HAWKİNG'LERE DUYURU!
(Bu bildiride yazarımız Hakkı Hakperest, Hawking'e sesleniyor.)
Bay Stephen Hawking ve bütün Hawkingler bunları okusun!
"Tanrı'ya gerek kalmadı" sözü altında: "Tanrı'nın yerine biz geçtik"
sözü vardır.
Bir AİDS mikrobuna mağlûp ve felçliliğine söz geçiremeyen bir aciz
insanın, Tanrı'nın yerine oturduğunu sanması ne komik! Bu komiklik
size yakışmıyor baylar! Yoksa yakışıyor mu?
Bu sözlerimi aklınızdan çıkarmayın bay Hawkingler:
Cehâletten kurtulmaktır, ilim.
Kendini bilmektir, cehâletten kurtulmak.
Yaradılışında Yaratan'ı görmektir, kendini bilmek.
Sen Yaratan'ı görmezsen, boşa gitti bütün okumak!
"Tanrı'ya gerek kalmadı" demekle, cehâletin zirvesine çıkmış olduğu-
nuzu bütün dünyaya göstermiş oldunuz. Ama Allah'tan başka ilah
olmadıgını ve her an O'na muhtaç bulunduğunuzu yakında göreceksi-
niz. Bu dünya, Tanrı'nın yerine oturmaya calışan deccallara kalmaz...
Ey koca ölümlüler! Ölmezliğiniz Allah'ta. Kâinata gücü yetmeyen,
size ölmezlik veremez. Aklınızı başınıza toplayınız. Aptallık etmeyi-
niz!
Not: İngilizce bilen arkadaşlar, bu sözleri çevirip, Hawking'in duyabile-
ceği bir yakınlığa koyabilir.
Hakkı Hakperest
Zaman: Yeni Çağ'ın onu, Eylül ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Donnerstag, 16. September 2010
Freitag, 10. September 2010
CHP’LİLER BUNU OKUSUN. OKUSUN DA „HAYIR“CILIKTAN KURTULSUN!
(Yazarımız Ali Coşkun, Referandum "hayır"cılarına sesleniyor.)
CHP’LİLER BUNU OKUSUN. OKUSUN DA
„HAYIR“CILIKTAN KURTULSUN!
Ama kurtulamazlar. Çünkü askerî ve yargısal vesayet, onların
„gerçek iktidar“ıdır. Gerçek iktidardan kim kurtulmak ister?
Elbette ki onu korumak için Referandum’da „hayır“ diyecekler-
dir. Buna da mecburdurlar. Çünkü millet iradesiyle iktidar ola-
mayacakları onlar için kesinleşmiştir. Halbuki kafalarında kendi
elleriyle oluşturdukları ve bütün millete zarar vermekte olan bu
çok tehlikeli uru kesip atabilirler. Bunun için de, milletin asırlık
sorunlarının çözümüne evet demeleri ve bunun gereği olarak da
demokratik bir anayasaya razı olmaları yeterlidir. Bu evet ve razı
oluş da, onları iktidar yapar. Ama onlar „demokratik iktidar“dan
kaçıp, „vesayetçi iktidar“a sığınmayı kâr sanıyorlar. Ama ne
yazık ki bu sanış, tüm Türkiye’yi zehirliyor. Bu zehrin etkisiyle de
ister istemez hepimiz kıvranıyoruz. Ey CHP’liler ve onlara kuyruk
olanlar! Bizi, yani Türkiye’yi daha ne vakte kadar kıvrandıracak-
sınız? Bu zulümlerinizin hesabının sorulacağı günler gelmeden,
milletin hakkı olan „EVET“i verin, kurtulun… Referandum'da
"hayır" diyerek, kendinize ve millete ihanet etmeyin. Artık güna-
hınızı görün! Görün de, tövbe edin. Günahında ısrar etmek,
zulümdür. Allah da bu zulümlerin hesabını mutlaka sorar. Ya
kendi eliyle, ya da milletin eliyle.
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına: Ali Coşkun
EY CHP'LİLER VE MHP'LİLER!
"Milletten yana" olmanız için birbuçuk gününüz kaldı. Milletten yana
olduğunuzu isbatlamanız için de Referandum'da "EVET" demeniz
gerekiyor. "Hayır" derseniz, bu, statükocu ve vesayetçi gizli iktidarı-
nızdan vazgeçmek istemediğinizin ilânı olacaktır. Ama bu ilânla,
"halkçı" ve "milliyetçi" olmadığınızı da göstermiş olacaksınız. Daha
çok ise, "demokrat" olmadığınızı. Çünkü "hayır"cılığınızla bu milleti
"darbe anayasası"na mahkûm bırakmak istiyorsunuz. Onun özgür-
lüğe kavuşmasını istemiyorsunuz. Çünkü, sizin gizli vesayetçi ikti-
darınız, halkın iktidarından daha önemlidir. Bu önem de, sizin ben-
cilliğinizden doğuyor. Fakat demokraside partiler, "millet iktidarı"
için vardırlar; "yargı ve asker iktidarı" için değil. Bu iktidarı korumak,
"millete ihanet"tir. Biz size; "hainsiniz" demiyeceğiz. Fakat, millete
ihanet icinde olduğunuzu bilmelisiniz. Ve, Referandum'da "hayır"
dediğiniz an, bu ihaneti kazanmış olacaksınız. Hem, yüzde doksan-
dokuz milletin menfaatine olan anayasa değişikliklerine "hayır" de-
mek, "haklı ve doğru muhalefet" değil, "haksız ve eğri muhalefet"tir.
Ama demokrasilerde sizin muhalefetinizin "haklı ve doğru muhalefet"
olması zorunludur. Bu zorunluğu yerine getirmemek, "millete düş-
manlık"tır. Bu düşmanlığı bırakmak zorundasınız. Çünkü siz, "de-
mokrasinin bir parçası" olarak siyaset sahnesindesiniz, "diktatör-
lüğün ve vesayetçiliğin" parçası olarak değil. "Doğru ve haklı" parça
olmayı kabul etmek, Türkiye'yi bölünmekten korur. Ama aksi olursa,
bölücülük yapmış olursunuz. Türkiye'nin ve halkının bölünmesine
karşıysanız, "EVET"çi olmak durumundasınız. Siz de, Referandum'
da "EVET" deyin, bölücülükten kurtulun! Bu MİLLET, sizin "hayır"
cılığınızla "bölünmek" istemiyor. Bölünmek istemediği için de, "dar-
be anayasası"ndan kurtulmak istiyor. Bu kurtuluş için de, Referan-
dum'da çoğunlukla "EVET" diyecektir. Onlar kurtuluşa "EVET"
derken, siz; milletin kurtuluşuna nasıl "hayır" dersiniz? Bu ihaneti
nasıl yutacak ve hazmedeceksiniz? Bu MİLLET, darbe anayasası'
na sonsuza kadar boyun eğmek zorunda değildir. Ve ona isyan
etmekle de "zalim" değil, ancak "kahraman" olur! Referandum'da
"EVET" oyu vermekle de bu kahramanlığı kazanmış olacaktır.
Artık sizin için de bir KAZANÇ vakti gelmedi mi? Bu vakti de kaçı-
rırsanız, milletin yüzüne nasıl bakacaksınız? Ondan hangi yüzle
"OY" isteyeceksiniz? Ondan oy talep ediyorsanız, önce ona vurul-
muş olan ve çözülmesine rıza göstermediğiniz "vesayet prangaları"
nı çözmelisiniz. Bu çözüm için de, bir "YENİ ANAYASA"ya ve onun
öncül değişim parçasına "EVET" demelisiniz. Bu "EVET"le de,
"GERÇEK HALKÇI"lığınızı isbatlamış olacaksınız. Millet de size oy
vermekten artık korkmayacaktır... Bu da size tabii İKTIDAR getire-
cektir. Yoksa? Ebedıyen muhalefete mahkûm kalacaksınız! Seçim
sizin...
Not: Buyurun! Önce siz, gizli vesayetçi iktidarınızdan soyunun.
Biz de, "AKP yargıyı ele geçirecek" iddianızı ciddiye alalım...
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına Ali COŞKUN
Zaman: Yeni Çağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Çağrı.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
CHP’LİLER BUNU OKUSUN. OKUSUN DA
„HAYIR“CILIKTAN KURTULSUN!
Ama kurtulamazlar. Çünkü askerî ve yargısal vesayet, onların
„gerçek iktidar“ıdır. Gerçek iktidardan kim kurtulmak ister?
Elbette ki onu korumak için Referandum’da „hayır“ diyecekler-
dir. Buna da mecburdurlar. Çünkü millet iradesiyle iktidar ola-
mayacakları onlar için kesinleşmiştir. Halbuki kafalarında kendi
elleriyle oluşturdukları ve bütün millete zarar vermekte olan bu
çok tehlikeli uru kesip atabilirler. Bunun için de, milletin asırlık
sorunlarının çözümüne evet demeleri ve bunun gereği olarak da
demokratik bir anayasaya razı olmaları yeterlidir. Bu evet ve razı
oluş da, onları iktidar yapar. Ama onlar „demokratik iktidar“dan
kaçıp, „vesayetçi iktidar“a sığınmayı kâr sanıyorlar. Ama ne
yazık ki bu sanış, tüm Türkiye’yi zehirliyor. Bu zehrin etkisiyle de
ister istemez hepimiz kıvranıyoruz. Ey CHP’liler ve onlara kuyruk
olanlar! Bizi, yani Türkiye’yi daha ne vakte kadar kıvrandıracak-
sınız? Bu zulümlerinizin hesabının sorulacağı günler gelmeden,
milletin hakkı olan „EVET“i verin, kurtulun… Referandum'da
"hayır" diyerek, kendinize ve millete ihanet etmeyin. Artık güna-
hınızı görün! Görün de, tövbe edin. Günahında ısrar etmek,
zulümdür. Allah da bu zulümlerin hesabını mutlaka sorar. Ya
kendi eliyle, ya da milletin eliyle.
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına: Ali Coşkun
EY CHP'LİLER VE MHP'LİLER!
"Milletten yana" olmanız için birbuçuk gününüz kaldı. Milletten yana
olduğunuzu isbatlamanız için de Referandum'da "EVET" demeniz
gerekiyor. "Hayır" derseniz, bu, statükocu ve vesayetçi gizli iktidarı-
nızdan vazgeçmek istemediğinizin ilânı olacaktır. Ama bu ilânla,
"halkçı" ve "milliyetçi" olmadığınızı da göstermiş olacaksınız. Daha
çok ise, "demokrat" olmadığınızı. Çünkü "hayır"cılığınızla bu milleti
"darbe anayasası"na mahkûm bırakmak istiyorsunuz. Onun özgür-
lüğe kavuşmasını istemiyorsunuz. Çünkü, sizin gizli vesayetçi ikti-
darınız, halkın iktidarından daha önemlidir. Bu önem de, sizin ben-
cilliğinizden doğuyor. Fakat demokraside partiler, "millet iktidarı"
için vardırlar; "yargı ve asker iktidarı" için değil. Bu iktidarı korumak,
"millete ihanet"tir. Biz size; "hainsiniz" demiyeceğiz. Fakat, millete
ihanet icinde olduğunuzu bilmelisiniz. Ve, Referandum'da "hayır"
dediğiniz an, bu ihaneti kazanmış olacaksınız. Hem, yüzde doksan-
dokuz milletin menfaatine olan anayasa değişikliklerine "hayır" de-
mek, "haklı ve doğru muhalefet" değil, "haksız ve eğri muhalefet"tir.
Ama demokrasilerde sizin muhalefetinizin "haklı ve doğru muhalefet"
olması zorunludur. Bu zorunluğu yerine getirmemek, "millete düş-
manlık"tır. Bu düşmanlığı bırakmak zorundasınız. Çünkü siz, "de-
mokrasinin bir parçası" olarak siyaset sahnesindesiniz, "diktatör-
lüğün ve vesayetçiliğin" parçası olarak değil. "Doğru ve haklı" parça
olmayı kabul etmek, Türkiye'yi bölünmekten korur. Ama aksi olursa,
bölücülük yapmış olursunuz. Türkiye'nin ve halkının bölünmesine
karşıysanız, "EVET"çi olmak durumundasınız. Siz de, Referandum'
da "EVET" deyin, bölücülükten kurtulun! Bu MİLLET, sizin "hayır"
cılığınızla "bölünmek" istemiyor. Bölünmek istemediği için de, "dar-
be anayasası"ndan kurtulmak istiyor. Bu kurtuluş için de, Referan-
dum'da çoğunlukla "EVET" diyecektir. Onlar kurtuluşa "EVET"
derken, siz; milletin kurtuluşuna nasıl "hayır" dersiniz? Bu ihaneti
nasıl yutacak ve hazmedeceksiniz? Bu MİLLET, darbe anayasası'
na sonsuza kadar boyun eğmek zorunda değildir. Ve ona isyan
etmekle de "zalim" değil, ancak "kahraman" olur! Referandum'da
"EVET" oyu vermekle de bu kahramanlığı kazanmış olacaktır.
Artık sizin için de bir KAZANÇ vakti gelmedi mi? Bu vakti de kaçı-
rırsanız, milletin yüzüne nasıl bakacaksınız? Ondan hangi yüzle
"OY" isteyeceksiniz? Ondan oy talep ediyorsanız, önce ona vurul-
muş olan ve çözülmesine rıza göstermediğiniz "vesayet prangaları"
nı çözmelisiniz. Bu çözüm için de, bir "YENİ ANAYASA"ya ve onun
öncül değişim parçasına "EVET" demelisiniz. Bu "EVET"le de,
"GERÇEK HALKÇI"lığınızı isbatlamış olacaksınız. Millet de size oy
vermekten artık korkmayacaktır... Bu da size tabii İKTIDAR getire-
cektir. Yoksa? Ebedıyen muhalefete mahkûm kalacaksınız! Seçim
sizin...
Not: Buyurun! Önce siz, gizli vesayetçi iktidarınızdan soyunun.
Biz de, "AKP yargıyı ele geçirecek" iddianızı ciddiye alalım...
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına Ali COŞKUN
Zaman: Yeni Çağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Çağrı.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Samstag, 4. September 2010
HAWKİNG'E CEVAP: "TANRI'YA GEREK VAR!"
HAWKİNG'E CEVAP: "TANRI'YA GEREK VAR!"
(Yazarımız Hakkı Hakperest, Hawking'e cevap veriyor.)
gerekliği hiç bir zaman kaybolmayan ALLAHın adıyla
Ne diyor Hawking? Dediği şu: “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki
yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşu-
mu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” ve:
“Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten
yaratabilir ve yaratacaktır”
Hawking'in sözlerine dikkatli yaklaşmalıyız. Çünkü biyoloji dalında-
ki bilhassa gen teknolojisindeki ilerlemeler, bilim insanlarına "yaratı-
lışla oynama" imkânı veriyor. İnsanlık, fiziksel ilerlemelerle de daha
baska imkânlar kazanabilir. Bunlar, şahit olduğumuz inkâr edilemez
gerçeklerdir.
Fakat şimdi prof. Hawking, eğer bilimin bu şahlanışı karşısında
duyduğu heyecan sebebiyle "Tanrı'ya gerek kalmadı" diyorsa,
bunu diyebilir ve dedikleri de tartışılabilir.
Ama eğer o bu sözlerini, bilimsel heyecan sebebiyle değil de,
Tanrı'yı reddetmek için söylüyorsa; bu halde o, haddini aşmış
olur!
Herkes haddini bilmek zorundadır. Eğer bugün bilim, yaratılışa el
atma ve onunla oynama imkânı kazandıysa, bu kazanım, Yaratan'
in izniyle olmuştur. Eğer O izin vermeseydi, bilim bugün en ilkel
çağlarında bulunacaktı. Allah insanlığa bu izni vermiştir ki; insanlık,
O'nun sanatının ve nihayetsiz bilgisinin inceliklerini ve güzelliklerini
görsün, O'nu yüceltsin ve insanlığın dertlerine devâ olacak şifa ve
tekniği bulsun, faydalansın.
Eğer bilim adamları, bilimsel ilerlemelerini bu yönde değil de tam
bunun aksi istikamette kullanacak olurlarsa ve gururlarıyla da Tan-
ri'yı reddetmeye kalkarlarsa, bu durumda onlara şunları söylemek
şart olur:
Sizler (tek Tanrı) olan Allah'a muhtaçsınız. Çünkü bu evreni işlete-
cek ve evrenlileri yönetecek bir kudret, kuvvet, bilim, teknik, zen-
ginlik ve ebediyetiniz yoktur. Bu yoksunluklarınız sebebiyle her an
O'na muhtaçsınız.
Eğer Allah, dünyanın dönüşünü durdurup, yeryüzünün bir tarafını
geceye, öbür tarafını da gündüze mahkûm etse, size dinlenecek bir
geceyi ve yaşayacak bir gündüzü O'ndan başka "kim" getirebilir?
Var mı buna çare olacak bir gücünüz?
Eğer O, yağmurunuzu kesse, çeşmelerinizden suyu "kim" akıtacak-
tir? Var mı bir alternatif kaynağınız?
Eğer O, denizlerinizi dondursa, gemilerinizi nasıl yüzdürürsünüz?
Ve nereden taze balık çıkartırsınız ve nerede yüzer, serinleyebilir-
siniz? Var mı buna bir çareniz?
Eğer O, güneşin ışığını kıssa, bitkilerinizi hangi enerjiyle besleyip
büyütebilir ve denizdeki suları hangi fırında buharlaştırıp onları bu-
luta dönüştürebilirsiniz? Var mı buna yetecek gücünüz ve zengin-
liğiniz?
Eğer O, doğal afetleri ard arda üzerinize boca edecek olsa, buna
hangi güçle, hangi teknikle karşı koyarsınız? Var mı bunları engel-
liyecek bir mûcizeniz, kudretiniz, kuvvetiniz?
Veya O, kıyameti koparacak olsa, var mı bunu durduracak olan
nihayetsiz gücünüz, haliniz, ilahlığınız?
Öyle ise; size çok acındığını ve merhametle yaşatıldığınızı iyi biliniz.
Demek, "Tanrı'ya gerek var"! Hem öyle bir gerek var ki, bu gerek-
lik bir an için elinizden alınacak olsa, mahvolursunuz!
Öyle ise O'na karşı gururlanmayı bırakıp, insanlığınızı takınınız; O'
nun büyüklüğü ve merhametkârlığı önünde secdeye kapanınız!
Eğer secdeye kapanmayı reddederseniz, bunun karşılığının da çok
acı olacağını bilmelisiniz... O'nun mükâfâtı ise, ancak O'na kulluğu
kabul edenleredir.
Ey Allah'ı reddedip, O'nun ilahlık koltuğuna oturabileceğini zanne-
den bilginler!
O'nun ilahlık tahtına oturabilmek için önce evren (dışında) "başka
bir evren" yaratmalısınız. O'nun malzemesini de bu dünyadan ala-
mazsınız! Çünkü dünya ve evren mülkü tamamen Allah'ındır. "Siz"
de O'na aitsiniz. Yani, "Yaratıcı" olabilmeniz için önce tamamen
size ait bir "siz" yaratmalısınız. Bu yaratıcılık için de yine "size ait"
bir "başka evren"e ihtiyacınız vardır. Sizdeki bütün varlık Allah'a
ait olduğundan anlarsınız ki, O'nun önüne ön olamazsınız ve O'nun
koltuğuna oturamazsınız!
Buradan anlıyorsunuz ve anlamalısınız ki, TANRI'YA GEREK
VAR! Ve O'nun gerekliğini hiç bir güç ortadan kaldıramaz ve kal-
dıramayacaktır! Yani: "Allah'tan başka ilah yoktur. Allah'tan baş-
ka ilah olmamıştır. Ve Allah'tan başka ilah olmayacaktır."
"Var" diyen, "olacak" diyen varsa, haydi çıksın ortaya!
Allah'ın yerine başka ilahlar koymak veya O'nun yerine geçmek
isteyenlere 14 buçuk asır önce Kur'an'da Allah şu cevabi vermiş-
tir: "De ki: O Allah bir'dir (bu birlik, bütün evren ve evrenlileri ku-
şatan bir birliktir). Herkesin ve herşeyin muhtaç olduğudur. O,
doğmadı, doğurmadı. Ve O'na hic birşey ve kimse denk olmadı."
Yani: Birliği ve bütünlüğü olmayan, parçalanıp dağılan, bütün kâi-
nata muhtaç bulunan, doğan ve doğuran ve bir dengi veya misli,
benzeri bulunanlar; ilah olamaz, Allah'ın yerine geçemezler.
(Türkiye'de bir ilahiyatçı, Hawking için, onun, Kur'anda kıyamete
yakın ortaya çıkacağı bildirilen "dabbe" olduğu iddiasında bulun-
muştu. Eğer Hawking o sözleri, Tanrı'yı reddetmek anlamında söy-
lemişse, o, "dabbe" olmaz, ancak "Deccal" olur. Deccal, hak ile
bâtılı karıştıran ve Allah'ın yerine oturmaya çalışan kimse demektir.
Dabbe ise, kıyamete yakın yerden çıkıp, Allah inkârcılarına, onla-
rın Allah'a inanmadıklarını, yani inkârcılıklarını söyleyecek olan bir
"canlı"dır. Demek, o ilahiyatçı iddiasında isabet etmemiştir...)
Not: Stephan Hawking'in söylediği iddia edilen: "Yerçekimi gibi
bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve
yaratacaktır” sözü gerçekten ona aitse, prof. Hawking fizik, Tanrı,
yaratıcılık ve evren hakkında gerçekten hiç birşey bilmiyor demek-
tir. Ve bu sözleriyle o, ancak "cehâletin kralı" olduğunu göstermiş
olur!
"Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten
yaratabilir ve yaratacaktır” sözü karşısında ayrı bir makale veya
kitap yazmak gerekiyor. Çünkü evren kendi kendini yaratamaz ve
bunun için de sadece yerçekimi yeterli değildir. Çünkü nasıl; "şu
masa kendi kendine olusmuştur ve bu oluşum için tahtalar ve yer-
çekimi yeterli olmuştur" demenin, bilimsel bir değeri yoksa ve ola-
mazsa, Hawking'in sözlerinin de bilimsel bir değeri yoktur ve ola-
maz. Bu sözleri söyleyen kişi, gerçekten cehâletini ilân etmiştir!
Yarım asır kadar önce Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri: "Cehâ-
let b/ilimden geliyor" demişti. Doğru söylemiş! Bugün şahit olduğu-
muz gerçek ne yazik ki budur. Fakat, bilimin cehâlet doğurmasına
bir son vermek zorundayız. Bilim ile cehâlet birbirinin zıddıdır ve
bu zıdlık asla birbiriyle eşit hale gelmemelidir. Gelmişse, bu eşitliği
bozmalıyız. Bunun için de bilim adamları, ulaştıkları noktanın "son
nokta" olmadiğını iyi bilmeli ve dinin sahasına destursuz girmemeli
ve bu sahaya tecavüz etmemelidir. Eğer bu tecavüzü yapmazlarsa,
rahat ederler.
Hz. Muhammed'in yaşadığı toplumda da bir "cehâletin babası" var-
mış. Bizimki de Hawking oldu! Ey cehâletin kralı! Bu sözlerimi iyi
oku! Ölmeden önce oku ve kendine gel. Belki bir kurtuluş bulur-
sun...
Zaman: Yeni Çağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Yazarımız Hakkı Hakperest, Hawking'e cevap veriyor.)
gerekliği hiç bir zaman kaybolmayan ALLAHın adıyla
Ne diyor Hawking? Dediği şu: “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki
yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşu-
mu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” ve:
“Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten
yaratabilir ve yaratacaktır”
Hawking'in sözlerine dikkatli yaklaşmalıyız. Çünkü biyoloji dalında-
ki bilhassa gen teknolojisindeki ilerlemeler, bilim insanlarına "yaratı-
lışla oynama" imkânı veriyor. İnsanlık, fiziksel ilerlemelerle de daha
baska imkânlar kazanabilir. Bunlar, şahit olduğumuz inkâr edilemez
gerçeklerdir.
Fakat şimdi prof. Hawking, eğer bilimin bu şahlanışı karşısında
duyduğu heyecan sebebiyle "Tanrı'ya gerek kalmadı" diyorsa,
bunu diyebilir ve dedikleri de tartışılabilir.
Ama eğer o bu sözlerini, bilimsel heyecan sebebiyle değil de,
Tanrı'yı reddetmek için söylüyorsa; bu halde o, haddini aşmış
olur!
Herkes haddini bilmek zorundadır. Eğer bugün bilim, yaratılışa el
atma ve onunla oynama imkânı kazandıysa, bu kazanım, Yaratan'
in izniyle olmuştur. Eğer O izin vermeseydi, bilim bugün en ilkel
çağlarında bulunacaktı. Allah insanlığa bu izni vermiştir ki; insanlık,
O'nun sanatının ve nihayetsiz bilgisinin inceliklerini ve güzelliklerini
görsün, O'nu yüceltsin ve insanlığın dertlerine devâ olacak şifa ve
tekniği bulsun, faydalansın.
Eğer bilim adamları, bilimsel ilerlemelerini bu yönde değil de tam
bunun aksi istikamette kullanacak olurlarsa ve gururlarıyla da Tan-
ri'yı reddetmeye kalkarlarsa, bu durumda onlara şunları söylemek
şart olur:
Sizler (tek Tanrı) olan Allah'a muhtaçsınız. Çünkü bu evreni işlete-
cek ve evrenlileri yönetecek bir kudret, kuvvet, bilim, teknik, zen-
ginlik ve ebediyetiniz yoktur. Bu yoksunluklarınız sebebiyle her an
O'na muhtaçsınız.
Eğer Allah, dünyanın dönüşünü durdurup, yeryüzünün bir tarafını
geceye, öbür tarafını da gündüze mahkûm etse, size dinlenecek bir
geceyi ve yaşayacak bir gündüzü O'ndan başka "kim" getirebilir?
Var mı buna çare olacak bir gücünüz?
Eğer O, yağmurunuzu kesse, çeşmelerinizden suyu "kim" akıtacak-
tir? Var mı bir alternatif kaynağınız?
Eğer O, denizlerinizi dondursa, gemilerinizi nasıl yüzdürürsünüz?
Ve nereden taze balık çıkartırsınız ve nerede yüzer, serinleyebilir-
siniz? Var mı buna bir çareniz?
Eğer O, güneşin ışığını kıssa, bitkilerinizi hangi enerjiyle besleyip
büyütebilir ve denizdeki suları hangi fırında buharlaştırıp onları bu-
luta dönüştürebilirsiniz? Var mı buna yetecek gücünüz ve zengin-
liğiniz?
Eğer O, doğal afetleri ard arda üzerinize boca edecek olsa, buna
hangi güçle, hangi teknikle karşı koyarsınız? Var mı bunları engel-
liyecek bir mûcizeniz, kudretiniz, kuvvetiniz?
Veya O, kıyameti koparacak olsa, var mı bunu durduracak olan
nihayetsiz gücünüz, haliniz, ilahlığınız?
Öyle ise; size çok acındığını ve merhametle yaşatıldığınızı iyi biliniz.
Demek, "Tanrı'ya gerek var"! Hem öyle bir gerek var ki, bu gerek-
lik bir an için elinizden alınacak olsa, mahvolursunuz!
Öyle ise O'na karşı gururlanmayı bırakıp, insanlığınızı takınınız; O'
nun büyüklüğü ve merhametkârlığı önünde secdeye kapanınız!
Eğer secdeye kapanmayı reddederseniz, bunun karşılığının da çok
acı olacağını bilmelisiniz... O'nun mükâfâtı ise, ancak O'na kulluğu
kabul edenleredir.
Ey Allah'ı reddedip, O'nun ilahlık koltuğuna oturabileceğini zanne-
den bilginler!
O'nun ilahlık tahtına oturabilmek için önce evren (dışında) "başka
bir evren" yaratmalısınız. O'nun malzemesini de bu dünyadan ala-
mazsınız! Çünkü dünya ve evren mülkü tamamen Allah'ındır. "Siz"
de O'na aitsiniz. Yani, "Yaratıcı" olabilmeniz için önce tamamen
size ait bir "siz" yaratmalısınız. Bu yaratıcılık için de yine "size ait"
bir "başka evren"e ihtiyacınız vardır. Sizdeki bütün varlık Allah'a
ait olduğundan anlarsınız ki, O'nun önüne ön olamazsınız ve O'nun
koltuğuna oturamazsınız!
Buradan anlıyorsunuz ve anlamalısınız ki, TANRI'YA GEREK
VAR! Ve O'nun gerekliğini hiç bir güç ortadan kaldıramaz ve kal-
dıramayacaktır! Yani: "Allah'tan başka ilah yoktur. Allah'tan baş-
ka ilah olmamıştır. Ve Allah'tan başka ilah olmayacaktır."
"Var" diyen, "olacak" diyen varsa, haydi çıksın ortaya!
Allah'ın yerine başka ilahlar koymak veya O'nun yerine geçmek
isteyenlere 14 buçuk asır önce Kur'an'da Allah şu cevabi vermiş-
tir: "De ki: O Allah bir'dir (bu birlik, bütün evren ve evrenlileri ku-
şatan bir birliktir). Herkesin ve herşeyin muhtaç olduğudur. O,
doğmadı, doğurmadı. Ve O'na hic birşey ve kimse denk olmadı."
Yani: Birliği ve bütünlüğü olmayan, parçalanıp dağılan, bütün kâi-
nata muhtaç bulunan, doğan ve doğuran ve bir dengi veya misli,
benzeri bulunanlar; ilah olamaz, Allah'ın yerine geçemezler.
(Türkiye'de bir ilahiyatçı, Hawking için, onun, Kur'anda kıyamete
yakın ortaya çıkacağı bildirilen "dabbe" olduğu iddiasında bulun-
muştu. Eğer Hawking o sözleri, Tanrı'yı reddetmek anlamında söy-
lemişse, o, "dabbe" olmaz, ancak "Deccal" olur. Deccal, hak ile
bâtılı karıştıran ve Allah'ın yerine oturmaya çalışan kimse demektir.
Dabbe ise, kıyamete yakın yerden çıkıp, Allah inkârcılarına, onla-
rın Allah'a inanmadıklarını, yani inkârcılıklarını söyleyecek olan bir
"canlı"dır. Demek, o ilahiyatçı iddiasında isabet etmemiştir...)
Not: Stephan Hawking'in söylediği iddia edilen: "Yerçekimi gibi
bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve
yaratacaktır” sözü gerçekten ona aitse, prof. Hawking fizik, Tanrı,
yaratıcılık ve evren hakkında gerçekten hiç birşey bilmiyor demek-
tir. Ve bu sözleriyle o, ancak "cehâletin kralı" olduğunu göstermiş
olur!
"Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten
yaratabilir ve yaratacaktır” sözü karşısında ayrı bir makale veya
kitap yazmak gerekiyor. Çünkü evren kendi kendini yaratamaz ve
bunun için de sadece yerçekimi yeterli değildir. Çünkü nasıl; "şu
masa kendi kendine olusmuştur ve bu oluşum için tahtalar ve yer-
çekimi yeterli olmuştur" demenin, bilimsel bir değeri yoksa ve ola-
mazsa, Hawking'in sözlerinin de bilimsel bir değeri yoktur ve ola-
maz. Bu sözleri söyleyen kişi, gerçekten cehâletini ilân etmiştir!
Yarım asır kadar önce Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri: "Cehâ-
let b/ilimden geliyor" demişti. Doğru söylemiş! Bugün şahit olduğu-
muz gerçek ne yazik ki budur. Fakat, bilimin cehâlet doğurmasına
bir son vermek zorundayız. Bilim ile cehâlet birbirinin zıddıdır ve
bu zıdlık asla birbiriyle eşit hale gelmemelidir. Gelmişse, bu eşitliği
bozmalıyız. Bunun için de bilim adamları, ulaştıkları noktanın "son
nokta" olmadiğını iyi bilmeli ve dinin sahasına destursuz girmemeli
ve bu sahaya tecavüz etmemelidir. Eğer bu tecavüzü yapmazlarsa,
rahat ederler.
Hz. Muhammed'in yaşadığı toplumda da bir "cehâletin babası" var-
mış. Bizimki de Hawking oldu! Ey cehâletin kralı! Bu sözlerimi iyi
oku! Ölmeden önce oku ve kendine gel. Belki bir kurtuluş bulur-
sun...
Zaman: Yeni Çağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Mittwoch, 1. September 2010
CHP ve MHP'ye ÇAĞRI!
CHP ve MHP'ye ÇAĞRI!
(Bu bildiride, yazarımız Ali Coşkun'un bir çağrısını okuyacaksınız.)
insanlara iyiliği emreden ve kötülükten çekindiren ALLAHın adıyla
Geliniz ey CHP'liler ve MHP'liler, anayasa değişikliği için yapılacak
referandumda EVET deyiniz. Çünkü bu değişiklik, iktidar partisinin
millet için yaptığı bir "iyilik" ve "hayır"dır. Bu iyilik ve hayrı engelle-
meniz size hayır getirmez. Eğer bu iyiliğe, "AKP yaptığı için" veya
"onun iktidarına engel olmak için" karşıysanız, hata edersiniz ve
yanlış yoldasınız. Çünkü bu takdirde, siz iktidar olduğunuzda, sizin
yapacağınız iyiliklere de AK Parti muhalefetinin hayır demesine hak
kazandırmış oluyorsunuz. Böyle muhalefetlerle Türkiye halkı zarar
görmüş olmaz mı? Elbette zarar görmüş olur ve oluyor. İşte siz,
vereceğiniz "evet" oyuyla bu zararı önlemiş ve size muhalefet edecek
partinin, yapacağınız iyi icraatlara muhalefet hakkını kaldırmış ola-
caksınız. AKP'yi de, ancak yapacağınız iyiliklerle, halkın gönlünü
kazanarak iktidardan uzaklaştırabilirsiniz. Halka yapılacak iyiliklere
engel olarak onu iktidardan düşüremezsiniz.
Evet, biliyoruz: Yargı ile ilgili yapılacak değişiklikler, CHP'nin Yargı'
daki egemenliğine ve onu ele geçirmişliğine son verecektir. Bunun
için de CHP'liler bu değişikliğe "evet" diyemezler. Ama "evet" demek
zorundasınız. Çünkü, eğer "evet" demezseniz, AK Parti'nin de Yargı
üzerinde egemenlik hakkı doğar. Yani, sizin "hayır" demeniz; "AKP
de yargı egemenliğini ele geçirebilir, ele geçirsin" demektir. Eğer bu
hakkı onlara vermek istemiyorsanız, yargı içindeki kendi egemenliği-
nize son vermek için referandumda "evet" demek zorundasınız. Böy-
lece Yargı içinde siyasî partilerin egemenliğine son verilmiş olunur.
Eğer "evet" demezseniz, AKP'nin, sizin egemenliğinize son verip,
Yargı ve HSYK ve AYM'de kendi egemenliğini kurması onun hakkı
olur. Eğer "hayır" derseniz, AKP'nin yargısal egemenliğine "evet"
demiş olacaksınız. Yapılacak değişiklik ise, siyasetçilerin Yargı'daki
egemenliğine son veriyor. Tekrar vurgulayalım: CHP zihniyetinin Yar-
gı ve benzeri kurumlara egemen olması bir haksa, bu hak AKP'nin
de hakkıdır. Böyle bir hak yoksa, CHP'lilerin o kurumları ele geçirmiş
olmaları da son bulmalıdır. İşte anayasa değişikliği bunu sağlayacak-
tır. Bu sağlamaya da CHP'lilerin "evet" demesi gerekir. Eğer "hayır"
derlerse, AKP'nin de o kurumları ele geçirmesi hakkı olur. Ancak
demokraside böyle bir hak yoktur. Fakat bu durumda o kurumları
CHP'lilerden arındırmak da AKP'nin demokratik hakkı olmaktadır.
AKP de bunun icin anayasa değişikliğine başvurmustur. Yani yapı-
lan, "demokratik bir savunma"dır. Bu savunma ise, diktatörlüğe karşı
bir "savaş"tır. CHP'nin Türkiye halkı üzerinde kurmuş bulunduğu siya-
sal egemenliğin ve "gizli sivil vesayet"in son bulması gerekmektedir.
Çünkü siyasal egemenlik, "milletin hakkı"dır, CHP'nin değildir.
Anayasa'da yapılacak değişiklikler, askerin halk ve siyaset üzerin-
deki vesayetini de kısmen kaldırmış olacaktır. Siz CHP'liler, buna
da "evet" demezsiniz. Çünkü iktidara ancak askerin yardımıyla ge-
lebilirsiniz! Eğer "böyle değil" diyorsanız, askerin vesayetini kaldı-
racak değişikliklere "evet" demek durumundasınız. Bununla da
"demokrasiden yana" olduğunuzu da göstermiş olursunuz.
Biz, "KUR'ANA EL BASIYORUZ!": Eğer 12 Eylül 1982 anayasa
oylamasında askerin ihtilâlden önce döndürdügü dolapları bilseydik,
yani "olgunlaştırılma"mış olsaydık, o anayasaya da, darbesine de
"evet" demezdik. "Evet" demiş olsak bile, ordunun baskısı sonucu
veya ondan kurtulmak için dediğimiz bu evette bize bir günah yoktur.
Ama sizin şimdiki söyleyeceğiniz "hayır"da bin günah vardır. Eğer
Türkiye halkı referandumda "evet" derse, bunu "AK Parti'nin hayırcı'
ları fişleyeceğinden korktuğu için" değil, o "bin günah"tan kurtulmak
için "evet" diyecektir. Çünkü AK Parti ebedî iktidarda kalacak bir dik-
tatör değildir. "Biz Halk" onu istediğimiz zaman iktidardan düşürebi-
liriz. Bunun için AK Parti'nin "hayırcı"ları fişleyeceği söz konusu ola-
maz.
"AK Parti sivil dikta kuracak" iddianıza gelince: Eğer AK Parti'nin
sivil dikta kurması mümkünse, bu; "siz de iktidara geldiğinizde
bir sivil dikta kurabilirsiniz" demektir. Böyle olmayacağının garantisi
nedir? Demek, sizin iddianiza göre, sizin iktidara gelmeniz de bir
tehlikedir. Çünkü siz de bir sivil dikta kurabilirsiniz. O halde bizim
de sizin iktidarınızı önlememiz gerekir... Görüyorsunuz, iddianız
gene sizi vuruyor! Böyle bumerangik iddialarla kendinize zarar ver-
meye son vermeniz gerek miyor mu? Hem CHP'nin Ordu ve Yargı
eliyle sürdürdüğü "gizli iktidar"ından ve "sivil vesayet"inden kurtulma-
dık ki, AK Parti'nin "sivil dikta"sı olsun!
MHP de ancak askerin yardımıyla ve CHP'ye kuyruk olmakla ikti-
dara gelebilir. Bunun için o da, askerin vesayet egemenliğini kıra-
cak bir değişikliğe "evet" diyemez. Fakat siz ey Türkiye halkı! Se-
çimde istediğiniz partiye oy verebilirsiniz. Ama referandumda CHP
ve MHP'ye benzememelisiniz. Çünkü onların "hayırcı"lığında bin
günah vardır. Bu bin günahı EVETlerinizle durdurmazsanız, siyasal
egemenliğiniz yargı ve ordunun elinde kalacaktır. Yani: Yargı ve
ordu eliyle güdülen bir "sürü" olmaya devam edeceksiniz. İktidara
getirdiğiniz parti de, bu güdümde kullanılan bir değnek olacaktır.
İşte siz buna "evet"lerinizle "hayır" demiş olacaksınız.
Dindarlar referanduma elbette ki katılacaklardır. Çünkü bir kötülüğü
ortadan kaldırmak ve bir iyiliği ortaya çıkarmak, onların müslümanlı-
ğında bir "sosyal vazife"dir. Onlar da bu vazifelerini yerine getirmek
için "evet" diyecekler ve onların dindarlığını önlemeye çalışan güçle-
rin kötülüğüne engel olacaklardır. Bunun için mümkün olsa yalnız
"mezardaki ölüleri" değil, "gelecekteki insanları" da çağırıp, onların
da "evet"ini almak gerekir.
Not: Referandumdan "hayır" çıkarsa ne olacak? Eğer "evet"lerimizle
vesayet rejimini bitiremezsek, generaller ordudaki gençlerimizi PKK'
lılara öldürtmeye ve Yargı-HSYK da, onların hak ve hukukunu ve
generallerin suçunu örtbas etmeye ve CHP'nin daha önceden AYM,
HSYK ve Yargı üzerinden kazandığı "gizli sivil vesayet"i de devam
edecektir. Dolayısıyla Referandum'dan "hayır" çıkması, Türkiye'nin
kaybı olur. Bu kayıp nedeniyle "hayır"cıların bir kazancı olmayacaktır.
Çünkü Türkiye Halkı, ebediyen vesayet altında kalmaya razı olamaz.
Bunun için mücâdelemiz, daha da büyüyerek ve hızlanarak devam
edecek ve ordu ve yargı vesayeti sona erene kadar da sürecektir.
CHP ve MHP iktidara gelse dahi vesayeti koruyamayacak ve bütün
toplumsal kesimlerin haklarını ödeyen demokratik bir anayasa yap-
madığı müddetçe de iktidarda kalamayacaktır! Ayrıca, referandumda
"evet" dememiz, seçimlerde de AKP'ye "evet" diyeceğimiz anlamına
gelmemelidir. Yani: "Türkiye'nin geleceği" için hangi partiler daha
uygun olacaksa, o partiyi/partileri iktidara getiririz...
Son söz: Geliniz ey MHP ve CHP! "Hayır"larınızla bu millete daha
fazla kötülük etmeyiniz. Bütün toplumsal kesimlerin haklarını garanti
eden ve milleti ordu-yargı vesayetinden kurtaran demokratik bir ana-
yasaya "evet" deyiniz veya bunun için millete kesin bir söz veriniz,
biz de iktidarı size verelim. Şartlarını söylediğimiz Türkiye halkının
sorunlarını çözecek demokratik yeni bir anayasaya "evet" demez-
seniz, iktidara ne için geleceksiniz? Buna ne hakkınız var? Referan-
dumda söylenilecek "evet"in AKP'yi güçlendireceğinden korkuyor-
sanız, işte fırsat: Yeni bir anayasa sözü verin ve bunun isbatı olarak
da referandumda "evet" deyin, biz sizi güçlendirelim! Siz şimdi bir
parça anayasa değişikliğine razı olmazsanız, ileride anayasanın
tümden değiştirilmesine razı olacağınıza nasıl inanalım? AKP'nin,
Yargı ve Orduyu ele geçirmesinden mi korkuyorsunuz? Öyleyse
geliniz; hiç bir partinin o kurumları ele geçirmesine imkân vermeyen
yeni bir anayasa yapalım. Var mısınız? Varsanız, bunu referandum-
da "evet"inizle isbatlayınız.
Ey PKK'lılar! Eğer Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmasını istiyorsanız,
saldırılarınıza son veriniz. Son vermezseniz, demektir ki: Kürtlerin
özgürlüğe ihtiyacı yoktur! Demokratik bir anayasa yapılmadığı müd-
detçe de Kürt halkı, hak ve özgürlüklerine kavuşamaz. Vesayetçiler-
le birlik olduğunuz müddetçe demektir ki siz; Kürt halkının dostu
değil, düşmanısınız! Bu düşmanlıkla da bir yere varamazsınız; vesa-
yetçilere hizmetten başka...
BDP'lilere not: Kılıçdaroğlu'nun "genel af" vaadine aldanmamalısınız.
Çünkü CHP ancak MHP ile iktidara gelebilir. MHP ise, PKK'lıların
yararlanacağı bir affa razı olmaz. (Genel af değil), bir "özel af" ancak
üç büyük partinin uzlaşmasıyla çıkabilir.
Son söz'ün son sözü: Geliniz ey "hayır"cılar! Anayasa değişikliğine
ve yeni bir anayasaya "evet" diyerek, şu milleti siyasal barışa götüre-
lim. Bu sayede siz de iktidar yüzü görürsünüz... Millet de sizi dene-
miş olur!
Hâlâ "varız" demiyecek misiniz? "Varız" diyenler için sloganımız
şudur: HAYIR'A HAYIR, EVET'E EVET!
(Referandumda "tarafsız" kalmayı düşünen bir kısım dindarlara, de-
mokratlara, liberallere, demokrat solculara not: Sizin tarafsızlığı seç-
meniz, "hayır"cılara hizmet ve destek olacaktır. Bu hayırsız hizmet
ve desteği siz yapmamalısınız. Yapılacak değişiklikler yeterli değilse
de, önemlidir. Çünkü bu değişikliklerle, darbeciler ve onların koruyu-
cuları olan yargıcılar, "anayasaya dayanarak" suç işleyemeyecekler-
dir. Önemli olan budur! Bu sebeple, eğer yapılacak değişikliklerin
haklılık ve faydalılık yönü ağır basıyorsa, EVET; yok şayet haksızlık
ve zararlılık yönü ağır basıyorsa, bu defa da "hayır" demek, boynunu-
zun borcudur. Herkes bu borcunu ödemek zorundadır.)
Cemaatleri sosyal hayattan dışlamaya çalışanlara: Bir kaç kişinin
işlediği suçla bütün cemaat suçlanamaz. Hem cemaatler, sosyal
hayatın bir parçasıdır. Onların da devlete, orduya ve siyasete el at-
mak haklarıdır. Kanunlara aykırı olmadığı müddetce onlar bundan
men edilemezler. Çünkü onlar, cami mahkûmu değildir. Yasaların
ve Evrensel Değerler'in izin verdigi çerçevede "Kamusal Alan"ın da
hâkimi olmak haklarıdır.
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına: Ali Coşkun
Referandum’la ilgili faydalanabileceğiniz linkler:
Müslümanlar referanduma katılabilirler mi?
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=30.07.2010&y=HayrettinKaraman
Neden evet?
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1010675&title=neden-evet
13 Eylül sabahı
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1011823&title=13-eylul-sabahi
Niçin “Evet”?
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=456893
13 Eylül'ü beklerken...
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1012072&title=13-eylulu-beklerken
Evet demek ne demek?
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/evet-demek-ne-demek-284962.htm
Bu ‘hayır’da ‘şer’ var…
http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=24621
Hayır blokunun yanılgısı
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15585416.asp?yazarid=22&gid=61
Mankurtlar (VI): CHP kime sevdalı?
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1019286&title=mankurtlar-vi-chp-kime-sevdali
HAYIR DİYEN NEYE EVET DİYECEK?
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/hayir-diyen-neye-evet-diyecek-288447.htm
Geliyor Komiser Colombo
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2010/08/27/geliyor_komiser_colombo
Türkiye'yi sarsacak ses kaydı
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/115756-turkiye-yi-sarsacak-ses-kaydi-haberi.aspx
CEVABIN OLSUN EVET
http://huseyinavdicbesteleri.blogcu.com/cevabin-olsun-evet/8782167
Zaman: Yeni Cağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Çağrı.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
(Bu bildiride, yazarımız Ali Coşkun'un bir çağrısını okuyacaksınız.)
insanlara iyiliği emreden ve kötülükten çekindiren ALLAHın adıyla
Geliniz ey CHP'liler ve MHP'liler, anayasa değişikliği için yapılacak
referandumda EVET deyiniz. Çünkü bu değişiklik, iktidar partisinin
millet için yaptığı bir "iyilik" ve "hayır"dır. Bu iyilik ve hayrı engelle-
meniz size hayır getirmez. Eğer bu iyiliğe, "AKP yaptığı için" veya
"onun iktidarına engel olmak için" karşıysanız, hata edersiniz ve
yanlış yoldasınız. Çünkü bu takdirde, siz iktidar olduğunuzda, sizin
yapacağınız iyiliklere de AK Parti muhalefetinin hayır demesine hak
kazandırmış oluyorsunuz. Böyle muhalefetlerle Türkiye halkı zarar
görmüş olmaz mı? Elbette zarar görmüş olur ve oluyor. İşte siz,
vereceğiniz "evet" oyuyla bu zararı önlemiş ve size muhalefet edecek
partinin, yapacağınız iyi icraatlara muhalefet hakkını kaldırmış ola-
caksınız. AKP'yi de, ancak yapacağınız iyiliklerle, halkın gönlünü
kazanarak iktidardan uzaklaştırabilirsiniz. Halka yapılacak iyiliklere
engel olarak onu iktidardan düşüremezsiniz.
Evet, biliyoruz: Yargı ile ilgili yapılacak değişiklikler, CHP'nin Yargı'
daki egemenliğine ve onu ele geçirmişliğine son verecektir. Bunun
için de CHP'liler bu değişikliğe "evet" diyemezler. Ama "evet" demek
zorundasınız. Çünkü, eğer "evet" demezseniz, AK Parti'nin de Yargı
üzerinde egemenlik hakkı doğar. Yani, sizin "hayır" demeniz; "AKP
de yargı egemenliğini ele geçirebilir, ele geçirsin" demektir. Eğer bu
hakkı onlara vermek istemiyorsanız, yargı içindeki kendi egemenliği-
nize son vermek için referandumda "evet" demek zorundasınız. Böy-
lece Yargı içinde siyasî partilerin egemenliğine son verilmiş olunur.
Eğer "evet" demezseniz, AKP'nin, sizin egemenliğinize son verip,
Yargı ve HSYK ve AYM'de kendi egemenliğini kurması onun hakkı
olur. Eğer "hayır" derseniz, AKP'nin yargısal egemenliğine "evet"
demiş olacaksınız. Yapılacak değişiklik ise, siyasetçilerin Yargı'daki
egemenliğine son veriyor. Tekrar vurgulayalım: CHP zihniyetinin Yar-
gı ve benzeri kurumlara egemen olması bir haksa, bu hak AKP'nin
de hakkıdır. Böyle bir hak yoksa, CHP'lilerin o kurumları ele geçirmiş
olmaları da son bulmalıdır. İşte anayasa değişikliği bunu sağlayacak-
tır. Bu sağlamaya da CHP'lilerin "evet" demesi gerekir. Eğer "hayır"
derlerse, AKP'nin de o kurumları ele geçirmesi hakkı olur. Ancak
demokraside böyle bir hak yoktur. Fakat bu durumda o kurumları
CHP'lilerden arındırmak da AKP'nin demokratik hakkı olmaktadır.
AKP de bunun icin anayasa değişikliğine başvurmustur. Yani yapı-
lan, "demokratik bir savunma"dır. Bu savunma ise, diktatörlüğe karşı
bir "savaş"tır. CHP'nin Türkiye halkı üzerinde kurmuş bulunduğu siya-
sal egemenliğin ve "gizli sivil vesayet"in son bulması gerekmektedir.
Çünkü siyasal egemenlik, "milletin hakkı"dır, CHP'nin değildir.
Anayasa'da yapılacak değişiklikler, askerin halk ve siyaset üzerin-
deki vesayetini de kısmen kaldırmış olacaktır. Siz CHP'liler, buna
da "evet" demezsiniz. Çünkü iktidara ancak askerin yardımıyla ge-
lebilirsiniz! Eğer "böyle değil" diyorsanız, askerin vesayetini kaldı-
racak değişikliklere "evet" demek durumundasınız. Bununla da
"demokrasiden yana" olduğunuzu da göstermiş olursunuz.
Biz, "KUR'ANA EL BASIYORUZ!": Eğer 12 Eylül 1982 anayasa
oylamasında askerin ihtilâlden önce döndürdügü dolapları bilseydik,
yani "olgunlaştırılma"mış olsaydık, o anayasaya da, darbesine de
"evet" demezdik. "Evet" demiş olsak bile, ordunun baskısı sonucu
veya ondan kurtulmak için dediğimiz bu evette bize bir günah yoktur.
Ama sizin şimdiki söyleyeceğiniz "hayır"da bin günah vardır. Eğer
Türkiye halkı referandumda "evet" derse, bunu "AK Parti'nin hayırcı'
ları fişleyeceğinden korktuğu için" değil, o "bin günah"tan kurtulmak
için "evet" diyecektir. Çünkü AK Parti ebedî iktidarda kalacak bir dik-
tatör değildir. "Biz Halk" onu istediğimiz zaman iktidardan düşürebi-
liriz. Bunun için AK Parti'nin "hayırcı"ları fişleyeceği söz konusu ola-
maz.
"AK Parti sivil dikta kuracak" iddianıza gelince: Eğer AK Parti'nin
sivil dikta kurması mümkünse, bu; "siz de iktidara geldiğinizde
bir sivil dikta kurabilirsiniz" demektir. Böyle olmayacağının garantisi
nedir? Demek, sizin iddianiza göre, sizin iktidara gelmeniz de bir
tehlikedir. Çünkü siz de bir sivil dikta kurabilirsiniz. O halde bizim
de sizin iktidarınızı önlememiz gerekir... Görüyorsunuz, iddianız
gene sizi vuruyor! Böyle bumerangik iddialarla kendinize zarar ver-
meye son vermeniz gerek miyor mu? Hem CHP'nin Ordu ve Yargı
eliyle sürdürdüğü "gizli iktidar"ından ve "sivil vesayet"inden kurtulma-
dık ki, AK Parti'nin "sivil dikta"sı olsun!
MHP de ancak askerin yardımıyla ve CHP'ye kuyruk olmakla ikti-
dara gelebilir. Bunun için o da, askerin vesayet egemenliğini kıra-
cak bir değişikliğe "evet" diyemez. Fakat siz ey Türkiye halkı! Se-
çimde istediğiniz partiye oy verebilirsiniz. Ama referandumda CHP
ve MHP'ye benzememelisiniz. Çünkü onların "hayırcı"lığında bin
günah vardır. Bu bin günahı EVETlerinizle durdurmazsanız, siyasal
egemenliğiniz yargı ve ordunun elinde kalacaktır. Yani: Yargı ve
ordu eliyle güdülen bir "sürü" olmaya devam edeceksiniz. İktidara
getirdiğiniz parti de, bu güdümde kullanılan bir değnek olacaktır.
İşte siz buna "evet"lerinizle "hayır" demiş olacaksınız.
Dindarlar referanduma elbette ki katılacaklardır. Çünkü bir kötülüğü
ortadan kaldırmak ve bir iyiliği ortaya çıkarmak, onların müslümanlı-
ğında bir "sosyal vazife"dir. Onlar da bu vazifelerini yerine getirmek
için "evet" diyecekler ve onların dindarlığını önlemeye çalışan güçle-
rin kötülüğüne engel olacaklardır. Bunun için mümkün olsa yalnız
"mezardaki ölüleri" değil, "gelecekteki insanları" da çağırıp, onların
da "evet"ini almak gerekir.
Not: Referandumdan "hayır" çıkarsa ne olacak? Eğer "evet"lerimizle
vesayet rejimini bitiremezsek, generaller ordudaki gençlerimizi PKK'
lılara öldürtmeye ve Yargı-HSYK da, onların hak ve hukukunu ve
generallerin suçunu örtbas etmeye ve CHP'nin daha önceden AYM,
HSYK ve Yargı üzerinden kazandığı "gizli sivil vesayet"i de devam
edecektir. Dolayısıyla Referandum'dan "hayır" çıkması, Türkiye'nin
kaybı olur. Bu kayıp nedeniyle "hayır"cıların bir kazancı olmayacaktır.
Çünkü Türkiye Halkı, ebediyen vesayet altında kalmaya razı olamaz.
Bunun için mücâdelemiz, daha da büyüyerek ve hızlanarak devam
edecek ve ordu ve yargı vesayeti sona erene kadar da sürecektir.
CHP ve MHP iktidara gelse dahi vesayeti koruyamayacak ve bütün
toplumsal kesimlerin haklarını ödeyen demokratik bir anayasa yap-
madığı müddetçe de iktidarda kalamayacaktır! Ayrıca, referandumda
"evet" dememiz, seçimlerde de AKP'ye "evet" diyeceğimiz anlamına
gelmemelidir. Yani: "Türkiye'nin geleceği" için hangi partiler daha
uygun olacaksa, o partiyi/partileri iktidara getiririz...
Son söz: Geliniz ey MHP ve CHP! "Hayır"larınızla bu millete daha
fazla kötülük etmeyiniz. Bütün toplumsal kesimlerin haklarını garanti
eden ve milleti ordu-yargı vesayetinden kurtaran demokratik bir ana-
yasaya "evet" deyiniz veya bunun için millete kesin bir söz veriniz,
biz de iktidarı size verelim. Şartlarını söylediğimiz Türkiye halkının
sorunlarını çözecek demokratik yeni bir anayasaya "evet" demez-
seniz, iktidara ne için geleceksiniz? Buna ne hakkınız var? Referan-
dumda söylenilecek "evet"in AKP'yi güçlendireceğinden korkuyor-
sanız, işte fırsat: Yeni bir anayasa sözü verin ve bunun isbatı olarak
da referandumda "evet" deyin, biz sizi güçlendirelim! Siz şimdi bir
parça anayasa değişikliğine razı olmazsanız, ileride anayasanın
tümden değiştirilmesine razı olacağınıza nasıl inanalım? AKP'nin,
Yargı ve Orduyu ele geçirmesinden mi korkuyorsunuz? Öyleyse
geliniz; hiç bir partinin o kurumları ele geçirmesine imkân vermeyen
yeni bir anayasa yapalım. Var mısınız? Varsanız, bunu referandum-
da "evet"inizle isbatlayınız.
Ey PKK'lılar! Eğer Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmasını istiyorsanız,
saldırılarınıza son veriniz. Son vermezseniz, demektir ki: Kürtlerin
özgürlüğe ihtiyacı yoktur! Demokratik bir anayasa yapılmadığı müd-
detçe de Kürt halkı, hak ve özgürlüklerine kavuşamaz. Vesayetçiler-
le birlik olduğunuz müddetçe demektir ki siz; Kürt halkının dostu
değil, düşmanısınız! Bu düşmanlıkla da bir yere varamazsınız; vesa-
yetçilere hizmetten başka...
BDP'lilere not: Kılıçdaroğlu'nun "genel af" vaadine aldanmamalısınız.
Çünkü CHP ancak MHP ile iktidara gelebilir. MHP ise, PKK'lıların
yararlanacağı bir affa razı olmaz. (Genel af değil), bir "özel af" ancak
üç büyük partinin uzlaşmasıyla çıkabilir.
Son söz'ün son sözü: Geliniz ey "hayır"cılar! Anayasa değişikliğine
ve yeni bir anayasaya "evet" diyerek, şu milleti siyasal barışa götüre-
lim. Bu sayede siz de iktidar yüzü görürsünüz... Millet de sizi dene-
miş olur!
Hâlâ "varız" demiyecek misiniz? "Varız" diyenler için sloganımız
şudur: HAYIR'A HAYIR, EVET'E EVET!
(Referandumda "tarafsız" kalmayı düşünen bir kısım dindarlara, de-
mokratlara, liberallere, demokrat solculara not: Sizin tarafsızlığı seç-
meniz, "hayır"cılara hizmet ve destek olacaktır. Bu hayırsız hizmet
ve desteği siz yapmamalısınız. Yapılacak değişiklikler yeterli değilse
de, önemlidir. Çünkü bu değişikliklerle, darbeciler ve onların koruyu-
cuları olan yargıcılar, "anayasaya dayanarak" suç işleyemeyecekler-
dir. Önemli olan budur! Bu sebeple, eğer yapılacak değişikliklerin
haklılık ve faydalılık yönü ağır basıyorsa, EVET; yok şayet haksızlık
ve zararlılık yönü ağır basıyorsa, bu defa da "hayır" demek, boynunu-
zun borcudur. Herkes bu borcunu ödemek zorundadır.)
Cemaatleri sosyal hayattan dışlamaya çalışanlara: Bir kaç kişinin
işlediği suçla bütün cemaat suçlanamaz. Hem cemaatler, sosyal
hayatın bir parçasıdır. Onların da devlete, orduya ve siyasete el at-
mak haklarıdır. Kanunlara aykırı olmadığı müddetce onlar bundan
men edilemezler. Çünkü onlar, cami mahkûmu değildir. Yasaların
ve Evrensel Değerler'in izin verdigi çerçevede "Kamusal Alan"ın da
hâkimi olmak haklarıdır.
Hür Gazeteciler ve Demokratlar adına: Ali Coşkun
Referandum’la ilgili faydalanabileceğiniz linkler:
Müslümanlar referanduma katılabilirler mi?
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=30.07.2010&y=HayrettinKaraman
Neden evet?
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1010675&title=neden-evet
13 Eylül sabahı
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1011823&title=13-eylul-sabahi
Niçin “Evet”?
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=456893
13 Eylül'ü beklerken...
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1012072&title=13-eylulu-beklerken
Evet demek ne demek?
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/evet-demek-ne-demek-284962.htm
Bu ‘hayır’da ‘şer’ var…
http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=24621
Hayır blokunun yanılgısı
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15585416.asp?yazarid=22&gid=61
Mankurtlar (VI): CHP kime sevdalı?
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1019286&title=mankurtlar-vi-chp-kime-sevdali
HAYIR DİYEN NEYE EVET DİYECEK?
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/hayir-diyen-neye-evet-diyecek-288447.htm
Geliyor Komiser Colombo
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2010/08/27/geliyor_komiser_colombo
Türkiye'yi sarsacak ses kaydı
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/115756-turkiye-yi-sarsacak-ses-kaydi-haberi.aspx
CEVABIN OLSUN EVET
http://huseyinavdicbesteleri.blogcu.com/cevabin-olsun-evet/8782167
Zaman: Yeni Cağ'ın onu, Eylül başı.
Mekan: Avrupa.
Makam: Çağrı.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *
Sonntag, 29. August 2010
MÜSLÜMANLARIN "ALLAH VAR" DEMESİ ANLAMSIZ MIDIR?
MÜSLÜMANLARIN "ALLAH VAR" DEMESI ANLAMSIZ MIDIR?
(Bu bildiride; yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde, müslümanlarin "Allah var" demesini "anlamsiz" bulan "Sen-
yör Grand" rumuzlu tartismaciya verdigi cevaplari bulacaksiniz.)
Ateistler, Allah'in "yok" olduguna inanir. Müslümanlar da, "var"
olduguna inanir. Bu halde Allah: "Varlik olmayan bir Var"dir, "yok"
degildir. Yani: "Varligin ve yoklugun tek Varedicisi"dir. Yani: "Lâ ilâ-
he Illallah"tir. (Allah'tan baska ilah yoktur veya O'ndan baskasi ilah
degildir.) Bu da: "O bir 'var'dir, 'yok' degildir"dir. "Var" olmasa, "yok"
olmaz. 1 olmasa, 0 olmaz. Yaratici olmazsa, yaratik olmaz. Yaratik
"var"sa, Yaratici da "var"dir. Bu da sonucta: "Lâ ilâhe Illallah"tir.
Senyör Grand, siz haklisiniz: Allah bir "varlik" degildir. Fakat Candar-
oglu da haksiz degildir. Cünkü o da: "Allah, varligi kendinden olan
veya varligi gerekli olan varliktir" derken, o bunu; "Allah'in baskalari
tarafindan varedilmedigini" kabul ederek söylüyor.
Sanirim bu tartismadaki anlasmazlik, kavram bulma zorlugundan ve
ifade etme yetersizliginden kaynaklaniyor.
Bay Senyör Grand,
Candaroglu'yla yaptiginiz tartismada bir cümlenize takildim.
Dediniz ki: "Allah hakkinda var-yok demenin bir anlami yoktur."
Ben de diyorum ki: Nicin olmasin?
Cünkü, Allah bir "varlik" degildir, fakat "var"dir. "Yok" olsa,
"Lâ ilâhe illallah" olmaz. Lâ ilâhe illallah olduguna göre, Allah da
"var"dir. Allah'in "var" olmasina nasil "yok" deriz?
Cünkü Enbiya 22. ve Isra 42. ayetlerde Allah: "Allah'tan baska
ilahlar olsaydi, ..." diyor. Dikkat ediniz: "Olsaydi" kelimesi, O'nun
"var" oldugunu bildirir. Yani "baska ilahlar yok", ama O "var".
Karsimda bir agac olsa, "bu agactan baska agac yoktur"dan baska,
"karsimda bir agac var" diyemez miyim? Elbette diyebilirim! Peki,
ortada bir "Lâ ilâhe illallah" varsa, "Allah 'var'dir" niye diyemiyeyim?
"Allah'tan baskasi ilah degildir" desek, bir ateist yine de "Allah yok-
tur" diyemez mi? Elbette ki der ve diyor!
Hem dıkkat edelım: "Allah'tan baska ilah yoktur (veya) O'ndan bas-
kasi ilah degildir" demek, "Allah'tan baska birsey yoktur" demek de-
gildir. Cünkü ortada bir kâinat 'var'dir! Allah, yarattigi kâinati inkâr et-
mez. Demek, "Lâ ilâhe illallah": Allah'tan baska ilahlari reddeder. A-
ma "seyler"i ve yaratiklari reddetmez. Sadece onlardan bir "ilah" ci-
kamayacagini bildirir.
Demek: "Allah var-yok" demenin bir "anlami" 'var'dir. Dolayisiyla
"Allah vardir" demekte bir kusur görmüyorum.
Senyör Grand,
Ateistler, Allah'in "yok" olduguna inanir. Müslümanlar da, "var"
olduguna inanir. Bu halde Allah: "Varlik olmayan bir Var"dir, "yok"
degildir. Yani: "Varligin ve yoklugun tek Varedicisi"dir. Yani: "Lâ ilâ-
he Illallah"tir. (Allah'tan baska ilah yoktur veya O'ndan baskasi ilah
degildir.) Bu da: "O bir 'var'dir, 'yok' degildir"dir. "Var" olmasa, "yok"
olmaz. 1 olmasa, 0 olmaz. Yaratici olmazsa, yaratik olmaz. Yaratik
"var"sa, Yaratici da "var"dir. Bu da sonucta: "Lâ ilâhe Illallah"tir.
Biraz daha ileri gidersek: Biz aklimizla gördüklerimize göre bir yargi-
da bulunuyoruz. Fakat hersey bizim aklimizla ve gördüklerimizle
sınırlı degildir. Bunun icin: "Yaratiklar olmasa da Allah yine 'var'dir".
O "var" oldugu icin biz de 'var'iz ve bu varligimizla bunlari söyleyebi-
liyoruz.
Senyör Grand, siz haklisiniz: Allah bir "varlik" degildir. Fakat Candar-
oglu da haksiz degildir. Cünkü o da: "Allah, varligi kendinden olan
(veya) varligi gerekli olan varliktir" derken, o bunu; "Allah'in baskalari
tarafindan varedilmedigini" kabul ederek söylüyor.
Sanirim bu tartismadaki anlasmazlik, kavram bulma zorlugundan ve
ifade etme yetersizliginden kaynaklaniyor.
Senyör Grand,
Kur'anda Allah, sadece "Lâ ilâhe illallah" demiyor. Bu cümleyi:
"Muhammeden Resulullah"la tamamliyor. Yani: "Muhammed Allah'in
Elcisidir". Yani: Hz. Muhammed'in elciligi olmasaydi, biz, Allah'in
"var" oldugunu veya "O'ndan baska Ilah olmadigi"ni bilemiyecektik.
Bu durumda "Allah var-yok" demenin bir anlami olmazdi. Cünkü akil
kendi basina varlik üstü bir Var'i bilemez. Cünkü herseye ihatasi yok-
tur. Fakat simdi biz Hz. Muhammed'in elciligiyle "bir Allah'in var ol-
dugu"nu ögrenmis bulunuyoruz. Bu ögrenim ve bilgilenme sebebiyle
de; "Allah var-yok" demenin bir anlami vardir. Bir anlami vardir ki,
Kur'anlilar Allah'in "var" oldugunu kabul ederken, ateistler de O'nun
"yok" olduguna inaniyor, "var" oldugunu reddediyor. Bu kabul ve red
elbette ki "anlamsiz" degildir.
Sonuc: Yani: Siz belki bir filozof ve cok bilgili bir kimse olabilirsiniz.
Fakat "Allah'in bilgilendirdigi bir kimse" degilsiniz. Bu gercegi bilme-
nizde fayda var...
Senyör Grand,
Demissiniz: "Kitabimizda Allah icin "var" denmiyor, denemez, bu
Allah'a $irke/ortak-kosmaya goturur. Cunku varlik onun yarattik-
laridir, O yaratiklarindan bir yaratik degildir, onun icindir ki ancak
onun yarattiklari icin var/yok diyebiliriz O'nun icin degil."
Kur'anlilar "Allah var" derken, O'nun "bir yaratik" olmadigini ka-
bul ederek "var" diyorlar. Bu demede bir ortak kosma yoktur.
Cünkü, Allah, "Kendinden baska ilah olmayan"dir. Fakat O "bir
yok" degildir. O bir yok olmadigi icin de "var" diyoruz. Cünkü O'
nun "var" oldugunu yani "eşsiz bir Ilah" bulundugunu, Hz. Muham-
med'e indirilen Kur'andan ögrenmis bulunuyoruz. Bu gercekler
ortada dururken, milleti kavram darligina hapsetmenin bir anlami
yoktur!
Senyör Grand,
Diyelim ki siz: "Allah'tan baskasi ilah degildir" dediniz. Bir ateist de
cikip buna karsi: "Hayir, Zeus da bir tanridir" diyebilir ve diyor. Yani
"degildir"in de bir ziddi ve karsiligi var. Simdi burda "budur" ile
"degildir"in bir anlami var mi, yok mu? Yani bu sözler "anlamsiz"
midir?
Siz: "Allah'tan baskasi ilah degildir" demeye devam edebilirsiniz.
Bizim buna bir itirazimiz yok. "Fakat biz de: "Allah'tan baska ilah
'YOK'tur" ve "Tek bir Tanri 'VAR'dir, o da Allah'tir" demeye devam
edecegiz. Bunun sevabi da, günahi da bize aittir.
Siz tekyasaciliga karsi "cokyasacilik" önerisini yaparken sahip
oldugunuz "genislig"e, bizim farkli görüs ve düsüncemiz karsisinda
da sahip olabilirsiniz herhalde...
Senyör Grand,
Allah(cc), Kendisinin "var" bulundugunu zaten biliyor. Bunun icin
O'nun: "Ben varim" demesine ihtiyaci yoktur. Hem, "görünmezde"ki
Allah'in "Ben varim" demesi anlamsiz olurdu. Cünkü insanlar ancak
gördüklerine "var" derler. Görmediklerine ise "yok" derler. Bir de
ancak bilgi ve kalbleriyle O'nun "varliginin" isaretlerini gördükleri ve
hissettiklerinde "var" kabul edip, O'na inanirlar. Dolayisiyla O: "Lâ
ilahe illAllah" der. Fakat O'nun nazariyla insanlarin nazari bir degil-
dir. Bu nazar(bakis) esitsizligi sebebiyle insanlar, bilgi ve inancla-
rina göre O'na "var-yok" diyebilirler. Ve inanclilar bilgileriyle O'nun
"varligi"nin isaretlerini gördükleri ve/ya kalbleriyle hissedip inandik-
lari icin: "Allah var" derler. Bu yüzden yani "kendi taraflarindan"
Allah'a baktiklari icin, onlarin: "Allah vardir" demelerinde bir yanlis
ve hata yoktur. Hata, Allah'in nazariyla insanlarin bakisini "bir tut-
mak"tir.
Not: Candaroglu, tesekkürünüz icin: Rica ederim!
Senyör Grand, bir insan cok bilgili olabilir. Fakat bununla birlikte
onun yanilmasi da mümkündür. Cünkü o, "mutlak bilgi"ye sahip
degildir. Hem; "her bilenin üstünde bir baska bilen vardir" gercegini
de unutmamak gerekir.
Senyör Grand,
Siz, Allah'tan; "Allah vardir denemez" seklinde bir ayet mi aldiniz?
Böyle bir ayet aldiniz da mi iddianizda diretiyorsunuz?
Bu tartismayi: "Allah'tan baska ilah yoktur, Senyör Grand Allah'in
kuludur" diyerek bitirmek istiyorum. Herhalde "böyle bir ayet yok"
diye, "Allah'in kulu" oldugunuzu reddetmezsiniz... Yoksa...?!
Senyör Grand,
"Allah var-yok" bahsini noktalamistim. Fakat sunlari da söylemeli-
yim:
(Yukarida Deniz Hanim'in da parmak basmis oldugu gibi) Kur'anin
indigi toplum, ateist bir toplum degil, Allah'tan baska ilahlar uyduran,
puta tapar bir toplumdu. Bu yüzden Allah onlarin "hali"ne uygun ola-
rak: "Lâ ilâhe illAllah" demistir. Eger o toplum ateist, yani "Allah
yok" diyen bir toplum olsaydi, bu halde o topluma indirilen söz daha
baska, meselâ: "Hic süphesiz ki, Allah 'VAR'dir, birdir, essizdir. Mu-
hammed O'nun elcisidir" seklinde olacakti.
Ben de: "Lâ ilâhe illAllah" diyorum. Fakat "düsünce" ve "tercümeleri-
miz" farkli. Biz sizinkine saygi gösteriyoruz. Ama siz bizimkine say-
gi gösteremiyorsunuz. Sorun bu!
Senyör Grand,
Eğer "şu hal ve şartta Allah var denilemez" derseniz, bunu anlarım.
Fakat "hiç bir hal ve şart ve makamda Allah var denilemez" derseniz,
buna karşı çıkarım. Çünkü, "Allah var denilemez" şeklinde bir ayet
yoktur.
Senyör Grand dedi 1:
[O zaman "Allah yoktur" diyen Ateistlerin soyle bir soruya cevap
vermeleri gerekli oluyor: "Ne demek Allah vardi da yok mu?"
Cevap: Ateistler bu sualinize söyle cevap vereceklerdir: "Allah hic
bir zaman olmadi ki, simdi olsun!"
Yani: Onlar icin "Allah yok" demenin cok büyük bir "anlami"
(VAR)dir.
Senyör Grand dedi 2:
Ayni sekilde "Allah vardir" diyenlerin soyle bir soruya cevap
vermeleri gerekli oluyor: "Ne demek Allah yoktu da var mi?"
boylece ikisinin de sacmaladigi gosterilmis oluyor.]
Cevap: "Allah vardir" diyenler, Allah'in ezelî ve ebedî varligini
(müslüman olmadan önce) "bilmiyor"du. Bu bilgisizlik nedeniyle
de O'nu "yok" biliyordu. Ama O'nun ezelî ve ebedî varligini Kur'
andan ögrenince, "O vardir" demeye basladilar. "Lâ ilâhe illAllah"
in anlami ise daha baskadir. Bu Kur'an cümlesi, Var-yok tanimla-
masini iptâl etmez. Ancak "vardir"a destek verir ve "yoktur"a da
cevap verip, onu yalanlar.
Yani Allah'in 'var-yok'lugu, "bize göre"dir. Aklin arastirmasiyla
yapilan var-yok tanimlamasinda bir sacmalik yoktur. Cünkü bu,
aklin acizlik ve sınırlılığından dogan bir "ihtiyac"tir.
Bunun icin, sizin "anlamsiz" saydiginiz sey, bizim icin "ANLAMLI"
dir. Bu durumda belki: "Asil sizin iddianiz (ANLAMSIZ)dir",
demek zorundayiz.
Görüyorsunuz: Ögrendiginiz koskoca felsefe buhar oldu!
Arkadaslar,
Ben, Senyör Grand'in nece konustugunu bir türlü cikartamadim.
Filozofca mi, Kur'anca mi, tarikatca mi, tasavvufca mi, yoksa Yeni
Zelandaca mi anlayamadim. Icinizde onun lisanini bilen biri varsa,
lütfen aramizda tercümanlik yapsin:
Ihlas Suresinde Allah; "dogmadigini", "dogurulmadigini" söylüyor.
Biz Kur'anlilar da bu ifadeyi; "Allah, ezelî ve ebedîdir" seklinde
tanimliyoruz. "Senyörümüze göre" ise böyle bir tanimlama "Allah'a
iftira" imis. Simdi gecmisteki onbinlerce âlim ve evliya bu tanimla-
mayi yaptigi icin Allah'a iftira mi etmis oldu?
Yoksa bu Senyör Grand, aramiza girmis bir "saptirgan" midir?
Senyör Grand'in basarisi!
En azili ateistler bile bizim imanimizi yikmayi basaramadi. Ama bir
"Senyör Grand" geldi, bir hafta icinde bizi imandan cikarmayi basar-
di! Cünkü onun "filozof aklina göre", "Allah var" demek, "anlamsiz"
mis ve bu anlamsizligi sürdürenler de "Allah'a iftira" etmekte imis.
Biz simdi "Allah var" demekte oldugumuzdan da, "müfteri" oluyoruz.
Bu da tabii "imandan cikis" sebebi demektir. Eyvah, gitti bizim iman!
Birbucuk milyar müslüman da "Allah var" demege ve onlarin âlimleri
de inancsizlara Allah'in "varligi"ni ve "birligi"ni isbatlamaya devam
edecegine göre, dünyada Senyör Grand'dan baska "Müslüman" kal-
mamaktadir!
Erbakan Hoca veya MSP'liler de gecmis zamanda, MSP'li olmayan-
lari "kâfirlik"le sucluyorlardi. O zamanlar kâfir olmak korkusundan
MSP'li olmayi bile düsünmüstüm. Neyse ki, Allah gercegi göstermis-
ti de, o belâdan kurtulmustum. Cünkü "MSP'li olmayanlar kâfir olur"
seklinde bir ayet yoktu... Ama simdi karsimizda baska bir belâ var.
Bakalim ondan nasil kurtulacagiz? Acaba Kur'anda: "Allah var diyen-
ler kâfir olmustur" seklinde bir ayetin bulunmamasi bizi kurtarir mi?...
Sonuc aciklamasi,
"Allah var" demenin anlamliligi ve anlamsizligi ile ilgili tartismada
sonuc:
Yalniz yaratilmislar icin degil, herseyin yaraticisi Allah icin de "O
var" denebilir. Bunun denilmesinde (Kur'anca) bir anlamsizlik ve
hata yoktur. Cünkü bunun söylenilmesini engelliyecek acik bir ayet
yoktur. Kur'anda ancak su kadari vardir: "Allah hakkinda bilmediginiz
seyler söylemeyin" der. Allah'in "var" oldugunu söylememiz, "bilme-
digimiz" bir sey degildir. Cünkü Allah Kendi "varligi"ni, Kur'an indire-
rek bildirmistir. (Lâ ilâhe illAllah=Yoktur Allah'tan baska ilah) Yani:
ilah olarak sadece Allah "var"dir. O'ndan baska ilah "yok"tur. Dolayi-
siyla "Allah var" demekte, O'na bir "iftira" yoktur. Hem Kur'anllilar "O
var" derken, bunu Allah'i asagilamak icin kullanmiyorlar. Bu kullanim
lisanin gerektirdigi bir zorunluktur. Böyle oldugundan, "O var" demek
bir "küfür" de olamaz. Eger Allah cennette göz ile görülebilecek bir
Ilah'sa -ki öyledir-, bu halde O'nun "var" oldugunu söylemek anlam-
siz olmaz, hata degildir, küfür de sayilmaz.
Eger Senyör Grand: "Felsefî acidan anlamsizdir" derse, bunu anlariz.
Fakat "Kur'anî ve Islâmî acidan anlamsizdir" derse, bunu kabul et-
mek mümkün degildir. Cünkü elinde bunu kabul ettirecek bir delili
yoktur.
"Allah sizin icin kolaylik diler, zorluk dilemez" ayetinin geregince,
Senyör Grand, milleti kavram darligina hapsetmeye son vermelidir.
Son vermezse, müslümanlara kötülük yapmis olacaktir. Herhalde
Senyör Grand bu zulmü kazanmak istemez...
Merhaba Candaroglu,
Sizinle ilgimi ceken bir noktayi paylasmak istiyorum:
Lâ ilâhe illAllah cümlesi: "Allah'tan baskasi ilah degildir" seklinde
tercüme edilirse, "sanki baska ilahlar varmis da, onlar ilah olamaz-
mis" gibi bir mânâ aciga cikiyor.
Ama: "Allah'tan baska ilah yoktur" seklinde tercüme edilirse, yuka-
ridaki anlamlar dogmuyor. Yani: "Ilah olarak sadece ALLAH vardir".
Bence (Senyör Grand'in hilafina olarak) bu tercüme daha isabetlidir.
Fakat "Lâ ilâhe illAllah" birleme cümlesini bir ateiste söylemekte
fazla bir etki meydana getirecegini düsünmüyorum. Cünkü bir ateist,
-gercek olsun, sahte olsun- hic bir Tanri'yi tanimiyor, kabul etmiyor.
Dolayisiyla onlara: Allah'tan baskasi ilah degildir" veya "baska yok-
tur" demenin de bir anlam ve faydasi kalmiyor.
Bu durumda onlara yepyeni bir ayetin inmesi gerekiyor. Allah adina
ayet bulmaya hakkimiz yok ama, ben Kur'andan örnek alarak, eger
Allah ateistlerle ilgili yeni bir ayet indirecek olsaydi, o ayetin herhal-
de söyle olacagini düsünüyorum: "Hic süphesiz ki sizi yaratan, ya-
şatan ve yöneten bir ilah var. O, Benim! Eger Ben olmasaydim, siz
var olamazdiniz. Madem (var)siniz, inkâriniz yalandir! Madem varo-
lusun kaynagi olarak gördügünüz madde ve tesadüf size bir ayet
indirmedi, indiremez; o halde yalaniniza son verin!"
Hata ettiysem, Allah kusurumu affetsin...
(Allah, kendisine bilgi verdigi kimselere istedigini söyletir.)
***
Sonuc ne oldu?
Tabii Senyör Grand yukarida verdigim cevaplarin hic birini kabul et-
medi ve "Allah var demek anlamsizdir" demeyi sürdürdü. Halbuki,
"var" demek, yalniz yaratilmislar icin degil, yaratici Allah icin de
kullanilabilir. Cünkü bunun kullanilmasini engelliyecek ne bir ayet
vardir, ne de Allah'i asagilayacak bir durum! "Ona göre" ise, "var"
demek; yalnizca yaratilmislar icin kullanilabilirmis... Ama, bunu
isbatlayacak bir delili yok!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Bu bildiride; yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde, müslümanlarin "Allah var" demesini "anlamsiz" bulan "Sen-
yör Grand" rumuzlu tartismaciya verdigi cevaplari bulacaksiniz.)
Ateistler, Allah'in "yok" olduguna inanir. Müslümanlar da, "var"
olduguna inanir. Bu halde Allah: "Varlik olmayan bir Var"dir, "yok"
degildir. Yani: "Varligin ve yoklugun tek Varedicisi"dir. Yani: "Lâ ilâ-
he Illallah"tir. (Allah'tan baska ilah yoktur veya O'ndan baskasi ilah
degildir.) Bu da: "O bir 'var'dir, 'yok' degildir"dir. "Var" olmasa, "yok"
olmaz. 1 olmasa, 0 olmaz. Yaratici olmazsa, yaratik olmaz. Yaratik
"var"sa, Yaratici da "var"dir. Bu da sonucta: "Lâ ilâhe Illallah"tir.
Senyör Grand, siz haklisiniz: Allah bir "varlik" degildir. Fakat Candar-
oglu da haksiz degildir. Cünkü o da: "Allah, varligi kendinden olan
veya varligi gerekli olan varliktir" derken, o bunu; "Allah'in baskalari
tarafindan varedilmedigini" kabul ederek söylüyor.
Sanirim bu tartismadaki anlasmazlik, kavram bulma zorlugundan ve
ifade etme yetersizliginden kaynaklaniyor.
Bay Senyör Grand,
Candaroglu'yla yaptiginiz tartismada bir cümlenize takildim.
Dediniz ki: "Allah hakkinda var-yok demenin bir anlami yoktur."
Ben de diyorum ki: Nicin olmasin?
Cünkü, Allah bir "varlik" degildir, fakat "var"dir. "Yok" olsa,
"Lâ ilâhe illallah" olmaz. Lâ ilâhe illallah olduguna göre, Allah da
"var"dir. Allah'in "var" olmasina nasil "yok" deriz?
Cünkü Enbiya 22. ve Isra 42. ayetlerde Allah: "Allah'tan baska
ilahlar olsaydi, ..." diyor. Dikkat ediniz: "Olsaydi" kelimesi, O'nun
"var" oldugunu bildirir. Yani "baska ilahlar yok", ama O "var".
Karsimda bir agac olsa, "bu agactan baska agac yoktur"dan baska,
"karsimda bir agac var" diyemez miyim? Elbette diyebilirim! Peki,
ortada bir "Lâ ilâhe illallah" varsa, "Allah 'var'dir" niye diyemiyeyim?
"Allah'tan baskasi ilah degildir" desek, bir ateist yine de "Allah yok-
tur" diyemez mi? Elbette ki der ve diyor!
Hem dıkkat edelım: "Allah'tan baska ilah yoktur (veya) O'ndan bas-
kasi ilah degildir" demek, "Allah'tan baska birsey yoktur" demek de-
gildir. Cünkü ortada bir kâinat 'var'dir! Allah, yarattigi kâinati inkâr et-
mez. Demek, "Lâ ilâhe illallah": Allah'tan baska ilahlari reddeder. A-
ma "seyler"i ve yaratiklari reddetmez. Sadece onlardan bir "ilah" ci-
kamayacagini bildirir.
Demek: "Allah var-yok" demenin bir "anlami" 'var'dir. Dolayisiyla
"Allah vardir" demekte bir kusur görmüyorum.
Senyör Grand,
Ateistler, Allah'in "yok" olduguna inanir. Müslümanlar da, "var"
olduguna inanir. Bu halde Allah: "Varlik olmayan bir Var"dir, "yok"
degildir. Yani: "Varligin ve yoklugun tek Varedicisi"dir. Yani: "Lâ ilâ-
he Illallah"tir. (Allah'tan baska ilah yoktur veya O'ndan baskasi ilah
degildir.) Bu da: "O bir 'var'dir, 'yok' degildir"dir. "Var" olmasa, "yok"
olmaz. 1 olmasa, 0 olmaz. Yaratici olmazsa, yaratik olmaz. Yaratik
"var"sa, Yaratici da "var"dir. Bu da sonucta: "Lâ ilâhe Illallah"tir.
Biraz daha ileri gidersek: Biz aklimizla gördüklerimize göre bir yargi-
da bulunuyoruz. Fakat hersey bizim aklimizla ve gördüklerimizle
sınırlı degildir. Bunun icin: "Yaratiklar olmasa da Allah yine 'var'dir".
O "var" oldugu icin biz de 'var'iz ve bu varligimizla bunlari söyleyebi-
liyoruz.
Senyör Grand, siz haklisiniz: Allah bir "varlik" degildir. Fakat Candar-
oglu da haksiz degildir. Cünkü o da: "Allah, varligi kendinden olan
(veya) varligi gerekli olan varliktir" derken, o bunu; "Allah'in baskalari
tarafindan varedilmedigini" kabul ederek söylüyor.
Sanirim bu tartismadaki anlasmazlik, kavram bulma zorlugundan ve
ifade etme yetersizliginden kaynaklaniyor.
Senyör Grand,
Kur'anda Allah, sadece "Lâ ilâhe illallah" demiyor. Bu cümleyi:
"Muhammeden Resulullah"la tamamliyor. Yani: "Muhammed Allah'in
Elcisidir". Yani: Hz. Muhammed'in elciligi olmasaydi, biz, Allah'in
"var" oldugunu veya "O'ndan baska Ilah olmadigi"ni bilemiyecektik.
Bu durumda "Allah var-yok" demenin bir anlami olmazdi. Cünkü akil
kendi basina varlik üstü bir Var'i bilemez. Cünkü herseye ihatasi yok-
tur. Fakat simdi biz Hz. Muhammed'in elciligiyle "bir Allah'in var ol-
dugu"nu ögrenmis bulunuyoruz. Bu ögrenim ve bilgilenme sebebiyle
de; "Allah var-yok" demenin bir anlami vardir. Bir anlami vardir ki,
Kur'anlilar Allah'in "var" oldugunu kabul ederken, ateistler de O'nun
"yok" olduguna inaniyor, "var" oldugunu reddediyor. Bu kabul ve red
elbette ki "anlamsiz" degildir.
Sonuc: Yani: Siz belki bir filozof ve cok bilgili bir kimse olabilirsiniz.
Fakat "Allah'in bilgilendirdigi bir kimse" degilsiniz. Bu gercegi bilme-
nizde fayda var...
Senyör Grand,
Demissiniz: "Kitabimizda Allah icin "var" denmiyor, denemez, bu
Allah'a $irke/ortak-kosmaya goturur. Cunku varlik onun yarattik-
laridir, O yaratiklarindan bir yaratik degildir, onun icindir ki ancak
onun yarattiklari icin var/yok diyebiliriz O'nun icin degil."
Kur'anlilar "Allah var" derken, O'nun "bir yaratik" olmadigini ka-
bul ederek "var" diyorlar. Bu demede bir ortak kosma yoktur.
Cünkü, Allah, "Kendinden baska ilah olmayan"dir. Fakat O "bir
yok" degildir. O bir yok olmadigi icin de "var" diyoruz. Cünkü O'
nun "var" oldugunu yani "eşsiz bir Ilah" bulundugunu, Hz. Muham-
med'e indirilen Kur'andan ögrenmis bulunuyoruz. Bu gercekler
ortada dururken, milleti kavram darligina hapsetmenin bir anlami
yoktur!
Senyör Grand,
Diyelim ki siz: "Allah'tan baskasi ilah degildir" dediniz. Bir ateist de
cikip buna karsi: "Hayir, Zeus da bir tanridir" diyebilir ve diyor. Yani
"degildir"in de bir ziddi ve karsiligi var. Simdi burda "budur" ile
"degildir"in bir anlami var mi, yok mu? Yani bu sözler "anlamsiz"
midir?
Siz: "Allah'tan baskasi ilah degildir" demeye devam edebilirsiniz.
Bizim buna bir itirazimiz yok. "Fakat biz de: "Allah'tan baska ilah
'YOK'tur" ve "Tek bir Tanri 'VAR'dir, o da Allah'tir" demeye devam
edecegiz. Bunun sevabi da, günahi da bize aittir.
Siz tekyasaciliga karsi "cokyasacilik" önerisini yaparken sahip
oldugunuz "genislig"e, bizim farkli görüs ve düsüncemiz karsisinda
da sahip olabilirsiniz herhalde...
Senyör Grand,
Allah(cc), Kendisinin "var" bulundugunu zaten biliyor. Bunun icin
O'nun: "Ben varim" demesine ihtiyaci yoktur. Hem, "görünmezde"ki
Allah'in "Ben varim" demesi anlamsiz olurdu. Cünkü insanlar ancak
gördüklerine "var" derler. Görmediklerine ise "yok" derler. Bir de
ancak bilgi ve kalbleriyle O'nun "varliginin" isaretlerini gördükleri ve
hissettiklerinde "var" kabul edip, O'na inanirlar. Dolayisiyla O: "Lâ
ilahe illAllah" der. Fakat O'nun nazariyla insanlarin nazari bir degil-
dir. Bu nazar(bakis) esitsizligi sebebiyle insanlar, bilgi ve inancla-
rina göre O'na "var-yok" diyebilirler. Ve inanclilar bilgileriyle O'nun
"varligi"nin isaretlerini gördükleri ve/ya kalbleriyle hissedip inandik-
lari icin: "Allah var" derler. Bu yüzden yani "kendi taraflarindan"
Allah'a baktiklari icin, onlarin: "Allah vardir" demelerinde bir yanlis
ve hata yoktur. Hata, Allah'in nazariyla insanlarin bakisini "bir tut-
mak"tir.
Not: Candaroglu, tesekkürünüz icin: Rica ederim!
Senyör Grand, bir insan cok bilgili olabilir. Fakat bununla birlikte
onun yanilmasi da mümkündür. Cünkü o, "mutlak bilgi"ye sahip
degildir. Hem; "her bilenin üstünde bir baska bilen vardir" gercegini
de unutmamak gerekir.
Senyör Grand,
Siz, Allah'tan; "Allah vardir denemez" seklinde bir ayet mi aldiniz?
Böyle bir ayet aldiniz da mi iddianizda diretiyorsunuz?
Bu tartismayi: "Allah'tan baska ilah yoktur, Senyör Grand Allah'in
kuludur" diyerek bitirmek istiyorum. Herhalde "böyle bir ayet yok"
diye, "Allah'in kulu" oldugunuzu reddetmezsiniz... Yoksa...?!
Senyör Grand,
"Allah var-yok" bahsini noktalamistim. Fakat sunlari da söylemeli-
yim:
(Yukarida Deniz Hanim'in da parmak basmis oldugu gibi) Kur'anin
indigi toplum, ateist bir toplum degil, Allah'tan baska ilahlar uyduran,
puta tapar bir toplumdu. Bu yüzden Allah onlarin "hali"ne uygun ola-
rak: "Lâ ilâhe illAllah" demistir. Eger o toplum ateist, yani "Allah
yok" diyen bir toplum olsaydi, bu halde o topluma indirilen söz daha
baska, meselâ: "Hic süphesiz ki, Allah 'VAR'dir, birdir, essizdir. Mu-
hammed O'nun elcisidir" seklinde olacakti.
Ben de: "Lâ ilâhe illAllah" diyorum. Fakat "düsünce" ve "tercümeleri-
miz" farkli. Biz sizinkine saygi gösteriyoruz. Ama siz bizimkine say-
gi gösteremiyorsunuz. Sorun bu!
Senyör Grand,
Eğer "şu hal ve şartta Allah var denilemez" derseniz, bunu anlarım.
Fakat "hiç bir hal ve şart ve makamda Allah var denilemez" derseniz,
buna karşı çıkarım. Çünkü, "Allah var denilemez" şeklinde bir ayet
yoktur.
Senyör Grand dedi 1:
[O zaman "Allah yoktur" diyen Ateistlerin soyle bir soruya cevap
vermeleri gerekli oluyor: "Ne demek Allah vardi da yok mu?"
Cevap: Ateistler bu sualinize söyle cevap vereceklerdir: "Allah hic
bir zaman olmadi ki, simdi olsun!"
Yani: Onlar icin "Allah yok" demenin cok büyük bir "anlami"
(VAR)dir.
Senyör Grand dedi 2:
Ayni sekilde "Allah vardir" diyenlerin soyle bir soruya cevap
vermeleri gerekli oluyor: "Ne demek Allah yoktu da var mi?"
boylece ikisinin de sacmaladigi gosterilmis oluyor.]
Cevap: "Allah vardir" diyenler, Allah'in ezelî ve ebedî varligini
(müslüman olmadan önce) "bilmiyor"du. Bu bilgisizlik nedeniyle
de O'nu "yok" biliyordu. Ama O'nun ezelî ve ebedî varligini Kur'
andan ögrenince, "O vardir" demeye basladilar. "Lâ ilâhe illAllah"
in anlami ise daha baskadir. Bu Kur'an cümlesi, Var-yok tanimla-
masini iptâl etmez. Ancak "vardir"a destek verir ve "yoktur"a da
cevap verip, onu yalanlar.
Yani Allah'in 'var-yok'lugu, "bize göre"dir. Aklin arastirmasiyla
yapilan var-yok tanimlamasinda bir sacmalik yoktur. Cünkü bu,
aklin acizlik ve sınırlılığından dogan bir "ihtiyac"tir.
Bunun icin, sizin "anlamsiz" saydiginiz sey, bizim icin "ANLAMLI"
dir. Bu durumda belki: "Asil sizin iddianiz (ANLAMSIZ)dir",
demek zorundayiz.
Görüyorsunuz: Ögrendiginiz koskoca felsefe buhar oldu!
Arkadaslar,
Ben, Senyör Grand'in nece konustugunu bir türlü cikartamadim.
Filozofca mi, Kur'anca mi, tarikatca mi, tasavvufca mi, yoksa Yeni
Zelandaca mi anlayamadim. Icinizde onun lisanini bilen biri varsa,
lütfen aramizda tercümanlik yapsin:
Ihlas Suresinde Allah; "dogmadigini", "dogurulmadigini" söylüyor.
Biz Kur'anlilar da bu ifadeyi; "Allah, ezelî ve ebedîdir" seklinde
tanimliyoruz. "Senyörümüze göre" ise böyle bir tanimlama "Allah'a
iftira" imis. Simdi gecmisteki onbinlerce âlim ve evliya bu tanimla-
mayi yaptigi icin Allah'a iftira mi etmis oldu?
Yoksa bu Senyör Grand, aramiza girmis bir "saptirgan" midir?
Senyör Grand'in basarisi!
En azili ateistler bile bizim imanimizi yikmayi basaramadi. Ama bir
"Senyör Grand" geldi, bir hafta icinde bizi imandan cikarmayi basar-
di! Cünkü onun "filozof aklina göre", "Allah var" demek, "anlamsiz"
mis ve bu anlamsizligi sürdürenler de "Allah'a iftira" etmekte imis.
Biz simdi "Allah var" demekte oldugumuzdan da, "müfteri" oluyoruz.
Bu da tabii "imandan cikis" sebebi demektir. Eyvah, gitti bizim iman!
Birbucuk milyar müslüman da "Allah var" demege ve onlarin âlimleri
de inancsizlara Allah'in "varligi"ni ve "birligi"ni isbatlamaya devam
edecegine göre, dünyada Senyör Grand'dan baska "Müslüman" kal-
mamaktadir!
Erbakan Hoca veya MSP'liler de gecmis zamanda, MSP'li olmayan-
lari "kâfirlik"le sucluyorlardi. O zamanlar kâfir olmak korkusundan
MSP'li olmayi bile düsünmüstüm. Neyse ki, Allah gercegi göstermis-
ti de, o belâdan kurtulmustum. Cünkü "MSP'li olmayanlar kâfir olur"
seklinde bir ayet yoktu... Ama simdi karsimizda baska bir belâ var.
Bakalim ondan nasil kurtulacagiz? Acaba Kur'anda: "Allah var diyen-
ler kâfir olmustur" seklinde bir ayetin bulunmamasi bizi kurtarir mi?...
Sonuc aciklamasi,
"Allah var" demenin anlamliligi ve anlamsizligi ile ilgili tartismada
sonuc:
Yalniz yaratilmislar icin degil, herseyin yaraticisi Allah icin de "O
var" denebilir. Bunun denilmesinde (Kur'anca) bir anlamsizlik ve
hata yoktur. Cünkü bunun söylenilmesini engelliyecek acik bir ayet
yoktur. Kur'anda ancak su kadari vardir: "Allah hakkinda bilmediginiz
seyler söylemeyin" der. Allah'in "var" oldugunu söylememiz, "bilme-
digimiz" bir sey degildir. Cünkü Allah Kendi "varligi"ni, Kur'an indire-
rek bildirmistir. (Lâ ilâhe illAllah=Yoktur Allah'tan baska ilah) Yani:
ilah olarak sadece Allah "var"dir. O'ndan baska ilah "yok"tur. Dolayi-
siyla "Allah var" demekte, O'na bir "iftira" yoktur. Hem Kur'anllilar "O
var" derken, bunu Allah'i asagilamak icin kullanmiyorlar. Bu kullanim
lisanin gerektirdigi bir zorunluktur. Böyle oldugundan, "O var" demek
bir "küfür" de olamaz. Eger Allah cennette göz ile görülebilecek bir
Ilah'sa -ki öyledir-, bu halde O'nun "var" oldugunu söylemek anlam-
siz olmaz, hata degildir, küfür de sayilmaz.
Eger Senyör Grand: "Felsefî acidan anlamsizdir" derse, bunu anlariz.
Fakat "Kur'anî ve Islâmî acidan anlamsizdir" derse, bunu kabul et-
mek mümkün degildir. Cünkü elinde bunu kabul ettirecek bir delili
yoktur.
"Allah sizin icin kolaylik diler, zorluk dilemez" ayetinin geregince,
Senyör Grand, milleti kavram darligina hapsetmeye son vermelidir.
Son vermezse, müslümanlara kötülük yapmis olacaktir. Herhalde
Senyör Grand bu zulmü kazanmak istemez...
Merhaba Candaroglu,
Sizinle ilgimi ceken bir noktayi paylasmak istiyorum:
Lâ ilâhe illAllah cümlesi: "Allah'tan baskasi ilah degildir" seklinde
tercüme edilirse, "sanki baska ilahlar varmis da, onlar ilah olamaz-
mis" gibi bir mânâ aciga cikiyor.
Ama: "Allah'tan baska ilah yoktur" seklinde tercüme edilirse, yuka-
ridaki anlamlar dogmuyor. Yani: "Ilah olarak sadece ALLAH vardir".
Bence (Senyör Grand'in hilafina olarak) bu tercüme daha isabetlidir.
Fakat "Lâ ilâhe illAllah" birleme cümlesini bir ateiste söylemekte
fazla bir etki meydana getirecegini düsünmüyorum. Cünkü bir ateist,
-gercek olsun, sahte olsun- hic bir Tanri'yi tanimiyor, kabul etmiyor.
Dolayisiyla onlara: Allah'tan baskasi ilah degildir" veya "baska yok-
tur" demenin de bir anlam ve faydasi kalmiyor.
Bu durumda onlara yepyeni bir ayetin inmesi gerekiyor. Allah adina
ayet bulmaya hakkimiz yok ama, ben Kur'andan örnek alarak, eger
Allah ateistlerle ilgili yeni bir ayet indirecek olsaydi, o ayetin herhal-
de söyle olacagini düsünüyorum: "Hic süphesiz ki sizi yaratan, ya-
şatan ve yöneten bir ilah var. O, Benim! Eger Ben olmasaydim, siz
var olamazdiniz. Madem (var)siniz, inkâriniz yalandir! Madem varo-
lusun kaynagi olarak gördügünüz madde ve tesadüf size bir ayet
indirmedi, indiremez; o halde yalaniniza son verin!"
Hata ettiysem, Allah kusurumu affetsin...
(Allah, kendisine bilgi verdigi kimselere istedigini söyletir.)
***
Sonuc ne oldu?
Tabii Senyör Grand yukarida verdigim cevaplarin hic birini kabul et-
medi ve "Allah var demek anlamsizdir" demeyi sürdürdü. Halbuki,
"var" demek, yalniz yaratilmislar icin degil, yaratici Allah icin de
kullanilabilir. Cünkü bunun kullanilmasini engelliyecek ne bir ayet
vardir, ne de Allah'i asagilayacak bir durum! "Ona göre" ise, "var"
demek; yalnizca yaratilmislar icin kullanilabilirmis... Ama, bunu
isbatlayacak bir delili yok!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Dienstag, 24. August 2010
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 14
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 14
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bayan ateist demis: "[Her yeni düzen, yerini aldığı düzeni haklı
veya haksız argümanlarla kötüler...]
Aynen katılıyorum. Putperestliğin günah olduğuna, Yahudi ve
Hıristiyanlığın tahrif edilmişliğine ilişkin sözde tanrısal bildiriler
de aslında tanrısal filan olmayıp yeni düzenin eskisini kötülemesi,
yanlışlamasıdır."
Cevap: Kur'an, kendinden önceki semâvî dinleri kötülemez. Ancak
onlara sonradan ilâve edilmis uydurmalari yanlislar, onlari düzeltir.
Gerekli düzeltme yapilmis ve kabul edilmisse, Isevîlik ve Musevîlik
de gecerliligini korur. Gerekli düzeltme yapilmaz ve kabul edilmezse,
o dinler gecerlilik kazanamaz.
***
Ateist demis: "Sizi yazdiklarimda bir tane hata bulmaya davet
ediyorum. Dayanaksiz iftira atmakta iyisiniz masaallah."
Cevap: Onun yazdiklarinin hepsi hatadir. Cünkü verdigi cevaplar
ve bulundugu iddialarin hepsi Hakk'i inkâra dayaniyor! Inkârin
neresini dogrulayalim? Biz iftiradan hoslanmayiz. Ama o, iftiraci-
larin en iyisidir!
***
Ateistlerin Hakk'i inkârda kendilerini "hatasiz" görmesi gibi, seytan
da kendini hatasiz görür. Allah, seytana dedi: "Yarattigim şu insana
secde et." Seytan, dedi: "Ben ona secde etmem. Cünkü ben ondan
iyiyim, o benden kötü. Ben kötüye hic secde eder miyim!" Allah da,
kendini hakli, Allah'i haksiz sayan seytani cennetten kovdu. Cennet-
ten kovulan da, cehenneme odun oldu! Hakk'i yalanlayan ateistlerin
sonu da böyledir işte... Ama onlar bu gercegi de inkâra devam
edeceklerdir. Nereye kadar? Atese girecekleri güne kadar!
***
"Uçan mor inekler nerede bulunur?" sualine, bayan ateist:
"Uçarak yedigökleri aşanlar nerede bulunursa orada!" cevabini
vermis. Ama bu cevap, yanlis cevap! Dogru cevap ise: "Ateist-
lerin Allah'a inancsizliklarinda bulunur" olmaliydi.
Hz. Muhammed'in Allah'a cikisina inanmayan ateistler, bizim
nazarimizda; "dünya dönüyor" diyen Galileo'nun sözlerini yalan-
layan Ortacag Papazlari gibidir.
Gelin ey Yenicag Papazlari! Hz. Muhammed'in gökleri aşarak
Allah'a cikisina simdiden inanin. Bir gün bilim bu cikisi gercek-
lerse, utanmayin... Utanc gününe varmadan, ateist papazligi
terkedin. Terketmeyeceginizi biliyoruz ama, biz dâvetimizi
yapmis olalim...
***
Eger ateistlerin gercegi gören gözü, gercegi duyan kulagi, gercegi
anlayan akli, gercegi hisseden kalpleri olsaydi; semâvî Kitap'larin
"gökten düsmedigi"ni, aksine "Allah'tan indirildigi"ni bilirlerdi. Ama
bilemezler. Cünkü gercege karsi onlarin kalpleri, akillari, gözleri kör;
kulaklari da sagirdir. Onlar, uzayli(?)larin dünyalilara "mesaj" gönder-
digine inanabilirler. Ama uzayin sahibi yüce Tanri'nin bir elcisine
"söz" indirdigine inanamazlar!
***
Ey Zeuslu, Ahurali, Mazdali, Xenuslu, Yehovali, Odinli, Thorlu,
Jupiterli ateist!
Sekiz tanriya kul olmakla, sekiz parcaya bölünmüssün. Tek Allah'
a inanirsan, parcalanmisliktan kurtulursun. Hem, varligini isbatlaya-
mayacagin tanrilar uydurmaktan vazgec. Acaba senin 8 tanrindan
hangisi bu evreni icad etmis ve onu işletmektedir? Yoksa bu icad
ve işletmeyi ortaklasa mi sürdürüyorlar? Ortaklasa sürdürüyorlarsa,
böyle aciz tanrilara kullukta hangi kuvveti buluyorsun? "Aciz"lerin
"gercek Tanri" olamayacagini ne zaman ögreneceksin? Hem sen
nasil oldu da gercek Tanri Allah dururken, aciz tanrilara kul oldun?
Sen "tanrisiz" degil miydin? Yoksa tanrisizliga "paydos" mu dedin?
Eh, bu da bir gelismedir! Ama "eksik" bir gelisme... Dilerim bunu,
"Allah'a inanc"la tamamlarsin. Hadi kolay gelsin...
***
Ey müfteri Ateist!
Allah'a inancsizliginla bütün kâinat ve kâinatlilara tecâvüz etmekte
oldugundan bir pedofili senin yaninda cok mâsûm kalir! Elinde hic
bir gecerli delil olmadigi halde mâsûm bir Peygambere iftira atmak-
la da, alcakligin zirvesine cikiyorsun. Ciktigin yerde istedigin kadar
kalabilirsin, seni kim indirir oradan! Ama dikkat et; oradan düsecegin
tek yer, Allah'in kodesidir. Kodese girmene de cok az bir vakit kaldi.
O az vakit geldiginde önce yokluk kuyusuna atilacaksin. Oradan da
inkâr ettigin kodese. Tekrar diriltilmemege gücün yok ki, o kodese
girmeyesin! Kodesli günlerin simdiden hayirli olsun!
***
Yedi tanrili(!) ateist demis 1: "Ey Zeussuz, Ahura Mazdasiz,
Xenusuz, Yehovasiz, Odinsiz, Thorsuz, Jupitersiz ve bize tapip
ateist olunamayacagini cakmayan etmeyen imansiz:"
Ey hem yedi tanrili ve hem yedi tanrisiz ateist! Ben yalnizca bir tek
Allah'a iman ederim. Birbirleriyle ortaklik kurmus aciz sahte tanri-
lardan da nefret ederim.
Yedi tanrili(!) ateist demis 2: "Bir tanri sekiz tanridan guclu olur mu?
Tabii ki olamaz. Biz gucumuzu birlestirince sahte tanrilari ezeriz."
Sekiz tane eksi tanri, arti 1 Tanri etmez. Sen biraz matematik ögren!
Hem herseye gücü yetmeyen, bu evrenin Sahibi olamaz ki, Allah'tan
baska tanrilar bulunsun! Hem baska tanrilarin gücüne muhtac aciz
tanrilardan sonsuz kudret arayan insana ne hayir gelir ki, aciz insan
onlari Rab tutsun! Allah tarafindan asil ezilecek olan, sizin uydurduk-
larinizdir! Uyduranlar uydurduklariyla beraber cehennemin odunu-
dur!
Yedi tanrili(!) ateist demis 3: "Bizlere inanirsan daha alçak gönüllü
olursunuz, butun dunyanin sizin sahte tanrizini etrafinda donmedigini
kavrarsiniz. Sizin tanrinizdan evvel meydana kac tanri cikti bir bilse-
niz. Biz sekiz tanrilar is bolumu yapmaktayiz. Hem birbirimizi icat
ettik hem evreni. Evren icad edildi de tanrilar icad edilmediler mi?
Boylelikle o isi de cozduk."
Asil siz Allah'a inanirsaniz, daha da alcak gönüllü olursunuz! Inanin,
görün! Ama inanamazsiniz. Cünkü sizin gercek tanriniz, gururunuz-
dur! Gururuna tapanlar da, cehennemin odunudur!
Allah'tan evveli yoktu ki, baska tanrilar cikabilsin! Varligi olmayan
uydurma tanrilarinizin bu evrende ne hissesi olabilir ki? "Yok"un
hissesi, "var" olamaz!
Bak sen! "Hem birbirlerini icad etmisler, hem evreni!" Buna iste
ancak bizim yedi tanrili(!) ateistimiz inanir! "Sonradan olanlar",
"Allah" olamaz! Bunu iyi bil ey ateist! "Icad edilen tanri"ya da "Al-
lah" denilemez. Isi, senin gibi bir ölümlü acizin "cözümü"ne kalmis
tanrilar ancak senin isine yarayabilir. Insanlar, Allahsizlarin yardi-
mina muhtac düsmüs tanrilardan medet ummazlar! Umanlar da,
ateistler gibi akilsiz olurlar! Sen hic bir sey cözmüs degilsin ey ger-
cegin yalanlayicisi ateist! Aksine sen seytan tarafindan cözülmüs
bir seytan kulusun!
Yedi tanrili(!) ateist demis 4: "Gercek tanrilar dururken cahil bir
pedofilin uydurdugu putperest bir dinin pesinde gitme. Hata yapi-
yorsun ey kafir. Zaman varken yolundan don. 2012'de dunya
sona erecek. Bunu bilesiniz diye size bir Hollywood filmi bile
yolladik... kanit olarak daha ne istiyorsunuz?"
Ateistlerin akli tersinden islediginden, sahte tanrilari gercek tanri
yaparlar ve onlara taparlar. "Tapmayiz" derler, ama taptiklarindan
habersiz olurlar!
Allah'a inancsizligindan dolayi bütün kâinata ve kâinatlilara tecâvüz
etmekte olan bu ateist, "dünyanin en büyük pedofili" olmayi da hak-
etmis bulunuyor! Böyle cok cok büyük tecâvüzcü ve pedofilinin ve
bilgili cahilin sözlerine kim inanir! Kim inanir ki, insanlar onun uydur-
dugu tangirtilarin pesinden gisin! Ey ateist, sen de zaman varken,
daha henüz yokluk kuyusuna düsmemisken Allah'a inan ve teslim
ol ki, tecâvüzcülügünden, pedofililiginden, seytana kulluktan kurtul.
2012'yi bekleme. O zamana kadar ecelin aniden gelebilir ve kurtu-
lustan mahrum kalirsin. Kurtulustan mahrum kalmislarin yurdu, Al-
lah'in kodesidir, unutma!
Allah'in varligina delil istiyorsan, o sensin! Eger buna inanmiyorsan,
haydi senin gibi bir sen yarat, delilimi bosa cikart! Eger yapamiyor-
san, o halde cok güvendigin maddeye, tesadüfe, ayiklamaya hattâ
"deneme" ve "yanilma" hazretlerine de müracaat edebilir, bir "sen"
yaptirabilirsin. Eger bunu basarirsan, Allah'a tapmaktan kurtulur-
sun. O zaman ben senin tanrilarina tapmak zorunda kalirim... Hadi,
dene! Tanrisizliginin tanrilari olan o yedi tanrini da yardima cagira-
bilirsin...
Ha, sana ve tanrilarina sunu hatirlatmak isterim: Önce bu evrenden
baska bir evren yaratin. Bu yaraticiligi yaparken de evrendeki hic bir
seyi kullanmayin. Cünkü onlarin hepsi "Allah"a aittir. Yoksa bu ev-
rendeki madde ve örneklerle yapacaginiz bir yaraticilik gecersiz
olacaktir.
***
Peygamberdeki kuvvet, iman kuvvetidir. Bu kuvvet, Allah'tandir. Bu
kuvvetle ay ikiye bölünür, deniz ortadan yarilir, ölüler dirilir. Ama din
düsmani ateistin bunu anliyacak kalbi yoktur. Kafasi da tersinden
isler, gercegi göremez. Mehdi de gelir, ateistin ters isleyen kafasina
bir hak ve hakikat darbesi indirir; ateistin sesi, solugu kesilir!
***
Hz. Muhammed mûcizeten ayi ikiye böldügünde mor inegi degil,
ateizmi ikiye bölmüstü! O bölünenlerden birisi bugün "agnostik"
oldu, öbürü de "din düsmani" kaldi...
Ama onlarin din düsmani veya ateist olmasi yine Allah'in izniyledir.
Eger Allah cebir kullansaydi, onlar ateist olamaz ve kalamazdi.
Peki, Allah buna nicin izin veriyor?
Herkesin icindeki iyilik ve kötülük aciga ciksin ve aciga cikanla da
mükâfât veya ceza görsün diye!
Peki Allah, kimin icinde ne bulundugunu bilmiyor muydu?
Biliyordu. Fakat iyilik ve kötülük işlenmeden, ceza ve mükâfât hak
olmazdi. Eger Allah, Kendi bilgisine yani (insanin ileride yapacakla-
rina) göre, yani daha iyilik ve kötülük işlenmeden bir insana ceza
vermeye kalksaydi, o insan da: "Ben hic bir iyilik veya kötülük işle-
memisken bana nasil ceza (veya mükâfât) verdin, veriyorsun" diye-
cekti.
Işte adaletsizlikten arinmis olan Allah bu sebeple, Kendi bilgisine
göre degil, sevap ve günahin işlenmesinden sonra, aciga cikan fiile
göre karsilik vermektedir. Ateistler de hak ettikleri karsiliklarini mut-
laka alacaklardir. Bu alacagin ödenmesi icin de mutlaka kiyamet
kopacak, dünya ve evren yikilacak ve bu yikimdan sonra da insanlar
diriltilip dünyanın kalıntısı üzerınde kurulmus olan "Büyük Mahkeme"
de hesap vereceklerdir. Ateistler bunu inkâr etseler de! Cünkü hersey
ateistlerin elinde degildir... Onlar; ölüm, Allah ve ates tarafindan ku-
şatilmis varliklardir. Fakat kalpleri kör oldugu icin bu kuşatilmislikla-
rini göremiyorlar. Göremedikleri icin de Allah'in diniyle ve dindariyla
alay ediyorlar. Fakat onlarin alaylari, onlari kuşatmis olandan kurtar-
mayacaktir, kurtaramaz. Onlar alaylarina devam etsinler. Allah da,
cehennemi kizistirmaya devam edecektir...
Ateistler "var"mis, ama onlari yaratan ve yaşatan Allah "yok"mus!
Hah hah hah hah hah hah hay! "Sevsinler onlarin fikirlerini" diyecegim
ama, bu fikri cehennemden baska sevecek bir varlik yoktur.
***
Tanritanimaz Emre, Tanritanir ve Allahbilir Hermes'e demis: "Oku-
ma yazma bilmeyen pedofillerin izinden giderseniz boyle olur iste."
Ben de diyorum: Sagdan soldan toplanmis bilgi kirintilariyla cok
okumus ve cok bilmis kâinat tecavüzcüsü müfteri ateistlerin pesin-
den gidenler cehenneme; Allah'tan aldigi bilgi ve isikla herseyi bilir
hale gelmis ve aracilik ettigi dinle de pedofili dahil bütün ahlâksizlik-
lari kökünden kazimis olan Hz. Muhammed'in izinden gidenler de
cennete gider. Delilim mi? Delilim Kur'andir. Ya senin cehennemlik
olmayacagina dair delilin nedir, ey ateist?
***
Hermes,
"Emre" rumuzlu tanrisizlik tapicisini artik kaale almiyorum.
Gercegi ararken sapiklik batagina saplanmis ve saplandigi batakta
hâlâ "yikilmadim ayaktayim" diyen ve bu haliyle "komedyen" olmak-
tan cok "drammedyen" olmayi basaran bu cok okumus ve cok bil-
mis ama gercekten mahrum kalmis ve sonunda "cehennem odunu"
olmayi basarmis kâinat tecavüzcüsü ateisti, parmaklarinizda da
oynatabilirsiniz. Kolay gele...
***
Iki türlü "dogru" vardir. Birinci dogru: "Yaratan"in dogrusudur. Ikinci
dogru ise: "Yaratilanlar"in dogrusudur. Yaratan'in dogrusu tektir. Ama
yaratilanlar'in dogrusu birden fazladir. Cünkü Yaratan'in dogrusunu
bilmedikleri veya dinlemedikleri icin herkes kendine göre bir "dogru"
icad edebilir ve etmektedirler. Fakat, Yaratan'in dogrusuyla uyuşma-
yan icad edilmis bütün dogrular, Yaratan'in dogrusu yaninda "egri"dir.
***
Ateist demis: ["Her canlı ölümü tadacaktır" sözü malumu ilam zaten.]
Ebediyete aşik olan nefis, ölümü unutur; kendini ebedî görmek ister.
"Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti ise, onu bu gafletinden uyandirir,
gözünü gercege actirir.
Ateist demis: "Tanrı adaletsizliği bu dünyada çözemedikten sonra
ötekinde bunu başaracağına nasıl inanayım?"
Ateistlere göre Tanri (Allah) "yok"tur ki, O'nun adaleti olsun!.. Onlara
Allah'in adaletini anlatmak bosuna olacagindan, onlari birakip gercegi
arayanlara şunlari söylemek lâzimdir:
Tanri, insanlar arasindaki adaletsizlige cogunlukla müdahale etmez.
Cünkü onlari birbirleriyle imtihan etmektedir. Bunun icin karsilik bul-
mamis adaletsizlikler, baska bir âlemde bir BÜYÜK MAHKEME'ye
havale edilmektedir. Cünkü dünyada verilecek bir ceza veya mükâfât,
adaleti karsilamaya yetmez. Cünkü meselâ, on kisiyi öldürmüs bir
adami bir kere idam edebilirsiniz. Halbuki onun hakki on kere idam
edilmektir. Eger baska bir diyarda hesap-kitap görme olmazsa, maz-
lûmlarin hakki yanmis olacaktir. Bu da cok büyük bir adaletsizliktir.
Allah ise bu adaletsizlige izin veremeyeceginden, sonucu baska bir
diyara ertelemektedir.
Hem meselâ; Allah, maddî dünyamizin gecesini karanliktan kurtarmis
olan Edison gibi bir adama bu dünyada mükâfât vermek istese, o in-
sanin alacagi ödül -Allah'a inanmis olmak sartiyla- cok büyük olaca-
gindan, o ödülün sefasini tam süremeyecektir. Cünkü bir insan bu
dünyada ancak 60-70 yil gibi kisa bir ömre sahiptir. Halbuki bu insa-
na milyonlar sene ömür vermek gerekir ki, ona verilecek büyük ödül-
ün sefasini sürebilsin.
Işte bu gerceklerden dolayi bu dünyada adaletin tam gerceklesmesi
mümkün degildir. Bunun icin de bir öte dünya ve ona girmeden önce
de bir BÜYÜK MAHKEME'de adaletlesmek, Allah'in üzerine borc ol-
mustur. Allah da bu borc ve vaadini yakinda ve mutlaka yerine geti-
recektir. Ateistler inanmasa ve kabul etmese de!
Ateist demis: "Tanrı bana aklını kullan diyor. Bu aklı bana Tanrı verdi
ve ben fıtraten aklımın ötesindekini bilemem, değil mi? Tanrı bana bu
bilgiyi bahşetmemiş. Eeee, o takdirde ben ancak bu dünyadaki ada-
lete bakarım. Diğeri üstüne ahkam kesmek Tanrı'nın bana fıtraten
bahşetmediği bir alana tecavüz etmek olur."
Sen, aklinin ötesindekileri kendi basina bilemezsin. Fakat senin yara-
ticin olan Allah, onlari sana bildirebilir ve Kur'aniyla bildirmis. Sen bu
bildiriyi reddedersen, karanlikta kalmak senin sucundur!
Ateist demis: "Tanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu
dünyada ispat etsin. Öteki dünyaya erteleyip durmasın. Kendimi
fena halde kandırılmış hissediyorum!"
Tanri, senin keyfine göre hareket edemez! O'nun adaletine dair bir
isbat ariyorsan, o isbat: "Kur'an"dir. Onu kabul etmezsen, kendi key-
fine göre bir adalet uydurmak zorunda kalacak, bu uyduruk adaletle
de insanlara zulmedip zalim olacaksin! Seni kandiran Allah degil,
seytandir. Allah'a inanmadigin müddetce de seni Allahsizlikla, ate-
istlikle kandiracaktir ve kandirmaktadir. Kandirilmaktan kurtulmak
istiyorsan, herseyin sahibi BILEN Allah'a yönel, kurtul! Bilgisiz mad-
deye ve kör tesadüfe tapmaya devam edersen, kurtulusun yoktur...
Eger Allah olmasaydi, sen de olmazdin. Eger O'nun adaleti olmasay-
di, O'na inancsizligindan dolayi seni suracikta bir böcek gibi eziverirdi.
Fakat adaleti geregi ve hem "belki düzelirsin" diye ve sana verilen sü-
renin dolmasi icin hemen ceza vermemekte, seni kiyametten sonra
kurulacak olan Büyük Mahkeme'ye ertelemektedir.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bayan ateist demis: "[Her yeni düzen, yerini aldığı düzeni haklı
veya haksız argümanlarla kötüler...]
Aynen katılıyorum. Putperestliğin günah olduğuna, Yahudi ve
Hıristiyanlığın tahrif edilmişliğine ilişkin sözde tanrısal bildiriler
de aslında tanrısal filan olmayıp yeni düzenin eskisini kötülemesi,
yanlışlamasıdır."
Cevap: Kur'an, kendinden önceki semâvî dinleri kötülemez. Ancak
onlara sonradan ilâve edilmis uydurmalari yanlislar, onlari düzeltir.
Gerekli düzeltme yapilmis ve kabul edilmisse, Isevîlik ve Musevîlik
de gecerliligini korur. Gerekli düzeltme yapilmaz ve kabul edilmezse,
o dinler gecerlilik kazanamaz.
***
Ateist demis: "Sizi yazdiklarimda bir tane hata bulmaya davet
ediyorum. Dayanaksiz iftira atmakta iyisiniz masaallah."
Cevap: Onun yazdiklarinin hepsi hatadir. Cünkü verdigi cevaplar
ve bulundugu iddialarin hepsi Hakk'i inkâra dayaniyor! Inkârin
neresini dogrulayalim? Biz iftiradan hoslanmayiz. Ama o, iftiraci-
larin en iyisidir!
***
Ateistlerin Hakk'i inkârda kendilerini "hatasiz" görmesi gibi, seytan
da kendini hatasiz görür. Allah, seytana dedi: "Yarattigim şu insana
secde et." Seytan, dedi: "Ben ona secde etmem. Cünkü ben ondan
iyiyim, o benden kötü. Ben kötüye hic secde eder miyim!" Allah da,
kendini hakli, Allah'i haksiz sayan seytani cennetten kovdu. Cennet-
ten kovulan da, cehenneme odun oldu! Hakk'i yalanlayan ateistlerin
sonu da böyledir işte... Ama onlar bu gercegi de inkâra devam
edeceklerdir. Nereye kadar? Atese girecekleri güne kadar!
***
"Uçan mor inekler nerede bulunur?" sualine, bayan ateist:
"Uçarak yedigökleri aşanlar nerede bulunursa orada!" cevabini
vermis. Ama bu cevap, yanlis cevap! Dogru cevap ise: "Ateist-
lerin Allah'a inancsizliklarinda bulunur" olmaliydi.
Hz. Muhammed'in Allah'a cikisina inanmayan ateistler, bizim
nazarimizda; "dünya dönüyor" diyen Galileo'nun sözlerini yalan-
layan Ortacag Papazlari gibidir.
Gelin ey Yenicag Papazlari! Hz. Muhammed'in gökleri aşarak
Allah'a cikisina simdiden inanin. Bir gün bilim bu cikisi gercek-
lerse, utanmayin... Utanc gününe varmadan, ateist papazligi
terkedin. Terketmeyeceginizi biliyoruz ama, biz dâvetimizi
yapmis olalim...
***
Eger ateistlerin gercegi gören gözü, gercegi duyan kulagi, gercegi
anlayan akli, gercegi hisseden kalpleri olsaydi; semâvî Kitap'larin
"gökten düsmedigi"ni, aksine "Allah'tan indirildigi"ni bilirlerdi. Ama
bilemezler. Cünkü gercege karsi onlarin kalpleri, akillari, gözleri kör;
kulaklari da sagirdir. Onlar, uzayli(?)larin dünyalilara "mesaj" gönder-
digine inanabilirler. Ama uzayin sahibi yüce Tanri'nin bir elcisine
"söz" indirdigine inanamazlar!
***
Ey Zeuslu, Ahurali, Mazdali, Xenuslu, Yehovali, Odinli, Thorlu,
Jupiterli ateist!
Sekiz tanriya kul olmakla, sekiz parcaya bölünmüssün. Tek Allah'
a inanirsan, parcalanmisliktan kurtulursun. Hem, varligini isbatlaya-
mayacagin tanrilar uydurmaktan vazgec. Acaba senin 8 tanrindan
hangisi bu evreni icad etmis ve onu işletmektedir? Yoksa bu icad
ve işletmeyi ortaklasa mi sürdürüyorlar? Ortaklasa sürdürüyorlarsa,
böyle aciz tanrilara kullukta hangi kuvveti buluyorsun? "Aciz"lerin
"gercek Tanri" olamayacagini ne zaman ögreneceksin? Hem sen
nasil oldu da gercek Tanri Allah dururken, aciz tanrilara kul oldun?
Sen "tanrisiz" degil miydin? Yoksa tanrisizliga "paydos" mu dedin?
Eh, bu da bir gelismedir! Ama "eksik" bir gelisme... Dilerim bunu,
"Allah'a inanc"la tamamlarsin. Hadi kolay gelsin...
***
Ey müfteri Ateist!
Allah'a inancsizliginla bütün kâinat ve kâinatlilara tecâvüz etmekte
oldugundan bir pedofili senin yaninda cok mâsûm kalir! Elinde hic
bir gecerli delil olmadigi halde mâsûm bir Peygambere iftira atmak-
la da, alcakligin zirvesine cikiyorsun. Ciktigin yerde istedigin kadar
kalabilirsin, seni kim indirir oradan! Ama dikkat et; oradan düsecegin
tek yer, Allah'in kodesidir. Kodese girmene de cok az bir vakit kaldi.
O az vakit geldiginde önce yokluk kuyusuna atilacaksin. Oradan da
inkâr ettigin kodese. Tekrar diriltilmemege gücün yok ki, o kodese
girmeyesin! Kodesli günlerin simdiden hayirli olsun!
***
Yedi tanrili(!) ateist demis 1: "Ey Zeussuz, Ahura Mazdasiz,
Xenusuz, Yehovasiz, Odinsiz, Thorsuz, Jupitersiz ve bize tapip
ateist olunamayacagini cakmayan etmeyen imansiz:"
Ey hem yedi tanrili ve hem yedi tanrisiz ateist! Ben yalnizca bir tek
Allah'a iman ederim. Birbirleriyle ortaklik kurmus aciz sahte tanri-
lardan da nefret ederim.
Yedi tanrili(!) ateist demis 2: "Bir tanri sekiz tanridan guclu olur mu?
Tabii ki olamaz. Biz gucumuzu birlestirince sahte tanrilari ezeriz."
Sekiz tane eksi tanri, arti 1 Tanri etmez. Sen biraz matematik ögren!
Hem herseye gücü yetmeyen, bu evrenin Sahibi olamaz ki, Allah'tan
baska tanrilar bulunsun! Hem baska tanrilarin gücüne muhtac aciz
tanrilardan sonsuz kudret arayan insana ne hayir gelir ki, aciz insan
onlari Rab tutsun! Allah tarafindan asil ezilecek olan, sizin uydurduk-
larinizdir! Uyduranlar uydurduklariyla beraber cehennemin odunu-
dur!
Yedi tanrili(!) ateist demis 3: "Bizlere inanirsan daha alçak gönüllü
olursunuz, butun dunyanin sizin sahte tanrizini etrafinda donmedigini
kavrarsiniz. Sizin tanrinizdan evvel meydana kac tanri cikti bir bilse-
niz. Biz sekiz tanrilar is bolumu yapmaktayiz. Hem birbirimizi icat
ettik hem evreni. Evren icad edildi de tanrilar icad edilmediler mi?
Boylelikle o isi de cozduk."
Asil siz Allah'a inanirsaniz, daha da alcak gönüllü olursunuz! Inanin,
görün! Ama inanamazsiniz. Cünkü sizin gercek tanriniz, gururunuz-
dur! Gururuna tapanlar da, cehennemin odunudur!
Allah'tan evveli yoktu ki, baska tanrilar cikabilsin! Varligi olmayan
uydurma tanrilarinizin bu evrende ne hissesi olabilir ki? "Yok"un
hissesi, "var" olamaz!
Bak sen! "Hem birbirlerini icad etmisler, hem evreni!" Buna iste
ancak bizim yedi tanrili(!) ateistimiz inanir! "Sonradan olanlar",
"Allah" olamaz! Bunu iyi bil ey ateist! "Icad edilen tanri"ya da "Al-
lah" denilemez. Isi, senin gibi bir ölümlü acizin "cözümü"ne kalmis
tanrilar ancak senin isine yarayabilir. Insanlar, Allahsizlarin yardi-
mina muhtac düsmüs tanrilardan medet ummazlar! Umanlar da,
ateistler gibi akilsiz olurlar! Sen hic bir sey cözmüs degilsin ey ger-
cegin yalanlayicisi ateist! Aksine sen seytan tarafindan cözülmüs
bir seytan kulusun!
Yedi tanrili(!) ateist demis 4: "Gercek tanrilar dururken cahil bir
pedofilin uydurdugu putperest bir dinin pesinde gitme. Hata yapi-
yorsun ey kafir. Zaman varken yolundan don. 2012'de dunya
sona erecek. Bunu bilesiniz diye size bir Hollywood filmi bile
yolladik... kanit olarak daha ne istiyorsunuz?"
Ateistlerin akli tersinden islediginden, sahte tanrilari gercek tanri
yaparlar ve onlara taparlar. "Tapmayiz" derler, ama taptiklarindan
habersiz olurlar!
Allah'a inancsizligindan dolayi bütün kâinata ve kâinatlilara tecâvüz
etmekte olan bu ateist, "dünyanin en büyük pedofili" olmayi da hak-
etmis bulunuyor! Böyle cok cok büyük tecâvüzcü ve pedofilinin ve
bilgili cahilin sözlerine kim inanir! Kim inanir ki, insanlar onun uydur-
dugu tangirtilarin pesinden gisin! Ey ateist, sen de zaman varken,
daha henüz yokluk kuyusuna düsmemisken Allah'a inan ve teslim
ol ki, tecâvüzcülügünden, pedofililiginden, seytana kulluktan kurtul.
2012'yi bekleme. O zamana kadar ecelin aniden gelebilir ve kurtu-
lustan mahrum kalirsin. Kurtulustan mahrum kalmislarin yurdu, Al-
lah'in kodesidir, unutma!
Allah'in varligina delil istiyorsan, o sensin! Eger buna inanmiyorsan,
haydi senin gibi bir sen yarat, delilimi bosa cikart! Eger yapamiyor-
san, o halde cok güvendigin maddeye, tesadüfe, ayiklamaya hattâ
"deneme" ve "yanilma" hazretlerine de müracaat edebilir, bir "sen"
yaptirabilirsin. Eger bunu basarirsan, Allah'a tapmaktan kurtulur-
sun. O zaman ben senin tanrilarina tapmak zorunda kalirim... Hadi,
dene! Tanrisizliginin tanrilari olan o yedi tanrini da yardima cagira-
bilirsin...
Ha, sana ve tanrilarina sunu hatirlatmak isterim: Önce bu evrenden
baska bir evren yaratin. Bu yaraticiligi yaparken de evrendeki hic bir
seyi kullanmayin. Cünkü onlarin hepsi "Allah"a aittir. Yoksa bu ev-
rendeki madde ve örneklerle yapacaginiz bir yaraticilik gecersiz
olacaktir.
***
Peygamberdeki kuvvet, iman kuvvetidir. Bu kuvvet, Allah'tandir. Bu
kuvvetle ay ikiye bölünür, deniz ortadan yarilir, ölüler dirilir. Ama din
düsmani ateistin bunu anliyacak kalbi yoktur. Kafasi da tersinden
isler, gercegi göremez. Mehdi de gelir, ateistin ters isleyen kafasina
bir hak ve hakikat darbesi indirir; ateistin sesi, solugu kesilir!
***
Hz. Muhammed mûcizeten ayi ikiye böldügünde mor inegi degil,
ateizmi ikiye bölmüstü! O bölünenlerden birisi bugün "agnostik"
oldu, öbürü de "din düsmani" kaldi...
Ama onlarin din düsmani veya ateist olmasi yine Allah'in izniyledir.
Eger Allah cebir kullansaydi, onlar ateist olamaz ve kalamazdi.
Peki, Allah buna nicin izin veriyor?
Herkesin icindeki iyilik ve kötülük aciga ciksin ve aciga cikanla da
mükâfât veya ceza görsün diye!
Peki Allah, kimin icinde ne bulundugunu bilmiyor muydu?
Biliyordu. Fakat iyilik ve kötülük işlenmeden, ceza ve mükâfât hak
olmazdi. Eger Allah, Kendi bilgisine yani (insanin ileride yapacakla-
rina) göre, yani daha iyilik ve kötülük işlenmeden bir insana ceza
vermeye kalksaydi, o insan da: "Ben hic bir iyilik veya kötülük işle-
memisken bana nasil ceza (veya mükâfât) verdin, veriyorsun" diye-
cekti.
Işte adaletsizlikten arinmis olan Allah bu sebeple, Kendi bilgisine
göre degil, sevap ve günahin işlenmesinden sonra, aciga cikan fiile
göre karsilik vermektedir. Ateistler de hak ettikleri karsiliklarini mut-
laka alacaklardir. Bu alacagin ödenmesi icin de mutlaka kiyamet
kopacak, dünya ve evren yikilacak ve bu yikimdan sonra da insanlar
diriltilip dünyanın kalıntısı üzerınde kurulmus olan "Büyük Mahkeme"
de hesap vereceklerdir. Ateistler bunu inkâr etseler de! Cünkü hersey
ateistlerin elinde degildir... Onlar; ölüm, Allah ve ates tarafindan ku-
şatilmis varliklardir. Fakat kalpleri kör oldugu icin bu kuşatilmislikla-
rini göremiyorlar. Göremedikleri icin de Allah'in diniyle ve dindariyla
alay ediyorlar. Fakat onlarin alaylari, onlari kuşatmis olandan kurtar-
mayacaktir, kurtaramaz. Onlar alaylarina devam etsinler. Allah da,
cehennemi kizistirmaya devam edecektir...
Ateistler "var"mis, ama onlari yaratan ve yaşatan Allah "yok"mus!
Hah hah hah hah hah hah hay! "Sevsinler onlarin fikirlerini" diyecegim
ama, bu fikri cehennemden baska sevecek bir varlik yoktur.
***
Tanritanimaz Emre, Tanritanir ve Allahbilir Hermes'e demis: "Oku-
ma yazma bilmeyen pedofillerin izinden giderseniz boyle olur iste."
Ben de diyorum: Sagdan soldan toplanmis bilgi kirintilariyla cok
okumus ve cok bilmis kâinat tecavüzcüsü müfteri ateistlerin pesin-
den gidenler cehenneme; Allah'tan aldigi bilgi ve isikla herseyi bilir
hale gelmis ve aracilik ettigi dinle de pedofili dahil bütün ahlâksizlik-
lari kökünden kazimis olan Hz. Muhammed'in izinden gidenler de
cennete gider. Delilim mi? Delilim Kur'andir. Ya senin cehennemlik
olmayacagina dair delilin nedir, ey ateist?
***
Hermes,
"Emre" rumuzlu tanrisizlik tapicisini artik kaale almiyorum.
Gercegi ararken sapiklik batagina saplanmis ve saplandigi batakta
hâlâ "yikilmadim ayaktayim" diyen ve bu haliyle "komedyen" olmak-
tan cok "drammedyen" olmayi basaran bu cok okumus ve cok bil-
mis ama gercekten mahrum kalmis ve sonunda "cehennem odunu"
olmayi basarmis kâinat tecavüzcüsü ateisti, parmaklarinizda da
oynatabilirsiniz. Kolay gele...
***
Iki türlü "dogru" vardir. Birinci dogru: "Yaratan"in dogrusudur. Ikinci
dogru ise: "Yaratilanlar"in dogrusudur. Yaratan'in dogrusu tektir. Ama
yaratilanlar'in dogrusu birden fazladir. Cünkü Yaratan'in dogrusunu
bilmedikleri veya dinlemedikleri icin herkes kendine göre bir "dogru"
icad edebilir ve etmektedirler. Fakat, Yaratan'in dogrusuyla uyuşma-
yan icad edilmis bütün dogrular, Yaratan'in dogrusu yaninda "egri"dir.
***
Ateist demis: ["Her canlı ölümü tadacaktır" sözü malumu ilam zaten.]
Ebediyete aşik olan nefis, ölümü unutur; kendini ebedî görmek ister.
"Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti ise, onu bu gafletinden uyandirir,
gözünü gercege actirir.
Ateist demis: "Tanrı adaletsizliği bu dünyada çözemedikten sonra
ötekinde bunu başaracağına nasıl inanayım?"
Ateistlere göre Tanri (Allah) "yok"tur ki, O'nun adaleti olsun!.. Onlara
Allah'in adaletini anlatmak bosuna olacagindan, onlari birakip gercegi
arayanlara şunlari söylemek lâzimdir:
Tanri, insanlar arasindaki adaletsizlige cogunlukla müdahale etmez.
Cünkü onlari birbirleriyle imtihan etmektedir. Bunun icin karsilik bul-
mamis adaletsizlikler, baska bir âlemde bir BÜYÜK MAHKEME'ye
havale edilmektedir. Cünkü dünyada verilecek bir ceza veya mükâfât,
adaleti karsilamaya yetmez. Cünkü meselâ, on kisiyi öldürmüs bir
adami bir kere idam edebilirsiniz. Halbuki onun hakki on kere idam
edilmektir. Eger baska bir diyarda hesap-kitap görme olmazsa, maz-
lûmlarin hakki yanmis olacaktir. Bu da cok büyük bir adaletsizliktir.
Allah ise bu adaletsizlige izin veremeyeceginden, sonucu baska bir
diyara ertelemektedir.
Hem meselâ; Allah, maddî dünyamizin gecesini karanliktan kurtarmis
olan Edison gibi bir adama bu dünyada mükâfât vermek istese, o in-
sanin alacagi ödül -Allah'a inanmis olmak sartiyla- cok büyük olaca-
gindan, o ödülün sefasini tam süremeyecektir. Cünkü bir insan bu
dünyada ancak 60-70 yil gibi kisa bir ömre sahiptir. Halbuki bu insa-
na milyonlar sene ömür vermek gerekir ki, ona verilecek büyük ödül-
ün sefasini sürebilsin.
Işte bu gerceklerden dolayi bu dünyada adaletin tam gerceklesmesi
mümkün degildir. Bunun icin de bir öte dünya ve ona girmeden önce
de bir BÜYÜK MAHKEME'de adaletlesmek, Allah'in üzerine borc ol-
mustur. Allah da bu borc ve vaadini yakinda ve mutlaka yerine geti-
recektir. Ateistler inanmasa ve kabul etmese de!
Ateist demis: "Tanrı bana aklını kullan diyor. Bu aklı bana Tanrı verdi
ve ben fıtraten aklımın ötesindekini bilemem, değil mi? Tanrı bana bu
bilgiyi bahşetmemiş. Eeee, o takdirde ben ancak bu dünyadaki ada-
lete bakarım. Diğeri üstüne ahkam kesmek Tanrı'nın bana fıtraten
bahşetmediği bir alana tecavüz etmek olur."
Sen, aklinin ötesindekileri kendi basina bilemezsin. Fakat senin yara-
ticin olan Allah, onlari sana bildirebilir ve Kur'aniyla bildirmis. Sen bu
bildiriyi reddedersen, karanlikta kalmak senin sucundur!
Ateist demis: "Tanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu
dünyada ispat etsin. Öteki dünyaya erteleyip durmasın. Kendimi
fena halde kandırılmış hissediyorum!"
Tanri, senin keyfine göre hareket edemez! O'nun adaletine dair bir
isbat ariyorsan, o isbat: "Kur'an"dir. Onu kabul etmezsen, kendi key-
fine göre bir adalet uydurmak zorunda kalacak, bu uyduruk adaletle
de insanlara zulmedip zalim olacaksin! Seni kandiran Allah degil,
seytandir. Allah'a inanmadigin müddetce de seni Allahsizlikla, ate-
istlikle kandiracaktir ve kandirmaktadir. Kandirilmaktan kurtulmak
istiyorsan, herseyin sahibi BILEN Allah'a yönel, kurtul! Bilgisiz mad-
deye ve kör tesadüfe tapmaya devam edersen, kurtulusun yoktur...
Eger Allah olmasaydi, sen de olmazdin. Eger O'nun adaleti olmasay-
di, O'na inancsizligindan dolayi seni suracikta bir böcek gibi eziverirdi.
Fakat adaleti geregi ve hem "belki düzelirsin" diye ve sana verilen sü-
renin dolmasi icin hemen ceza vermemekte, seni kiyametten sonra
kurulacak olan Büyük Mahkeme'ye ertelemektedir.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 13
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 13
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Ateist bayan demis: "Hakperest'e vahiy indi herhalde... Demek
Türkiye 7 yıl içinde halifelik'e çıkıyor ve nükleer silah sahibi İran'ı
da halifeliği altına alıyor! ...Sen inanadur sevgili Hakperest, kendi
kendini kandırarak mutlu olmak imanın bir şartı zaten! Ben de
rüyamda gördüm ki 'üç zaman içinde' AKP gidiyor gibi...Ama
bu 3 zaman artık üç ay mı, yıl mı, dönem mi olur, bilmem...
Halifelik geliyor! Yehhuuuuuuu!!!! Bakın, Hakperest gibiler
(AKP tabanı) 7 yıl içinde 'halifelik' ilan ediyorlar. Bu teokrasi
demek. Ve TEOKRASİ - adı üstünde - DEMOKRASİ
OLAMAZ!"
Vahiy inmedi. Sadece dünya gidisatina bakarak görüsümü söylü-
yorum. Tabii herkesin görüsü bir olmaz ve bazi kimseler daha faz-
lasini görebilir. AKP'nin gitmesi, halifeligin gelmesini önlemez. 9 ay
icinde Iran'in Israil tarafindan vurulacagini düsünüyorum. Yakin
gelecekte cereyan edecek olaylar, Türkiye'yi mecburen halifelige
cikaracak. Hem de en fazla on yil icinde!
Halifelik demek, "teokrasi" demek degildir. Halifelik, müslüman
bir millet icin demokrasiden daha uygun bir yönetim bicimidir. "Her
millet demokrasiyle yönetilecek" diye bir kaide yoktur. Hangi rejim
hangi millete daha uygunsa, o kabul edilir. Dogal olan budur. Ate-
istler ve Kemalistler halifelikten hoslanmiyor mu, onlari da kendi
yasalariyla basbasa birakiriz. Ama onlarin yasalariyla yönetilmeyi
kabul edemeyiz. Cünkü Müslümanlar, "müslüman olmayanlar"
gibi degildir; nasil ateistler ve Kemalistler "müslüman gibi" degilse...
***
Allah'in Allahsiz kuluna,
Benim, demokrasiyle bir alip veremedigim yoktur. Simdiki durumda
demokrasiden memnunum. Fakat zamanin degismesiyle insanlarin
ihtiyaclari da degisiyor. Ihtiyaclar degisince, insanlarin talepleri de
degisiyor. Bunun icin halifelik kacinilmazdir diyorum. Tabii bu benim
görüsüm. Siz de; "yanlis görüyorsunuz" diyebilirsiniz. Ben de: Bekle-
yelim görelim" derim.
***
Bay/bayan Anonymous veya Nilgün ve Emre,
Soruyorsunuz: "Neden Kur'an korunmuştur da İncil korunmamış-
tır?"
Allah Incil'i düzeltmek icin Kur'an'i göndermistir. Kur'an gönderil-
dikten sonra, Incil'in korunmasina gerek kalmiyor tabii. Buna karsi
ısrarla, "Incil'in neden Kur'an gibi ebedî bir Kitap olarak birakil-
madigini" sorabilirsiniz. Cünkü Allah, yalniz Isa döneminin Allah'i
degil, Isa'dan sonraki asirlarin da Allah'idir. Bunun icin Tevrat'tan
sonraki Incil'in devami olan Kur'an'in da gönderilmesi gerekti.
Cünkü Allah, bütün toplum ve topluluklarin Sahibi'dir. Sahipligini
onlara duyurmadan Ilahlik olmaz. Bu cevabim karsisinda da diye-
bilirsiniz: "Madem Allah bütün toplum ve topluluklarin Sahibidir,
öyleyse neden bizim asrimiz icin de bir Kitap göndermiyor?"
Cünkü Kur'an, bütün asirlara yetebilecek mahiyette bir Kitap'tir
da ondan. Kur'andan üstün bir Kitap getirip ortaya koymadikca
da bu cevabimi cürütemezsiniz! Haydi, getirin "üstün Kitab"inizi.
"O (Kur'an) ayrica; Allah'in, âlimlere ilham edilen bilgileri ve
Evliya'nin kalblerine indirilen Kur'an özetleriyle de koruma
altinda tutulmustur" dememe karsi demissiniz:
"Söz ettiğiniz kişiler ALİM ve EVLİYA ve bu alim ve evliyaların
verdiği bilgiler hiçbir zaman ÖRTÜŞMEZ. (Peygamberlerin ki
de örtüşmüyor ya, hadi nesye!) Hıristiyanların 4 İncili 140 küsur
İncil arasından seçilmiş."
Kur'an, her asir, Âlim ve Evliyalarin kalbinde Allah tarafindan
yenilenmekte ve güncellenmektedir. Siz, Âlim ve Evliya'nin
yorumlarina degil, Kur'ana bakiniz. Dünyada bir tek Kur'an
vardir. Birbirini tutmayan onlarca Kur'an yoktur. Âlim ve
Evliyalar yorum yapar, ama Kur'an yazmaz. Siz, birbirini
tutmayan "ikinci bir Kur'an" var mi, onu gösteriniz. Göstere-
miyorsaniz, onun tekligini kabul etmek zorundasiniz.
Âlim ve Evliyalarin verdigi bilgiler tam örtüsmez, ama özde
ve esasta birlesir. Hepsi, Kur'anin tekliginde müttefiktir.
***
Bayan ateist demis: "TC kanunları altında yaşayan kadının
kocasının metresine benzemez bu iş. TC kanununda metres
İLLEGALDİR; İslam kanununda ise LEGAL! Seçim sizin.
Ben kocasını başka kadınla paylaşan kadının yüzündeki hüznü
kızımın yaşamasını asla istemem. Bunun için İslam'ı hayatımızdan
uzak tutmağa çalışıyorum."
Allah'in izin verdigine "helâl" denir. Helâli haram yapmaya kimsenin
hakki yoktur. Allah'in izin verdigi cokevliligi yasaklayanlar, erkegin
dogasina isyan etmis ve gayrimesruluk kapisini acmis olurlar ve olu-
yorlar. Sizin kiziniz, "kocasini baska kadinla paylasan kadinin yüzün-
deki hüznü" paylasmayacaktir belki, ama onun gizli iliskilerine katlan-
mak zorunda kalacak veya evlilige elveda diyecektir. Allah'in verdi-
gine razi olmayanlar, seytanin verdigine razi olmak zorunda kalirlar.
Hem Islâmiyet, cokevlilige izin vermekten ibaret degildir. O, cogun-
lukla insanin ebedî saadet yoludur. Fakat Allah'a ve Âhirete inanma-
makta diretenler icin o yol kapali kalacaktir. O yolu acmak da yine
sizin elinizdedir. Islâmiyet'i hayatlarindan uzak tutanlar, seytanî haya-
ta yakin ve onun icinde olurlar! Kim karisir! Sizin dinsizliginiz size,
bizim dinimiz bize...
***
Bay Ateist,
Bana verdiginiz cevap, gercekleri örtmekten baska bir sey degildir.
Ve cevabiniz bana gelmemis, cehenneme gitmis. Gidin, size
verilecek cevabi orada arayin!
***
Ateist demis: "Kol/bacak kesme cezası ilke midir?
Hürün köleden, erkeğin kadından, müslimin gayr-i müslimden
üstünlüğü ilke midir?
Tanıklıkta bir erkeğe karşı iki kadın gerekmesi ilke midir?
Kadınlar tarlanızdır ilke midir?
Ateistin hayvandan aşağı sayılması ilke midir?
Homoseksüelin pislik olması ilke midir?
Yahudi ve Hıristiyanla dost olma ilke midir?
Kadınları gerektiğinde dövebilirsiniz ilke midir?
Anne babanı dinleme (İslam yolunda) ilke midir?"
Cevap 1: Kol, bacak kesme bir cezalandirmadir. Cezalar ve
sekilleri, sartlara göre degisebilir. "Bu cezalandirma sekilleri,
14 asir öncesindeki gibi aynen kalacaktir" seklinde bir kaide
olamaz. Cünkü hükümler sartlara göredir. Sartlar nazara alin-
mazsa, adaletsizlik dogar. Bu da, dinin esaslarina zittir. Cünkü
dinin (Islâmiyet'in) temel esaslarindan biri de "adalet"tir. Islâmi-
yet, adaletsizligi kabul edemez. Bu da, "sartlara göre hükmetme"
yi gerekli kilar. Müslümanlar da bu gereklige uymak mecburi-
yetindedir.
Sosyal statüde Hür olan, köle olandan üstündür. Ama inanc
noktasinda inancli köle, inancsiz hürden üstündür.
Erkek, kadindan "yaratilisca" üstündür. Fakat din noktasinda
Allah'a itaatli olan kadin, itaatsiz erkekten üstündür.
Inanc noktasinda, Allah'a inanan, inanmayandan üstündür. Fakat
iyilikcilik noktasinda, iyilikci gayri müslim, kötülükcü müslimden
üstündür.
Şahitlikte bir erkege mukabil iki kadin istenmesi, kadinin annelik
ve kadinlik duygularinin sahitlikte ariza cikarabilecek olmasi sebe-
biyle birinin ötekini tamamlamasi icin, yani "biri unutur veya sasirir-
sa, öbürü hatirlatsin" diye gerekli görülmüstür. Ama olay yerinde
birden fazla kadin yoksa, bir tek kadin da yeterlidir. Birisi eksik
diye, öbürüsü reddedilemez.
Kadinin erkegin "tarlasi" yani cogalma vasitasi olmasi, dogaldir.
Allah katinda ateist, hayvandan asagi bir mahlûktur. Asagilik bir
mahlûk olmayi kendine yediremiyenler, Allah'a inanmayi kabul
ederek asagiliklarindan kurtulabilirler.
Homoseksüel, homoseksüellikten cikmadigi müddetce, Allah
katinda onun yaptigi is "pislik"tir. Pisligini terketmeyen, cezasini
cekecektir; o, bir "müslüman" olsa da.
Yahudi ve Hiristiyanlarin Islâma düsman olanlari düsman, düs-
manlik göstermeyenleri de dost kabul edilir.
Haksiz kadinin erkek tarafindan cezalandirilmasi bir "hak"tir. Er-
kek isterse bu hakkini bosanmaya da cevirebilir. Erkegin kadina
haksizlik etme hakki yoktur.
Hakli anne-babaya itaat farzdir. Fakat, haksizliklarina itaat mec-
buriyeti yoktur.
Ateist demis: "YALNIZCA ERKEĞE HİTAB ETMEK İLKE
MİDİR? YARATTIĞIN İNSANOĞLUNA NE YAPARSA
YAPSIN - DERİLERİ SONSUZA DEK DÖNE DÖNE
YAKAN CEZA REVA GÖRMEK İLKE MİDİR?"
Cevap 2: Kur'anin (Islâm'in) hitabi, genelde erkege ve kadinadir.
Özelde, erkegedir. Cünkü ailenin reisi erkektir.
Haksiz yere adam öldürmüs bir adamin cezasi, ya ebedî hapis,
ya da idamdir. Bunun gibi, Allah'a inkârciligiyla kâinat ve kâinat-
lilari mânen katletmis bir ateistin cezasi da, ebedî cehennemdir.
Kâinat büyüklügünde bir cinayete -adaleten- yine kâinat büyük-
lügünde bir ceza vermek gerekiyor. Bu cezaya ugramak isteme-
yenler, vakit varken yaraticilari ve yaşaticilari olan Allah'i bilsin,
tanisin ve O'na teslim olsunlar, barbarliklarindan kurtulsunlar!
Allah'in ilkelerini kabul etmeyenlerin ilkeleri kabul edilmez. Ancak
"Hak" olan ilkeler kabul edilir. Bir ilkenin hak olabilmesi icin de,
onun, Allah'in diniyle veya (yaratilisla, yani kesin bilimle) uyusmasi
gerekir. Bir Müslüman, Islâmiyetle bagdasmayan bir ilkeyi kabul
etmek zorunda degildir. Ama bir Müslüman, yaratilisin yasalarina
itaate mecburdur. Cünkü "yaratilis", "Allah'a ait"tir. Bunun icin bir
Müslüman, kesin bilime uymak ve bilgisizce iş yapmamak zorun-
dadir.
***
Verdigim cevaba cevap veren ateist'e,
Verdiginiz cevaplar. Verdiginiz cevaplar. Verdiginiz cevaplar! Onlar,
gercegin inkârindan baska bir sey degildir. Inkârin ise dayanagi
yoktur. Gercege göz kapamalariniz bir cevabi hak etmiyor. Ancak
şunlari söylemek isterim:
El kesme ve zina edenin cezalandirilmasi gibi konular, Islâmiyet
ve onun Kitabi olan Kur'an'da ancak yüzde bir kadar yer tutar. Onlar-
da yüzde doksandan fazla yer kaplayan konular ise; inanc, ibadet,
ahlâk, merhamet ve iyilikciliktir. Seytanin gör dedigini gören, ama
melegin gör dedigini görmek istemeyen ateistler, yüzde birlik yer
tutan konulari öne cikarip, yüzde doksanini gözardi ediyor ve ettir-
meye calisiyorlar. Onlarin bu seytanca gayreti bosunadir. Cünkü
insanlarin yüzde doksandokuzu hirsiz degildir, Kur'anin el kesme
cezasindan fazla etkilenmezler. Belki; "birisi benim malimi calsa,
onun elini degil, kafasini keserim" diyecek ve Kur'andaki cezayi az
bile bulacak... Ayni sekilde insanlarin yüzde seksenden fazlasi da
zina etmez. Bu insanlar da, bazi Ortadogu ülkelerinde zina edenle-
re verilen taşlama cezasini biraz barbarca bulsalar da, o insanlarin
cogu: "Benim karim veya kocam zina etse, onu vurur, öldürürüm"
diyecektir. Yani ateistlerin "barbarlik" olarak gösterdikleri o ceza-
lardan korkacak adam sayisi cok azdir ve ancak suc işleyenler on-
lardan ürküp kacabilir. Ama geri kalaninin korkup kacacagi bir şey-
si yoktur. Işte bunun icin Avrupa ve Amerika süratle Islâm'a kosuyor
ve bazi sözde Islâmcilarin terör faaliyetleri bile onlarin önünü kese-
miyor. Buradan da, 21. yüzyilin bir "Islâm Cagi" olacagini ve insan-
ligin ondan kacamayacagini cikartabiliriz.
Ey Islâm'i "barbarlik" olarak gösterip, insanlari ondan kacirmaya
calisan ateistler! Önünüzde ölüm var. Ölümün ardinda da yokolus
kuyusu sizi bekliyor. Onun ardinda da, asla savamayacaginiz ebedî
cehennem sizi gözlüyor. O gözleyen, sizin icin ne güzel bir yerdir!
Yaptiginiz din düsmanligina karsi da lâyiginiz ancak odur! Dayanin
ona, dayanabilirseniz. Merak etmeyin, orada yalniz kalmayacaksi-
niz. Soysuz Zeus'unuz ve uydurdugunuz diger tangirtilariniz da si-
zinle birlikte olacaktir. Yüce Yaratici ve Yaşatici'nin elinden kacip
kurtulamazsiniz!
Yoktur Allah'tan baska ilah! Siz, Allahsiz olsaniz da, O'ndan baska-
sina ait degilsiniz.
***
Ey ateistler!
Siz ne derseniz deyiniz: Yirmibirinci yüzyilin yarisina kadar
Islâmiyet dünyaya egemen olacaktir. Siz ateistler istemeseniz de!
Ve yakinda göreceksiniz: Zeus'un hadesi mi, yoksa Allah'in kodesi
mi gercek! Yakinda göreceksiniz...
***
Ateist demis: "(Islâmiyetin dünyaya egemen olmasinin) ateizmle ne
ilgisi var? Kac zamandir bu palavrayi tekrarliyorsunuz da en ufak
bir delil gosteremiyorsunuz. Islami ulkeler yuzyillardir batakliktalar.
Ne oldu/olacak da bu durum degisecek? Karninizdan konusaca-
giniza bize kanit gosterin; istatistikler iddianizi yalanliyor."
Cevap: Ilgisi var. Cünkü ateistler Islâmiyetin dünyaya egemen ol-
masini istemezler. Yoksa isterler mi?
Dünyaya egemen olacak olan, Islâmiyettir; yoksa Ortadogu ülke-
leri degil. Avrupa ve Amerika'nin müslümanlasmasi demek, Islâ-
miyet'in egemenligi demektir.
Dünyanin gidisatini istatistikler belirlemez. Bir olay olur, bakarsin
insanligin yönü degisiverir. Hem insanligin yönü ister istemez Islâ-
miyet'e dogru degisecektir ve degismektedir. Cünkü onun maddî ve
mânevî ihtiyaclarini karsilayacak bir din ve ideoloji (Islâmiyet'ten
baska) kalmamistir. Kanit mi? Kanit, Avrupa ve Amerika'nin Islâ-
miyet'e yönelmis olmasidir. Yakinda insanligin kitalar halinde Islâ-
miyet'e girecegini ve Hiristiyanligin da Islâmiyet'e dönüsecegini dü-
sünüyorum.
Ateist demis 2: "Siz, Islâmiyet disindaki dinleri incelediniz mi?"
Cevap 2: Inceledim. Ancak hic birinin Islâmiyet'e yetisemedigini
gördüm. Islâmiyet'ten üstün yeni bir din gelse, dinimi degistirmekten
cekinmem. Ama, ondan üstün bir din gelmeyecektir. Cünkü dünya-
nin sonu yaklasmis bulunuyor. Sonu yaklasmis bir dünyaya, yeni bir
din gerekmez. Evrenin Sahibi de zaten Islâmiyetle bunu noktalamis
bulunuyor.
Akil uydurmasi dinlere "gercek din" denemez. Gercek din, "evrenin
Sahibi'nden gönderilen din"dir. Akil uydurmasi dinleri herkesin ince-
lemesi gerekmez. Zaten halk cogunlugunun arastirma yapmaya
vakti ve meraki yoktur. Ancak onlardan yüzde on veya yirmisi bu işe
yönelebilir. Müslüman halki bilgilendirmek icin de Diyanet'in veya Â-
limlerin arastirma ve aydinlatmalari yeterlidir. Yeterli görmeyenlere
de yol aciktir.
Islâmiyet'in "en üstün" ve "gercek din" olduguna dair delilim nedir?
Allah'in ögrettikleridir, O'ndan gelen "bilgi"dir ve Kur'andir. Biz gerce-
gi ancak "vahiy"le, yani "Allah'tan gönderilen"le bulabiliriz. Cünkü
aklin referansi akil degil, vahiydir. Cünkü pinarin kaynagi pinar degil,
yagmur veya denizdir. Bunun gibi, aklin referansi da bilim ve akil de-
gil, ancak vahiydir. Bilim ise; aklin arastirma, inceleme, deneme, ya-
nilma ve kesfetme sonucunda elde ettigi "bilgi"dir. Bu bilgi, akil üreti-
mi oldugu icin, akla referans olamaz. Ancak vahyin görüsü alindiktan
sonra bilim referans olarak kabul edilebilir. Vahyin görüsü yoksa, bi-
limsel referans, "yarim referans"dir. Yarim referans ise, gercegi bul-
mada merci yapilamaz. Gercegi bilmenin birinci kaynagi ancak Va-
hiy'dir. Acik vahiy de, ancak Kur'andir.
Kur'an ise, "gercek din"in, ancak "Islâmiyet" oldugunu bildiriyor. Bu-
radan da, Islâmiyet disindaki dinlerin "gercek disi" oldugunu anlaya-
biliriz. Tabii ateistler bunu kabul etmeyecektir! Ne yapalim, etmezler-
se etmesinler! Evrenin yaraticisi onlar degil ki! Ama onlar hoslanma-
sa da Allah, dinini dünyaya egemen kilacaktir. Hem de cok yakin bir
zamanda...
***
Bayan ateist demis: "Bir yığın dini yücelten safsata ama sorum
havada asılı kalmış! Önceki dinler ya da hukuk sistemleri içinde
bulunmayan, YALNIZCA İSLAMA ÖZGÜ BİR İLKE istiyo-
rum. Bir tek ilke. Bu meydan okumaya karşı verecek tek cümle
cevabınız bile yok mu?"
Cevap: Siz, ilkeyi milkeyi birakin. Islâmiyet, Islâmiyet'indir. O da,
Allah'a aittir. Islâmiyet'ten önceki bütün semâvî dinler de Allah'a
aittir. Allah'a ait olmayan ise, akil ürünü "uydurma dinler"dir. Uy-
durma dinlerin ilkeleri ise, ancak ilkesizlik olabilir. Bütün iyi ve gü-
zel ilkeler ancak Islâmiyet'tedir ve Islâmiyet'e aittir. Sahte dinlerde
bulunan (varsa) güzel ilkeler de yine ancak Islâmiyet'tendir. Islâmi-
yet disinda güzel ilke aramak, sapikliktir. Lâkin ateistler bu sapik-
liktan cikmayacaktir! Onlara da "safsata" yarasir...
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Ateist bayan demis: "Hakperest'e vahiy indi herhalde... Demek
Türkiye 7 yıl içinde halifelik'e çıkıyor ve nükleer silah sahibi İran'ı
da halifeliği altına alıyor! ...Sen inanadur sevgili Hakperest, kendi
kendini kandırarak mutlu olmak imanın bir şartı zaten! Ben de
rüyamda gördüm ki 'üç zaman içinde' AKP gidiyor gibi...Ama
bu 3 zaman artık üç ay mı, yıl mı, dönem mi olur, bilmem...
Halifelik geliyor! Yehhuuuuuuu!!!! Bakın, Hakperest gibiler
(AKP tabanı) 7 yıl içinde 'halifelik' ilan ediyorlar. Bu teokrasi
demek. Ve TEOKRASİ - adı üstünde - DEMOKRASİ
OLAMAZ!"
Vahiy inmedi. Sadece dünya gidisatina bakarak görüsümü söylü-
yorum. Tabii herkesin görüsü bir olmaz ve bazi kimseler daha faz-
lasini görebilir. AKP'nin gitmesi, halifeligin gelmesini önlemez. 9 ay
icinde Iran'in Israil tarafindan vurulacagini düsünüyorum. Yakin
gelecekte cereyan edecek olaylar, Türkiye'yi mecburen halifelige
cikaracak. Hem de en fazla on yil icinde!
Halifelik demek, "teokrasi" demek degildir. Halifelik, müslüman
bir millet icin demokrasiden daha uygun bir yönetim bicimidir. "Her
millet demokrasiyle yönetilecek" diye bir kaide yoktur. Hangi rejim
hangi millete daha uygunsa, o kabul edilir. Dogal olan budur. Ate-
istler ve Kemalistler halifelikten hoslanmiyor mu, onlari da kendi
yasalariyla basbasa birakiriz. Ama onlarin yasalariyla yönetilmeyi
kabul edemeyiz. Cünkü Müslümanlar, "müslüman olmayanlar"
gibi degildir; nasil ateistler ve Kemalistler "müslüman gibi" degilse...
***
Allah'in Allahsiz kuluna,
Benim, demokrasiyle bir alip veremedigim yoktur. Simdiki durumda
demokrasiden memnunum. Fakat zamanin degismesiyle insanlarin
ihtiyaclari da degisiyor. Ihtiyaclar degisince, insanlarin talepleri de
degisiyor. Bunun icin halifelik kacinilmazdir diyorum. Tabii bu benim
görüsüm. Siz de; "yanlis görüyorsunuz" diyebilirsiniz. Ben de: Bekle-
yelim görelim" derim.
***
Bay/bayan Anonymous veya Nilgün ve Emre,
Soruyorsunuz: "Neden Kur'an korunmuştur da İncil korunmamış-
tır?"
Allah Incil'i düzeltmek icin Kur'an'i göndermistir. Kur'an gönderil-
dikten sonra, Incil'in korunmasina gerek kalmiyor tabii. Buna karsi
ısrarla, "Incil'in neden Kur'an gibi ebedî bir Kitap olarak birakil-
madigini" sorabilirsiniz. Cünkü Allah, yalniz Isa döneminin Allah'i
degil, Isa'dan sonraki asirlarin da Allah'idir. Bunun icin Tevrat'tan
sonraki Incil'in devami olan Kur'an'in da gönderilmesi gerekti.
Cünkü Allah, bütün toplum ve topluluklarin Sahibi'dir. Sahipligini
onlara duyurmadan Ilahlik olmaz. Bu cevabim karsisinda da diye-
bilirsiniz: "Madem Allah bütün toplum ve topluluklarin Sahibidir,
öyleyse neden bizim asrimiz icin de bir Kitap göndermiyor?"
Cünkü Kur'an, bütün asirlara yetebilecek mahiyette bir Kitap'tir
da ondan. Kur'andan üstün bir Kitap getirip ortaya koymadikca
da bu cevabimi cürütemezsiniz! Haydi, getirin "üstün Kitab"inizi.
"O (Kur'an) ayrica; Allah'in, âlimlere ilham edilen bilgileri ve
Evliya'nin kalblerine indirilen Kur'an özetleriyle de koruma
altinda tutulmustur" dememe karsi demissiniz:
"Söz ettiğiniz kişiler ALİM ve EVLİYA ve bu alim ve evliyaların
verdiği bilgiler hiçbir zaman ÖRTÜŞMEZ. (Peygamberlerin ki
de örtüşmüyor ya, hadi nesye!) Hıristiyanların 4 İncili 140 küsur
İncil arasından seçilmiş."
Kur'an, her asir, Âlim ve Evliyalarin kalbinde Allah tarafindan
yenilenmekte ve güncellenmektedir. Siz, Âlim ve Evliya'nin
yorumlarina degil, Kur'ana bakiniz. Dünyada bir tek Kur'an
vardir. Birbirini tutmayan onlarca Kur'an yoktur. Âlim ve
Evliyalar yorum yapar, ama Kur'an yazmaz. Siz, birbirini
tutmayan "ikinci bir Kur'an" var mi, onu gösteriniz. Göstere-
miyorsaniz, onun tekligini kabul etmek zorundasiniz.
Âlim ve Evliyalarin verdigi bilgiler tam örtüsmez, ama özde
ve esasta birlesir. Hepsi, Kur'anin tekliginde müttefiktir.
***
Bayan ateist demis: "TC kanunları altında yaşayan kadının
kocasının metresine benzemez bu iş. TC kanununda metres
İLLEGALDİR; İslam kanununda ise LEGAL! Seçim sizin.
Ben kocasını başka kadınla paylaşan kadının yüzündeki hüznü
kızımın yaşamasını asla istemem. Bunun için İslam'ı hayatımızdan
uzak tutmağa çalışıyorum."
Allah'in izin verdigine "helâl" denir. Helâli haram yapmaya kimsenin
hakki yoktur. Allah'in izin verdigi cokevliligi yasaklayanlar, erkegin
dogasina isyan etmis ve gayrimesruluk kapisini acmis olurlar ve olu-
yorlar. Sizin kiziniz, "kocasini baska kadinla paylasan kadinin yüzün-
deki hüznü" paylasmayacaktir belki, ama onun gizli iliskilerine katlan-
mak zorunda kalacak veya evlilige elveda diyecektir. Allah'in verdi-
gine razi olmayanlar, seytanin verdigine razi olmak zorunda kalirlar.
Hem Islâmiyet, cokevlilige izin vermekten ibaret degildir. O, cogun-
lukla insanin ebedî saadet yoludur. Fakat Allah'a ve Âhirete inanma-
makta diretenler icin o yol kapali kalacaktir. O yolu acmak da yine
sizin elinizdedir. Islâmiyet'i hayatlarindan uzak tutanlar, seytanî haya-
ta yakin ve onun icinde olurlar! Kim karisir! Sizin dinsizliginiz size,
bizim dinimiz bize...
***
Bay Ateist,
Bana verdiginiz cevap, gercekleri örtmekten baska bir sey degildir.
Ve cevabiniz bana gelmemis, cehenneme gitmis. Gidin, size
verilecek cevabi orada arayin!
***
Ateist demis: "Kol/bacak kesme cezası ilke midir?
Hürün köleden, erkeğin kadından, müslimin gayr-i müslimden
üstünlüğü ilke midir?
Tanıklıkta bir erkeğe karşı iki kadın gerekmesi ilke midir?
Kadınlar tarlanızdır ilke midir?
Ateistin hayvandan aşağı sayılması ilke midir?
Homoseksüelin pislik olması ilke midir?
Yahudi ve Hıristiyanla dost olma ilke midir?
Kadınları gerektiğinde dövebilirsiniz ilke midir?
Anne babanı dinleme (İslam yolunda) ilke midir?"
Cevap 1: Kol, bacak kesme bir cezalandirmadir. Cezalar ve
sekilleri, sartlara göre degisebilir. "Bu cezalandirma sekilleri,
14 asir öncesindeki gibi aynen kalacaktir" seklinde bir kaide
olamaz. Cünkü hükümler sartlara göredir. Sartlar nazara alin-
mazsa, adaletsizlik dogar. Bu da, dinin esaslarina zittir. Cünkü
dinin (Islâmiyet'in) temel esaslarindan biri de "adalet"tir. Islâmi-
yet, adaletsizligi kabul edemez. Bu da, "sartlara göre hükmetme"
yi gerekli kilar. Müslümanlar da bu gereklige uymak mecburi-
yetindedir.
Sosyal statüde Hür olan, köle olandan üstündür. Ama inanc
noktasinda inancli köle, inancsiz hürden üstündür.
Erkek, kadindan "yaratilisca" üstündür. Fakat din noktasinda
Allah'a itaatli olan kadin, itaatsiz erkekten üstündür.
Inanc noktasinda, Allah'a inanan, inanmayandan üstündür. Fakat
iyilikcilik noktasinda, iyilikci gayri müslim, kötülükcü müslimden
üstündür.
Şahitlikte bir erkege mukabil iki kadin istenmesi, kadinin annelik
ve kadinlik duygularinin sahitlikte ariza cikarabilecek olmasi sebe-
biyle birinin ötekini tamamlamasi icin, yani "biri unutur veya sasirir-
sa, öbürü hatirlatsin" diye gerekli görülmüstür. Ama olay yerinde
birden fazla kadin yoksa, bir tek kadin da yeterlidir. Birisi eksik
diye, öbürüsü reddedilemez.
Kadinin erkegin "tarlasi" yani cogalma vasitasi olmasi, dogaldir.
Allah katinda ateist, hayvandan asagi bir mahlûktur. Asagilik bir
mahlûk olmayi kendine yediremiyenler, Allah'a inanmayi kabul
ederek asagiliklarindan kurtulabilirler.
Homoseksüel, homoseksüellikten cikmadigi müddetce, Allah
katinda onun yaptigi is "pislik"tir. Pisligini terketmeyen, cezasini
cekecektir; o, bir "müslüman" olsa da.
Yahudi ve Hiristiyanlarin Islâma düsman olanlari düsman, düs-
manlik göstermeyenleri de dost kabul edilir.
Haksiz kadinin erkek tarafindan cezalandirilmasi bir "hak"tir. Er-
kek isterse bu hakkini bosanmaya da cevirebilir. Erkegin kadina
haksizlik etme hakki yoktur.
Hakli anne-babaya itaat farzdir. Fakat, haksizliklarina itaat mec-
buriyeti yoktur.
Ateist demis: "YALNIZCA ERKEĞE HİTAB ETMEK İLKE
MİDİR? YARATTIĞIN İNSANOĞLUNA NE YAPARSA
YAPSIN - DERİLERİ SONSUZA DEK DÖNE DÖNE
YAKAN CEZA REVA GÖRMEK İLKE MİDİR?"
Cevap 2: Kur'anin (Islâm'in) hitabi, genelde erkege ve kadinadir.
Özelde, erkegedir. Cünkü ailenin reisi erkektir.
Haksiz yere adam öldürmüs bir adamin cezasi, ya ebedî hapis,
ya da idamdir. Bunun gibi, Allah'a inkârciligiyla kâinat ve kâinat-
lilari mânen katletmis bir ateistin cezasi da, ebedî cehennemdir.
Kâinat büyüklügünde bir cinayete -adaleten- yine kâinat büyük-
lügünde bir ceza vermek gerekiyor. Bu cezaya ugramak isteme-
yenler, vakit varken yaraticilari ve yaşaticilari olan Allah'i bilsin,
tanisin ve O'na teslim olsunlar, barbarliklarindan kurtulsunlar!
Allah'in ilkelerini kabul etmeyenlerin ilkeleri kabul edilmez. Ancak
"Hak" olan ilkeler kabul edilir. Bir ilkenin hak olabilmesi icin de,
onun, Allah'in diniyle veya (yaratilisla, yani kesin bilimle) uyusmasi
gerekir. Bir Müslüman, Islâmiyetle bagdasmayan bir ilkeyi kabul
etmek zorunda degildir. Ama bir Müslüman, yaratilisin yasalarina
itaate mecburdur. Cünkü "yaratilis", "Allah'a ait"tir. Bunun icin bir
Müslüman, kesin bilime uymak ve bilgisizce iş yapmamak zorun-
dadir.
***
Verdigim cevaba cevap veren ateist'e,
Verdiginiz cevaplar. Verdiginiz cevaplar. Verdiginiz cevaplar! Onlar,
gercegin inkârindan baska bir sey degildir. Inkârin ise dayanagi
yoktur. Gercege göz kapamalariniz bir cevabi hak etmiyor. Ancak
şunlari söylemek isterim:
El kesme ve zina edenin cezalandirilmasi gibi konular, Islâmiyet
ve onun Kitabi olan Kur'an'da ancak yüzde bir kadar yer tutar. Onlar-
da yüzde doksandan fazla yer kaplayan konular ise; inanc, ibadet,
ahlâk, merhamet ve iyilikciliktir. Seytanin gör dedigini gören, ama
melegin gör dedigini görmek istemeyen ateistler, yüzde birlik yer
tutan konulari öne cikarip, yüzde doksanini gözardi ediyor ve ettir-
meye calisiyorlar. Onlarin bu seytanca gayreti bosunadir. Cünkü
insanlarin yüzde doksandokuzu hirsiz degildir, Kur'anin el kesme
cezasindan fazla etkilenmezler. Belki; "birisi benim malimi calsa,
onun elini degil, kafasini keserim" diyecek ve Kur'andaki cezayi az
bile bulacak... Ayni sekilde insanlarin yüzde seksenden fazlasi da
zina etmez. Bu insanlar da, bazi Ortadogu ülkelerinde zina edenle-
re verilen taşlama cezasini biraz barbarca bulsalar da, o insanlarin
cogu: "Benim karim veya kocam zina etse, onu vurur, öldürürüm"
diyecektir. Yani ateistlerin "barbarlik" olarak gösterdikleri o ceza-
lardan korkacak adam sayisi cok azdir ve ancak suc işleyenler on-
lardan ürküp kacabilir. Ama geri kalaninin korkup kacacagi bir şey-
si yoktur. Işte bunun icin Avrupa ve Amerika süratle Islâm'a kosuyor
ve bazi sözde Islâmcilarin terör faaliyetleri bile onlarin önünü kese-
miyor. Buradan da, 21. yüzyilin bir "Islâm Cagi" olacagini ve insan-
ligin ondan kacamayacagini cikartabiliriz.
Ey Islâm'i "barbarlik" olarak gösterip, insanlari ondan kacirmaya
calisan ateistler! Önünüzde ölüm var. Ölümün ardinda da yokolus
kuyusu sizi bekliyor. Onun ardinda da, asla savamayacaginiz ebedî
cehennem sizi gözlüyor. O gözleyen, sizin icin ne güzel bir yerdir!
Yaptiginiz din düsmanligina karsi da lâyiginiz ancak odur! Dayanin
ona, dayanabilirseniz. Merak etmeyin, orada yalniz kalmayacaksi-
niz. Soysuz Zeus'unuz ve uydurdugunuz diger tangirtilariniz da si-
zinle birlikte olacaktir. Yüce Yaratici ve Yaşatici'nin elinden kacip
kurtulamazsiniz!
Yoktur Allah'tan baska ilah! Siz, Allahsiz olsaniz da, O'ndan baska-
sina ait degilsiniz.
***
Ey ateistler!
Siz ne derseniz deyiniz: Yirmibirinci yüzyilin yarisina kadar
Islâmiyet dünyaya egemen olacaktir. Siz ateistler istemeseniz de!
Ve yakinda göreceksiniz: Zeus'un hadesi mi, yoksa Allah'in kodesi
mi gercek! Yakinda göreceksiniz...
***
Ateist demis: "(Islâmiyetin dünyaya egemen olmasinin) ateizmle ne
ilgisi var? Kac zamandir bu palavrayi tekrarliyorsunuz da en ufak
bir delil gosteremiyorsunuz. Islami ulkeler yuzyillardir batakliktalar.
Ne oldu/olacak da bu durum degisecek? Karninizdan konusaca-
giniza bize kanit gosterin; istatistikler iddianizi yalanliyor."
Cevap: Ilgisi var. Cünkü ateistler Islâmiyetin dünyaya egemen ol-
masini istemezler. Yoksa isterler mi?
Dünyaya egemen olacak olan, Islâmiyettir; yoksa Ortadogu ülke-
leri degil. Avrupa ve Amerika'nin müslümanlasmasi demek, Islâ-
miyet'in egemenligi demektir.
Dünyanin gidisatini istatistikler belirlemez. Bir olay olur, bakarsin
insanligin yönü degisiverir. Hem insanligin yönü ister istemez Islâ-
miyet'e dogru degisecektir ve degismektedir. Cünkü onun maddî ve
mânevî ihtiyaclarini karsilayacak bir din ve ideoloji (Islâmiyet'ten
baska) kalmamistir. Kanit mi? Kanit, Avrupa ve Amerika'nin Islâ-
miyet'e yönelmis olmasidir. Yakinda insanligin kitalar halinde Islâ-
miyet'e girecegini ve Hiristiyanligin da Islâmiyet'e dönüsecegini dü-
sünüyorum.
Ateist demis 2: "Siz, Islâmiyet disindaki dinleri incelediniz mi?"
Cevap 2: Inceledim. Ancak hic birinin Islâmiyet'e yetisemedigini
gördüm. Islâmiyet'ten üstün yeni bir din gelse, dinimi degistirmekten
cekinmem. Ama, ondan üstün bir din gelmeyecektir. Cünkü dünya-
nin sonu yaklasmis bulunuyor. Sonu yaklasmis bir dünyaya, yeni bir
din gerekmez. Evrenin Sahibi de zaten Islâmiyetle bunu noktalamis
bulunuyor.
Akil uydurmasi dinlere "gercek din" denemez. Gercek din, "evrenin
Sahibi'nden gönderilen din"dir. Akil uydurmasi dinleri herkesin ince-
lemesi gerekmez. Zaten halk cogunlugunun arastirma yapmaya
vakti ve meraki yoktur. Ancak onlardan yüzde on veya yirmisi bu işe
yönelebilir. Müslüman halki bilgilendirmek icin de Diyanet'in veya Â-
limlerin arastirma ve aydinlatmalari yeterlidir. Yeterli görmeyenlere
de yol aciktir.
Islâmiyet'in "en üstün" ve "gercek din" olduguna dair delilim nedir?
Allah'in ögrettikleridir, O'ndan gelen "bilgi"dir ve Kur'andir. Biz gerce-
gi ancak "vahiy"le, yani "Allah'tan gönderilen"le bulabiliriz. Cünkü
aklin referansi akil degil, vahiydir. Cünkü pinarin kaynagi pinar degil,
yagmur veya denizdir. Bunun gibi, aklin referansi da bilim ve akil de-
gil, ancak vahiydir. Bilim ise; aklin arastirma, inceleme, deneme, ya-
nilma ve kesfetme sonucunda elde ettigi "bilgi"dir. Bu bilgi, akil üreti-
mi oldugu icin, akla referans olamaz. Ancak vahyin görüsü alindiktan
sonra bilim referans olarak kabul edilebilir. Vahyin görüsü yoksa, bi-
limsel referans, "yarim referans"dir. Yarim referans ise, gercegi bul-
mada merci yapilamaz. Gercegi bilmenin birinci kaynagi ancak Va-
hiy'dir. Acik vahiy de, ancak Kur'andir.
Kur'an ise, "gercek din"in, ancak "Islâmiyet" oldugunu bildiriyor. Bu-
radan da, Islâmiyet disindaki dinlerin "gercek disi" oldugunu anlaya-
biliriz. Tabii ateistler bunu kabul etmeyecektir! Ne yapalim, etmezler-
se etmesinler! Evrenin yaraticisi onlar degil ki! Ama onlar hoslanma-
sa da Allah, dinini dünyaya egemen kilacaktir. Hem de cok yakin bir
zamanda...
***
Bayan ateist demis: "Bir yığın dini yücelten safsata ama sorum
havada asılı kalmış! Önceki dinler ya da hukuk sistemleri içinde
bulunmayan, YALNIZCA İSLAMA ÖZGÜ BİR İLKE istiyo-
rum. Bir tek ilke. Bu meydan okumaya karşı verecek tek cümle
cevabınız bile yok mu?"
Cevap: Siz, ilkeyi milkeyi birakin. Islâmiyet, Islâmiyet'indir. O da,
Allah'a aittir. Islâmiyet'ten önceki bütün semâvî dinler de Allah'a
aittir. Allah'a ait olmayan ise, akil ürünü "uydurma dinler"dir. Uy-
durma dinlerin ilkeleri ise, ancak ilkesizlik olabilir. Bütün iyi ve gü-
zel ilkeler ancak Islâmiyet'tedir ve Islâmiyet'e aittir. Sahte dinlerde
bulunan (varsa) güzel ilkeler de yine ancak Islâmiyet'tendir. Islâmi-
yet disinda güzel ilke aramak, sapikliktir. Lâkin ateistler bu sapik-
liktan cikmayacaktir! Onlara da "safsata" yarasir...
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Abonnieren
Posts (Atom)