Mittwoch, 9. September 2020

 CHARLİE HEBDO KARİKATÜRİSTLERİNİ VE FRANSIZ DEVLET YÖNETİCİLERİNİ TANRI'NIN SON DİNİNE DÂVET EDİYORUZ!

 

Tanrı Elçileri'ne hakaret edenleri cezâlandıracak olan tekTANRInın adıyla

 

1,7 milyar müslümanın Peygamberine karikatürleriyle hakaret etmekte olan Charlie Hebdo dergisi çalışanlarına ve onların çalışmalarına destek veren Fransa yönetimindekilere soruyoruz: Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Yaptığınız ve izin verdiğiniz hakaretlerinizle Müslüman Dünya'nın nefretini kazandığınızın farkında mısınız? Yoksa kazandığınız nefreti bir kazanç olarak mı görüyorsunuz? Yoksa müslümanlara karşı bir kahramanlık mı kazanmak istiyorsunuz? Ama bu kazanmaya çalıştığınız kahramanlık sahte bir kahramanlıktır! Gerçek kahramanlık kazanmak istiyorsanız, İsrail devletinin Filistinlilere yaptığı terör ve kötülükleri karikatürize edebilmelisiniz ve Fransız yönetimi de buna ses çıkarmamalı. Ama bunu yaptığınız takdirde Avrupa ve Amerika'daki Yahudi Lobisi size hayat hakkı tanımaz, iş yapamaz hale gelirsiniz veya sizleri sessizce ortadan kaldırırlar. Bütün bunlara rağmen kahramanlık yapabilir misiniz? Hadi bir deneyin! Olacakları hep birlikte seyredelim...

Fakat gerçek kahraman olmak istiyorsanız İsrail'in kötülükleri aleyhinde karikatür yapabilmelisiniz. Yoksa gerçek kahraman olamazsınız. Çünkü gerçek kahramanlar iyilerin, âcizlerin, güçsüzlerin, haklıların, ezilenlerin yanında olur. Yoksa zâlimlerin, kötülerin, emperyalistlerin yanında olmazlar. Meselâ ülkeniz Fransa, bazı Afrika ülkelerinin sömürgecisidir. Bu sömürgeciliğe karşı karikatür yapabilir misiniz? Yapın, görelim!

 

Ey hakaretçi Charlie Hebdo karikatüristleri ve onların hakaretlerine izin veren Fransız yönetimindekiler!

Şimdi siz 1,7 milyar müslümanın Peygamberine hakaret etmeye ve ettirmeye "demokrasi" mi diyorsunuz? Sizin bu hakaretçi demokrasiniz, biz Müslüman Dünya'nın ve bütün müslümanların ayağının altındadır. Bunu bilesiniz! Demokrasinizi ayağımızın altına düşürdünüz. Demokrasiniz şu anda ayağımızın altında çiğnenmektedir. Onu kurtarmaya var mısınız?

Ey Charlie Hebdo'nun hakaretçileri ve onların destekcisi olan Fransız yönetimindekiler!

Siz şimdi bu hakaretlerinizi Tanrı'nın soracağı hesabı bilmeden ve düşünmeden ve dünyada ebedî kalacağınızı sanarak yapıyorsunuz. Çünkü bu konuda yeterli inanca sahip değilsiniz. Ama yüce Tanrı'nın sizden soracağı bir hesap olacaktır. Bu hesap sonucunda da atılacağınız yer cehennemdir. Bu cehennemden kurtuluşunuz ancak ölümü öldürebilmeniz ve tekrar diriltilişi durdurabilmenizle mümkün olur. Buna yetecek gücünüz var mı? Olmadığına göre, sizler cehennemin yolcularısınız. Sizin âhirete olan inançsızlığınız sizi cehennemden kurtarmaz. Çünkü ölümü öldürecek ve tekrar diriltilişi durduracak gücünüz yoktur. Ama sizden hesap soracak ve evrenin sahibi olan bir Tanrı vardır. Bu Tanrı yeryüzündeki insanlara bir din göndermiştir. Eğer bu dini kabul ederseniz ve gereklerini yerine getirirseniz, ebedî mutlulukla dolu bir cennet sizin olacaktır. Eğer bu dini reddederseniz ve gereklerini yapmazsanız, ebedî bir cehenneme atılacaksınız. Seçimde özgürsünüz. Eğer cenneti isterseniz, Tanrı'nın gönderdiği son dini kabul etmelisiniz. Eğer "kabul ediyoruz" diyorsanız, evrenin ve içindekilerinin tek sahibi olan Tanrı'nın dini şudur: O da; Tanrı'nın varlık ve tekliğine inanıp O'na teslim olmaktır.

Tanrı'ya inanmanın şartları şunlardır: Tanrı'ya, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, âhiretine ve kaderine inanmak.

Tanrı'ya teslim olmanın şartları ise şunlardır: Haklı olmak, adâletli olmak, namuslu olmak, ibadetli olmak, ahlâklı olmak ve iyilikçi olup bütün kötülükleri terketmektir.

Şimdi Tanrı'ya inancın şartlarını kısaca detaylandıralım.

Tanrı'ya inanç: Tanrı'ya inanmalısınız. Çünkü eser ustasız, mülk sahipsiz, ülke başkansız olmadığı gibi, bu evren mülkü de sahipsiz ve sultansız olmaz. Evren içindeki eserler de ustasız olmaz. Onların sahibi, sultanı ve ustası ise ancak Tanrı'dır.

Tanrı'yı gözlerimizle göremeyiz. Çünkü biz insanlar evrenin ve göklerin ötesinde olan Tanrı'ya 50 bin yıl kadar uzaktayız. Ama Tanrı bizi görür. Çünkü Tanrı için uzak-yakın birdir. Yani O'na uzaklık yoktur.

Biz insanlar Tanrı'yı göremeyeceğimiz için Tanrı bize Kendini tanıtmak ve isteklerini bildirmek için Elçi ve Kitap gönderir ve göndermiştir. Son Kitaplar: Tevrat, İncil ve Kur'andır. Son Peygamberler de: Musa, İsa ve Muhammed'dir. Elçi ve Kitaplar olmadan Tanrı'yı bilemeyiz ve tanıyamayız. Çünkü Tanrı, büyüklüğü ve saygınlığı dolayısıyla insanların ayağına gelmez. Bunun için de Elçi ve Kitap gönderir. Elçi ve Kitapların gönderilebilmesi için de Meleklerin varlığına gerek vardır. Melekler Tanrı'nın memurudur. Bir devlet memursuz olmadığı gibi, Tanrı ve saltanatı da meleksiz olmaz. Melekler ışıktan ve ışından yaratılmıştır. Az bir kısmını gözle görmek mümkündür. Ama çoğunluğu gözle görülmez. Yeryüzünde insanların hareketlerini kaydeden ve diğer canlıları kontrol altında tutan milyarlarca melek vardır. Yani yeryüzünde hiçbir şey kontrol dışında değildir. Herşey melekler vasıtasıyla kaydedilmektedir. Bu kaydedilme de, âhiretin varlığını gösterir. Bunun için kıyameti, kıyametten sonra yeniden diriltilmeyi, hesap vermeyi ve hesap sonucunda cennet veya cehenneme gitmeyi içine alan âhirete de inanmalısınız. Âhiret olmazsa, zâlimler zulmüyle, zulme uğrayanlar da uğradıkları kötülükle kalırlar ki yüce Tanrı bu çok büyük adâletsizliğe izin veremez. İzin vermediği için de âhireti varetmiştir. Âhiretin varlığıyla insanlar ölümün yokediciliğinden kurtulur, iyiler cenneti, kötüler de cehennemi kazanırlar. Bu şekilde yeryüzündeki adâletsizlik karşılık bulur. Bunlarla birlikte kadere de inanmalısınız. Kader, Tanrı'nın herşeye bir ölçü koyması ve herşeyi önceden bilmesidir. O'nun bilmesi ise insanların seçim ve isteğini yoketmez. Eğer Tanrı'nın bilmesi insan iradesini yok etseydi, inkârcılar Tanrı'yı inkâr edemezdi.

Tanrı'ya ve ötedünyasına inançtan sonra şimdi de Tanrı'ya teslim olmanın şartlarını detaylandıralım.

Haklı olmak: Haklı olmak; Yaratan'ın, yaratılışın ve yaratılmışların yasasına itaat etmektir. Yaratan'ın yasası Kur'anda bidirilmiştir. Fakat ondört buçuk asır önce indirilmiş Kur'andaki Tanrı hükümleri eğer bu zamanda uygulandıklarında adâletsizliğe sebep oluyorsa ve olacaksa, bunları adâletli hale getirmek, Tanrı'nın doğruluğa götürücüsü Mehdi'nin görevidir ve Mehdi de şu anda görev başındadır. Çünkü yüce Tanrı adâletsizliğe izin veremez.

Yaratılışın yasasını dünya bilginleri temsil eder. Dünya bilginlerinin isbatladıkları bilgi reddedilemez. İsbatlanmış bilgiyi reddetmek, yaratılışa isyandır. Bu isyanın ise büyük zararları vardır. Meselâ dünya bilginleri: "İnsanların ürettikleri zararlı gazlar ozon tabakasını deliyor. Bu deliniş de dünyaya felâket olarak dönüyor" diyorlarsa, onların bu bilgisine itaat etmek gerekir. Aksi halde bütün insanlık zarar görecektir.

Yaratılmışların yasasına itaatten maksat ise; insanların yaptıkları hak ve adâlet ve namus temelli doğru yasalardır. Doğru bir yasa ise ancak hak ve adâleti ve namusu temel yapmakla ve Yaratan'ın ve yaratılışın yasalarıyla uyumlu olmakla doğru yasa olur. İnsanların eğri yasalara itaat etme zorunluğu yoktur. Yasalarına itaat isteyen devletler, yasalarını doğrultmak zorundadır. Bu da en başta adâletli olmakla mümkündür.

Adâletli olmak: Haklıya hakkını, haksıza cezâsını hakettiği kadar vermek ve ölçülü olmaktır. Bu ölçü gereğince kanun koymadan cezâ verilmez. Bir suçlunun cezâsı başkasına yüklenilmez. Suçu kim işlemişse, cezâyı o çeker. Suç işlemiş akraba ve sevilenler adâletten kaçırılmaz. Doğru şahitlik gizlenemez. Hükümler şartlara göre değişir. Şartlar değiştiği halde hükümler değişmezse, adâletsizlik meydana gelir. Adâletsizlik ise bir ülkeyi yıkılışa götürür. Bu sebeple bu zamanda ve yenilenmiş İslâmiyette hırsızın eli kesilmez. Bunun için bir hırsız ancak çaldığı değer ve verdiği zarar kadar cezâlanır. Bu cezâ da hapis cezâsıdır. Bu zamanın şartlarına göre zina ve eşcinsellik yapanlar da taşlanarak öldürülemezler. Ancak hapisle cezâlanırlar. Yüzde yüz haksızlıkla bir kimseyi öldürenler, teröristler ve tecavüzcüler ise idam edilirler. Çünkü bu suçları işleyenlerin yaşam hakkı yoktur.

Buradaki adâlet ikeleri bir diktatöre yönetim hakkı vermez. Bu sebeple İslâmlı bir ülkede bir diktatörün yönetim hakkı yoktur. Müslümanlar da yönetim hakkı olmayan diktatörleri iktidardan uzaklaştırmak zorundadır. Suriye'de Esad, Mısır'da Sisi yönetimden derhal çekilmelidir. Çekilmedikleri takdirde müslümanların onları devirme hakkı vardır. Çıkarları için Sisi'yi ve Esad'ı koruyan Avrupa, Amerika, İran ve Rusya ise çok büyük bir zulüm ve adâletsizlik içindedir. Bu adâletsizlik son bulmalıdır. İslâmlı Ülkeler'in liderleri ise, adâletsizliğe son vermeyen o ülkelerle ilişkilerini yeniden ayarlamalıdır. Çıkarları için adâleti çiğneyen ve çiğneten devlet yöneticileri ise mâsum bir kedicik olmadıklarını, bir insanlık düşmanı olduklarını iyi bilmelidirler.

Namuslu olmak: Aileyi korumaktır. Bu koruma için de gayrimeşru cinsel ilişkiler son bulmalı ve nikâha rağbet edilmeli ve eşcinsellik terkedilmelidir. İslâmlı Ülkeler'de zina ve eşcinsellik meşruiyet kazanamaz. Namusunu korumak isteyen kadınlar sokağa çıkarken kol ve bacaklarını ve göğüslerini açıkta bırakmayıp örtmelidir. Başlarını örtüp örtmemekte ise özgürdürler.

İbadetli olmak: Günde beş defa namaz kılmak, Ramazan ayında 30 gün oruç tutmak, yılda bir defa fazla mal ve servetinin yüzde 3 kadarını fakirlere dağıtmak, yılda bir kere Tanrı için bir hayvanı kurban etmek, ömürde bir defa Mekke'ye gidip Kâbe'de haccetmek ve Tanrı'nın tekliğine ve İsa, Musa ve Muhammed'in Tanrı'nın elçileri olduğuna ve bu elçilerin Tanrı oğlu olmadığına şahitlik etmektir. Çünkü Tanrı herşeyin yaratıcısı olduğu, doğumu ve ölümü olmadığı için O'nun çocuğu olmaz ve olmamıştır. Bunu da son kitap Kur'anla bildirmiştir. Bu bildiri karşısında Tanrı'nın çocuğu olduğu iddiaları ve inançları geçersizdir.

Tanrı'ya teslim olmayı kabul edenler burada gösterilen ibadetleri yapmak zorundadır. Çünkü yüce Tanrı insanları ibadet için yaratmıştır. Biz insanlar nasıl çamaşır ve bulaşık makinasını, buzdolabını, televizyonu, otomobilleri bize hizmet etsinler diye yapıyor, yaratıyorsak, aynı şekilde Tanrı da biz insanları O'na ibadet etmemiz için yaratıyor. Güçleri yettiği halde gerekli ibadetleri yapmayanlar, cenneti kazanamayacaktır. Ancak belirli bir müddet cezâ gördükten sonra cennete girmeleri mümkün olabilecektir.

Ahlâklı olmak: Gurur, kibir, bencillik, kıskançlık, hased, cimrilik, acımasızlık, kötü davranış ve yalancılık gibi bütün kötü sıfatları kalpten çıkarıp, onların yerlerine onların iyi zıtları olan tevazu, başkasınışünmek, birisinin kazancına sevinmek, cömert olmak, merhametli olmak, yaratılmışlara iyi davranmak ve doğru olmak gibi iyi sıfatları yerleştirmektir. Güzel ahlâkın temeli hak, adâlet, namus ve doğruluktur. Bunlar olmadan güzel ahlâk kazanılamaz.

İyilikçi olmak: Âcizlerin, muhtaçların ve fakirlerin yardımına koşmak ve onlara yapılacak yardımı sırf Yaratan'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmak, onlardan karşılık beklememek ve iyi işler yapmaktır.

Ey Charli Hebdo'nun hakaretçileri ve onların hakaretçiliğine izin veren Fransa yöneticileri! İşte sizleri cehennemden kurtaracak ve cennete götürecek din, bu dindir. İsa'ya, Musa'ya ve Muhammed'e gönderilen dinin özeti de budur. Tanrı'nın bundan başka dini yoktur. Bundan başka bütün dinler uydurulmuştur. Uydurulmuş dinlerin Tanrı katında bir geçerliği yoktur. Çünkü din göndermek sadece Tanrı'nın hakkıdır. Çünkü evrenin sahibi kimse, din gönderme hakkı da O'nundur. Bu sebeple evrenin sahibi olmayanların din üretme hakkı yoktur.

Sizlerin de bu dini reddetme hakkınız yoktur. Çünkü evrenin sahibi sizler değilsiniz. Eğer bu dini reddederseniz, ebedî mutlulukla dolu cenneti kaybetmekten başka cehennemi de haketmiş olacaksınız. Ölümü öldürmeye, kıyameti durdurmaya ve yeniden diriltilişi engellemeye gücünüz yetmeyeceğinden de cehennemden kurtuluşunuz olmayacaktır. Kurtuluş isterseniz, ne yapacağınızı biliyorsunuz. Bu bilgiyi kötüye kullanmamalısınız. Çünkü ömrünüz tükenmekte, ölüm canavarı karşınızdan gelmekte ve karanlık mezar sizi beklemektedir. Bunlar karşısında tükenmez bir ömrü kazanmak, ölümü ölümsüzlüğe geçiş ve mezarı da ötedünyanın bekleme salonu yapmak sizin elinizdedir.

Hakaret ettiğiniz Muhammed Peygamber, sizlere cenneti kazandıracak bir dinin elçiliğini yapmıştır. O bu elçiliğiyle hakareti değil, yüceltilmeyi hakediyor. Haklıya hakkını vermeyi bilecek misiniz? Adalet'in temeli işte budur! Adâletli olabilecek misiniz? Eğer adâletli olmazsanız, sizler zâlimlersiniz! Zumünü terketmeyenler için de yaşasın cehennem!

İmza: Mehdiyet Makamı.

 

Not 1: Burada dâvet edilen din hakkında: "Biz bu dini kabul de etmeyiz, red de etmeyiz" diyenler ve "Tanrı var da olabilir, yok da olabilir" kararsızlığında olanlar, eğer ölünceye kadar bu inançta kalırlarsa, Tanrı'ya inanmamayı kabul etmiş olacakları için hakları cehennemdir. Yani deistlik ve agnostiklik bir kurtuluş değildir.

Not 2: Burada Tanrı'ya inanmaya ve O'na teslim oluşa yapılan dâvet, bütün Fransızlar, Avrupalılar ve tüm insanlık için geçerlidir.

Not 3: Fikrini söylemek ile hakaret etmeyi ayırdetmesini bilmeyen siyasetçiler Fransa yönetiminden çekilmelidir.

Not 4: Muhammed Peygamber'e hakaret etme izni veren Fransa yönetimi eğer Müslüman Dünya'ya karşı savaş istiyorsa söylesin, ordularımızı hazırlayalım.

Not 5: Eğer Fransız hükümeti Charlie Hebdo'nun hakaretçiliğine son verdirmezse, İslâmlı Ülkeler Fransız siyasetçilerine giriş yasağı koymak zorundadır.

Not 6: Bu bildiri uluslararası diplomatik platformda paylaşılmıştır.

İmza: Mehdiyet Makamı.

 

Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed Tanrı'nın elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmisi, Eylül başı.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka dâvet ve uyarı.

Boyut: Muranizm. (Modern Kur'anistlik)

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

        *   *   *

                       

 

Dienstag, 28. Juli 2020

KILIÇDAROĞLU AYASOFYA DAVETİNİ NEDEN REDDETTİ?

KILIÇDAROĞLU AYASOFYA DAVETİNİ NEDEN REDDETTİ?

ibadetten kaçanları görmekte olan ALLAHın adıyla


Biliyorsunuz, Diyanet İşleri Başkanı'nın Ayasofya'nın açılış dâvetini, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; "ibadetin kameralar önünde gerçekleştirilmesini hiçbir zaman doğru bulmadığını" belirterek kabul etmedi. Fakat dâveti kabul etmemesinin asıl sebebi bu değildir. Asıl sebebi şudur: Çünkü Kılıçdaroğlu namaz kılan bir insan değildir. Namaz kılmayı da bilmez. Namaz kılmayı bilmeyen ve namazla ilgisi olmayan bir kimsenin Ayasofya'nın açılışında ne işi var?

İkinci sebep de şudur: Kılıçdaroğlu Ayasofya'nın açılışına taraftar değildir. Fakat bunu, oy isteyeceği müslüman millete söyleyemezdi. Bu durumda en iyi çare; "kameralar önünde ibadet edilmesini doğru bulmamak" bahanesine sığınmaktı. O da öyle yaptı. Öyle ya, ibadete açılışına taraftar olmadığı bir ibadethanenin açılış dâvetini niçin kabul etsin ki? Tabii Kılıçdaroğlu bu reddiyle Avrupa ve Amerika'ya da bir mesaj veriyor ve diyor ki: "Ben müslüman milletin safında değil, sizin safınızdayım. Ayasofya'nın ibadete açılışına karşı olduğumu anlayın!"

Kılıçdaroğlu'nun bu tavrı şu sualin sorulmasını da gerekli kılıyor: "Ayasofya'nın açılışında müslüman milletin kameralar karşısında ibadet etmesi yanlış mıdır?"

Elbette ki değildir! Çünkü bu zorunlu bir haldir. Müslüman millet de oraya gösteriş yapmak için gitmedi. Bunun aksini iddia etmek, oradaki millete iftiradır. Yani Kılıçdaroğlu kendini temize çıkarırken millete iftira ediyor. Millete, "siz yanlıştasınız" diyor. Tabii Kılıçdaroğlu bunları kasıtlı olarak yapmamıştır. Fakat Kılıçdaroğlu kasıtlı kasıtsız bütün bu yaptıklarıyla müslüman milletin inancı ve düşüncesi hakkında hiç hassas olmadığını gösteriyor.  Ama Kılıçdaroglu bu konuda çok hassas olmak durumundadır. Çünkü seçim zamanında müslüman milletten oy isteyecektir. Eğer oy istemeyecekse hassasiyet göstermesine gerek yok tabii.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1:  Ey namazsızlar ve ey namazdan kaçan insanlar! Biliniz ki, bu dünyayı siz yaratmadınız. Allah'ın yarattığı bir dünya üzerinde yaşıyorsunuz. Allah da sizi ibadet için yaratmıştır. Bu yaratılış amacını yerine getirenler için cennet, yerine getirmeyenler için de cehennem vardır. Eğer cenneti isterseniz, üzerinize yüklenen sorumluluğu yerine getiriniz. Bu sorumluluğu yerine getirmediğiniz takdirde cehenneme atılacağınızı bilmelisiniz. Çünkü sizi yaratan ve yaşatan Allah, oyun olsun diye değil, O'na ibadet etmeniz için yaratmıştır ve sizi bunun için yaşatmaktadır. Allah yaratıcı ve yaşatıcı olduğu için sizden ibadet istemek O'nun hakkıdır. Bu hak ödenmediği takdirde cezâlandırılmanız hak olur. O halde Allah'a borcunuzu ödeyiniz ki cenneti hakedesiniz. Namaz kılmak, sizin cennetinizdir. Cenneti kazanmaktan niçin kaçıyorsunuz?  Bu kaçışınızın sizi cehenneme götürdüğünü görmüyor musunuz? Eğer bunu görmüyorsanız, demektir ki körlerden daha körsünüz! Artık bu körlüğünüz sona ermeli. Çünkü evrenin ve içindekilerinin sahibi tek Tanrı'nız Allah, size her gün yirmidört saatlik bir hayat vermektedir. Bu vergi ile O size bir iyilik yapmaktadır. Bu iyiliğin bir teşekkürü olmalıdır. O teşekkür de, her gün kılacağınız beş vakit namazdır. Eğer namazınız olmazsa, gerçek insanlığa çıkamazsınız. Vahşîlerden daha aşağı olursunuz. O vakit size, "uygar insan" denemez. Bu seviyeye râzı olmamalısınız.

Not 2: Ayasofya'nın ibadete açılışıyla ilgili olarak müslümanların sevinç anında onların yanında olmaktan kaçıp eğriliğe sapan Kılıçdaroğlu gibi bir parti başkanı, müslümanlara lider olamaz. Müslüman bir ülkede politika yapmak isteyenler iyi düşünsün!

Not 3: Bugünkü müslüman Türkler Ayasofya'yı bugünkü hıristiyanların elinden zorbalıkla almamıştır. Dolayısıyla ortada bir haksızlık yoktur. Haksızlık olmadığına göre, üzüntü ve düşmanlık da olmamalıdır.

Not 4: Ayasofya'nın ibadete açılışıyla bir haksızlık ortadan kalkmış, bir sorun çözülmüştür. Bu çözüme üzülenler, müslümanlara haksızlık, kendilerine de kötülük yapmaktadırlar.

İmza: Mehdiyet Makamı.

Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmisi, Temmuz sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hakka dâvet ve uyarı.
Boyut: Muranizm.

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri
*   *   *

Donnerstag, 16. Juli 2020

PAPA AYASOFYA'NIN İBADETE AÇILIŞINA SEVİNMELİYDİ!

                                 PAPA
       AYASOFYA'NIN İBADETE AÇILIŞINA
                         SEVİNMELİYDİ!

"Tanrı evi" olan ibadethaneleri müzeye çevirenleri sorgulayacak olan tekTANRInın adıyla

Ayasofya'nın müslümanların ibadetine açılacak olması kararı karşısında Vatikan'ın Papası, "çok derin üzüntüye düştüğü"nü bildirmiş. Papa, sevineceği yerde niçin üzüntüye düşüyor acaba? Çünkü bir ibadethane ibadet edilmek içindir ve orada İsa'nın, Musa'nın ve Muhammed'in yüce Tanrı'sına ibadet edilecektir. Bu halde o üzüntünün yerine sevinç olması gerekmez mi? Yoksa Vatikan Papası, Ayasofya'da hıristiyanlar yerine müslümanların ibadet edecek olmasına mı üzülmüştür? Fakat böyle bir üzüntü doğru ve haklı bir üzüntü değildir. Çünkü bügünkü müslümanlar Ayasofya'yı  bugünkü hıristiyanların elinden zorla ve zorbalıkla almış değildir. Ayasofya İstanbullulara tarihten ve atalardan kalan bir mirastır. Bu mirasın sahibi Fatih Sultan Mehmed de Ayasofya'nın câmi olarak kullanılmasını istemiştir. Türkiye'deki müslüman çoğunluk da bu isteğe uyarak Ayasofya'yı müzelikten câmiliğe dönüştürmüştür. Çünkü Ayasofya'nın hakkı müze olmak değil, câmi olmaktır. Bir ibadethane ancak ibadet edenler bulunmadığı takdirde yıkılır veya müzeye çevrilebilir. Ama İstanbul'da ibadet eden müslümanlar olduğu müddetçe Ayasofya müzeye çevrilemez. Daha önceki hali ise haksızlıkla gerçekleşmiştir. Bugünkü yönetim de bu haksızlığı bozmuştur. Bir haksızlığın ortadan kalkmasına sevinmeyen bir dindar, gerçek dindar olmaz. Acaba Papa'nın dini nedir? Yüce Tanrı'nın Meryem oğlu İsa'ya gönderdiği gerçek din midir, yoksa İsa'dan sonrakilerin uydurduğu sahte din midir? Çünkü bir haksızlığın ortadan kalkmasına ancak ya kalbi bozuklar, ya da dini bozuklar üzülür. Acaba Papa'nın neyi bozuktur? Vatikan Papası bu bozukluğu bulmalı ve düzeltmelidir. Ancak bu düzeltimden sonra Ayasofya kararına tekrar bakmalıdır.

Papa, düzeltilmesi gereken bozuklukları ararken Kur'andan faydalanmayı unutmamalıdır. Çünkü İsa'nın gerçek dini Kur'andadır. Kur'andan da İsa'nın gerçek dininin: "Tanrı tektir, İsa Tanrı'nın oğlu değil, elçisi ve mûcizesidir" olduğu anlaşılıyor. Çünkü Tanrı insan cinsinden bir varlık olmadığı için O'nun doğurması ve  doğurulması olmaz. Doğurulan bir varlık da Tanrı olmaz. Tanrı'nın ölümü olmadığından da O'nun çocuğa ihtiyacı bulunmaz. Bu gerçekler sebebiyle de İsa Tanrı'nın oğlu değil, elçisi ve yaratığıdır. Yaratılmış bir varlık ise Tanrı'ya eş ve eşit olamaz. Bu sebeple de İsa'ya "tanrı" denemez. Bu gerçekler de İsa'nın gerçek dininin temelini gösterir. Eğer hıristiyanlar bu temele sahip değillerse, onların dini Tanrı katında geçersiz olacak ve reddedilecektir. Bu reddedilmenin sonucu ise cehenneme düşmektir. Hıristiyanlar bu düşüşten korkmalı ve kurtulmalıdır. Bu kurtuluş için de Papa ve bütün hıristiyanlar bir daha düşünmelidir: Tablo Ressam'ın çocuğu mudur, eseri midir? Elbette ki eseridir, değil mi? Aynı şekilde insan ve İsa da Tanrı'nın çocuğu değil, eseridir. Tablo Ressam ile eş ve eşit olabilir mi? Elbette ki olamaz! O halde İsa'nın annesi Tanrı'ya eş ve İsa da Tanrı'ya eşit olamaz. O halde İsa'ya "tanrı" denemez. Bu durumda İsa ancak Tanrı'nın "elçisi" olabilir. Babasız doğduğu için de O'nun "mûcizesi" olabilir ve öyledir. Papa ve hıristiyanlar bu gerçeği görür ve kabul ederlerse, gerçek dinlerini bulmuş olurlar. Tanrı katında da kabul edilecek din de ancak Kur'an ile gösterilmiş olan "gerçek din"dir. Papa ve hıristiyanlar gerçek dini bilmek ve bulmak zorundadırlar. Eğer Tanrı'nın onlardan hoşnut olmasını istiyorlarsa...
İmza: Mehdiyet Makamı.

Not 1: Papa ve hıristiyanlar şu gerçegi de unutmamalıdır: İlk insan Âdem Peygamber hem annesiz hem babasız yaratıldı. Demek ki İsa'nın babasız yaratılması da mümkündür ve yüce Tanrı İsa'yı babasız yaratmaktan âciz değildir. Âciz olmadığını da babasız yaratarak göstermiştir.

Not 2: Hıristiyanlar; "Tanrı tektir. İsa Tanrı'nın oğlu değil, elçisidir" olan İsa'nın aslî dinine dönmedikçe, Ayasofya'da ibadet edemezler. Ama İsa'nın aslî dinini kabul edenler Ayasofya'da ibadet etme hakkını kazanırlar.

Not 3: İsa'nın aslî dinini kabül eden İsalılar Ayasofya'da Kudüs tarafına yönelerek ayakta veya diz çökerek ve ellerini açarak şu şekilde dua etmelidir: "Evrenin sahibi Tanrı'm! Sana hadsiz şükrolsun. Ey yeniden diriliş gününün sahibi olan Tanrı'mız! Biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Sen'den yardım isteriz. Ey bizi acıyarak yaşatan Sahibimiz! Bizi doğru yola ilet. Kendilerine ilim ve elçilik nimeti verdiğin İsa'nın, Musa'nın ve Muhammed'in yoluna. Yoksa sapıtmışların ve Senin kahrına uğramış azgınların yoluna değil. Duamızı kabul et, ey eş ve çocuk edinmekten arınmış Rabbimiz!"

Not 4: Dünyadaki bütün hıristiyanlar şunu iyi bilmelidir: Tanrı tek olduğu gibi, O'nun dini de tektir. O din de: Tanrı'yı birleyip O'na teslim olmaktır. Tanrı'yı birleyip teslim olmanın şahitliği şudur: "Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed Tanrı'nın elçisidir."
Tanrı'ya teslim olmanın şartları da şunlardır: Haklı olmak, adâletli olmak, namuslu olmak, ibadetli olmak, ahlâklı olmak, iyilikçi olmak ve kötülüğü terketmektir.

Bu dinden başka bütün dinler "uydurulmuş" dinlerdir ve Tanrı katında bir geçerliği yoktur. Ölüp diriltildikten sonra geçersiz bir din ile Tanrı huzuruna varanların hakkı cehennemdir. Cenneti isteyenler, uydurulmuş dinlerden kurtulmak zorundadır.

Not 5: Biz müslümanlar da Ayasofya'nın müzelikten camiye çevrilmesini kınayan Avrupa Birliği'ni kınıyoruz! Ve soruyoruz: Siz hangi hakla bu kınamayı yapıyorsunuz? Ayasofya'nın son sahibi Fatih Sultan Mehmed iken ve o da Ayasofya'nın câmi olarak kullanılmasını istemişken, siz kim oluyorsunuz? Hem İstanbul'da ibadet eden müslümanlar var iken, Ayasofya'nın hakkı müze olmak mıdır? Hem İbadethaneler müze olmak için mi yapılır, yapılmıştır? Böyle bir şey ancak mülk sahibinin ve dindarların izin vermesiyle olur. Onlar izin vermiyorsa olmaz! Bir sorunu çözmede hak ve adâleti işletmek gerekir. Ama siz, çıkarlarınızı temel yaparak ve keyfinize uyarak sorun çözmeye çalışıyorsunuz. Bu tür çalışmalar geçersizdir, reddedilir. Biz de reddediyoruz!

Not 6: Ayasofya'nın müze olmaktan çıkarılması dolayısıyla Türkiye'yi uyaran ABD yönetimini de biz uyarıyoruz: Haddinizi aşmayın! Türkiyeli müslümanların haklarını da düşünün. Şunu da unutmayın: Ayasofya, "kültürel miras" olmaktan önce, "Türkiye'nin mülkü"dür. Birşey istiyorsanız, önce mülk sahibinin iznini almanız gerekir. Nokta!

İmza: Mehdiyet Makamı.


Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed Tanrı'nın elçisidir.


Zaman: Yeni Çağ'ın yirmisi. Temmuz ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hakka dâvet ve uyarı.
Boyut:    Muranizm.

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri



Donnerstag, 2. Juli 2020

İSTANBUL'UN FETİH MÜJDESİNDE NE VAR?

  İSTANBUL'UN FETİH MÜJDESİNDE NE VAR?

  gizlileri bilen, dilediğine bildiren ALLAHın adıyla


"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden ko-
mutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur"
hadisinde önemli bir nokta var. Fakat o önemli nok-
tayı göstermeden önce bu hadisin "uydurma" oldu-
ğunu iddia edenlere cevap verelim: Bu hadiste "İs-
tanbul mutlaka fethedilecektir" denilerek kesin bir
öngörüde bulunulmuştur. Böyle kesin bir öngörüde
ancak Hz. Muhammed(sav) bulunabilir. Çünkü gizli-
leri bilen Allah bu olayı Peygamberimize göstermiş,
o da kesin bir ifadeyle 700-800 yıl öncesinden İs-
tanbul'un fethini bize haber vermiş ve bu haber 567
yıl önce gerçekleşmiştir. Bundan sonra İstanbul'un
fethiyle ilgili Peygamber sözünün uydurma olduğu-
nu iddia etmenin bir önemi yok.

Şimdi gelelim "İstanbul mutlaka fethedilecektir. O-
nu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne
güzel ordudur" hadisindeki önemli noktaya. O ö-
nemli nokta şudur: Bu hadiste İstanbul'un fethedil-
mesine hem emir, hem de izin vardır. Bu emir ve
izni ise, hadisteki "Onu fetheden komutan ne güzel
komutan, o ordu ne güzel ordudur" övgüsü vermek-
tedir. Yani İstanbul, Hz.Peygamber'in emriyle ve Al-
lah'ın izniyle fethedilmiştir. İstanbul'un Peygamber
emriyle ve Allah'ın izniyle fethedilmiş olması da;
dinsizlerin, ateistlerin, İslâm düşmanlarının ve haçlı
ruhluların iddiası olan "zulüm 1453'te başladı" iftira-
sını çürütüyor. Bu çürütme de, Ayasofya'yı aklıyor
ve onu özgürleştiriyor. Madem Allah ve Peygam-
beri Ayasofya'yı dolaylı olarak aklamış ve özgürleş-
tirmiştir, o halde Ayasofya müze olarak kalamaz,
ancak câmi olarak kalabilir.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not: Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, Ayasof-
ya'yı câmiye çevirerek, "ne güzel komutan" oldu-
ğunu isbatlamıştır.

İmza: Mehdiyet Makamı.


                     Allah'tan başka ilah yoktur.
         Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın yirmisi, Temmuz başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *





Dienstag, 23. Juni 2020

TERÖR NEDİR? TERÖRİST KİME DENİR?

    TERÖR NEDİR? TERÖRİST KİME DENİR?

   hak ve adâleti çiğneyenleri cezâlandıracak olan
                             ALLAHın adıyla


Teröristler ve onlara destek verenler, kendilerinin
terörist olmadıklarını iddia etmektedirler ve edebi-
lirler. Peki, terör nedir? Terörist kime denir?

Terör: Haklı veya haksız bir dâvâda şiddete yönelip
adâleti çiğneme eylemidir. Terörist de: Bu eylemi
gerçekleştiren kimsedir.

O halde bu iki tanımlamayı şu şekilde lügatleştire-
biliriz: Terör: Şiddete yönelerek adâleti çiğneme
eylemi. Terörist: Şiddete yönelip adâleti çiğneyen
kimse.

Bir terörist haklı olabilir. Fakat hakkından fazla hak
istiyordur. Bu fazla hakkı alabilmek için de şiddete
yönelir veya yönelmiştir. Veya hakkını hukuk yoluyla
değil de zorbalıkla almak istiyordur.

Hakkını hukuk yoluyla alamayanlar veya bu yolun
kapalı olduğu durumlarda hak sahibine savaş yolu
açılır. Fakat bu savaşta mâsumlar öldürülemez. Bu
öldürmeyi yapanlar terörist olur.

Filistinliler, toprakları İsrail tarafından gasbedilmiş
olduğu için, fakat bu haklarını hukuk yoluyla alabil-
meleri mümkün olmadığından, İsrail'e savaş aç-
mak onların hakkıdır ve bu savaşa destek verenler
de haklı olur.

Bir kimse veya terörist de haksızdır. Ama haksızlı-
ğını hak yapmıştır. Haksızlığa dayanan bu hayalî
hakkı alabilmek için de şiddete yönelmiştir. Bu yö-
nelim o kişi ve grubu terörist yapar.

El-Kaide, PKK, IŞİD, Boko Haram, FETÖ gibi
örgütler, haksızlığı hak yapmış ve bu uğurda kat-
liam yapmış, mâsumları öldürmüş terör örgütleridir.
Onların yok edilmesi bir haktır.

Suriye'de YPG/PYD isimli örgüt ise, Suriyeli Arap-
ların topraklarını gasbetmiş olduğundan ve bu gas-
bını korumak ve hem Suriye'yi bölmek için savaştı-
ğından terör örgütüdür. Bu örgütün de yok edilmesi
gerekiyor. Bu örgüte destek veren ABD, Rusya gibi
ülkeler de suç işlemektedir. Bu suçlarını terketme-
dikleri takdirde onlara savaş açmak bir haktır. PKK'
ya destek veren ülkeler ve PKK'lı teröristleri iade
etmeyenler, hukuken suçlu durumdadır.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1: Terör ve terörist ile ilgili yaptığımız tanımla-
mada ve verdiğimiz hükümde bir hatamız varsa,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hâkimleri onu
düzeltsin.

Not 2: Türkiye, Kürtleri sokağa atıp topraklarına
el koymamıştır. Ama İsrail, Filistinlileri sokağa
atıp topraklarını gasbetmiştir.

Not 3: Türkiye'nin "Osmanlılaşma hayali" peşinde
koşması veya Süper Güç olmak için çalışması bir
suç değildir. Önemli olan hakka ve adâlete uygun
olarak çalışmak ve büyümektir. Eğer süper güç ol-
mak için çalışmak bir suçsa, ABD süper güç'lükten
istifa etmek zorundadır.

Not 4: PKK bir Kürt devleti kurmak istiyorsa, alsın
onun düşüncesini kabul eden Kürtleri, gitsin Avru-
pa ve Amerika'ya veya Kanada'ya, Avustralya'ya;
orada kursun devletini. Eğer Avrupa ve Amerika
da Kürtlerin bir devlet sahibi olmasını gerçekten
istiyorlarsa bunu kabul edeceklerdir. Fakat Avrupa
ve Amerika böyle bir oluşumu kendi bünyelerinde
asla kabul edemezler. Eğer böyle bir oluşumun
Türkiye'de vücut bulmasını isterlerse, o zaman
Türklerin de Avrupa ve Amerika'da bir "Türk Dev-
leti" kurmasını kabul etmeleri gerekir. Eğer bunu
kabul etmiyorlarsa, Türkiye'de de bir "Kürt Devleti"
kurulamaz. Türkiye'de bir Kürt Devleti (veya özerk-
lik) ancak Kürt vatandaşların dörtte üç çoğunluğu
talep ettiği takdirde gündeme gelebilir. Ama kuru-
lacak olanın başında ve yönetimde PKK buluna-
maz. PKK'nın yöneticiliği reddedilir. Türkiye'de şu
anda bir Kürt devleti veya özerklik isteyen Kürt va-
tandaşların oranı yüzde 5 veya en fazla yüzde 10'
dur. Bu oranın yüzde 80'e çıkması gerekiyor. PKK'
lı azınlığın dayatması reddedilir. Bu azınlığın sava-
şı terördür. Bu terör terkedilmediği takdirde HDP'
nin varlığı gayrimeşrudur. Gayrimeşru bir parti de
kapatılmak zorundadır. HDP ancak, PKK'nın Türki-
ye'ye karşı savaşı son bulunca ve bütün teröristle-
rin teslim olmasıyla meşruiyet kazanır.

Not 5: Türkiye'nin Güneydoğusu'ndaki Kürt vatan-
daşlarının çoğunluğu özerklik veya devletleşme ta-
lebinde bulundukları vakit, Türkiye'nin de şartları
olacaktır. Meselâ Türkiye yönetimi diyebilir: "İsrail
Filistinlilerin haklarını ödemediği veya o devlet yı-
kılmadığı ve o devletin arkasında ABD olduğu
müddetçe Kürt vatandaşlarımızın talebi yerine
getirilemez. Çünkü bu talebin yerine getirilme-
sinde bizim için çok büyük tehlike vardır."

Not 6: Eğer PKK, terör örgütü değilse, bu takdirde
El-Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi terör örgütleri de
terör örgütü olmaktan çıkar. Eğer Avrupa ve Ameri-
ka; "PKK terör örgütü değildir" derlerse, bu durum-
da bütün El-Kaide ve IŞİD teröristlerini serbest
bırakmaları gerekir.

Not 7: Şu anda Filistinliler, ABD'nin İsrail'in haksız-
lıklarına arka çıkmasından dolayı haklarını alama-
maktadırlar. Bu hakkın alınabilmesi için de Ameri-
kan imparatorluğunun çökmesi veya çökertilmesi
gerekmektedir. Eğer ABD, imparatorluğunun
çökertilmesini istemezse, gücünü hak ve adâleti
çiğnemek için kullanmaktan vazgeçmelidir. ABD'
nin gücü karşısında âciz kalmış Müslüman Dünya'
nın, ABD imparatorluğunu çökertecek gücü yoktur,
ama bu güç yüce Tanrı'da vardır. Âcizlerin ve hak-
lıların yardımcısı olan yüce Tanrı, yakında bu gü-
cünü kullanabilir ve ABD imparatorluğu çöker.
Filistinliler de haklarına kavuşur.

Not 8: İsrailliler, gasp ve işgal ettikleri Filistin top-
raklarını kaybetmemek için, topraklarını geri iste-
yen mâsum Filistinlileri katletmektedir. Bu katliam
bir terördür. Bu terör bitmediği müddetçe İsrail'in
varlığı tehlikede olacaktır.

Not 9: Türkiye'de darbe isteyenlerin hakkı, darbe-
dilmektir. Adâletin iki yönü vardır. Bir yönü, haklıya
hakkını varmektir. O halde darbe isteyenlerin hak-
kını veriniz! İki türlü darbe vardır. Biri: İktidarı zor-
balıkla ele geçirmiş olanı devirmektir. Diğeri: Yöne-
timi millet çoğunluğunun rızâsıyla elde etmiş olanı
devirmektir. Birincisi olumlu. İkincisi zulümdür. Al-
lah, zulme meyledenleri kahretsin!

Not 10: ABD her yıl "insan hakları raporu" hazırlıyor.
Fakat bu raporda kendini rapor etmeyi unutuyor. Bu
unutkanlık son bulmalı ve ABD rapor etmeyi önce
kendinden başlamalı. Kendinden başlamalı ki, baş-
kalarına: "Haksızlık ediyorsun" deme hakkını ka-
zansın. Ama ABD bu hakkı kazanmış değildir.
Çünkü ABD kendi çıkarları için başka ülkelerde
haksız darbe yapmakta, savaş çıkarmakta, ülkeleri
parçalamakta, haketmemiş olanları iktidara getir-
mekte, petrollü ülkelerin petrolüne göz koymakta,
terör örgütü kurmakta ve onları desteklemekte, çı-
karlarına uygun olan diktatörlüeri korumakta, Filistin-
lilerin haklarını İsrail'e gasbettirmekte ve onun kötü-
lüklerinin arkasında durmakta ve kendi ülkesindeki
zencilerin polisler tarafından haksızlıkla katledilme-
sine göz yummakta ve servet vergisi çıkarmayarak
fakirlerin zenginler tarafından ezilmesini sağlamak-
tadır. Bu zulüm ve haksızlıkları gidermeyen ABD'
nin yayınlayacağı insan hakları raporu bundan son-
ra yok hükmünde kabul edilecektir. Meryem oğlu
İsa'nın dininden olan ABD yönetimine şunu soru-
yoruz: İsa Mesih; "çıkarlarınız için hak ve adâleti
çiğneyebilirsiniz" mi demiştir ki, çıkarlarınız için
hak ve adâleti çiğnemekte ve gücünüzü de bunun
için kullanmaktasınız? Böyle bir zulümsel izin ver-
mediğine göre, onun doğru yolundan niçin sapı-
yorsunuz? Niçin zulme yöneliyorsunuz? Bu zulüm-
lerinizin ötedünyada cehennem gibi bir karşılığı o-
lacağınışünmüyor musunuz? Yoksa İsa Mesih'
in sizin kötülüklerinizin affı için kendi canını feda et-
tiğini ve sizden hesap sorulmayacağına mı inanı-
yorsunuz? İnancınız bu ise, o inanç bir sapkınlıktır.
Çünkü adâletin çok önemli bir ilkesi: Birinin suçu
başkasına yüklenmez. Suçlu kim ise cezâyı o çe-
ker"dir. Bu sebeple mutlak adâlet sahibi yüce Tan-
rı sizin kötülüklerinizi Meryem oğlu İsa'ya yükleme-
yecek ve herkese hakettiği cezâsını verecektir. Bu
cezâdan korkmalı ve zulmü terketmelisiniz.

Not 11: Bütün devletleri, bütün milletleri ve bütün
insanlığı haklıca, adâletlice, namusluca ve bunlara
bağlı özgürlüklüce bir düzene dâvet ediyoruz. Hu-
zur, barış ve güvenliğimiz bu düzendedir. Hakkımı-
zı aramak haktır. Fakat hakkımızdan fazla hak iste-
meyelim. Başkasının hakkına el uzatmayalım. Hak-
sızlığı hak haline getirmeyelim. Alamadığımız hak-
ları hukuk yoluyla almaya çalışalım. Hukuk yolu ka-
pandığında savaşa baş vurabiliriz. Fakat mâsum-
ları katletme hakkımız yoktur.

İmza: Mehdiyet Makamı.


                     Allah'tan başka ilah yoktur.
         Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın yirmisi, Haziran'ın üçüncü
haftası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *