uzaklaşmak zorundadır. Eğer uzaklaşmazsa, onu ya yıkmak, ya da kapatmak gerekir. Meşru yol, onu kapatmaktır. Demokrat Türkiyeliler, CHP'nin bu ihaneti karşısında sessiz kalmamak zorundadırlar. Çıkaracakları ses, CHP'yi ya kapatılışa, ya da PKK ve HDP ile ittifaktan kopmaya götürmelidir.

Not 4: HDP'nin kan dökücülükle ilgili bir sabıkası var. Bu sabıkaya bir de CHP eklenmemelidir. Eğer CHP'liler kan dökecek olurlarsa bu, onların partilerinin kapatılmasına bahane olur.

Not 5: CHP'liler, CHP'nin geçmişte Menderes ve Demokrat Parti'ye yaptığı kötülüğü, Erdoğan ve AK Parti'de denememelidir. Yapılacak deneme bu sefer CHP'yi başarıya götürmez. İktidar, doğrulukla ve hakederek kazanılır; hile ve zorbalık ile değil. İktidarı haketmenin yolu, millet çoğunluğunun rızasını almaktır. CHP'nin müslüman millet çoğunluğuna verecek neyi var? Verecek birşeysi yoksa, iktidar olma arzusundan vazgeçmelidir CHP! AB ve ABD'nin CHP'ye yüklediği 1. Not'taki misyon için istenen iktidar, ihanetten başka birşey değildir! CHP'liler Türkiye'ye ve Türkiyelilere ihanetten uzak durmalıdır! CHP'lilerin hile ve zorbalıkla kazanacağı bir iktidarı, Türkiyelilerin yıkma hakkı vardır. CHP'nin ihanet iktidarı uzun ömürlü olmaz. Türk Ordusu da buna izin vermez.

Seçim 23'ün kazandırıcısı ve kaybettiricisi marksist PKK ve aparatı değil, Kur'anlı Türkiyeliler olmalıdır.

Not 6: CHP Genel Başkanı, yazar Fuat Uğur'un sözlerini dinlemelidir: https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/621002.aspx

Not 7: Fuat Uğur'a mesaj! FETÖ ve PKK ve onun aparatı olan HDP ile ittifaktan çekinmeyen, onları savunmaktan kaçınmayan ve tek hedefi Erdoğan'ı devirmek olan bir CHP masum değildir. Bu partinin yönetenleri siyasi bir cinayet işletebilmek için FETÖ ve PKK ve HDP ile anlaşmış olabilir. Bakalım kurbanları hangi partiden olacak: CHP'den mi, HDP'den mi, İP'den mi yoksa Dev'den, Gel'den veya Sap'tan mı?

Duamız: Ey dünya ve evrenin tek sahibi Allah'ım! Türkiye ve Türkiyeliler aleyhinde faaliyet gösteren bozguncuların işini boz. Onlara daha fazla fırsat verme. Onların kötülüklerini kendilerine çevir, belâlarını ver. Duamızı kabul buyur. (Namazlı müslümanlar bu duayı namaz aralarında ve sonunda mutlaka okumalıdır. Allah, iyileşmek istemeyenleri iyileştirmez, unutulmamalıdır. Çünkü Allah'ta zorbalık yoktur. İyileşmek istemeyenleri zorla iyileştirmez.)

Not 8: Öcalan'a özgürlük isteyen Fransız senatör Pierre Laurent'e Cevap: Öcalan eğer PKK'nın katlettiği 40 bin masum insanı diriltebilirse veya PKK'nın Türkiye'ye verdiği 1,5 trilyon dolarlık zararı ödeyebilirse, bu takdirde Öcalan serbest kalabilir. Fransa Öcalan'ın kurtuluşunu gerçekten istiyorsa 1,5 Trilyon doları Türkiye'ye ödesin, Öcalan'ı özgürleştirsin.

Eğer Öcalan için adalet istenirse ona kesilecek gerçek ceza şudur: Öcalan'ın başında bulunduğu terör örgütü, 40 yılda 40 bin masum vatandaşı katletmiştir. Bu katliamların karşılığı 40 bin idamdır.

Eğer daha adaletli olunması istenirse, onun hesabı şudur: Türkiye'de ortalama yaşam süresinin 80 olduğunu ve öldürülenlerin de 40 yaşında olduğunu farzedelim. Buna göre Öcalan ve örgütü PKK, 40 bin vatandaşın 40'ar yıllık yaşamını yok etmiştir. Bu da 1 milyon 600 bin eder. Yani Öcalan'ın bu kadar yıl hapis yatması gerekiyor. (Öldürülenlerin yaşlarına bakılarak daha ince hesap yapılabilir.) Öcalan ise henüz 22 yıl hapis yatmıştır. Ölünceye kadar yatsa bile gerçek cezasını karşılayamayacaktır. Yani bu hesap evrenin sahibi Allah'a ve ötedünyaya kalıyor. Öcalan, geri kalan cezasını ötedünyada ödemeye devam edecektir. Bu ödeme için de tekrar diriltilecek ve hesap verecektir. Ama ölümü öldüremeyen ve tekrar diriltilişi durduramayacak olan Öcalan evrenin sahibi Allah'a teslim olup tövbe ederse ve ibadete başlarsa, bu cezadan kurtulur.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti isterse, Öcalan 40 bin masum vatandaşın kan bedeli olan 40 milyar tl'yi ödediğinde onu serbest bırakabilir.

Bu hesap Öcalan'ın özgürlüğünü isteyen Avrupalı siyasetçilere gönderilmelidir. 

İmza: Mehdiyet Makamı.

 

 Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmibiri, Ekim başı.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka dâvet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

                        *   *   *

 

Sonntag, 10. Oktober 2021

RUSYA VE TÜRKİYE YÖNETİMLERİNE VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ'NE DUYURU VE UYARI!

RUSYA VE TÜRKİYE YÖNETİMLERİNE VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ'NE DUYURU VE UYARI!

 

adaletle hükmetmeyi öneren tekTANRInın adıyla

 

Suriye'de çözülmesi gereken pek çok sorunlardan birisi de İdlib sorunudur. Şu anda “Heyet Tahrir eş Şam” (HTŞ) isimli örgüt İdlib'e hâkim durumdadır. Fakat Rusya ve Esad rejimi bu örgütü teröristlikle suçlamakta ve onun İdlib'i terketmesini istemekte ve o örgüt tarafından saldırılar geldiğini iddia edip, İdlib'e saldırmakta ve terörle ilgisi olmayan masum sivilleri katletmektedirler. Bu katliamlara izin verilmemesi gerekiyor. Bu haksızlığın durdurulabilmesi için de bazı noktalara açıklık getirmek durumundayız.

Şimdi şunu soralım: “Heyet Tahrir eş Şam” (HTŞ) isimli örgüt, bir "terör örgütü" müdür? Onun bir terör örgütü olduğunu iddia edenler, hangi yetki ve ölçüyle iddiada bulunmaktadırlar?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, HTŞ'nin, "El Kaide ile bağlantısı olduğu"nu öne sürerek o örgütün "terör örgütü" sayılabileceğini öne sürmekte olduğu söylenmekte. Bu konuda tam karar verdi mi bilmiyoruz. Eğer bu konuda tam karar verilmediyse, Rusya'nın da o örgütü teröristlikle suçlamasının bir haklılığı kalmaz.

Hem Suriye'de bulunan örgütlerin terör örgütü olup olmadığı kararını kim verecek, kim verebilir? Bu konuda karar verme yetkisi ancak Suriye devleti olabilir. Fakat Suriye devleti ve hükümeti, meşru bir devlet ve hükümet midir?

Birleşmiş Milletler Esad rejimine meşruiyet veriyor mu? Veriyorsa, hangi ölçülere dayanarak meşruiyet veriyor? Zulüm ve diktatörlüğüne karşı çıkan bir isyandan sonra diktatörlüğünü korumak, iktidarı halk çoğunluğunun seçeceği başka biriyle paylaşmamak için ülke insanlarından yüzbinlercesini katlettiren, onbinlercesini işkenceden geçiren, binlercesini kimyasal silahla öldüren ve milyonlarcasınıçe zorlayan diktatör ve rejimin varlığı ve yönetimi nasıl meşru olabilir? Böyle çok büyük suçlar işlemiş bir lider ve yönetimin cezalandırılması gerekmez mi? Bu yapılamıyorsa en azından o suçluların yönetimine meşruiyet vermemek ve onu Birleşmiş Milletler'den atmak gerekmez mi?

Bunlar yapılmadığına göre, demektir ki BM, Esad'ı, rejim ve yönetimini "meşru" kabul etmektedir.

Eğer BM Esad rejimini meşru kabul ediyorsa, Suriye'de söz hakkı Beşar Esad yönetiminindir. Söz hakkı Esad yönetiminde olduğu kabul edildiği takdirde, Suriye'de bulunan örgütlerin terör örgütü olup olmadığının kararını vermek de söz sahibine düşer.

Esad yönetimi ise HTŞ'yi terör örgütü saymaktadır. Fakat HTŞ, Suriye diktatörünün kötülüklerine karşı savaşmış ve İdlib halkını devlet teröründen korumaya çalışan savaşçılardır. Bu savaşçıların geçmişte El Kaide gibi terör örgütleriyle bağlantısı olmuş olması, onların terörist olduğunu isbata yeter mi? Eğer "yeter" denirse, bu takdirde SDG ismini almış olan YPG'nin de terörist kabul edilmesi gerekecektir. Çünkü bu ABD tarafından 55 bin tır silahla silahlandırılmış örgüt, PKK terör örgütünün Suriye koludur. YPG ve SDG terör örgütü kabul edildiğinde onlara da savaş açılması ve onların Suriye'den çıkarılması gerekir.

HTŞ terör örgütü sayılıp İdlib'ten atılmak istenirken, YPG ve SDG Suriye'den neden atılmıyor? İşgal ettikleri yüzde yirmiikilik Suriye toprakları neden ellerinden alınmıyor? Oysa adalet, onların da oradan atılmasını gerektirir. Bu adaletin gereği neden yapılmıyor? Bu adalet sağlanmadığı takdirde Rusya ve Esad yönetiminin HTŞ'yi teröristlikle suçlama ve onları oradan çıkarma hakkı kalmaz.

Suriye'de Suriyeli Arapların topraklarını bir terör örgütüyle işgal altında tutan Amerika Birleşik Devletleri ise, YPG ve SDG'ye meşruiyet vermekte ve onları terör örgütü saymamaktadır. Bunu da, o örgütlerin IŞİD'le savaşmış olmasına bağlamaktadır. Fakat bir terör örgütü başka bir terör örgütüyle savaştığında meşruiyet kazanmaz. Ancak içinde bulunduğu toprakların devletine teslim olup silah bıraktığında veya o devletin savaşçısı olmayı kabul ettiğinde meşruiyet kazanır. Suriye devleti ise BM'ye göre meşru bir devlet olduğundan söz hakkı ABD'nin değil, Esad rejiminindir. Bu durumda YPG ve SDG'nin meşruiyet kazanması, Esad rejiminin elindedir. YPG ve SDG ise, Suriye devletine teslim olmamış ve bir kısım Suriye topraklarını da başka bir devletin yardımıyla işgal altında tutmakta ve bir devlet kurmaya çalışmaktadır. O örgütlerin çalışması durdurulmadığı takdirde ve durdurulmayacaksa ve ABD oradan çıkarılmaya mecbur edilmeyecekse, bu takdirde HTŞ'ye de kimsenin dokunma hakkı kalmaz.

Eğer BM Suriye diktatörüne meşruiyet vermiyorsa ve "Esad'ı yönetimindekilerle birlikte uluslararası bir mahkemeye çıkarıp yargılatacağız" diyorsa, bu halde Suriye'de her örgüt ve her ülke istediği gibi hareket edebilir. Bu da, "kaos" demek olur. Ve Suriye'ye hiçbir zaman barış ve demokrasi gelmez.

Bunlar da gösteriyor ki: Birleşmiş Milletler adaletle hareket edip doğru ve isabetli bir karara varmak ve gerekeni yapmak zorundadır.

BM'ce Esad'a meşruiyet verilirse ve veriyorsa, ABD Suriye'den çıkmak ve YPG/SDG'yi de terketmek zorunda kalır. Çünkü Esad yönetimi Rusya ve İran'ı davet etmiş, ama ABD'yi davet etmemiştir. Türkiye ise, sınırlarını korumak için YPG ve PKK terör örgütüne karşı savaşmaktadır. Eğer Esad yönetimi bu savaşın durmasını istiyorsa, YPG ve SDG'nin silah bırakıp Suriye devletine teslim olmasını sağlamalıdır. Bu sağlama yapılmadığı sürece Türkiye Suriye'de bulunmaya devam edecektir ve bunda hakkı vardır.

Dolayısıyla İran, Rusya ve Esad rejimi İdlib'den uzak durmak zorundadır. İdlib'e saldırıldığında Türkiye'nin de bu saldırılara karşılık verme hakkı vardır.

HTŞ'nin Esad'ın devlet terörüne karşı savaştığı ve İdlib halkını korumaya çalıştığı da unutulmamalıdır.

YPG'ye özerklik verilecek olursa, HTŞ'ye de özerlik vermek gerekecektir.

BM'nin vereceği kararda "Esad ve rejimi meşru değildir" denirse, Esad'ı devirmek ve yönetimini yıkmak şart olur.

BM'de verilecek karar oylamasına bütün devletler katılmalı ve çoğunluğun oyu geçerli olmalı.

En nihayet şimdi söz ve karar: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndedir.

Lütfen kararınızı veriniz! Ama bu karar adaletli olmazsa, kararınız reddedilecektir.

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: Türkiye İdlib'de HTŞ'nin Rusya ve Esad'ın kontrolünde olan bölgelere saldırıda bulunmasını önlemek zorundadır. Fakat İdlib'den bir saldırı yapıldığında bunun HTŞ tarafından yapıldığını kanıtlamak gerekir. Kanıt yoksa, Rusya ve Esad'ın İdlib'e saldırma hakkı olmaz. Kanıt için de, HTŞ'nin açıkça savaş ilânında bulunması veya televizyon ve video yayınıyla bu saldırının HTŞ tarafından sahiplenilmesi gerekir. Böyle bir ilân ve sahiplenilme olmadığı takdirde HTŞ tarafından saldırı yapıldığı kabul edilemez. Telefon ve mektupla bildirilecek sahiplenmeler de kabul edilemez. Çünkü bu şekilde yapılacak bir sahiplenmeyi herkes yapabilir. Zaten HTŞ'nin İdlib halkını zarara sokacak bir saldırı yapacağışünülemez. İdlib'den saldırıda bulunanlar ancak İdlib'e saldırılması için çalışan casuslar olabilir. Bu sebeple Rusya ve Esad'ın elinde HTŞ'nin saldırıda bulunduğuna dair ciddî kanıtlar olması ve Türkiye'ye gösterilmesi gerekir. Bunlar yapılmadığı takdirde Rusya ve Esad'ın İdlib'e saldırı hakkı olmaz. Casuslar tarafından yapılan ve yaptırılan saldırılardan etkilenmemek için Rusya ve Esad kendilerini İdlib'den biraz uzaklara taşıyabilirler.

Hem şu da sorulmalıdır: HTŞ'nin elinde Rusya'ya karşı savaşabilecek füze ve roketler var mıdır? Kıstırılmış bir bölgede bulunan HTŞ'nin böyle ağır silahlar edinmesi imkânsızdır. ABD onlara silah vermiyorsa, onların ağır silahları olamaz. Eğer ABD silah veriyorsa, Rusya ABD'den hesap sormalıdır. Türkiye ise HTŞ'nin saldırıda bulunmasına izin vermez.

Not 2: Şu da unutulmamalıdır: İdlib, Rusya ve Esad için çok önemlidir ve onu ele geçirmeyi çok istemektedirler. Bu aşırı istek sebebiyle de Rusya ve Esad, casuslar vasıtasıyla kendilerine saldırı düzenletebilirler.

Not 3: Birleşmiş Milletler, PKK terör örgütüyle bağlantısı olan YPG ve çoğunluğu YPG'li olan SDG'yi terör listesine almalıdır. Eğer bunu yapmayacaksa, HTŞ'yi terör listesinden çıkarmalıdır.

Not 4: Halklarına karşı sayısız zulüm işlemiş olan Esad ve yönetimindekilerin bir meşruiyetleri kalmadığından, Suriye'yi yönetme hakları da kalmamıştır. Esad ve rejimi gitmedikçe ve demokratik bir rejim kabul edilmedikçe İdlib teslim edilmeyecektir ve edilemez. Dolayısıyla Esad'ın cinayetlerine ortaklık etmekte olan Rusya ve İran'ın Suriye'yi terketmeleri gerekiyor. Bu gereklik yerine gelmediği takdirde ABD isterse NATO'yu arkasına alarak Rusya ve İran'a savaş açabilir. Onları Suriye'den atabilir. Demokrasiyi çok sevdiğini ve onun için mücadele verdiğini söyleyen ABD bu görevini neden yapmıyor? Görevini yerine getirmesi gerekmez mi?

Not 5: Eğer bu iş savaşsız olsun isteniyorsa, Rusya ve İran, Suriye'yi terketmelidir. Yüzbinlerce masum sivili katlederek çok büyük suç işlemiş olan Rusya ve İran, orada kalmaya devam ederek suçlarını daha fazla büyütmemelidirler.

Rusya ve İran Suriye'de işledikleri büyük insanlık suçuyla, yani yüzbinlerce masum sivili katlederek veya katledilmelerine yardım ederek ne kazandılar? Küçük bir stratejik bölgeyi elde etmek için bu kadar büyük bir cinayet işlemeye değer miydi? Eğer "değerdi" diyorsanız, ne kadar büyük vahşî canavarlar olduğunuzu bütün dünyaya göstermiş ve isbatlamış olursunuz.

Bu "büyük suçlular" ve "vahşî canavarlar" listesine ABD'yi de eklemek gerekiyor. Çünkü Esad, Putin ve İran yönetimi Suriye'de katliam yaparken ABD yönetimi de onları seyrederek, onlara destek vermiş oldu.

Duamız: Ey evrenin ve içindekilerinin tek sahibi olan tek Tanrı'mız, eşsiz İlah'ımız, Allah'ımız! Bu iki büyük iki küçük aç vahşî canavarı ya doyur, ya da öldür. Bizim onlarla başedecek gücümüz yok. Eğer onları öldürmezsen, insanlık kanıyla beslenen o doymak bilmez aç canavarlar bütün insanlığı yok eder. Sen ise buna izin vermezsin. Onların suçsuz halklarına çok acıdığın için o canavarları yok etmiyorsun. Ama bıçak kemiğe dayandı. Artık göğün ikinci katında ışıksal vücut olarak sakladığın Meryem oğlu İsa Mesih kulunu yeryüzüne gönder. Belki onun sözleriyle o canavarlar uysallaşır. İnsanlık da onların belâ ve vahşetinden kurtulur. Duamızı kabul buyur. 

Not 6: Bu bildiri uluslararası diplomatik platformda paylaşılmıştır.

Not 7: Bu bildiri, Türkiye yönetimi eliyle BM'ye iletilmelidir.

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed tekTanrı'nın elçisidir.

 

Zaman: Yeni Ç'ın yirmibiri, Ekim'in ilk haftası.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

(Muranist: Modern Kur'anlı)

                        *   *   *