Donnerstag, 15. September 2011

ABD BAŞKANI SAYIN BARAK OBAMA'YA MEKTUP

ABD BAŞKANI SAYIN BARAK OBAMA'YA MEKTUP

ABD Baskanı sayın Barak Obama, yakında Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'nde Bağımsız Filistin Devleti
için yapılacak oylamayı veto edeceğini açıklamış bulunu-
yor.

Eğer Amerika bu açıklamasından dönmeyecekse, bu
kararını gerçekleştirmeden önce sayın Hüseyin Obama, 11
Eylül Terör Eylemi'nin, "ABD'nin Filistin halkına zulme-
den İsrail'e destek vermesinden dolayı yapıldığını" unut-
mamalı. Eğer sayın Başkan Barak Obama ve Amerikalılar
bunu unutursa, Amerika'nın El-Kaide'ye karşı mücâdelesi
koskoca bir "yalan" olur ve bu mücâdelenin göz boyamak-
tan başka hiç bir anlamı kalmaz. Aynı zamanda öldürülen
o üçbin mâsûm insanın ölümleriyle ve onların yakınlarıyla
da alay edilmiş olunur.

Amerika, bu korkunç alayı ve anlamsızlığı yapmamalıdır.
Eğer yaparsa, Amerika, hak ve adaleti yere çarpmış ve
çiğnemiş olur. Bu çarpma ve çiğneme karşısında bütün
dünya ülkelerinin çoğunluğunun ve uluslararası kamuoyu-
nun: "Yeter artık, bu kadar da olmaz!" deme noktasına
getirilmiş olacağı hatırda tutulmalı ve ''ABD'nin, BM'de
devlet olarak tanınmak isteyen Filistin'e destek olması
gerektiğini, yoksa Arap dünyasında zaten az olan güveni-
lirliğini iyice kaybedeceğini'' belirten Suudi Arabistan'ın
eski istihbarat başkanı Prens Turki El Faysal'ın konuyla
ilgili son uyarılarına da kulak verilmelidir:

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=224483
 
Eğer Sayın Barak Obama, yapılacak oylamayı veto etmek-
ten vazgeçerse, bu vazgeçiş karşısında belki İsrail Lobisi'
nin cezalandırmasına çarpılacak ve başkanlıktan düşürüle-
cektir. Şayet bu düşürülmeyi göze alabilecek olursa, bir
başkanlığı kaybetmis, fakat bunun karşılığında hak ve ada-
leti kazanmış ve onları yüceltmiş olacaktır. Bu yüceltme ile
de ABD'nin "dünya liderliği", sahtelikten kurtulup, bir "ger-
çeklik" kazanacaktır.

Sayın Barak Obama, bu gerçekliği Amerika'ya kazandırma-
ya çalışmalıdır. Bu çalışma yapılmadığı takdirde, sayın O-
bama'nın ve Amerika'nın liderliklerinin özü, İsrail'in haksız-
lık ve adaletsizlik asidi içinde eriyip gitmiş olacaktır.

Not 1: "Bu talebin iki devletli barış çözümüne hizmet etme-
yeceğini ve bunun, dikkati asıl meseleden dağıtacağını ve
problemi çözmeyeceğini" savunan Başkan Obama, bize
(yani dünya kamuoyuna), çözümün nasıl ve ne zaman ola-
cağını da açıklamalıdır.

Not 2: Başkanlığını düşürülmekten korumak, sayın Oba-
ma'nın hakkıdır. Onun bu hakkına ve gelecek seçimleri
kazanma arzusuna saygı duyuyoruz. Bu yüzden de onun
üzerinde fazla baskı kurmak istemiyoruz. Ama bununla
birlikte Filistin Dâvâsı'nın politik menfaatlere kurban gitme-
sine de üzülüyoruz.

Not 3: Filistin konusunda Amerika'nın elini kolunu bağlayan
İsrail Lobisi'ni, hak ve adalete boyun eğdirmenin vakti gel-
miştir. Şimdi bütün dünya ülke ve halkları, yasal ve demok-
ratik yollardan bunu gerçekleştirmenin yollarını aramalıdır.
Yoksa Filistinliler hiç bir zaman haklarına ve devletlerine
kavuşamayacaklardır.

Not 4: Sayın Barak Obama, son paragrafı: "Bir ülke (Ame-
rika), dünya barışının baş düşmanı haline gelmiş, hukuk ta-
nımaz bir ülke ile suç ortaklığı içinde ise asla güven içinde
olamaz. ABD, İsrail politikasını değiştirmeden, İsrail kam-
burunu sırtından atmadan, en azından bu ülkenin saldırgan
politikalarını frenlemeyi başarmadan, Ortadoğu ve Kuzey
Afrika'da "çirkin Amerikalı" olmaktan kurtulamaz. İsterse
Ortadoğu Baharı'na en büyük desteği versin, eski diktatör-
lerin yıkılış sürecini can siperane desteklesin, İsrail'in suç-
larına arka çıkan bir Amerika, Ortadoğu halklarının sempa-
tisini kazanamaz" şeklinde biten, Türkiye'den Bugün Gaze-
tesi yazarı sayın Gülay Göktürk hanımefendinin makalesini
okumadan uyumamalıdır:

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/168847-abd-guvende-olabilir-mi-makalesi.aspx
 
Not 5: Bu mektup, uluslararası diplomatik platformda payla-
şıldı.
 
Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com
 
Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Samstag, 3. September 2011

AYŞE HÜR VE ONUN GİBİ DÜŞÜNENLER KUR'ANIN DOĞRULUĞUNA İNANMAK ZORUNDADIRLAR

AYŞE HÜR VE ONUN GİBİ DÜŞÜNENLER
KUR'ANIN DOĞRULUĞUNA İNANMAK
ZORUNDADIRLAR

Sayın Ayşe Hür ve Kur'an hakkında onun gibi düşünenler!

