Montag, 30. September 2013

MÜSLÜMAN SAVAŞÇILARA UYARI!

           MÜSLÜMAN SAVAŞÇILARA UYARI!

         adaletli olmayı emreden ALLAHın adıyla

Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir alışveriş merkezi-
ne düzenlenen saldırıda altmıştan fazla suçsuz in-
san katledildi. Saldırıyı düzenleyenler, Eş-Şebap i-
simli bir örgütün mensupları imiş. Bu kimselerin de
"müslüman" olduğu söyleniyor.

Şimdi biz, İncil'den sonra gönderilen Kur'an'da yü-
ce Allah tarafından emredilen "iyiliği emret, kötülük-
ten çekindir" ayetine uyarak, uyarı görevimizi yap-
mak istiyoruz. "Biz müslümanız" diyenler, bu uyarıyı
dinlemek ve gereğini yerine getirmek durumunda-
dırlar.

Önce Nairobi'deki saldırıyı gerçekleştiren örgüt ü-
yelerine soruyoruz: Bu saldırıyı hangi hakla yaptı-
nız? Kenya ordusu, sizin suçsuz sivil halkınıza bir
saldırıda mı bulundu ki, siz de bu saldırıya cevap
verdiniz? Eğer Kenya ordusu sizin sivillerinize hak-
sız bir saldırıda bulunmadığı halde bu saldırıyı ger-
çekleştirmişseniz, zulmettiniz demektir. Çünkü Kur'
ana göre; eğer düşman ordusu size veya sivillerini-
ze haksız bir saldırıda bulunursa, bu saldırıya karşı
sizin de "onların saldırdığı kadar" saldırıda bulun-
ma hakkınız vardır. Bu saldırı izni, "savaşın adaleti"
dir. "Biz müslümanız" diyenler, bu adaleti çiğneye-
mezler. Çiğnedikleri takdirde onların müslümanlığı
sona erer.

Düşman ordusu tarafından haksız saldırıya, işgale
uğrayıp da savaşmak zorunda kalan müslümanlar,
savaşla ilgisi olmayan suçsuz sivillere dokunmama-
lıdırlar. Gerçi "savaşın adaletince" sizin sivillerinize
haksızca dokunulduğunda, sizin de, düşmanın sivil-
lerine onların dokunduğu kadar dokunma hakkınız
vardır. Fakat bu hakkı Hz. Muhammed hiç bir sava-
şında kullanmamıştır. O Hazret, sadece düşman
ordusunu sorumlu tutmuş ve daima düşman ordu-
suna karşı savaşmıştır. Savaşla ilgisi olmayan sivil-
lere hiç bir zaman bir saldırıda bulunmamıştır.

Herhangi bir sebeple savaşmak zorunda kalan
müslümanlar, haksız bir saldırıya uğradıklarında
Hz. Muhammed gibi hareket etmek durumunda de-
ğiller midir? Madem Hz. Muhammed, savaştan uzak
duran sivillere dokunmamıştır, o halde o Hazret'in
manevi milletinden olup savaşmak zorunda kalan
müslümanlar da, savaşla ilgisi bulunmayan sivillere
dokunmamalı, savaşlarını sadece düşman ordusu-
na karşı vermelidirler.

Eğer düşman ordusu sizin sivillerinize karşı kasıtlı
bir saldırıda bulunmadığı halde siz onların sivilleri-
ne kasten saldırırsanız, bu tamamen zulümdür.
Böyle bir zulme hiç bir müslüman meyledemez.
Meylettiği takdirde onun müslümanlığı biter.

El-Kaide, Newyork'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne
saldırıp, üç bin suçsuz sivili katlettiğinde, Amerikan
ordusu da, "savaşın adaleti"nce Afganistan'da üç
bin sivili katletme hakkı kazanmış oldu. Fakat bu
hakkı kullanmak, insanlığa sığmayan çok vahşî bir
görüntü meydana getiriyor. Bu vahşî görüntüye
meydan vermek ise, yirbirinci asrın medenî insanı-
na, özellikle dindarlara yakışmıyor. Bunun için hem
müslüman dünyanın hem de hıristiyan dünyanın or-
du ve savaşçıları, suçsuz sivillere yapılan saldırılar
karşısında "savaşın adaleti"ne değil, Hz. Muham-
med'in ahlâkına uymalılar ve sadece saldırganları
ve onlara emir verenleri sorumlu tutmalılar. Suçsuz
sivillere kasıtlı olarak kesinlikle dokunmamalılar.Hz.
İsa, Musa ve Muhammed'in bozulmamış dinlerinin
ahlâkı, bunu gerektiriyor. O halde günümüzün me-
denî insanları ve özellikle dindarlar ve çok daha ö-
zellikle müslümanlar bu ahlâkı çiğnememelidir. Bu
ahlâkı çiğneyenler, kendilerini korkunç bir vahşete
düşürmüş olacaklardır ve oluyorlar.

Hz. Muhammed'in ahlâkına uyarak suçsuz sivillere
saldırıdan vazgeçenler ise, bütün insanları öldürül-
mekten kurtarmış gibi çok büyük bir kahramanlık ka-
zanmış olurlar. Çünkü bir haksızca öldürme, bütün
insanları katletmek gibidir. Bunun karşısında suç-
suz birini öldürülmekten kurtaran da, bütün insanları
öldürülmekten kurtarmış gibi oluyor. Çünkü evrenin
tek sahibi yüce Tanrı'nın katında bu durum böyledir.

Adaleti emreden yüce Allah, affetmeyi de emret-
miştir. O halde müslümanlar, yalnız adaleti değil,
affetmeyi de nazara alsınlar ve o efendiler efendisi
son Peygamberlerinin yüce ahlâkına yükselsinler.

Savaşları haksız olan savaşçılar teröristtir. Savaşla-
rı haklı olan savaşçılara ise terörist denemez. Terör
örgütlerini doğuran birinci sebep, haksızlık ve ada-
letsizliktir. Terörün bitmesini isteyenler, haksızlık ve
adaletsizliklere son vermeliler. (Mafyalar gibi) hak-
sızlığı hak yapıp saldırı ve katliamda bulunanlar ise,
tam bir teröristtir. Bu teröristlere karşı savaşmaktan
başka çare yoktur.

El-Kaide mensupları eğer Tanrı katında suçlu duru-
ma düşmek istemiyorlarsa, Hz. Muhammed'in bu
zamandaki mirasçısı olan Hz. Mehdi'nin bu uyarısı-
nı dikkate alsınlar ve suçsuz sivillere saldırmaktan
vazgeçsinler. Eğer savaşma hakları varsa, sadece
düşman ordusunu hedef alsınlar. Bir savaşın hak o-
labilmesi için de, haksız bir saldırıya ugramış ol-
mak veya bir devlet kendi halkına zulmediyor ve on-
ları haksızlıkla katlediyor olması gerekir. Ayrıca ki-
min haklı, kimin haksız olduğunu belirleyecek bir
hâkime de ihtiyaç vardır. Müslümanlar için bu hâkim
ve hakem, Hz. Mehdi'dir. Dünya ülkeleri için ise, Bir-
leşmiş Milletler teşkilâtı'nın yapısı hakka ve adalete
uygun hale getirilerek oraya da bir hâkim ve hâkim-
ler grubu atanmalıdır veya bütün dünya ülkeleri için
geçerli olacak Avrupa İnsan Hakları Örgütü gibi ye-
ni bir örgüt kurulmalıdır.

Not 1: Pakistan'da bir kiliseyi bombalayıp altmıştan
fazla insanı katledenlere soruyoruz: O insanları
hangi hakla katlettiniz? O katlettiğiniz insanlar sizin i-
badethanenizi mi bombaladı veya dininize mi savaş
açtılar? Eğer bunları yapmadılarsa, o halde derdi-
niz nedir? Bu zulmü neden işliyorsunuz? Size hayat
veren ve hayatınızı elinizden alıp sizi tekrar dirilte-
cek olan Tanrı'nıza vereceğiniz hesabı unutmayı-
nız! Eğer o katliamı yapanlar "biz müslümanız" di-
yorlarsa, müslümanlar; "haklı", "adaletli" ve "namus-
lu" olmak zorundadırlar. Haklı olmak, Allah'ın emir
ve isteklerine itaatli olmaktır. Adaletli olmak, haklıya
hakkını vermek ve haksızı da ancak haksızlığı ka-
dar cezalandırmaktır. Namuslu olmak ise, aile ve
nesli korumaktır. Bu da; zina ve livatayı terketmeyi
gerektirir. Allah'a ve Âhirete inançtan sonra dinin te-
meli olan bu üç esası çiğneyenlerin ve ibadet ve i-
yilikçiliği de olmayanların dini yoktur. Hem din adına
hareket etmede sadece Tanrı'nın kitabına bakmak
da yeterli değildir. O'nun elçisine de uymak gerekir.
Evrenin tek Tanrısı olan Allah'ın bu zamandaki elçi-
si ise, Hz. Mehdi'dir. Hz. Mehdi ise, hakka ve adale-
te uygun olmayan eylemleri reddeder, izin vermez.
Dolayısıyla bu tür vahşî eylemler terkedilmelidir.
Hz. Muhammed'in ahlâkına uyanlar bu tür eylemleri
işleyemezler. Eğer o son Peygamber sizin gibi
davranacak olsaydı, bugün Ortadoğu'da bir tek kili-
se ve bir tek hıristiyan bulunmazdı! Söyleyiniz! O A-
rabistanlı Peygamber kaç kiliseyi basıp içindeki hı-
ristiyanları katletti? O halde siz kim oluyorsunuz? O
Peygamberin çizgisini hangi yetkiyle aşıyorsunuz?
Yoksa yeni bir peygamber misiniz? Bu zulüm içinde
olduğunuz müddetçe "müslüman" değilsiniz! Şunu
da unutmayınız; adaletin çok önemli bir gereği, biri-
sinin işlediği suçu bir başkasına ödetmemektir. A-
daletiniz yoksa, dininiz yok demektir. Şimdi sorun
kendinize: Sizin dininiz var mı? Varsa nedir?

Not 2: Suriye'de Esad rejimine karşı savaşmak için
dışarıdan gelen müslüman gruplar ya Suriye Muha-
lefet Ordusu'nun emri altına girmeliler, ya da Suri-
yeyi terketmeliler. Emir dışında kalan gruplar, dikta-
törlük rejimine karşı verilmekte olan savaşa zarar
vermiş olacaklarından, bununla müslüman Suriye
halkına kötülük etmiş olurlar. Buna hakları yoktur. O
halde Suriyeli müslümanlara yardım etmek için sa-
vaşmak isteyen dış gruplar -Muhalefet Ordusu ka-
bul ettiği takdirde- emir altına girmeli. Başına buy-
ruk hareket etmek isteyen gruplar ise, "terörist"
damgası yemekten kurtulamaz ve onların cihadı da
cihad olmaz. (Bu satırlar yazıldığı sırada Suriye'de-
ki savaşçı İslâmî gruplar henüz birleşme kararı al-
mamışlardı.) Öyle ise keyfî hareket terkedilerek
Suriyeli müslümanların özgürlük devrimi zora sokul-
mamalıdır. Hem yakında Uluslararası Birleşik Ordu-
lar Suriye'ye müdahale etmek zorunda kalacaklar-
dır. Eğer müslüman dış gruplar emir altında olurlar-
sa, yapılacak müdahalede sorun çıkmaz ve Suriye
halkı da bir an önce Esad rejiminden kurtulur ve öz-
gürlüklerine kavuşurlar. Onları özgürlüğe kavuştura-
cak dış müdahale mutlaka olacaktır. Çünkü diktatör
Esad, kimyasal silah kullanarak katliam yaptı. Bu
katliamın hesabı BM tarafından Esad'dan sorula-
caktır. Esad, bu hesabın kendinden sorulacağını
ve sonuçta cezalandırılacağını bildiği için şöyle dü-
şünecektir: "Eğer ben cezalandırılacaksam, kimya-
sal silahlarımı BM'ye niçin devredeyim?" İşte bu
düşünceyle ya o kimyasal silahları devretmekten
vazgeçecek, ya da o silahları devredecekmiş gibi
yapıp BM'yi oyalayacaktır. Vakit geldiği zaman da;
"ben o silahların hepsini devredemem. O silahların
hepsini devretmem için benim cezamı düşürmeniz
gerekir" diyecek ve o silahların bir kısmını saklaya-
rak tehditte bulunup kendi güvenliğini sağlamaya
çalışacaktır. Esad'ın bu tavrı karşısında da dış mü-
dahale kaçınılmaz hale gelecektir. Şimdi BM ve
ABD, "kimyasal silahların devredileceği" oyunuyla
avutulmaktadır. BM, ya Esad'ın katliamını cezasız
bırakıp kendini hiçe saydıracak, ya da gereken ce-
zayı kesecektir. Bu cezayı kesmeye kalktığında i-
se, Esad'ın tehdidiyle karşılaşacak ve onu devir-
mekten baska çaresi kalmayacaktır. Şu an BM ve
ABD: "Önce Esad'ın kimyasal silahlarını elinden a-
lalım, sonra da gereken cezasını veririz" diye düşü-
nüyorlar. Fakat bu hesap tutmaz. Çünkü Esad, BM
ve ABD'den daha kurnazdır!

Not 3: İran yönetimine uyarı! Müslüman Suriye hal-
kının menfaati ve özgürlük talebi, sizin Suriye'deki-
menfaatinizden daha çoktur ve daha büyük bir hak-
tır. Onların bu hakkını çiğnemeyiniz ve çiğnemeye
de hakkınız yoktur. Bunun için diktatör Esad rejimi-
ne vermekte olduğunuz desteği çekmelisiniz. Çek-
mediğiniz takdirde, Esad ve rejiminin uğrayacağı
zarara siz de uğrayacaksınız.

Not 4: Nükleer silah üretmek ve kullanmak haram
mı?

Allah'ın Mehdisi cevap veriyor: "Düşman ordusunu
yenmek ve korkutmak için, daha doğrusu dini, vata-
nı ve milleti korumak için nükleer silah üretmek ve
kullanmak haram değildir. Onu ancak kötülük ve
haksızlık etmek için kullanmak haramdır."

Yani: Nükleer silah edinmede İran'ın önünde dinsel
bir engel yoktur. Tabii bu izni kullanmak, yönetimde
olanların bileceği bir iştir.

Not 5: Savaşta "düşmanın saldırdığı kadar" karşı
saldırıda bulunmak, "savaşın adaleti"dir. Suçsuz
sivillere haksızca saldırıda bulunanlar, kendi siville-
rine de, yaptıkları saldırı kadar saldırılacağını kabul
etmiş olurlar.

(Evrenin tek Tanrısı olan)Allah'tan başka ilah yoktur.
               Mehdi ve Mesih, Allah'ın elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Eylül sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *


Freitag, 6. September 2013

BEŞAR ESAD'A VE YERYÜZÜ HALKLARINA MESAJ

                            BEŞAR ESAD'A
           VE YERYÜZÜ HALKLARINA MESAJ

 diktatörlüklerin yıkılmasını isteyen ALLAHın adıyla

Beşar Esad ve onun ardındakiler bilmelidir ki, ABD'
ye meydan okumak, Suriye'nin durumunu düzelt-
mez, daha da kötüleştirir. Bu konuda yapılacak
doğru ve isabetli iş, ABD'yi kızdırmak değil, onu yu-
muşatmaktır. Onu yumuşatmak için de Beşar Esad;
şartsız olarak Iktidardan çekileceğini, işlediği suç-
lardan dolayı hesap vermeyi kabul ettigini ve rejimi-
nin de demokratik dönüşüm için gereken her şeyi
yapacağını bildirmelidir. Bu bildiri karşılığında Suri-
ye'ye yapılması planlanan operasyona belki gerek
kalmayabilir. Aksi halde operasyon yapmaktan baş-
ka çare yok demektir.

Halkının ve ülkesinin geleceğini kendi iktidarından
üstün tutabilen bir lider, ancak gerekli yumuşatmayı
yapabilir. Eğer Beşar Esad, o vasıfta bir insan de-
ğilse, gerekenin tam aksini yapacaktır. Yani mey-
dan okumaya devam edecek ve sonunda hakettiği
darbeyi yiyecektir. Ama görünen o ki, Beşar Esad,
halkının ve ülkesinin geleceğini kendinden üstün tu-
tabilen bir lider olsaydı, zaten halkını katlettirmeye
baştan râzı olmazdı. Fakat yine de insanların dönü-
şümü ve iyileşmesi ve iylişerek pişmanlık göster-
mesi mümkündür. Keşke Beşar Esad, pişmanlık
gösterse ve ülkesini yıkımdan kurtarsa...

Eğer Beşar Esad rejimine destek veren ülkeler za-
manında Esad'ın elini tutsalardı, yani onu durdur-
maya çalışsalardı, "terörist"(!) diye katledilen yüz
bin suçsuz insan ölmez ve bugün iş bu raddelere
kadar gelmezdi. Dolayısıyla Esad'a destek veren-
ler, onun trajik ve dramatik sonunu da hazırlamış
oldular.

Sonuçta Suriye'ye operasyon yapmak, kuvvetli bir
hak haline geldi. Suriye diktatöründen gerekli yumu-
şama gelmediği takdirde bu hakkı yerine getirme-
mek, hem Ortadoğu ülkelerine, hem de operasyo-
na katılacak ülkelere büyük zararlar verir. Bu zarar-
lara uğramamak için operasyon kaçınılmaz hale
gelmiştir. "Operasyonu sınırlı tutmak" da, işin "adâ-
letli olma" yönüdür ve isabetlidir. Ama bu operas-
yonda asıl hedef, zâlimi durdurmak ve cezâlandır-
maktan başka, "demokrasiye hizmet" olmalıdır. So-
nuçta Suriye halkı normal bir rejime kavuşabilmeli-
dir. Zaten Suriye sorunu da demokrasinin engellen-
mesinden doğmuştur. Sorun çıkaran sebebi orta-
dan kaldırmadan da sorun çözülmez.

Çağımızın bir "Altın Çağ"a yükselmesini istiyorsak,
diktatörlere ve diktatörlüklere acımamalıyız. Onları
bütün yeryüzünden kazımalıyız. Bunun için yeryüzü
halkları gereken her şeyi yapmalıdır. Diktatörlüklere
râzı olmamalıdır. Diktatörlükler yalnız Ortadoğu'dan
değil, Asya'dan da, Amerika'dan da silinmelidir.
Çağlarını "Altın Çağ"a dönüştürmek isteyen halklar,
bu silmeyi mutlaka yapacaklardır ve yapmalılar.
Yapmalılar ki, insanî özgürlüklerini kazansınlar ve
bu kazanımla da yüce Yaratıcı'nın gözüne girsinler
ve böylece hakiki insanlıklarına kavuşsunlar. Çün-
kü hakiki insan olmak, ancak yüce Yaratan'dan baş-
kaşına kul olmamakla gerçekleşir. Diktatörlere veya
kendi benliklerine kul olmayı kabul etmiş olanlar, as-
la hakiki insanlığa çıkamazlar. Ama zaman, hakiki in-
sanlığa yükselme zamanıdır. Ve bu çağ da, bu za-
manın son fırsatıdır. Yeryüzü halkları bu son fırsatı
kaçırmamalıdır. Bu fırsatı ganimet bilenler, Hz.
Mehdi ve Mesih'in misyonuna hizmet etmiş olacak-
lardır. İşte, hizmet budur. Ne büyük hizmet! Hz. İsa'
ya, Musa'ya ve Muhammed'e inananlar bu hizmet-
ten nasipsiz kalmamalıdır.

    Tanrı tektir. Mehdi ve Mesih, Tanrı'nın elçisidir.

Not 1: Saddam Hüseyin, Allah'ın Mehdisi'ni din-
lemedi, kellesini kaybetti. Eğer dinlemezse, Esad
da kaybedecek.

Not 2: Taliban, El-Kaide lideri için kendini ve Afga-
nistan'ı yaktı. İran da, El-Esad için kendini ve ülke-
sini yakmamalıdır.

Not 3: ABD'nin operasyonu, bir "macera arama"
değil, "bir katliamcıyı cezalandırma"dır.

Not 4: İran'ın dinî ve dünyevî liderleri, ABD'ye "em-
peryalist" diye küfrederken, kendilerinin de Suriye'
de "zulmortakçısı" ve "katliamcı destekcisi" olduk-
larını ve ABD'nin Irak'taki hatalarını onun yüzüne
vururken de, Saddam'ın devrilmesiyle Alevîlerin öz-
gürleştirilmiş olduğunu unutmamalıdır. Ne yazık ki,
20 milyon insanın özgürleşmesi için yüz binlerce in-
san ölmek zorunda kalabiliyor. Yani; özgürlük ucuza
malolmuyor. Ama 20 milyonun özgürlüğü için değ-
mez mi? Yoksa Irak'ta diktatörlüğü geri mi getire-
lim? Madem bunu istemezsiniz, o halde Suriye'deki
15 milyon insanın özgürleşmesine neden engel o-
luyorsunuz? Yoksa onlar müslüman değil mi? Yok-
sa burada da mezhepcilik mi yapacaksınız? Yazık-
lar olsun sizin mezhepçiliğinize! Hz. Muhammed
mezhepçi miydi? Hz. Ali mezhepçi miydi? Şah'ı de-
virmek hak, Esad'ı devirmek haksızlık, emperyalist-
lik ha!? Yazıklar olsun! Milyon kere yazıklar olsun!

Not 5: Esad'ın hakettiği cezâ; onun kellesinin alın-
masıdır. Onun cezâsını vermeyenler, "biz adâletli-
yiz" dememelidir.

Not 6: Suriye bölünmeyecektir. Çünkü orada, onun
bölünmesini gerektirecek birbirine düşman ve zıt
büyük halk kitleleri yoktur. Esad'ın kendine özel bir
devlet kurmasına ise izin verilmeyecektir. Çünkü
onun hakkı, devlet kurmak değil, hesap vermek ve
cezâ görmektir.

Not 7: Zâlimleri cezâlandırmadan barış gelmez. Ba-
rış istiyorsak, Esad'ı ve ardındakileri cezâlandırmak
zorundayız. Hak ve Adâlet de bunu gerektirir.

Not 8: ABD'nin, operasyon için kongreye başvur-
ması, işin "dürüstlük ve namusluluk yönü"dür. Ope-
rasyon onayı için Birleşmiş Milletler'e gitmemek
daha iyidir. Çünkü BM'nin yapısı demokratik değil,
daha çok diktatoriktir. Bu yapının süratle değiştiril-
mesi gerekiyor. Bu değişim için de, demokrasiyi
kabul etmeyen ülkeler bu teşkilâttan çıkarılmalı ve
oylamalar da demokratik usullere göre yapılmalıdır.

Not 9: Suriye sorununu çözmek, İslâmlı Ülkeler'e
yakışırdı. Fakat gerekli birlikleri ve güçleri bulunma-
dığı için bu iş ABD'nin üzerine kalmıştır. ABD ope-
rasyonu, "kâfirin kılıcı" değil, "hakkın kılıcı"dır. Çün-
kü bu kılıcı tutan eller; hem İsa'ya, hem Musa'ya ve
hem de Muhammed'e inananlarındır. Yüz yıl önce-
sinde yaşamıyoruz. Olayları, şimdiki şartlara göre
değerlendirmeli ve hükmü de ona göre vermeliyiz.
Hem, iş başında olan çağımızın Mehdisi, yanlış hü-
küm vermez. Çünkü o, yüce Allah'ın izni ve yardı-
mıyla hareket eder.

Not 10: Yeni Çağ'ın Mehdisi'ne uymayanlar; bilgide,
eylemde ve hükümde noksan kalırlar. Gerçek Meh-
di; yüce Allah'tan bilgi, ışık ve elçilik alandır. Bu el-
çilik, peygamberlik değildir. Yani elçi, Allah'tan yeni
ayetler almaz, ancak yeni bilgiler alır. Yalnız bu nok-
tanın bir istisnası vardır, o da; Kur'anın bir özeti Hz.
Mehdi'nin kalbine indirilerek, Kur'an hakkında mey-
dana getirilen şüphelere karşı onun kalbi sağlam-
laştırılmıştır.

Not 11: İslâmlı Ülkeler bütün bunlardan anlamalıdır
ki, eğer bir birlikleri yoksa, onlar hiç birşeydirler. Bu
durumdan kurtulmak isterlerse -ki istemek zorunda-
lar-, o halde Avrupa Birliği'ne kabul edilmeyen Tür-
kiye'nin etrafında birer birer toplanmaya başlamalı-
dırlar. Bu istek, Hz. Mehdi'nin emridir.

Not 12: Esad'ın cezâlandırılmasını isterken hedefi-
miz savaş değil, barıştır ve barış olmalıdır. Fakat
barışın şartlarını yerine getirmeyenler, barışı haket-
mezler.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Eylül başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                      *   *   *

Dienstag, 27. August 2013

SURİYE VE MISIR'DAKİ KATLİAMLARLA İLGİLİ OLARAK HIRİSTİYAN DÜNYAYA VE ONUN SİYASAL BÜYÜK LİDERİNE MESAJ!


SURİYE VE MISIR'DAKİ KATLİAMLARLA İLGİLİ
             OLARAK HIRİSTİYAN DÜNYAYA
 VE ONUN SİYASAL BÜYÜK LİDERİNE MESAJ!

         İsa'yı, Musa'yı ve Muhammed'i gönderen
                           tek TANRInın adıyla

Diktatörlüğü korumak uğruna 100 bin insanın katle-
dildiği Suriye'de, bu sayıyı taçlandırırcasına 1300
kişi daha kimyasal silahla vuruldu. Artık diyecek söz
bulamıyoruz! Suriye diktatörünü durduracak bir şey-
ler yapmak gerek ama, bir şeyler yapması gereken-
ler de, olanları "kınamak"tan öteye gidemiyor. Dik-
tatörün saltanatını yıkacak gücü olduğu halde ya
gücünü kullanmaktan çekiniyor, ya da çıkarlarına
uygun olmayacağını düşünerek geri duruyor. Bu
geri duruşuyla da, diktatöre zaman ve cesaret ka-
zandırıyor. Onun kazandıklarıyla da mâsûm insan-
lar ölmeye devam ediyor.

İnsanlığa kötülük edenler karşısında bir şeyler yap-
ması gerekenler, acaba korkularını ve çıkarlarını bir
müddet bir kenara bırakamazlar mı? Yoksa Hz. İsa,
insanlara, hep çıkarlarını düşünmesini mi emret-
miştir? İyilik yapmalarını emretmemiş midir? Ma-
dem iyilik yapmalarını emretmiştir ve din dahi insan-
lığa bu sonucu vermesi için gönderiliyor, o halde
Hıristiyan Dünya ve onun Büyük Lideri niçin hâlâ iyi-
liğe koşmaktan ve haksızlığa kurban edilen insanla-
rı kurtarmaktan kaçıyor veya geri duruyor? İnsanlı-
ğın en büyük çıkarı, insanlığa, Tanrı hesabına in-
sanlık etmekte değil midir? Eğer bu değilse, dün-
yalık çıkarların ne anlamı kalır ve insanlığa ne ka-
zandırır? Hiç bir sey! Hiç, hiç bir şey için yaşanır
mı? Bu yaşayışta olanlar hiç "insan" olur mu? Ma-
dem olmazlar, o halde insanı insan olduracak çıkar-
lara yönelmekten başka çare yoktur. İnsanı insan
olduracak çıkarlar ise; insanlığın hakkını, adâletini
ve namusunu ve bunlarla birlikte özgürlüğünü koru-
maktır. Bu koruma da, sevgi ve merhamet ile olur.
Sevgi ve merhamet de, barış ve kardeşlik doğurur.
Bu doğum ile de insanlık, huzur içinde yaşamaya
başlar. Bu yaşayışı bütün insanlık olarak istemeliyiz
ve bu isteğimiz için çalışmalıyız. Yüce Tanrı'nın va-
dettiği cenneti de ancak bu çalışmamız ile kazana-
biliriz. Çünkü cenneti kazanmanın birinci şartı, Tan-
rı'ya ve öte dünyasına inançtır. İkinci şartı da, yer-
yüzünde Tanrı hesabına iyilik için çalışmaktır.

Bu çalışmayı istemeliyiz. Çünkü karşımızda, dünya
hayatımıza son verecek olan ölüm var ve süratle
bize doğru yaklaşmaktadır. O bize yaklaşmadan ve
hayatımızı elimizden almadan cennetteki hayatı ka-
zanmak zorundayız. Bu kazanç için de, elimizde
doğru bir inanç ve geçerli iyiliklerimizin bulunması
şarttır. Bu şartı yerine getirecek iyilikleri kazanma-
mızı sağlayacak bir fırsat da şimdi önümüzde duru-
yor. O da, gücü yeten ülkelerin birleşerek Suriye
ve Mısır'daki katliamları durdurmasıdır. Bu durdur-
ma işine o ülkelerin halkları da destek verdiği takdir-
de, o halklar ve yöneticileri cennetlik bir iş yapmış
olacaklardır. Güçleri yettiği halde bu işi yapmayan-
lar ve yaptırmayanlar ve engel olanlar da tabii ki,
cehennemlerini kazanmış olacaklardır. Bu dünya
da, bu kazançlar için kurulmuş büyük bir pazardır,
büyük bir süpermarkettir.

Bu büyük süpermarkette şimdi, iyilik veya kötülük
alışverişine başlayabiliriz. Eğer iyilik almak istiyor-
sak, önce Suriye'deki katliamları durdurmaya ça-
lışmalıyız. Bu çalışmayı yaparken de, "Suriye dikta-
törü kimyasal silah kullandı mı, kullanmadı mı"ya
cevap aramaktan çok ve önce; "bu katliamlar niçin
yapılmaktadır"ın cevabını aramalı ve bulmalıyız.
Bunun cevabı da: "Suriye diktatörü, diktatörlüğünü
korumak ve kurtarmak için katletmektedir. Katledi-
lenler de, siyasette söz hakkı ve ona katılım, yani
demokrasi istedikleri için katledilmektedirler"dir.

Bu katliamlar da hiç şüphesiz "meşru" olamaz. Çün-
kü, yüce Tanrı'nın Kitabında; "diktatörlüğün, zorbalı-
ğın hak olduğu"na dair bir ayet yoktur. Aksine; "yö-
netimin, hakka ve adâlete dayanması ve seçimin de
halka danışarak yapılması gerektiği"ni bildiren ayet-
ler vardır. Bunun için keyfî bir yönetim ve iktidarın
ve rejimin meşruiyeti yoktur. Meşruiyeti olmayan yö-
netimlerin de yıkılması haktır. Bunun için demokra-
si isteyen Suriye halkının mücâdelesi doğrudur,
meşrudur. Bizim de, mücâdelesi meşru olan bu hal-
ka yardım etmek görevimizdir. Bu görevimizi yap-
makla da, cennet kazandıracak iyiliğimizi almış ola-
cağız. Beşar Esad'ın katliamlarına sessiz ve seyirci
kalanlar da, cehennemi kazandıracak kötülüklerini
satın almış olacaklardır.

Ey Hıristiyanlık Dünyası ve onun büyük lideri ABD
ve yönetimi! Hz. İsa size güzel ahlâkı ve iyilikçiliği
öğretmedi mi ve onları emretmedi mi? Madem on-
ları emretti ve öğretti, o halde Suriye'deki katliama
niçin seyirci kalıyorsunuz? Ortadoğu halkları de-
mokrasiye muhtaçken, niçin onların demokrasisinin
darbelenmesine izin veriyorsunuz? Hem de kendi
değerlerinize ihanet edecek kadar neden ileri gidi-
yorsunuz? Yoksa dünyevî çıkarlarınız, Hz. İsa'nın
öğretisinden daha kıymetli hale mi geldi? Cenneti
kazanmaktan vaz mı geçtiniz? Yoksa dünyada ebe-
diyeti mi buldunuz? Yoksa geçerli bir iyiliğiniz olma-
dan cennete girivereceğinizi mi sanıyorsunuz? Yok-
sa yoksa sizi cehennemden kurtaracak bir tanrılık
mı kazandınız? Bunların hiç biri doğru olmadığına
göre niçin eğriliktesiniz? Aklınızı başınıza toplama-
nız gerekmiyor mu?

Madem gerekiyor, o halde görev başına!

İnsanlık, yirminci asırda, dinsizlikten yani; İsa'sızlık-
tan, Musa'sızlıktan, Muhammed'sizlikten kaynakla-
nan bir haksızlık, adâletsizlik ve namussuzlukla o
asrı bir "felâket asrı"na döndürdü. Şimdi bu yeni a-
sırda dahi o felâketli asra geri mi döneceğiz? O fe-
lâketleri yeniden mi yaşayacağız? Hayır! Yirmibirin-
ci yüz yılımız, geçmiş asra benzemeyecektir! Buna
izin vermeyeceğiz ve vermemeliyiz. Bunun için de
bütün gücümüz ve gayretimizle -Adviye Meydanı'
ndaki Müslüman Kardeşler gibi- direneceğiz ve di-
renmeliyiz ve sonuçta bu asrı bir "altın çağ" yapa-
bilmeliyiz ve yapacağız. Yoksa, bizim insanlığımıza
"insanlık" denemez.

Artık insanlığın bu son asrında kötülüğü terkederek
ve ortadan kaldırarak ve iyiliğe koşarak şanımız o-
lan insanlığımızı kazanacağız ve kazanmalıyız. Bu
asır, son fırsatımızdır. Çünkü gelecek asır, insanlı-
ğın "kıyamet asrı" olacaktır. Yani, yirmiikinci yüzyı-
lın ilk çeyreğinin sonunda dünyamız ve bütün evren
yıkılacaktır. Kıyamete kadar dünyada ölmüş ve öle-
cek olan 220 milyar kadar insanın yeniden dirilişi ve
hesap vermesi için bu yıkılış mutlaka gerçekleşe-
cektir.

Demek oluyor ki, insanlığın Tanrı'ya hesap verme
vakti çok yaklaştı. O halde ölüm gelmeden ve he-
sap sorulmadan önce insanlığımızı kurtarmalı, ger-
cek insanlığı kazanmalıyız. Bunu kazanmanın yolu
da; kötülüğü engellemek ve ortadan kaldırmak ve
iyiliği gerçekleştirmektir. Şimdi kötülüğün ortadan
kaldırılması gereken ülke de, Suriye'dir. Çünkü ora-
da, haksız iktidarı ve keyfi için halkını katletmekte
olan bir tiran, bir zâlim, bir diktatör vardır. Ve bu
diktatör, insanlığın gözünün içine baka baka katlia-
mını sürdürmektedir. Önce otuzar otuzar öldürü-
yordu. Sonra yüzer yüzer öldürmeye başladı. Şim-
di de kimyasal silahlarla biner biner katlediyor! Bu
katliamlar hâlâ mı seyredilecek?

Artık ABD ve AB ve İslâmlı Ülkeler Birliği için Hz.
İsa'nın, Musa'nın ve Muhammed'in kılıcı olmanın
zamanı gelmiştir. Bu kılıç bir an önce çekilmeli ve
şeytanın Suriye'deki ordusu mağlûp edilmelidir.

Şeytanın ordusunu mağlûp etmek için sorulacak
soru şudur: "Diktatör Esad, yüzbin insanı niçin kat-
letti?" Yoksa: "Kimyasal silah kullandı mı, kullanma-
dı mı" değil! Çünkü bir katile sorulacak önemli soru:
"Hangi silahla öldürdün"den önce "niçin öldürdün"
dür. Suriye diktatörü de; haksızlığını, adâletsizliğini
acımasızlığını ve vicdansızlığını ayakta tutmak, ya-
ni diktatörlüğünü korumak için öldürmüyor mu?

O halde AB, ABD ve İÜB daha neyi bekliyor? Yok-
sa Nuseyri'lerden başka bütün halkın katledilmesini
mi?!

Hakkın ve insanlığın kırmızı çizgisi şudur: "Haksız-
ca öldüremezsin!" ve "Suçsuzları öldüren suçlu-
dur."

Şimdi soralım: "Diktatör Esad, 100 bin Suriyeliyi
hangi suçlarından dolayı katletti ve katletmeye de-
vam ediyor?"

Unutmayalım, diktatörlük: Halkın siyasal özgürlüğü-
nü gasbetmek ve iktidarı halka karşı kullanmaktır.

Yani şu an karşımızda; siyasal özgürlüğü gasbedil-
miş yirmi milyonluk bir halk ve özgürlüğünü kurtar-
mak için savaşanları katleden bir diktatör bulunmak-
tadır.

Bu zulüm ve haksızlığa hâlâ seyirci mi kalacağız?
Seyirci kalmaya devam edersek, diktatör Esad'a
benzemiş olmayacak mıyız? Bu benzeşme, dün-
yanın et kötü ve en çirkin şeyi değil mi?

Artık insanlığımızı kurtarmanın ve isbatlamanın za-
manıdır!

    Tanrı tektir. Mehdi ve Mesih Tanrı'nın elçisidir.

Not 1: Katliam yapan bir diktatöre destek verdikleri
için İran, Rus ve Çin yönetimlerinin de suçlu sandal-
yesine oturtulup, onlardan hesap sorulması gerekir.

Not 2: Gerçek insanlığı kazanmanın yolu: Evrenin
ve içindekilerinin sahibi tek Tanrı'ya ve öte dünyası-
na inanmaktır. Sonra haklı, adâletli, ibadetli, iyilikli
ve namuslu olmaktır. Sonra temiz, düzenli ve ikti-
satlı yaşamaktır. Sonra da iyiliği emredip kötülük-
ten çekindirmektir. Bunlar da, yüce Tanrı'nın gön-
derdiği elçi ve kitaplar vasıtasıyla öğrenilir. Tanrı'
nın elçi ve kitaplarına inanmayanlar ise, gerçek
insanlığı kazanamazlar.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Ağustos sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Duyuru ve uyarı.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *