Mittwoch, 4. März 2015

DİNDAR BAŞBAKANA DARBE İNDİREN GÜLEN CEMAATİ'NİN MAKAMI NEDİR?

       DİNDAR BAŞBAKANA DARBE İNDİREN
        GÜLEN CEMAATİ'NİN MAKAMI NEDİR?

             gerçekleri gösteren ALLAHın adıyla

Yirmi yıldan beri Amerika'da yaşayan ve kendini ev-
liya gösteren Hamza Metiner isimli bir zât, "kutsiler.
org" isimli bir internet sitesinde kaleme aldığı bir
yazısında AK Parti liderlerini "süfyan"lıkla damgala-
mış.

Acaba "süfyan" kimdir?

Türkiye'de (Gülen Cemaati dışında) bütün dindarlar
ve cemaatler, AK Parti hükümetine ve dindarlara in-
dirilecek bir darbeyi, Ergenekon'dan ve Balyozcu-
lar'dan bekliyordu. Ama ne yazık ki darbe, hiç bek-
lenmedik bir yerden, Gülen Cemaati'nden geldi.Hiç
umulmadık bir yerden gelen bu çifte darbe, elbette
AK Parti iktidarını sendeletti. Fakat bu partinin lideri,
indirilen bu darbeye teslim olmadı. Eğer AK Parti li-
deri yediği darbeye teslim olup çekilseydi, bugün
AK Parti iktidarının yerinde yeller esiyor olacak ve
hükümet ya yetersizlerin, ya da şer güçlerin eline
düşecekti. Fakat yüce Allah, Türkiye'yi bu düşüş-
ten kurtardı ve korudu.

Eğer AK Parti hükümeti nefis ve şeytan hesabına
Gülen Cemaati'ne bir darbe indirseydi, o zaman biz
hükümet liderine "süfyan" damgası basabilirdik. Fa-
kat ilk iki darbeyi AK Parti liderine ve hükümetine
Gülen Cemaati indirdi. Şimdi "süfyan" kimdir? AK
Parti liderlerine "süfyan" damgasi basanlar, kendi-
lerini süfyanlaştırmış olmuyor mu? Şimdi AK Parti
hükümetine darbe indirerek kendini süfyanlaştırmış
olan Cemaat'in, kendini bu süfyanlaşmışlıktan arıt-
ması gerekmez mi? Elbette gerekir! Kendini arıtsın
ki, barışılmaya lâyık olsun.

AK Parti hükümeti Gülen Cemaatiyle ne zaman ve
nasıl barışır?

İlk darbeyi vuran AK Parti olmadığı için, bilâkis ken-
disi "darbe yiyen" olduğu için, AK Parti liderlerinin
eli, Gülen Cemaati'ne "barış eli" uzatmaya mahkûm
değildir. Eğer Cemaat barış istiyorsa, önce devlet
içinde oluşturduğu bütün gücünden el çekmeli ve
tüm gücünü mâneviyat sahasına yöneltmeli, kendi
okullarıyla, dinî hizmetleriyle ilgilenmeli ve siyaset-
ten kesinlikle uzaklaşmalıdır.Bunu yapmadığı müd-
detçe de barışılmaya lâyık olmayacak ve ona hiç
bir zaman güvenilmeyecektir. Ama bununla birlikte
hükümet de, Cemaat'in bütün maddî ve siyasal gü-
cünü yok etmek için var gücüyle çalışacaktır ve ça-
lışmak zorundadır.Çünkü Cemaat'in elinde güç kal-
dıkça, bu güç bütün Türkiye için tehlikeli olacaktır.
Bunun için Cemaat, maddî ve siyasal gücünden
soyulmalıdır. Ya kendiliğinden soyunacaktır, ya da
bunu hükümet yapacaktır.Gerekenin yapılması, hü-
kümet için bir "zulüm" değildir. Bu soyulmada mağ-
duriyete uğrayacak olanların hükümeti suçlamaya
hakları yoktur. Çünkü hükümeti ayakta tutanlar,
"darbe vuran" değil, "darbe yiyen"dir. Hükümet Ce-
maat'ten darbe yemeseydi, bunlar olacak mıydı?
Olmayacaktı. O halde!

Fethullah Gülen Mehdi midir?

Fethullah Gülen'in yakın ve uzak çevresindekiler
onu "Mehdi" olarak görmekte veya göstermektedir-
ler. Fakat Fethullah Gülen'in çevresindekilerin onu
Mehdi görmesi ve göstermesiyle o Mehdi olmaz.
Mehdilik, Allah'ın elçilik vermesiyle olur. Fethullah
Gülen, Allah'tan elçilik almış mıdır? Eğer aldıysa,
kalksın açıklasın ve "ben Mehdiyim" desin. Ancak
böyle bir ilândan sonra onu Mehdi olarak görüp
gösterebilirsiniz. Aksi halde onu Mehdi görüp gös-
termeler asılsız olacaktır. Zaten kendisi de Mehdi-
lik yakıştırmalarını söz ve yazılarında reddetmekte-
dir. Tabii bu reddetmeler samimiyetsiz değilse...

Allah'ın Mehdisi kimdir?

Allah'ın Mehdisi Mehmed Nur'an'dır. Kendisi Allah'
tan bilgi, ışık ve elçilik almıştır. 2001 Kasım'ından
beri dünyanın mânevî liderliği görevinde bulunmak-
tadır. Kendisini bir müddet daha gizleyecektir.

Allah'ın Mehdisi Mehmed Nur'an, Fethullah Gülen'i
Mehdiyet Makamı'nın "sağ kolu" olarak kabul et-
mekteydi. Fakat Fethullah Gülen, eski başbakan R.
Tayyip Erdoğan'a iki darbe indirerek bu makamını
kaybetmiş bulunuyor.Şimdi şeytanın safına geçmiş
bulunan ama kendilerini "Hak yolunda" gören bu
Cemaat'in arkasından gidecek olanlar ve içinde
bulunanlar iyi düşünsün. Ama çok iyi düşünsün!

Not 1: AK Parti liderlerinin değeri nedir?

Allah'ın Mehdisi, AK Parti liderlerinin değerini mâ-
nevî âlemde şu şekilde görmüştür: En büyük yük,
Allah'ın Mehdisi'nin üzerindeki yüktür. Fakat şu an
itibariyle AK Parti liderleri, yeni ve büyük Türkiye'nin
bütün âlem-i İslâm'ı ilgilendiren ağır yükünü omuz-
lamış vaziyettedirler.Bu yük, Mehdi'nin yükünden
daha ağır durumdadır. Bu ağır yükün taşınmasında
ve hedefe varılmasında Türkiye halkları ve dindar-
lar AK Parti hükümetine yardımcı olmalıdır. Bu par-
tiye karşı kara muhalefette bulunanlar ise, yalnız
Türkiye'ye değil, tüm İslâmlı Dünya'ya zarar vermiş
olacaklardır ve zarar vermektedirler.

Not 2: Fethullah Gülen'in değeri nedir?

Fethullah Gülen'in İslâmî yönü kıymetlidir. Fakat
siyasal yönü tehlikelidir. Bu tehlikeli oluştan kurtu-
labilmesi için, siyasetten el çekmeli ve AK Parti
iktidarına karşı başlatmış olduğu muhalefetine der-
hal son vermelidir.

Not 3: Cemaatin okulları tehlikeli midir?

Cemaat eğer AK Parti iktidarına karşı başlatmış ol-
duğu muhalefetine derhal son vermezse, AK Parti
iktidarı bu okulları "cemaatin şer gücü" ve "darbe
okulları" olarak görecek ve o okulları yaşatmaya-
caktır. Onları yaşatmamak da onun hakkıdır. Eğer
Cemaat bu okulların yaşamasını istiyorsa, AK Parti
iktidarına karşı başlatmış olduğu meş'um muhale-
fetine hemen son vermelidir. Aksi halde AK Parti ik-
tidarı bu okulları "masum" görmeyecek ve gerekeni
yapacaktır. Çünkü Gülen Cemaati'nin yaptıkları, ya-
ni siyasal darbeleri, o okulların iyiliğini ve masumi-
yetini katletmiştir.

Not 4: Cemaat'in AK Parti iktidarına karşı yürüttüğü
muhalefetin anlamı nedir?

Bu muhalefetin anlamı, Cemaat'in siyasallaşmış ol-
duğunun apaçık göstergesidir. Bu gösterge, Cema-
at'in bir "dinî cemaat" olmadığını da belgelemiş o-
luyor.Eğer Cemaat dinî bir cemaatse, bunun isbatı,
siyasetle uğraşmayı ve AK Parti'ye karşı yürüttüğü
muhalefetini sonlandırmakla olur. Bir partiye oy ve-
rip vermemek, onun tercihidir. Fakat Cemaat, yürüt-
mekte olduğu kara muhalefetiyle CHP ve MHP'nin
de önüne geçmiş, "Baş Muhalefet" olmuştur. Barış
isteyen bir Cemaat ise, bu muhalefetini sonlandır-
malı ve Cemaat'in eli kalem tutan bütün silahşörleri
de silahlarını susturmalı ve muhalefet işini partilere
bırakmalıdır.

Not 5: AK Parti hükümeti, 28 Şubatçılar'dan daha
mı tehlikelidir?

28 Şubatçılar, bütün dindarları  ve cemaatleri tehli-
keli ve düşman görüyordu. AK Parti hükümeti ise,
sadece kendisine çifte darbe indirmiş bulunan Gü-
len Cemaati'ni tehlike görüyor. Şimdi anlayın baka-
lım kim daha tehlikeli! Darbe vuran mı, darbe yiyen
mi?

Şu anda süfyan koltuğunda oturan, AK Parti hükü-
meti değil, Gülen Cemaati'dir. Cemaat kendini bu
çirkin ve tehlikeli koltuktan kurtarmalıdır. Bunun için
de, bütün maddî ve siyasal gücünden el çekmeli,
devlet içindeki bütün örgüt elemanlarıyla bağını ko-
parmalı ve hükümete karşı muhalefetine son ver-
melidir. Eğer bunu yaparsa, barışın yolu da açılmış
olur. Aksi halde Gülen Cemaati, AK Parti hükümeti-
ne değil, Türkiye'ye zarar vermiş olacaktır. Dünya-
nın kalbi seviyesinde olan Türkiye'ye zarar verenler
de bizden değildir.

Not 6: Allah'ın Mehdisi, Gülen Cemaati hakkında ne
düşünmektedir?

Allah'ın Mehdisi, Gülen Cemaati'nin AK Parti hükü-
metine indirdiği darbelerle ve yapmakta olduğu mu-
halefetle kendini "hizmet hareketi" iken "hezimet
hareketi"ne dönüştürmüş olmasına çok üzülmekte-
dir. Çünkü neticede zarar gören, Allah'ın Dini'ne
hizmet olmaktadır. Ama artık olan oldu. Bu saatten
sonra Cemaat'in zarar vericiliği önlenebilirse ne âlâ!
12 Aralık 2013'e kadar Cemaat'i korumuş ve kolla-
mış olan Allah'ın Mehdisi, hükümete indirdiği dar-
belerle gerçek kimliğini göstermiş olan Cemaat
hakkında şimdi şu şekilde dua etmektedir: "Allah'
ım! Bu Cemaat'in şerrinden Türkiye'yi koru..."
Bu duayı bütün dindarlar yapmalıdır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Mart başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Barışa dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *





Sonntag, 22. Februar 2015

TÜRKİYE'DE İDAM TEKRAR GELMELİ Mİ? ÖZGECAN'IN KATİLİNE NE CEZA VERİLMELİ?

    TÜRKİYE'DE İDAM TEKRAR GELMELİ Mİ?
ÖZGECAN'IN KATİLİNE NE CEZA VERİLMELİ?

          hak ve adâleti emreden ALLAHın adıyla


Türkiye'de Özgecan Aslan isimli genç kızın vahşi-
ce katledilmesi, idam konusunu tekrar gündeme
getirdi. Şimdi gerekli suali soralım ve cevabını bul-
maya çalışalım: İdam cezâsı geri gelmeli mi?

Katil yüzde yüz suçlu olduğunda onun cezâsı dinen
ve doğal olarak, "idam"dır. Fakat şartlar, hükümleri
değiştirir. Şartlar değiştiği halde hükümler değiş-
mezse, adâletsizlik doğar ve zulüm meydana gelir.
Adâleti gerçekleştirirken zulme düşmemek için
sosyal şartları göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Türkiye'nin bugünkü sosyolojisi nedir? Yani aile ve
okul, iyi insan yetiştirmede yüzde altmışlık bir ba-
şarı gösterebiliyor mu? Türkiye toplumunda iyi in-
sanlar çoğunlukta mı? Eğer bu çoğunluk mevcut
değilse, idam cezâsı hak olmaz. Çünkü insanları
suça iten bir ortam harıl harıl çalışıyorsa ve durum
düzelmiyorsa, katilleri idamla yok etmek, o toplu-
mun iyileşmesine hizmet etmeyecektir.

Bu yüzden idam cezâsının tam hak olabilmesi için
o toplumda yüzde altmışlık bir iyileşme ve düzel-
me bulunmalı. Gerekli düzelme ve iyileşme sağlan-
dığında da suç oranları azalacak ve suçlulara veri-
lecek cezâlar da haklılık bulacaktır.

Türkiye halklarının çoğunluğu ismen "müslüman"
dır. Fakat yaşayışça çoğunluk İslâmiyetten uzaktır.
Eğer İslâmiyeti yaşama oranı yüzde altmış-yetmişi
bulursa,bu takdirde Kur'anın buyurduğu katile kısas
uygulanması yani idam cezâsı getirilebilir. Böyle bir
cezâ, böyle bir toplumda uygundur. Ama İslâmiyeti
yaşayanların azınlıkta olduğu bir ülkede Kur'anî bir
cezâya yönelmek, adâlete tam uygun değildir. Bu
uygunluk ancak,meselâ bütün İstanbul halkı dindar-
ca bir hayat yaşıyor olsalar, onlar için geçerli olur.
Böyle bir toplumun idam cezâsını istemeleri, onla-
rın hakkıdır.

Türkiye'deki halkların çoğunluğu dindarca bir hayat
yaşamadığına göre, idam cezâsını istemek, hakka
tam uygun olmaz. Ancak demokrasi gereği olarak
halkın yüzde altmışı idam cezâsına evet derse, o
cezâyı getirmek gerekir. Ancak bu isteğin âdil ola-
bilmesi için de siyasî iktidar, idam cezâsı isteyen
çoğunluğun önüne şu şartı koyabilmelidir: "Bu ce-
zâyı getiririz ama, meselâ suçların azalmasını sağ-
layacak bir eğitime ve tecavüzleri önleyecek şu şu
düzenlemelere de râzı mısınız?" Gerekli rızâyı ver-
diklerinde istekleri yerine getirilir. Halk çoğunluğu
istemediği takdirde de o cezâ gelmemelidir.

Eğer Türkiye toplumlarının sosyolojisi Avrupa Bir-
liği ülkelerinin sosyolojisiyle eşitse, Türkiye de AB'
nin cezalandırma ölçülerine uyar. Sosyolojisi onun-
la eşitlik göstermediği takdirde de onun ölçülerine
uymak zorunluğu yoktur.

Sosyolojisi idam cezasına uygun olmayan ülkeler,
suçluları cezalandırmada daha âdil sistemleri ara-
yabilir ve aramalıdır. Meselâ "yaşa göre cezalandır-
ma" sistemi, daha âdil olabilir. Bu sistem şöyledir:
Bir katil maktülün kaç yıllık ömrünü yok etmisse, o
katile de o kadar yıl hapis cezâsı verilir. Meselâ
öldürülen Özgecan Aslan 20 yaşındaydı. Türkiye'
de insanların ömür ortalaması da 60'dır. Bu yaş or-
talamasına göre katledilen Özgecan'ın 40 yıllık öm-
rü, Suphi Altındöken tarafından yok edildi. Buna gö-
re katilin alacağı hapis cezâsı da 40 yıldır. Eğer ka-
tilin ortalama ömrü, verilecek 40 yıllık cezâyı karşı-
lamıyorsa, o katil idam edilmelidir. Çünkü ortalama
ömür yaşı 60'tır. Katilin alacağı cezâ 40'tır. Katil de
26 yaşında olduğuna göre; 40'la 26'yı toplarız= 66
eder. Ortalama ömür 60 olduğundan, 66'dan 60'ı
çıkarırız= 6 kalır. Katilin cezâsı ortalama ömrü 6 yıl
aşmış bulunduğundan katilin de idamı gerekir. An-
cak maktulün sahipleri; "40 yıllık cezâ yeterli olsun,
idam edilmesin" derlerse, idam cezâsından vazge-
çilir. Eğer katil; "ben idamımı istiyorum" derse, dev-
let o şahsı idam eder.

Yalnız bu sistemde çocuk öldürenler çok cezâ,yaş-
lı öldürenler de az cezâ alacaktır. 60 ve üzeri yaşta-
kileri öldürenlere de bir yıl ağır hapis cezâsı verilir.
Yaşlıları korumak için ortalama ömür yaşını 70, 80'
ne çıkarmak da mümkündür.

En iyi çözüm ise, Allah'a vereceği hesabı düşünen
insanların çoğalmasını sağlamaktır. Öyle ise onla-
rın çoğalmasını sağlayalım.

Ey insanlar!

Bu dünyada sabit bir ömrünüz yoktur.Bunun için çok
yakında kendinizi kabirde bulacaksınız. Fakat dün-
yanın son durağı olan kabre girmeden önce bu
dünyaya kim tarafından ve niçin gönderildiğinizi ve
görevlerinizin neler olduğunu bilmeniz ve uygula-
manız gerekiyor. Çünkü sizler, kendi yarattığınız bir
âlemde değil, yaratıcınız ve yaşatıcınız olan yüce
Allah'ın mülkünde bulunuyor ve onun verdiği ruh ve
bedeni taşıyorsunuz. Dünyanızın ve bedeninizin
sahibi Allah olduğundan da, O'nun koyduğu kurallar
çerçevesinde yaşamak zorundasınız. Eğer bu zo-
runluğu kabul eder, gerekeni uygularsanız, ölümü-
nüzden sonra size ebedî bir cennet var. Yüklenme-
niz gereken sorumluluğu reddettiğiniz ve çiğnediği-
nizde ise, size içinde sonsuza dek kalacağınız bir
cehennem var.

Yüklenmeniz gereken zorunluk ve sorumluluk ise
özetle şudur: Allah'ın tekliğine ve âhiretine inanarak
haklı olmak, adâletli olmak ve namuslu olmaktır.

Haklı olmak; Allah'ın emir ve isteklerine uymaktır.
Allah'ın emir ve istekleri dairesinde yaşayanlar, hak-
sızlıktan kurtulmuş olur. En önemli göreviniz de
kendinizi haksızlıktan kurtarmaktır. Haklıca bir hayat
yaşamak, birinci hedefiniz olmalıdır.

Adâletli olmak; haklıya hakkını ve haksıza da cezâ-
sını vermektir. Bu ilkeye göre, üzerinizde hakkı bu-
lunanlara haklarını ödemek ve çiğnememek zorun-
dasınız. Haksızlık edenleri de, hak ettikleri kadar
cezâlandırmalısınız. Cezâlandırmada en yakınları-
nız olsa dahi adâleti yerine getirmekten kaçınma-
malısınız. Bir yakınınız meselâ anneniz, babanız,
kardeşiniz veya ergen çocuğunuz bir suç işlediğin-
de, onların haksızlığı arkasında değil, adâletin ya-
nında olmalısınız. Bu, Allah'a olan borcunuzdur.
Bunlarla birlikte doğru şahitlikten de kaçmamalı ve
bir suçlunun cezâsını başkasına yüklememelisiniz.
Suçlunun cezâlandırılmasını da devlete bırakmalı-
sınız. Adâlet ilkesine göre haksız bir tokadın karşı-
lığı bir tokattır. Haksız bir küfrün karşılığı onun ka-
dar bir küfürdür. Haksız bir öldürmenin karşılığı da,
katili idam etmektir. Ancak kavgayı büyütmemek i-
çin karşılık vermekten vazgeçebilirsiniz. Haksız öl-
dürmelerde de, maktülün velisi idam yerine başka
cezâlar verilmesini veya diyet isteyebilir. Tecavüz-
ün cezâsı, içinde hem zina hem de zorbalık bulun-
duğundan idamdır. Tecavüzle birlikte öldürme de
varsa, cezâsı yine idamdır. Birden fazla kişiyi hak-
sızca öldürmüş olanın hakkı, kesinlikle idamdır.
Böyle bir kimseye sınırlı veya sınırsız hapis cezâsı
vermek, haksızlık ve adâletsizliktir. 77 kişiyi acıma-
sızca öldürmüş bir katliamcıya 25 yıllık bir hapis
cezâsı vermek, o katliamcıyı mükâfatlandırmaktan
başka birşey değildir; bunun adı da, zulümdür!

Namuslu olmak; meşru olmayan ilişkilere girmemek
ve nikâhlanmaktır. Bu ilkeye göre; zina, tecavüz ve
eşcinsellik, sahibiniz olan Allah tarafından yasaklan-
mıştır. Bu yasağa uyanlar, nesillerin geleceğini ve
temizliğini korumuş olurlar. Bu yasağı çiğneyenler
ise, nesillerini kesmiş ve kirletmiş olurlar. En büyük
çevre kirliliği de işte budur.

Haklı, adâletli ve namuslu olmayı kabul ettiğinizde,
dünyanız cennete dönecektir. Aksi halde kendinizi
bir cehennem içinde bulacak ve huzur ve mutlulu-
ğunuz yok olacaktır. Demek, dünyanızı cennete çe-
virmek de, cehenneme çevirmek de kendi elleriniz-
dedir. O halde dünyanızı cennete çevirin, bu çeviri
için çalışın. Asıl göreviniz budur.

Eğer öldükten sonra dirilmeyi ve Yaratan'a hesap
vermeyi inkâr edip bu insanlaşma görevini redde-
derseniz, cehenneme atılmaktan kurtulamazsınız.
Çünkü yeniden diriltilmeniz ve Yaşatıcınız'a hesap
vermeniz kaçınılmazdır. Çünkü ölümü öldüremez-
siniz. Diriltilmeyi de engelleyemezsiniz.Çünkü sizin,
dünyaya gelmeyi engelleyecek gücünüz de yoktu.
Bu güçsüzlüğünüz de sizi, (Rabbinizin söz vermiş
olması ve adâleti nedeniyle) büyük hesap gününde
Allah'ın huzuruna getirecektir. Allah'ın huzuruna
insanlaşmış olarak gelirseniz, size korku yoktur.
Yeriniz de cennettir. Ama o hesap Görücü'nün önü-
ne insanlıktan çıkmış ve şeytanlaşmış olarak gelir-
seniz, cehenneme atılmak hakkınız olacaktır. İşte
size iki yol! İstediğinizi seçmekte özgürsünüz...

Özgürlük, insanca yaşamayı seçmek ve insanlıktan
çıkmayı engellemektir. Eğer insanca yaşamayı se-
çerseniz, insanlaşmanın özeti şudur: Allah ve âhire-
ti hesabına haklı, adâletli, namuslu, ibadetli, güzel
ahlâklı ve iyilikçi olmaktır. Size bundan daha iyi bir
din yoktur. Bu dini ve dindarlaşmayı kabul etmek,
insanlık borcunuzdur. Madem bu evrenin bir sahibi
bulunmadığına dair elinizde kesin bir delil yoktur ve
hiç bir zaman da olmayacaktır, öyle ise bu borcunu-
zu ödeyiniz. Çünkü ortada bu evrene ve içindekile-
re sahip çıkan Allah'ın indirdiği bir Kur'an var. Allah'
tan kendilerine ilim verilmiş olanlar da, Kur'an'ın Al-
lah'tan indirilmiş olduğuna şahitlik etmektedirler. Bu
şahitlik karşısında da kör, sağır ve aptal kalamazsı-
nız ve kalmamalısınız. Madem dünyada ebedî bir
hayatınız yok ve madem kalbiniz tükenmez bir ha-
yat ve mutluluk istiyor ve madem Kur'an bu istekle-
rinize cevap vermektedir, o halde Kur'ana kalp ve
kafa vermek sizin için en kârlı iştir, en isabetli dâvâ-
dır. O halde bu dâvâya yapışmayan neyi kazanmış
olur?

Ey insanlar! Yüce Sahibiniz size hergün yirmi dört
saatlik bir hayat vermektedir. İçi rızk ve nimetlerle
dolu bu hayat, Allah'ınızın size yapmakta olduğu bir
iyiliktir. Bu çok muhteşem iyilik karşısında görgü-
süzce vahşî ve ilkel bir kimse gibi kalmamalısınız.
Medenî bir insan gibi gereken teşekkürü yapmalı-
sınız. Bu teşekkürün vasıtası da zikir ve ibadettir.
İbadetiniz olmazsa, Allah katında hiç bir değeriniz
olmayacaktır. Eğer değerli olmak istiyorsanız, gün-
de beş vakit namaz ve dua ile bu değeri kazanınız.
Doğru, adil, namuslu, güzel ahlâklı ve iyilikçi olmak
da sizi, yalnız yüce Allah katında değil, insanlar ka-
tında da değerli yapacaktır. Öyle ise "değerli olma"
nın yoluna girmeli ve bu yoldan sapmamalısınız.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Şubat ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *




Donnerstag, 29. Januar 2015

KUR'ANA GÖRE EVRENİN ÇAPI NE KADARDIR?

(Yazarımız Hüseyin Avdıç,evrenin çapının ne kadar
olduğunu bildiriyor.)

                            KUR'ANA GÖRE
              EVRENİN ÇAPI NE KADARDIR?

Kur'ana göre bir melek, arzdan arşa kadar 50 000
yıllık yolu bir günde katediyor. Fakat bu mesafe, ev-
renin merkezinden arşa kadar olan mesafe değildir.
Çünkü dünyamız ve içinde bulunduğumuz galaksi,
kalbî bir merkezdir ve arşa olan en kısa mesafedir.
Evrenin tam merkezinden kalbî merkez olan arza
kadar (tahminen) 20 000 yıllık bir mesafe vardır
(veya olması gerekir). 20 000 ile 50 000'i topladığı-
mızda 70 000 yıllık bir mesafe ortaya çıkar. Bu du-
rumda evrenin çapı: 70 000X2=140 000 yıllık bir
mesafe olur. Eğer evrenin merkezinden kalbî mer-
keze kadar olan farkı kaldırırsak, (yani arzı evrenin
merkezi kabul edersek): 100 000 yıllık bir mesafe-
ye ulaşırız. Bu halde evrenin çapı; "en az 100 bin,
en çok 140 bin yıllık bir mesafedir" diyebiliriz.

Kur'andan çıkartılan hesaba göre bir meleğin sür'
ati: saniyede 5,4 trilyon km'dir. Bununla da, evrenin
çapının kaç ışık yılı yaptığını bulabilirsiniz.

Hüseyin Avdıç

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Aralık sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                       *   *   *




Sonntag, 25. Januar 2015

KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?

            KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?

        evreni yıkacağını bildiren ALLAHın adıyla


14 asır önce yüce Allah Kur'anda: "Kıyamet yaklaş-
ti" demiştir. Bu habere göre şu an tam kıyametin
burnunun dibindeyiz. Kıyamet, kâinatın akşamıdır.
Yaz mevsiminin en uzun günlerinde akşamın vakti,
21:40 falandır. Kâinatın akşamını bulmak istediği-
mizde, bu yirmibirkırk'ın arasındaki noktaları kaldı-
ririz. O noktaları kaldırdığımızda, 2140 rakamını el-
de ederiz. Demektir ki; en geç 2140 yılında kıya-
met kopacaktır.

Bununla birlikte peygamberimiz (ruhuna selam ol-
sun) Hz. Muhammed: "Ümmetimin ömrü 1500 yı-
lını geçmez" demiş. Bu rakamdan 1400'ü çıkarır-
sak, elimizde 100 yıl kalır. Bediüzzaman Said Nur-
si Hazretleri de, kıyametin kopuş vaktiyle ilgili ola-
rak; 2121 ila 2129 arası tarihlerini vermiş. Demek
oluyor ki, 2121 ila 2140 yılları arasında kıyamet
kopabilir ve kopacaktır. Tam vaktini ise ancak bü-
yük Allah bilir. Zaten O, gereken ipucunu vermiştir.
Biz de ancak tahminde bulunabiliyoruz. Ama bu
tahmin, kuvvetli bir tahmindir. Çünkü Kur'ana ve
Hz. Peygamber'e dayanıyor.

2120 yılına, 105 yılımız kaldı. 2130 yılına, 115 yılı-
mız kaldı. 2140 yılına ise, 125 yılımız kaldı. Geri
sayımı başlatabiliriz!

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Aralık sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Samstag, 24. Januar 2015

KUR'ANA HAKARET EDEN FİLİP DEWİNTER'E VE ONUN DÜŞÜNCESİNDE OLANLARA CEVAP

KUR'ANA HAKARET EDEN FİLİP DEWİNTER'E
VE ONUN DÜŞÜNCESİNDE OLANLARA CEVAP

               Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'anı indiren
                       yüce TANRInın adıyla

Eski Flaman Menfaati Partisi lideri FilipDewinter,
parlamento kürsüsünde elindeki Kur'an-ı Kerim'i
havaya kaldırıp; "Birçok fenalığın nedeni, tüm kö-
tülüklerin kaynağı" diyerek, birbuçuk milyar müslü-
manın kitabı Kur'ana hakaret etmiş.

Bu hakaret asla kabul edilemez! Çünkü Dewinter'in
sözleri gerçeği aksettirmiyor. "Haydi iddianı isbatla"
desek, isbatlayamaz. Çünkü Dünya Âlimler Birliği,
onun bütün iddialarını çürütür. Bunun için Dewinter'
in sözleri açık bir hakarettir. Hukuken cezâlandırıl-
ması gerekir.

Dewinter, Kur'anı "şeytanî bir gözle" okumuş. Şey-
tanî bir gözle okuyunca da ortaya isbatı olmayan ve
hakaret içeren böyle iddialar çıkar. Meselâ ateistle-
rin İslâmiyet'e düşman olan kısmı, Kur'anı şeytanî
bir gözle okur. Şeytanî bir gözle okuduklarından da
Kur'anın âyetlerini tersine çevirirler. Bu çeviriyle de;
"bir mâsumu haksız yere öldüren, bütün insanları
öldürmüş gibi olur" âyetini, "bir mâsumu oldüren,
bütün insanları diriltmiş gibi olur" şekline sokarlar.
Yani Kur'anı tersine çevirerek okurlar ve her âyette
bir kusur bulurlar.

İşte Dewinter de böyle yapmış. Eğer biz de Dewin-
ter'e şeytanî bir gözle baksak, Dewinter'i; "birçok
fenalığın nedeni, tüm kötülüklerin kaynağı" olarak
görürüz.

Demek Kur'ana, "melekî bir gözle" yani temiz bir
kalple bakmalıyız. Eğer böyle bakarsak, Kur'anın,
insanları cehennemden kurtarmaya ve cenneti ka-
zandırmaya çalışan bir kitap olduğunu görürüz.

Evet Kur'an, haksız öldürmeleri yasakladığı gibi,
haksız saldırıları da yasaklar ve haksızca saldıran-
lara karşı da, savunma ve öldürme izni verir. Bu i-
zinle de, müslümanları öldürmek veya yok etmek
üzere harekete geçmiş düşmanlar karşısında; "on-
ları nerede bulursanız öldürün" der. Doğal ve ger-
çek olan da bu değil midir? Rusların veya Çinlilerin
dinsizleri, Belçikalılara dinlerinden veya düşüncele-
rinden dolayı haksız bir savaş açsa, onların bu sal-
dırıları karşısında Belçikalılar kendilerini savunma-
yacaklar mıdır? Onlar da düşmanlarını öldürmeye-
cekler midir? O halde?!

Eğer Kur'anın haksız saldırılar karşısında verdiği
savunma ve savaşma izni ve müslümanları inanç-
larından dolayı öldürmek ve yok etmek için hare-
kete geçmiş düşmanlar hakkında verdiği "siz de
onları öldürün" emri yanlış olsaydı, El-Kaide 11
Eylül 2001'de Newyork'u vurduğunda, ABD'nin
bu terör örgütüne "eline sağlık" demesi gerekirdi.
Ama böyle demedi ve gitti Irak ve Afganistan'ı vur-
du. Bir milyon yüzonbirbin yüzonbir insanın ölü-
müne sebep oldu. Demek haksız saldırılar karşı-
sında susmak doğru değildir. Eğer doğru olsaydı,
Amerika'nın El-Kaide'ye cevap vermemesi gerekir-
di. O halde Kur'an doğru söylüyor. Haksız saldırılar
karşısında savaşmak ve savunma yapmak, hayatın
ve varolmanın gereğidir. Kur'an da varolmanın ge-
reğini söylemiştir. Demek Kur'an, "kötülüklerin kay-
nağı" değil, "iyiliklerin kaynağı"dır. Demek Dewinter
ve onun gibiler, Kur'ana şeytanî bir gözle bakmıştır,
haksızlık etmiştir. Bu haksızlık da, onun hakkında
hakaret dâvâsı açılmasını gerektirir. Belçika'daki
müslüman teşkilâtlar bu gerekliği yerine getirmeli-
dir. Eğer Dewinter, sözlerini geri alıp özür dileye-
cek olursa, onun hakkında dâvâ açılmasına gerek
kalmaz.

Dewinter gibilerin kendilerini haklı çıkarmaya çalış-
tığı bir de şu konu vardır: El-Kaide gibi terör örgüt-
lerinin bütün Avrupa ve Amerika'yı ve onlarla işbirli-
ği yapanları düşman bellemesi, Kur'andan kaynak-
lanmaz. Bu düşünce, o örgütlerin fikir sapıklığıdır.
Çünkü Kur'an, saldırıda bulunmayana saldırma izni
vermez. Düşmanlık etme izni de vermez. Bu izni
verebilmesi için Avrupa ve Amerika'nın müslüman
ülkelere dinî sebeplerle ve haksızca saldırması
gerekir. Böyle bir saldırı olmadığı müddetçe de,
onlar düşman kabul edilemez. Onlar bu şekilde
ancak Kur'anın dâvetine muhataptırlar.

Eğer ABD tarafından öldürülmüş olan Usame Bin
Laden ile Amerika arasındaki düşmanlık, İsrail'in
Filistin halkına zulmü karşında ABD'nin İsrail'e kol
kanat germesinden kaynaklanmışsa, buradaki suç
ve düşmanlık da Kur'anın üzerine yıkılamaz! Kur'a-
nın çizgisi ve gösterdiği yol bellidir: "Size haksız
saldırıda bulunanlara karşı siz de onların saldırdığı
kadar saldırın ve kendinizi savunun, ama haksız
saldırıda bulunmayın". Kötülük bunun neresinde?

Kur'an, Hiristiyanlar ve Yahudilerle dostluk hakkın-
da da adâletli davranmış ve onların sadece İslâ-
miyet'e düşmanlık ve onunla alay edenlerini dost
tutmamalarını müslümanlara buyurmuştur. İslâmi-
yetle alay etmeyen ve ona düşmanlıkta bulunma-
yan Hıristiyan ve Yahudileri ise, düşman katagori-
sinde göstermemiş ve onlarla insanî münasebette
bulunulmasına izin vermiştir. Kur'an daha ne yap-
sın?

Filistin halkının haklarını savunmayan Avrupalı ve
Amerikalılar, Kur'anın adâleti karşısında utanmalı-
dır. Kur'anda suç arayacaklarına, önce kendilerini
hesaba çekmelidirler.

Avrupa ve Amerika hükümetlerine duyuru! İnsanlar
arasındaki hakaret suçlarına en az üç ay cezâ veri-
yorsunuz. Bu kanun, dinlere ve peygamberlere ha-
karet hakkında da işletilmelidir. Çünkü İslâmiyet'e
ve Hıristiyanlığa veya onların peygamberlerine ha-
karet ve onlarla alay eden bir şahıs, birbuçuk veya
iki milyar insanın hakkına tecavüz etmektedir. Çün-
kü bir din, bir kişinin değil, birbuçuk-iki milyar insa-
nın mânevî malı veya şahsiyetidir. Eğer insanlar a-
rasındaki normal bir hakarete 3 ay cezâ veriliyorsa,
meselâ İslâmiyet'e veya onun kitabına ve peygam-
berine hakaret eden bir şahsa, üçbuçuk milyar ay
cezâ vermek gerekir. Çünkü İslâmiyet, birbuçuk
milyar insanın mânevî şahsiyetidir. Avrupa ve Ame-
rika mahkemeleri, bu hukuku çiğnememeli ve çiğ-
netmemelidir. Eğer bu hukuk gözetilirse, terör ör-
gütlerine iş kalmaz.

İslâmiyete veya Hıristiyanlığa hakaret edenler de iyi
düşünmelidir: O dinlere veya araçlarına hakaret e-
den bir şahsa bir milyon inançlı insan dâvâ açsa, o
hakaretçi şahıs, bir hakarete 3 ay cezâ üzerinden
üç milyon ay cezâ alacaktır! Hiç bir hakaretçi şahsın
bu kadar cezâyı karşılayacak gücü ve ömrü yoktur.
O halde herkes haddini bilsin, haksızlık etmesin,
zarar görmesin.

Ey Filip Dewinter ve onun gibi düşünen ateistler!
Ömrünüz bitiyor. Ama kalbiniz, ebedî bir hayat ve
saadet istiyor. Bunu da ancak Kur'ana inançta bu-
labilirsiniz. Eğer bu inancı kabul etmezseniz, sizi
cehennem bekliyor. Eğer ölümü öldürmeye ve
kıyameti durdurmaya gücünüz yeterse, cehennem-
den kurtulursunuz. Fakat madem ölümü öldüremi-
yor ve kıyameti durduramıyorsunuz, o halde Kur'
ana teslim olmaktan başka çareniz yoktur. Eğer
ona teslim olmazsanız, size verilmiş olan hayatın
hesabını, sizi yaşatmakta olan yüce Tanrı mutlaka
soracak ve hakettiğiniz karşılığı verecektir. Buna
şüphe yoktur. Çünkü tekrar diriltilmeyi engelleye-
cek bir gücünüz bulunmamaktadır. Çünkü doğu-
munuzu da engelleyecek bir gücünüz olmamıştır.
O halde aklınızı başınıza toplayınız ve "Tanrı tektir.
İsa, Musa ve Muhammed Tanrı'nın kulu ve elçisidir"
diyerek; Tevrat ve İncil'i içeren Kur'anın gösterdiği
hak, adâlet, namus,ibadet, güzel ahlâk ve iyilikçilikle
sizi yaşatmakta olan yüce Tanrı'nıza teslim olunuz,
hem dünyada ve hem ötesinde saadeti bulunuz.
Ancak bu şekilde "iyiler" katagorisine dahil olursu-
nuz, gerçek insanlığı kazanırsınız. Kazanmak var-
ken, kaybedişe koşmak niye? Öyle ise nefis ve
şeytanınıza teslim olmayınız. Kalbinizin ebediyet
ve saadet isteğine kulak veriniz.

Ey dinsiz ırkçılar! Ey İslâm düşmanları! Ve ey ate-
istler! Size şunları da söylüyoruz: Dünyadaki bütün
bilim adamlarını toplayınız. Eğer bu evrenin bir Sa-
hibi olmadığına, bir Tanrısı bulunmadığına dair ke-
sin bir bilgi getirebilirseniz, biz İslâmiyet'i yaşayan
bütün müslümanlar Kur'an okumaya son vereceğiz.
Fakat siz, istenen delili katiyyen getiremiyeceksi-
niz. Çünkü bu delili getirebilmeniz için, 20 milyar
ışık yılı çapındaki evreni taramanız gerekecektir. A-
ma böyle bir taramayı yapabilmeye ne gücünüz ye-
ter, ne de ömrünüz. Öyle ise gafil olmayınız, insan-
lıktan çıkmayınız!

Not 1: "İslâm" etiketli terör örgütleri, Belçika'dan
uzak dursun. Çünkü bu Kur'ana hakaret meselesi,
hukuki yolla halledilebilecek bir meseledir. Belçika
hükümeti de gerekeni yapar. Eğer İslâm adına bir
eylem yapılacak olursa, biz İslâmiyeti yaşayan 600
milyon müslüman, o eylemcilerin müslümanlığını
kabul etmeyeceğiz ve etmeyiz. Allah'ın Mehdisi'nin
kabul etmediği bir eylemi yapanların müslümanlığı-
nı, yüce Allah da kabul etmez.

Not 2: Ey müslümanlar! Bu bildiriden anlayınız ki,
Allah'ın Mehdisi görev başındadır. Eğer ona biat
etmek isterseniz, müslümanca bir hayat yaşamaya
karar vermelisiniz. Çünkü isminiz "müslüman" ol-
duğu halde, yarıdan fazlanız İslâmiyetten uzak bir
hayat yaşamaktasınız.Dolayısıyla ismî müslümanlı-
ğı bırakıp, fiilî müslümanlığa geçmeniz gerekmek-
tedir. Fiilî müslümanlığınızın deliliyle Allah'ın Meh-
disi'ne biat ederseniz, mahşer günü onun şefaatin-
den faydalanabileceksiniz.

Not 3: Bu bildiri, Kur'ana hizmet etmek isteyenler
tarafından, yabancı dillere tercüme edilip, Belçika
halkına iletilmelidir.

Not 4: "Kur'an nedir?" sualine, yirminci asrın İmamı
Bediüzzaman Said Nursi, şu cevabı vermiştir: Kur'
ân; şu büyük kâinat kitabının ezelî bir tercümesi, ve
yaratılış âyetlerini okuyan çeşitli dillerinin ebedî ter-
cümanı, ve şu görünen ve görünmeyen âlem kita-
bının yorumcusu, ve yerde ve gökte gizli olan İlâhî
isimlerin mânevî hazinelerinin keşfedicisi, ve olaylar
satırı altında kapalı hakikatların anahtarı,ve görünen
âlemde görünmez âlemin dili, ve şu görünen âlem
perdesi arkasında olan ve görünmez âlem tarafın-
dan gelen ebedî Rahmânî iltifatın ve kusursuz Yara-
tan'ın ezelî hitabesinin hazinesi, ve şu mânevî İslâ-
miyet âleminin güneşi, temeli, geometrisi, ve âhiret
âlemlerinin haritası, ve zat ve sıfât ve isim ve İlâhî
işlerin açıklayıcısı, apaçık yorumu, kesin delili ve
parlak tercümanı,ve şu insanlık âleminin terbiyecisi,
ve büyük insanlık olan İslâmiyetin su ve ışığı, ve in-
sanlığın hakiki hikmeti, ve insaniyeti saadete sevk
eden gerçek uyarıcısı ve doğruluğa götürücüsü, ve
insanlara hem bir şeriat kitabı, hem bir dua kitabı,
hem bir hikmet kitabı, hem bir kulluk kitabı, hem bir
emir ve dâvet kitabı, hem bir zikir kitabı,hem bir fikir
kitabı, hem insanın bütün mânevi ihtiyaçlarına müra-
caat yeri olacak çok kitapları içeren tek, toplayıcı
mukaddes bir kitap, hem bütün evliya ve doğru söz-
lülerin ve arifler ve araştırmacıların çeşitli meşrep-
lerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşre-
bin zevkine lâyık ve o meşrebi aydınlatacak ve her-
bir mesleğin mesâkına uygun ve onu tasvir edecek
birer kitapçık çıkaran mukaddes bir kütüphane hük-
münde semavî bir kitâbdır.

Kur'ân, Allah'ın yönetim tahtından, en büyük ismin-
den, her isminin en büyük mertebesinden geldiği
için On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,
Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbı itibarıyla Allah'ın sö-
züdür.Hem bütün varlıkların Tanrısı ünvanıyla Allah'
ın fermanıdır. Hem bütün yer ve göklerin Yaradanı
namına bir hitaptır. Hem mutlak rablık yönünde bir
konuşmadır. Hem kusursuz Yaratan'ın genel salta-
natı hesabına ezelî bir hutbedir. Hem her şeyi kap-
sayıcı geniş rahmetin bakış noktasından Rahmânî
bir iltifat defteridir.Hem İlâhlığın haşmetli büyüklüğü
haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir mu-
habere mecmuasıdır. Hem en büyük İlâhî ismin
kapsadığı yerden inerek İlâhî Yönetim Tahtı'nın ku-
şattığı yerlere bakan ve teftiş eden hikmet saçıcı
mukaddes bir kitaptır. Ve şu sırdandır ki, "Allah'ın
Kelamı" ünvanı, tam bir liyakatla Kur'ana verilmiş ve
daima da veriliyor.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Aralık sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *