ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 9
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Ey ateistler!
Zeus sizi soylu yapamaz, ebediyet veremez. Kendinize, ebediyet
verebilecek bir Tanri bulun. O da, Allah'tan baskasi olamaz!
***
Ateistler Nicin Cehennemlik Olacak?
Işte Allah ve Âhiret inkârcisi bütün ateistler, ölüme karsi koya-
mayarak birer birer öldüler ve kabre girdiler. Bedenleri cürümeye
baslarken, ruhlari da, onlari vareden Allah'a götürüldü. Allah ise
görevli melege: "Alin bunlari, lâyik olduklari yere götürün" dedi.
Görevli melekler de onlari alip kabirlerine getirdi. Kime ait olduk-
larina dair kimlik tesbiti yapildiktan sonra ötedünyaya gecis tüne-
lindeki hücrelerine yerlestirildiler. Bu yalnizlik hücrelerine de gele-
cegi gösteren birer havaî ekran koydular. Bu ekranda ise onlara,
gidecekleri yer gösteriliyordu. Gidecekleri yer ise: "Cehehennem"di!
Cünkü onlar, onlari yaratan ve yaşatan yüce Allah'a inanmiyorlardi.
O'nun gönderdigi Elci ve Kitaplar icin de: "Allah hic bir sey indirme-
mistir" diyorlardi. Artik suclarini anlamislardi. Ne yazik ki, kurtulus
icin cok gecti! Simdi ugrayacaklari cetin azabin korkusuyla tir tir
tiremeye basladilar, kiyameti bekliyorlar. Ve zaman geldi, bütün
ruhlari şoke eden cok büyük bir sarsinti ve gümbürtüyle kiyamet
koptu, dünya yikildi. Ölen bütün insanlarin ruhlari, yeniden diriltilme-
yi bekliyorlar. Cok kisa olduklarini zannettikleri uzunca bir zaman
gectikten sonra diriltici melegin "uyanin" borozanini öttürmesiyle iş-
te yeniden dirilmeye basladilar. Bütün insanlar yeniden bedenlene-
rek kabirlerinden cikti ve düzlestirilmis dünya üzerindeki büyük mey-
danda toplanmaya basladilar. Din Günü'nün "Büyük Meydan"i yüz
milyarlarca insanla doldu tasti. Onlara uzaydan bakildiginda, sanki
kelebek sürüleri gibi görülüyorlardi. Bütün insanlar, bu günün cok
cetin bir gün oldugunu anlamisti. Neler olacagini büyük bir merakla
bekliyorlardi. Sesler, soluklar kesilmisti. Nihayet yüce Rab büyük
bir hasmetle insanligin toplanti meydanina geldi. Meydan, O'nun
isigiyla aydinlandi. Herkesin sevap ve günah defterleri acildi. Herkes
büyük kücük bütün günahlarindan hesaba cekildi. Cehenneme atila-
cak olanlarin alinlari damgalandi. Allah inkârcilari en önde olmak ü-
zere cehenneme sevkiyat basladi. Cehennem hapsinin gardiyanlari
da, alinlari damgali günahkârlari, damgalarindan taniyip bir bir atese
atmaya basladi. Atese atilanlar ise feryatlar kopararak lâyik olduk-
lari azaba giriyordu. Ateistler de azabin en siddetlisine atildi. Cünkü
onlar büyük Allah'i inkâr ediyorlardi. "Âhiret yok, cennet-cehennem
yalan" diyorlardi. Ancak atese atildiklarinda "yalan" dediklerinin,
"gercek" oldugunu gördüler. Gördüler ama, iş işten gectikten sonra
görmenin ne faydasi vardi. Halbuki onlara, bu gercegi görmeleri icin
yeterli zaman ve gerekli Kitap da verilmisti. Fakat onlar, bu gercegi
inkâr etmeyi secmisti. Bu secimlerinin karsiligi da etesti! Bugün
onlara, icinde bulunduklari aci azaptan cikmak yoktur! Onlar azap
icinde inlerlerken, Allâh'a inanmis olanlar da hakettikleri cennete
buyur edildiler. Onlar da: "Bize bunu ihsan edene hamdolsun" dedi-
ler. Böylece bütün insanlik, dünyada yaptiklarinin karsiligina göre
ebedî bir hayata basladi. Cennetlikler hayatlarindan memnun,
cehennemlikler ise yaptiklarindan pisman. En pismanlari ise
ateistler oldu!
Cünkü onlar; yaraticilari ve yaşaticilari olan Allah'a inanmayi reddet-
mislerdi. Allah'a ait olan yaraticilik ve yaşaticiligi; maddenin gözle
görülmez aciz ve acimasiz atomlarina ve onlarin kör ve şaşkin hare-
ketlerine vermislerdi. Herseye kudreti yeten, gören, duyan, bilen gö-
rülmez Allah yerine, yaratici ve yaşatici olarak; kör, sagir, iradesiz
ve kudretsiz, şaşkin ve hedefsiz varliklari koymuslardi. Ama onlarin
"Tanri" olduklarina dair kesin bilgileri de yoktu. Cünkü madde ve te-
sadüf, onlara bir "Kitap" indirmemisti. Indirecek hali de yoktu. Cok
uzak devirlerde yaşamis Hititler'e ait tabletlerdeki belli belirsiz yazi-
lara inaniyorlardi da, cok yakinlarindaki gercek gercegi gösteren
Allah indirmesi Kur'ana da inanmiyorlardi. Bu Kitab'in her sözünde
bir kusur arayip buluyorlardi. Bulduklari kusur ise; aslında "kesin
gercek"ti. Ama seytan onlara bunu "akildisi"lik olarak gösteriyordu.
Onlar da, "seytanin gör dedigi"ne inaniyorlardi. Bu "seytanî bakis"
ile, Allah Elcisi Hz. Muhammed'in meşru evliliklerine bile "gayri
meşru" dediler. Halbuki, bir seye meşruluk tanimak hakki onlarin
degil, onlari Yaratan'in hakki idi. Ama onlar bu hakki da gasbetti.
Hem onlar, insanligin üzerine "meşruluk hâkimi" olarak da gönderil-
memisti. Ama onlar, bu sınırı da tanimadi; herseye haklari varmis
gibi eşcinsellerin cirkin ve gayri meşru evliliklerine bile meşruiyet
tanimak icin cirpindilar da, bir Peygamberin nikâhli eşlerine "cok
kadinla evlilik" gerekcesiyle tahammül edemediler; cumhuriyet Tür-
kiyesi'nin köylerindeki cocuk evliliklerini gördüler de, ondörtbucuk
asir öncesinin kavim ve kabile sartlarina uygun düsebilecek olan o
Peygamberin aile rizasiyla yapilmis kücük yaştaki bir kiz cocugu-
nu nikâhlamasini hazmedemediler ve o dünyanin en temiz insanina
"sübyanci", "haremci" diyerek, o kahrolasicilar, iftiralarin en büyü-
günü attilar! Allah da onlarin bu pisliklerine karsi onlari tuttu atese
atti, bununla da onlara "yalanci" olduklarini gösterdi ve gösterecek.
Ölmesinler de, görmesinler! Doğmaya engel olamayarak dünyayi
gördüler. Tekrar diriltilmeye engel olamayarak da âhireti ve ondaki
cehennemi görecekler. Görmekle kalmayacak, ona girecekler. Za-
man binegi de onlari ondan baska bir yere götürmemektedir. Zaman
atından inemezler ki, oraya gitmesinler! Cünkü onlar, Allah'i inkârla-
riyla oraya gitmek istemektedirler. Zaman atı da caresiz, onlari, on-
larin istedigi yere götürmektedir. Biz de onlarin "cehenneme gitme
özgürlügü"ne dokunmuyoruz. Ne yapalim? Isteyen istedigi yere gi-
der! Ama ancak "akli olanlar" cennete yönelir... Bu dünya da; akil-
lilar ile, akilsizlarin yaris yeridir.
Gelmisin gectigini gör de, gelecegi gelmis bil. Bize göre "gelecekte"
olan cennet ve cehennem, Allah'a göre "gelmis"tir. Madem gelecegi
durduramazsin, gelecekte olan, gelmis demektir. Kurtulus da, ancak
Allah'a inanc iledir.
***
Ateist demis: "Cansız varlıktan canlı üretilince Tanrı bir adım
GERİYE ÇEKİLDİ. Tarih boyunca bilim Tanrı'yı hep adım
adım geri itti; hala farkında değil misiniz? Bilgimizin bittiği
noktaya Tanrı diyorsunuz. Ve her yeni buluşta, henüz
bilemediğimize gönderme yapıp, 'bak işte Tanrı' orda
diyorsunuz."
Tanri, her zaman heryerdedir ve her zaman heryerde olacaktir.
Bilim ise, ne kadar ilerlerse ilerlesin, Tanri'nin ögrettiginden fazla-
sina sahip olamayacaktir. Bu itibarla bilimin hic bir zaman Allah'in
üstüne cikmasi, O'nu gecmesi veya O'nunla esit hale gelmesi söz-
konusu olmayacaktir ve olamaz.
Cünkü bugün bilim adamlari bir hücre veya insan yaratmayi başar-
salar, bu başari onlari "Yaratici" veya "Tanri" mevkiine cikarmaz.
Cünkü onlarin yaptiklari ve yapacaklari iş, "Tanri'nin yaptigini yap-
mak" yani "kopye etmek"ten baska bir şey olmaz. Cünkü kendileri
zaten bir "yaratik"tir. Yaratik olduklari icin, Allah'in yaptigini yap-
makla, Allah'la eşit olmazlar. Cünkü ilk yaratişı Allah yapmistir. Bi-
lim adamlari ise, Allah'in yaptigini taklit etmistir. Bunun icin hic bir
bilim adami "ilk yaratis"i yapabilecek mevkide degildir ve olmaya-
caktir. Cünkü kendisi zaten bir "yaratik"tir. Ve bunu geriye dön-
dürmek mümkün degildir. Bunun icin bilim hic bir zaman Tanri'yi
silemez ve silemeyecektir.
Ateistlerin, bilim adamlarini Tanri'yla yaristirmaya kalkmasi, sey-
tanî bir gayrettir. Bu gayretin sonucu ise, cehennemdir! Akli olan,
bu sonucta israr etmekten vazgecer.
Hem bilim adamlarinin Allah'in yaratisina el atmalarindaki basari-
lari, Allah'in mülkünde ve yine O'nun verdikleriyle kazanilmis ba-
sarilardir. Dolayisiyla bu basarilar karsisinda, bilim adamlarinin
simarmaya haklari yoktur. Allah ise, "simaranlar"i sevmez; tesek-
kür edenleri sever.
Ateist demis 2: "Siz 'senin dinin sana, benimki bana' dendiği kadar
'putperesti öldür, Yahudi/Hıristiyan ile dost olma' 'ateist hayvandan
da aşağıdır' da diyen bir dine mensupsunuz. Kuran'ın ÇELİŞKİLİ
ifadeleri içinden beni suçladığınız gibi iyi olanlarını cımbızla çekip
çifte-standart uygulamak yoluyla Kuran'ı özgürlükçü ve demokra-
tik öğreti içeren bir kitapmış gibi pazarlamaya çalışarak entelektüel
ahlaksızlığa savrulmayın!"
Allah'a inanmamakta direten bir ateist, (Kur'anin ifadesiyle): "Hay-
vandan da asagi bir mahlûk"tur. Cünkü ateistler akillarini seytana
satmislardir; seytanin emriyle oturur kalkarlar. Akillarini ters yönde
kullanirlar. Akillariyla akilsizlik ederler. En sonunda da cehenneme
girerler. Hayvandan asagi bir mahlûk olmasalardi, cehenneme gir-
mezlerdi!..
Eger ateistler Allah'in dinine savas acmissa, müslümanlar onlarla
"dost" olamaz. Eger ateistler müslümanlara karsi silahli bir savasa
girisirlerse, müslümanlar da kendilerini savunmak zorunda kalir ve
"onlari nerede bulursa" öldürmeleri gerekir. Tabii bu hüküm, "sa-
vas hali"nde gecerlidir.
Kur'an insanlari, Allah'a inanip inanmamakta özgür birakir. Fakat
özgürlügün bir bedeli vardir. O bedel de: "Inananlar icin cennet,
inancsizlar icin de cehennem bulunmasi"dir. Bu karsiligi vermek,
Allah'in hakkidir. Cünkü bu evreni ve icindekileri O yaratmis ve O
yaşatmaktadir. "Hayir! Evren O'na ait degil, bana ait veya filana
aitdir" diyebilecek ve dedigini isbatlayabilecek biri varsa, ciksin
ortaya! Dolayisiyla, Kur'andaki özgürlükten daha üstün bir özgür-
lük olamaz dünyada. Gercek özgürlük isteyen, Allah'a teslim olur.
Insanlarin uydurdugu bir özgürlük anlayisinin ise, Allah katinda
bir degeri ve gecerligi yoktur. Akilli olan bir insan, degeri ve
gecerligi olana yönelmelidir.
Ateist demis 3: "Peygamberin bazı yaptıklarının İŞLEVSEL
amaçları vardır diyerek savunuyorsunuz. Size sorarım: Evlilik
gibi karşılıklı sevgi ve güvene dayalı bir müsesseseyi işlevsel
amaçla kullanmak AHLAKSIZLIK değil midir? 70'lik
erkeklerle parası için evlenen 20'lik genç kızların İŞLEVSEL
amaçlı evliliklerini onaylıyor musunuz? Bu yaşlı erkek ve genç
kızlar para karşılığı, alın teriyle yapılan fahişelikten hangi
anlamda daha onurludurlar?"
Hz. Muhammed'in evlilikleri, rizaya dayali "meşru evlilik"lerdir.
Ve Allah'in onayina aykiri degildir. O'nun iznine uygundur. Do-
layisiyla, Hz. Peygamber'in evliliklerinde bir kusur aramak ve
bulmak mümkün degildir. Ateistlerin uydurduklari kusurlar ise,
bir "iftira" ölmaktan öteye gidemez. Öte tarafta ise onlarin bu
iftiralarinin hesabi sorulacaktir. Cünkü "ateistin keyfine göre din
olmaz."
Hem, Allah'a inanmayi kabul etmedikleri icin, ateistlerin meşru
kabul edilen evlilikleri dahi gayri meşru iliskilerle esittir. Yani on-
larin evlilikleri bir "zina" ve "tecavüz"dür. Bu zina ve tecavüzden
ancak Allah'a inandiklari ve evliliklerini O'nun hesabina yaptiklari
takdirde kurtulurlar. Bunun icin biz de onlari: "Allah'tan baska
(gercek) ilah yoktur" demeye dâvet ediyoruz. Bu dâvetimizi kabul
etmedikleri takdirde, onlarin evliliklerini "gayri meşru iliski" olarak
görmek zorunda kalacagiz...
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Montag, 23. August 2010
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 8
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 8
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Ateist demis: "... Ben tarihe bakarak cevap vereyim: DEĞİŞMEZ
çünkü kutsal kitaplar onlarca bilimsel bulgu ile çürütüldü zaten.
İnanç değişmiyor. Kutsal kitap dünya 6 günde yaratıldı deyip de
bilim dünyanın binlerce yıl eski olduğunu bulduğunda 6 gün oluyor
6000 yıl; milyarlarca yıl eski olduğu kanıtlandığında,
6000 yıl oluyor 6 devre... "
Bilimin hic bir bulgusu, Kur'anin hic bir ayetini cürütemez ve cürü-
tememistir. Hangi ayetini cürüttüyse, getirip göstersinler. "Günesin
dünya etrafinda dündügü"yle ilgili ayet ise; insanlarin o zamanki na-
zarina göre söylenmis bir sözdür. Yoksa Kur'anin bilimsel bir iddiasi
degildir.
Hem (o zamanki insanlarin görüsüne göre) günesin dünya etrafinda
döndügünü söylemekte -ateistlerin itirazinin aksine olarak- önemli
bir hakikat payi vardir. Cünkü günes, dünyaya verdigi isi ve isikla,
dünyaya hizmetkâr olmustur. Yani Dünya bir "efendi" mevkiinde,
Günes ise, ona yardim eden bir "köle" seviyesindedir. Bunun icin
"Günes, Dünya etrafinda döner" demek, Kur'anin üslûbuna yakisiyor.
Bununla birlikte Kur'anin bilimsel bir iddiasi olamaz ve yoktur. Bilime
isaret eden sözlerin olmasi ise, ayri bir konudur.
Ikinci olarak: "Dünya'nin 6 günde yaratildigi" ile ilgili konuya gelirsek;
bilimin, evrenin varolus tarihiyle ilgili yaptigi ölcümler kesin ve mutlak
degildir. Yani onun yaptigi ölcümler ve ölcme teknikleri ileride degise-
bilir. Cünkü, onlarin ölcümleri, "madde"ye göre yapilmis ölcümlerdir.
Halbuki evren maddeden ibaret degildir. Onun üstünde enerji ve isik
vardir. Onlarin üstünde de "Tanri maddesi", "esir", "süper sicim" gibi
madde ve enerji üstü kaynaklar vardir. Eger biz; maddeye, atoma gö-
re degil de, isiga veya esire göre yeni bir ölcüm metodu bulsak, bu
halde kâinatin 12 veya 15 veya 20 milyar yillik yaşi, belki 6 milyara;
dünyaninki de 6 bin yila düsecektir. Bu sebeple fazla aceleci olma-
maliyiz. Gelecekte dünyanin ve evrenin yaşi degisebilir ve degise-
cektir.
Simdi gelelim: "Allah kâinati 6 günde yaratabilir mi?" sorusuna.
Evet, yaratabilir. Cünkü Allah'in sahip oldugu kuvvet, insaninki gibi
baskasindan alinmis veya sonradan kazanilmis bir kuvvet degildir.
O'nun kuvvet ve kudreti "sonsuz" -cünkü biz O'nun kuvvetine sınır
koyabilecek bir mevkide degiliz- oldugu icin, kâinati 2 veya 6 günde
yaratmasi mümkündür. Ve O, sınırsız kuvvetiyle gökleri yani evreni
"2 günde", yani "kirksekiz saatte" ve Dünya'yi yine "2 günde" ve
Dünya'nin döşenmesini de "2 günde", toplam olarak hepsini "6 gün-
de" yapmis, yaratmistir. Bu yaratma O'na zor degildir. Cünkü O'nun,
elinde bulunan yaratış maddesi "esir"e bir tek emir vermesi, kâinatin
6 günde yaratilmasina yeterlidir.
Verdigimiz rakam, "Big Bang" teorisiyle karsilastirildiginda, bunlarin
birbirleriyle celistigi görülecektir. Ancak bilim, son noktasini koymus
degildir. Kesin karar verebilmek icin onun gelismesini beklemek ge-
rekiyor. Bu arada baska teoriler de ortaya cikabilir. Big Bang'in da
bir "teori" oldugunu unutmamaliyiz.
"Dünya ortada yokken -6 gün-den bahsetmek nasil mümkün olmus-
tur" denirse.
Cünkü Allah, kâinati yaratmaya baslarken, onun meyvesi ve cekirde-
gi olarak ileride Dünya'yi yaratacagini ve onun kendi etrafindaki bir
tam dönüsünün 24 saat sürecegini ve insanlarin da bu süreye "1 gün"
diyecegini önceden biliyordu. Onlarin ölcüsüne göre de evreni "6 gün-
de" yaratmistir ve olabilir. Allah, sonsuz bir kuvvete sahipse, bu müm-
kündür, imkânsiz degil. Zayif bir adam, bir evi bir yilda yapamaz.
Ama güclü bir insaat sirketi bir evi bir haftada yapabilir.
Evet, Allah kâinati, "dünya ölcülerine göre" tam 144 saatte yaratmis-
tir. Biz Kur'anlılar buna inaniriz. Ateistler neye inanirlarsa inansinlar!
Onlarin inanclari onlara, bizimki de bize...
***
Size, "Hz. Isa'nin ölüleri diriltme mûcizesi"ne dayanarak söylemek
zorundayim: Bir gün gelecek bilim adamlari ölüleri diriltmeyi de
basaracaklar. Cünkü bilim adamlari insanin gen sirlarini ele gecir-
mis bulunuyorlar. Bundan sonra insanin yaratilisiyla cocuk oyun-
cagi gibi oynayabilecekler. Seytan fikirli bilimciler ise, canavarlar
yaratacaklar. Melek fikirli olanlari da insanin saglik ve sihhatine
hizmet etmeye calisacaklardir. Fakat ölüleri diriltmek gibi basarilar,
onlara Tanrilik sifati kazandirmayacaktir. Cünkü onlar kendilerini
kiyametten kurtaramazlar ve kiyameti engellemeye de gücleri yok-
tur.
Ateistlerin iddiasi olan "bilimin Kur'ani cürütmesi" meselesine ge-
lince: Bilim, Allah'in olmadigini veya O'ndan baska ilah bulundugunu
ve meleklerin olmadigini ve Allah'in ayet indirmedigini hic bir zaman
isbat edemez ve edemeyecektir. Bunlari yapamayan bir bilimin de
Kur'ani cürütmesi söz konusu olamaz. Kur'ani cürütmeye calisan
ateistler ise, kendileri cürümeye mahkûm kalacaklardir. Ama bu
cürüme onlari atesten kurtaracak degildir. Allah onlari yeniden ya-
ratmakla hakettikleri cezalarini verecektir.
***
Ey gelecegi olmayan ateist!
Ayse resit degilse, babasi da mi resit degildi?
Kur'an kadina "geri zekâli" demez. "Aklinizi
isletin" der.
Allah hesabina olan evlilikler zina olmaktan
kurtulmustur, ey zinadan kurtulamayan ateistler!
***
Dünyadan baska dünyalari olmayan ateistlere!
Hz. Peygambere iftiranizdan sonra sizin bütün evlilikleriniz artik
bir "zina"dir. Cünkü kadin ve erkek Allah'a aittir. Allah'a inanma-
dikca, onlara sahip olamazsiniz. Olursaniz, zina kazanmis o-
lursunuz. Bu zinakârliktan ancak, Allah'a ve Muhammedine inan-
makla kurtulabilirsiniz. Tanriligini isbatlayamayacaginiz tangirti-
larinizdan fayda yok size!...
Peygamber'e iftira eden ebediyetsizlere...
Ey Allah'in Allahsiz ateistleri! Sizin seytanî görüs ve anlayisinizin
Allah katinda hic bir degeri ve gecerligi yoktur. Küfürlerinizin kar-
siligi olarak, uydurdugunuz tanrilarinizla birlikte cehennemdir yeri-
niz! Kurtulun, kurtulabilirseniz. Kurtulursunuz belki, Allah'tan bas-
ka gercek bir ilah bulabilirseniz...
***
Ateist demis: "Dünyaya hayat veren günestir."
Siz cok bilmissiniz ey ateistler! Dünyaya hayat veren, günes degil
Allah'tir. Günes sadece bir hizmetkârdir. Allah'a teslim olus dininde;
"ay tanrisi", "bey tanrisi" yok, yalniz "tek Allah" vardir.
***
Ey ateistler!
Hz.Muhammed'in 15 asir önce bir kiz cocugunu nikâhlamasina ta-
hammül edemeyerek bu evlilige; "zinadir", "tecavüzdür" derken dik-
katli olmalisiniz. Cünkü bu evlilik; ana-baba rizasiyla olmustur. Al-
lah tarafindan da bir engel konulmamistir. Ayrica o devirde "cocuk
evliligi yasaktir" diye bir yasa da yoktu. Ayrica o kiz cocugu büyü-
dügünde de bu evlilikten sikayetci olmamistir. Bu durumda siz kim
oluyorsunuz? Size söyleyecek ne kalir? Bu evlilige "zina ve tecaüz"
damgasi basmakla ne kazanacaksiniz? Seytana hizmetten baska
hic bir sey!
Hem bu evlilik istisna bir olaydir. Hem bu olay "gecmis"te kalmis,
"geri döndürülemez" bir olaydir. Sizin muhalefetiniz onu geri getire-
mez ki! Olan olmus, biten bitmistir. Siz onunla ugrasacaginiza, gi-
din Türkiye'nin köylerindeki cocuk evlilikleriyle ugrasin. Ugrasin ba-
kalim, sözünüzü gecirebilecek misiniz? Alacaginiz cevap sudur:
"Defol! Sana ne!"
Hem böyle bir evlilikte ilk akliniza gelen sey neden hemen "seks" o-
luyor? Bir evlilik baska amac icin de olamaz mi? Evlilik sadece sek-
se mi dayalidir? Evet, seks önemlidir, ama evlilik, sevgi ve arkadas-
liga da dayanir.
Hem en atesli genclik zamaninda bile yirmi yil boyunca 40 yaslarin-
da ihtiyarca bir kadinla idare etmis bir Peygamber'in kiz cocugunu
nikâhlamasini hangi akilla hemen "azginlik" ve "sapkinlik"la telif edi-
yorsunuz? Bunda baska amaclar da olamaz mi? Olabilecegine göre
kendinize gelmeniz gerek miyor mu?
Hem siz, önce kendi icinizde dönen pisliklere baksaniza! Cünkü ate-
istlerin Allah'i ve Kitab'i olmadigi icin onlar her türlü kötülügü yapma-
ya hazirdirlar ve cogu da kötülük icindedirler. Onlarin icinde sürüyle
oglanci, sübyanci, sexperest, homoseksüel ve zani vardir. Bir iki ate-
istin kendilerini düzeltmis olmasi, o pisliklerin varligini engellemez.
Ey ateistler! Siz, Hz. Muhammed'e iftira atmayi birakin da, gidin ön-
ce o pisliklerinizi temizleyin. Bu temizlikten sonra konusmaya yüzü-
nüz ve hakkiniz olsun.
Evet siz, olmus bitmis bir olaya kötü sifatlar yapistirmayi birakin da,
icinde bulundugunuz kötülüklere bakin ve onlarla ugrasin. Cünkü ya-
raticiniz, yaşaticiniz ve yöneticiniz olan Allah'a inanmayarak "hayat
sömürücüsü" olmaktasiniz. Cünkü siz, kendi yarattiginiz bir dünya-
da degil, baskasina ait bir dünyada yaşiyorsunuz. Bu dünyanin sa-
hibi ise: Allah'tir. Yani herseyin yaratani, yaşatani ve yöneteni olan
Zat. Bunun delili ise: Kur'andir. Kur'andan üstün bir kitap getirip orta-
ya koymadikca inkâriniz zulümdür. Iste sizin birinci ve en önemli va-
zifeniz bu zulümden kurtulmaya calismaktir. Aksine giderseniz, bi-
zim nazarimizda bir "hayat emperyalisti" olarak muamele görecek-
siniz. Insanlik istiyorsaniz, önce bu emperyalizmi terkediniz. Bu em-
peryalizmi terketmediginiz müddetce, zalimlik sifatiyla yüklü kala-
caksiniz. Bu yükle ölenlerin yeri de ancak cehennemdir... Uydura-
caginiz tanrilarin yeri de! Gecen saniyeler sizi oradan baska bir yere
götürmüyor. Haydi, tanrilarinizi cagirin da sizi bu gidisten kurtarsin-
lar!..
(Ateistlere not: Ey ateistler! Burada Hz. Muhammed'e yaptiginiz if-
tiralari sakın acik kimliginizle yapmaya kalkmayin. Aksi halde müs-
lümanlar sizi, seytan taşlar gibi taşlarlar ve üzerinize birbucuk milyar
taş yagar... Ama cehennemde ugrayacaginiz ates yagmuru daha da
kötüdür!)
***
Ateist demis: "Muhammed'in Ayse'ye yaptigi tecavuzdur, zira Ayse
cinsel iliskiye girmeye riza verecek yasta degildir."
Peygamberin cinsel iliskiye girdigini nereden biliyorsun, ey Allah'in
Allahsizi? Peygamberin gerdege girmesi, Ayse'nin ergenlik cagina
girmesinden sonra olmus olamaz mi? Ergenlik cagina girmis bir kiz-
la nikâhli oldugu takdirde cinsel iliski nasil tecavüz olabilir? Hem
ic yüzünü bilmedigin bir konuda hangi hakla "tecavüz" damgasini
basiyorsun?
Sen Peygamber'e iftira atmayi birak da, kendi tecavüzüne bak!
Cünkü kâinatin Sahibi'ni tanimamakla, O'nun mülkündeki her seye
tecavüz ediyorsun. Kâinat büyüklügündeki dehsetli tecavüzünü
gör de, ondan kurtulmaya calis. Unutma! Sen, kendin yaratmadigin
bir evrende yaşamaktasin. Seni yaşatani bil. Seni, merhametsiz
atomlar yaşatmiyor. Sana, herseyi "bilen" Allah'tan baskasi hayat
veremez. "Akil"siz atomlar senin "sahib"in olamaz.
Ateist demis: "Islam kadinlara geri zekali olduklari gerekcesiyle
esit şahitlik hakki tanimamaktadir."
Kadinla erkek esit yaratilisa sahip degildir. Onlarin yaratilisina
zit olarak kadini erkekle esitlemek, kadina tecavüzdür. Bu tecavü-
ze de son vermelisiniz. Cünkü, kadinin Tanrisi siz degilsiniz! Bas-
kasina ait varliklar üzerinde sahiplik kurmaniz, cok büyük bir gasp-
tir. Bu da, cok büyük bir zulümdür! Bu zulümlerinize son veriniz,
ey ateistler...
***
Ateist demis: "Bak Hakperest, Batı'da İslam fobisini senin gibiler
yaratıyor. Gerçekten haklısın. Müslümanlar bizi taşlar. Ancak
müslümanların SORUNU bu işte. Fikir ile bilgi ile beni çürüteceğine
cehennemde yanarsın diyorsun; o kar etmeyince seni taşlarlar
diyerek beni meydandan kovmaya çalışıyorsun."
"Iftira" ile "fikir" bir degildir. Fikir, tartisilir ve cürütülebilir. Ama iftira,
suctur. Bir suc cezasiz kalamaz. Devletin vermedigi ve veremedigi
cezalari halk verir. Halkin dinine karsi tecavüzden uzak durmalisiniz.
Illâ elestirmek istiyorsaniz, bu elestiri dikkatli yapilmak zorundadir.
Yoksa halk, bunu affetmez. Ben serinkanli olabilirim, ama herkes
benim gibi olmaz...
Ateist demis: "Yuhanna Ed Dımeşki diye Suriyeli bir rahip var.
(Ya 7 ya 8.yy. hatırlayamadım) Onun Kitabını Dinler Tarihi
Doçenti (son derece dindar bir müslüman olan) İsmail Taşpınar
çevirdi. Orada Peygamberin Kuran'ın içeriğini Bahira adlı rahipten
öğrendiğini yazıyor."
Hz. Muhammed, Kur'anin icerigini Allah'tan almistir. Kur'an, Allah'
tan baskasi tarafindan söylenemez.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Ateist demis: "... Ben tarihe bakarak cevap vereyim: DEĞİŞMEZ
çünkü kutsal kitaplar onlarca bilimsel bulgu ile çürütüldü zaten.
İnanç değişmiyor. Kutsal kitap dünya 6 günde yaratıldı deyip de
bilim dünyanın binlerce yıl eski olduğunu bulduğunda 6 gün oluyor
6000 yıl; milyarlarca yıl eski olduğu kanıtlandığında,
6000 yıl oluyor 6 devre... "
Bilimin hic bir bulgusu, Kur'anin hic bir ayetini cürütemez ve cürü-
tememistir. Hangi ayetini cürüttüyse, getirip göstersinler. "Günesin
dünya etrafinda dündügü"yle ilgili ayet ise; insanlarin o zamanki na-
zarina göre söylenmis bir sözdür. Yoksa Kur'anin bilimsel bir iddiasi
degildir.
Hem (o zamanki insanlarin görüsüne göre) günesin dünya etrafinda
döndügünü söylemekte -ateistlerin itirazinin aksine olarak- önemli
bir hakikat payi vardir. Cünkü günes, dünyaya verdigi isi ve isikla,
dünyaya hizmetkâr olmustur. Yani Dünya bir "efendi" mevkiinde,
Günes ise, ona yardim eden bir "köle" seviyesindedir. Bunun icin
"Günes, Dünya etrafinda döner" demek, Kur'anin üslûbuna yakisiyor.
Bununla birlikte Kur'anin bilimsel bir iddiasi olamaz ve yoktur. Bilime
isaret eden sözlerin olmasi ise, ayri bir konudur.
Ikinci olarak: "Dünya'nin 6 günde yaratildigi" ile ilgili konuya gelirsek;
bilimin, evrenin varolus tarihiyle ilgili yaptigi ölcümler kesin ve mutlak
degildir. Yani onun yaptigi ölcümler ve ölcme teknikleri ileride degise-
bilir. Cünkü, onlarin ölcümleri, "madde"ye göre yapilmis ölcümlerdir.
Halbuki evren maddeden ibaret degildir. Onun üstünde enerji ve isik
vardir. Onlarin üstünde de "Tanri maddesi", "esir", "süper sicim" gibi
madde ve enerji üstü kaynaklar vardir. Eger biz; maddeye, atoma gö-
re degil de, isiga veya esire göre yeni bir ölcüm metodu bulsak, bu
halde kâinatin 12 veya 15 veya 20 milyar yillik yaşi, belki 6 milyara;
dünyaninki de 6 bin yila düsecektir. Bu sebeple fazla aceleci olma-
maliyiz. Gelecekte dünyanin ve evrenin yaşi degisebilir ve degise-
cektir.
Simdi gelelim: "Allah kâinati 6 günde yaratabilir mi?" sorusuna.
Evet, yaratabilir. Cünkü Allah'in sahip oldugu kuvvet, insaninki gibi
baskasindan alinmis veya sonradan kazanilmis bir kuvvet degildir.
O'nun kuvvet ve kudreti "sonsuz" -cünkü biz O'nun kuvvetine sınır
koyabilecek bir mevkide degiliz- oldugu icin, kâinati 2 veya 6 günde
yaratmasi mümkündür. Ve O, sınırsız kuvvetiyle gökleri yani evreni
"2 günde", yani "kirksekiz saatte" ve Dünya'yi yine "2 günde" ve
Dünya'nin döşenmesini de "2 günde", toplam olarak hepsini "6 gün-
de" yapmis, yaratmistir. Bu yaratma O'na zor degildir. Cünkü O'nun,
elinde bulunan yaratış maddesi "esir"e bir tek emir vermesi, kâinatin
6 günde yaratilmasina yeterlidir.
Verdigimiz rakam, "Big Bang" teorisiyle karsilastirildiginda, bunlarin
birbirleriyle celistigi görülecektir. Ancak bilim, son noktasini koymus
degildir. Kesin karar verebilmek icin onun gelismesini beklemek ge-
rekiyor. Bu arada baska teoriler de ortaya cikabilir. Big Bang'in da
bir "teori" oldugunu unutmamaliyiz.
"Dünya ortada yokken -6 gün-den bahsetmek nasil mümkün olmus-
tur" denirse.
Cünkü Allah, kâinati yaratmaya baslarken, onun meyvesi ve cekirde-
gi olarak ileride Dünya'yi yaratacagini ve onun kendi etrafindaki bir
tam dönüsünün 24 saat sürecegini ve insanlarin da bu süreye "1 gün"
diyecegini önceden biliyordu. Onlarin ölcüsüne göre de evreni "6 gün-
de" yaratmistir ve olabilir. Allah, sonsuz bir kuvvete sahipse, bu müm-
kündür, imkânsiz degil. Zayif bir adam, bir evi bir yilda yapamaz.
Ama güclü bir insaat sirketi bir evi bir haftada yapabilir.
Evet, Allah kâinati, "dünya ölcülerine göre" tam 144 saatte yaratmis-
tir. Biz Kur'anlılar buna inaniriz. Ateistler neye inanirlarsa inansinlar!
Onlarin inanclari onlara, bizimki de bize...
***
Size, "Hz. Isa'nin ölüleri diriltme mûcizesi"ne dayanarak söylemek
zorundayim: Bir gün gelecek bilim adamlari ölüleri diriltmeyi de
basaracaklar. Cünkü bilim adamlari insanin gen sirlarini ele gecir-
mis bulunuyorlar. Bundan sonra insanin yaratilisiyla cocuk oyun-
cagi gibi oynayabilecekler. Seytan fikirli bilimciler ise, canavarlar
yaratacaklar. Melek fikirli olanlari da insanin saglik ve sihhatine
hizmet etmeye calisacaklardir. Fakat ölüleri diriltmek gibi basarilar,
onlara Tanrilik sifati kazandirmayacaktir. Cünkü onlar kendilerini
kiyametten kurtaramazlar ve kiyameti engellemeye de gücleri yok-
tur.
Ateistlerin iddiasi olan "bilimin Kur'ani cürütmesi" meselesine ge-
lince: Bilim, Allah'in olmadigini veya O'ndan baska ilah bulundugunu
ve meleklerin olmadigini ve Allah'in ayet indirmedigini hic bir zaman
isbat edemez ve edemeyecektir. Bunlari yapamayan bir bilimin de
Kur'ani cürütmesi söz konusu olamaz. Kur'ani cürütmeye calisan
ateistler ise, kendileri cürümeye mahkûm kalacaklardir. Ama bu
cürüme onlari atesten kurtaracak degildir. Allah onlari yeniden ya-
ratmakla hakettikleri cezalarini verecektir.
***
Ey gelecegi olmayan ateist!
Ayse resit degilse, babasi da mi resit degildi?
Kur'an kadina "geri zekâli" demez. "Aklinizi
isletin" der.
Allah hesabina olan evlilikler zina olmaktan
kurtulmustur, ey zinadan kurtulamayan ateistler!
***
Dünyadan baska dünyalari olmayan ateistlere!
Hz. Peygambere iftiranizdan sonra sizin bütün evlilikleriniz artik
bir "zina"dir. Cünkü kadin ve erkek Allah'a aittir. Allah'a inanma-
dikca, onlara sahip olamazsiniz. Olursaniz, zina kazanmis o-
lursunuz. Bu zinakârliktan ancak, Allah'a ve Muhammedine inan-
makla kurtulabilirsiniz. Tanriligini isbatlayamayacaginiz tangirti-
larinizdan fayda yok size!...
Peygamber'e iftira eden ebediyetsizlere...
Ey Allah'in Allahsiz ateistleri! Sizin seytanî görüs ve anlayisinizin
Allah katinda hic bir degeri ve gecerligi yoktur. Küfürlerinizin kar-
siligi olarak, uydurdugunuz tanrilarinizla birlikte cehennemdir yeri-
niz! Kurtulun, kurtulabilirseniz. Kurtulursunuz belki, Allah'tan bas-
ka gercek bir ilah bulabilirseniz...
***
Ateist demis: "Dünyaya hayat veren günestir."
Siz cok bilmissiniz ey ateistler! Dünyaya hayat veren, günes degil
Allah'tir. Günes sadece bir hizmetkârdir. Allah'a teslim olus dininde;
"ay tanrisi", "bey tanrisi" yok, yalniz "tek Allah" vardir.
***
Ey ateistler!
Hz.Muhammed'in 15 asir önce bir kiz cocugunu nikâhlamasina ta-
hammül edemeyerek bu evlilige; "zinadir", "tecavüzdür" derken dik-
katli olmalisiniz. Cünkü bu evlilik; ana-baba rizasiyla olmustur. Al-
lah tarafindan da bir engel konulmamistir. Ayrica o devirde "cocuk
evliligi yasaktir" diye bir yasa da yoktu. Ayrica o kiz cocugu büyü-
dügünde de bu evlilikten sikayetci olmamistir. Bu durumda siz kim
oluyorsunuz? Size söyleyecek ne kalir? Bu evlilige "zina ve tecaüz"
damgasi basmakla ne kazanacaksiniz? Seytana hizmetten baska
hic bir sey!
Hem bu evlilik istisna bir olaydir. Hem bu olay "gecmis"te kalmis,
"geri döndürülemez" bir olaydir. Sizin muhalefetiniz onu geri getire-
mez ki! Olan olmus, biten bitmistir. Siz onunla ugrasacaginiza, gi-
din Türkiye'nin köylerindeki cocuk evlilikleriyle ugrasin. Ugrasin ba-
kalim, sözünüzü gecirebilecek misiniz? Alacaginiz cevap sudur:
"Defol! Sana ne!"
Hem böyle bir evlilikte ilk akliniza gelen sey neden hemen "seks" o-
luyor? Bir evlilik baska amac icin de olamaz mi? Evlilik sadece sek-
se mi dayalidir? Evet, seks önemlidir, ama evlilik, sevgi ve arkadas-
liga da dayanir.
Hem en atesli genclik zamaninda bile yirmi yil boyunca 40 yaslarin-
da ihtiyarca bir kadinla idare etmis bir Peygamber'in kiz cocugunu
nikâhlamasini hangi akilla hemen "azginlik" ve "sapkinlik"la telif edi-
yorsunuz? Bunda baska amaclar da olamaz mi? Olabilecegine göre
kendinize gelmeniz gerek miyor mu?
Hem siz, önce kendi icinizde dönen pisliklere baksaniza! Cünkü ate-
istlerin Allah'i ve Kitab'i olmadigi icin onlar her türlü kötülügü yapma-
ya hazirdirlar ve cogu da kötülük icindedirler. Onlarin icinde sürüyle
oglanci, sübyanci, sexperest, homoseksüel ve zani vardir. Bir iki ate-
istin kendilerini düzeltmis olmasi, o pisliklerin varligini engellemez.
Ey ateistler! Siz, Hz. Muhammed'e iftira atmayi birakin da, gidin ön-
ce o pisliklerinizi temizleyin. Bu temizlikten sonra konusmaya yüzü-
nüz ve hakkiniz olsun.
Evet siz, olmus bitmis bir olaya kötü sifatlar yapistirmayi birakin da,
icinde bulundugunuz kötülüklere bakin ve onlarla ugrasin. Cünkü ya-
raticiniz, yaşaticiniz ve yöneticiniz olan Allah'a inanmayarak "hayat
sömürücüsü" olmaktasiniz. Cünkü siz, kendi yarattiginiz bir dünya-
da degil, baskasina ait bir dünyada yaşiyorsunuz. Bu dünyanin sa-
hibi ise: Allah'tir. Yani herseyin yaratani, yaşatani ve yöneteni olan
Zat. Bunun delili ise: Kur'andir. Kur'andan üstün bir kitap getirip orta-
ya koymadikca inkâriniz zulümdür. Iste sizin birinci ve en önemli va-
zifeniz bu zulümden kurtulmaya calismaktir. Aksine giderseniz, bi-
zim nazarimizda bir "hayat emperyalisti" olarak muamele görecek-
siniz. Insanlik istiyorsaniz, önce bu emperyalizmi terkediniz. Bu em-
peryalizmi terketmediginiz müddetce, zalimlik sifatiyla yüklü kala-
caksiniz. Bu yükle ölenlerin yeri de ancak cehennemdir... Uydura-
caginiz tanrilarin yeri de! Gecen saniyeler sizi oradan baska bir yere
götürmüyor. Haydi, tanrilarinizi cagirin da sizi bu gidisten kurtarsin-
lar!..
(Ateistlere not: Ey ateistler! Burada Hz. Muhammed'e yaptiginiz if-
tiralari sakın acik kimliginizle yapmaya kalkmayin. Aksi halde müs-
lümanlar sizi, seytan taşlar gibi taşlarlar ve üzerinize birbucuk milyar
taş yagar... Ama cehennemde ugrayacaginiz ates yagmuru daha da
kötüdür!)
***
Ateist demis: "Muhammed'in Ayse'ye yaptigi tecavuzdur, zira Ayse
cinsel iliskiye girmeye riza verecek yasta degildir."
Peygamberin cinsel iliskiye girdigini nereden biliyorsun, ey Allah'in
Allahsizi? Peygamberin gerdege girmesi, Ayse'nin ergenlik cagina
girmesinden sonra olmus olamaz mi? Ergenlik cagina girmis bir kiz-
la nikâhli oldugu takdirde cinsel iliski nasil tecavüz olabilir? Hem
ic yüzünü bilmedigin bir konuda hangi hakla "tecavüz" damgasini
basiyorsun?
Sen Peygamber'e iftira atmayi birak da, kendi tecavüzüne bak!
Cünkü kâinatin Sahibi'ni tanimamakla, O'nun mülkündeki her seye
tecavüz ediyorsun. Kâinat büyüklügündeki dehsetli tecavüzünü
gör de, ondan kurtulmaya calis. Unutma! Sen, kendin yaratmadigin
bir evrende yaşamaktasin. Seni yaşatani bil. Seni, merhametsiz
atomlar yaşatmiyor. Sana, herseyi "bilen" Allah'tan baskasi hayat
veremez. "Akil"siz atomlar senin "sahib"in olamaz.
Ateist demis: "Islam kadinlara geri zekali olduklari gerekcesiyle
esit şahitlik hakki tanimamaktadir."
Kadinla erkek esit yaratilisa sahip degildir. Onlarin yaratilisina
zit olarak kadini erkekle esitlemek, kadina tecavüzdür. Bu tecavü-
ze de son vermelisiniz. Cünkü, kadinin Tanrisi siz degilsiniz! Bas-
kasina ait varliklar üzerinde sahiplik kurmaniz, cok büyük bir gasp-
tir. Bu da, cok büyük bir zulümdür! Bu zulümlerinize son veriniz,
ey ateistler...
***
Ateist demis: "Bak Hakperest, Batı'da İslam fobisini senin gibiler
yaratıyor. Gerçekten haklısın. Müslümanlar bizi taşlar. Ancak
müslümanların SORUNU bu işte. Fikir ile bilgi ile beni çürüteceğine
cehennemde yanarsın diyorsun; o kar etmeyince seni taşlarlar
diyerek beni meydandan kovmaya çalışıyorsun."
"Iftira" ile "fikir" bir degildir. Fikir, tartisilir ve cürütülebilir. Ama iftira,
suctur. Bir suc cezasiz kalamaz. Devletin vermedigi ve veremedigi
cezalari halk verir. Halkin dinine karsi tecavüzden uzak durmalisiniz.
Illâ elestirmek istiyorsaniz, bu elestiri dikkatli yapilmak zorundadir.
Yoksa halk, bunu affetmez. Ben serinkanli olabilirim, ama herkes
benim gibi olmaz...
Ateist demis: "Yuhanna Ed Dımeşki diye Suriyeli bir rahip var.
(Ya 7 ya 8.yy. hatırlayamadım) Onun Kitabını Dinler Tarihi
Doçenti (son derece dindar bir müslüman olan) İsmail Taşpınar
çevirdi. Orada Peygamberin Kuran'ın içeriğini Bahira adlı rahipten
öğrendiğini yazıyor."
Hz. Muhammed, Kur'anin icerigini Allah'tan almistir. Kur'an, Allah'
tan baskasi tarafindan söylenemez.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 7
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 7
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bir ateist demis:
"Kuran temel alındığında İslam ile özgürlük bağdaşmaz! Kuran,
Kuran'ın sorgulanmasına izin vermez. İslam'da İslam'dan çıkmak
özgürlüğü yoktur. Kuran'da kullanılan 'akletmek' sözcüğü,
İslamcı ya da değil, liberal demokratların anladığı bağlamda
'serbest akıl yürütmek' anlamını taşımaz."
Kur'an, ateistlerin özgürlük anlayisina uymak zorunda degildir.
Kur'andaki özgürlük, insanligin uydurdugu özgürlük anlayisindan
üstündür. Bu üstünlügü kabul etmeyenler, alcakligi kabul etmis
olurlar.
Bütün mükemmellik ve insanligi Islâmla kazanmis bir kimse,
Islâmdan cikmakla ancak hayvanligi kazanir. Bu yüzden bir kac
istisna disinda kimse bu kazanc icin özgürlük istemez. Istenmeyen
bir özgürlügün de tartismasi olmaz. Ateistler ateist olmakta zaten
özgür. Eee, daha ne istiyorsunuz? Yoksa müslümanlar ateist olmak
istiyor da onlari mi kurtarmaya calisiyorsunuz? Türkiye, Islâmiyetin
egemen oldugu bir ülke degil ki, ateist olmak isteyen müslümanlara
engel olan ciksin! Isteyen istedigi zaman ateist olabilir Türkiye'de.
Onlari kim tutar?
Fakat Islâmin egemen oldugu bir ülkede bir müslüman dinden cika-
maz. Cikarsa, cezalanir. Bu ceza ona haktir. Cünkü dinden cikmis
bir kimsenin bozgunculugundan toplumu korumak gerekir. Cünkü
dinden cikmis insan, her türlü kötülügü yapmaya hazir bir canavar
gibidir.
Islâmiyete karsi savasan ateistimiz: "Islâmin köleligi kaldirmadigini"
da iddia etmis.
Evet, Islâm, köleligi kaldirmamistir. Cünkü Allah, ateistlerin keyfine
göre hareket etmez! O, ancak insanlarin hal ve ihtiyaclarini nazara
alarak ve Kendi gerceklestirmek istedigi arzularina göre hareket eder.
Islâm, köleligi kaldirmamistir, ama efendinin kölesine köle olacak
kadar kölelerin halini düzeltmis, haklarini vermis ve korumustur.
Islâm, köleligi kaldirmamistir. Cünkü o zamanin insanlarinin, onlarin
islerini hafifletecek günümüzdeki gibi makinalari yoktu. Kölelik onlar
icin zaruri idi. Eger Allah köleligi yasaklasaydi, bu durum, insanligin
haline zit olacakti. Siz, birakin ondörtbucuk asir öncesini. Amerika'
da bile köleligin kaldirilis tarihi daha cok yenidir.
Ateistlere göre Islamin degerleri "yalan" olabilir. Biz Kur'anlilara göre
de ateistlerin degerleri yalandir. Biz de yalansiz bir dünyada yasa-
mak istiyoruz. O halde sizin dinsizliginiz size, bizim dinliligimiz bize!
Haydi size güle güle...
Ey ateistler! Nereye giderseniz gidin, her yer Allah'a aittir. Eger evre-
nin ve icindekilerinin sahibinin Allah olmadigini isbatlayacak kesin bir
deliliniz varsa, hadi getirin. Eger bunu getiremezseniz, Kur'anin verdigi
haberlere ve getirdigi inanca inanmak zorundasiniz. Eger inanmazsa-
niz, yeriniz cehennemdir. Eger ona girmemeye gücünüz varsa, haydi
girmeyin!
Inanmadiginiz o sahte tanrilarla müslümanlari korkutmaniz bosunadir.
Cünkü o uydurma tanrilariniz da sizinle beraber cehenneme atilacak-
lardir. Ve sizin gibi onlarin da kendilerini atesten kurtaracak bir gücleri
yoktur. Kurtulmanin tek caresi, Kur'anin gerceklerine teslim olmaktir.
Cennet isteyenlerin de bu yoldan baska yolu yoktur.
***
Ateist demis:
"Peygamber 'masum' ise o takdirde 'beşer' olmasıyla çelişir.
...Peygamber bir 'beşer' (insan)olduğunda Atatürk'ten faklı
kulvarda değildir."
Yani bizim ateistimiz: "Peygamber masum degildir" dedikten
sonra, onun, "Atatürk'le ayni seviyede" oldugunu iddia ediyor.
(Eger demek istedigi bu degilse, söylesin...)
Masûmiyet ile beseriyet birbiriyle celismez. Cünkü "beşer" olus,
"mutlak günahkârlik" degildir. Insan "yanliz günah işleyen bir var-
lik" olmadigindan, sevap işleyen bir varlik da oldugundan, sevap-
lari agir bastiginda, o insan "masûm" addedilir. Akli erinceye ka-
dar bir cocuk masûmdur. Günahlarina tövbe etmis bir kimse de
masûmiyeti kazanmis olur.
Mutlak masûmiyet insanda aranmaz. Böyle bir masûmiyet ancak
meleklerde bulunur. Bu itibarla Hz. Muhammed'in "mâsum" oldu-
guna hükmedebiliriz. Cünkü hayati ortadadir. Kendi yakinlarinin
sahitligiyle kimseye bir kötülügü dokunmamistir. Düsmanlarinin
itirafiyla dahi; o, bir "güvenilir insan"dir. Onun Allah'a karsi ufak-
tefek hatalari olduysa, onlari da Allah'in ikâz etme ve gösterme-
siyle görmüs ve düzeltmistir. Dolayisiyla o, bu haliyle diger insan-
larla bir tutulamaz. Hele hele Atatürk'le hic bir araya getirilemez.
Cünkü biri; günahlarindan arinmis, büyük günah islememis temiz
bir Allah elcisi ve dostu; digeri de Allah'i tanimaz tabiatperest
(Allah katinda) bir suclu! Ikisi nasil bir araya getirilebilir?
Ateistler; "Muhammed masûm degildir" derken, önce kendi zulüm-
lerini görsünler, ondan sonra konussunlar. Bu konuda illâ konus-
mak istiyorlarsa, önce Allah'i inkârla kazanmis olduklari zulümden
kurtulsunlar. Bu zulüm icinde olanlarin Hz. Muhammed'i elestirme-
leri, onlara ikinci bir zulüm daha kazandirir! Zulümlerinize son ve-
riniz, ey ateistler, ey ateistler! Cünkü zulümle ölenleri ancak cehen-
nem temizler...
***
Ey ateistler! Küfürleriniz not edildi. Karsiligini öte tarafta mutlaka
alacaksiniz. Kötü bir cevapla karsilasmak istemezseniz, Allah'a
inanmak ve teslim olmak icin hâlâ vaktiniz var. Bu firsati
kacirmayiniz.
Nilgün demis: "Emre'nin dediği gibi göz, kalp, ciğer geliştirilince
bu buluşlara başlangıçta karşı çıkanlar en mükemmel
hastanelerde bu nimeti tüketmek için yarışacaklar.
Çünkü şimdiye kadar hep bunu yaptılar."
Bilim bugün yapay organ üretebilir hale geldiyse, bunu yine Allah'in
verdigi beyin ve akilla ve onlarin işletilmesiyle ve O'nun mülkünde
ve yine O'nun verdigi maddeler ile yapabilmistir. Bunu yapmalarina
da O, bir engel koymamistir. O'nun tek istedigi; O'nun taninmasi ve
yapilanin O'nun hesabina yapilmasi ve iyilik icin calisilmasidir.
Bilim, hayra da kullanilabilir, şerre de kullanilabilir. Müslümanlar
ancak bilim kötülüge kullanildiginda karsi koyabilirler. Hayra olan
yönünden elbette ki faydalanacaklardir. Bunun icin onlara herhangi
bir engel yoktur. Belki gercegi tam bilememekten gelen sakincalari
vardir.
Nilgün yine demis: "Ama ben bu duruşa şaşırmıyorum. Güneşin
dünya etrafında dönmediğini dindara kabul ettirmek 1500 yıl aldı;
Adem ve Havva'dan gelmediğimizi öğrenmemiz henüz 150-200
yıllık bilgi ve ezber bozmak dünyanın en zor işi!!!!"
Burada da yine müslümana ve dinine düsmanliginiz, fikirlerinizin
önünde kosuyor! Günesin dünya etrafinda dönmedigi 1. asirda mi
kesfedildi?
Insanligin Âdem'den türedigini inkâr eden Darwinist evrim teorisi'ni
biz, "Tanritanimazlarin cehâleti" olarak görüyoruz! Gercek bilim
ise, ancak Kur'anin aciklamalaridir. Bilimin, Kur'anin aciklamalarina
ulasabilmesi icin daha cok ekmek yemesi gerekiyor.
***
Ateist demis:
"Kaldı ki Tanrı bile Epikür'den beri felsefenin eleştiri konusudur.
Eğer var ise, dünyadaki kötülüğe izin verdiği için ya bunu
engellemekten aciz ya da kötü olarak addedilir. Üçüncü şık ise
hiç varolmadığıdır. Çünkü herşeye kadir bir iyi Tanrı dünyadaki
kötülüğe izin vermezdi."
"Gercek Tanri" olan Allah, mutlak iyidir ve herseye kadirdir.
Fakat bu mutlak iyi ve kadir olmak; "O, kötüyü yaratmaz" demek
degildir. Cünkü Allah, yarattigi insani sinamak icin kötüyü de
yaratir. Fakat kötüyü yaratmak kötü degil, onu islemek kötüdür.
Ateistler, kendi keyflerine göre bir Tanri ariyorlar veya Tanri'nin
kendi arzularina göre hareket etmesini istiyorlar. Ama gercek
Tanri olan Allah, onlarin isteklerine göre hareket etmez. Tam
aksine, insanlar O'nun arzusuna göre hareket etmek zorundadirlar.
Ey ateist! Ücüncü sikka göre "Tanri yoktur" derken, sormalisin:
"Tanri yoksa, ben nereden ciktim?"
Ben de soruyorum: "Sen nereden ciktin ey ateist?" Seni sen
yaratmadin. Ben de yaratmadim. Insanlik da yaratmadi. Akilsiz
ve acimasiz madde ve atom da yaratamaz. Geriye, madde ötesi
Allah'tan baska ne kaliyor? "Madde ötesi diye birsey yoktur"
dersen, kâinattaki cok ince, derin, hassas, kapsamli bilimlere,
ölcü, denge, düzen ve hesaplara dayanan yaratilisi, yaşatilisi ve
yönetilişi kime vereceksin? Haydi, birseyler uydurdun diyelim.
Acaba o uydurduklarin, senin girmek zorunda oldugun o "kabir"
denen sonsuz yokluk kuyusunu, ölümsüz cennete cevirebilecek
mi? Ceviremeyecegine göre, Allah'a inanmak ve teslim olmaktan
baska caren kalir mi? Kalmiyor ama, insan seytana kul olmussa,
"Allah yok" demekten baska da caresi olmaz. "Allah yok" diyen-
ler icin de ancak cehennem vardir. "Ben cenneti isterim" diyenler
de, Allah'a inanmak ve O'na teslim olmak zorundadir.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bir ateist demis:
"Kuran temel alındığında İslam ile özgürlük bağdaşmaz! Kuran,
Kuran'ın sorgulanmasına izin vermez. İslam'da İslam'dan çıkmak
özgürlüğü yoktur. Kuran'da kullanılan 'akletmek' sözcüğü,
İslamcı ya da değil, liberal demokratların anladığı bağlamda
'serbest akıl yürütmek' anlamını taşımaz."
Kur'an, ateistlerin özgürlük anlayisina uymak zorunda degildir.
Kur'andaki özgürlük, insanligin uydurdugu özgürlük anlayisindan
üstündür. Bu üstünlügü kabul etmeyenler, alcakligi kabul etmis
olurlar.
Bütün mükemmellik ve insanligi Islâmla kazanmis bir kimse,
Islâmdan cikmakla ancak hayvanligi kazanir. Bu yüzden bir kac
istisna disinda kimse bu kazanc icin özgürlük istemez. Istenmeyen
bir özgürlügün de tartismasi olmaz. Ateistler ateist olmakta zaten
özgür. Eee, daha ne istiyorsunuz? Yoksa müslümanlar ateist olmak
istiyor da onlari mi kurtarmaya calisiyorsunuz? Türkiye, Islâmiyetin
egemen oldugu bir ülke degil ki, ateist olmak isteyen müslümanlara
engel olan ciksin! Isteyen istedigi zaman ateist olabilir Türkiye'de.
Onlari kim tutar?
Fakat Islâmin egemen oldugu bir ülkede bir müslüman dinden cika-
maz. Cikarsa, cezalanir. Bu ceza ona haktir. Cünkü dinden cikmis
bir kimsenin bozgunculugundan toplumu korumak gerekir. Cünkü
dinden cikmis insan, her türlü kötülügü yapmaya hazir bir canavar
gibidir.
Islâmiyete karsi savasan ateistimiz: "Islâmin köleligi kaldirmadigini"
da iddia etmis.
Evet, Islâm, köleligi kaldirmamistir. Cünkü Allah, ateistlerin keyfine
göre hareket etmez! O, ancak insanlarin hal ve ihtiyaclarini nazara
alarak ve Kendi gerceklestirmek istedigi arzularina göre hareket eder.
Islâm, köleligi kaldirmamistir, ama efendinin kölesine köle olacak
kadar kölelerin halini düzeltmis, haklarini vermis ve korumustur.
Islâm, köleligi kaldirmamistir. Cünkü o zamanin insanlarinin, onlarin
islerini hafifletecek günümüzdeki gibi makinalari yoktu. Kölelik onlar
icin zaruri idi. Eger Allah köleligi yasaklasaydi, bu durum, insanligin
haline zit olacakti. Siz, birakin ondörtbucuk asir öncesini. Amerika'
da bile köleligin kaldirilis tarihi daha cok yenidir.
Ateistlere göre Islamin degerleri "yalan" olabilir. Biz Kur'anlilara göre
de ateistlerin degerleri yalandir. Biz de yalansiz bir dünyada yasa-
mak istiyoruz. O halde sizin dinsizliginiz size, bizim dinliligimiz bize!
Haydi size güle güle...
Ey ateistler! Nereye giderseniz gidin, her yer Allah'a aittir. Eger evre-
nin ve icindekilerinin sahibinin Allah olmadigini isbatlayacak kesin bir
deliliniz varsa, hadi getirin. Eger bunu getiremezseniz, Kur'anin verdigi
haberlere ve getirdigi inanca inanmak zorundasiniz. Eger inanmazsa-
niz, yeriniz cehennemdir. Eger ona girmemeye gücünüz varsa, haydi
girmeyin!
Inanmadiginiz o sahte tanrilarla müslümanlari korkutmaniz bosunadir.
Cünkü o uydurma tanrilariniz da sizinle beraber cehenneme atilacak-
lardir. Ve sizin gibi onlarin da kendilerini atesten kurtaracak bir gücleri
yoktur. Kurtulmanin tek caresi, Kur'anin gerceklerine teslim olmaktir.
Cennet isteyenlerin de bu yoldan baska yolu yoktur.
***
Ateist demis:
"Peygamber 'masum' ise o takdirde 'beşer' olmasıyla çelişir.
...Peygamber bir 'beşer' (insan)olduğunda Atatürk'ten faklı
kulvarda değildir."
Yani bizim ateistimiz: "Peygamber masum degildir" dedikten
sonra, onun, "Atatürk'le ayni seviyede" oldugunu iddia ediyor.
(Eger demek istedigi bu degilse, söylesin...)
Masûmiyet ile beseriyet birbiriyle celismez. Cünkü "beşer" olus,
"mutlak günahkârlik" degildir. Insan "yanliz günah işleyen bir var-
lik" olmadigindan, sevap işleyen bir varlik da oldugundan, sevap-
lari agir bastiginda, o insan "masûm" addedilir. Akli erinceye ka-
dar bir cocuk masûmdur. Günahlarina tövbe etmis bir kimse de
masûmiyeti kazanmis olur.
Mutlak masûmiyet insanda aranmaz. Böyle bir masûmiyet ancak
meleklerde bulunur. Bu itibarla Hz. Muhammed'in "mâsum" oldu-
guna hükmedebiliriz. Cünkü hayati ortadadir. Kendi yakinlarinin
sahitligiyle kimseye bir kötülügü dokunmamistir. Düsmanlarinin
itirafiyla dahi; o, bir "güvenilir insan"dir. Onun Allah'a karsi ufak-
tefek hatalari olduysa, onlari da Allah'in ikâz etme ve gösterme-
siyle görmüs ve düzeltmistir. Dolayisiyla o, bu haliyle diger insan-
larla bir tutulamaz. Hele hele Atatürk'le hic bir araya getirilemez.
Cünkü biri; günahlarindan arinmis, büyük günah islememis temiz
bir Allah elcisi ve dostu; digeri de Allah'i tanimaz tabiatperest
(Allah katinda) bir suclu! Ikisi nasil bir araya getirilebilir?
Ateistler; "Muhammed masûm degildir" derken, önce kendi zulüm-
lerini görsünler, ondan sonra konussunlar. Bu konuda illâ konus-
mak istiyorlarsa, önce Allah'i inkârla kazanmis olduklari zulümden
kurtulsunlar. Bu zulüm icinde olanlarin Hz. Muhammed'i elestirme-
leri, onlara ikinci bir zulüm daha kazandirir! Zulümlerinize son ve-
riniz, ey ateistler, ey ateistler! Cünkü zulümle ölenleri ancak cehen-
nem temizler...
***
Ey ateistler! Küfürleriniz not edildi. Karsiligini öte tarafta mutlaka
alacaksiniz. Kötü bir cevapla karsilasmak istemezseniz, Allah'a
inanmak ve teslim olmak icin hâlâ vaktiniz var. Bu firsati
kacirmayiniz.
Nilgün demis: "Emre'nin dediği gibi göz, kalp, ciğer geliştirilince
bu buluşlara başlangıçta karşı çıkanlar en mükemmel
hastanelerde bu nimeti tüketmek için yarışacaklar.
Çünkü şimdiye kadar hep bunu yaptılar."
Bilim bugün yapay organ üretebilir hale geldiyse, bunu yine Allah'in
verdigi beyin ve akilla ve onlarin işletilmesiyle ve O'nun mülkünde
ve yine O'nun verdigi maddeler ile yapabilmistir. Bunu yapmalarina
da O, bir engel koymamistir. O'nun tek istedigi; O'nun taninmasi ve
yapilanin O'nun hesabina yapilmasi ve iyilik icin calisilmasidir.
Bilim, hayra da kullanilabilir, şerre de kullanilabilir. Müslümanlar
ancak bilim kötülüge kullanildiginda karsi koyabilirler. Hayra olan
yönünden elbette ki faydalanacaklardir. Bunun icin onlara herhangi
bir engel yoktur. Belki gercegi tam bilememekten gelen sakincalari
vardir.
Nilgün yine demis: "Ama ben bu duruşa şaşırmıyorum. Güneşin
dünya etrafında dönmediğini dindara kabul ettirmek 1500 yıl aldı;
Adem ve Havva'dan gelmediğimizi öğrenmemiz henüz 150-200
yıllık bilgi ve ezber bozmak dünyanın en zor işi!!!!"
Burada da yine müslümana ve dinine düsmanliginiz, fikirlerinizin
önünde kosuyor! Günesin dünya etrafinda dönmedigi 1. asirda mi
kesfedildi?
Insanligin Âdem'den türedigini inkâr eden Darwinist evrim teorisi'ni
biz, "Tanritanimazlarin cehâleti" olarak görüyoruz! Gercek bilim
ise, ancak Kur'anin aciklamalaridir. Bilimin, Kur'anin aciklamalarina
ulasabilmesi icin daha cok ekmek yemesi gerekiyor.
***
Ateist demis:
"Kaldı ki Tanrı bile Epikür'den beri felsefenin eleştiri konusudur.
Eğer var ise, dünyadaki kötülüğe izin verdiği için ya bunu
engellemekten aciz ya da kötü olarak addedilir. Üçüncü şık ise
hiç varolmadığıdır. Çünkü herşeye kadir bir iyi Tanrı dünyadaki
kötülüğe izin vermezdi."
"Gercek Tanri" olan Allah, mutlak iyidir ve herseye kadirdir.
Fakat bu mutlak iyi ve kadir olmak; "O, kötüyü yaratmaz" demek
degildir. Cünkü Allah, yarattigi insani sinamak icin kötüyü de
yaratir. Fakat kötüyü yaratmak kötü degil, onu islemek kötüdür.
Ateistler, kendi keyflerine göre bir Tanri ariyorlar veya Tanri'nin
kendi arzularina göre hareket etmesini istiyorlar. Ama gercek
Tanri olan Allah, onlarin isteklerine göre hareket etmez. Tam
aksine, insanlar O'nun arzusuna göre hareket etmek zorundadirlar.
Ey ateist! Ücüncü sikka göre "Tanri yoktur" derken, sormalisin:
"Tanri yoksa, ben nereden ciktim?"
Ben de soruyorum: "Sen nereden ciktin ey ateist?" Seni sen
yaratmadin. Ben de yaratmadim. Insanlik da yaratmadi. Akilsiz
ve acimasiz madde ve atom da yaratamaz. Geriye, madde ötesi
Allah'tan baska ne kaliyor? "Madde ötesi diye birsey yoktur"
dersen, kâinattaki cok ince, derin, hassas, kapsamli bilimlere,
ölcü, denge, düzen ve hesaplara dayanan yaratilisi, yaşatilisi ve
yönetilişi kime vereceksin? Haydi, birseyler uydurdun diyelim.
Acaba o uydurduklarin, senin girmek zorunda oldugun o "kabir"
denen sonsuz yokluk kuyusunu, ölümsüz cennete cevirebilecek
mi? Ceviremeyecegine göre, Allah'a inanmak ve teslim olmaktan
baska caren kalir mi? Kalmiyor ama, insan seytana kul olmussa,
"Allah yok" demekten baska da caresi olmaz. "Allah yok" diyen-
ler icin de ancak cehennem vardir. "Ben cenneti isterim" diyenler
de, Allah'a inanmak ve O'na teslim olmak zorundadir.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 6
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 6
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Âdem'in Kemikleri...
Allah'a inanmayan, Kur'ana da inanmaz. Kur'ana inanmayan,
Âdem'e de inanmaz. "Âdem'in kemikleri hani nerede" diyen
ateist, kemikler ortaya cikinca Allah'a inanacak demektir...
Ey ateist! Sen, Âdem'in kemiklerini birak. Kendi varligina ve
canliligina bak. Bu varligi ve cani nereden buldun? Seni sen
yaratmadigina göre, senin Yaraticin kimdir? Ölmeden önce
cevaplaman veya cevabini bulman gereken sualler bunlardir.
Sen, arkeologlarin onyillarca sonra bulabilecegi kemikleri birak.
Senin suallerine cevap veren Kur'ana bak! Ama kalb ve aklini
birlikte isletmeyenlere Kur'anin faydasi olmaz. Onlar cevaplarini
ancak cehennemde alirlar. Keske cehenneme varmadan cevap-
larini alabilseler...
***
Allahsizlarin inkâri devam ediyorsa, uyarilar da devam eder:
O ateistler, bizim sözlerimizi tekrar etmekle ve âhireti inkâr etmekle
cehennemden kurtulacaklarini sanmasinlar. "Neredeymis o cehen-
nem" mi diyorlar; beklesinler, yakinda görecekler. Görmemek ister-
lerse, ölümü öldürsünler! Ama öldüremezler. Demek aci akibetlerin-
den kurtulamazlar. Kurtulamazlar! Kurtulamazlar! Kurtulamazlar!
***
Ey ateistler!
Kur'anin verdigi haberlerinin masal olmadigini, cehenneme girince
göreceksiniz. Biraz daha bekleyin. Cehenneme gecis tüneline
girmenize az kaldi. Saatinize bakin; saniyeler sizi, oradan baska
bir yere götürmüyor!
***
Deniz Hanim,
Dediniz ki: "Kur'an dışarıdan bir vahiyle peygambere gelen bir
şey değil bizzat Hz.Muhammed'in bilincinden süzülen şeyler..
Hz.Muhammed'in kendindeki Tanrısallığı keşfedişinin
ifadesidir Kur'an.."
Kur'an, Hz. Muhammed'in "bilincinden süzülen seyler" degil,
"Allah'in indirmesi sözler"dir. "Keşif" ile "vahy"i birbirinden ayirt
etmesini bilmelisiniz. Bunlari birbirine karistirirsaniz, ateistlerin
"Muhammed Allah'tan hic birsey almadi", "Kur'an Allah'in
sözleri degil" demesine benzer sözleriniz.
Evet, Hz. Muhammed'in, Tanrisalliga ait keşfettigi seyler de
vardir. Fakat bu keşfiyatlar, Kur'an'in yerini tutamaz. Hic bir
insanin Ilâhî bir Kitap keşfetme gücü yoktur. Ancak Allah
dilerse, sectigi bir kulunun kalbine sözlerini indirir. Işte ancak
bu sözler "Ilâhî Kitap" olur. Ateistler Allah'a inanmadiklari icin
O'nun söz indirmesini veya göndermesini de kabul edemezler.
Fakat siz bir ateist degilsiniz. Bu sözlerinizi de "erken söylenmis
sözler" olarak kabul ediyorum. Dinde ilerledikce gercegi siz de
göreceksiniz.
Demissiniz: "Nasıl fizik aleme ait kuralları keşfetme gücündeyse
insanlar metafizik aleme ait kuralları da keşfedebilirler. Kendileri
için neyin iyi neyin kötü olduğunu tekamül ettikçe anlıyorlar,
keşfediyorlar. Dinlerdeki kurallar da bu keşiflerin ürünü, İnsan
Tanrı'nın yeryüzü şubesi, islami deyişle yeryüzündeki Allah'ın
halifesi..İnsanın gücü kutsal kitapları oluşturmaya, metafizik alemi
keşfetmeye yeter. Hz.Muhammed'de önemli maneviyat kaşiflerin-
den birisi ama bu keşif hala devam ediyor, insan evrenin bir
parçası, evreni tanıdıkça tekamülünde yeni basamaklar,
süreçler oluşuyor."
Burada da ayni seyleri tekrarlamak zorundayim: Insanin gücü,
metafizik âlemde dinsel keşifler yapmaya yeter. Fakat Ilâhî bir
Kitap olusturmaya hic bir insanin gücü yetmez. Tevrat, Incil ve
Kur'an gibi Ilâhî Kitaplar, tamamen Allah'in indirdigi sözlerden
olusmus Kitaplardir. Yalniz iki önceki Kitapta yapilmis
bozulmalar, Kur'anda bildirilmis ve düzeltilmistir.
Şunu unutmayin: Her bilenin üzerinde bir baska bilen vardir...
Bizim bildiklerimiz de, Allah'in ögrettigi kadaridir.
***
Islâmiyete karsi savasan bir ateist demis: "Islâmin modern anlayis-
larla bagdastirilamamasindaki suc Islâmin özünde, tarihte degil.
Cünkü Kur'an, yöresel ve tarihsel bir kitaptir; evrensel ve zaman
üstü degildir."
Islâmin özünde suc degil, sevap vardir. Modern insanlar dahi onda-
ki bu sevaba muhtactir. Cünkü Islâmin kitabı Kur'an, evrensel ve
zaman üstü bir Kitap'tir. Cünkü bu Kitabin asli ve esasi; Allah'a,
Meleklerine, Kitaplarina, Peygamberlerine, Kadere ve Ötedünyasi-
na inanctir. Bu inanc sartlari yöresel ve tarihsel degil, evrensel ve
zaman üstüdür. Bu inanc sartlariyla birlikte Hakk'a, Adalet'e ve Na-
mus'a teslim olmak da vardir. Bunlar da yine belirli bir yer ve zama-
na ait degil, bütün zamanlari ve mekanlari kaplayan toplumsal ve
bireysel gerekliklerdir. Bu gerekliklerle birlikte inancli ferdin "ahlâkli"
ve "iyilikci" olma sarti da vardir. Güzel ahlâklilik ve iyilikci olma sarti
da yine belirli bir yer ve zamanla sınırlı degil, bütün zamanlar ve yer-
ler icin gecerlidir. Geriye kaliyor bir hukuksal meseleler. Bunlar ise
sartlara göre degisebiliyor. Demek oluyor ki, Kur'anin yüzde doksan-
dan fazlasi evrensel ve zaman üstüdür. Eger modern insan, Kur'anin
bu evrensel ve zaman üstü gercekleriyle bagdasmazsa, insan ola-
maz, insanligi bulamaz, hayvanlikta kalir!
Ateist demis: "1. Algılarımız dışında maddesel bir evren olduğu
varsayımı, sizin de dediğiniz gibi insanların %99.9'u tarafından
kabul ediliyor. Bu ORTAK AKIL ile elde edilmiş bilgidir. Oysa
dinlerin esasları subjektif nakli bilgiye dayanır; her bir dininki
farklı olup ORTAK AKLA DAYANMAZ."
Ortak akil nedir ki! Ortak akil, dünya ve evren ici bilgilerin toplamidir.
Bunlar da yine yüce Yaratici'nin insanin elinden tutmasiyla elde
edilmistir. Eger ilham etme ve Kitap gönderme ile bu elden tutma
olmasaydi, insanlik bugün belki yürümeyi dahi ögrenememis ola-
cak, maymun yürüyüsüyle kalacakti! Allah'in indirdigi bilgi ise,
yalniz dünya ve evren icini degil, onlarin disindan ve ötesinden de
haber verir. Bu bilgiye sahip olmayanlar, tek kanatli kuslar gibi
yerlerde sürünür. Insanlik, bugün ancak aya gidebildi. Hz. Muham-
med ise, "Mirac Mûcizesiyle" yildizlari da gecerek Allah'a cikti!
Günümüzün uzay ve kozmoloji bilimi, Hz. Muhammed'in uzay
fatihligi yaninda bir "bebek" olarak kalir. Yani "bilim, bilim" diyerek
Müslümanlari asagilayanlarin, Hz. Muhammed'e yetisebilmeleri
icin alacaklari cok yol var. Calisin bebeler, calisin! Belki ona
yetisirsiniz...
Ateist demis: "2. İslam'da sorgulamak yoktur. İslam akaidinin temel
şartlarından birisi sorgulamadan iman etmektir. Önce kalb ile iman
edilir, sonra dil ile tasdik edilir. İslam'ın 'tahkiki' olanının övülmesi,
yalnızca BEYAZ YALAN dır. Aileler çocuklarını doğumlarından
itibaren kendi dinleri ile ETİKETLERLER. Küçücük beyinler bir
dinle yoğrulduktan sonra, yetişkin olduklarında o dini özgürce
sorgulayabilmeleri çok nadiren gerçekleşebilen bir olgudur."
Tam aksine! Islâm inancinin temel sartlarindan birisi "sorgulamadan
inanmak" degil, "sorgulayarak inanmak"tir. Cünkü Kur'an, 70 kadar
ayetiyle insanlari düsünmeye, sorgulamaya ve akillarini isletmeye
dâvet etmektedir. (Bakiniz: http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/
kuranda-gecen-akil-ile-ilgili-ayetler.html )
Bunun icin, önce Yaratici'nin varligi bilinir. Bu bilme olmadan inanc
olamaz. Ancak O'nun varligi bilindikten veya hissedildikten sonra
O'na inanilir. Yani önce "akil ile bilinir; sonra "kalb ile inanilir"; bun-
dan sonra da "dil ile ikrar edilir" ve beden ile de "ibadet edilir". Bu
ibadet, inancin isbatidir.
Inanc yolunda olan bir insanin aklini isletmesi sarttir. Cünkü insan,
"puta mi tapiyor, yoksa gercek Tanri'ya mi tapiyor", bilmek zorun-
dadir. Bilmek icin de akli isletmek gerekir. Eger bazi insanlar akil-
larini isletmiyorlarsa, bu, Islâmin degil, akillarini kullanmayanlarin
suçudur.
Aileler, cocuklarini dogumlarindan itibaren hangi dine sahipseler,
elbette ki onu aşilayacaklardir. Gidip de onlara ateizmi veya baska
bir dini ögretecek degillerdir. Ama akli ermeye baslayan veya ergin-
lik cagina gelmis cocuk, eger ihtiyac duyuyorsa, dinini sorgulayabi-
lir ve baska dinleri de arastirip inceleyebilir. Bu konuda onun önünü
tikamamak gerekir.
Ateist demis: "3. İslam insanları kula kul olmaktan kurtardı;
modernite ise insanı Tanrı'ya da kul olmaktan kurtararak onu
kendi kendisinin efendisi, özgür bir birey yapmıştır."
Eger dünya ve evreni ve onlarin icindekileri insanlar yaratmis, hem
onlar yaşatiyor ve yönetiyor olsalardi, bu halde Tanri'ya ihtiyaclari
kalmazdi. Nihayetsiz bir acizlik, fakirlik, muhtaclik ve ölümlülük
icinde bulunan insanlar, eger yüce Tanri'ya kul olmazlarsa, seytana
kul olurlar. Tanri'ya kulluktan kacanlar, "özgür birey" degil, ancak
"seytanin mahkûmu"durlar. Insanin vazifesi, seytana degil, Allah'a
kulluktur. Cünkü evreni ve icindekileri yaratan, yaşatan ve yöneten
seytan degildir.
Ateist demis: "4. İslam'da “İslam’dan çıkma” veya “İslam’ın günah
saydığı fiilleri işleme” hürriyeti tabii ki yoktur, ve bu yasak tabii ki
tarihsel şartlardan değil, dinin ÖZÜNDEN kaynaklanır. Aksi
takdirde APAÇIK AYETLERİ inkar etmiş oluruz."
Bir insanin Islâmdan şüphesi varsa, onun şüphelerini giderecek âlim
de vardir. Şüphelerden kurtulmak mümkündür. Ama bir kimse ser-
bestce günah islemek icin Islâmdan cikarsa, cikar. Buna kimse
engel olamaz. Fakat o kimsenin dinden cikisi, bâtil bir dinden cikan
kimsenin cikisi gibi olmaz. Cünkü Islâm gibi en son ve en mükem-
mel bir dini birakan kimse, insanliktan da cikmis olur. Cünkü o kim-
se bütün mükemmellikleri ve insanligi Islâmdan ögrenmistir. Islâm'
in ögretisini ve emirlerini terkeden bir kimse, dehsetli bir bozguncu
olur. Toplumu onun bozgunculugundan korumak icin o kimse ya
(bozgunculugu sabit oldugu takdirde) idam edilir, ya baska bir ülke-
ye sürülür, ya da bozgunculuk yapmayacagina dair teminat vermek
zorunda birakilir. Veya dinden cikisini gizleyerek yaşar. (Buradaki
hüküm, Islâmiyetin hâkim oldugu yer icin gecerlidir.) Bugün Türki-
ye'nin yüzde yetmis-sekseni Islâmiyetten uzaktir.
(Dinden cikma hakkinda şu gercegi de görmek ve adaletli olmak
gerekir: Islâmiyet, insanlari ilkellikten cikarip medeniyete ulastiran
bir dindir. Eger bu din, yanlis anlayis ve yorumlamalarla ilkellige
götüren bir mahiyet kazanmissa, onu terketmek suc olmaz.)
Ateist demis: "5. Müslümanlar bu gerçeklerle bir an evvel
yüzleşip dinleri etrafında yarattıkları bu hayal aleminden
kurtulurlarsa kurtuluşa ererler."
(Sözde) Müslümanlar, Islâmiyetten baska bir yerde insanlik bula-
mazlar. Islâmiyetten uzak olanlar, Islâmiyete yaklasarak ve Islâm-
lica yaşayarak insanlik disi bir hayattan kurtulmalidirlar. Islâmsizca
yaşanan bir hayatta, hayat yoktur! "Vardir" diyenlerin hayati; hak-
sizca, zalimce ve ebediyetsiz bir hayattir! Biz Kur'anlilar bu hayata:
"Vahşet" deriz... Vahşetten kurtulus isteyenler, buyursunlar Islâm'a!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Âdem'in Kemikleri...
Allah'a inanmayan, Kur'ana da inanmaz. Kur'ana inanmayan,
Âdem'e de inanmaz. "Âdem'in kemikleri hani nerede" diyen
ateist, kemikler ortaya cikinca Allah'a inanacak demektir...
Ey ateist! Sen, Âdem'in kemiklerini birak. Kendi varligina ve
canliligina bak. Bu varligi ve cani nereden buldun? Seni sen
yaratmadigina göre, senin Yaraticin kimdir? Ölmeden önce
cevaplaman veya cevabini bulman gereken sualler bunlardir.
Sen, arkeologlarin onyillarca sonra bulabilecegi kemikleri birak.
Senin suallerine cevap veren Kur'ana bak! Ama kalb ve aklini
birlikte isletmeyenlere Kur'anin faydasi olmaz. Onlar cevaplarini
ancak cehennemde alirlar. Keske cehenneme varmadan cevap-
larini alabilseler...
***
Allahsizlarin inkâri devam ediyorsa, uyarilar da devam eder:
O ateistler, bizim sözlerimizi tekrar etmekle ve âhireti inkâr etmekle
cehennemden kurtulacaklarini sanmasinlar. "Neredeymis o cehen-
nem" mi diyorlar; beklesinler, yakinda görecekler. Görmemek ister-
lerse, ölümü öldürsünler! Ama öldüremezler. Demek aci akibetlerin-
den kurtulamazlar. Kurtulamazlar! Kurtulamazlar! Kurtulamazlar!
***
Ey ateistler!
Kur'anin verdigi haberlerinin masal olmadigini, cehenneme girince
göreceksiniz. Biraz daha bekleyin. Cehenneme gecis tüneline
girmenize az kaldi. Saatinize bakin; saniyeler sizi, oradan baska
bir yere götürmüyor!
***
Deniz Hanim,
Dediniz ki: "Kur'an dışarıdan bir vahiyle peygambere gelen bir
şey değil bizzat Hz.Muhammed'in bilincinden süzülen şeyler..
Hz.Muhammed'in kendindeki Tanrısallığı keşfedişinin
ifadesidir Kur'an.."
Kur'an, Hz. Muhammed'in "bilincinden süzülen seyler" degil,
"Allah'in indirmesi sözler"dir. "Keşif" ile "vahy"i birbirinden ayirt
etmesini bilmelisiniz. Bunlari birbirine karistirirsaniz, ateistlerin
"Muhammed Allah'tan hic birsey almadi", "Kur'an Allah'in
sözleri degil" demesine benzer sözleriniz.
Evet, Hz. Muhammed'in, Tanrisalliga ait keşfettigi seyler de
vardir. Fakat bu keşfiyatlar, Kur'an'in yerini tutamaz. Hic bir
insanin Ilâhî bir Kitap keşfetme gücü yoktur. Ancak Allah
dilerse, sectigi bir kulunun kalbine sözlerini indirir. Işte ancak
bu sözler "Ilâhî Kitap" olur. Ateistler Allah'a inanmadiklari icin
O'nun söz indirmesini veya göndermesini de kabul edemezler.
Fakat siz bir ateist degilsiniz. Bu sözlerinizi de "erken söylenmis
sözler" olarak kabul ediyorum. Dinde ilerledikce gercegi siz de
göreceksiniz.
Demissiniz: "Nasıl fizik aleme ait kuralları keşfetme gücündeyse
insanlar metafizik aleme ait kuralları da keşfedebilirler. Kendileri
için neyin iyi neyin kötü olduğunu tekamül ettikçe anlıyorlar,
keşfediyorlar. Dinlerdeki kurallar da bu keşiflerin ürünü, İnsan
Tanrı'nın yeryüzü şubesi, islami deyişle yeryüzündeki Allah'ın
halifesi..İnsanın gücü kutsal kitapları oluşturmaya, metafizik alemi
keşfetmeye yeter. Hz.Muhammed'de önemli maneviyat kaşiflerin-
den birisi ama bu keşif hala devam ediyor, insan evrenin bir
parçası, evreni tanıdıkça tekamülünde yeni basamaklar,
süreçler oluşuyor."
Burada da ayni seyleri tekrarlamak zorundayim: Insanin gücü,
metafizik âlemde dinsel keşifler yapmaya yeter. Fakat Ilâhî bir
Kitap olusturmaya hic bir insanin gücü yetmez. Tevrat, Incil ve
Kur'an gibi Ilâhî Kitaplar, tamamen Allah'in indirdigi sözlerden
olusmus Kitaplardir. Yalniz iki önceki Kitapta yapilmis
bozulmalar, Kur'anda bildirilmis ve düzeltilmistir.
Şunu unutmayin: Her bilenin üzerinde bir baska bilen vardir...
Bizim bildiklerimiz de, Allah'in ögrettigi kadaridir.
***
Islâmiyete karsi savasan bir ateist demis: "Islâmin modern anlayis-
larla bagdastirilamamasindaki suc Islâmin özünde, tarihte degil.
Cünkü Kur'an, yöresel ve tarihsel bir kitaptir; evrensel ve zaman
üstü degildir."
Islâmin özünde suc degil, sevap vardir. Modern insanlar dahi onda-
ki bu sevaba muhtactir. Cünkü Islâmin kitabı Kur'an, evrensel ve
zaman üstü bir Kitap'tir. Cünkü bu Kitabin asli ve esasi; Allah'a,
Meleklerine, Kitaplarina, Peygamberlerine, Kadere ve Ötedünyasi-
na inanctir. Bu inanc sartlari yöresel ve tarihsel degil, evrensel ve
zaman üstüdür. Bu inanc sartlariyla birlikte Hakk'a, Adalet'e ve Na-
mus'a teslim olmak da vardir. Bunlar da yine belirli bir yer ve zama-
na ait degil, bütün zamanlari ve mekanlari kaplayan toplumsal ve
bireysel gerekliklerdir. Bu gerekliklerle birlikte inancli ferdin "ahlâkli"
ve "iyilikci" olma sarti da vardir. Güzel ahlâklilik ve iyilikci olma sarti
da yine belirli bir yer ve zamanla sınırlı degil, bütün zamanlar ve yer-
ler icin gecerlidir. Geriye kaliyor bir hukuksal meseleler. Bunlar ise
sartlara göre degisebiliyor. Demek oluyor ki, Kur'anin yüzde doksan-
dan fazlasi evrensel ve zaman üstüdür. Eger modern insan, Kur'anin
bu evrensel ve zaman üstü gercekleriyle bagdasmazsa, insan ola-
maz, insanligi bulamaz, hayvanlikta kalir!
Ateist demis: "1. Algılarımız dışında maddesel bir evren olduğu
varsayımı, sizin de dediğiniz gibi insanların %99.9'u tarafından
kabul ediliyor. Bu ORTAK AKIL ile elde edilmiş bilgidir. Oysa
dinlerin esasları subjektif nakli bilgiye dayanır; her bir dininki
farklı olup ORTAK AKLA DAYANMAZ."
Ortak akil nedir ki! Ortak akil, dünya ve evren ici bilgilerin toplamidir.
Bunlar da yine yüce Yaratici'nin insanin elinden tutmasiyla elde
edilmistir. Eger ilham etme ve Kitap gönderme ile bu elden tutma
olmasaydi, insanlik bugün belki yürümeyi dahi ögrenememis ola-
cak, maymun yürüyüsüyle kalacakti! Allah'in indirdigi bilgi ise,
yalniz dünya ve evren icini degil, onlarin disindan ve ötesinden de
haber verir. Bu bilgiye sahip olmayanlar, tek kanatli kuslar gibi
yerlerde sürünür. Insanlik, bugün ancak aya gidebildi. Hz. Muham-
med ise, "Mirac Mûcizesiyle" yildizlari da gecerek Allah'a cikti!
Günümüzün uzay ve kozmoloji bilimi, Hz. Muhammed'in uzay
fatihligi yaninda bir "bebek" olarak kalir. Yani "bilim, bilim" diyerek
Müslümanlari asagilayanlarin, Hz. Muhammed'e yetisebilmeleri
icin alacaklari cok yol var. Calisin bebeler, calisin! Belki ona
yetisirsiniz...
Ateist demis: "2. İslam'da sorgulamak yoktur. İslam akaidinin temel
şartlarından birisi sorgulamadan iman etmektir. Önce kalb ile iman
edilir, sonra dil ile tasdik edilir. İslam'ın 'tahkiki' olanının övülmesi,
yalnızca BEYAZ YALAN dır. Aileler çocuklarını doğumlarından
itibaren kendi dinleri ile ETİKETLERLER. Küçücük beyinler bir
dinle yoğrulduktan sonra, yetişkin olduklarında o dini özgürce
sorgulayabilmeleri çok nadiren gerçekleşebilen bir olgudur."
Tam aksine! Islâm inancinin temel sartlarindan birisi "sorgulamadan
inanmak" degil, "sorgulayarak inanmak"tir. Cünkü Kur'an, 70 kadar
ayetiyle insanlari düsünmeye, sorgulamaya ve akillarini isletmeye
dâvet etmektedir. (Bakiniz: http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/
kuranda-gecen-akil-ile-ilgili-ayetler.html )
Bunun icin, önce Yaratici'nin varligi bilinir. Bu bilme olmadan inanc
olamaz. Ancak O'nun varligi bilindikten veya hissedildikten sonra
O'na inanilir. Yani önce "akil ile bilinir; sonra "kalb ile inanilir"; bun-
dan sonra da "dil ile ikrar edilir" ve beden ile de "ibadet edilir". Bu
ibadet, inancin isbatidir.
Inanc yolunda olan bir insanin aklini isletmesi sarttir. Cünkü insan,
"puta mi tapiyor, yoksa gercek Tanri'ya mi tapiyor", bilmek zorun-
dadir. Bilmek icin de akli isletmek gerekir. Eger bazi insanlar akil-
larini isletmiyorlarsa, bu, Islâmin degil, akillarini kullanmayanlarin
suçudur.
Aileler, cocuklarini dogumlarindan itibaren hangi dine sahipseler,
elbette ki onu aşilayacaklardir. Gidip de onlara ateizmi veya baska
bir dini ögretecek degillerdir. Ama akli ermeye baslayan veya ergin-
lik cagina gelmis cocuk, eger ihtiyac duyuyorsa, dinini sorgulayabi-
lir ve baska dinleri de arastirip inceleyebilir. Bu konuda onun önünü
tikamamak gerekir.
Ateist demis: "3. İslam insanları kula kul olmaktan kurtardı;
modernite ise insanı Tanrı'ya da kul olmaktan kurtararak onu
kendi kendisinin efendisi, özgür bir birey yapmıştır."
Eger dünya ve evreni ve onlarin icindekileri insanlar yaratmis, hem
onlar yaşatiyor ve yönetiyor olsalardi, bu halde Tanri'ya ihtiyaclari
kalmazdi. Nihayetsiz bir acizlik, fakirlik, muhtaclik ve ölümlülük
icinde bulunan insanlar, eger yüce Tanri'ya kul olmazlarsa, seytana
kul olurlar. Tanri'ya kulluktan kacanlar, "özgür birey" degil, ancak
"seytanin mahkûmu"durlar. Insanin vazifesi, seytana degil, Allah'a
kulluktur. Cünkü evreni ve icindekileri yaratan, yaşatan ve yöneten
seytan degildir.
Ateist demis: "4. İslam'da “İslam’dan çıkma” veya “İslam’ın günah
saydığı fiilleri işleme” hürriyeti tabii ki yoktur, ve bu yasak tabii ki
tarihsel şartlardan değil, dinin ÖZÜNDEN kaynaklanır. Aksi
takdirde APAÇIK AYETLERİ inkar etmiş oluruz."
Bir insanin Islâmdan şüphesi varsa, onun şüphelerini giderecek âlim
de vardir. Şüphelerden kurtulmak mümkündür. Ama bir kimse ser-
bestce günah islemek icin Islâmdan cikarsa, cikar. Buna kimse
engel olamaz. Fakat o kimsenin dinden cikisi, bâtil bir dinden cikan
kimsenin cikisi gibi olmaz. Cünkü Islâm gibi en son ve en mükem-
mel bir dini birakan kimse, insanliktan da cikmis olur. Cünkü o kim-
se bütün mükemmellikleri ve insanligi Islâmdan ögrenmistir. Islâm'
in ögretisini ve emirlerini terkeden bir kimse, dehsetli bir bozguncu
olur. Toplumu onun bozgunculugundan korumak icin o kimse ya
(bozgunculugu sabit oldugu takdirde) idam edilir, ya baska bir ülke-
ye sürülür, ya da bozgunculuk yapmayacagina dair teminat vermek
zorunda birakilir. Veya dinden cikisini gizleyerek yaşar. (Buradaki
hüküm, Islâmiyetin hâkim oldugu yer icin gecerlidir.) Bugün Türki-
ye'nin yüzde yetmis-sekseni Islâmiyetten uzaktir.
(Dinden cikma hakkinda şu gercegi de görmek ve adaletli olmak
gerekir: Islâmiyet, insanlari ilkellikten cikarip medeniyete ulastiran
bir dindir. Eger bu din, yanlis anlayis ve yorumlamalarla ilkellige
götüren bir mahiyet kazanmissa, onu terketmek suc olmaz.)
Ateist demis: "5. Müslümanlar bu gerçeklerle bir an evvel
yüzleşip dinleri etrafında yarattıkları bu hayal aleminden
kurtulurlarsa kurtuluşa ererler."
(Sözde) Müslümanlar, Islâmiyetten baska bir yerde insanlik bula-
mazlar. Islâmiyetten uzak olanlar, Islâmiyete yaklasarak ve Islâm-
lica yaşayarak insanlik disi bir hayattan kurtulmalidirlar. Islâmsizca
yaşanan bir hayatta, hayat yoktur! "Vardir" diyenlerin hayati; hak-
sizca, zalimce ve ebediyetsiz bir hayattir! Biz Kur'anlilar bu hayata:
"Vahşet" deriz... Vahşetten kurtulus isteyenler, buyursunlar Islâm'a!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 5
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 5
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bay Emre,
Demistiniz: "Allah peygamber bula bula bir pedofil mi bulabildi
koskaca Orta Dogu'da?"
Eger bu sözü, Hz. Muhammed icin ve onun cok genc yasta bir
kizi almasindan dolayi söylüyorsaniz, bu bahane, sizi onun
dinine girmekten kurtarmaya yetmez. Cünkü o devirde o tür
evlilikler normalmis. Hem bu evlilik, meşru bir evlilik. Gayri meşru
bir evlilik degil ki, ona sözünüz olsun! Eger siz o kücümsediginiz
Peygamber'in dinini kabul etmezseniz, gireceginiz cehennemden
kurtulamazsiniz. Hem siz o Peygamberi kücümsemeden önce,
cehennemden nasil kurtulacaginizin carelerini arayin. Ebedî bir
hayat ve saadeti nasil bulabileceginizin yollarini arastirin. Cünkü
ömrünüz bitmek üzere ve siz ölümü öldüremezsiniz. Ölümü
öldüremeyeceginiz icin de, yeniden diriltilip hesaba cekilmekten
kurtulusunuz da yoktur. Kurtulus istiyorsaniz, kurtulus, o kücüm-
sediginiz Peygamber'in dinine girmektedir. Girin, kurtulun!
Bay Emre,
Diyorsunuz ki: "Zeus'un sizi yaratmadigini iddia ederek onu
sinirlendiriyorsunuz. Zeus'un gazabini koruklemeyiniz, yoksa
sizi Hades'e teslim edebilir."
Allah'tan baska ilah yoktur. Dogumlu ve ölümlüler ilah olamaz.
Zeus kendini cehennemden kurtaramaz ki, beni Hades'e teslim
etsin!
Ve demistiniz: "Bir cocukla evlenmek ve cinsel iliskiye girmek
ASLA mesru olamaz, zira cocuklar bu eylemlere riza gosterecek
yasta degildirler.
Bir peygamber tarafindan yapilmis olmasi bunu mesru kilmaz;
ancak yapan kisinin sahip oldugu ahlaki degerler hakkinda bir
fikir verir. Bir pedofili peygamber olarak gonderen bir tanriyla
hic isim olmaz."
Bu iddialar, sizin "modern akl"inizin emirleridir. Ama köylerde
ve kabile toplumlarinda bu akil gecersizdir. Gerektiginde o
yerlerde cocuklar, anne-babasinin rizasiyla evlendirilebiliyorlar.
Eger bir köy ve kabilede yaşasaydiniz, siz de bu tür evliliklere
ya riza gösterecektiniz, ya da o evliliklerin bir adayi ve parcasi
olacaktiniz. Kaldi ki, Hz. Muhammed'in 9 yaşinda denen aldigi
kizin yaşinin 9 oldugu tam kesin degildir. O kizin yaşinin "18"
oldugunu söyleyen de var. Ancak ben, bir Peygamberin, bir
cocukla evlenebilecek kadar düşük olamayacagini düsünüyorum.
Cünkü bu Peygamber, 20 yaşlarinda iken, 40 yaşlarinda bir
yaşli kadinla yetinmesini bilmistir. Yani, onun evliliklerinde bir
sapiklik ve anormallik aramak mümkün degildir. Sapiklik
yapsaydi, bunu genclik döneminde yapardi. Gencliginde bir
sapikligi görülmemisse, Peygamberlik aldiktan sonra öyle bir
seyi hic yapamaz. O Peygamberde herhangi bir sapiklik
aramaniz ve bulmaniz beyhude! Hem Allah, sapiklari Peygamber
yapmaz. Bunda süpheniz olmasin...
Bay Emre,
Dediniz ki: "Simdi Zeus'un ilahligini sorguluyorsunuz ki bunu hic
affetmez. Zeus ölumlü degildir, lutfen Onu daha iyi taniyin.
Siz once Zeus'a inanmanin yolunu arayin. Gerisi gelir..."
Ben Ilah olarak kitapsiz Zeus'u degil, kitapli Allah'i tercih ederim.
Kitapsiz Zeus sizin olsun, Kur'anli Allah da benim olsun.
Dediniz ki: "Pes yani, cok evlilikten sonra simdi cocuk evliligini
mesru sayiyorsunuz. Cocuk evliligi ve bilhassa cinselligi (aslinda
tecavuz demeli) AHLAKSIZDIR, ve yapanlari affetmem. Fakir
bir aile cocuklarini evlatlik verebilir, ama evlenmek uzere degil,
cunku bir cocuk evliligin ne oldugunu anlayacak yasta degildir."
Bakin bay Emre, ben yirmibirinci asrin modern kafasiyla, gidip
ondörtbucuk asir önceki kabile hayatini yargilayamam. Yargi-
lanmasini da hakli bulmam. Ama bu zamandaki cocuk evlilik-
lerini de dogru görmem. Siz ondörtbucuk asir önceki cocuk
evliliklerini yargilarken, lütfen günümüz "modern" dünyasinin
ortaokul ve liselerindeki -yaşlari 11-17 olan- bazi genclerin
-gazetelerden ögrendigimiz- tuvaletlerdeki sekslerini ve bazi kiz
ögrencilerin hamile kalislarini da görün. Görün de, "cocuk evliligi"
olur mu, olmaz mi anlayin! Ama Hz. Muhammed'in "cocuk yasta
aldigi" iddia edilen kizin yaşinin; 6 mi, 9 mu, yoksa 18 mi oldugu-
nun da kesin olmadigini bilmemiz gerekir. Şunu da bilmemiz
gerekir ki; Allah, sapik bir insani Peygamber yapmaz. Eger bir
Peygamber sapiklik yapacak olursa, onun Peygamberligini geri
alir.
Dediniz ki: "Bir cocuk dahil, 11 kadinla evlenmis birinden soz
ediyorsunuz. Sizce bu normal mi?"
Siz, Hz. Muhammed'in "meşru" evliliklerini birakin da, günümüz
insaninin "gayri meşru" evliliklerini düsünün. Bunlar normal mi?
Istatistiklere göre Almanya'da eşlerin yüzde ellisi birbirini
aldatiyor. Yani Almanya'nin yarisi, gayri meşru bir hayat
yasiyor! Ve Almanya, Avrupa'nin "modern" ülkelerinden biridir...
Ama siz, istediginize inanmaya devam edebilirsiniz.
Sonuc: Belalti vuruslariyla siz, Hz. Muhammed'i cürütemezsiniz,
Bay Emre! Hem Hz. Muhammed'in bugün 1,5 milyar bagimlisi var.
Onun sizin inanciniza ihtiyaci yok. Ama sizin, onun dinine
ihtiyaciniz var. Cünkü cehennemden kurtulusunuz, ancak onun
dinine girmekle mümkündür. Eger sizin, "gercek olarak" cennete
götürecek bir dininiz yoksa, cehenneme girmeniz kacinilmazdir.
Cünkü, ölümü öldürecek ve tekrar diriltilmeyi durduracak bir
gücünüz yoktur. Bu durumda; bir "yaratik", bir "yaşatik" ve bir
"yönetik" oldugunuzu görmek ve sizi yaratan, yaşatan ve yöneten'
in "kim" oldugunu bulmak ve o kimligi gizli, fakat bu gizliligini
indirdigi Kur'aniyla bozmus olan eşsiz ve ortaksiz tek Allah'a
inanip teslim olmak zorundasiniz. Tabii, gercegi ariyor ve cenneti
istiyorsaniz. Secim sizin!
Ey bu tartismayi izleyen degerli okurlar!
"Ateist Emre ile bu tartismanin sonucu ne oldu" mu diyorsunuz?
Sonuc şu: Allah'a inanmayan bu ateist tartismaci, Allah'in Kitabini
da, Peygamberini de inkâr etmeye devam etti. Hz. Muhammed
(asm)in Peygamberligini reddedişinin bahanesi ise; onun "birden
fazla evliligi" ve "savasciligi" oldu. Peki, Hz. Muhammed tek bir
kadinla evlenmis olsa ve savasci olmamis olsaydi, bu ateist tartis-
maci ve digerleri onun Peygamberligini kabul ederler miydi? Etmez-
lerdi! Cünkü Allah'a inanmayi kabul etmedikleri icin, O'nun Peygam-
berini de, Kitabini da kabul edemezler.
Biz de onlarin Allah'a inanca karsilik inkârciligi satin almalari karsi-
sinda, onlari seytanlariyla baş başa biraktik. Böylece onlar, kendileri
icad etmedikleri ve babalarindan da miras kalmamis olan Allah'a ait
dünya ve hayati sömürmeye devam edecekler. Tabii onlarin bu em-
peryalistliginin sonucu da cehenneme atilmak olacaktir! Onlar buna
inanmasalar da, bu acı akibetten kurtuluslari yoktur. Cünkü ne ölü-
mü öldürebilirler, ne de tekrar diriltilmeyi durdurabilirler. Cünkü bu
dünya ve kâinati onlar yaratmadi. Onlar yaratmadigi icin de başla-
rina gelecek olandan kurtulamazlar. Bır müddet sonra cehennemle
karsılastıklarında ise: "Keske Allah'a inansaydik" diyecekler. Fakat
iş işten gecmis olacaktir. Akli olan, simdi uyanir! Kur'an da, akli
olanlari uyarmak ve uyandirmak icin gönderilmistir. Akilsizlar ise,
onun uyarilarini inkâr etmeye devam edeceklerdir. Biz de, akilsiz
inkârcilar icin: "Yaşasin cehennem" demek zorundayiz...
Ateistlerin cehennemi inkâr etmeye devam etmeleri karsisinda da
şunlari söyledik:
Allah'i inkâr eden ateistler, cehenneme de inanmazlar. Fakat
mecburen dogmus, mecburen yaşamis, mecburen ölmüs ve
mecburen tekrar diriltilecek olan ateistler, cehennemden
kurtulamazlar. Ancak onun icine atildiklarinda onun gercekligini
anlayacaklardir. Simdi onlar, atesin ne oldugundan habersiz bir
cocuk gibidirler. Ama cehenneme dokunduklarinda büyüyecekler
ve akillanacaklardir. Bu akillanma ile de: "Tekrar dünyaya döndü-
rülürsek, Allah'i asla inkâr etmeyiz" diyeceklerdir. Allah ise onlara:
"Size dönüs yok" diyecek, suclular cezasini bulacaktir.
Allah'a inanmis ve teslim olmus kitaplilar ise; cennet saraylarinda
zevkü sefâ icinde ebediyen yaşar giderler. Yaşasin Allahlilar icin
ebedî cennet!
Cennetliklerin durumu karsisinda kahrolacak olan Allahsizlarin bu
haberleri iptâl edecek ne üstün bir kitaplari vardir, ne de bilimleri.
Onlarin elinde olan sadece zanlari ve inkârlaridir. Zan ve inkâr ise,
gercegi ortadan kaldirmaz.
Bay Emre,
"Cünkü Allah'in din göndermeye baslamasi, Hz. Musa ile degil,
ilk insan Hz. Âdem ile baslamistir." demem karsisinda demissiniz:
"Iki kisi ciftleserek bu kadar cesitlilik olusturamaz. Nesiller boyu
akraba evliliginin dogurdugu sonuclari biliyor musunuz?"
"Olusturamaz" derken deliliniz nedir, bay Emre? Allah'in, Hz.
Âdem'in cinsiyet kromozomlarina veya genlerine bütün irklarin
cesitlilik bilgisini yerlestirmesiyle bu mümkün olabilir ve olmustur.
Âdem ve Havva'nin ikiz cocuklarinin bir sonraki ikizlerle ciftles-
tirilmesi, yani "akraba evliligi" yine Allah'in korumasiyla ilk nesil-
lerde zarar verici olmamistir. Cünkü o vakitler insanin ciftlesmesini
saglayan genler veya hücreler daha kuvvetli ve saglikliydi. 200-
300 bin yil gectikten sonra o gen ve hücreler zayiflamis oldugun-
dan veya olabileceginden) simdi akraba evlilikleri sakat dogumlar
meydana getirebiliyor. Ama bunu görürken bütün akraba evlilik-
lerinin sakat veya sagliksiz dogum üretmediklerini de görmeliyiz.
Biliyorum, Allah'a inanmadiginiz icin bunlara da inanmak isteme-
yecek ve Islâmiyete karsi mücâdelenizi sürdüreceksiniz. Bu
durumda sizin asıl sorununuz, "Allah'a inancsizlik" oluyor. Sizin
önce bu sorunu cözmeniz gerekiyor. Öyle ise baslayin onu cöz-
meye! Ben size yardimci olayim: Sizi kimin yarattigini veya (olus-
turdugunu) sormakla baslayin işe. Yoksa sizi atomlar mi olustur-
du? Yoksa tesadüf mü? Yoksa her seyi siz mi yarattiniz? Yoksa
Yunan tanrisi Zeus tarafindan mi olusturuldunuz?
Bay Emre,
Siz birakin Âdem döneminin bilinmezlerini. O bilinmezleri bilim bir
gün nasil olsa aciklar. Onu birakin da önce kendi cehâletinizden
kurtulmaya calisin! Cünkü Allah'i bilmemek en büyük cehâlettir.
O'nu inkâr ise en büyük zulümdür. Zulüm ise sizi cehenneme
götürür. Akliniz varsa bu zulümden kurtulmaya calisin. Iste
sizin insanlik degeriniz bu kurtulustadir. Bu kurtulus icin
calismayanlarin Allah katinda bir degeri, kiymeti yoktur.
Bizim inancimiz bize, sizinki de size. Haydi güle güle!
***
Bir ateist demis: "Sahte, savasci, subyanci, harem kuran
peygamberlere de itibar etmeyin."
O ateistler yakinda görecek; sahte, sübyanci ve haremcinin
kim oldugunu! Cehennemden kacip kurtulamayacaklari
günleri yakindir onlarin. Ölümden kurtulamazlar ki,
cehennemden kurtulsunlar. Dogmaktan kurtulamadilar ki,
tekrar diriltilmekten kurtulsunlar. Allah degiller ki, Allah'a
verecekleri hesaptan kacsinlar. Cehennem onlari coktan
kusatmis. Ama onlar hâlâ "cehennem nerde" der. Cehennem
onlara cok yakin. Onlarin ölümlerine de cok az bir zaman
kaldi. Haydi, ölmesinler de kurtulsunlar!
Onlar yakinda görecekler: Gercek olan, Zeus'un hadesi mi,
yoksa Allah'in cehennemi mi? Birak o zalimleri, küfürleriyle
ölsünler! Cehennem kollarini acmis onlari bekliyor...
***
O Allah'a inanmamakta diretenler yakinda cok acikli bir azaba
atilacaklar. Atese girdiklerinde Rableri onlara sorar: "Bu ates gercek
degil miymis?" Ateistler cevap verir: "Gercekmis!" Gercegi iş işten
gectikten sonra görmenin ne faydasi var? Onlar azap icinde feryat
ederken, Allah'a inanmayi kabul etmis olanlar da, cennet saraylarin-
daki tahtlarinda krallar gibi yaşarlar. Ve, Allah'in dinine karsi mücâ-
dele vermis ateist zalimlerin azap icindeki inlemelerini duyduklarin-
da da: "Zalimler belâlarini buldu!" der, sevinirler...
Bu gelecekte olacaklar öyle bir gercektir ki, evrenin varligindan daha
kesindir. Birak o zalimleri sen; azap gününe kadar küfürlerine devam
etsinler, günahlarini cogaltsinlar. Nasil olsa dünyanin göbegindeki
mağmanın ve merkezinde 15 milyon derece sicaklik bulunan Günes'
in sahibi Allah'ta ates boldur...
***
Azabi sürekli tatsinlar diye, o zalim inkârcilarin derileri yanip eridikce
Allah onlara yeni deriler verir. Ruhlari ölmez ki, bu azaptan kurtulsunlar!
Atesten ne zaman cikmak isteseler, cehennemin gardiyanlari onlari
atesin ortasina atar. Bir türlü kurtulus bulamazlar. Böylece azaplari
devam eder durur. Cünkü onlar, "Allah'a inanmama zulmü"nü işlediler!
***
Sual tekrar ederse, cevap da tekrar eder:
Allah inkârcisi ve O'nun dinine karsi savasan ateistleri;
ebedî yokolus zindani kabir ve bunun arkasinda da evrenin
varligi kadar kesin olan cehennem azabi beklemektedir.
Ölümü öldüremezler ki, yokluk kuyusuna girmekten
kurtulsunlar. Tekrar diriltilmeyi önleyemezler ki, atese
atilmasinlar! O halde birak sen o zalimleri; dine muhtac
olmayan hayvanlar gibi yesin, icsin ve yaşasinlar. Ta atese
atilacaklari günlerine kadar. Cehennemin azgin atesi, o
sapiklara yeter de artar.
***
Ateistlerin inanmadigi Zeus gibi sahte bir Yunan tanrisi, kendini
Allah'in azabindan kurtaramaz ki, müslümanlara bir zarar
verebilsin! Yoksa Allah'a inanamayan ateistler, Zeus'a mi inanmaya
basladi? Hayir, hayir! Onlar Zeus'a hic inanmazlar. Cünkü onlari,
belki maddenin aciz atomlari ve onlarin kör, sagir, akilsiz hareket ve
tesadüfleri yaratmistir?!
Sahte tanrilar edinmis olan ateistler icin kaynar sudan bir icki ve
Allah'i inkârlarindan dolayi aci bir azap vardir. Ellerindeki herseyi
fidye vermek isteseler dahi bu azaptan kurtulamazlar. Ölümü
öldüremezler ki, kabre girmesinler. Tekrar diritilmemeye gücleri
yoktur ki, ugrayacaklari azap gercek olmasin! Ebedî yokolus kuyusu
mezara girinceye kadar bu gercek onlarin yakasini birakmayacak ve
ölümden sonraki diriltilislerinde de yakalarina hemen ates yapisa-
caktir. Onlarin hakki da bundan baskasi degildir. Yasasin inkârci
zalimler icin cehennem!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
(Dikkat! Burada gecen agir sözler, gercegi arayan ve dine saygili
olan ateistlere degil, Islâmiyet'e karsi mücâdele veren ateistleredir.)
Bay Emre,
Demistiniz: "Allah peygamber bula bula bir pedofil mi bulabildi
koskaca Orta Dogu'da?"
Eger bu sözü, Hz. Muhammed icin ve onun cok genc yasta bir
kizi almasindan dolayi söylüyorsaniz, bu bahane, sizi onun
dinine girmekten kurtarmaya yetmez. Cünkü o devirde o tür
evlilikler normalmis. Hem bu evlilik, meşru bir evlilik. Gayri meşru
bir evlilik degil ki, ona sözünüz olsun! Eger siz o kücümsediginiz
Peygamber'in dinini kabul etmezseniz, gireceginiz cehennemden
kurtulamazsiniz. Hem siz o Peygamberi kücümsemeden önce,
cehennemden nasil kurtulacaginizin carelerini arayin. Ebedî bir
hayat ve saadeti nasil bulabileceginizin yollarini arastirin. Cünkü
ömrünüz bitmek üzere ve siz ölümü öldüremezsiniz. Ölümü
öldüremeyeceginiz icin de, yeniden diriltilip hesaba cekilmekten
kurtulusunuz da yoktur. Kurtulus istiyorsaniz, kurtulus, o kücüm-
sediginiz Peygamber'in dinine girmektedir. Girin, kurtulun!
Bay Emre,
Diyorsunuz ki: "Zeus'un sizi yaratmadigini iddia ederek onu
sinirlendiriyorsunuz. Zeus'un gazabini koruklemeyiniz, yoksa
sizi Hades'e teslim edebilir."
Allah'tan baska ilah yoktur. Dogumlu ve ölümlüler ilah olamaz.
Zeus kendini cehennemden kurtaramaz ki, beni Hades'e teslim
etsin!
Ve demistiniz: "Bir cocukla evlenmek ve cinsel iliskiye girmek
ASLA mesru olamaz, zira cocuklar bu eylemlere riza gosterecek
yasta degildirler.
Bir peygamber tarafindan yapilmis olmasi bunu mesru kilmaz;
ancak yapan kisinin sahip oldugu ahlaki degerler hakkinda bir
fikir verir. Bir pedofili peygamber olarak gonderen bir tanriyla
hic isim olmaz."
Bu iddialar, sizin "modern akl"inizin emirleridir. Ama köylerde
ve kabile toplumlarinda bu akil gecersizdir. Gerektiginde o
yerlerde cocuklar, anne-babasinin rizasiyla evlendirilebiliyorlar.
Eger bir köy ve kabilede yaşasaydiniz, siz de bu tür evliliklere
ya riza gösterecektiniz, ya da o evliliklerin bir adayi ve parcasi
olacaktiniz. Kaldi ki, Hz. Muhammed'in 9 yaşinda denen aldigi
kizin yaşinin 9 oldugu tam kesin degildir. O kizin yaşinin "18"
oldugunu söyleyen de var. Ancak ben, bir Peygamberin, bir
cocukla evlenebilecek kadar düşük olamayacagini düsünüyorum.
Cünkü bu Peygamber, 20 yaşlarinda iken, 40 yaşlarinda bir
yaşli kadinla yetinmesini bilmistir. Yani, onun evliliklerinde bir
sapiklik ve anormallik aramak mümkün degildir. Sapiklik
yapsaydi, bunu genclik döneminde yapardi. Gencliginde bir
sapikligi görülmemisse, Peygamberlik aldiktan sonra öyle bir
seyi hic yapamaz. O Peygamberde herhangi bir sapiklik
aramaniz ve bulmaniz beyhude! Hem Allah, sapiklari Peygamber
yapmaz. Bunda süpheniz olmasin...
Bay Emre,
Dediniz ki: "Simdi Zeus'un ilahligini sorguluyorsunuz ki bunu hic
affetmez. Zeus ölumlü degildir, lutfen Onu daha iyi taniyin.
Siz once Zeus'a inanmanin yolunu arayin. Gerisi gelir..."
Ben Ilah olarak kitapsiz Zeus'u degil, kitapli Allah'i tercih ederim.
Kitapsiz Zeus sizin olsun, Kur'anli Allah da benim olsun.
Dediniz ki: "Pes yani, cok evlilikten sonra simdi cocuk evliligini
mesru sayiyorsunuz. Cocuk evliligi ve bilhassa cinselligi (aslinda
tecavuz demeli) AHLAKSIZDIR, ve yapanlari affetmem. Fakir
bir aile cocuklarini evlatlik verebilir, ama evlenmek uzere degil,
cunku bir cocuk evliligin ne oldugunu anlayacak yasta degildir."
Bakin bay Emre, ben yirmibirinci asrin modern kafasiyla, gidip
ondörtbucuk asir önceki kabile hayatini yargilayamam. Yargi-
lanmasini da hakli bulmam. Ama bu zamandaki cocuk evlilik-
lerini de dogru görmem. Siz ondörtbucuk asir önceki cocuk
evliliklerini yargilarken, lütfen günümüz "modern" dünyasinin
ortaokul ve liselerindeki -yaşlari 11-17 olan- bazi genclerin
-gazetelerden ögrendigimiz- tuvaletlerdeki sekslerini ve bazi kiz
ögrencilerin hamile kalislarini da görün. Görün de, "cocuk evliligi"
olur mu, olmaz mi anlayin! Ama Hz. Muhammed'in "cocuk yasta
aldigi" iddia edilen kizin yaşinin; 6 mi, 9 mu, yoksa 18 mi oldugu-
nun da kesin olmadigini bilmemiz gerekir. Şunu da bilmemiz
gerekir ki; Allah, sapik bir insani Peygamber yapmaz. Eger bir
Peygamber sapiklik yapacak olursa, onun Peygamberligini geri
alir.
Dediniz ki: "Bir cocuk dahil, 11 kadinla evlenmis birinden soz
ediyorsunuz. Sizce bu normal mi?"
Siz, Hz. Muhammed'in "meşru" evliliklerini birakin da, günümüz
insaninin "gayri meşru" evliliklerini düsünün. Bunlar normal mi?
Istatistiklere göre Almanya'da eşlerin yüzde ellisi birbirini
aldatiyor. Yani Almanya'nin yarisi, gayri meşru bir hayat
yasiyor! Ve Almanya, Avrupa'nin "modern" ülkelerinden biridir...
Ama siz, istediginize inanmaya devam edebilirsiniz.
Sonuc: Belalti vuruslariyla siz, Hz. Muhammed'i cürütemezsiniz,
Bay Emre! Hem Hz. Muhammed'in bugün 1,5 milyar bagimlisi var.
Onun sizin inanciniza ihtiyaci yok. Ama sizin, onun dinine
ihtiyaciniz var. Cünkü cehennemden kurtulusunuz, ancak onun
dinine girmekle mümkündür. Eger sizin, "gercek olarak" cennete
götürecek bir dininiz yoksa, cehenneme girmeniz kacinilmazdir.
Cünkü, ölümü öldürecek ve tekrar diriltilmeyi durduracak bir
gücünüz yoktur. Bu durumda; bir "yaratik", bir "yaşatik" ve bir
"yönetik" oldugunuzu görmek ve sizi yaratan, yaşatan ve yöneten'
in "kim" oldugunu bulmak ve o kimligi gizli, fakat bu gizliligini
indirdigi Kur'aniyla bozmus olan eşsiz ve ortaksiz tek Allah'a
inanip teslim olmak zorundasiniz. Tabii, gercegi ariyor ve cenneti
istiyorsaniz. Secim sizin!
Ey bu tartismayi izleyen degerli okurlar!
"Ateist Emre ile bu tartismanin sonucu ne oldu" mu diyorsunuz?
Sonuc şu: Allah'a inanmayan bu ateist tartismaci, Allah'in Kitabini
da, Peygamberini de inkâr etmeye devam etti. Hz. Muhammed
(asm)in Peygamberligini reddedişinin bahanesi ise; onun "birden
fazla evliligi" ve "savasciligi" oldu. Peki, Hz. Muhammed tek bir
kadinla evlenmis olsa ve savasci olmamis olsaydi, bu ateist tartis-
maci ve digerleri onun Peygamberligini kabul ederler miydi? Etmez-
lerdi! Cünkü Allah'a inanmayi kabul etmedikleri icin, O'nun Peygam-
berini de, Kitabini da kabul edemezler.
Biz de onlarin Allah'a inanca karsilik inkârciligi satin almalari karsi-
sinda, onlari seytanlariyla baş başa biraktik. Böylece onlar, kendileri
icad etmedikleri ve babalarindan da miras kalmamis olan Allah'a ait
dünya ve hayati sömürmeye devam edecekler. Tabii onlarin bu em-
peryalistliginin sonucu da cehenneme atilmak olacaktir! Onlar buna
inanmasalar da, bu acı akibetten kurtuluslari yoktur. Cünkü ne ölü-
mü öldürebilirler, ne de tekrar diriltilmeyi durdurabilirler. Cünkü bu
dünya ve kâinati onlar yaratmadi. Onlar yaratmadigi icin de başla-
rina gelecek olandan kurtulamazlar. Bır müddet sonra cehennemle
karsılastıklarında ise: "Keske Allah'a inansaydik" diyecekler. Fakat
iş işten gecmis olacaktir. Akli olan, simdi uyanir! Kur'an da, akli
olanlari uyarmak ve uyandirmak icin gönderilmistir. Akilsizlar ise,
onun uyarilarini inkâr etmeye devam edeceklerdir. Biz de, akilsiz
inkârcilar icin: "Yaşasin cehennem" demek zorundayiz...
Ateistlerin cehennemi inkâr etmeye devam etmeleri karsisinda da
şunlari söyledik:
Allah'i inkâr eden ateistler, cehenneme de inanmazlar. Fakat
mecburen dogmus, mecburen yaşamis, mecburen ölmüs ve
mecburen tekrar diriltilecek olan ateistler, cehennemden
kurtulamazlar. Ancak onun icine atildiklarinda onun gercekligini
anlayacaklardir. Simdi onlar, atesin ne oldugundan habersiz bir
cocuk gibidirler. Ama cehenneme dokunduklarinda büyüyecekler
ve akillanacaklardir. Bu akillanma ile de: "Tekrar dünyaya döndü-
rülürsek, Allah'i asla inkâr etmeyiz" diyeceklerdir. Allah ise onlara:
"Size dönüs yok" diyecek, suclular cezasini bulacaktir.
Allah'a inanmis ve teslim olmus kitaplilar ise; cennet saraylarinda
zevkü sefâ icinde ebediyen yaşar giderler. Yaşasin Allahlilar icin
ebedî cennet!
Cennetliklerin durumu karsisinda kahrolacak olan Allahsizlarin bu
haberleri iptâl edecek ne üstün bir kitaplari vardir, ne de bilimleri.
Onlarin elinde olan sadece zanlari ve inkârlaridir. Zan ve inkâr ise,
gercegi ortadan kaldirmaz.
Bay Emre,
"Cünkü Allah'in din göndermeye baslamasi, Hz. Musa ile degil,
ilk insan Hz. Âdem ile baslamistir." demem karsisinda demissiniz:
"Iki kisi ciftleserek bu kadar cesitlilik olusturamaz. Nesiller boyu
akraba evliliginin dogurdugu sonuclari biliyor musunuz?"
"Olusturamaz" derken deliliniz nedir, bay Emre? Allah'in, Hz.
Âdem'in cinsiyet kromozomlarina veya genlerine bütün irklarin
cesitlilik bilgisini yerlestirmesiyle bu mümkün olabilir ve olmustur.
Âdem ve Havva'nin ikiz cocuklarinin bir sonraki ikizlerle ciftles-
tirilmesi, yani "akraba evliligi" yine Allah'in korumasiyla ilk nesil-
lerde zarar verici olmamistir. Cünkü o vakitler insanin ciftlesmesini
saglayan genler veya hücreler daha kuvvetli ve saglikliydi. 200-
300 bin yil gectikten sonra o gen ve hücreler zayiflamis oldugun-
dan veya olabileceginden) simdi akraba evlilikleri sakat dogumlar
meydana getirebiliyor. Ama bunu görürken bütün akraba evlilik-
lerinin sakat veya sagliksiz dogum üretmediklerini de görmeliyiz.
Biliyorum, Allah'a inanmadiginiz icin bunlara da inanmak isteme-
yecek ve Islâmiyete karsi mücâdelenizi sürdüreceksiniz. Bu
durumda sizin asıl sorununuz, "Allah'a inancsizlik" oluyor. Sizin
önce bu sorunu cözmeniz gerekiyor. Öyle ise baslayin onu cöz-
meye! Ben size yardimci olayim: Sizi kimin yarattigini veya (olus-
turdugunu) sormakla baslayin işe. Yoksa sizi atomlar mi olustur-
du? Yoksa tesadüf mü? Yoksa her seyi siz mi yarattiniz? Yoksa
Yunan tanrisi Zeus tarafindan mi olusturuldunuz?
Bay Emre,
Siz birakin Âdem döneminin bilinmezlerini. O bilinmezleri bilim bir
gün nasil olsa aciklar. Onu birakin da önce kendi cehâletinizden
kurtulmaya calisin! Cünkü Allah'i bilmemek en büyük cehâlettir.
O'nu inkâr ise en büyük zulümdür. Zulüm ise sizi cehenneme
götürür. Akliniz varsa bu zulümden kurtulmaya calisin. Iste
sizin insanlik degeriniz bu kurtulustadir. Bu kurtulus icin
calismayanlarin Allah katinda bir degeri, kiymeti yoktur.
Bizim inancimiz bize, sizinki de size. Haydi güle güle!
***
Bir ateist demis: "Sahte, savasci, subyanci, harem kuran
peygamberlere de itibar etmeyin."
O ateistler yakinda görecek; sahte, sübyanci ve haremcinin
kim oldugunu! Cehennemden kacip kurtulamayacaklari
günleri yakindir onlarin. Ölümden kurtulamazlar ki,
cehennemden kurtulsunlar. Dogmaktan kurtulamadilar ki,
tekrar diriltilmekten kurtulsunlar. Allah degiller ki, Allah'a
verecekleri hesaptan kacsinlar. Cehennem onlari coktan
kusatmis. Ama onlar hâlâ "cehennem nerde" der. Cehennem
onlara cok yakin. Onlarin ölümlerine de cok az bir zaman
kaldi. Haydi, ölmesinler de kurtulsunlar!
Onlar yakinda görecekler: Gercek olan, Zeus'un hadesi mi,
yoksa Allah'in cehennemi mi? Birak o zalimleri, küfürleriyle
ölsünler! Cehennem kollarini acmis onlari bekliyor...
***
O Allah'a inanmamakta diretenler yakinda cok acikli bir azaba
atilacaklar. Atese girdiklerinde Rableri onlara sorar: "Bu ates gercek
degil miymis?" Ateistler cevap verir: "Gercekmis!" Gercegi iş işten
gectikten sonra görmenin ne faydasi var? Onlar azap icinde feryat
ederken, Allah'a inanmayi kabul etmis olanlar da, cennet saraylarin-
daki tahtlarinda krallar gibi yaşarlar. Ve, Allah'in dinine karsi mücâ-
dele vermis ateist zalimlerin azap icindeki inlemelerini duyduklarin-
da da: "Zalimler belâlarini buldu!" der, sevinirler...
Bu gelecekte olacaklar öyle bir gercektir ki, evrenin varligindan daha
kesindir. Birak o zalimleri sen; azap gününe kadar küfürlerine devam
etsinler, günahlarini cogaltsinlar. Nasil olsa dünyanin göbegindeki
mağmanın ve merkezinde 15 milyon derece sicaklik bulunan Günes'
in sahibi Allah'ta ates boldur...
***
Azabi sürekli tatsinlar diye, o zalim inkârcilarin derileri yanip eridikce
Allah onlara yeni deriler verir. Ruhlari ölmez ki, bu azaptan kurtulsunlar!
Atesten ne zaman cikmak isteseler, cehennemin gardiyanlari onlari
atesin ortasina atar. Bir türlü kurtulus bulamazlar. Böylece azaplari
devam eder durur. Cünkü onlar, "Allah'a inanmama zulmü"nü işlediler!
***
Sual tekrar ederse, cevap da tekrar eder:
Allah inkârcisi ve O'nun dinine karsi savasan ateistleri;
ebedî yokolus zindani kabir ve bunun arkasinda da evrenin
varligi kadar kesin olan cehennem azabi beklemektedir.
Ölümü öldüremezler ki, yokluk kuyusuna girmekten
kurtulsunlar. Tekrar diriltilmeyi önleyemezler ki, atese
atilmasinlar! O halde birak sen o zalimleri; dine muhtac
olmayan hayvanlar gibi yesin, icsin ve yaşasinlar. Ta atese
atilacaklari günlerine kadar. Cehennemin azgin atesi, o
sapiklara yeter de artar.
***
Ateistlerin inanmadigi Zeus gibi sahte bir Yunan tanrisi, kendini
Allah'in azabindan kurtaramaz ki, müslümanlara bir zarar
verebilsin! Yoksa Allah'a inanamayan ateistler, Zeus'a mi inanmaya
basladi? Hayir, hayir! Onlar Zeus'a hic inanmazlar. Cünkü onlari,
belki maddenin aciz atomlari ve onlarin kör, sagir, akilsiz hareket ve
tesadüfleri yaratmistir?!
Sahte tanrilar edinmis olan ateistler icin kaynar sudan bir icki ve
Allah'i inkârlarindan dolayi aci bir azap vardir. Ellerindeki herseyi
fidye vermek isteseler dahi bu azaptan kurtulamazlar. Ölümü
öldüremezler ki, kabre girmesinler. Tekrar diritilmemeye gücleri
yoktur ki, ugrayacaklari azap gercek olmasin! Ebedî yokolus kuyusu
mezara girinceye kadar bu gercek onlarin yakasini birakmayacak ve
ölümden sonraki diriltilislerinde de yakalarina hemen ates yapisa-
caktir. Onlarin hakki da bundan baskasi degildir. Yasasin inkârci
zalimler icin cehennem!
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Sonntag, 22. August 2010
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 4
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 4
Bay Emre,
"Eger erkekler kadinlari taciz ediyorsa cözüm erkekleri egitip
yeri geldiginde cezalandirmaktan gecer" diyorsunuz.
Ben de diyorum: Peki, bu erkekler 50 veya yüzyildan beri
egitilmiyor mu? Yeri geldiginde cezalandirilmiyor mu? Ikisi de
yapiliyor degil mi? O halde bu erkeklerden bir kismi nicin
hâlâ kadin ve cocuklara musallat oluyor? Nicin her ikibucuk
dakikada bir kadin veya cocuk tecavüze ugruyor? Demek ki,
kendini kontrol edemeyen erkekler var.
Simdi bu aci gercekler karsisinda kadin kendini korumasin mi?
Ve müslüman bir kadin örtüsünü nicin terketsin?
Sonuc olarak: Kadini siz yaratmadiniz. Kadini kim yarattiysa,
onun koruyucusu da O'dur. Kadinin nasil giyinmesi gerektigini
de ancak O belirler. Bu durumda siz elbette zulüm gören bir
kadinin yardimina kosabilirsiniz. Fakat müslüman bir kadinin
örtüsüne karisamaz ve onu örtüsünden soyamazsiniz. Böyle
bir seyi kendinize hak gördügünüz takdirde, benim de sizin
karinizin veya kizinizin başini örtme ve onlarin acik-sacikligini
engelleme hakkim dogar.
Erkekler ne zaman meleklesirse, müslüman kadin da ancak
o zaman örtüsünü terkedebilir. Siz erkekleri meleklestirmeyi
basardiginiz zaman, lütfen haber verin, biz de gerekeni yapalim.
Ve, kendi keyfinize göre bir dünya ve düzen kuramayacaginizi
anlamalisiniz artik.
Ikinci konu:
"Ben hic bir tanridan bir talepte bulunmadim ki lutfedildigi icin
sukredeyim" diyorsunuz.
Yazdiklarimi okumadiniz mi? Yoksa anlamiyor musunuz?
Dikkat ederseniz: "Eger sizin ezeli bir ruhunuz olsaydi" dedim.
Fakat siz, insanin ruh ve bedenden meydana getirilmis bir varlik
olduguna inanamadiginiz icin yazdiklarimi anlayamiyorsunuz.
Siz var olmadan önce bir "yok"tunuz. Yoklukta olan biri nasil
talepte bulunabilir? Siz bir cümleyi yazarken, o cümle sizden
"lütfen beni yazin" diye bir talepte bulunabilir mi? Siz o var
olmayan cümleden bir talep bekler misiniz? Yoksa kendi
isteginize uygun olarak onu yaziverir ve var ediverir misiniz?
Işte siz de, bir cümle gibi "var edilivermis" bir varliksiniz. Yani
bir "yaratik"siniz.
Sizin bir robot yarattiginizi farzedelim. Sizin yaratiginiz olan
bu robota; ruh (yani hangi fiil ve hareketleri yapabileci
belirlenmis bir program ve bilinc), sonra akil, bilgi, kudret ve
enerji verseniz ve sonra akil sahibi bu varliga deseniz ki: "Seni
ben yarattim. Bana hizmet etmek zorundasin ve tesekkür
borclusun". Bu robot da: "Beni yaratirken, bana sordun mu?
Ben sana hic birsey borclu degilim" dese, ne yaparsiniz?
Işte siz de bu robot gibi bir varliksiniz. Yani size (bizce kimin
verdigi mâlûm olan) bir hayat ve beden verilmis ve dünyanin
tepesine bir kral ve kralice gibi oturtulmussunuz. Ama
oturdugunuz hayat tahtinin üzerinde ahkâm kesiyorsunuz: "Ben
hic kimseye borclu degilim!" Gercekten borclu degil misiniz?
Ama Kur'an, "borclu" oldugunuzu ilân ediyor. Tabii, "ben ona
inanmam" deyip, pacayi simdilik yirtabilirsiniz. Ama simdilik!
Bu hayatin bir de "ötesi" var. Inanmasaniz da bu öteye
gececeksiniz ve hesap vereceksiniz. Sizin inkâriniz
onu yok etmez. Ey ölümü öldüremeyen ve dogumlari
durduramayan bay Emre! Gücünüz yetiyorsa, ölmeyin.
Ölmeyin de, "hesap"tan kurtulun...
Bay Emre ve Bayan Frkn,
Bana verdiginiz cevaplara karsilik sayfalar dolusu cevap yazmam
mümkün. Fakat gerek görmüyorum. Yalniz size şu kadarini
söylemeliyim:
Müslüman kadinlarin, siz ateistlerin kadin koruyuculuguna ihtiyac-
lari yoktur. Onlar kendilerini ancak dinlerinin emirlerine göre
korurlar. Eger siz gercekten kadinin koruyucusu olmak istiyorsaniz,
onlara kendi yaşam biciminizi dayatmaktan vazgecin. Onlarin dinsel
hak ve özgürlüklerine dokunmayin.
Eger "yasalar var, kurallar var, kamusal alan var" derseniz; bir tarafin
öbür taraftakine kendi ideolojisini dayatmasi "yasa" degildir. Yasa,
milletin dinsel hak ve özgürlüklerini serbest birakmak ve halk kesim-
lerini esit kilmaktir. Eger siz bu esitlige razi olmaz ve serbestligi
engellerseniz, karsi tarafa sizin de hak ve özgürlüklerinizi engelleme
hakki kazandirmis ve esitsizlikle de düzen bozuculuk yapmis
olursunuz. Bu düzen bozuculuk ve hak ve özgürlük gasbi artik sona
erdirilmelidir. Bugün Türkiye'yi yöneten, AKP degil, yüzde yirmilik
Kemalist zihniyet diktatoryasidir. Bu azinlik diktatoryasinin sona
ermesi gerekiyor.
Bay Emre,
"Kanimca burada asil mesele insanlarin din kisvesi altinda
once giyimle, sonra eve hapsedilmeleridir. Kadinlar acik sacik
giyiniyormusmus. Kadinlar carsafsiz niye acik sacik oluyor da
erkekler olmuyor? Nedense engeller hep kadinlara yonelik.
Elbette ki buna itirazim ederim; bu bir haksizliktir. Ama zorla
giysi cikarttirmak da bir haksizliktir (soylemeye gerek olmamali
ama suphe kalmasin diye yazayim). Sonucta Sumerliler gibi
yaşamak istiyorsaniz siz bilirsiniz. Yeter ki bunu yapmak
zorunda olmadiginizi bilin." diyorsunuz.
Diyorsunuz ama, dediklerinizin bir ton hata barindirdigini da
bilmelisiniz. Siz kadinin carsaf giymesini "esaret" olarak
görüyorsunuz. Peki, carsaf giyen kadinin acaba bu giyimi nicin
sectigini biliyor musunuz ki, onun giyimininin bir "esaret"
oldugu yargisina variyorsunuz?
Carsaf giyen bir kadinin, o giyimi tercih etmesinde bir cok neden
bulunabilir. Meselâ:
1- Kadin, cirkin ve/ya ihtiyardir. Cirkinligini göstermek istemiyordur.
2- Kadin, güzeldir. Güzelligini kendi kocasindan baska erkeklere
göstermek istemiyordur.
3- Etraftaki rahatsiz edici erkek bakislarindan ve tacizden
korunmak ve gizlenmek istiyordur.
4- Günes isinlarindan veya soguktan korunmak istiyordur.
5- Kocasi, babasi, agabeyisi acik-sacik dolasmasini istemiyordur.
6- Örf, âdet ve gelenekleri böylesini gerektiriyordur.
7- Dininin bir emir veya tavsiyesidir.
Görüldügü gibi, bir kadinin carsafa bürünmesini sadece din ve
erkek baskisina demirleyemeyiz.
"Kadinlar carsafsiz niye acik sacik oluyor da erkekler olmuyor?"
Carsafsiz olmak ayridir, acik-saciklik daha ayridir. Bir kadin
carsafsizdir, ama acik-sacik degildir. Cünkü kollarini, bacaklarini
ve gögüslerini kapatan bir elbise giymistir. Bir erkek de şort veya
kilotla sokaga cikarsa, o erkek de "acik-sacik bir erkek" olur. Ve
onun bu hali, mahalle sakinleri tarafindan tepki görür. Uyarilara
dikkat etmezse, ya mahkemeye verilir, ya da dayak yer. Öyle
dolasmasina izin verilmez. (Tabii plajda mesele baskadir.)
"Elbette ki buna itirazim ederim; bu bir haksizliktir."
Eger siz milletin giyimine kuşamina karisacak olursaniz, bu halde
benim de sizin karinizin veya kizinizin giyim ve kuşamina karisma
hakkim dogar. O zaman be de derim: "(Meselâ) sizin kariniz veya
kiziniz nicin mini etek giyiyor, dekolteyle dolasiyor? Onlarin bu
giyimi beni seksomanyak yapiyor! Bu tür bir giyim, erkeklere cinsel
tahakkümdür, saldiridir, tahriktir. Ben bunlara tahammül edemem!
Cünkü bu tür giyimler benim kalbimi yaraliyor, aklimi köreltiyor.
Beni insanliktan cikariyor!"
Görüyorsunuz. Siz bir baskasinin karisinin-kizinin giyim-kuşamina
karistiginizda, öteki de sizin karinizin-kizinizin giyim kuşamina
karisacaktir. Bunun sonu gelir mi?
"Sonucta Sümerliler gibi yasamak istiyorsaniz siz bilirsiniz.
Yeter ki bunu yapmak zorunda olmadiginizi bilin."
Neyi yapip yapmamasini siz degil, giyim-kuşamina karistiginiz kisi
karar verir. Bu konuda tek karar mercii siz olamazsiniz! Öyle ise,
örtünen ve örtünmek isteyen kadinlari rahat birakin. Bu sekilde
siz de rahat birakilma hakki kazanmis olursunuz. Bu haklari da
ancak yeni yapilacak demokratik bir anayasa ile saglama
alabiliriz.
Kadinlarin örtünme özgürlügüne tecavüz etmekte olan laikci zihniyet
bu hatasini görsün de, başörtülü kadinlar iskenceden kurtulsun.
Başörtüsü yasaginin kalkmasini engellemekte olan BÜTÜN CHP'liler
de bunlari okusunlar da, icinde bulunduklari zulümden kurtulsunlar!
"Kadinin başi zorla örtülüyor" iddiasina karsi derim: Basini örttürmek
istemeyen bir kadin, bosanma hakkini kullanabilir veya evlilik
anlasmasini buna göre yaparlar. Sorunlar cözümsüz degildir. Ama,
laikci zihniyet sorunlari dügüm haline getirmekten vazgecmiyor...
Bay Erdem,
Diyorsun ki: "Deniz, verdiğin bilgiler için teşekkür ederim.
Açıkcası kanım dondu. Bu ayetlerden ve hadislerden anladığım
benim dinim kan ve vahşet diniymiş. Bunun neresinde barış dini
olduğunu çıkaracam bilemedim. Bunu günümüz modern
dünyasında kime anlatabilirsiniz. Artık varın gerisini siz düşünün ..."
Siz Islâmiyeti, Deniz gibi Islâmiyet'i bilmeyen ve müslüman oldugu
dahi kesin olmayan kimselerden degil, Islâmiyeti yaşayan ve onu
bilenlerden ögreniniz. Bilenler'e sordunuz mu? Gelin, bir "bilen"
olarak Islâmiyetteki "baris"i ben size anlatayim. Anlatayim da,
"Islâmiyet neymis" görün!
Islâmiyet; Hak, Adalet, Namus, Ahlâk, Ibadet, Insaniyet ve Iyilikcilik
temelleri üzerine kurulmus bir din'dir. Bu temel, kök ve esaslarin
hepsi, "baris"i doguracak degerlerdir.
Nasil mi?
Allah'in Kur'anda insanlara Hakli, Adaletli ve Namuslu olmalarini
emretmis olmasi; "baris"in esasidir. Cünkü bütün kavga ve savaslar
(esas olarak) haksizlik, adaletsizlik ve namussuzluktan cikar.
Kur'anda düsman saldirisina karsi savunma ve savasma izni verilmis
olmasi ise; barisi yok etmez, onu korur. Cünkü bu izin olmasaydi,
düsmanin zulmüne göz yumulmus ve saldiriya ugrayanin da yok
olmasina sebep olunmus olunurdu. Kur'an böylece verdigi savunma
izniyle mazlûm ve mâsûmu korumustur. Bu koruma sebebiyle,
kimse Kur'andan teröre izin cikaramaz. Cünkü Islâmiyet, haksiz
öldürmeyi yasaklamis ve hakli öldürme ve savunmayi da sartlara ve
adalete baglamistir. Bu sebeple teröre cevaz verenler, Islâmiyetten
cikar! Insanligin, Islâmiyetten cikmis basibozuklardan ögrenecegi bir
Islâmiyet yoktur...
(Ayrica adaletle ilgili olarak sunlari da söylemek gerekir: Fakirlerin
korunmadigi bir ülkede fakir hirsizin eli kesilemez. Kesilirse,
adaletsizlik olur. Kur'an ise, Adalet'i emreder. Hem hükümler
"sartlara göre"dir. El kesme cezasinin hapis cezasina cevrilmesi de
mümkündür. Önemli olan, sucluyu cezasiz birakmamaktir.
Yine adaletle ilgili olarak: Kadin ve erkek haklarinin yasalarla
korunmadigi bir yerde zina edenlere ceza verilemez. Meselâ: Bir
kadin zalim kocasindan bosanmak istiyor. Ama koca buna izin
vermiyor. Bu durumdaki bir kadin baska bir erkekle gizli cinsel
iliskiye girse, bu kadin zina cezasina carpilamaz. Carpilirsa,
adaletsizlik olur. Kur'an da adaletsizlige izin vermez. Yani:
Kur'ana inananlar, sartlara göre hükümlerini degistirmek
zorundadirlar. Degistirmezlerse, zulmetmis olurlar. Dolayisiyla
bu zulme devam etmekte olan bazi "Islâm Ülkeleri"nin uyarilmasi
gerekiyor. Bu uyariyi da yine biz yapacagiz.)
Kur'anda "güzel Ahlâk"in emredilmis olmasi da, yine barisi koruyan
ve süsleyen bir olgudur. Cünkü insanlik ancak güzel ahlâkli kimseler
arasinda baris icinde yaşayabilir. Kötü ahlâkli kimseler icinde baris
icinde kalmak mümkün müdür? Elbette degildir!
Ibadetin emredilmis olmasi da yine barisi netice veren bir olaydir.
Cünkü Yaratici'ya ibadet edebilmek icin O'nunla barisik olmak
gerekir. O'nunla barisi sürdürebilmek icin de ibadet eden kisinin
toplumla da barisik olmasi, onlara zulüm ve haksizliktan uzak
durmasi gerekir.
Insaniyetligin yani insandan "gercek insan" olmasinin istenmesi,
bu da yine barisa hizmet eden bir emirdir. Cünkü insan ancak
Allah'a inanc ve teslimiyetle "gercek insan" seviyesine yükselebilir
ve bu yükselis sonucunda da "merhametli olma"yi kazanir. Bu
merhametlilik ise, savasi kesen, barisa yol ve yaşam veren yüce
bir kiymettir.
Iyilikciligin emredilmis olmasi da, yine barisi doguran ve koruyan
bir iyiliktir. Iyiligin esasi; yaptigi iş, hizmet ve yardimi "Allah icin"
yapmaktir. Allah hesabina verilmesi emredilmis olan "zekat" da,
yani "fakirlere mecburi yardim"; sosyal barisi saglayan bir
olumluluktur. Bu olumluluk, zenginleri fakirlerin saldirisindan ve
fakirleri de zenginlerin ezme ve sömürmesinden korur. Bu
korumayla da, "sosyal baris" kazanilir.
Bu sebeple, baris arayan ve isteyenlerin Islâmiyet'e girmeleri ve
o emirlere teslimiyetle yaşamalari gerekir. Bu yaşamayla da
dünya bir "baris yurdu"na döner. Öyle ise; haydin Baris'a, haydin
Baris'a!
Not: Modern dünya, Islâmiyet'i teröristlerden degil, Islâm
bilginlerinden ögrensin.
Bay Erdem,
Bir müslüman elbette ki dinini Kur'andan ögrenecektir. Buna göre
herkes kendi kafasina göre ondan bir yorum cikarabilir. Fakat
herkesin degil, bu alanda uzman olan din bilgininin yorumu
gecerlidir. Yine herkes Kur'andan bir hüküm cikarabilir. Fakat
yine herkesin hükmü degil, bu dalda uzmanlik kazanmis bir
müctehidin veya müctehidlerin üzerinde anlastiklari hüküm
gecerlidir. Bu sebeple bir kisi cikip da: "Ben Kur'andan bu hükmü
cikardim. Öyle ise istedigim gibi saga sola savas acabilirim,
keyfime göre de ibadet ederim" diyemez.
Kur'anin bazi ayetlerini hükümsüz saymaya gerek yok. Ihtiyacini
karsiliyorsa alirsin. Karsilamiyorsa, birakirsin. Cünkü senin
ihtiyacina cevap vermiyorsa, baska birinin ihtiyacina cevap
verebilir. Cünkü meselâ; sen medenî Avrupa'da yaşiyorsan,
bütün insanlik senin bulundugun yerde yaşamiyor; kimisi de
Afganistan'da bedevî bir hayat yaşiyor. Bu sebeple senin muhtac
olmadigin bir ayet, Avrupaî bir hayat icinde olmayanlarin işine
yarayabilir ve yaramaktadir.
Uluslararasi farkliliklar törpülenip insanlik bir tek seviyeye geldiginde
ise, -yukarida dedigim gibi- ihtiyacimizi karsilayani alacagiz, gerisini
birakacagiz. Yani ayetleri "hükümsüz" kilmaya gerek yok. Cünkü
bir insan hususi dünyasinda sürekli olarak tek bir halde kalamiyor.
Devamli olarak inis cikislar yaşayabiliyor. Modern bir dünyada
bulunsa da ilkellikten medenilige cikip inebiliyor, inip cikabiliyor.
Bu inis cikislar da insanı, "hükmü kalmamis" sanilan ayetlere
muhtac hale getiriyor. Dolayisiyla yalniz kendimizi ve kendi
halimizi düsünmemeliyiz.
"İçinde bulunduğumuz zaman dilimi geçmişte yaşananlardan çok
farklı, artık 100 yıllarda gerçekleşen değişim, 5-10 yıl mertebesine
sığarken, hala geçmişi güzelleyip özlemini çekmek beyhude değil
mi?" diyorsunuz.
Ben, dogrusu gecmisi güzelleyerek degil, gecmisin güzelliklerini
dünyama aktarip, onlari bilim ve akilla uyusturuyor ve cikan sonucu
da hayatimin düzeni yaparak yaşiyorum. Bunu yalniz ben degil,
bütün insanlik yapabilir. Cünkü mensubu oldugumuz din, yani
Islâmiyet; bilim ve akli dislamiyor. Dislamadigi icin de inancimizi
modernlestirmek zor degildir. Tabii bu kolaylik da, ancak bu
konuda önderlik edecek kimselerin yardimiyla gerceklesebilir.
Din ve inancimizi nasil modernlestirebiliriz?
Gecen paragrafta ucunu gösterdigim gibi; yani din, bilim ve akli
birbirleriyle kaynastirip uyusturarak. Buna göre, bir din mensubu;
bilim ve akli dislayamaz. Bir bilimci veya akilci da dini (ama gercek
dini) dislayamaz. Bunlardan biri birbirlerini disladiginda, o eksik
ayaklarla mükemmel bir dünya düzeni kurulamaz. Mükemmel
bir düzen icin o üc ayagin birbirlerini tamamlamalari gerekiyor.
(Bu tamamlama geregi olarak bir din adami, bir dindarin problemini
cözerken, bilimin de konuyla ilgili görüsünü almak zorundadir ve
bilim adamlari da, toplum ve insani ilgilendiren uygulamalarinda,
bilim ve akli dislamayan dinin onayini almak durumundadir.)
Ancak bu tamamlamadan sonra din, akilsizliktan ve bilgisizlikten;
bilim ve akil da dinsizlikten kurtularak, onlar insanligin kurtaricisi
olabilir. Biz de onlarin bu uyumlu birliginden yararlanarak istedigimiz
modern düzeni kurabiliriz. Aksi halde kuracagimiz bütün düzenler
eksik kalacak, insanligimiza zarar verecektir ve halen bu zararlardan
kurtulabilmis degiliz. Fakat, KURTULUS VAKTI GELDI! Bu vakti
kacirmayalim.
Not: Burada bir ateist cikip: "Din ile bilim uyusmaz" diyebilir, bize
itiraz edebilir. Fakat biz burada "din" derken, "Islâmiyet"i
kasdediyoruz. Islâmiyet; bilim ve akli dislamaz, icler. Dolayisiyla
bir ateist (eger mükemmel bir düzen istiyorsa) dinsizligini birakmak
zorundadir. Cünkü bilim ve akil (tek baslarina) insani iyilestirmez,
insanlastirmaz. Onlar insanlasma yolunda ancak binek olabilir,
ama şoför ve harita olamaz. Insanlasmanin şoför ve haritasi, "din"dir.
Cünkü din, yani Islâmiyet; insanı insan olmaya zorlayabilir; yani:
"Insan olmayi ve iyilesmeyi kabul etmezsen, Allah seni tekrar diriltip
senden hesap sorabilir" der, onu ceza ve mükâfatla iyilesmeye ve
insanlasmaya mecbur birakabilir. Fakat bilim ve aklin böyle
insanüstü bir etki ve yetkisi yoktur. Etki ve yetkisi olmadigindan da,
insanı iyilestiremez ve insanlastiramaz. Insanlasmamis insanlarla
da mükemmel düzen kurulamaz. Demek: Dinsiz bir bilim ve akil,
insanliksizdir. Insani insanlastiracak ilk vasita; önce din, sonra
bilimdir. Biribirisiz olmaz.
Eger bir ateist cikip derse: "Ben dinin yardimi olmadan kendimi
iyilestirdim ve insanlastirdim."
Biz de ona deriz: Istisnalar kaideyi bozmaz. Biz burda bir kac kisinin
iyilesmesinden degil, bütün insanligin iyilesmesinden bahsediyoruz.
Maalesef bütün insanlik o bir kac ateist gibi olamiyor. Hem o ateistler
de, sahip olduklari insanilesmenin, dinin insanliga getirdigi terbiyenin
etkisi sonucunda kazanildigini unutmamalidir. Cünkü ateistlik, insana
insanlik kazandirmaz. Ateistlikte insanlasma yoktur. Aksine, insani
insanlastiracak mâneviyatin inkâri vardir.
Bay Emre,
Yazdiklarimda mantik var mi, yok mu yakinda göreceksiniz.
Biraz daha bekleyin. Görmenize az kaldi. Cünkü ebediyen bu
dünyada kalamazsiniz. Ölüm ötesini inkâr etmeniz de bos bir
gayrettir.
Siz bir kitap uydurabilirsiniz. Ama hic bir ölüyü diriltemez ve
cennetlik-cehennemlik edemezsiniz. Bütün ölüleri diriltemiyecek
olan da, Tanrilik iddia edemez.
Zeus, benden hesap soramaz. Cünkü beni yaratan o degildir.
Beni yaratan Allah, Kitap göndermis. Sizin ise, bu Kitap'tan
üstün bir kitap getirebilecek gücünüz ve gercekliginiz yok.
Önce kitabinizi getiriniz, ondan sonra konusunuz.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Bay Emre,
"Eger erkekler kadinlari taciz ediyorsa cözüm erkekleri egitip
yeri geldiginde cezalandirmaktan gecer" diyorsunuz.
Ben de diyorum: Peki, bu erkekler 50 veya yüzyildan beri
egitilmiyor mu? Yeri geldiginde cezalandirilmiyor mu? Ikisi de
yapiliyor degil mi? O halde bu erkeklerden bir kismi nicin
hâlâ kadin ve cocuklara musallat oluyor? Nicin her ikibucuk
dakikada bir kadin veya cocuk tecavüze ugruyor? Demek ki,
kendini kontrol edemeyen erkekler var.
Simdi bu aci gercekler karsisinda kadin kendini korumasin mi?
Ve müslüman bir kadin örtüsünü nicin terketsin?
Sonuc olarak: Kadini siz yaratmadiniz. Kadini kim yarattiysa,
onun koruyucusu da O'dur. Kadinin nasil giyinmesi gerektigini
de ancak O belirler. Bu durumda siz elbette zulüm gören bir
kadinin yardimina kosabilirsiniz. Fakat müslüman bir kadinin
örtüsüne karisamaz ve onu örtüsünden soyamazsiniz. Böyle
bir seyi kendinize hak gördügünüz takdirde, benim de sizin
karinizin veya kizinizin başini örtme ve onlarin acik-sacikligini
engelleme hakkim dogar.
Erkekler ne zaman meleklesirse, müslüman kadin da ancak
o zaman örtüsünü terkedebilir. Siz erkekleri meleklestirmeyi
basardiginiz zaman, lütfen haber verin, biz de gerekeni yapalim.
Ve, kendi keyfinize göre bir dünya ve düzen kuramayacaginizi
anlamalisiniz artik.
Ikinci konu:
"Ben hic bir tanridan bir talepte bulunmadim ki lutfedildigi icin
sukredeyim" diyorsunuz.
Yazdiklarimi okumadiniz mi? Yoksa anlamiyor musunuz?
Dikkat ederseniz: "Eger sizin ezeli bir ruhunuz olsaydi" dedim.
Fakat siz, insanin ruh ve bedenden meydana getirilmis bir varlik
olduguna inanamadiginiz icin yazdiklarimi anlayamiyorsunuz.
Siz var olmadan önce bir "yok"tunuz. Yoklukta olan biri nasil
talepte bulunabilir? Siz bir cümleyi yazarken, o cümle sizden
"lütfen beni yazin" diye bir talepte bulunabilir mi? Siz o var
olmayan cümleden bir talep bekler misiniz? Yoksa kendi
isteginize uygun olarak onu yaziverir ve var ediverir misiniz?
Işte siz de, bir cümle gibi "var edilivermis" bir varliksiniz. Yani
bir "yaratik"siniz.
Sizin bir robot yarattiginizi farzedelim. Sizin yaratiginiz olan
bu robota; ruh (yani hangi fiil ve hareketleri yapabileci
belirlenmis bir program ve bilinc), sonra akil, bilgi, kudret ve
enerji verseniz ve sonra akil sahibi bu varliga deseniz ki: "Seni
ben yarattim. Bana hizmet etmek zorundasin ve tesekkür
borclusun". Bu robot da: "Beni yaratirken, bana sordun mu?
Ben sana hic birsey borclu degilim" dese, ne yaparsiniz?
Işte siz de bu robot gibi bir varliksiniz. Yani size (bizce kimin
verdigi mâlûm olan) bir hayat ve beden verilmis ve dünyanin
tepesine bir kral ve kralice gibi oturtulmussunuz. Ama
oturdugunuz hayat tahtinin üzerinde ahkâm kesiyorsunuz: "Ben
hic kimseye borclu degilim!" Gercekten borclu degil misiniz?
Ama Kur'an, "borclu" oldugunuzu ilân ediyor. Tabii, "ben ona
inanmam" deyip, pacayi simdilik yirtabilirsiniz. Ama simdilik!
Bu hayatin bir de "ötesi" var. Inanmasaniz da bu öteye
gececeksiniz ve hesap vereceksiniz. Sizin inkâriniz
onu yok etmez. Ey ölümü öldüremeyen ve dogumlari
durduramayan bay Emre! Gücünüz yetiyorsa, ölmeyin.
Ölmeyin de, "hesap"tan kurtulun...
Bay Emre ve Bayan Frkn,
Bana verdiginiz cevaplara karsilik sayfalar dolusu cevap yazmam
mümkün. Fakat gerek görmüyorum. Yalniz size şu kadarini
söylemeliyim:
Müslüman kadinlarin, siz ateistlerin kadin koruyuculuguna ihtiyac-
lari yoktur. Onlar kendilerini ancak dinlerinin emirlerine göre
korurlar. Eger siz gercekten kadinin koruyucusu olmak istiyorsaniz,
onlara kendi yaşam biciminizi dayatmaktan vazgecin. Onlarin dinsel
hak ve özgürlüklerine dokunmayin.
Eger "yasalar var, kurallar var, kamusal alan var" derseniz; bir tarafin
öbür taraftakine kendi ideolojisini dayatmasi "yasa" degildir. Yasa,
milletin dinsel hak ve özgürlüklerini serbest birakmak ve halk kesim-
lerini esit kilmaktir. Eger siz bu esitlige razi olmaz ve serbestligi
engellerseniz, karsi tarafa sizin de hak ve özgürlüklerinizi engelleme
hakki kazandirmis ve esitsizlikle de düzen bozuculuk yapmis
olursunuz. Bu düzen bozuculuk ve hak ve özgürlük gasbi artik sona
erdirilmelidir. Bugün Türkiye'yi yöneten, AKP degil, yüzde yirmilik
Kemalist zihniyet diktatoryasidir. Bu azinlik diktatoryasinin sona
ermesi gerekiyor.
Bay Emre,
"Kanimca burada asil mesele insanlarin din kisvesi altinda
once giyimle, sonra eve hapsedilmeleridir. Kadinlar acik sacik
giyiniyormusmus. Kadinlar carsafsiz niye acik sacik oluyor da
erkekler olmuyor? Nedense engeller hep kadinlara yonelik.
Elbette ki buna itirazim ederim; bu bir haksizliktir. Ama zorla
giysi cikarttirmak da bir haksizliktir (soylemeye gerek olmamali
ama suphe kalmasin diye yazayim). Sonucta Sumerliler gibi
yaşamak istiyorsaniz siz bilirsiniz. Yeter ki bunu yapmak
zorunda olmadiginizi bilin." diyorsunuz.
Diyorsunuz ama, dediklerinizin bir ton hata barindirdigini da
bilmelisiniz. Siz kadinin carsaf giymesini "esaret" olarak
görüyorsunuz. Peki, carsaf giyen kadinin acaba bu giyimi nicin
sectigini biliyor musunuz ki, onun giyimininin bir "esaret"
oldugu yargisina variyorsunuz?
Carsaf giyen bir kadinin, o giyimi tercih etmesinde bir cok neden
bulunabilir. Meselâ:
1- Kadin, cirkin ve/ya ihtiyardir. Cirkinligini göstermek istemiyordur.
2- Kadin, güzeldir. Güzelligini kendi kocasindan baska erkeklere
göstermek istemiyordur.
3- Etraftaki rahatsiz edici erkek bakislarindan ve tacizden
korunmak ve gizlenmek istiyordur.
4- Günes isinlarindan veya soguktan korunmak istiyordur.
5- Kocasi, babasi, agabeyisi acik-sacik dolasmasini istemiyordur.
6- Örf, âdet ve gelenekleri böylesini gerektiriyordur.
7- Dininin bir emir veya tavsiyesidir.
Görüldügü gibi, bir kadinin carsafa bürünmesini sadece din ve
erkek baskisina demirleyemeyiz.
"Kadinlar carsafsiz niye acik sacik oluyor da erkekler olmuyor?"
Carsafsiz olmak ayridir, acik-saciklik daha ayridir. Bir kadin
carsafsizdir, ama acik-sacik degildir. Cünkü kollarini, bacaklarini
ve gögüslerini kapatan bir elbise giymistir. Bir erkek de şort veya
kilotla sokaga cikarsa, o erkek de "acik-sacik bir erkek" olur. Ve
onun bu hali, mahalle sakinleri tarafindan tepki görür. Uyarilara
dikkat etmezse, ya mahkemeye verilir, ya da dayak yer. Öyle
dolasmasina izin verilmez. (Tabii plajda mesele baskadir.)
"Elbette ki buna itirazim ederim; bu bir haksizliktir."
Eger siz milletin giyimine kuşamina karisacak olursaniz, bu halde
benim de sizin karinizin veya kizinizin giyim ve kuşamina karisma
hakkim dogar. O zaman be de derim: "(Meselâ) sizin kariniz veya
kiziniz nicin mini etek giyiyor, dekolteyle dolasiyor? Onlarin bu
giyimi beni seksomanyak yapiyor! Bu tür bir giyim, erkeklere cinsel
tahakkümdür, saldiridir, tahriktir. Ben bunlara tahammül edemem!
Cünkü bu tür giyimler benim kalbimi yaraliyor, aklimi köreltiyor.
Beni insanliktan cikariyor!"
Görüyorsunuz. Siz bir baskasinin karisinin-kizinin giyim-kuşamina
karistiginizda, öteki de sizin karinizin-kizinizin giyim kuşamina
karisacaktir. Bunun sonu gelir mi?
"Sonucta Sümerliler gibi yasamak istiyorsaniz siz bilirsiniz.
Yeter ki bunu yapmak zorunda olmadiginizi bilin."
Neyi yapip yapmamasini siz degil, giyim-kuşamina karistiginiz kisi
karar verir. Bu konuda tek karar mercii siz olamazsiniz! Öyle ise,
örtünen ve örtünmek isteyen kadinlari rahat birakin. Bu sekilde
siz de rahat birakilma hakki kazanmis olursunuz. Bu haklari da
ancak yeni yapilacak demokratik bir anayasa ile saglama
alabiliriz.
Kadinlarin örtünme özgürlügüne tecavüz etmekte olan laikci zihniyet
bu hatasini görsün de, başörtülü kadinlar iskenceden kurtulsun.
Başörtüsü yasaginin kalkmasini engellemekte olan BÜTÜN CHP'liler
de bunlari okusunlar da, icinde bulunduklari zulümden kurtulsunlar!
"Kadinin başi zorla örtülüyor" iddiasina karsi derim: Basini örttürmek
istemeyen bir kadin, bosanma hakkini kullanabilir veya evlilik
anlasmasini buna göre yaparlar. Sorunlar cözümsüz degildir. Ama,
laikci zihniyet sorunlari dügüm haline getirmekten vazgecmiyor...
Bay Erdem,
Diyorsun ki: "Deniz, verdiğin bilgiler için teşekkür ederim.
Açıkcası kanım dondu. Bu ayetlerden ve hadislerden anladığım
benim dinim kan ve vahşet diniymiş. Bunun neresinde barış dini
olduğunu çıkaracam bilemedim. Bunu günümüz modern
dünyasında kime anlatabilirsiniz. Artık varın gerisini siz düşünün ..."
Siz Islâmiyeti, Deniz gibi Islâmiyet'i bilmeyen ve müslüman oldugu
dahi kesin olmayan kimselerden degil, Islâmiyeti yaşayan ve onu
bilenlerden ögreniniz. Bilenler'e sordunuz mu? Gelin, bir "bilen"
olarak Islâmiyetteki "baris"i ben size anlatayim. Anlatayim da,
"Islâmiyet neymis" görün!
Islâmiyet; Hak, Adalet, Namus, Ahlâk, Ibadet, Insaniyet ve Iyilikcilik
temelleri üzerine kurulmus bir din'dir. Bu temel, kök ve esaslarin
hepsi, "baris"i doguracak degerlerdir.
Nasil mi?
Allah'in Kur'anda insanlara Hakli, Adaletli ve Namuslu olmalarini
emretmis olmasi; "baris"in esasidir. Cünkü bütün kavga ve savaslar
(esas olarak) haksizlik, adaletsizlik ve namussuzluktan cikar.
Kur'anda düsman saldirisina karsi savunma ve savasma izni verilmis
olmasi ise; barisi yok etmez, onu korur. Cünkü bu izin olmasaydi,
düsmanin zulmüne göz yumulmus ve saldiriya ugrayanin da yok
olmasina sebep olunmus olunurdu. Kur'an böylece verdigi savunma
izniyle mazlûm ve mâsûmu korumustur. Bu koruma sebebiyle,
kimse Kur'andan teröre izin cikaramaz. Cünkü Islâmiyet, haksiz
öldürmeyi yasaklamis ve hakli öldürme ve savunmayi da sartlara ve
adalete baglamistir. Bu sebeple teröre cevaz verenler, Islâmiyetten
cikar! Insanligin, Islâmiyetten cikmis basibozuklardan ögrenecegi bir
Islâmiyet yoktur...
(Ayrica adaletle ilgili olarak sunlari da söylemek gerekir: Fakirlerin
korunmadigi bir ülkede fakir hirsizin eli kesilemez. Kesilirse,
adaletsizlik olur. Kur'an ise, Adalet'i emreder. Hem hükümler
"sartlara göre"dir. El kesme cezasinin hapis cezasina cevrilmesi de
mümkündür. Önemli olan, sucluyu cezasiz birakmamaktir.
Yine adaletle ilgili olarak: Kadin ve erkek haklarinin yasalarla
korunmadigi bir yerde zina edenlere ceza verilemez. Meselâ: Bir
kadin zalim kocasindan bosanmak istiyor. Ama koca buna izin
vermiyor. Bu durumdaki bir kadin baska bir erkekle gizli cinsel
iliskiye girse, bu kadin zina cezasina carpilamaz. Carpilirsa,
adaletsizlik olur. Kur'an da adaletsizlige izin vermez. Yani:
Kur'ana inananlar, sartlara göre hükümlerini degistirmek
zorundadirlar. Degistirmezlerse, zulmetmis olurlar. Dolayisiyla
bu zulme devam etmekte olan bazi "Islâm Ülkeleri"nin uyarilmasi
gerekiyor. Bu uyariyi da yine biz yapacagiz.)
Kur'anda "güzel Ahlâk"in emredilmis olmasi da, yine barisi koruyan
ve süsleyen bir olgudur. Cünkü insanlik ancak güzel ahlâkli kimseler
arasinda baris icinde yaşayabilir. Kötü ahlâkli kimseler icinde baris
icinde kalmak mümkün müdür? Elbette degildir!
Ibadetin emredilmis olmasi da yine barisi netice veren bir olaydir.
Cünkü Yaratici'ya ibadet edebilmek icin O'nunla barisik olmak
gerekir. O'nunla barisi sürdürebilmek icin de ibadet eden kisinin
toplumla da barisik olmasi, onlara zulüm ve haksizliktan uzak
durmasi gerekir.
Insaniyetligin yani insandan "gercek insan" olmasinin istenmesi,
bu da yine barisa hizmet eden bir emirdir. Cünkü insan ancak
Allah'a inanc ve teslimiyetle "gercek insan" seviyesine yükselebilir
ve bu yükselis sonucunda da "merhametli olma"yi kazanir. Bu
merhametlilik ise, savasi kesen, barisa yol ve yaşam veren yüce
bir kiymettir.
Iyilikciligin emredilmis olmasi da, yine barisi doguran ve koruyan
bir iyiliktir. Iyiligin esasi; yaptigi iş, hizmet ve yardimi "Allah icin"
yapmaktir. Allah hesabina verilmesi emredilmis olan "zekat" da,
yani "fakirlere mecburi yardim"; sosyal barisi saglayan bir
olumluluktur. Bu olumluluk, zenginleri fakirlerin saldirisindan ve
fakirleri de zenginlerin ezme ve sömürmesinden korur. Bu
korumayla da, "sosyal baris" kazanilir.
Bu sebeple, baris arayan ve isteyenlerin Islâmiyet'e girmeleri ve
o emirlere teslimiyetle yaşamalari gerekir. Bu yaşamayla da
dünya bir "baris yurdu"na döner. Öyle ise; haydin Baris'a, haydin
Baris'a!
Not: Modern dünya, Islâmiyet'i teröristlerden degil, Islâm
bilginlerinden ögrensin.
Bay Erdem,
Bir müslüman elbette ki dinini Kur'andan ögrenecektir. Buna göre
herkes kendi kafasina göre ondan bir yorum cikarabilir. Fakat
herkesin degil, bu alanda uzman olan din bilgininin yorumu
gecerlidir. Yine herkes Kur'andan bir hüküm cikarabilir. Fakat
yine herkesin hükmü degil, bu dalda uzmanlik kazanmis bir
müctehidin veya müctehidlerin üzerinde anlastiklari hüküm
gecerlidir. Bu sebeple bir kisi cikip da: "Ben Kur'andan bu hükmü
cikardim. Öyle ise istedigim gibi saga sola savas acabilirim,
keyfime göre de ibadet ederim" diyemez.
Kur'anin bazi ayetlerini hükümsüz saymaya gerek yok. Ihtiyacini
karsiliyorsa alirsin. Karsilamiyorsa, birakirsin. Cünkü senin
ihtiyacina cevap vermiyorsa, baska birinin ihtiyacina cevap
verebilir. Cünkü meselâ; sen medenî Avrupa'da yaşiyorsan,
bütün insanlik senin bulundugun yerde yaşamiyor; kimisi de
Afganistan'da bedevî bir hayat yaşiyor. Bu sebeple senin muhtac
olmadigin bir ayet, Avrupaî bir hayat icinde olmayanlarin işine
yarayabilir ve yaramaktadir.
Uluslararasi farkliliklar törpülenip insanlik bir tek seviyeye geldiginde
ise, -yukarida dedigim gibi- ihtiyacimizi karsilayani alacagiz, gerisini
birakacagiz. Yani ayetleri "hükümsüz" kilmaya gerek yok. Cünkü
bir insan hususi dünyasinda sürekli olarak tek bir halde kalamiyor.
Devamli olarak inis cikislar yaşayabiliyor. Modern bir dünyada
bulunsa da ilkellikten medenilige cikip inebiliyor, inip cikabiliyor.
Bu inis cikislar da insanı, "hükmü kalmamis" sanilan ayetlere
muhtac hale getiriyor. Dolayisiyla yalniz kendimizi ve kendi
halimizi düsünmemeliyiz.
"İçinde bulunduğumuz zaman dilimi geçmişte yaşananlardan çok
farklı, artık 100 yıllarda gerçekleşen değişim, 5-10 yıl mertebesine
sığarken, hala geçmişi güzelleyip özlemini çekmek beyhude değil
mi?" diyorsunuz.
Ben, dogrusu gecmisi güzelleyerek degil, gecmisin güzelliklerini
dünyama aktarip, onlari bilim ve akilla uyusturuyor ve cikan sonucu
da hayatimin düzeni yaparak yaşiyorum. Bunu yalniz ben degil,
bütün insanlik yapabilir. Cünkü mensubu oldugumuz din, yani
Islâmiyet; bilim ve akli dislamiyor. Dislamadigi icin de inancimizi
modernlestirmek zor degildir. Tabii bu kolaylik da, ancak bu
konuda önderlik edecek kimselerin yardimiyla gerceklesebilir.
Din ve inancimizi nasil modernlestirebiliriz?
Gecen paragrafta ucunu gösterdigim gibi; yani din, bilim ve akli
birbirleriyle kaynastirip uyusturarak. Buna göre, bir din mensubu;
bilim ve akli dislayamaz. Bir bilimci veya akilci da dini (ama gercek
dini) dislayamaz. Bunlardan biri birbirlerini disladiginda, o eksik
ayaklarla mükemmel bir dünya düzeni kurulamaz. Mükemmel
bir düzen icin o üc ayagin birbirlerini tamamlamalari gerekiyor.
(Bu tamamlama geregi olarak bir din adami, bir dindarin problemini
cözerken, bilimin de konuyla ilgili görüsünü almak zorundadir ve
bilim adamlari da, toplum ve insani ilgilendiren uygulamalarinda,
bilim ve akli dislamayan dinin onayini almak durumundadir.)
Ancak bu tamamlamadan sonra din, akilsizliktan ve bilgisizlikten;
bilim ve akil da dinsizlikten kurtularak, onlar insanligin kurtaricisi
olabilir. Biz de onlarin bu uyumlu birliginden yararlanarak istedigimiz
modern düzeni kurabiliriz. Aksi halde kuracagimiz bütün düzenler
eksik kalacak, insanligimiza zarar verecektir ve halen bu zararlardan
kurtulabilmis degiliz. Fakat, KURTULUS VAKTI GELDI! Bu vakti
kacirmayalim.
Not: Burada bir ateist cikip: "Din ile bilim uyusmaz" diyebilir, bize
itiraz edebilir. Fakat biz burada "din" derken, "Islâmiyet"i
kasdediyoruz. Islâmiyet; bilim ve akli dislamaz, icler. Dolayisiyla
bir ateist (eger mükemmel bir düzen istiyorsa) dinsizligini birakmak
zorundadir. Cünkü bilim ve akil (tek baslarina) insani iyilestirmez,
insanlastirmaz. Onlar insanlasma yolunda ancak binek olabilir,
ama şoför ve harita olamaz. Insanlasmanin şoför ve haritasi, "din"dir.
Cünkü din, yani Islâmiyet; insanı insan olmaya zorlayabilir; yani:
"Insan olmayi ve iyilesmeyi kabul etmezsen, Allah seni tekrar diriltip
senden hesap sorabilir" der, onu ceza ve mükâfatla iyilesmeye ve
insanlasmaya mecbur birakabilir. Fakat bilim ve aklin böyle
insanüstü bir etki ve yetkisi yoktur. Etki ve yetkisi olmadigindan da,
insanı iyilestiremez ve insanlastiramaz. Insanlasmamis insanlarla
da mükemmel düzen kurulamaz. Demek: Dinsiz bir bilim ve akil,
insanliksizdir. Insani insanlastiracak ilk vasita; önce din, sonra
bilimdir. Biribirisiz olmaz.
Eger bir ateist cikip derse: "Ben dinin yardimi olmadan kendimi
iyilestirdim ve insanlastirdim."
Biz de ona deriz: Istisnalar kaideyi bozmaz. Biz burda bir kac kisinin
iyilesmesinden degil, bütün insanligin iyilesmesinden bahsediyoruz.
Maalesef bütün insanlik o bir kac ateist gibi olamiyor. Hem o ateistler
de, sahip olduklari insanilesmenin, dinin insanliga getirdigi terbiyenin
etkisi sonucunda kazanildigini unutmamalidir. Cünkü ateistlik, insana
insanlik kazandirmaz. Ateistlikte insanlasma yoktur. Aksine, insani
insanlastiracak mâneviyatin inkâri vardir.
Bay Emre,
Yazdiklarimda mantik var mi, yok mu yakinda göreceksiniz.
Biraz daha bekleyin. Görmenize az kaldi. Cünkü ebediyen bu
dünyada kalamazsiniz. Ölüm ötesini inkâr etmeniz de bos bir
gayrettir.
Siz bir kitap uydurabilirsiniz. Ama hic bir ölüyü diriltemez ve
cennetlik-cehennemlik edemezsiniz. Bütün ölüleri diriltemiyecek
olan da, Tanrilik iddia edemez.
Zeus, benden hesap soramaz. Cünkü beni yaratan o degildir.
Beni yaratan Allah, Kitap göndermis. Sizin ise, bu Kitap'tan
üstün bir kitap getirebilecek gücünüz ve gercekliginiz yok.
Önce kitabinizi getiriniz, ondan sonra konusunuz.
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ATEİSTLER SORUYOR KUR'ANİSTLER CEVAPLIYOR 3
(Bu bildiride, yazarimiz Hakkı Hakperest'in, www.mustafaakyol.org
sitesinde ateist tartismacilara verdigi cevaplari bulacaksiniz.)
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 3
Bay Emre,
"Din size yaramamis. Bu satirlarla zihniyetinizi gayet guzel teşhir
ediyorsunuz. Ben miyim erkeklere hayvan muamelesi yapan?"
dediniz.
Erkekleri hayvanlastiran ben degilim. Belki Kemalist dayatmaci
yasalarin dogurdugu sonuctur! Ne dersiniz?
Cünkü müslümanlara Islâm disi yasalari dayattiginizda o dinin
erkekleri ve kadinlari ne hale gelir? Ne hale geldiklerini görüyoruz!
Onlarin aci hallerine daha ne kadar seyirci kalacaksiniz? Veya:
"Bizim seküler yasalarimiza boyun egmeye mecbursunuz"
demeye devam mi edeceksiniz? Bu insanlik disi dayatmalarin
son bulmasi gerekmiyor mu?
Bizim dinimiz bize cok iyi yariyor. Ama sizin ateist ve ataist
ideolojiniz size hic yaramiyor. Cünkü o ideolojiniz (daha dogrusu
"dininiz")in dayatmalari, müslümanlari insanliktan cikariyor!
Siz bir "yaratik" degil misiniz bay Emre? Yoksa Allah'in ilahlik
koltuguna kendinizi mi oturttunuz? Sizin gibi dogumlu ve ölümlü
bir aciz hic o koltuga yakisiyor mu? Ömür treninizin kabir
istasyonuna yaklasmakta oldugunu farkediyor musunuz?
Kendinizi yokolustan kurtaracak bir care buldunuz mu?
Bunlara, ölümün sicakligini hissederek cevap verin. Ayrica
insanin tek derdi "ölüm ötesi" degildir. Ayrica bir de "hayat"
meselesi vardir. Bu güzel hayati kime borclusunuz acaba?
Tesekkürünüzü maddenin atomlarina mi yapacaksiniz. Yoksa:
"Tesekkür etmem mi lâzim" deyip, işin icinden mi cikacaksiniz?
Siz, "insan"siniz, bay Emre, "insan"siniz, hayvan degil! Aklinizi
cöpten cikarin lütfen...
Bay Emre,
Kur'anin tasdikcisi, onu gönderen Allah'tir. Allah'a inanmadiginiza
göre, gerisine de inanamazsiniz. Akil, Allah'in üzerinde bir varlik
degildir ki, onun üretimi olan Bilim, Kur'anin üzerinde bir denetci
olabilsin!
Bilim Kur'ani cürütemez. Bilimin Kur'ani cürütebilmesi icin onun her
an her seyin herseyini görebilecek bir gözünün olmasi gerekir.
Bilimde ise böyle bir göz yoktur. Teleskop ve mikroskop gözler ise
Kur'ani cürütmeye yetmez. Madde ötesini göremeyen gözler ise,
Kur'anin karsisina hic cikamaz!
Dediniz: "Kuran'in kitap halini gelmesi uzun yillar surdu. Bunu biliyor
muydunuz? Sizce sozlu olarak aktarildigi sure icinde baslangictaki
haline ne denli sadik kalabildi? Ilk soyleyen olup gitmis... Bir
hikayenin kisiden kisiye aktarilirken nasil evrildigini bilir misiniz?"
Bunun da bir cevabi var. Fakat o cevabi size vermeyecegim. Cünkü
bu inkârciliginiz ve itirazciliginizin sonu gelmez, cehenneme kadar
sürer. Eger cenneti isterseniz, hayatinizi Allah'a inanc ve teslimle
hayatlandiriniz. Kalbinizi Allah'a kapatmaktan vazgeciniz. Eger
kalbinizin ebediyet isteyen sesini susturup "dünya hayati bize yeter"
derseniz, bu da sizin bileceginiz istir. Fakat bunun da yokolus
zindani ve mechûl gelecekteki verilecek hesap ve ceza gibi
-bizim icin kesin olan- aci sonuclarina katlanmak zorundasiniz.
Size yine de "iyi bir son" diliyorum.
Bay Emre,
Demissiniz: "Mesela Tevbe Suresini okuyup bir terorist eylemi
gerceklestirmek (isteyen) bir insana ne dersiniz?"
Tövbe Sûresi, anlasma yapip ona uymayan müsrikler hakkinda
indirilmistir. Moskova metrosuna veya Ikiz kulelere saldiranlar,
acaba hangi anlasmanin bozulmasindan sonra bu eylemleri
gerceklestirmislerdir? Hic bir anlasma! Yani: "Keyfî bir saldiri."
Bu saldirilardan Kur'an sorumlu tutulamaz. Sorumlu tutulacak
olanlar ancak keyfî saldirida bulunanlardir. Savasmak isteyen
müslümanlar, âlimler birliginin fetvasini almadan kendi keyflerine
göre savas acamazlar. Eger acarlarsa, bundan Islâm degil,
kendileri sorumludurlar. Dolayisiyla, Moskova metrosuna ve
Ikiz kulelere yapilan sivillere yönelik baskin ve saldirilar apacik
bir "terör eylemi"dir. Bu eylemleri gerceklestirenler, eger
"müslüman" iseler, Islâmiyetten cikarlar ve cikmislardir. Cünkü
yüce Allah zulme izin vermez. Sonuc olarak: Islâmiyeti
terörlestirenler, müslüman olamaz!
Bay Emre!
"Peki ya bir sonraki nesil, ve Nilgün hanimin olasi cocuklari?
Onlar bu cehennem duzenini mi cekecek? Asil "surpriz" bu"
diyorsunuz.
Nilgün hanimin olasi cocuklarinin sizin inanc ve ideolojinizi
paylasacaklari mechûldür. Belki de onlar da Islâmiyeti ve onun
yönetimini benimseyeceklerdir. Benimsemeseler de, azinlik
cogunlugun rejimine uyar. Zaten dinsizler ve ateistler de cok
kücük bir azinliktir. Azinliklar inanclarinda hür olabilirler. Ama
yönetimde cogunlugun idaresine uymak zorunda kalirlar. 30 yil
sonra dünyanin yarisi, yani Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve
Arabistan; Mehdi ve Mesih'in dinsel rejimiyle yönetileceklerdir.
Simdiki dünya yönetimlerinin, dünyamizi cennete cevirdiklerini
kim iddia edebilir? Belki 30 yil sonra dünyamiza hükmedecek
dinsel rejim, dünyamizi cennete cevirebilir. Bekleyip görmek lâzim.
Ama ne yazik ki bizim ömrümüz onu görmeye yetmeyecek.
Dünya, cocuklarimiza kalacak. Sorun, onlarin sorunu olacak!
Dinden nasipsiz insanlar ne kadar akilli olurlarsa olsunlar, yine de
büyük bir akilsizlik ve cahillik icindedirler. Cünkü dinsizlik ve
ateistlikle ebediyetlerini mahvetmektedirler. Böyle insanlari
akilli ve bilgili kabul etmek mümkün degildir. Tabii biz inanclilar,
Kitaplilar acisindan...
Bay Emre,
"Nasil oluyor da gelismis ulkelerde kadinlar ortunmedikleri halde
daha cok tacize ugramiyorlar?" diyorsunuz.
Eger Amerika'yi "gelismis ülke" kabul ediyorsaniz, size oradan
bir istatistik vereyim: ABD'de her doksan saniyede bir kadin
tecavüze ugruyormus. Bu rakami bir yilla carpin, karsiniza korkunc
bir sayi cikacaktir. Bu konuda Türkiye'nin durumu da pek parlak
sayilmaz. Avrupa'daki tecavüz vak'alari ise cok düsük. Ama yine
de her yil bir Avrupa ülkesinde 10-15 veya Ingiltere gibi bir yerde
100-150 tecavüz olayi kayda geciyor. Tacizler ise bu rakamlarin
iki-üc kati.
"Acik-saciklik ülkeleri olan Avrupa'da tecavüz olaylarinin nicin düsük"
oldugunu sorabiliriz. Avrupa ülkelerinde bir erkek birden fazla kadinla
evlenemez, ama meselâ bir Almanya'da erkeklerin yüzde ellisi
karisini baska bir kadinla aldatir. Kadinlarin durumu da budur. Yani
bir erkek pek cok kadinla iliskiye girebilmektedir. Dinsel bir engel
olmadigi icin Avrupali bir erkek istedigi kadar kadina sahip olabiliyor.
Tabii bu da: Cinsel acliktan kurtulus demektir. Cinsel acligi kalmamis
bir erkek nicin tecavüzcü olsun? Elbette böyle erkekler karsisinda
acik-sacik kadinlarin fazla bir cazibesi, tahriki olmayacaktir. Hem
Avrupa ülkeleri "soguk" ülkelerdir. Fazla sicak günleri olmuyor. Soguk
hava, cinsel tahriki kisitlar, kadinlar da uzun müddet acik-saciklik
icinde kalamaz.
Ama bu durum Türkiye gibi Müslüman bir ülkede daha farklidir. Tür.
kiye, Avrupa ülkelerine nazaran "sicak" ülkedir. Bu sicaklik ise,
erkeklerin cinsel tahrikini artirmaktadir. Türk erkegi, Avrupa erkegi
gibi "donuk" degildir, sicak kanlidir, cabuk tahrik olur. Hem Türkiye'
de bir Müslüman -dini ona dörde kadar kadin alma izni vermis olsa
da- (Kemalist yasalar engeliyle) birden fazla kadinla evlenemez.
Dindar bir erkek gayri mesru iliskiye de giremez, geneleve de
gidemez. Böyle bir erkegin karisinin ay hali ve hamilelik hallerinde
nasil bir cinsel acliga düsecegini siz hesabedin! Türkiye'de dindar
bir erkegin durumu budur. Yani dindar erkekler laikci yasalar yoluyla
cinsel acliga mahkûm edilmistir. Onlarin sayisi da Türkiye'deki
erkeklerin yüzde onu kadaridir.
Peki dindarliktan uzak 25 milyon Türk erkeginin durumu nedir?
Bunlarin bir kismi bir kadinla yetinir bir kismi da cinsel acligini gayri
mesru iliskilerle veya genelevle halleder. Diger bir kismi da aclikta
kalir. Cinsel aclikta olan erkekler icin de acik-sacik kadinlar;
seyredilecek, taciz edilecek veya tavlanacak bir avdir. Siz bu durum-
da olan erkeklere istediginiz kadar "kendinize hâkim olun" deyin.
Bunun bir faydasi yoktur. Ancak dindar ve olgun erkekler kendilerine
hâkim olabilirler. Bunun gerisinden her türlü taciz ve tecavüz bekle-
mek mümkündür. Türkiye'deki taciz ve tecavüz istatikleri de bunu
gösteriyor.
Ac bir kurt, kafes icindeki kuzuya degil, kafes disindaki koyuna sal-
dirir. Cinsel aclikla kurtlasmis bir erkek de, örtüsüyle kendini kafes-
lemis bir kadina degil, önce acik-saciklik icindeki kadina saldirir.
Cünkü örtülü ve kapali bir kadinin hali, erkegin nefsine iticilik ve
ürküntü verir. Ama acik-sacik bir kadin, erkegi hemen ceker. Bunun
icin acik-sacik kadinlar, cinsel aclikta olan erkekler icin ilk ve en
kolay avdir. Ya seyrederler, ya taciz ederler, ya da tavlamak isterler.
Tabii gayri mesru iliskiler icin. Bir kismi da tecavüze ugrar. Ama bu
demek degildir ki; "örtülü kadinlar tacize ugramaz". Ugrar, fakat acik-
sacik kadinlardan daha az ve daha sonra ugrar.
Bu incelememiz gösteriyor ki, ( erkekler olarak) Türkiye bir "cinsel
ackurtlar yurdu"dur. Bu acligi, birden fazla kadin almayi serbestles-
tirerek kapamak gerek. Bunun ziddina olarak mesruluk yolu kapati-
lirsa, gayri mesruluk yolu acilmis olur. Türkiye gibi cinsel ackurtlar
yurdunda kadinlarin örtüsüne dokunmak ve onlari acilmaya zorlamak
büyük hatadir. Basörtüsü yasaginin da derhal kakdirilmasi gerekir.
Bu yasagi kaldirmamak, kadinlari ac kurtlarin önüne atmak gibi bir
barbarliktir!
ABD'deki tecavüzlerin durmasi icin de Amerikalilarin süratle
müslümanlasmasi ve kadinlarin da örtüye bürünmesi gerekir. Aksi
halde Amerikan kadini tecavüzcülerin kurbani olmaya devam etmek-
ten kurtulamayacaktir. Ey Amerikalilar! Kurtulusunuz icin Kur'anizm
sizi bekliyor. Daha ne duruyorsunuz? Ateizmden ve Komünizmden
size bir fayda gelmedi. Kapitalizmde de size bir fayda ve kurtulus
yok. O da yikilmak üzere. Bu halde kurtulusunuz ancak Kur'anizm'
dedir. Kur'anizm sizin kurtulusunuzdur. Öyle ise onu arayin, onu
dinleyin ve ona girin!
Bay Emre ve Bayan Nilgün,
Kadinin örtünmesi, yani basini örtmesi ve acik-sacikliktan cikmasi,
size "ilkellik" ve "esaret" olarak görünebilir. Ama ben de acik-sacik
bir kadini "ilkel" ve "cinsel saldirgan" ve "cinsel saldiriya acik bir av"
olarak görüyorum. Bu halde ne yapacagiz? Eger Türkiye gibi bir
ülkede birlikte yaşamaya mecbursak, birbirimize tahammül edecegiz
demektir. Bu durumda ne siz bana yaşam biciminizi dayatabilirsiniz,
ne de ben size yaşam bicimimi dayatabilirim. Ikimizin de buna hakki
yoktur. Fakat bugün laikciler, kendi yaşam bicimlerini müslümanlara
dayatmaktan vazgecmiyorlar. Kamusal alani, kendi babalarinin
maliymis gibi işgal etmis durumdadirlar. Bu işgal son bulmak
zorundadir. Laikciler kendi yaşam bicimlerini müslümanlara ancak
dâvet edebilirler. "Bizim yaşam bicimimiz daha güzel" diyebilirler.
Ama onu dayatamazlar. Buna haklari yoktur. Bu durum müslümanlar
icin de gecerlidir. Onlar da kendi yaşam bicimlerini bir başkasina
dayatamazlar. Ancak ona dâvet edebilirler. Dayatma son buldugu
gün, baris saglanmis demektir. Bu da ancak yeni demokratik bir
anayasa sözlesmesiyle mümkündür. Bunu engelleyenler, büyük bir
kötülük ve zulüm icindedirler. Bu zulüm derhal sona erdirilmelidir!
Türk kadini ister Araplar gibi yasar, isterse, Amerikalilar gibi yasar.
Buna kimse karisamaz. Müslüman Türk kadininin baş örtmesi de,
"Araplar gibi yaşamak" degildir. Müslüman kadinin haklarini ancak
müslümanlar koruyabilir, ateistler degil! Eger müslüman kadinin
koruyucusu olmak istiyorsaniz, önce müslüman olmaniz, ateizmden
cikmaniz gerekir. Eger kendinizi gercekten "iyi" bir insan olarak görü-
yorsaniz, kendi yaşam biciminizi müslüman kadina dayatmaktan
vazgecersiniz. Sizin müslüman kadinin örtüsünü soyarak onu
özgürlestirmek istemeniz, onu baska bir esarete sokmaniz
demektir. Müslüman bir kadin ise, örtüsünden dolayi kendini
esarette görmez ki, sizden bir kurtulus beklesin! Ve sizin
kurtariciliginiz hak olsun!
Islâm elbette ki kadinin örtünmesinden ibaret degildir. Islâm; Allah'a
ve Âhirete inanc, Hak ve Adalet ve Namustur. Bunlarla birlikte güzel
ahlâk ve iyilikciliktir, baris ve kardesliktir. Ama bunlara zit hareket
eden bazi sözde müslümanlarin ve müslüman ülkelerin hali, Islâmin
islâmligini yok etmez.
Emre'ye
Gerekeni söyledim. Allah'a inanip O'na teslim olmadikca
müslüman kadinin kurtaricisi olamazsiniz. Siz ancak
ateist kadinlarin kurtaricisi olmaya calisabilirsiniz. Ama
onlarin da kurtaricisi olamazsiniz. Cünkü gecerli bir dininiz
yok. Gecerli bir dininiz olmadikca da siz, hic bir seysiniz.
Isterseniz bütün bilim ve felsefeleri yutmus olun. Ölümü
öldürmeyen, ebediyet buldurmayan bilim ve felsefeye de
ben, bilim ve felsefe demem. Bilim ve felsefe, ancak
Allah'a götürüyorsa bilim ve felsefedir. Yoksa onlar hic bir
seydir. Allah'a teslim olus her seyin üstündedir. Allah'a
teslim olan, üstün olur. Siz bu üstünlügü begenmezseniz,
o da sizin keyfinizdir. Yarin sizin Büyük Yaratici'niz sizi
tekrar diriltip "Bana ne getirdin" dediginde: "Keyfimi getirdim"
derseniz, cehenneme atilirsiniz. Cünkü siz bir "yaratik"siniz!
Yaratik olanlar, keyfini degil, ancak Yaratan'a inanc ve teslimini
getirirlerse kurtulusa ererler. "Bunlar safsatadir" diyenlerin
dedikleri, ölümü öldürmedikleri ve evrenin yaraticisi olmadiklari
müddetce kiymetsiz ve gecersizdir.
Bay Emre dedi: "Kadin ortunmezse ac kurt erkekler onu
ham yaparmis, suc da kadinin olurmus. Ortunmek Islamiyetten
once baslamis bir gelenektir ama nedense bundan soz edilmemis..."
Amerika'da ac kurt erkekler her doksan saniyede bir kadini "ham"
yapiyormus. Ham yapiyorlar ama, yakalanirlarsa kendilerini ceza
evinde buluyorlar. Kadinlar ise "ham" yapildiklariyla kaliyorlar.
Peki, kadinlar örtünmeyi secse, ackurt erkeklere karsi daha
koruyucu ve caydirici olmaz mi? Elbette olur! Cünkü kadinin
örtünmesinin erkeklere karsi büyük etkisi var. Erkege, "kendine
hâkim olsun" demenin pek bir faydasi yok. Alin işte bir gazete
haberi: Okul müdürü, başi acik, dudaklari boyali ögretmenin
buselerinden zorla öpüvermis!
http://www.aksam.com.tr/2010/03/17/haber/yasam/3766/okul_
muduru_ogretmeni_zorla_optu_.html
Ne yapacagiz simdi? Müdürü hapse atmaktan baska! Bu müdür,
Emre beyi dinlemiyor... Yani simdi kadini başi acik ve acik-sacik
olmaya zorlamaya devam mi edelim? Ve acık sacıklıklarıyla
erkekleri tahrik eden kadinlar sucsuz mudur? Bu cok agir tahrikler
karsisinda erkekler kendine nasil hâkim olabilir?
Örtünme, Islâmiyetten önce de vardi. Cünkü, Islâmiyetten önce de
din vardi. Ondan önce de, ondan önce de, ondan önce de vardi.
Yani kadin, erkegin cinsel saldirisindan en cok örtüsüyle
korunabilmistir ve korunabilmektedir. Bunun icin de Anadolu
kadininin yüzde yetmisi basini örter ve acik-sacikliktan uzak durur.
Demek istedigim: Gözünüz var, Fakat günes ve isik olmazsa,
sizin gözünüz bir işe yaramaz. Sizin de akil gözünüz acik,
ama din günesiniz olmadigi icin de o gözünüz bir işe
yaramiyor. Yani kalp gözünüz kör. Bu durumda "Bilim" diye
sarildiginiz şey de, yürüyebilmenizi saglayan "baston" oluyor.
Din günesini buldugunuz an kalbinizin körlügü kalkar, elinizdeki
baston da kurtulursunuz. Bu sefer bilim sizin kanadiniz olur,
cok yükseklerden ucabilirsiniz.
Bay Emre,
Irade ve öz denetimi reddetmiyorum. "Insanlarin sosyolojik,
psikolojik ve sexolojik gerceklerini görün" diyorum. Eger siz
bu gercekleri görmezden gelerek kadinin örtüsüne mudahaleye
devam ederseniz, o zaman erkekte otokontrol diye birsey
kalmaz. Kalmadigini da cereyan eden olaylar apacik gösteriyor.
Eger kadinin örtünmesini reddetmeye devam ederseniz,
siz söyleyin: Kadini mi eve hapsedelim, yoksa kadinlara
saldirisini önlemek icin erkekleri mi eve hapsedelim? Bunun
ikisine de razi olmazsiniz degil mi? Biz de razi olmayiz! Ikisi de
eve hapsolmamali. Fakat Anadolu kadini ve namusuna önem
veren diger milletlerin kadinlari, erkegin sosyolojik, psikolojik,
ve sexolojik gerceklerini bilip sezdikleri icin, onlarin
saldirilarindan korunmanin en iyi yol ve caresinin örtünmek
ve acik-sacikligi terketmek oldugunu kabul etmisler ve
geregini yerine getirmislerdir. Bu geregi kabul etmeyen acik-sacik
kadinlar ise, erkek saldirisina acik kalmislardir ve kalmaktadirlar.
Cünkü erkegin otokontrolünün de bir sınırı vardir. Kadin hem
erkegin önünde acik-sacik haliyle arz-i endam edecek,
erkek de ona bakmayacak, laf atmayacak, onu tavlamak icin
pesine düsmeyecek veya taciz etmeyecek! Nereye kadar olacak
bu? Maalesef erkeklerin cogunlugu "kendine hâkim ol" emrine
uyamiyor, acik-sacik avratlari gördügünde felegini sasiriyor!..
Ve sonucta atesle barut infilâk ediyor. Tabii en cok kadinlar
zarar görüyor. Ama yüzde yetmislik Anadolu kadini, örtünerek
bu tuzaga düsmekten kurtuluyor. Simdiye kadar kimse bu işe
daha iyi bir care bulmus degil. Kadin ve erkegin yaradilis
gerceklerine göz kapayarak bir yere varamazsiniz. Siz göz
kapasaniz da, gercekler hükmünü icra etmeye devam eder.
"Kimse bana dogup dogmamak istedigimi bana sormadi.
Dolayisiyla kimseye borcum yok" diyorsunuz. Emin misiniz?
Eger sizin ezeli bir ruhunuz olsaydi, o zaman yüce Yaratici size:
"Sana güzel bir beden ve varlik vereyim mi?" diye sorardi. Ama
siz ezelî bir varlik olmadiginiz ve ortada "siz" diye bir kimse
bulunmadigi icin Allah da, varolmayan sizin görüsünüzü almadan
sizi yarativerdi. Ama ruhunuzu varettikten sonra şunu sordu:
"Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" Sizin ruhunuz da: "Evet
Rabbimizsin" dedi. Fakat siz bunu hatirlamazsiniz.
Demek, siz bir "yaratik"siniz ve "Yaratan"a borclusunuz. Eger
ortada "KUR'AN" diye bir Kitap olmasaydi, biz de sizin "borcsuz"
oldugunuza inanacaktik. Maalesef(!) ki, ortada "Acik Bir Kitap" var.
Ve Kur'an isimli bu Kitap, sizi "borclu" cikariyor. Borcunuz ise:
Allah'a inanc, teslim ve tesekkürdür. Bu tesekkürü yapmadikca
da "Gercek Insan" olamiyorsunuz.
Evet siz, bizim gibi "ölsem de kurtulsam" diyemezsiniz. Cünkü
biz ölsek, ebedî bir hayatimiz, öte dünyamiz var. Ama sizin bir
baska dünyaniz yok. Ölümünüzle hersey biter. Ama Kur'ana
inanirsaniz, ölümünüzle hersey yeni baslar, sönümsüz bir
gercek hayata gecersiniz. Ama sizin inanmamanizla da
o hayat yok olmaz. Cünkü evren varsa, Allah da vardir.
Allah varsa, ötedünya da vardir. Ötedünya varsa,
cennet ve cehennem de vardir. Cennet ve cehennem varsa,
siz de bunlardan birisine konuksunuz. Inanmis ve iyilikci
olmussaniz cennetlik, inkâr etmis ve kötülükcü olmussaniz
cehennemliksiniz. Nasil sizin göz kapamanizla evren
yok olmazsa, inkârinizla da Allah yok olmaz.
Beni görmediginiz halde, yazilarimdan ve sözlerimden:
"Karsimda bir Ali veya Veli var" diyorsunuz ve varligima
inaniyorsunuz. Eger sizin vücudunuz nitrojen ve oksijen gaziyla
calisiyorsa, karsinizda ve ötenizde beden benzininizi imal
eden veya yazan, gönderen görünmezdeki Kimse'nin varligini
bilmeli ve anlamalisiniz. "Benim beden gazım, yeryüzünde
veya evrende imal ediliyor" derseniz, ben de derim: "Onu imal
eden Kim?" Sizin bilgisayarda yazdiklarinizi, sizin elleriniz
yazmiyor. "Siz" ellerinizle onlari yaziyorsunuz. Yani ruhunuzun
emriyle harekete gecen kalp ve aklinizin bilgi ve istegiyle
elleriniz isliyor. Evren "elleri" veya "makinalari"nin kalp (istek)
ve akli (bilgi) ve ruhu (Yaratici) KIM? N'olur: "Madde, enerji,
tesadüf ve evrim" demeyin! Senyör Grand'in parmaklarını isyan
ettirmeyin...
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
sitesinde ateist tartismacilara verdigi cevaplari bulacaksiniz.)
ATEISTLER SORUYOR KUR'ANISTLER CEVAPLIYOR 3
Bay Emre,
"Din size yaramamis. Bu satirlarla zihniyetinizi gayet guzel teşhir
ediyorsunuz. Ben miyim erkeklere hayvan muamelesi yapan?"
dediniz.
Erkekleri hayvanlastiran ben degilim. Belki Kemalist dayatmaci
yasalarin dogurdugu sonuctur! Ne dersiniz?
Cünkü müslümanlara Islâm disi yasalari dayattiginizda o dinin
erkekleri ve kadinlari ne hale gelir? Ne hale geldiklerini görüyoruz!
Onlarin aci hallerine daha ne kadar seyirci kalacaksiniz? Veya:
"Bizim seküler yasalarimiza boyun egmeye mecbursunuz"
demeye devam mi edeceksiniz? Bu insanlik disi dayatmalarin
son bulmasi gerekmiyor mu?
Bizim dinimiz bize cok iyi yariyor. Ama sizin ateist ve ataist
ideolojiniz size hic yaramiyor. Cünkü o ideolojiniz (daha dogrusu
"dininiz")in dayatmalari, müslümanlari insanliktan cikariyor!
Siz bir "yaratik" degil misiniz bay Emre? Yoksa Allah'in ilahlik
koltuguna kendinizi mi oturttunuz? Sizin gibi dogumlu ve ölümlü
bir aciz hic o koltuga yakisiyor mu? Ömür treninizin kabir
istasyonuna yaklasmakta oldugunu farkediyor musunuz?
Kendinizi yokolustan kurtaracak bir care buldunuz mu?
Bunlara, ölümün sicakligini hissederek cevap verin. Ayrica
insanin tek derdi "ölüm ötesi" degildir. Ayrica bir de "hayat"
meselesi vardir. Bu güzel hayati kime borclusunuz acaba?
Tesekkürünüzü maddenin atomlarina mi yapacaksiniz. Yoksa:
"Tesekkür etmem mi lâzim" deyip, işin icinden mi cikacaksiniz?
Siz, "insan"siniz, bay Emre, "insan"siniz, hayvan degil! Aklinizi
cöpten cikarin lütfen...
Bay Emre,
Kur'anin tasdikcisi, onu gönderen Allah'tir. Allah'a inanmadiginiza
göre, gerisine de inanamazsiniz. Akil, Allah'in üzerinde bir varlik
degildir ki, onun üretimi olan Bilim, Kur'anin üzerinde bir denetci
olabilsin!
Bilim Kur'ani cürütemez. Bilimin Kur'ani cürütebilmesi icin onun her
an her seyin herseyini görebilecek bir gözünün olmasi gerekir.
Bilimde ise böyle bir göz yoktur. Teleskop ve mikroskop gözler ise
Kur'ani cürütmeye yetmez. Madde ötesini göremeyen gözler ise,
Kur'anin karsisina hic cikamaz!
Dediniz: "Kuran'in kitap halini gelmesi uzun yillar surdu. Bunu biliyor
muydunuz? Sizce sozlu olarak aktarildigi sure icinde baslangictaki
haline ne denli sadik kalabildi? Ilk soyleyen olup gitmis... Bir
hikayenin kisiden kisiye aktarilirken nasil evrildigini bilir misiniz?"
Bunun da bir cevabi var. Fakat o cevabi size vermeyecegim. Cünkü
bu inkârciliginiz ve itirazciliginizin sonu gelmez, cehenneme kadar
sürer. Eger cenneti isterseniz, hayatinizi Allah'a inanc ve teslimle
hayatlandiriniz. Kalbinizi Allah'a kapatmaktan vazgeciniz. Eger
kalbinizin ebediyet isteyen sesini susturup "dünya hayati bize yeter"
derseniz, bu da sizin bileceginiz istir. Fakat bunun da yokolus
zindani ve mechûl gelecekteki verilecek hesap ve ceza gibi
-bizim icin kesin olan- aci sonuclarina katlanmak zorundasiniz.
Size yine de "iyi bir son" diliyorum.
Bay Emre,
Demissiniz: "Mesela Tevbe Suresini okuyup bir terorist eylemi
gerceklestirmek (isteyen) bir insana ne dersiniz?"
Tövbe Sûresi, anlasma yapip ona uymayan müsrikler hakkinda
indirilmistir. Moskova metrosuna veya Ikiz kulelere saldiranlar,
acaba hangi anlasmanin bozulmasindan sonra bu eylemleri
gerceklestirmislerdir? Hic bir anlasma! Yani: "Keyfî bir saldiri."
Bu saldirilardan Kur'an sorumlu tutulamaz. Sorumlu tutulacak
olanlar ancak keyfî saldirida bulunanlardir. Savasmak isteyen
müslümanlar, âlimler birliginin fetvasini almadan kendi keyflerine
göre savas acamazlar. Eger acarlarsa, bundan Islâm degil,
kendileri sorumludurlar. Dolayisiyla, Moskova metrosuna ve
Ikiz kulelere yapilan sivillere yönelik baskin ve saldirilar apacik
bir "terör eylemi"dir. Bu eylemleri gerceklestirenler, eger
"müslüman" iseler, Islâmiyetten cikarlar ve cikmislardir. Cünkü
yüce Allah zulme izin vermez. Sonuc olarak: Islâmiyeti
terörlestirenler, müslüman olamaz!
Bay Emre!
"Peki ya bir sonraki nesil, ve Nilgün hanimin olasi cocuklari?
Onlar bu cehennem duzenini mi cekecek? Asil "surpriz" bu"
diyorsunuz.
Nilgün hanimin olasi cocuklarinin sizin inanc ve ideolojinizi
paylasacaklari mechûldür. Belki de onlar da Islâmiyeti ve onun
yönetimini benimseyeceklerdir. Benimsemeseler de, azinlik
cogunlugun rejimine uyar. Zaten dinsizler ve ateistler de cok
kücük bir azinliktir. Azinliklar inanclarinda hür olabilirler. Ama
yönetimde cogunlugun idaresine uymak zorunda kalirlar. 30 yil
sonra dünyanin yarisi, yani Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve
Arabistan; Mehdi ve Mesih'in dinsel rejimiyle yönetileceklerdir.
Simdiki dünya yönetimlerinin, dünyamizi cennete cevirdiklerini
kim iddia edebilir? Belki 30 yil sonra dünyamiza hükmedecek
dinsel rejim, dünyamizi cennete cevirebilir. Bekleyip görmek lâzim.
Ama ne yazik ki bizim ömrümüz onu görmeye yetmeyecek.
Dünya, cocuklarimiza kalacak. Sorun, onlarin sorunu olacak!
Dinden nasipsiz insanlar ne kadar akilli olurlarsa olsunlar, yine de
büyük bir akilsizlik ve cahillik icindedirler. Cünkü dinsizlik ve
ateistlikle ebediyetlerini mahvetmektedirler. Böyle insanlari
akilli ve bilgili kabul etmek mümkün degildir. Tabii biz inanclilar,
Kitaplilar acisindan...
Bay Emre,
"Nasil oluyor da gelismis ulkelerde kadinlar ortunmedikleri halde
daha cok tacize ugramiyorlar?" diyorsunuz.
Eger Amerika'yi "gelismis ülke" kabul ediyorsaniz, size oradan
bir istatistik vereyim: ABD'de her doksan saniyede bir kadin
tecavüze ugruyormus. Bu rakami bir yilla carpin, karsiniza korkunc
bir sayi cikacaktir. Bu konuda Türkiye'nin durumu da pek parlak
sayilmaz. Avrupa'daki tecavüz vak'alari ise cok düsük. Ama yine
de her yil bir Avrupa ülkesinde 10-15 veya Ingiltere gibi bir yerde
100-150 tecavüz olayi kayda geciyor. Tacizler ise bu rakamlarin
iki-üc kati.
"Acik-saciklik ülkeleri olan Avrupa'da tecavüz olaylarinin nicin düsük"
oldugunu sorabiliriz. Avrupa ülkelerinde bir erkek birden fazla kadinla
evlenemez, ama meselâ bir Almanya'da erkeklerin yüzde ellisi
karisini baska bir kadinla aldatir. Kadinlarin durumu da budur. Yani
bir erkek pek cok kadinla iliskiye girebilmektedir. Dinsel bir engel
olmadigi icin Avrupali bir erkek istedigi kadar kadina sahip olabiliyor.
Tabii bu da: Cinsel acliktan kurtulus demektir. Cinsel acligi kalmamis
bir erkek nicin tecavüzcü olsun? Elbette böyle erkekler karsisinda
acik-sacik kadinlarin fazla bir cazibesi, tahriki olmayacaktir. Hem
Avrupa ülkeleri "soguk" ülkelerdir. Fazla sicak günleri olmuyor. Soguk
hava, cinsel tahriki kisitlar, kadinlar da uzun müddet acik-saciklik
icinde kalamaz.
Ama bu durum Türkiye gibi Müslüman bir ülkede daha farklidir. Tür.
kiye, Avrupa ülkelerine nazaran "sicak" ülkedir. Bu sicaklik ise,
erkeklerin cinsel tahrikini artirmaktadir. Türk erkegi, Avrupa erkegi
gibi "donuk" degildir, sicak kanlidir, cabuk tahrik olur. Hem Türkiye'
de bir Müslüman -dini ona dörde kadar kadin alma izni vermis olsa
da- (Kemalist yasalar engeliyle) birden fazla kadinla evlenemez.
Dindar bir erkek gayri mesru iliskiye de giremez, geneleve de
gidemez. Böyle bir erkegin karisinin ay hali ve hamilelik hallerinde
nasil bir cinsel acliga düsecegini siz hesabedin! Türkiye'de dindar
bir erkegin durumu budur. Yani dindar erkekler laikci yasalar yoluyla
cinsel acliga mahkûm edilmistir. Onlarin sayisi da Türkiye'deki
erkeklerin yüzde onu kadaridir.
Peki dindarliktan uzak 25 milyon Türk erkeginin durumu nedir?
Bunlarin bir kismi bir kadinla yetinir bir kismi da cinsel acligini gayri
mesru iliskilerle veya genelevle halleder. Diger bir kismi da aclikta
kalir. Cinsel aclikta olan erkekler icin de acik-sacik kadinlar;
seyredilecek, taciz edilecek veya tavlanacak bir avdir. Siz bu durum-
da olan erkeklere istediginiz kadar "kendinize hâkim olun" deyin.
Bunun bir faydasi yoktur. Ancak dindar ve olgun erkekler kendilerine
hâkim olabilirler. Bunun gerisinden her türlü taciz ve tecavüz bekle-
mek mümkündür. Türkiye'deki taciz ve tecavüz istatikleri de bunu
gösteriyor.
Ac bir kurt, kafes icindeki kuzuya degil, kafes disindaki koyuna sal-
dirir. Cinsel aclikla kurtlasmis bir erkek de, örtüsüyle kendini kafes-
lemis bir kadina degil, önce acik-saciklik icindeki kadina saldirir.
Cünkü örtülü ve kapali bir kadinin hali, erkegin nefsine iticilik ve
ürküntü verir. Ama acik-sacik bir kadin, erkegi hemen ceker. Bunun
icin acik-sacik kadinlar, cinsel aclikta olan erkekler icin ilk ve en
kolay avdir. Ya seyrederler, ya taciz ederler, ya da tavlamak isterler.
Tabii gayri mesru iliskiler icin. Bir kismi da tecavüze ugrar. Ama bu
demek degildir ki; "örtülü kadinlar tacize ugramaz". Ugrar, fakat acik-
sacik kadinlardan daha az ve daha sonra ugrar.
Bu incelememiz gösteriyor ki, ( erkekler olarak) Türkiye bir "cinsel
ackurtlar yurdu"dur. Bu acligi, birden fazla kadin almayi serbestles-
tirerek kapamak gerek. Bunun ziddina olarak mesruluk yolu kapati-
lirsa, gayri mesruluk yolu acilmis olur. Türkiye gibi cinsel ackurtlar
yurdunda kadinlarin örtüsüne dokunmak ve onlari acilmaya zorlamak
büyük hatadir. Basörtüsü yasaginin da derhal kakdirilmasi gerekir.
Bu yasagi kaldirmamak, kadinlari ac kurtlarin önüne atmak gibi bir
barbarliktir!
ABD'deki tecavüzlerin durmasi icin de Amerikalilarin süratle
müslümanlasmasi ve kadinlarin da örtüye bürünmesi gerekir. Aksi
halde Amerikan kadini tecavüzcülerin kurbani olmaya devam etmek-
ten kurtulamayacaktir. Ey Amerikalilar! Kurtulusunuz icin Kur'anizm
sizi bekliyor. Daha ne duruyorsunuz? Ateizmden ve Komünizmden
size bir fayda gelmedi. Kapitalizmde de size bir fayda ve kurtulus
yok. O da yikilmak üzere. Bu halde kurtulusunuz ancak Kur'anizm'
dedir. Kur'anizm sizin kurtulusunuzdur. Öyle ise onu arayin, onu
dinleyin ve ona girin!
Bay Emre ve Bayan Nilgün,
Kadinin örtünmesi, yani basini örtmesi ve acik-sacikliktan cikmasi,
size "ilkellik" ve "esaret" olarak görünebilir. Ama ben de acik-sacik
bir kadini "ilkel" ve "cinsel saldirgan" ve "cinsel saldiriya acik bir av"
olarak görüyorum. Bu halde ne yapacagiz? Eger Türkiye gibi bir
ülkede birlikte yaşamaya mecbursak, birbirimize tahammül edecegiz
demektir. Bu durumda ne siz bana yaşam biciminizi dayatabilirsiniz,
ne de ben size yaşam bicimimi dayatabilirim. Ikimizin de buna hakki
yoktur. Fakat bugün laikciler, kendi yaşam bicimlerini müslümanlara
dayatmaktan vazgecmiyorlar. Kamusal alani, kendi babalarinin
maliymis gibi işgal etmis durumdadirlar. Bu işgal son bulmak
zorundadir. Laikciler kendi yaşam bicimlerini müslümanlara ancak
dâvet edebilirler. "Bizim yaşam bicimimiz daha güzel" diyebilirler.
Ama onu dayatamazlar. Buna haklari yoktur. Bu durum müslümanlar
icin de gecerlidir. Onlar da kendi yaşam bicimlerini bir başkasina
dayatamazlar. Ancak ona dâvet edebilirler. Dayatma son buldugu
gün, baris saglanmis demektir. Bu da ancak yeni demokratik bir
anayasa sözlesmesiyle mümkündür. Bunu engelleyenler, büyük bir
kötülük ve zulüm icindedirler. Bu zulüm derhal sona erdirilmelidir!
Türk kadini ister Araplar gibi yasar, isterse, Amerikalilar gibi yasar.
Buna kimse karisamaz. Müslüman Türk kadininin baş örtmesi de,
"Araplar gibi yaşamak" degildir. Müslüman kadinin haklarini ancak
müslümanlar koruyabilir, ateistler degil! Eger müslüman kadinin
koruyucusu olmak istiyorsaniz, önce müslüman olmaniz, ateizmden
cikmaniz gerekir. Eger kendinizi gercekten "iyi" bir insan olarak görü-
yorsaniz, kendi yaşam biciminizi müslüman kadina dayatmaktan
vazgecersiniz. Sizin müslüman kadinin örtüsünü soyarak onu
özgürlestirmek istemeniz, onu baska bir esarete sokmaniz
demektir. Müslüman bir kadin ise, örtüsünden dolayi kendini
esarette görmez ki, sizden bir kurtulus beklesin! Ve sizin
kurtariciliginiz hak olsun!
Islâm elbette ki kadinin örtünmesinden ibaret degildir. Islâm; Allah'a
ve Âhirete inanc, Hak ve Adalet ve Namustur. Bunlarla birlikte güzel
ahlâk ve iyilikciliktir, baris ve kardesliktir. Ama bunlara zit hareket
eden bazi sözde müslümanlarin ve müslüman ülkelerin hali, Islâmin
islâmligini yok etmez.
Emre'ye
Gerekeni söyledim. Allah'a inanip O'na teslim olmadikca
müslüman kadinin kurtaricisi olamazsiniz. Siz ancak
ateist kadinlarin kurtaricisi olmaya calisabilirsiniz. Ama
onlarin da kurtaricisi olamazsiniz. Cünkü gecerli bir dininiz
yok. Gecerli bir dininiz olmadikca da siz, hic bir seysiniz.
Isterseniz bütün bilim ve felsefeleri yutmus olun. Ölümü
öldürmeyen, ebediyet buldurmayan bilim ve felsefeye de
ben, bilim ve felsefe demem. Bilim ve felsefe, ancak
Allah'a götürüyorsa bilim ve felsefedir. Yoksa onlar hic bir
seydir. Allah'a teslim olus her seyin üstündedir. Allah'a
teslim olan, üstün olur. Siz bu üstünlügü begenmezseniz,
o da sizin keyfinizdir. Yarin sizin Büyük Yaratici'niz sizi
tekrar diriltip "Bana ne getirdin" dediginde: "Keyfimi getirdim"
derseniz, cehenneme atilirsiniz. Cünkü siz bir "yaratik"siniz!
Yaratik olanlar, keyfini degil, ancak Yaratan'a inanc ve teslimini
getirirlerse kurtulusa ererler. "Bunlar safsatadir" diyenlerin
dedikleri, ölümü öldürmedikleri ve evrenin yaraticisi olmadiklari
müddetce kiymetsiz ve gecersizdir.
Bay Emre dedi: "Kadin ortunmezse ac kurt erkekler onu
ham yaparmis, suc da kadinin olurmus. Ortunmek Islamiyetten
once baslamis bir gelenektir ama nedense bundan soz edilmemis..."
Amerika'da ac kurt erkekler her doksan saniyede bir kadini "ham"
yapiyormus. Ham yapiyorlar ama, yakalanirlarsa kendilerini ceza
evinde buluyorlar. Kadinlar ise "ham" yapildiklariyla kaliyorlar.
Peki, kadinlar örtünmeyi secse, ackurt erkeklere karsi daha
koruyucu ve caydirici olmaz mi? Elbette olur! Cünkü kadinin
örtünmesinin erkeklere karsi büyük etkisi var. Erkege, "kendine
hâkim olsun" demenin pek bir faydasi yok. Alin işte bir gazete
haberi: Okul müdürü, başi acik, dudaklari boyali ögretmenin
buselerinden zorla öpüvermis!
http://www.aksam.com.tr/2010/03/17/haber/yasam/3766/okul_
muduru_ogretmeni_zorla_optu_.html
Ne yapacagiz simdi? Müdürü hapse atmaktan baska! Bu müdür,
Emre beyi dinlemiyor... Yani simdi kadini başi acik ve acik-sacik
olmaya zorlamaya devam mi edelim? Ve acık sacıklıklarıyla
erkekleri tahrik eden kadinlar sucsuz mudur? Bu cok agir tahrikler
karsisinda erkekler kendine nasil hâkim olabilir?
Örtünme, Islâmiyetten önce de vardi. Cünkü, Islâmiyetten önce de
din vardi. Ondan önce de, ondan önce de, ondan önce de vardi.
Yani kadin, erkegin cinsel saldirisindan en cok örtüsüyle
korunabilmistir ve korunabilmektedir. Bunun icin de Anadolu
kadininin yüzde yetmisi basini örter ve acik-sacikliktan uzak durur.
Demek istedigim: Gözünüz var, Fakat günes ve isik olmazsa,
sizin gözünüz bir işe yaramaz. Sizin de akil gözünüz acik,
ama din günesiniz olmadigi icin de o gözünüz bir işe
yaramiyor. Yani kalp gözünüz kör. Bu durumda "Bilim" diye
sarildiginiz şey de, yürüyebilmenizi saglayan "baston" oluyor.
Din günesini buldugunuz an kalbinizin körlügü kalkar, elinizdeki
baston da kurtulursunuz. Bu sefer bilim sizin kanadiniz olur,
cok yükseklerden ucabilirsiniz.
Bay Emre,
Irade ve öz denetimi reddetmiyorum. "Insanlarin sosyolojik,
psikolojik ve sexolojik gerceklerini görün" diyorum. Eger siz
bu gercekleri görmezden gelerek kadinin örtüsüne mudahaleye
devam ederseniz, o zaman erkekte otokontrol diye birsey
kalmaz. Kalmadigini da cereyan eden olaylar apacik gösteriyor.
Eger kadinin örtünmesini reddetmeye devam ederseniz,
siz söyleyin: Kadini mi eve hapsedelim, yoksa kadinlara
saldirisini önlemek icin erkekleri mi eve hapsedelim? Bunun
ikisine de razi olmazsiniz degil mi? Biz de razi olmayiz! Ikisi de
eve hapsolmamali. Fakat Anadolu kadini ve namusuna önem
veren diger milletlerin kadinlari, erkegin sosyolojik, psikolojik,
ve sexolojik gerceklerini bilip sezdikleri icin, onlarin
saldirilarindan korunmanin en iyi yol ve caresinin örtünmek
ve acik-sacikligi terketmek oldugunu kabul etmisler ve
geregini yerine getirmislerdir. Bu geregi kabul etmeyen acik-sacik
kadinlar ise, erkek saldirisina acik kalmislardir ve kalmaktadirlar.
Cünkü erkegin otokontrolünün de bir sınırı vardir. Kadin hem
erkegin önünde acik-sacik haliyle arz-i endam edecek,
erkek de ona bakmayacak, laf atmayacak, onu tavlamak icin
pesine düsmeyecek veya taciz etmeyecek! Nereye kadar olacak
bu? Maalesef erkeklerin cogunlugu "kendine hâkim ol" emrine
uyamiyor, acik-sacik avratlari gördügünde felegini sasiriyor!..
Ve sonucta atesle barut infilâk ediyor. Tabii en cok kadinlar
zarar görüyor. Ama yüzde yetmislik Anadolu kadini, örtünerek
bu tuzaga düsmekten kurtuluyor. Simdiye kadar kimse bu işe
daha iyi bir care bulmus degil. Kadin ve erkegin yaradilis
gerceklerine göz kapayarak bir yere varamazsiniz. Siz göz
kapasaniz da, gercekler hükmünü icra etmeye devam eder.
"Kimse bana dogup dogmamak istedigimi bana sormadi.
Dolayisiyla kimseye borcum yok" diyorsunuz. Emin misiniz?
Eger sizin ezeli bir ruhunuz olsaydi, o zaman yüce Yaratici size:
"Sana güzel bir beden ve varlik vereyim mi?" diye sorardi. Ama
siz ezelî bir varlik olmadiginiz ve ortada "siz" diye bir kimse
bulunmadigi icin Allah da, varolmayan sizin görüsünüzü almadan
sizi yarativerdi. Ama ruhunuzu varettikten sonra şunu sordu:
"Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" Sizin ruhunuz da: "Evet
Rabbimizsin" dedi. Fakat siz bunu hatirlamazsiniz.
Demek, siz bir "yaratik"siniz ve "Yaratan"a borclusunuz. Eger
ortada "KUR'AN" diye bir Kitap olmasaydi, biz de sizin "borcsuz"
oldugunuza inanacaktik. Maalesef(!) ki, ortada "Acik Bir Kitap" var.
Ve Kur'an isimli bu Kitap, sizi "borclu" cikariyor. Borcunuz ise:
Allah'a inanc, teslim ve tesekkürdür. Bu tesekkürü yapmadikca
da "Gercek Insan" olamiyorsunuz.
Evet siz, bizim gibi "ölsem de kurtulsam" diyemezsiniz. Cünkü
biz ölsek, ebedî bir hayatimiz, öte dünyamiz var. Ama sizin bir
baska dünyaniz yok. Ölümünüzle hersey biter. Ama Kur'ana
inanirsaniz, ölümünüzle hersey yeni baslar, sönümsüz bir
gercek hayata gecersiniz. Ama sizin inanmamanizla da
o hayat yok olmaz. Cünkü evren varsa, Allah da vardir.
Allah varsa, ötedünya da vardir. Ötedünya varsa,
cennet ve cehennem de vardir. Cennet ve cehennem varsa,
siz de bunlardan birisine konuksunuz. Inanmis ve iyilikci
olmussaniz cennetlik, inkâr etmis ve kötülükcü olmussaniz
cehennemliksiniz. Nasil sizin göz kapamanizla evren
yok olmazsa, inkârinizla da Allah yok olmaz.
Beni görmediginiz halde, yazilarimdan ve sözlerimden:
"Karsimda bir Ali veya Veli var" diyorsunuz ve varligima
inaniyorsunuz. Eger sizin vücudunuz nitrojen ve oksijen gaziyla
calisiyorsa, karsinizda ve ötenizde beden benzininizi imal
eden veya yazan, gönderen görünmezdeki Kimse'nin varligini
bilmeli ve anlamalisiniz. "Benim beden gazım, yeryüzünde
veya evrende imal ediliyor" derseniz, ben de derim: "Onu imal
eden Kim?" Sizin bilgisayarda yazdiklarinizi, sizin elleriniz
yazmiyor. "Siz" ellerinizle onlari yaziyorsunuz. Yani ruhunuzun
emriyle harekete gecen kalp ve aklinizin bilgi ve istegiyle
elleriniz isliyor. Evren "elleri" veya "makinalari"nin kalp (istek)
ve akli (bilgi) ve ruhu (Yaratici) KIM? N'olur: "Madde, enerji,
tesadüf ve evrim" demeyin! Senyör Grand'in parmaklarını isyan
ettirmeyin...
Zaman: Yeni Cag'in onu, Temmuz basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Abonnieren
Posts (Atom)