SURİYE DİKTATÖRÜ BEŞŞAR ESAD'A UYARI
zalim ve zorbaların karşısında olan ALLAHın adıyla
Suriye'deki diktatörlük karşıtı eylemler başladığında Beşşar Esad'ın
iktidardan kendiliğinden çekilmesi için ona bir şans tanıdık ve bu
tanımanın gereği olarak da NATO'nun devreye girmesine izin verme-
dik. Bu şekilde Suriye'nin ve halkının zarar görmesini önlemek istiyor-
duk. Ama bizim acıdığımız halka, Suriye diktatörü acımadı ve binlerce
diktatörlük karşıtını acımasızca katlettirdi. Bu katliamdan sonra Beşşar
Esad'ın reform yapmaya başlayacak olmasının da bir anlamı ve kıymeti
kalmadı. Beşşar Esad'ın yapacağı en iyi reform, derhal iktidardan çekil-
mektir.
Suriye diktatörü şunu bilmelidir ki, diktatörlük bir hak değil, haksızlıktır.
Bu haksızlığı devirmek de, Suriye halkının hakkıdır. Bu hak için sava-
şanlara da terörist denemez! Onları terörist diyerek öldürmek büyük
bir zulümdür!
Dolayısıyla Beşşar Esad'a bir ay mühlet veriyoruz. Bu vakit içinde ikti-
dardan çekilmezse, NATO hemen devreye girmek zorunda kalacaktır.
Suriye halkı, Suriye'nin zarar görmemesi ve NATO'nun harekâta geç-
memesi için, Beşşar Esad'a başka bir ülkeye gitmesi için yol versin. Ya-
ni Esad'dan sorulması gereken hesab Allah'a bırakılarak, iktidardan çe-
kilmesi için ona bir garanti verilmiş olunsun. Eğer bunu kabul etmezse,
NATO, harekâta geçmek zorundadır.
Eğer Suriye ordusu, demokrasiye teslim olduğunu açıklarsa, NATO,
askerî tesisleri vurmasın. Bu halde NATO'nun vuracağı yerler ancak
Suriye diktatörünün yönetim yerleri olabilir. Veya Suriye ordusunun
Esad'a muhalefetini bildirmesiyle NATO harekâtına da gerek kalma-
yabilir.
Eğer Suriye ordusu demokrasiye teslim olduğunu bildirmez ve kabul
etmezse, NATO'nun hakekâta başlamaşından baska çare yoktur. Ve
bütün askerî tesisler bombalanacaktır.
Suriye'ye yapılacak NATO harekâtı, Türkiye'nin kumandasında olma-
lıdır.
Not 1: Bu bildiri, Türkiye ve ABD tarafından Suriye diktatörüne, hal-
kına ve ordusuna iletilmelidir.
Not 2: Eğer Suriye ordusu demokrasi yanında yer alırsa, hem bir iç
savaşı önlemiş, hem de Suriye'yi korumuş olur.
Not 3: Suriye halkının diktatörlüğe karşı haklı savaşında İran, Suriye
diktatörünün yanında değil, karşısında olmalıdır. Eğer İran, diktatörün
yanını seçerse, zarar görmekten kurtulamaz. Bir "İslâmî Yönetim"e sahip
olduğunu iddia eden İran Yönetimi, zalim ve zorbaların yanında saf tuta-
maz, tutmamalıdır.
Not 4: Bu bildiri, uluslararası diplomatik platformda paylaşıldı.
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ekim sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Uyarı.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Montag, 31. Oktober 2011
Montag, 24. Oktober 2011
WALL STREET İŞGALCİLERİ VE YENİ BİR DÜZEN VE İDEOLOJİ ARAYANLAR İÇİN YOL KILAVUZU
WALL STREET İŞGALCİLERİ VE YENİ BİR DÜZEN
VE İDEOLOJİ ARAYANLAR İÇİN YOL KILAVUZU
Bu kılavuzlukla ilgili olarak aşağıdaki bildiriler mutlaka okunmalıdır:
AYDINLIKNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/y-d-i-n-l-i-k-n-m-e-aydinlanmak.html
ÇAĞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/n-m-e.html
DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html
EY AVRUPA HALKLARI!
http://kuranisthaber.blogspot.com/2011/07/ey-avrupa-halklari-o-european-volker.html
EY DÜNYA IRKLARI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/12/ey-dnya-irklari.html
EYTİŞİMNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/03/e-y-t-i-s-i-m-n-m-e.html
FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html
İNKİLÂBA DÂVET
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/09/inkilaba-davet.html
KİMLİKNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-i-m-l-i-k-n-m-e.html
KURANİSTNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-ra-n-i-s-t-n-m-e.html
KURANİZMİN YÖNETEN VE YÖNETİLENLERE ÇAĞRISI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/11/kuranizmin-yneten-ve-ynetilenlere-arisi.html
KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html
ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ekim sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
VE İDEOLOJİ ARAYANLAR İÇİN YOL KILAVUZU
Bu kılavuzlukla ilgili olarak aşağıdaki bildiriler mutlaka okunmalıdır:
AYDINLIKNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/y-d-i-n-l-i-k-n-m-e-aydinlanmak.html
ÇAĞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/n-m-e.html
DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html
EY AVRUPA HALKLARI!
http://kuranisthaber.blogspot.com/2011/07/ey-avrupa-halklari-o-european-volker.html
EY DÜNYA IRKLARI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/12/ey-dnya-irklari.html
EYTİŞİMNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/03/e-y-t-i-s-i-m-n-m-e.html
FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html
İNKİLÂBA DÂVET
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/09/inkilaba-davet.html
KİMLİKNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-i-m-l-i-k-n-m-e.html
KURANİSTNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-ra-n-i-s-t-n-m-e.html
KURANİZMİN YÖNETEN VE YÖNETİLENLERE ÇAĞRISI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/11/kuranizmin-yneten-ve-ynetilenlere-arisi.html
KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html
ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ekim sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Donnerstag, 15. September 2011
ABD BAŞKANI SAYIN BARAK OBAMA'YA MEKTUP
ABD BAŞKANI SAYIN BARAK OBAMA'YA MEKTUP
ABD Baskanı sayın Barak Obama, yakında Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'nde Bağımsız Filistin Devleti
için yapılacak oylamayı veto edeceğini açıklamış bulunu-
yor.
Eğer Amerika bu açıklamasından dönmeyecekse, bu
kararını gerçekleştirmeden önce sayın Hüseyin Obama, 11
Eylül Terör Eylemi'nin, "ABD'nin Filistin halkına zulme-
den İsrail'e destek vermesinden dolayı yapıldığını" unut-
mamalı. Eğer sayın Başkan Barak Obama ve Amerikalılar
bunu unutursa, Amerika'nın El-Kaide'ye karşı mücâdelesi
koskoca bir "yalan" olur ve bu mücâdelenin göz boyamak-
tan başka hiç bir anlamı kalmaz. Aynı zamanda öldürülen
o üçbin mâsûm insanın ölümleriyle ve onların yakınlarıyla
da alay edilmiş olunur.
Amerika, bu korkunç alayı ve anlamsızlığı yapmamalıdır.
Eğer yaparsa, Amerika, hak ve adaleti yere çarpmış ve
çiğnemiş olur. Bu çarpma ve çiğneme karşısında bütün
dünya ülkelerinin çoğunluğunun ve uluslararası kamuoyu-
nun: "Yeter artık, bu kadar da olmaz!" deme noktasına
getirilmiş olacağı hatırda tutulmalı ve ''ABD'nin, BM'de
devlet olarak tanınmak isteyen Filistin'e destek olması
gerektiğini, yoksa Arap dünyasında zaten az olan güveni-
lirliğini iyice kaybedeceğini'' belirten Suudi Arabistan'ın
eski istihbarat başkanı Prens Turki El Faysal'ın konuyla
ilgili son uyarılarına da kulak verilmelidir:
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=224483
Eğer Sayın Barak Obama, yapılacak oylamayı veto etmek-
ten vazgeçerse, bu vazgeçiş karşısında belki İsrail Lobisi'
nin cezalandırmasına çarpılacak ve başkanlıktan düşürüle-
cektir. Şayet bu düşürülmeyi göze alabilecek olursa, bir
başkanlığı kaybetmis, fakat bunun karşılığında hak ve ada-
leti kazanmış ve onları yüceltmiş olacaktır. Bu yüceltme ile
de ABD'nin "dünya liderliği", sahtelikten kurtulup, bir "ger-
çeklik" kazanacaktır.
Sayın Barak Obama, bu gerçekliği Amerika'ya kazandırma-
ya çalışmalıdır. Bu çalışma yapılmadığı takdirde, sayın O-
bama'nın ve Amerika'nın liderliklerinin özü, İsrail'in haksız-
lık ve adaletsizlik asidi içinde eriyip gitmiş olacaktır.
Not 1: "Bu talebin iki devletli barış çözümüne hizmet etme-
yeceğini ve bunun, dikkati asıl meseleden dağıtacağını ve
problemi çözmeyeceğini" savunan Başkan Obama, bize
(yani dünya kamuoyuna), çözümün nasıl ve ne zaman ola-
cağını da açıklamalıdır.
Not 2: Başkanlığını düşürülmekten korumak, sayın Oba-
ma'nın hakkıdır. Onun bu hakkına ve gelecek seçimleri
kazanma arzusuna saygı duyuyoruz. Bu yüzden de onun
üzerinde fazla baskı kurmak istemiyoruz. Ama bununla
birlikte Filistin Dâvâsı'nın politik menfaatlere kurban gitme-
sine de üzülüyoruz.
Not 3: Filistin konusunda Amerika'nın elini kolunu bağlayan
İsrail Lobisi'ni, hak ve adalete boyun eğdirmenin vakti gel-
miştir. Şimdi bütün dünya ülke ve halkları, yasal ve demok-
ratik yollardan bunu gerçekleştirmenin yollarını aramalıdır.
Yoksa Filistinliler hiç bir zaman haklarına ve devletlerine
kavuşamayacaklardır.
Not 4: Sayın Barak Obama, son paragrafı: "Bir ülke (Ame-
rika), dünya barışının baş düşmanı haline gelmiş, hukuk ta-
nımaz bir ülke ile suç ortaklığı içinde ise asla güven içinde
olamaz. ABD, İsrail politikasını değiştirmeden, İsrail kam-
burunu sırtından atmadan, en azından bu ülkenin saldırgan
politikalarını frenlemeyi başarmadan, Ortadoğu ve Kuzey
Afrika'da "çirkin Amerikalı" olmaktan kurtulamaz. İsterse
Ortadoğu Baharı'na en büyük desteği versin, eski diktatör-
lerin yıkılış sürecini can siperane desteklesin, İsrail'in suç-
larına arka çıkan bir Amerika, Ortadoğu halklarının sempa-
tisini kazanamaz" şeklinde biten, Türkiye'den Bugün Gaze-
tesi yazarı sayın Gülay Göktürk hanımefendinin makalesini
okumadan uyumamalıdır:
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/168847-abd-guvende-olabilir-mi-makalesi.aspx
Not 5: Bu mektup, uluslararası diplomatik platformda payla-
şıldı.
Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
ABD Baskanı sayın Barak Obama, yakında Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'nde Bağımsız Filistin Devleti
için yapılacak oylamayı veto edeceğini açıklamış bulunu-
yor.
Eğer Amerika bu açıklamasından dönmeyecekse, bu
kararını gerçekleştirmeden önce sayın Hüseyin Obama, 11
Eylül Terör Eylemi'nin, "ABD'nin Filistin halkına zulme-
den İsrail'e destek vermesinden dolayı yapıldığını" unut-
mamalı. Eğer sayın Başkan Barak Obama ve Amerikalılar
bunu unutursa, Amerika'nın El-Kaide'ye karşı mücâdelesi
koskoca bir "yalan" olur ve bu mücâdelenin göz boyamak-
tan başka hiç bir anlamı kalmaz. Aynı zamanda öldürülen
o üçbin mâsûm insanın ölümleriyle ve onların yakınlarıyla
da alay edilmiş olunur.
Amerika, bu korkunç alayı ve anlamsızlığı yapmamalıdır.
Eğer yaparsa, Amerika, hak ve adaleti yere çarpmış ve
çiğnemiş olur. Bu çarpma ve çiğneme karşısında bütün
dünya ülkelerinin çoğunluğunun ve uluslararası kamuoyu-
nun: "Yeter artık, bu kadar da olmaz!" deme noktasına
getirilmiş olacağı hatırda tutulmalı ve ''ABD'nin, BM'de
devlet olarak tanınmak isteyen Filistin'e destek olması
gerektiğini, yoksa Arap dünyasında zaten az olan güveni-
lirliğini iyice kaybedeceğini'' belirten Suudi Arabistan'ın
eski istihbarat başkanı Prens Turki El Faysal'ın konuyla
ilgili son uyarılarına da kulak verilmelidir:
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=224483
Eğer Sayın Barak Obama, yapılacak oylamayı veto etmek-
ten vazgeçerse, bu vazgeçiş karşısında belki İsrail Lobisi'
nin cezalandırmasına çarpılacak ve başkanlıktan düşürüle-
cektir. Şayet bu düşürülmeyi göze alabilecek olursa, bir
başkanlığı kaybetmis, fakat bunun karşılığında hak ve ada-
leti kazanmış ve onları yüceltmiş olacaktır. Bu yüceltme ile
de ABD'nin "dünya liderliği", sahtelikten kurtulup, bir "ger-
çeklik" kazanacaktır.
Sayın Barak Obama, bu gerçekliği Amerika'ya kazandırma-
ya çalışmalıdır. Bu çalışma yapılmadığı takdirde, sayın O-
bama'nın ve Amerika'nın liderliklerinin özü, İsrail'in haksız-
lık ve adaletsizlik asidi içinde eriyip gitmiş olacaktır.
Not 1: "Bu talebin iki devletli barış çözümüne hizmet etme-
yeceğini ve bunun, dikkati asıl meseleden dağıtacağını ve
problemi çözmeyeceğini" savunan Başkan Obama, bize
(yani dünya kamuoyuna), çözümün nasıl ve ne zaman ola-
cağını da açıklamalıdır.
Not 2: Başkanlığını düşürülmekten korumak, sayın Oba-
ma'nın hakkıdır. Onun bu hakkına ve gelecek seçimleri
kazanma arzusuna saygı duyuyoruz. Bu yüzden de onun
üzerinde fazla baskı kurmak istemiyoruz. Ama bununla
birlikte Filistin Dâvâsı'nın politik menfaatlere kurban gitme-
sine de üzülüyoruz.
Not 3: Filistin konusunda Amerika'nın elini kolunu bağlayan
İsrail Lobisi'ni, hak ve adalete boyun eğdirmenin vakti gel-
miştir. Şimdi bütün dünya ülke ve halkları, yasal ve demok-
ratik yollardan bunu gerçekleştirmenin yollarını aramalıdır.
Yoksa Filistinliler hiç bir zaman haklarına ve devletlerine
kavuşamayacaklardır.
Not 4: Sayın Barak Obama, son paragrafı: "Bir ülke (Ame-
rika), dünya barışının baş düşmanı haline gelmiş, hukuk ta-
nımaz bir ülke ile suç ortaklığı içinde ise asla güven içinde
olamaz. ABD, İsrail politikasını değiştirmeden, İsrail kam-
burunu sırtından atmadan, en azından bu ülkenin saldırgan
politikalarını frenlemeyi başarmadan, Ortadoğu ve Kuzey
Afrika'da "çirkin Amerikalı" olmaktan kurtulamaz. İsterse
Ortadoğu Baharı'na en büyük desteği versin, eski diktatör-
lerin yıkılış sürecini can siperane desteklesin, İsrail'in suç-
larına arka çıkan bir Amerika, Ortadoğu halklarının sempa-
tisini kazanamaz" şeklinde biten, Türkiye'den Bugün Gaze-
tesi yazarı sayın Gülay Göktürk hanımefendinin makalesini
okumadan uyumamalıdır:
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/168847-abd-guvende-olabilir-mi-makalesi.aspx
Not 5: Bu mektup, uluslararası diplomatik platformda payla-
şıldı.
Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Samstag, 3. September 2011
AYŞE HÜR VE ONUN GİBİ DÜŞÜNENLER KUR'ANIN DOĞRULUĞUNA İNANMAK ZORUNDADIRLAR
AYŞE HÜR VE ONUN GİBİ DÜŞÜNENLER
KUR'ANIN DOĞRULUĞUNA İNANMAK
ZORUNDADIRLAR
Sayın Ayşe Hür ve Kur'an hakkında onun gibi düşünenler!
Son makalelerinizden birinde: "Kur'anın doğru bir Kitap
olmadığını" ima etmişsiniz. Biz de buna karşı diyoruz:
Kur'anın özetinin özeti: "Yoktur Allah'tan başka ilah"tır.
Kur'anın bu en büyük dâvâsı karşısında, siz ikinci bir ilahın
varlığını isbatlayabilirseniz, "Kur'anın doğru bir Kitap olma-
dığı" iddianıza biz de inanabiliriz.
Haydi, ikinci bir ilâhın (ama kâinatı yaratıp yaşatabilecek ve
yönetebilecek bir ilâhın) varlığını isbatlayın! Biz de Kur'anı,
"İlâhî Kitap" olmaktan çıkaralım...
Ama istediğimiz isbatı yapmaya sizin ne gücünüz, ne de
bilginiz yeter. Bu noktada siz de bir "kurtuluş"a muhtaç-
sınız. Eğer kurtuluş isterseniz, "KURTULUŞNAME"yi
okumalısınız.
KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html
Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
KUR'ANIN DOĞRULUĞUNA İNANMAK
ZORUNDADIRLAR
Sayın Ayşe Hür ve Kur'an hakkında onun gibi düşünenler!
Son makalelerinizden birinde: "Kur'anın doğru bir Kitap
olmadığını" ima etmişsiniz. Biz de buna karşı diyoruz:
Kur'anın özetinin özeti: "Yoktur Allah'tan başka ilah"tır.
Kur'anın bu en büyük dâvâsı karşısında, siz ikinci bir ilahın
varlığını isbatlayabilirseniz, "Kur'anın doğru bir Kitap olma-
dığı" iddianıza biz de inanabiliriz.
Haydi, ikinci bir ilâhın (ama kâinatı yaratıp yaşatabilecek ve
yönetebilecek bir ilâhın) varlığını isbatlayın! Biz de Kur'anı,
"İlâhî Kitap" olmaktan çıkaralım...
Ama istediğimiz isbatı yapmaya sizin ne gücünüz, ne de
bilginiz yeter. Bu noktada siz de bir "kurtuluş"a muhtaç-
sınız. Eğer kurtuluş isterseniz, "KURTULUŞNAME"yi
okumalısınız.
KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html
Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Sonntag, 21. August 2011
AFRİKA AÇLIKTAN KIRILIRKEN ALLAH NEREDE?
AFRİKA AÇLIKTAN KIRILIRKEN ALLAH NEREDE?
açları doyuran açıkları barındıran ALLAHın adıyla
Bazı inançsız ve inkârcılar bu suali soruyor ve sorabilir. Ve
onlar bu soruyu sorarken bazı inançlıların içinde de şüphe
uyanabilir ve derler: "Sahi! Allah nerede? Bu faciayı neden
görmüyor?"
Evet: Allah nerede?
Şüphesiz Allah her yerde! Çünkü bu suali sorarken, yer yü-
zünde yedi milyar insanın Allah tarafından doyurulmakta ve
barındırılmakta olduğunu da görmeli ve unutmamalıyız.
İkinci olarak; "Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryü-
zünde azarlardı. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Çün-
kü O, kullarından haber alan, onları görendir" (Şura 27) a-
yetine göre yüce Allah, açlıktan kırılmakta olan Afrikalıları
da mutlaka görüyor.
Peki, onları gördüğü halde neden onlara imdat etmiyor?
Bunun bir sebebi; "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla,
bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sab-
redenleri müjdele" (Bakara 155) ayetine göre "imtihan" o-
labilir.
Bu imtihan sebebine göre yüce Allah; "Bakalım, sabır mı
edecekler, yoksa küfür mü edecekler" diyerek, açlığa uğrat-
tığı Afrikalıları denemektedir.
Bu acı imtihan sonucunda onlara muhtemelen şöyle hitap
edecektir: "Ey kulum! Ben seni ağır bir açlığa mahkûm et-
tiğim ve o açlıkla can ciğer evlâdını dahi elinden aldığım
halde sen bütün bunlara sabrettin, Bana isyan ve küfürde
bulunmadın. Senin bu başarına karşılık buyur, cennet senin-
dir!"
Böyle güzel bir sonuç karşısında, onların "felâkete ugradığı"
düşünülemez.
Ayrıca Afrikalılar imtihan edilirken diğer ülke insanları da im-
tihana tabi tutulmakta ve: "Bakalım, onlara kimler yardım
edecek, kimler etmeyecek" bilinmek istenmektedir.
İkinci sebep: Dünya hayatı; çalışmakla, sebeplerin şartlarına
uymakla ve yardımlaşmayla kazanılmaktadır. Yoksa dünya
hayatı mûcizelerle kazanılmıyor. Buna göre Afrikalılar, ge-
rekli şartları sağlayamadıkları yani doğru düzgün bir devlet-
lerinin olmayışı, doğal kaynaklarını çaldırmış olmaları, in-
sanlığın hırs ve israfla iklim şartlarını bozmuş olması ve
savaş gibi sebepler yüzünden bu hale düşmüş olabilirler ve
öyle gözüküyor.
Elbette Allah o aç insanlara gökten sofralar da indirebilirdi.
Fakat dünya, "imtihan dünyası" ve "sebepler diyarı" olduğu
için, böyle bir mûcizeye gerek görülmüyor. Ama diğer insan-
ların yardımı onlara ulaştırılarak, ellerinden tutuluyor. Allah
dileseydi daha başka felâketlerle bu yardımları da engelleye-
bilirdi. Fakat engellemiyor. Demek, onlara merhamet ediliyor.
Bu sebebe göre de, kimsenin Allah'a sataşma hakkı ve haddi
olamaz! Çünkü 70 milyon aç Afrikalıya karşılık, 7 milyarlık
bir dünya doyurulmakta ve barındırılmaktadır.
Hem zenginlerin elindeki para ve servet, o aç insanları kalkın-
dırmaya onlarca belki yüzlerce defa yeter, artar. Fakat maa-
lesef o insanlar açlıktan ölürken ve fakirler de sürünürken
zenginlerin para ve serveti bir köşede duruyor, o muhtaçlara
ulaşmıyor veya ulaştırılamıyor.
Ama bu düzen hep böyle sürüp gidemez! Bu bozuk düzenin
ve büyük adaletsizliğin mutlaka yıkılması gerekiyor. Bu yı-
kım için de fakirlerin isyan bayrağını açması kaçınılmazdır.
Bu haksız ve adaletsiz düzenin degişmesi için bütün dünya
devletlerinin, zenginlere bir "servet vergisi" yüklemesi gerek-
mektedir. Fakat o devletler bu gerekliği kendiliklerinden yap-
mamaktadır. Bu durumda fakirlerin isyanının devreye girme-
sinden başka çare yoktur.
Şimdi söz: Açların, fakirlerin ve işsizlerindir! Onlar konuşma-
dan kurtuluş yoktur...
Ve kurtuluş, ancak: KUR'ANİZM iledir!
Konuyla ilgili yardımcı linklerimiz:
DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html
FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html
ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
açları doyuran açıkları barındıran ALLAHın adıyla
Bazı inançsız ve inkârcılar bu suali soruyor ve sorabilir. Ve
onlar bu soruyu sorarken bazı inançlıların içinde de şüphe
uyanabilir ve derler: "Sahi! Allah nerede? Bu faciayı neden
görmüyor?"
Evet: Allah nerede?
Şüphesiz Allah her yerde! Çünkü bu suali sorarken, yer yü-
zünde yedi milyar insanın Allah tarafından doyurulmakta ve
barındırılmakta olduğunu da görmeli ve unutmamalıyız.
İkinci olarak; "Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryü-
zünde azarlardı. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Çün-
kü O, kullarından haber alan, onları görendir" (Şura 27) a-
yetine göre yüce Allah, açlıktan kırılmakta olan Afrikalıları
da mutlaka görüyor.
Peki, onları gördüğü halde neden onlara imdat etmiyor?
Bunun bir sebebi; "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla,
bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sab-
redenleri müjdele" (Bakara 155) ayetine göre "imtihan" o-
labilir.
Bu imtihan sebebine göre yüce Allah; "Bakalım, sabır mı
edecekler, yoksa küfür mü edecekler" diyerek, açlığa uğrat-
tığı Afrikalıları denemektedir.
Bu acı imtihan sonucunda onlara muhtemelen şöyle hitap
edecektir: "Ey kulum! Ben seni ağır bir açlığa mahkûm et-
tiğim ve o açlıkla can ciğer evlâdını dahi elinden aldığım
halde sen bütün bunlara sabrettin, Bana isyan ve küfürde
bulunmadın. Senin bu başarına karşılık buyur, cennet senin-
dir!"
Böyle güzel bir sonuç karşısında, onların "felâkete ugradığı"
düşünülemez.
Ayrıca Afrikalılar imtihan edilirken diğer ülke insanları da im-
tihana tabi tutulmakta ve: "Bakalım, onlara kimler yardım
edecek, kimler etmeyecek" bilinmek istenmektedir.
İkinci sebep: Dünya hayatı; çalışmakla, sebeplerin şartlarına
uymakla ve yardımlaşmayla kazanılmaktadır. Yoksa dünya
hayatı mûcizelerle kazanılmıyor. Buna göre Afrikalılar, ge-
rekli şartları sağlayamadıkları yani doğru düzgün bir devlet-
lerinin olmayışı, doğal kaynaklarını çaldırmış olmaları, in-
sanlığın hırs ve israfla iklim şartlarını bozmuş olması ve
savaş gibi sebepler yüzünden bu hale düşmüş olabilirler ve
öyle gözüküyor.
Elbette Allah o aç insanlara gökten sofralar da indirebilirdi.
Fakat dünya, "imtihan dünyası" ve "sebepler diyarı" olduğu
için, böyle bir mûcizeye gerek görülmüyor. Ama diğer insan-
ların yardımı onlara ulaştırılarak, ellerinden tutuluyor. Allah
dileseydi daha başka felâketlerle bu yardımları da engelleye-
bilirdi. Fakat engellemiyor. Demek, onlara merhamet ediliyor.
Bu sebebe göre de, kimsenin Allah'a sataşma hakkı ve haddi
olamaz! Çünkü 70 milyon aç Afrikalıya karşılık, 7 milyarlık
bir dünya doyurulmakta ve barındırılmaktadır.
Hem zenginlerin elindeki para ve servet, o aç insanları kalkın-
dırmaya onlarca belki yüzlerce defa yeter, artar. Fakat maa-
lesef o insanlar açlıktan ölürken ve fakirler de sürünürken
zenginlerin para ve serveti bir köşede duruyor, o muhtaçlara
ulaşmıyor veya ulaştırılamıyor.
Ama bu düzen hep böyle sürüp gidemez! Bu bozuk düzenin
ve büyük adaletsizliğin mutlaka yıkılması gerekiyor. Bu yı-
kım için de fakirlerin isyan bayrağını açması kaçınılmazdır.
Bu haksız ve adaletsiz düzenin degişmesi için bütün dünya
devletlerinin, zenginlere bir "servet vergisi" yüklemesi gerek-
mektedir. Fakat o devletler bu gerekliği kendiliklerinden yap-
mamaktadır. Bu durumda fakirlerin isyanının devreye girme-
sinden başka çare yoktur.
Şimdi söz: Açların, fakirlerin ve işsizlerindir! Onlar konuşma-
dan kurtuluş yoktur...
Ve kurtuluş, ancak: KUR'ANİZM iledir!
Konuyla ilgili yardımcı linklerimiz:
DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html
FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html
ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Mittwoch, 10. August 2011
EVREN SUDAN MI YARATILDI?
EVREN SUDAN MI YARATILDI?
(Yazarımız Hüseyin Avdıç, "evrenin sudan yaratıldığını" iddia ediyor.)
Dünya, evren (ağacı)nın hem meyvesi hem de çekirdeğidir. Yani ev-
ren "su"dan yaratılmıştır. Bu iddiamı, aşağıda geçen gazete habe-
rindeki yeni keşif de desteklemektedir.
Geçenlerde gazeteler, "NASA'lı bir bilim adamının, dünyadan 12
milyar ışık yılı ötede, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su küt-
lesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip, buhar halinde su kütlesi
bulunduğunu keşfettiğini" haber verdi. Bakınız:
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=217781
Bu haber, "evrenin temelinin su olduğu"na işaret etmektedir. Yuka-
rıda; "dünya evrenin hem meyvesi hem çekirdeğidir" demiştim. Yer-
yüzünün yüzde sekseninin sularla kaplı olduğunu düşünürsek, bah-
settiğim çekirdeğin ne olduğu da anlaşılır. Yani: Evren, sudan yara-
tılmıştır.
Kur'andaki Zümer 67: ... "Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O'
nun avucunun içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. ..." ayeti
de; dünyanın, evrenin hem meyvesi hem çekirdeği olduğunu göster-
mektedir.
"O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayır-
dık ..." (Enbiya 30) ayeti de; dünyanın, evrenin meyve ve çekirdeği
olduğunu açıkça bildirmektedir.
"Gökleri ve yeri altı günde yaradan O'dur. O zaman Arş'ı (Allah'ın
yönetim tahtı) su üzerinde idi. (Bu kâinâtı yarattı) ki, hanginizin da-
ha güzel iş yaptığınızı denesin. ..." (Hud 7) ayeti de, evrenin temeli-
nin "su" olduğunu haber vermektedir.
Yeni yapılan keşfi bu üç ayet ile birleştirdiğimizde, evrenin "sudan
yaratılmış olduğu" kanaatine varabiliriz.
Bakınız, yeni keşfin sahibi bilim adamı Bradford ne diyor: "Yeni ke-
şif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta ev-
renin en erken zamanlarından beri var"
Anlayacağımız, bu yeni keşif karşısında, evrenin ortaya çıkışıyla il-
gili "büyük patlama" teorisinin sulara gömülmekte olduğudur. Koz-
moloji bilimi yakında "evrenin sudan yaratıldığını" bildirirse, şaşır-
mayalım ve, Kur'anın "evrenin yaratıcısı Allah tarafından indirilmiş
mûcize bir Kitap" olduğunu bir kere daha anlayalım.
Hüseyin Avdıç
Yayınlayan: Kuranisthaber
(Yazarımız Hüseyin Avdıç, "evrenin sudan yaratıldığını" iddia ediyor.)
Dünya, evren (ağacı)nın hem meyvesi hem de çekirdeğidir. Yani ev-
ren "su"dan yaratılmıştır. Bu iddiamı, aşağıda geçen gazete habe-
rindeki yeni keşif de desteklemektedir.
Geçenlerde gazeteler, "NASA'lı bir bilim adamının, dünyadan 12
milyar ışık yılı ötede, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su küt-
lesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip, buhar halinde su kütlesi
bulunduğunu keşfettiğini" haber verdi. Bakınız:
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=217781
Bu haber, "evrenin temelinin su olduğu"na işaret etmektedir. Yuka-
rıda; "dünya evrenin hem meyvesi hem çekirdeğidir" demiştim. Yer-
yüzünün yüzde sekseninin sularla kaplı olduğunu düşünürsek, bah-
settiğim çekirdeğin ne olduğu da anlaşılır. Yani: Evren, sudan yara-
tılmıştır.
Kur'andaki Zümer 67: ... "Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O'
nun avucunun içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. ..." ayeti
de; dünyanın, evrenin hem meyvesi hem çekirdeği olduğunu göster-
mektedir.
"O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayır-
dık ..." (Enbiya 30) ayeti de; dünyanın, evrenin meyve ve çekirdeği
olduğunu açıkça bildirmektedir.
"Gökleri ve yeri altı günde yaradan O'dur. O zaman Arş'ı (Allah'ın
yönetim tahtı) su üzerinde idi. (Bu kâinâtı yarattı) ki, hanginizin da-
ha güzel iş yaptığınızı denesin. ..." (Hud 7) ayeti de, evrenin temeli-
nin "su" olduğunu haber vermektedir.
Yeni yapılan keşfi bu üç ayet ile birleştirdiğimizde, evrenin "sudan
yaratılmış olduğu" kanaatine varabiliriz.
Bakınız, yeni keşfin sahibi bilim adamı Bradford ne diyor: "Yeni ke-
şif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta ev-
renin en erken zamanlarından beri var"
Anlayacağımız, bu yeni keşif karşısında, evrenin ortaya çıkışıyla il-
gili "büyük patlama" teorisinin sulara gömülmekte olduğudur. Koz-
moloji bilimi yakında "evrenin sudan yaratıldığını" bildirirse, şaşır-
mayalım ve, Kur'anın "evrenin yaratıcısı Allah tarafından indirilmiş
mûcize bir Kitap" olduğunu bir kere daha anlayalım.
Hüseyin Avdıç
Yayınlayan: Kuranisthaber
Sonntag, 7. August 2011
ORUÇ ZAMANI DEĞİŞSİN Mİ?
ORUÇ ZAMANI DEĞİŞSİN Mİ?
Vatan Gazetesi'nden Can Ataklı: "Arabistan'da 13 saat oruç
tutulurken, Türkiye'de 17 saat oruç tutuluyor" diyerek, aradaki
adaletsizliği nazara vermiş ve "bu vakitler Haziran'la Aralık ayı
ortasına sabitlenemez mi" diye de sormuş ve bu konuda bir
"reform" teklifinde bulunmuş.
Cevap: Oruç vakitlerinin bir yerde 13 saat sürerken başka bir
yerde 17 saat sürmesi, gerçekten "adaletsizlik" gibi görünüyor.
Fakat bu uzun zaman farkı hep böyle kalmadığından, yani her
sene 10 gün kayarak saat farkları düştüğünden, adaletsizlik or-
tadan kalkmaktadır. Eğer oruç müddeti her sene 17 saat olarak
kalsaydı, o zaman adaletsizlik olurdu. Ama bu saatin sabit olma-
ması, adaletsizliğe meydan vermemektedir. Çünkü oruç tutanlar
33 senede bir Haziran, Temmuz, Ağustos aylarına rastlıyacaklar-
dir. Diğer aylarda ise oruç saatleri kısalmakta ve Aralık ayında
bu kısalma 10 saate kadar düşmektedir.
Eğer oruç müddeti, 13 saat kadar süren Aralık-Haziran ortasına
sabitlense, bu, oruçta monotonluğa sebep olur. Oysa oruç ayları-
nın her sene degişmesi ve farklı uzunlukta olması, monotonluğu
ortadan kaldırmakta ve orucu güzelleştirmektedir. Hem bu durum,
İslâmiyetin doğduğu bölgedeki müslümanlarla "birlik" meydana
getirmektedir.
Bunlarla birlikte, oruca güç dayananlar ve hastalar için, oruç tutma
yerine fidye verme ruhsatı olduğundan da, oruç vakitlerinin değişti-
rilmesine ve belirli bir vakte sabitlenmesine gerek yoktur. Çünkü
zorluk aylarına, 33 senede bir olmak üzere bütün ömürde 2-3 defa
rastlanılacaktır. Bu istisnaya katlanmak ise, çoğu müslüman için
mümkündür.
Sayın Can Ataklı, orucun hep Haziran, Temmuz, Ağustos'ta tutu-
lacağını düşünmemeli, diğer ayları ve onlardaki kolaylığı da görme-
lidir.
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Vatan Gazetesi'nden Can Ataklı: "Arabistan'da 13 saat oruç
tutulurken, Türkiye'de 17 saat oruç tutuluyor" diyerek, aradaki
adaletsizliği nazara vermiş ve "bu vakitler Haziran'la Aralık ayı
ortasına sabitlenemez mi" diye de sormuş ve bu konuda bir
"reform" teklifinde bulunmuş.
Cevap: Oruç vakitlerinin bir yerde 13 saat sürerken başka bir
yerde 17 saat sürmesi, gerçekten "adaletsizlik" gibi görünüyor.
Fakat bu uzun zaman farkı hep böyle kalmadığından, yani her
sene 10 gün kayarak saat farkları düştüğünden, adaletsizlik or-
tadan kalkmaktadır. Eğer oruç müddeti her sene 17 saat olarak
kalsaydı, o zaman adaletsizlik olurdu. Ama bu saatin sabit olma-
ması, adaletsizliğe meydan vermemektedir. Çünkü oruç tutanlar
33 senede bir Haziran, Temmuz, Ağustos aylarına rastlıyacaklar-
dir. Diğer aylarda ise oruç saatleri kısalmakta ve Aralık ayında
bu kısalma 10 saate kadar düşmektedir.
Eğer oruç müddeti, 13 saat kadar süren Aralık-Haziran ortasına
sabitlense, bu, oruçta monotonluğa sebep olur. Oysa oruç ayları-
nın her sene degişmesi ve farklı uzunlukta olması, monotonluğu
ortadan kaldırmakta ve orucu güzelleştirmektedir. Hem bu durum,
İslâmiyetin doğduğu bölgedeki müslümanlarla "birlik" meydana
getirmektedir.
Bunlarla birlikte, oruca güç dayananlar ve hastalar için, oruç tutma
yerine fidye verme ruhsatı olduğundan da, oruç vakitlerinin değişti-
rilmesine ve belirli bir vakte sabitlenmesine gerek yoktur. Çünkü
zorluk aylarına, 33 senede bir olmak üzere bütün ömürde 2-3 defa
rastlanılacaktır. Bu istisnaya katlanmak ise, çoğu müslüman için
mümkündür.
Sayın Can Ataklı, orucun hep Haziran, Temmuz, Ağustos'ta tutu-
lacağını düşünmemeli, diğer ayları ve onlardaki kolaylığı da görme-
lidir.
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Abonnieren
Kommentare (Atom)