Donnerstag, 7. Mai 2015

KUZEY KORE ABD'Yİ YOK EDEBİLİR Mİ?

  KUZEY KORE ABD'Yİ YOK EDEBİLİR Mİ?

          herşey Onun istemesine bağlı olan
                     yüce TANRInın adıyla

Kuzey Kore resmi gazetesi Rodon Shinmun'
da bugün yayınlanan makalede, Kuzey Ko-
re, sadece Güney Kore değil, Pasifik Okya-
nusu bölgesi dahil ABD'ye de nükleer silah-
la hücum yapabileceği tehdidinde bulundu.
Rodon Shinmun'da yayınlanan makalede,
"Liderimiz Kim Jong-un, ABD'yi kendi topra-
ğında yenmeye kararlıdır. Vereceğimiz ceza,
ABD'nin yok olmasıyla sonuçlanacak" sözle-
rine yer verilmiş.

Kuzey Kore gibi başka ülkeler de ABD'yi yok
etmeyi düşünebilir ve isteyebilir. Fakat her
şey o ülkelerin istemesiyle olmaz. Önemli
olan yüce Tanrı'nın istemesidir. O istemez-
se, hiç bir ülke ABD'yi yok edemez. Yüce
Tanrı'nın ABD'nin yok olmasını istemesi de,
ancak Amerika halklarının çoğunluğunun
zâlimleşmesiyle mümkün olabilir. Bu zâlim-
leşme gerçekleşmediği müddetçe de yüce
Tanrı ABD'yi korur.

ABD halklarının yüce Tanrı'nın korumasını
haketmesi için de, evrenin tek Tanrısı hesa-
bına kendilerini iyileştirmeleri gerekir. Bu
iyileştirme de ancak yüce Tanrı'ya inanç ve
bağlılıkla mümkün olur. Bu bağlılık için de;
"Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed Tan-
rı'nın kulu ve elçisidir" deyip; haklıca, adâ-
letlice, namusluca, ibadetlice, ahlâklıca ve
iyiliklice bir yaşantı içine girmek gerekir.

İran Amerika için bir tehlike mi?

ABD'yi "büyük şeytan" olarak gören İran'ın
nükleer tehlikesini yok etmek için eğer ABD
İran'ı vuracak olursa, bir savaş similasyonu-
na göre İran'ın vurulmaktan kurtulup ABD'
yi vurabilmesinin 10 yolu varmış. Tabii harp
bir hiledir. Bu 10 yola karşı ABD'nin de 10
savunma ve İran'ı altetme yolu vardır. Bu
durumda ABD İran için, İran da ABD için
bir tehlike durumundadır. Fakat bu tehlike-
li durumdan her iki tarafın da kurtulması
mümkündür. Bunun için de, 63 İslâmlı Ülke'
nin Türkiye'nin etrafında birleşmesi gereki-
yor. İran bu birliğe katıldığında İran ABD
için, ABD de İran için tehlike olmaktan çı-
kar. Çünkü o zaman İran keyfî hareket ede-
mez, kendi bildiğini okuyamaz ve onun vu-
rulmasını gerektirecek bir sebep olmaz ve
doğmaz. O zaman ABD de, 63 ülkeli bir bir-
lik içinde olan İran'a saldırmaya cesaret e-
demez. Bu şekilde İslâmlı Ülkeler Birliği,
dünya barışının teminatı olur. Eğer İran bu
birliğe katılmazsa, ABD ve İsrail'e av olur ve
her iki taraf birbirleri için tehlike olmaya devam
eder. Bununla birlikte İslâmlı Ülkeler'in Türkiye
etrafında birleşmeyi kabul etmemesi halinde
ise, İran'ın "Ortadoğu Hâkimiyeti" kaçınılmaz-
dır. Bu da, İsrail için "Büyük Tehlike"dir. De-
mek, ABD ve İran arasında barışı sağlayan
İslâmlı Ülkeler Birliği'ne, ABD'nin taraftar ol-
ması gerekir. Tabii ABD, barış için bir şeyler
yapmak isterse.

Eğer İran bu birliğe girmeyi reddedip Ortado-
ğu'nun tek hâkimi olmaya kalkarsa, bu takdirde
onun varlığı tehlikeye girer. Bu tehlikeye düş-
memek için de İran ya Ortadoğu hâkimiyetin-
den vazgeçecek, ya da birliğe girmeğe râzı
olacaktır. Eğer İran bu birliğe dahil olmak ister-
se, bu halde Suriye'den hemen çıkması gere-
kir.

İslâmlı Ülkeler Birliği, İsrail için bir tehlike
midir?

Eğer İsrail barış istiyorsa, bu birlik onun için
bir güvenliktir. Çünkü bu birlikte İsrail'e is-
teyen istediğini yapamaz. Hak ve adâlet ne-
yi gerektiriyorsa, İsrail'e ancak o yapılabilir.
Ama eğer İsrail barış istemezse, o zaman bu
birlik, İsrail için büyük bir tehlikedir. Çünkü
bu büyük birlik karşısında İsrail, istediği gibi
hareket edemez, Filistin halkını ezemez ve
işgal ettiği topraklar üzerinde ebediyen ya-
şayamaz. Eğer İsrail kıyamete kadar yaşa-
mak isterse, 67'li Barış'a evet demesi gere-
kir. Aksi halde huzur içinde yaşaması ve
varlığını koruması mümkün olmayacaktır.

Aslında İsrail Başbakanı: "Kudüs ebedî baş-
kentimizdir" diyerek, barış istemediğini i-
lân etmiş durumdadır. Bu ilân karşısında
da müslümanların, İsrail'e karşı savaşmak
üzere hemen bir ordu hazırlaması gerek-
mektedir. Bu ordu hazır olduğunda da,
İsrail'e son uyarımızı yapacağız. Müslüman-
ların bu haklı savaşında hiç bir ülke İsrail'e
destek veremez. Destek veren ülkeler, suç-
lu duruma düşer ve suç da cezâyı gerektirir.

İsrail şunu kabul etmelidir ki, haklıya hak-
kını ödemek gerekir. Filistin'in hakkı da
Birlemiş Milletler'ce resmileşmiştir. Bu hak
ödenmedikçe İsrail'in varlığı mümkün ol-
maz. Şu an İsrail haksızlık üzerinde otur-
maktadır. Yüzde 22'lik bu haksız oturum,
2016 yılının Aralık sonuna kadar sona er-
melidir.

Avrupa ve Amerika haklıca ve adâletlice
bir iş istiyorsa, İsrail'in haksızlıkları kar-
şısında ses çıkarmalıdır. Ermeni mesele-
sinde kesin bir bilgiye ve delile sahip olma-
dığı halde Türkiye'ye karşı ses çıkarmasını
bilen bir Avrupa ve Amerika, kesinliği olan
Filistin meselesinde de İsrail'e karşı ses çı-
karmasını bilir ve bilmelidir.

Ey hak sever ve adalâlet sever dünya insan-
ları! Ey bütün insanlık! Eğer kendinize yeni
bir dâvâ, yeni bir iş arıyorsanız, işte size ye-
ni bir iş ve dâvâ: İsrail'in haksızlığına karşı
ses çıkarınız. Amerika Birleşik Devletlerin-
deki polis adâletsizliğine karşı ses çıkarınız.
Suriye ve Mısır'daki diktatörlüklere karşı ses
çıkarınız. Dünyadaki fakirliğe karşı ses çıka-
rınız. Bu sessizliğiniz sizi insanlığa çıkarmaz.
İnsanlığa çıkmak istiyorsanız, ses çıkarmanız
şarttır. Bu ses çıkarmanızla, "iyileşme"nin ilk
adımını atmış olacaksınız. Yirminci yüzyıl,
"kötüleşme çağı"ydı. Bu yirmibirinci yüzyıl ise,
"iyileşme çağı" olmalıdır. Bunun için de;
haksızlıklara, adâletsizliklere, fakirleşmeye
ve diktatörlüklere karşı ses çıkarmasını bil-
melisiniz. Eğer bu iş ve dâvâyı, sizi yaratmış
ve yaşatmakta olan gerçek Sahibiniz ve yüce
Tanrınız hesabına yaparsanız, iş ve dâvânıza
ölümsüz bir anlam kazandırmış olur ve bunun
ebedî ödülünü öte dünyada gerçek Sahibiniz'
den alırsınız. O halde iş ve dâvânıza anlam
kazandırarak harekete geçiniz. Asrımızı iyileş-
tirmenin gerçek yolu budur. Bu yoldan sapma-
malısınız. Bu asırda da saparsanız, insanlığı-
nızı kaybedersiniz. Ama siz kazanmalısınız!

Unutmayınız! Huzurlu bir dünya için haksız-
lıkların, adâletsizliklerin, fakirleşmenin, ırkçılı-
ğın ve diktatörlüklerin son bulması şarttır. Bu
şartı sağlamak da bundan sonra sizin görevi-
nizdir. İyileşmede ideolojiniz, Kur'anizm ve
Muranizm'dir. "Kuranisthaber" tarafından ya-
yınlanmış olan "Düzenname" isimli bildiri-
miz, sizleri "İyileşme İdeolojisi"ne iletecek-
tir. Artık boş duracak vaktiniz, başıboş do-
laşacak sorumsuzluğunuz kalmamıştır. Öy-
le ise ey Afrika ses ver! Ey Amerika ses ver!
Ey Avrupa ses ver! Ey Asya ses ver! Ey bütün
insanlık ses verin!

Artık bundan sonra 1 Mayıs'ları, "İyileşme Bay-
ramı" olarak kutlamalısınız. Bayramlar da; vura-
rak, kırarak, yakarak, yıkarak ve huzursuzluk çı-
kararak kutlanmaz; huzur yaratarak kutlanır. Bu-
nu unutmamalısınız. Gelecek bayramınız şim-
diden kutlu olsun!

Müslümanlar ABD'nin yok olmasını ister-
ler mi?

Müslümanlar, hak ve adâlet neyi gerektiri-
yorsa ancak onu isteyebilirler. Bu sebeple
de onlar, iyilerin varlığını, kötülerin düzel-
mesini ve zâlimlerin de yok olmasını ister-
ler. Amerika halkları da çoğunlukla zâlim
olmadıkları müddetçe de, müslümanlar
onların yok oluşunu isteyemezler.  Bu hü-
küm ve hakikat, İsrail için de geçerlidir.

Yüce Tanrı, O'na inananların ve teslim
olanların koruyucusudur. Evrenin ve için-
dekilerinin sahibi olan tek Tanrı, Amerikan
halklarını zâlimleşmekten korusun ve onla-
rı iyileştirsin.

İmza: Mehdiyet Makamı.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Mayıs başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                            YAYINLAYAN
                                AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                      *   *   *

Montag, 4. Mai 2015

HALK PARTİLİLER CHP'Yİ KAPATMAK ZORUNDADIRLAR

                         HALK PARTİLİLER
        CHP'Yİ KAPATMAK ZORUNDADIRLAR

       iyilik için çalışanları seven ALLAHın adıyla

Yeni Şafak Gazetesi'nin yayınladığı bilgi ve belge-
lere göre, Atatürk'ü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin i-
kinci eli İsmet Inönü, zehirleterek öldürmüş. İsmet
Paşa bu cinayeti, herhalde Ata'nın koltuğunu kapa-
bilmek için işletmiştir.

Şimdi bu acı gerçek karşısında CHP'liler, red-i mi-
ras ederek, CHP'yi kapatmaları gerekmektedir.
Çünkü CHP, Atatürk'ten İsmet İnönü'ye, İnönü'den
sonra da bugünkü CHP'lilere kalan (daha doğrusu
gasbedilmiş) bir mirastır. Bugünkü CHP'liler, Ata-
türk'ün katillerinden kalan bu çirkin mirası reddet-
mek zorundadırlar. Eğer reddetmezlerse, Atatürk'
ün katillerini sevmiş ve alkışlamış olacaklardır. Bu
da, Atatürk'e en büyük düşmanlık olacaktır. CHP'li-
ler, bir an önce bu düşmanlıktan kurtulmak duru-
mundadırlar. Bunun için de: "Biz CHP'liler, Atatürk'
ün katillerinden geri kalan bu CHP'yi ve onların zih-
niyetini reddediyoruz" deyip, partilerini kapatmalı-
dırlar. Veya hiç değilse Atatürk'ün katillerinin zihni-
yetini reddedip, CHP'nin adını değiştirmelidirler.
CHP'nin yeni adı da şunlar olabilir: "Yeni Halk Parti-
si" veya "Halkın Yeni Partisi".

Atatürk'ün katillerinden kalan CHP mirasının daha
fazla yaşatılması, ancak Atatürk'ün kemiklerini sız-
latır. CHP'lilerin Atatürk'e bu işkenceyi yapmaya
hakları var mıdır? Bu haksızlık, "Atatürk'ü sevmek"
olabilir mi?

Unutulmasın: İsmet Inönü'nün eline geçtikten sonra
CHP, "Atatürk'ün partisi" olmaktan çıkmıştır; 35 yıl
"İsmet İnönü'nün partisi" olmuştur. CHP'ye bugün-
kü adıyla ve eski zihniyetiyle sahip çıkmaya devam
edenler, Türkiye'nin kurucu ve kurtarıcı önderi Mus-
tafa Kemal Atatürk'ün katillerinin mirasını yaşatmış
olacaklardır. Bu yaşatma ise, Atatürk'ü mezarında
bin kere daha öldürmek demektir!

Atatürk'ün ikinci katili olmak istemeyen CHP'liler,
süratle ellerindeki bu kara ve kanlı mirastan kurtul-
maya ve kendilerini kurtamaya çalışmalıdırlar. Bu
çalışmaya katılmak istemeyenler de şunu unutma-
sın: Bugünkü CHP'liler, CHP'yi Atatürk'ten değil, İs-
met Paşa'dan miras almışlardır. Öncesi "paşa" o-
lan İsmet İnönü'nün gerçek kimliği de ortaya çık-
mış bulunuyor: Atatürk'ü zehirleten adam! Atatürk'ü
zehirleten adam, aynı zamanda Adnan Menderes'in
asılmasına da sebep olan adamdır.

Bugünkü CHP'ye oy vermek isteyen MHP'liler, Ata-
türkçüler, Türkiyeliler ve Baba Muhalefet Cemaati
yani Paralel Yapı Cemaati de, kimden miras kalan
bir partiye oy verdiklerini ve vereceklerini iyi düşün-
sünler...

CHP'liler,ellerindeki kanlı ve kirli mirastan kurtulmak
isterlerse, partilerinin yalnızca ismini değil, kendi
zihniyetlerini de değiştirmeleri gerekir. Bu zihniyet
değişikliği de, Türkiye'yi "Süper Güç" haline getire-
cek bir amaca yönelik içeriğe sahip olacak şekilde
olmalıdır. Dolayısıyla yeni CHP, AK Parti'yi engelle-
meye çalışan bir parti değil, onunla yarışacak ve
Türkiye'yi Süper Güç yapmak için çalışan bir parti
olmalıdır. Aksi halde CHP önce parçalanacak, son-
ra da ona oy veren halk tarafından çöpe atılacaktır.
Partilerinin çöpe atılmasını istemeyenler, hemen
harekete geçsinler. Yoksa herşey çok geç olacak
ve CHP yok olup gidecek.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan'ın ilk haftası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Gerçeğe dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *




Dienstag, 28. April 2015

ERMENİ SOYKIRIMI YASA TASARISI'NA SAHİP ÜLKELERE DUYURU!

     ERMENİ SOYKIRIMI YASA TASARISI'NA
                 SAHİP ÜLKELERE DUYURU!

adâletli olmaya dâvet eden TANRInın adıyla

Türkiye aleyhine "Ermeni Soykırımı Yasa Ta-
sarısı" çıkarmış ve kabul etmiş ülkeler, hak-
sız ve hukuksuz bir eylem içindedirler.

Bu ülkeler ya 1915'teki Ermenilerin göçe
zorlanmasının haksızca ve zulümle yapıldığı-
nı isbatlayan uluslararası bir mahkemeden
çıkmış kesin bir delil göstermeliler, ya da o
tasarıları geri çekmeliler.

Tarihle yüzleşeceksek, bu yüzleşme tek taraflı
olmaz. Adâletin gereği olarak öteki tarafa da
bakmak gerekir. Ermenilerin göçe zorlanması-
nın sonucunda ortaya çıkan acıya bakanlar,
Rusların kışkırttığı ve silahlandırdığı Ermeni
çetelerin katlettiği yarım milyon Osmanlı
vatandaşının acısına neden bakmıyorlar?
Buna bakılmadığı takdirde ötekine bakmak
neden şart olsun?

Hem katletmede kasıtlı öldürme vardır ve
bu bir cinayettir. Ama göçe zorlamada
öldürme kastı yoktur. Bu iki durumu yan
yana getirdiğimizde, Ermenilerin haksızlıkta
olduğunu ve asıl onların hesap vermesi
gerektiğini görürüz.

O halde Ermeniler ve onların iddiasına arka
çıkan ülkeler ya Ermeni çetelerin Rusya'ya
dayanarak katlettiği Osmanlı vatandaşları-
nın haklarını da hesaba katarlar, ya da bu
dâvâdan vazgeçerler.

O halde barış içinde yaşamak isteyen ülkeler,
geçmişin hesaplarını ve düşmanlıklarını ka-
patmak zorundadırlar. Geçmişten düşmanlık
üretmek, dünyamıza barış getirmez. Barış
isteyenler, hakka ve adâlete boyun eğmek
zorundadırlar. Boyun eğmeyenler ise, savaş
istiyor demektir! Eğer bir savaş çıkarsa, bu
savaş, nükleer bir savaş olur. Nükleer bir
savaş da, dünyanın ve insanlığın sonu
demektir.

Geliniz ey insanlar! Hakka ve adâlete boyun
eğerek kendinizi bu korkunç sondan koruyun
ve kurtarın. Geçmişin hesabını sormamız
haksa, biz Ermeni Göçü'nün hesabını Osmanlı
hükümetinden değil, o hükümeti zorda ve
çaresiz bırakan Rusyalı ve Avrupalı işgalciler-
den sorarız.

Ermeni Göçü'nün hesabını Türkiye'den so-
ran ve dayatmalarda bulunan ülkeler, Erme-
ni çetelerin yok ettiği 500 bin Osmanlı vatan-
daşının hesabını vermeye hazır olmalıdırlar.
Bu hesabı vermeye hazır olmayan ülkeler
ise, iddia ve dayatmalarından vazgeçmelidir.

Rusyalı ve Avrupalı işgalcilerin ve Ermeni
çetelerin çaresiz bırakması sonucunda
1915'teki Osmanlı hükümeti, Türkiye'nin
doğusundaki Ermenileri göçe zorlamaya
mecbur kalmıştır. İnsanları ve devletleri
çaresiz bırakmamak gerekir. Çaresiz kalan
Amerika, Japonya'yı atom bombasıyla
vurdu! Şimdi bizim ABD'den Japonya'nın
hesabını sormamız uygun olur mu? Eğer
bugün Rusya ve Amerika çaresiz bırakılsa,
nükleer bombalarını kullanmaktan çekin-
mezler. Eğer Osmanlı hükümetinin atom
bombası olsaydı, Avrupalı işgalciler
Osmanlı'ya saldırmaya cesaret edemez
ve o zaman da (Osmanlı belgelerine göre
438 bin Ermeni)yi göçe zorlamaya gerek
kalmaz ve onlardan 56 bin kişi de ölmezdi.
(Göçte 1.5 milyon Ermenin öldüğü ise, Er-
meni Diasporası'nın uydurduğu bir yalan-
dır.) 56 bin kişinin ölümüne "Büyük Felâket"
denemez. Asıl Büyük Felâket, Ermeni çete-
leri ve komitacıları tarafından katledilen
500 bin Osmanlı vatandaşının yok edilmiş
olmasıdır. Buradan da anlamalıyız ki; Er-
meniler "soykırıma uğrayan" değil, "soykı-
rıma uğratan"dır. Hem Ermeni Göçü'yle,
240 bin Japon'un atom bombasıyla yok
edilmiş olmasını yanyana getirelim. Acaba
hangisi "Büyük Felâket"tir? Göçte 56 bin
Ermeninin ölmesi mi, yoksa Amerika'nın
attığı atom bombasıyla 240 bin Japon'un
buhar olması mı?

Bunlar aslında boş tartışmalardır. Biz asıl
Rusya ve Amerika'nın gelecekte üretecek-
leri felâketleri düşünelim. Şu anda soykırı-
ma uğramamış Ermenilerin dâvâsıyla uyu-
tulmakta ve uyuşturulmaktayız. Çünkü âciz
ve çaresiz kaldıklarında Rusya ve Amerika,
ellerindeki nükleer silahları kullanmak zo-
runda kalacaklardır. Asıl "Büyük Felâket"
de işte budur! O halde biz, ya Rusya ve
Amerika'nın ellerindeki nükleer silahları
sıfırlamalıyız, ya da Büyük Felâket'i
beklemeliyiz.

Beklemeliyiz, çünkü: Amerikan ekonomisi
şu anda 15 trilyonluk ağır bir borç altında.
Bu borçtan kurtulabilmek için de, yeni bir
savaş çıkarabilir. Bu savaşı da ya Rusya'ya
karşı, ya da Rusya ile Avrupa'yı çarpıştıra-
rak çıkaracaktır. Şimdi bütün insanlık ABD'ye
şunu sormalıdır: "Yeni bir savaş çıkaracak
mısınız? Bu savaş kime karşı olacak? Ve bu
savaşta nükleer silah kullanacak mısınız?"

(Görüyor musun ey insanlık: Ermeni soy-
kırım hikâyeleriyle nasıl avutulmakta
olduğunu?)

Ey Avrupa! Arkasında 63 İslâmlı Ülke bulu-
nan veya yakında bulunacak olan Türkiye'
yi yanında tutup güçlü mü olmak istersin,
yoksa onu karşına alarak güç kaybetmek
mi?

(Bu arada şunu da unutmayalım: İsrail,
elindeki nükleer silahlara güvendiği için
67'li barışa yanaşmıyor,  işgaline son ver-
miyor. Yani kendini "güçlü" görüyor.
"Güçlüysem, haklıyım" demek istiyor ve
haksızlığının üzerinde oturmaya devam
ediyor. Ermeni tasarısı çıkaran ülkeler,
acaba bir İsrail tasarısı neden çıkarmıyor?)

Bu konuyla ilgili olarak şunu da sormamız
gerekiyor: "Bu durumda İran'ın nükleer
silahı olsun mu, olmasın mı?"

Ey atalarının soykırıma uğradığı iddiasında
bulunan Ermeniler ve onların iddialarına
destek veren ülkeler! Alamadığınız bir hak-
kınız varsa, onu uluslararası bir mahkemede
arayacaksınız. Hakkınızı oradan alacaksınız.
Soykırım tasarıları size hak kazandırmaz.
Hukuksal dayanağı olmayan tasarılarınız
ise, bir iftiradan başka bir şey değildir.

Eğer soykırım iddialarından vazgeçmez ve
bu konudaki tasarılarınızı geri çekmezseniz,
biz de Ermeni çeteler tarafından katledilen
yarım milyon Osmanlının uğradığı soykırı-
mın tanınmasını talep ederiz.

Ey Ermenilerin soykırıma uğradığını iddia
eden Rusya, Avrupa ve Amerika! Yarım mil-
yon Osmanlı vatandaşının uğradığı soykırı-
mı tanımaya hazır mısınız? Yoksa bir tarafı
görüp öbür tarafı görmemekte inat mı
edeceksiniz? Ama bu şekilde  bütün dün-
yaya ancak adâletsizliğinizi göstermiş olur-
sunuz!

Ey İtalya, Vatikan, İsviçre, Fransa, Almanya,
Hollanda, Kanada, Belçika, Polanya, Lübnan,
İngiltere ve inadlarında hâlâ devam edenler!
Gerçekleri görecek ve kabul edecek misiniz,
yoksa sesimizi daha fazla mı yükseltelim?

İmza: Mehdiyet Makamı.

Not 1: Almanlar ve Vatikanlılar şu gerçeği
görmelidir: Yir­min­ci yüz­yı­lın ilk soykırımını
Al­man­lar yap­mış­tır. He­re­ro ve Na­ma­ka Soy-
­kı­rı­mı ya da Na­mib­ya Soy­kı­rı­mı Af­ri­ka Ta­la­nı
sı­ra­sın­da Al­man Gü­ney­ba­tı Af­ri­ka­sı'nda
(gü­nü­müz­de­ki Na­mib­ya'da) 1904-1907 yıl-
­la­rın­da Al­man­lar ta­ra­fın­dan yer­li Ban­tu
halk­la­rın­dan He­re­ro­la­ra ve Ho­tan­to halk-
­la­rın­dan Na­ma­la­ra kar­şı gi­ri­şi­len soy­kı­rım-
­dır. 12 Ocak 1904'te, Sa­mu­el Ma­ha­re­ro
ida­re­sin­de­ki He­re­ro­lar hal­kı Al­man sö­mür­ge
ida­re­si­ne is­yan et­ti. Ağus­tos­ta, Al­man ge­ne-
­ra­li Lot­har von Trot­ha Wa­ter­berg Sa­va­şın­da
is­yan­cı­la­rı ye­ne­rek ai­le­le­riy­le bir­lik­te böl­ge­-
den Oma­he­ke çö­lü­ne sür­dü. Ekim­de ise böl­-
ge­de­ki bir baş­ka halk olan Na­ma­lar da is­yan
et­ti­ler. Al­man­lar on­la­ra da ay­nı şe­kil­de
dav­ra­na­rak 65,000 He­re­ro'yu (top­lam nü­fus-
­la­rı­nın %80) ve 10,000 Na­ma'yı (top­lam
nü­fus­la­rı­nın %50) yok et­ti­ler.

(Şu Avrupalılar soykırımcılıkta ne usta imiş-
ler! İnsan şaşkınlıkta kalıyor...) Sayın Papa
Francesco Hazretleri! Türkiye'den ozür dile-
yip, "yirminci yüzyılın ilk soykırımcısı Alman-
larmış" diyebilecek misiniz? Gereken mede-
niliği ve insanlığı gösterecek misiniz? Yoksa
bütün insanlığın önünde Vatikan'ı rezil et-
meye devam mı edeceksiniz? Eğer Ermeni-
lere iyilik etmek istiyorsanız, gelecek seneki
24 Nisan konuşmanız söyle olmalıdır: (Hiç
kimseyi suçlamadan) "1915 Ermeni Göçü'
nde hayatlarını kaybetmiş Ermeniler için
Tanrıdan bağışlanma ve rahmet diliyorum."
"Soykırım" lâfını ettiğiniz an, Türkiye'yi
suçlamış ve ona iftira atmış olursunuz.
İftiralarınız için Tanrı'ya vereceğiniz hesabı
unutmamalısınız. Konuyla ilgili aynı hata-
lara bir daha düşmemek için 1827-1917
arası Osmanlı ve dünya tarihini iyi incele-
meniz ve Osmanlı arşivlerini de gözden
geçirmeniz gerekir. Ayrıca hakkaniyetli
ve adâletli de olmalısınız. Düşmanlıkla
hareket ederseniz, düşmanlık bulursunuz.
Şimdilik sizi affediyoruz. Ama bir dahaki
sefere Vatikan'ın bütün pisliklerini ortaya
dökeriz.

Not 2: Osmanlı hükümetinin Ermenilere
uyguladığı "göçe zorlama" bir "soykırım"
değildir. İnanmayanlar, Ermenistan’ın ilk
başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923
yılında Bükreş’te “Taşnak Partisi” toplantı-
sına sunduğu şu raporu okusun:

1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan
taraflardan birine katılmadığı dönemde,
Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve
enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri
oluşturulmaya başlandı.
....................
Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote
etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türk-
lerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kam-
pındaydık. “Türkiye’den
denizden denize Ermenistan” talep etmek-
teydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’
ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin
etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi
çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var
olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle
savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere
ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

AKLIMIZ DUMANLANMIŞTI
Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve
Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve
gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların
sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi hak-
lıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız
büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık
ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör
etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devlet-
lerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan
hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet
olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir
devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini
göremedik.

Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi istekleri-
mizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişi-
lerin sözlerine büyük önem vererek, kendi-
mize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçek-
leri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

TÜRKLER DOĞRU YAPTI
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye
Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu.
Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün
pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus
bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaş-
mamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkın-
lık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık.
Rus hükümetine karşı dünkü inancımız ne
denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü
suçlamalarımız da o denli körü körüne ve
temelsizdi.

HASTALIKLI PSİKOLOJİMİZ
Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin
sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı
bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli
psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir
ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçama-
mıştır. Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir
Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü
birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklan-
dık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf
devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan
hayali vardı, gerçeği göremedik.

(Bu mektup, Milliyet Gazetesi'nde Güneri
Civaoğlu tarafından aktarıldı):
http://www.milliyet.com.tr/belgeyse-iste-belge-/siyaset/ydetay/2049350/default.htm

Not 3: Osmanlı tarihini incelersek görü-
rüz ki; Ermenilerin göçe zorlanmasına
sebep olan etken, Ruslar ve Ermeni çe-
telerdir. Ermenileri göçe zorlayan hü-
kümeti iktidara getiren, padişahı devi-
ren İngilizlerdir. Ermeni Göçü'nde hü-
kümete yardım eden, Almanlardır. Os-
manlı hükümetini çaresiz bırakan diğer
işgalci güçler ise, İtalyanlar ve Fransız-
lardır. Eğer bu göçe zorlama bir suç ise,
bu suça bütün Avrupa ve Rusya ortak-
tır. Bu mesele mahkemeye intikal
edecek olsa, bu işten Ruslar ve Avrupa-
lılar zararlı çıkacaktır. Kendilerinin zarar-
lı çıkacağını gören ülkeler ise, Ermeni
meselesinde çark edeceklerdir. Fakat
şimdi onları Türkiye'ye karşı kullanmak-
tadırlar. Bir müddet sonra ise Ermeniler,
kendilerinin kullanılıp atılmış olduklarını
göreceklerdir.

Şimdi bu gerçekler karşısında acaba
Ermeniler ve Ermenistan, Avrupalıların
yakasına yapışabilir mi? Eğer yapışmaz-
sa demektir ki, Ermeniler hak peşinde
değil, Türkiye'ye düşmanlık peşindedir-
ler. Fakat düşmanlık, Ermenilere bir şey
kazandırmaz. Türkiye'ye dost olun ki,
çok şey kazanasınız. Türkiye'den almak is-
teyip de alamadıklarınızın daha fazlasını
dostluk yoluyla alabilirsiniz. Bunun için de
Türkiye'ye dostluğunuz şarttır. Bunun için
de, tarih üzerinden düşmanlık üretmekte
ve hem asıl suçlu ve hem de güçlü olan
Avrupalıların peşinden gitmeye son
vermelisiniz.

Eğer Avrupa ülkeleri, Ermenilere arka çıka-
cak kadar hakperestse ve bunda gerçekçi
ise, hadi İsrail'in, Esad'ın ve Sisi'nin yakası-
na yapışsın da, göstersin hakperestliğini,
göstersin hürriyet severliğini, göstersin
demokrasi aşkını! Ama gösteremez. Çünkü
Avrupa'nın derdi hak, hukuk değildir. Hür-
riyet ve demokrasi de değildir.

Öyle ise, Avrupa'nın samimiyetsizliğine karşı
bu konuda İslâmlı Ülkeler de Türkiye'nin
arkasında olmalıdır. Meselâ Avrupalıların
çıkarmış olduğu "Ermeni Soykırımı Yasa
Tasarısı" hakkında, "bunların bir haklılığı
yoktur" şeklinde bir "anti yasa tasarısı"
çıkarabilirler. O halde 63 İslâmlı Ülke sessiz
kalmamalıdır. Hak karşısında gereğini yap-
mayan, kendini şeytanlaştırmış olur. Bu
konuda; İsrail'in, Esad'ın ve Sisi'nin yaka-
sına yapışmayarak kendini şeytanlaştırmak-
ta olan Avrupa'ya ve Amerika'ya benzeme-
melisiniz. Tabii "biz müslümanız" diyorsa-
nız...

Bir milletin ve bir ülkenin hakkını, hukuku-
nu çiğnemek, basit bir mesele değildir. Bu-
nun için Türkiye susmayacaktır!

(Bu bidirimizden sonra siyasal dünya kamp-
ları yeniden şekillenecektir.)

İmza: Mehdiyet Makamı.

                      Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Gerçeklik ve hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *

RUSYA VE AVRUPA YÖNETİMLERİNİ ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEMEYE DAVET EDİYORUZ!

         RUSYA VE AVRUPA YÖNETİMLERİNİ
           ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEMEYE
                         DAVET EDİYORUZ!

af ve özür dileyenleri seven yüce TANRInın adıyla

Rusya ve Avrupa yönetimleri, Ermeniler'den özür
dilemelidir. Çünkü 1915 yıllarında Rusya, İtalya,
Fransa, Britanya ve diğerleri Osmanlı'ya saldırma-
saydı ve onu işgale kalkmasalardı, Osmanlı hükü-
metinin de Ermeni vatandaşlarını göçe zorlaması-
na gerek kalmazdı.

Ermenileri göçe zorlamada asıl sebep ve etken,
Osmanlı'yı zor ve çaresiz durumda bırakan Rus ve
Avrupalı işgalciler olduğundan, bu işgale katılan
Rusya, İtalya, Fransa, Britanya ve diğer ülkelerin
yönetimlerinin Ermenilerden özür dilemeleri gere-
kir.

Eğer Osmanlı ülkesine saldıran ve onu işgal eden
ülkelerin bugünkü temsilcisi olan Avrupa yönetim-
leri, Ermenilerin "soykırıma uğradığı" iddiasında
samimi iseler, samimiyetlerinin gereği olarak gere-
ken özür dilemeyi yerine getirsinler, samimiyetlerini
isbatlasınlar.

Ama bu konuda biz Türkiye ve Türkiyeliler olarak
sadece dâvet ederiz, fakat zorlamayız. Çünkü "ata-
nın işlediği suçun cezâsını torunu çekmez" ilkesin-
ce, bugünkü Rusyalı ve Avrupalıları mahkûm etme-
ye hakkımız yoktur. Hakkımız olmadığından da on-
lara bir dayatmada bulunmayacağız ve bulunmuyo-
ruz. Fakat onların da, 1915'te Ermenilerin göçe zor-
lanmasında asıl suçlunun kendi ataları olduğunu
görüp, "Ermeni Soykırımı" iddiasından vazgeçme-
leri gerekir.

Eğer Ermenilerin göçe zorlanmasında asıl suçlu-
nun kendi ataları olduğunu görüp Ermenilerden ö-
zür dilerlerse, biz Türkiye ve Türkiyeliler, Ermeni-
ler'i göçe zorlamış olan Osmanlı hükümetini suçlu
saymayız. Çünkü göçe zorlamada öldürme kastı
yoktur. Ama katletmede kasıt vardır. Bunun için
Osmanlı vatandaşlarından 500 bin veya daha faz-
lasını katletmiş bulunan Ermeni katliamcılar suçlu-
dur ve onlar birer soykırımcıdır.

Eğer Ermenistan ve Ermeni Diasporası, Osmanlı
hükümetinin "soykırım yaptığı" iddiasından vazgeç-
mezlerse, Ermeni soykırımcıların katlettiği 500 bin
Osmanlı vatandaşının kan bahası, onlardan tahsil
edilmelidir. Bir vatandaşın kan bahası, 1 milyon Eu-
ro'dur!

Madem Ermenistan ve Ermeni Diasporası hukuk-
sal dayanağı olmayan iddialarından vazgeçmiyor-
lar, o halde kendi atalarının suçlarının bedelini öde-
sinler. Ödemeleri gerekir. Çünkü iddialarından vaz-
geçmedikleri için; "atanın suçunun cezâsını torunu
öder" demiş oluyorlar ve hukuku tersine çeviriyor-
lar. Madem onlar için bu ters hukuk geçerlidir ve id-
dialarından vazgeçmiyorlar, o halde kendi ataları-
nın suçlarının cezâsını da ödesinler. Bu cezâ öde-
mede, onların iddialarına inadla arka çıkan ülkeler
de ortak olmak zorundadırlar.

Eğer Avrupa ülkeleri "soykırım" inadından vazgeç-
mezlerse, "1915 Ermeni Göcü"nün asıl müsebbibi
kendi işgalci ataları olduğundan, göçte hayatını
kaybeden 65 bin Ermeninin can bedelini, Erme-
nistan'a ödemeleri gerekir.

Eğer Ermenistan ve Ermeni Diasporası da "soykı-
rım" inadından vazgeçmez ve "atanın suçunun ce-
zâsını torunu öder" derlerse, bu takdirde Ermeni
çetelerin katlettiği Osmanlı vatandaşlarından 500
bin veya daha fazlasının kan bedelini, Türkiye
Cumhuriyetine ödemek zorunda kalırlar.

Ey "soykırım" inadından vazgeçmeyen ve Türkiye'
ye dayatmalarda bulunan Avrupa ülkeleri ve yöne-
timleri! Gerçekleri görecek misiniz? Gerçekleri gö-
rüyorsanız, kabul etmeniz gerekmez mi? Eğer ger-
ceği kabul etmezseniz, size ne denir?

Türkiye hakkındaki soykırım tasarılarını ne zaman
geri çekeceksiniz? Medeniliğe yakışan icraatınızı
görmek istiyoruz. Ya gerçekleri kabul edip gereğini
yapın, ya da işgalci atalarınızın, göçe zorlanma se-
bebiyle ölümüne sebep olduğu Ermenilerin hakkını
ödeyin ve Ermenilerden özür dileyin. Tarihle yüz-
leşmek hoşunuza gidiyorsa, buyurun, yüzleşin! Yüz-
leşin, ama kendi atalarınızla Türkiyelilerin atalarını
eşitlemeyin. Buna hakkınız yoktur!

Ve artık Türkiye'ye karşı başlattığınız mânevî saldı-
rı ve işgalinize de son veriniz. Yüz yıl önce de atala-
rınız, atalarımızın topraklarını işgal etmişti. Bu işga-
lin çaresiz bırakmasıyla da Ermenilerin göçe zor-
lanması kaçınılmaz olmuştu. Mânevi işgalinizi sür-
dürerek yeni bir Ermeni göçü yaratmayın! Ermeni-
leri gerçekten seviyorsanız...

Eğer bir "soykırım" varsa, onu da Rus ve Avrupalı
işgalciler ve Ermeni çeteleri yapmıştır, Osmanlı
hükümeti değil!

Rus ve Avrupa işgalcilerinin ve Ermeni çetelerinin
sebep olduğu 1915 Ermeni Göçü'nde hayatlarını
kaybeden 65 bin masum Ermeniye, oğlu ve orta-
ğı olmayan yüce Tanrı'dan rahmet diliyor, onların
yasını tutmakta olan temiz kalpli Ermenilerin de acı-
sını paylaşıyoruz.

İmza: Mehdiyet Makamı.

Not 1: Vatikan da, eğer "soykırım" iddialarında sa-
mimi iseler, işgalci İtalyan atalarının sebep olduğu
"Büyük Felâket" için Ermeni torunlardan özür dile-
sin.

Not 2: Bu bildiri, uluslararası diplomatik platformda
paylaşılmıştır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, 23 Nisan.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Gerçeğe dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                       *   *   *