Son makalelerinizden birinde: "Kur'anın doğru bir Kitap
olmadığını" ima etmişsiniz. Biz de buna karşı diyoruz:

Kur'anın özetinin özeti: "Yoktur Allah'tan başka ilah"tır.
Kur'anın bu en büyük dâvâsı karşısında, siz ikinci bir ilahın
varlığını isbatlayabilirseniz, "Kur'anın doğru bir Kitap olma-
dığı" iddianıza biz de inanabiliriz.

Haydi, ikinci bir ilâhın (ama kâinatı yaratıp yaşatabilecek ve
yönetebilecek bir ilâhın) varlığını isbatlayın! Biz de Kur'anı,
"İlâhî Kitap" olmaktan çıkaralım...

Ama istediğimiz isbatı yapmaya sizin ne gücünüz, ne de
bilginiz yeter. Bu noktada siz de bir "kurtuluş"a muhtaç-
sınız. Eğer kurtuluş isterseniz, "KURTULUŞNAME"yi
okumalısınız.

KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html

Adresimiz: www.kuranisthaber.blogspot.com

Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Sonntag, 21. August 2011

AFRİKA AÇLIKTAN KIRILIRKEN ALLAH NEREDE?

AFRİKA AÇLIKTAN KIRILIRKEN ALLAH NEREDE?

açları doyuran açıkları barındıran ALLAHın adıyla

Bazı inançsız ve inkârcılar bu suali soruyor ve sorabilir. Ve
onlar bu soruyu sorarken bazı inançlıların içinde de şüphe
uyanabilir ve derler: "Sahi! Allah nerede? Bu faciayı neden
görmüyor?"

Evet: Allah nerede?

Şüphesiz Allah her yerde! Çünkü bu suali sorarken, yer yü-
zünde yedi milyar insanın Allah tarafından doyurulmakta ve
barındırılmakta olduğunu da görmeli ve unutmamalıyız.

İkinci olarak; "Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryü-
zünde azarlardı. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Çün-
kü O, kullarından haber alan, onları görendir" (Şura 27) a-
yetine göre yüce Allah, açlıktan kırılmakta olan Afrikalıları
da mutlaka görüyor.

Peki, onları gördüğü halde neden onlara imdat etmiyor?

Bunun bir sebebi; "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla,
bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sab-
redenleri müjdele" (Bakara 155) ayetine göre "imtihan" o-
labilir.

Bu imtihan sebebine göre yüce Allah; "Bakalım, sabır mı
edecekler, yoksa küfür mü edecekler" diyerek, açlığa uğrat-
tığı Afrikalıları denemektedir.

Bu acı imtihan sonucunda onlara muhtemelen şöyle hitap
edecektir: "Ey kulum! Ben seni ağır bir açlığa mahkûm et-
tiğim ve o açlıkla can ciğer evlâdını dahi elinden aldığım
halde sen bütün bunlara sabrettin, Bana isyan ve küfürde
bulunmadın. Senin bu başarına karşılık buyur, cennet senin-
dir!"

Böyle güzel bir sonuç karşısında, onların "felâkete ugradığı"
düşünülemez.

Ayrıca Afrikalılar imtihan edilirken diğer ülke insanları da im-
tihana tabi tutulmakta ve: "Bakalım, onlara kimler yardım
edecek, kimler etmeyecek" bilinmek istenmektedir.

İkinci sebep: Dünya hayatı; çalışmakla, sebeplerin şartlarına
uymakla ve yardımlaşmayla kazanılmaktadır. Yoksa dünya
hayatı mûcizelerle kazanılmıyor. Buna göre Afrikalılar, ge-
rekli şartları sağlayamadıkları yani doğru düzgün bir devlet-
lerinin olmayışı, doğal kaynaklarını çaldırmış olmaları, in-
sanlığın hırs ve israfla iklim şartlarını bozmuş olması ve
savaş gibi sebepler yüzünden bu hale düşmüş olabilirler ve
öyle gözüküyor.

Elbette Allah o aç insanlara gökten sofralar da indirebilirdi.
Fakat dünya, "imtihan dünyası" ve "sebepler diyarı" olduğu
için, böyle bir mûcizeye gerek görülmüyor. Ama diğer insan-
ların yardımı onlara ulaştırılarak, ellerinden tutuluyor. Allah
dileseydi daha başka felâketlerle bu yardımları da engelleye-
bilirdi. Fakat engellemiyor. Demek, onlara merhamet ediliyor.

Bu sebebe göre de, kimsenin Allah'a sataşma hakkı ve haddi
olamaz! Çünkü 70 milyon aç Afrikalıya karşılık, 7 milyarlık
bir dünya doyurulmakta ve barındırılmaktadır.

Hem zenginlerin elindeki para ve servet, o aç insanları kalkın-
dırmaya onlarca belki yüzlerce defa yeter, artar. Fakat maa-
lesef o insanlar açlıktan ölürken ve fakirler de sürünürken
zenginlerin para ve serveti bir köşede duruyor, o muhtaçlara
ulaşmıyor veya ulaştırılamıyor.

Ama bu düzen hep böyle sürüp gidemez! Bu bozuk düzenin
ve büyük adaletsizliğin mutlaka yıkılması gerekiyor. Bu yı-
kım için de fakirlerin isyan bayrağını açması kaçınılmazdır.

Bu haksız ve adaletsiz düzenin degişmesi için bütün dünya
devletlerinin, zenginlere bir "servet vergisi" yüklemesi gerek-
mektedir. Fakat o devletler bu gerekliği kendiliklerinden yap-
mamaktadır. Bu durumda fakirlerin isyanının devreye girme-
sinden başka çare yoktur.

Şimdi söz: Açların, fakirlerin ve işsizlerindir! Onlar konuşma-
dan kurtuluş yoktur...

Ve kurtuluş, ancak: KUR'ANİZM iledir!


Konuyla ilgili yardımcı linklerimiz:

DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html

FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html

ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html


Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Mittwoch, 10. August 2011

EVREN SUDAN MI YARATILDI?

EVREN SUDAN MI YARATILDI?

(Yazarımız Hüseyin Avdıç, "evrenin sudan yaratıldığını" iddia ediyor.)

Dünya, evren (ağacı)nın hem meyvesi hem de çekirdeğidir. Yani ev-
ren "su"dan yaratılmıştır. Bu iddiamı, aşağıda geçen gazete habe-
rindeki yeni keşif de desteklemektedir.

Geçenlerde gazeteler, "NASA'lı bir bilim adamının, dünyadan 12
milyar ışık yılı ötede, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su küt-
lesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip, buhar halinde su kütlesi
bulunduğunu keşfettiğini" haber verdi. Bakınız:

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=217781

Bu haber, "evrenin temelinin su olduğu"na işaret etmektedir. Yuka-
rıda; "dünya evrenin hem meyvesi hem çekirdeğidir" demiştim. Yer-
yüzünün yüzde sekseninin sularla kaplı olduğunu düşünürsek, bah-
settiğim çekirdeğin ne olduğu da anlaşılır. Yani: Evren, sudan yara-
tılmıştır.

Kur'andaki Zümer 67: ... "Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O'
nun avucunun içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. ..." ayeti
de; dünyanın, evrenin hem meyvesi hem çekirdeği olduğunu göster-
mektedir.

"O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayır-
dık ..." (Enbiya 30) ayeti de; dünyanın, evrenin meyve ve çekirdeği
olduğunu açıkça bildirmektedir.

"Gökleri ve yeri altı günde yaradan O'dur. O zaman Arş'ı (Allah'ın
yönetim tahtı) su üzerinde idi. (Bu kâinâtı yarattı) ki, hanginizin da-
ha güzel iş yaptığınızı denesin. ..." (Hud 7) ayeti de, evrenin temeli-
nin "su" olduğunu haber vermektedir.

Yeni yapılan keşfi bu üç ayet ile birleştirdiğimizde, evrenin "sudan
yaratılmış olduğu" kanaatine varabiliriz.

Bakınız, yeni keşfin sahibi bilim adamı Bradford ne diyor: "Yeni ke-
şif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta ev-
renin en erken zamanlarından beri var"

Anlayacağımız, bu yeni keşif karşısında, evrenin ortaya çıkışıyla il-
gili "büyük patlama" teorisinin sulara gömülmekte olduğudur. Koz-
moloji bilimi yakında "evrenin sudan yaratıldığını" bildirirse, şaşır-
mayalım ve, Kur'anın "evrenin yaratıcısı Allah tarafından indirilmiş
mûcize bir Kitap" olduğunu bir kere daha anlayalım.

Hüseyin Avdıç

Yayınlayan: Kuranisthaber

Sonntag, 7. August 2011

ORUÇ ZAMANI DEĞİŞSİN Mİ?

ORUÇ ZAMANI DEĞİŞSİN Mİ?

Vatan Gazetesi'nden Can Ataklı: "Arabistan'da 13 saat oruç
tutulurken, Türkiye'de 17 saat oruç tutuluyor" diyerek, aradaki
adaletsizliği nazara vermiş ve "bu vakitler Haziran'la Aralık ayı
ortasına sabitlenemez mi" diye de sormuş ve bu konuda bir
"reform" teklifinde bulunmuş.

Cevap: Oruç vakitlerinin bir yerde 13 saat sürerken başka bir
yerde 17 saat sürmesi, gerçekten "adaletsizlik" gibi görünüyor.
Fakat bu uzun zaman farkı hep böyle kalmadığından, yani her
sene 10 gün kayarak saat farkları düştüğünden, adaletsizlik or-
tadan kalkmaktadır. Eğer oruç müddeti her sene 17 saat olarak
kalsaydı, o zaman adaletsizlik olurdu. Ama bu saatin sabit olma-
ması, adaletsizliğe meydan vermemektedir. Çünkü oruç tutanlar
33 senede bir Haziran, Temmuz, Ağustos aylarına rastlıyacaklar-
dir. Diğer aylarda ise oruç saatleri kısalmakta ve Aralık ayında
bu kısalma 10 saate kadar düşmektedir.

Eğer oruç müddeti, 13 saat kadar süren Aralık-Haziran ortasına
sabitlense, bu, oruçta monotonluğa sebep olur. Oysa oruç ayları-
nın her sene degişmesi ve farklı uzunlukta olması, monotonluğu
ortadan kaldırmakta ve orucu güzelleştirmektedir. Hem bu durum,
İslâmiyetin doğduğu bölgedeki müslümanlarla "birlik" meydana
getirmektedir.

Bunlarla birlikte, oruca güç dayananlar ve hastalar için, oruç tutma
yerine fidye verme ruhsatı olduğundan da, oruç vakitlerinin değişti-
rilmesine ve belirli bir vakte sabitlenmesine gerek yoktur. Çünkü
zorluk aylarına, 33 senede bir olmak üzere bütün ömürde 2-3 defa
rastlanılacaktır. Bu istisnaya katlanmak ise, çoğu müslüman için
mümkündür.

Sayın Can Ataklı, orucun hep Haziran, Temmuz, Ağustos'ta tutu-
lacağını düşünmemeli, diğer ayları ve onlardaki kolaylığı da görme-
lidir.

Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Dienstag, 2. August 2011

ANDERS BEHRİNG BREİVİK'E MEKTUP

ANDERS BEHRİNG BREİVİK'E MEKTUP

insanlara yol gösteren yüce TANRInın adıyla

Sayın Anders Behring Breivik,

"Avrupa'yı müslüman istilasından kurtarmak" düşüncesiyle, Nor-
veç'te 77 mâsûm insanı katlettiniz. Bu katliam, "size göre gerek-
li"ydi. Acaba "siz" kimdiniz? Ve bu kararı "hangi ölçü"lere göre
verdiniz? Acaba bu kararınızda gerçekten haklı mısınız?

Şimdi bu suallerin cevabını hem siz hem de biz bulmak ve bilmek
zorundayız. Bu zorunluğu önce biz yerine getireceğiz. Siz de, bi-
zim vereceğimiz cevapla, yaptıklarınızın eğrilik ve doğruluğunu
göreceksiniz.

Biz "Avrupa Muranistleri", hayatın sorun ve suallerini cevaplayabil-
mek ve hem yeni çağımıza yeni bir düzen getirebilmek için, evrenin
ve içindekilerinin tek sahibi yüce Tanrı'nın son kitabı Kur'ana daya-
narak ve onun İndiricisi'nden aldığımız bilgi ve ilhamla bir ideoloji
ürettik. Bu ideolojiye de: "Kur'anizm" dedik. Sonra bu ideolojimizi
modernleştirerek ona: "Modern Kur'anizm" anlamında "Muranizm"
adını verdik. Bu ideolojiye sahip çıkacak olanlara da: "Muranist"
dedik.

Sistemleştirdiğimiz bu ideolojinin temelini de en başta; Hak ve Ada-
let ve Namus oluşturmaktadır. (Bakınız: DÜZENNAME)
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html

Şimdi yukarıda sorduğumuz suallerin cevabını da bu temeli ölçü
alarak vermeye çalışacağız.

Bir eyleme kalktığımız zaman, eğer o eylem gerekliyse, önce o ey-
lemin "Hakka uygun olup olmadığına" bakmalıyız. "Hak" ise, yü-
ce Tanrımızın "izin verdikleri"dir.

Şimdi sormalıyız: "Acaba yüce Tanrı, müslümanların Avrupa top-
raklarından uzaklaştırılmasına izin vermekte midir?"

O insanlar, bulundukları ülkelerin yasalarına uydukları daha doğru-
su haksızlığa, adaletsizliğe ve namussuzluğa sapmadıkları ve yap-
mış oldukları anlaşmayı bozmadıkları müddetçe Avrupa toprakla-
rında yaşama hakkına sahiptirler. Çünkü herkesten önce Avrupa
toprakları da "yüce Tanrı"ya aittir. Bu topraklarda yaşama hakkını
da o yüce Tanrı önce, kendine teslim olmuş inançlılara verir. O'nu
inkâr eden ve tanımayan inançsızlara ise, o topraklarda yaşamayı
onlara lâyık görmese de, onların o yerlerde barınma hakkını
-inançlıları yok etmek gibi büyük bir zulüm işlemedikleri müddetçe-
ellerinden almaz. Çünkü onların bir gün Tanrı'ya dönme ihtimali
vardır.

Bu halde anlaşılıyor ki, müslümanları Avrupa'da bir "istilacı" ola-
rak görmek, büyük bir hatadır. Bu hatadan dönmeyenlere yüce
Tanrı, öfkelenir. Eğer hatalarında ısrar ederlerse, onların ve ülkele-
rinin üzerine felâket yağdırır. Bu felâkete uğramamak için, yüce
Tanrı'ya teslim olmuş insanları "düşman" olarak görmeye son ver-
mek gerekir. Ama o insanların içinde teröristlik edenler varsa, onla-
rı cezalandırmak da devlete düşer. Bu cezayı vermek, halkın işi de-
ğildir. Aynı zamanda bir kimsenin kötülüğü, o kötülüğü yapanın di-
nine, ırkına ve akrabasına verilemez ve onlar o kişinin yaptığıyla
mahkûm edilemez. Böyle bir mahkûm ediş ise, Adalet'e zıttır. Ada-
let'e zıt olan şey ise kabul edilemez.

Demek, birilerini ülkemizden kovmaya çalışırken önce bulunduğu-
muz toprakların "kime ait" olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü üzerin-
de bulunduğumuz topraklar size değil, bize değil, herkesten önce
yüce Tanrı'ya aittir. Ve bu topraklarda barınma hakkı da herkesten
önce o toprakların gerçek sahibi yüce Tanrı'ya teslim olmuş inanç-
lı kullara, yani İsevîlere, Musevîlere ve Muhammedîlere aittir. Eğer
gerçekten birilerinin, "size ait" olduğunuzu sandığınız topraklardan
çıkmasını istiyorsanız, onların da, yüce Tanrı'ya teslim olmayan
kimseler olduğunu bilmelisiniz. Çünkü üzerinizde bulunduğunuz
toprak ve vatan, önce onları yaratmış bulunan yüce Tanrı'ya aittir.
Yüce Tanrı da, Kendine ait toprakları, "yeryüzünde ırkçılık ve
bozgunculuk yapmayan haklı, adaletli ve namuslu kimselere" miras
vermiştir. Bu mirası onların elinden almaya çalışmak, en büyük zu-
lüm ve işgalciliktir!

Bütün bunlardan anlıyoruz ki, ırkçılık yapmaya HAKkınız yoktur.
Yine anlamalıyız ki, -bozgunculuk yapmadıkları müddetçe- kimse-
nin müslümanları, hıristiyanları, yahudileri ve diğer yabancıları top-
raklarından çıkarmaya hakkı olmaz.

Sayın Anders Behring Breivik,

Yaşadığınız size ait olmayan (Tanrı'ya ait olan) Norveç ülkesini en
fazla 60-70 yıl sahiplenebilirsiniz. Sonra bu dünyayı terkedersiniz.
Bir o kadar daha çocuklarınız sahiplenir. Onlar da dünyadan gider.
Onların çocukları ise belki fazla sahiplenemeyeceklerdir. Çünkü
kıyamet buna izin vermeyecektir. Çünkü dünyamızın yıkılışına 111
yıl kadar bir zaman kalmıştır. Çünkü Kutsal Kitaplar'ın haberine ve
Hz.Muhammed'in verdiği bir ip ucuna göre 2121-2126 yılları ara-
sında bir meteor veya kuyruklu yıldızın dünyamıza çarpmasıyla yer-
yüzündeki binaların yarıdan fazlası yıkılacak, insanlığın yarıdan ço-
ğu ölecektir. Diğer yarısı ise, ikinci bir meteor çarpmasıyla varlıkla-
rını kaybedecekler ve koca evren yıkılıp gidecektir. Böylece Kur'an
ve İncil'in vermiş olduğu haber, gerçekleşmiş olacaktır. (Bakınız:
KIYAMETNAME)
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-i-y-m-e-t-n-m-e.html

Yüce Tanrı bu evren ağacını ve onun meyvesi olan dünyamızı yı-
kacaktır. Çünkü insanlık, dünyanın tavanını ve tabanını tahrip etti.
Onun doğal kaynaklarını tüketti, tüketmek üzere. Yani insanlığın
bir bin yıl daha yaşamasına imkân kalmadı. Bunun için dünyanın
yıkılması gerekmektedir. Yüce Tanrı da, binlerce yıl öncesinden
vaadettiği gibi artık bu gerekliği yerine getirecektir. Fakat bu yıkılış
başlamadan önce ve 2050 veya 2080 yılından sonra bir çok ülke
yerin dibine batacak veya depremlerle yıkılacaktır. Çünkü insanlık
dünyanın dengesini bozmuş bulunuyor. Bu bozmanın karşılığı da
elbette gelecektir.

Madem karşımızda ve yakınımızda kaçınılmaz bir kıyamet ve son
var ve ölümümüz ise onlardan da yakındır, öyleyse bu dünyanın
ırkçılık yapmaya ve ırkçılık hesabına insanları yok etmeye değe-
cek bir değerde olmadığını görmelisiniz. Eğer görmezseniz, işleye-
ceğiniz cinayetlerin hesabının yüce Tanrı tarafından mutlaka sorula-
cağını bilmelisiniz. Sizi yoktan yaratmış bir Yaratıcı, siz öldükten
sonra sizi tekrar diriltebilir ve gereken cezanızı verebilir. Madem
bu, Kutsal Kitaplarda vaadedilmiştir, öyleyse bundan kaçış yoktur.
Yüce Tanrı'nın "Büyük Mahkeme"si sizi bekliyor!

İsterseniz bu mahkemeye varmadan önce günahlarınıza tövbe edi-
niz. Eğer hatalarınızı anlayıp kabul ederek çok samimi bir tövbede
bulunur ve yüce Tanrı'ya teslim olursanız, öte dünyadaki azaptan
kurtulursunuz. Aksi halde ebedî bir cehenneme atılmanız gereke-
cektir.

Buraya kadar anlattıklarımızdan, Avrupa'nın en medenî ülkesinde
yaptığınız vahşî eylemin çok büyük bir hata ve HAKSIZlık olduğu-
nu herhalde gördünüz. Bu eyleminize, Avrupa ve Norveç yasaları
da bir hak vermeyecektir. Eğer hak verecek olurlarsa, Hitler ve
Mussolini faşizmine geri dönmüş olurlar ki, bu takdirde Asya, Afri-
ka ve Amerika'yı karşılarında bulurlar! Ama biz, akıllanmış olan
Avrupalıların, bir daha faşizme geri dönüş yapmayacaklarını umu-
yoruz.

Şimdi haksızlığınızı gösterdikten sonra, yaptığınız şeytanî eylemin
sonuçlarını, Muranist Sistem'in ikinci ayağı olan "Adalet" terazisine
vuralım.

Şeytanın sizi haklı göstermesiyle 77 mâsûm insanı haksızlıkla kat-
lettiniz. Şimdi bu büyük suçun karşılığı olarak ya 77 kere idam
edilmeniz, ya da (her cinayete 20 yıl üzerinden) 1600 yıl kadar hap-
sedilmeniz gerekiyor. Ama siz, en fazla bir 50 yıl daha yaşarsınız.
Bu hesap karşısında bir kere idam veya 50 yıl hapisle kurtulmuş o-
lacaksınız. Yani zulmettiğiniz insanlara 76 idam veya 1550 yıl hapis
borcunuz kalacak. Acaba bu borcu, zulme uğrayan insanlar sizden
nasıl tahsil edecekler?

Eğer yüce Tanrı'nın adaleti ve "Büyük Mahkeme"si olmazsa, o
mâzlûmlar, katliama uğradıklarıyla kalacaklar. Böyle bir durum ise,
adaletsizliklerin en büyüğüdür! Elbette ki yüce Tanrı bu adaletsizli-
ğe izin vermeyecek ve kıyametten sonra bütün insanları diriltip, Bü-
yük Mahkeme'sini kurarak, insanlara hak ettiklerini tamamen öde-
yecektir. Tabii sonuçta zalimler ve kötüler hak etmiş olarak cehen-
neme atılacak ve mâzlûmlar ve iyiler de cennetlerine kavuşacaklar-
dır. Böylece gerekli tahsilat yapılmış olacaktır.

Demek, (insanların ömürlerinin yetersizliği ve dünyanın küçüklüğü
ve devletin aldatılabilmesi sebebiyle) bu dünyada tam adaletin ger-
çekleşmesi mümkün olmadığından, insanların hesabının öte dün-
yaya bırakılması ve bunun için de Âhiret'in varlığı gerekli olmuştur.
Bu gerekliliği de herkesin yüce Tanrısı; İsa'ya, Musa'ya ve Muham-
med'e indirdiği Kitaplarla binlerce yıldan beri insanlığa duyurmak-
tadır.

Bunlardan da anlamalıyız ki, "cennetin dünyada kurulacağı ve âhi-
retin olmayacağı" iddialarının bir geçerliği yoktur. Çünkü, kıyame-
te kadar bu dünyaya 300 milyardan fazla insan gelip gitmiş olaca-
ğından, bu insanların diriltilip dünyaya sığdırılması ve dünyanın
onlara cennet yapılması mümkün değildir. 7 milyar insana zor ye-
ten bir Dünya, 300 milyar insana nasıl yeter? Bu 300 milyar insanın
hepsi kötü değil ki, yok edilsinler de bütün dünya iyilere kalsın!
Hem bütün kötülerin yok edilmesi adalet olamaz ki, onlar için bir
cehennem kurulmasın! Hem bütün kötüler mutlak kötü değildir ki,
cezalarını çektikten sonra cennete girmesinler!

İşte bütün bu yetersizlikler sebebiyle ve mutlak adaletin gerçekleş-
mesi için cennet ve cehennemin yaratılması HAK olmuştur. Ve yü-
ce Tanrı bu vazgeçilemez hakkı yerine getirecektir. Bu hakkı yeri-
ne getirmek de O'na zor değildir. Trilyonlarca yıldızı yandırmakta
ve döndürmekte olan bir yüce Kudret'e, cennet ve cehennemi getir-
mek nasıl zor olabilir?!

Görüyorsunuz, sayın Anders Behring Breivik! Ölümü öldürmeniz
ve kıyameti durdurmanız mümkün olmadığından, Tanrı'dan ve O'
nun cehenneminden kurtuluşunuz yoktur! Tek kurtuluş yolunuz,
O'na teslim olup tövbe etmektir ve insanlaşmaktır.

Eğer kurtulmak ve insanlaşmak isterseniz; "tek Tanrı'dan başka
Tanrı yoktur; İsa, Musa ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir"
deyip, o tek Tanrı'ya teslim olmalı, ırkçılığı terketmelisiniz. Bunun
da en kısa yolu, Muranizm'e girip haklıca, adaletlice ve namusluca
yaşamaktır.

Öyle ise, girin, kurtulun!

Bu kurtuluşa razı olursanız, aşağıdaki emirleri kendinize verip, ken-
dinizi yeniden programlamalısınız.

Kendinize vereceğiniz emirler: "Ben herşeyden önce Haklı, Adalet-
li ve Namuslu bir insan olacağım. Haklı olabilmek için kendinden
başka tanrı bulunmayan yüce Tanrıma teslim olmalıyım ve oluyo-
rum. Bu teslim oluştan sonra Adaletli olabilmek için de O'nun öte
dünyasına kesinlikle inanmalıyım ve buna göre çalışmalıyım. İnan-
dım ve çalışıyorum. Bu çalışma ile birlikte Namuslu olabilmek için
de, yüce Tanrımın gönderdiği son Peygamber olan Hz. Muham-
med'in getirdiği ışığa sımsıkı sarılmalı ve onun yaşam biçimini ör-
nek alarak yaşamalıyım ve yaşamaya başladım."

Biz de diyoruz: Yeni yaşantınız kutlu olsun!

Not 1: Avrupa'da yaşayan Müslümanlar, Hz. İsa'yı seven ve kabul
eden insanlardır. Onlardan "korkmak" ve onları "işgalci" olarak
görmek, sağlıklı bir durum değildir. Siz asıl, Hz. İsa'nın dinini ter-
ketmiş bulunan Avrupalı halkların "dinsiz" kalmasından korkmalı-
sınız.

Not 2: Kurtuluşa erdikten sonra, hayatlarını söndürdüğünüz insan-
ların aile ve akrabalarından derhal af ve özür dilemelisiniz. Çünkü,
"bir insan ortalama 60 yıl yaşar" hesabı üzerinden o ölen insanların
-20 yaşlarında olduğunu kabul edersek-, geriye 40 yıllık bir hayatla-
rını kaybetmiş olduklarını görürüz. Bu hesaba göre: 77x40= 3080
eder. Yani: Katlettiğiniz insanların toplam 3080 yıllık hayatını yok
etmiş bulunuyorsunuz. Ama siz, 20 veya 50 yıllık bir ceza ile kurtu-
lacaksınız. Yani: O insanlara, 3030 yıllık bir hayat borcunuz var!

Böyle büyük cinayetler karşısında Avrupa yasaları derhal Adalet'te
reform yapmak zorundadır. (Konuyla ilgili olarak bakınız): YENİ
ADALET SİSTEMİ
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/12/avrupa-insan-haklari-rgtne-ve-islam.html

İşte dünyada gerekli cezanın verilemeyişinden dolayı Kur'an: "Bir
insanı haksızlıkla öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur" der.
Yani bir cinayet, yedi milyar cinayet eder! Çünkü bir insan bütün
insanları öldürse, o insan dünyada ancak bir kere idam edilebilir.
Demek bir kişiyi öldürmekle herkesi öldürmek arasında bir fark
yoktur. İnsanlar bu dehşetli zulümden uzak durmalıdır.

Not 3: Bu bildiri, Avrupa dillerine tercüme edilip, bütün Avrupa
halklarına dağıtılmalıdır.

Not 4: El-Kaideciler de bu bildiriyi okuyarak kendilerini hizaya
sokmalıdırlar.

İNSANLIK DUASI

Allah'ım! Yüce Tanrım!

Yeryüzündeki gizli hazinelerin yerlerini bize bildir, onları bize
buldur. Şu fakir insanlığın zenginliğini indir. Dünyamızı ekonomik
krizlerden kurtar, yetmiş yıllık bir müddet için de olsa onu cennete
döndür. Sana olan inançsızlığı ve ibadetsizliği yok et. Sana kulluğu-
muzla bize mutluluk ver. Bize kıyametten önce bir "ALTIN ÇAĞ"
yaşat. Duamızı kabul buyur.

Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Ağustos başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Yol Gösterme ve Dâvet.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Mittwoch, 27. Juli 2011

EY AVRUPA HALKLARI! O EUROPEAN VÖLKER!

EY AVRUPA HALKLARI!

Norveç'te faşist düşünceli, öfkesi frensiz bir sapkının 76 mâsum
insanı katletmesiyle büyük bir şok yaşadınız. Ülkelerinizde sizlere
daha başka şoklar yaşatabilecek Norveçli katliamcının düşünce-
lerine sahip yüzlerce potansiyel teröristin bulunduğunu da unutma-
malısınız. Şimdi durup düşünmek zorundasınız: Acaba bu zehirli
meyveler medenî Avrupa'da nasıl üremektedir? Bunun cevabını
bulmalısınız ki, bu zehirli üretimi durdurabilesiniz. Aksi halde cen-
net ülkeleriniz cehenneme çevrilmekten kurtulmayacaktır.

Norveç'teki katliamı, "istisnâî bir olay" deyip, geçiştirmemelisiniz.
Çünkü daha önce de okul basan ögrencilerin katliamlarıyla yüzyü-
ze gelmiştiniz. Bu demektir ki, eğitim ve kültür ağacınız artık katli-
amcı meyveler vermektedir. Acaba bu canavarca üretimi nasıl dur-
duracaksınız?

İsterseniz bunun ilk cevabını biz verelim. Cevabımız ise şudur: Her
şeyden önce iki asırdır dışlamış olduğunuz yüce Tanrı'yı evlerinize,
okullarınıza, kalp ve kafalarınza içlemektir. Oğlu ve karısı olmayan
ve buna ihtiyacı bulunmayan yüce Tanrı'yı kalb ve kafalarınıza öyle
bir içleyin ki, şeytanın yönetiminde olmaktan, başıboş ve boşuboşu-
na yaşamaktan kurtulasınız.

Bu kurtuluş için bilmek zorundasınız: Sizleri, Darwin'in evrim teori-
si var etmedi. Sizler, tesadüfen oluşmuş başıboş varlıklar değilsiniz.
Çünkü hiç bir şey tesadüfen oluşamaz ve hedefsiz değildir. Acaba
bir bulaşık makinasının parçaları tesadüfen oluşup o makinaya yer-
leşmiş olabilir mi ki, evrendeki on milyar trilyon yıldız kendikendine
ve tesadüfen ve hedefsiz olarak uzaya gelip yerleşmiş olsun? Böyle
bir şeyin mümkün olmayacağını kendi yaptığınız makinalardan an-
lamaktasınız ve anlayabilirsiniz. Demek bu evrenin ve içindekilerinin
herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten çok büyük, gözle görünmez,
ama eserleriyle ve gönderdiği elçileriyle anlaşılır ve bilinir bir Sahibi
vardır.

O çok yüce ve büyük Sahib'in sizden istediği ise şudur: O'nu gör-
meden bilmeniz, tanımanız, sevmeniz ve emirlerine teslim olmanız-
dır. O'na teslim olmak zorundasınız. Çünkü sizi yaratan ve yaşatan
O'dur. O'na teslim oluşun şartları ise: Doğruluk, adalet, ibadet ve i-
yilikçiliktir. Doğruluk ise; hakka uymak'tır. Hakk'a uymak da, yüce
Tanrı'nın istediği gibi olmaktır. O'nun isteği ise, O'na ve ötedünya-
sına inançtan sonra en başta: Adalet, ibadet ve iyilikçiliktir.

Adalet ise; haklıya hakkını, haksıza da cezasını vermektir. Ceza
vermek ise; ancak hak ettiği kadar olabilir. Buna göre; size bir tokat
atana iki tokat atamazsınız. Haksız yere bir öldürmede bulunmamış
olanı öldüremezsiniz. Öldürülmesi gerekeni de ancak devlete havale
edebilirsiniz. Haksız bir öldürmede bulunduğunuzda ise, bütün in-
sanları öldürmüş gibi olursunuz ki, bunun cezasını öte dünyada
mutlaka göreceksiniz. Sizi su ve toprak karışımından yaratmış bir
Yaratıcı, siz öldükten sonra sizi tekrar canlandırabilir ve ebedî ha-
pishanesine atabilir. Ölümü öldüremeyen insanların ise bundan ka-
çışı yoktur. Demek, Norveç katliamcısı da yüce Yaratıcıya hesap
verecek ve büyük bir ceza görecektir. Çünkü o katliamcı bu dün-
ya mahkemesinde ancak bir kere idam edilebilir. Ama o, 76 kişiyi
haksız yere öldürmüş olduğundan, onun 76 defa idam edilmesi ge-
rekir. Böyle bir cezayı da ancak onu yaratmış olan Yaratıcı verebi-
lir. Bunun için de başka ebedî bir dünya gereklidir. Demek ölümle
kurtuluş yoktur. O halde "adaletli" olmak zorundasınız. Bu anlayışı
evlerinize ve okullarınıza yerleştirdiğinizde ise, Norveç katliamcıla-
rından ve okul baskıncılarından kurtulacaksınız.

İbadet ise; yüce Yaratıcı'yı birlemek, yüceltmek ve O'na teşekkür
etmektir. Bu birleme, yüceltme ve teşekkürlemeyi yapmayan insan-
lar, yaşatılışın karşılığını vermemiş olurlar ki, böyle insanlar "ger-
çek insan" sıfatını kazanamazlar, hayvandan daha aşağı bir seviye-
ye düşerler. Tabii bu düşüş içinde olan kimselere "insan" demek
mümkün olmaz. İşte yüce Yaşatan'a ibadetle gerçek insanlığa yük-
selmiş olacaksınız. Bu yükselmeyi kazanmamış olanlara "medenî"
demek nasıl mümkün olabilir?

İyilikçilik ise; aciz ve güçsüzlerin elinden tutmak, fakirlerin yardımı-
na koşmak ve yardımlaşmaktır. Bu yardımlaşmanın gerçekleşmesi
için de zenginlere "servet vergisi" koymak ve alınacak vergileri de
fakirlere aktarmak gerekiyor. Bu gereklik ile de sosyal adalet ve
barışı sağlamış olursunuz.

Size yapılan bu dâvetten önce sizler; ateist, materyalist, naturalist
ve Darwinist şeytanlar tarafından: "Siz tesadüfen oluştunuz. Siz
kendi kendinizin sahibisiniz. Sizin bir Tanrı'ya ihtiyacınız yoktur.
Çünkü herkes kendi kendisinin tanrısıdır" denilerek iki asır boyun-
ca aldatıldınız. Bu aldatılma ile yüce Tanrı'yı dünyanızdan dışladı-
nız. Bu dışlama ile komünizm ve faşizmi doğurdunuz. Bu doğumlar
ise iki büyük dünya savaşı ile 80 milyon insanın ölümünü ve ülkele-
rinizin yıkılışını getirdi. Bu yıkılısı telafi edebildiniz, ama iç yıkılı-
şınızı göremediniz. Bu körlüğünüz sebebiyle şimdi Norveç katliam-
cılarıyla ve okul baskıncılarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu süpriz karşı-
laşmaların son bulması için yüce Tanrı'yı dünyanıza içlemek zorun-
dasınız.

İki asır önce Tanrı'yı dünyanızdan dışlarken belki Hz. İsa Dini'nin
özünden saptırılmış bir dini dışladınız. Bu dışlamayı yaparken de
kendinizi haklı bulabilirsiniz. Ama Hz. İsa'nın gerçek dini ortaya
çıkıp önünüze geldiğinde, bunu reddetmeye hakkınız olmaz.

Diyebilirsiniz: "Norvec katliamcısı, radikal bir Hıristiyan. Din onu
katliamcı olmaktan kurtarmamışsa, sizin bizi Tanrı'ya dönmeye
çağırmanızda ne anlam kalır?"

Yüce Tanrı'nın gönderdiği hiç bir din, mâsûmların öldürülmesine
izin vermez. Bu tür öldürmeleri zulüm olarak görür ve onları ce-
hennemle tehdit eder. Çünkü din, insanları iyileştirmek ve onları
Tanrı'ya döndürmek için gönderilir. Bunun dışındaki dinler, din
olmaz. Demek Norveç katliamcısı ve El-Kaideciler yüce Tanrı'
nın emirlerini değil, kendi uydurdukları bir dinin gereklerini uygu-
luyorlar. Onların sapkınlıkları, sizin Tanrı'yı dışlamanızı gerektir-
mez.

Biz sizleri, milyonlarca mâsûm insanı suçlu ilân edip onları öldür-
meye hazır hale gelmiş El-Kaideci ve Norveç katliamcılarının ken-
di kafalarınca uydurdukları bir dine değil, yüce Tanrı'nın Hz.İsa'ya,
Musa'ya ve Muhammed'e indirdiği "gerçek din"e dâvet ediyoruz.
Dâvet ettiğimiz bu "global din"in temeli ise: "Tanrı tektir. İsa, Musa
ve Muhammed O'nun elçisidir"dir. Bu dinin özeti ise; yukarıda a-
çıkladığımız doğruluk, adalet, ibadet ve iyilikçilik'tir. Bunların ay-
rıntılarını, yüce Tanrı'nın indirdiği Kur'an, İncil ve Tevrat'tan öğre-
nebilirsiniz.

Yalnız bu öğrenimi yaparken İncil ve Tevrat'ı, Kur'anla karşılaştı-
rarak okumalısınız. Çünkü son gönderilen Kitap, öncekileri içerir
ve eksikliklerini giderir. Siz önceki Kitapların eksikliklerini ancak
son Kitap'tan öğrenebilirsiniz. Bunun için önceki Kitap'ların son
Kitap'la uyuşmayan sözlerine uymak zorunda değilsiniz. Çünkü bir
üniversite öğrencisi: "Ben, eğitim bakanlığının günümüz için hazır-
lamış olduğu ders kitaplarına göre değil, elli yıl önceki ders kitapla-
rına göre çalışırım" dese, bu öğrenci imtihanı geçemez. Bunun gibi,
Kur'ana göre hazırlanmayan insanlar da, yüce Tanrı'nın imtihanını
geçemezler.

Yüce Tanrı'nın imtihanını geçmek için çalışırken, uğradığınız terör
saldırısının şokuyla sorabilirsiniz: "Tanrı bu kötülüğü niçin yarattı?"

Yüce Tanrı bu kötülüğü, sizleri imtihan etmek için yarattı. Eğer bu
kötülükler olmasaydı, sizler iyiliği ve iyileşmeyi bilemezdiniz. Aynı
zamanda imtihana da gerek kalmazdı. Fakat yüce Tanrı sizin içiniz-
deki iyilik ve kötülüğü açığa çıkarmak için kötülüğü de yarattı ve
sizi bu şekilde sınamak istemektedir. Sizler de buna karşılık kötü-
lüğü yenmek için çalışmalı ve iyiliğinizi göstermelisiniz. İyiliğinizi
gösterebilmeniz de ancak yüce Sahibiniz'in indirdiği son Kitab'a uy-
makla mümkün olur. Öyle ise sarılın yüce Kitab'ınıza ve haykırınız:
"Tanrı tektir. İsa, Musa ve Muhammed O'nun elçisidir."

Ve unutmayınız: Dininiz, yerlerin ve göklerin yaratıcısı, yaşatıcısı
ve yöneticisi tek Tanrı'ya teslim olmaktır. Bu teslim oluşun özeti de:
Doğruluk, Adalet, İbadet ve İyilikçilik'tir. Ve ancak doğru, adaletli,
ibadetli ve iyilikçi olanlar yüce Tanrı'nın cennetine girecektir. Ada-
letsizleri, ibadetsizleri ve kötülükçüleri ise ebedî bir cehennem bek-
lemektedir. Birazcık aklı olanlar bu cehenneme girmemek için yüce
Tanrı'ya teslim olurlar. Elli yıl öncesinin ders kitaplarıyla imtihanı
geçmeye çalışan bir öğrenci gibi hareket ederseniz, hem dünyanızı
hem ötesini cehenneme döndürmüş olursunuz. Ama sizler akıllı in-
sanlarsınız. O akılsız öğrenci gibi olmayacağınızı umuyor, siz Nor-
veçlilere ve Avrupalılara geçmiş olsun diyoruz. Yüce Tanrı, doğru
ve aydınlık yolu bulmanızda yardımcınız olsun!

Konuyla ilgili yardımcı bildirilerimiz:

İNANÇ VE BİLİNÇ REHBERI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/inan-ve-bilin-rehberi.html

DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html

ÇAĞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/n-m-e.html

KURTULUŞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-r-t-u-l-u-s-n-m-e.html

Zaman: Yeni Çağ'ın onbiri, Temmuz sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Dâvet ve Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *