Dienstag, 18. September 2012

DOĞRU HIRİSTİYANLIK NEDİR?

             DOĞRU HIRİSTİYANLIK NEDİR?

Doğru Hıristiyanlık, yani Meryem oğlu İsa'nın Ger-
çek Dini: "Tanrı tektir. İsa, Tanrı'nın elçisidir" deyip;
doğruluk, adalet, ibadet, namusluluk ve iyilikçilikle
Tanrı'ya teslim olmaktır.

İsa'yı tanrılaştıranlar ve onu Tanrı oğlu yapanlar ise
yüce Tanrı'ya küfretmiş olurlar. Çünkü -İsa da dahil-
hiç bir insan bu evreni yaratacak, yaşatacak ve yö-
netecek güç ve kabiliyete sahip değildir. Ve Tanrı'
nın insanlarla ilişkisi; yaratıcılık, yaşatıcılık ve yöne-
ticilik olduğundan, hiç bir insan Tanrı'nın oğlu ve kı-
zı olamaz. Robotçunun yaptığı robot, robotçunun
oğlu veya kızı olmadığı gibi, İsa da Tanrı'nın oğlu
değildir. Robot, robotçunun "eseri" olduğu gibi, İsa
da yüce Tanrı'nın "eseri"dir, O'nun ikibin yıl öncesi
insanlarına gönderdiği bir "elçi"sidir. Bu gerçek se-
bebiyle: "İsa, Tanrı'nın elçisidir, mûcizesidir, pey-
gamberidir" denebilir, ama "İsa, Tanrı'nın oğludur"
denemez. Bu gerçeği kabul etmeyenler ve İsa'yı
tanrılığa çıkaranlar, yüce Tanrı'ya en büyük küfrü
yapmış olurlar. Bu küfrü yapanlar da, en büyük
azaba atılacaklardır.

Doğru bir Hıristiyanlık isteyenler: "Tanrı tektir. İsa,
Tanrı'nın elçisidir" deyip; doğruluk, adalet, ibadet,
namusluluk ve iyilikçilikle yüce Tanrı'ya teslim ol-
malıdırlar. Dinlerini doğrultanlar için de, öte dünya-
da ebedî bir cennet vardır.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onikisi, Eylül ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *

Montag, 17. September 2012

İRAN YÖNETİMİ'NE VE ULUSLARARASI DİPLOMASİYE DUYURU

                         İRAN YÖNETİMİ'NE
   VE ULUSLARARASI DİPLOMASİYE DUYURU

          İslâmlı ülkelerde diktatörleri istemeyen
                             ALLAHın adıyla

İran Devrim Muhafızları Komutanı Ali Caferi; "Ku-
düs Tugayları ve İran Devrim Muhafızları'nın Suri-
ye'de olduğunu" itiraf edip, "Suriye'nin bir saldırı
altında olması halinde kesinlikle ülkeye doğrudan
bir askeri yardım göndereceklerini" söylemiş.

İran Yönetimi, şunu kesinlikle bilmelidir ki: Ortado-
ğu Halkları, artık başlarında diktatörleri görmek is-
temiyor. Onların istemediği diktatörleri Allah zaten
istemiyor. Bunun için de o halklar bundan sonra
diktatörlere ve diktatörlüklere hayat hakkı tanımaya-
caktır ve hakları da yoktur. Bu yüzden de Suriye
diktatörü Esad'ın ve rejiminin ayakta ve iktidarda
kalması mümkün değildir.

Eğer İran Yönetimi bu diktatöre ve onun terörüne
destek verirse ve veriyorsa, demektir ki; İran Yöne-
timi, Esad'ın zulmüne ortaktır! Ortadoğu Halkları ve
Uluslararası Birleşik Güç ise, bu zulümsel ortaklığa
ve onların zulümlerine sessiz kalamaz ve kalmaya-
caktır. Bu durumda Esad'ın zulümsel rejimiyle birlik-
te zulmün ortağı ve destekcisi olan İran rejimini de
yıkmak gerekecektir.

Eğer İran Yönetimi bir yıkıma maruz kalmak istemi-
yorsa, Suriye diktatörünün zulmüne destek olmak-
tan çekilmelidir. Eğer çekilmezse, İran Yönetimi bu
bölgede "çifte tehlike" haline gelmiş demektir. Bi-
rincisi, İsrail'in varlığını ve güvenliğini tehdit ettiği i-
çin; ikincisi de, diktatörlük aleyhtarı müslüman halkı
katlettirmekte olan zalim diktatöre destek verdiği
için.

İran Yönetimi şimdilik "çok büyük bir tehlike" olarak
görülemez. Fakat nükleer silahın temelini kazanmış
olan bu Yönetim, çok yakında nükleer silaha ulaş-
mış olacaktır. Daha şimdiden hem Suriye'ye yapıla-
cak müdahale hakkında ve hem İsrail'in varlığı ve
güvenliği aleyhinde çok büyük tehditlerde bulunan
İran Yönetimi, nükleer silaha ulaştığında Ortadoğu
barışına çok büyük zararlar verebilecektir ve zaten
vermektedir. Ama onun verebileceği büyük zararla-
rı da şimdiden engellemek gerekiyor.

Biz müslümanlar ve Ortadogu halkları, İran Yöneti-
mi'nin bölgemize vermekte olduğu "küçük zararlar"
ı, İran halkının zarar görmemesi için, görmezden
gelmeye çalışıyorduk. Ama artık İran Yönetimi, za-
lim Suriye rejimine ve diktatörüne vereceği ve onun
yıkılmaması için vermekte olduğu destek açıklama-
sıyla, çizmeyi aşmış durumdadır!

Ortadoğu Yönetimleri ve Uluslararası Birleşik Güç,
bu kritik durumu acilen gözden geçirmek zorunda-
dır. Diktatör Esad'ın katliamlarına da daha fazla
sessiz kalınamaz! İran Yönetimi'nin israil aleyhinde-
ki tehditleri de kabul edilemez!

Rusya bu işe ya karışmasın, ya da Suriye diktatörü-
ne vermekte olduğu desteği kessin, daha fazla zul-
mün ve zalimin ortağı olmasın. Eğer bu çirkin ortak-
lığını sürdürmeye devam ederse, yarın Ortadoğu
Yönetimleri, onun bu hatasını önüne koyacaklardır
ve Rusya'nın o bölge halkları ve yönetimleri arasın-
da bir itibarı kalmayacaktır. Rusya Yönetimi, şimdi-
den gelecekteki itibarını kurtarmaya çalışmalıdır.

Yüce Allah, zalimlere ve onlara destek olanlara
başarı vermez. Onlardan, yaptıklarının hesabını
sorar.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onikisi, Eylül ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Ultimatom.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *

Donnerstag, 13. September 2012

EY AVRUPALILAR VE AMERİKALILAR VE ORTADOĞULULAR!


        EY AVRUPALILAR VE AMERİKALILAR
                      VE ORTADOĞULULAR!

           haksızlık ve adaletsizliğe razı olmayan
                               ALLAHın adıyla

Hz.Muhammed'e hakaret eden filme tepki için ABD
konsolosluğuna saldıran bir grup Libyalı, 4 konso-
loslukluk görevlisini vahşice katletmiş.

İslâmiyete yapılan hakarete verilen bu vahşi cevap,
müslümanca bir cevap değil, müslümanlık dışı bir
cevaptır. Çünkü Kur'an insanlara, yüce Tanrı'ya i-
nançtan sonra "haklı, adaletli ve merhametli olmayı"
emreder.

Bu emir karşısında müslümanların yapması gere-
ken nedir? Hakka ve adalete ve merhamete uymak
değil midir? Öyle ise ey müslümanlar! Geliniz, hak-
kın ve adaletin ve merhametin gereğini yerine geti-
riniz.

Hakkın gereği nedir? -Yapılan o hakaret karşısında
savunmada bulunmaktır. Savunmanız nerede? A-
ma bu savunma da ancak "adaletle" yapılabilir. Öy-
le ise adaletiniz nerede? Hz. Muhammed'e yapılan
hakaretle hiç bir ilgisi olmayan 4 mâsûm insanı kat-
letmenin neresi adalettir?

Yapılan hakaret karşısında adaletin gereği şudur:
Hakaret hangi şekilde yapılmışsa, siz de aynı şekil-
de karşılık verebilirsiniz. O halde bu hakaret bir film-
le yapılmışsa, sizin de ona cevabınız ve savunma-
nız bir filmle olmalıdır. Buna gücünüz yetmiyorsa,
o zaman hakarette bulunan kimseyi mahkemeye
vereceksiniz. Amerika'da o hakaretçiyi mahkeme-
ye verecek yeteri kadar müslüman ve dinî teşkilât
fazlasıyla bulunmaktadır. Adaletin gereği budur!
Konuyla ilgisi olmayan mâsûm insanları sorumlu
tutup katletmeyi hangi kitaptan çıkarıyorsunuz?
Herkes Kur'andan kendi keyfine göre hüküm çıka-
ramaz. Gerekli hüküm için hangi din ve hukuk bilgi-
nine başvurdunuz? Bu durumda o hakaretçi sizin
dininize bir hakaret ettiyse, siz de hakkı ve adaleti
çiğneyerek dininize 1000 hakaret etmiş olmuyor
musunuz? Elbette oluyorsunuz! Kendi dininize yap-
ğınız bu 1000 hakaretin hesabını yüce Allah siz-
den muhakkak soracaktır.

Dinsel bir sorunun çözümünde takip edilecek yol
şudur: O sorunu önce Allah'a götüreceksiniz. O'na
ulaşmanız mümkün değilse, Elçisi'ne götüreceksi-
niz. Elçisi de yoksa, bu takdirde o Elçiyi ve dinini ka-
bul etmiş müslüman bilgine götüreceksiniz. Kendi
keyf ve kafanıza uymanıza izin yoktur. Eğer Kur'an-
dan hüküm çıkaracak güç ve bilgiye sahipseniz, o
zaman ondan çıkaracağınız hüküm de, hakka ve a-
dalete uygun olmak zorundadır.

Ey Avrupalılar ve Amerikalılar!

Eğer ülkeler ve devletler arasında barış olsun ve
var olan barış bozulmasın istiyorsanız, İslâm dinine
karşı yapılacak hakaretlere fırsat vermeyiniz ve ver-
memelisiniz. Eğer fırsat verirseniz ve veriyorsanız,
hak ve adaleti çiğnetmiş olursunuz.

Eğer onları çiğnetmişseniz, bu takdirde o çiğnettik-
lerinizin hesabını sizden sormak, hak ve adalet olur.
Bu sorgu da elbette hak ve adalet ile olacaktır.

Hakka ve adalete göre İslâmiyete yapılacak bir ha-
karet, bir hakaret olarak kalmaz. Çünkü İslâmiyetin
ve Hıristiyanlığın bir milyardan fazla bağlısı vardır.
Bu durumda bu dinlerden birisine yapılacak bir ha-
karet karşısında, o dinin bir milyar bağlısının, haka-
retçi aleyhinde hepsinin dâvâ açma hakkı doğar.
Bir milyar kişinin açacağı bir dâvâ altından ise, hiç
bir hakaretçi kalkamaz. Meselâ diyelim ki bir haka-
rete 6 ay hapis veya 1000 dolar para cezası verili-
yor olsun. Bu halde o hakaretçinin alacağı ceza:
500 milyon yıl hapis veya 1 trilyon dolar para ceza-
sı olacaktır! 500 milyon yıllık bir hapis içinde de:
500 000 000 bölü 60 eşittir: 8 milyon ömür vardır.
8 milyon ömür ise, 8 milyon kere idam demektir...
Acaba hangi hakaretçi böyle bir cezayı karşılaya-
bilir? Acaba hangi ülke o hakaretçiyi bu cezadan
kurtarabilir?

Öyle ise demokrasinizi hak ve adaletin gereğiyle
koruyunuz. Onu hakaretçilere çiğnetmeyiniz!

Bilgisizlik, insanları provokasyona hazır hale getirir.
Libya'da işlenen o vahşet, bir bilgisizliğin ve mer-
hametsizliğin eseridir. Bu bilgisizliği ortadan kaldır-
mak için de, Ortadoğu'nun demokratikleşmesi şart-
tır. Dolayısıyla Amerika, Ortadoğu'nun demokratik-
leştirilmesinden vazgeçemez ve vazgeçemeyiz.
Suriye'de de ortadan kaldırılması gereken bir dikta-
törlük bizi bekliyor...

Bir yanda, demokrasizliğin getirdiği vahşet, bir yan-
da da, demokrasinin doğurduğu vahşete dâvet var-
dır. Her ikisini de ortadan kaldırmak zorundayız.

Ey müslümanlar! Allah'ın Mehdisi artık aranızdadır.
Kim onu dinlemezse, onun için yakında çetin bir a-
zap vardır.

Not: Libya'nın yönetimini elinde bulunduranlar, o
vahşeti işleyen adaletsizleri yakalayıp, hakettikleri
cezayı vermek zorundadır. 4 mâsûm canın karşılı-
ğı, 4 kere idamdır. ABD Yönetimi de, bu cinayete
sebep olan Amerikalı provokatörü hesaba çekip,
hakettiğini vermelidir. Çünkü esasında o 4 suçsuz
insanı, bu bozguncu ve hakaretçi adam öldürmüş-
tür.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onikisi, Eylül ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Hak ve Adalet.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *