Donnerstag, 29. April 2010

Eine erfreuliche Mitteilung!

Eine erfreuliche Mitteilung!

Tod bedeutet nicht die Auslöschung, die Auflösung in nichts,
verderbnis noch Hinrichtung, den Sie haben einen Schöpfer.
Dieser Schöpfer wird zur Erwiederung Ihrer guten sowie
schlechten Taten Sie nach dem Tode wieder aufstehen
lassen und Ihnen das ewige Leben schenken. Eben deshalb
bedeutet der Tod die Rückehr zum Schöpfer, das Ende der
Aufgabe "Leben", die Wiedervereinigung mit den Freunden
im Jenseits; der Gang zum Empfang des Lohnes. Übergang
zur Glückseligkeit und Entdeckung der Unsterblichkeit.
Wenn's dem so ist, ihr Erdenmenschen, "so sinket nicht
weinend ins gefürchtete Erdengrab, sondern frohen Sinnes".
Und trauert den verstorbenen den ihr liebt nicht soviel hinter her.

Mitgeteilt von Ahirüzzaman

Zeit: April 2010.
Ort: Europa
Veröffentlicht von: Europäische Muranisten (Modern Koranisten)

Dienstag, 20. April 2010

IHRE WAHRE RELIGION IST

IHRE WAHRE RELIGION IST

Ihre wahre Religion und richtiges Glaube ist in diesen Worten:
Gott ist einzig; er hat kein Sohn, keine Tochter und kein Partner.
Jesus, Moses und Mohammed sind Diener und Gesandter Gottes.

Gott kann kein Sohn haben, weil er vor und nach ewig, nicht wie
der Mensch geboren und sterblich ist.

Weil Gott so wünscht und befehlt; musst du ein wahre Mensch
sein und menschlich leben. Wenn du auf dieser Erde menschlich
leben willst, dann musst du erst wahre Religion und richtige Glaube
gewinnen; dann ehrlich, rechtlich und gerechtlich sein.

Mitgeteilt von: Ahirüzzaman

Zeit: April, 2010.
Ort: Europa.
Veröffentlicht von: Europäische Muranisten (Modern Koranisten)

Montag, 5. April 2010

ATEİSTLER SORUYOR

(Bu bildiride, yazarimiz Hakkı Hakperest'in, www.mustafaakyol.org
sitesinde ateist tartismacilara verdigi cevaplari bulacaksiniz.)

ATEISTLER SORUYOR

Ön söz: Burada ateistlerin sorduklarina verecegimiz cevaplar,
ateistler icin degil, cevaplarin ne oldugunu merak eden inanclilar
icindir. Onlari muhatap almamamizin sebebi, mûcize göstersek
dahi inanmayacak olmalaridir. Cünkü kendilerini inancsizliga ve
inkârciliga kilitlemis olduklari icin, onlara hangi cevap verilirse
verilsin kâr etmeyecektir ve etmiyor. Bizim verecegimiz cevaplardan
ancak ateistler icindeki "gercegi arayanlar" faydalanabilir. Seytandan
ders alan inkârci ateistler ise, Kur'anin her ayetinde bir hata ve kusur
arayacak ve bulmaya devam edeceklerdir.

Simdi sual ve cevaplara geciyoruz:

"Kur'an Allah'i; eli, gözü, kulagi olan insana benzer bir varlik
olarak gösteriyor. Bu durum, Allah'in da bir "sey" yani bir "yaratik"
olduguna delil olmaz mi?"

Biz, "devletin gözü, kulagi, eli var" deriz. Fakat bundan, milleti
yöneten bu kurumun, insaninkine benzer organlarinin oldugunu
cikartmayiz. Aksine, "devletin eli" dedigimiz zaman, onun
memurlari veya polisi bulundugunu anlariz. "Devletin gözü, kulagi"
dendigi zaman da, onun haberalma teskilatinin bulundugunu ve
"devletin gücü" dendiginde ise, onun ordusunun varligini görürüz.

Ayni sekilde, evren ve evrendeki her seyin yaraticisi olan Allah'in
eli, gözü, kulagi dendiginde de; O'nun memurlari, polisi ve askerleri
hükmünde olan "melekler"in varligini anlamaliyiz. Fakat bu
anlamadan da, O'nun görmedigini, duymadigini, bilmedigini
cikartamayiz. Cünkü O'nun görmesi, duymasi, bilmesi vardir. Ama
bu fiilleri icin maddî uzuvlara ihtiyaci yoktur. Cünkü Allah, ruh ve
isik sahibi madde ötesi bir Varlik'tir. Insanda da gören, duyan ve
bilen; göz, kulak ve beyin degil, bunlarin üzerindeki ve ötesindeki
"ruh"tur. Ruh, o organlar vasitasiyla görür, duyar, bilir. Ruh bedenden
soyundugunda, yani beden öldügünde, ruh yine görür, duyar ve bilir.
Fakat ruhun varligina inanmayan ateistlerin, bu anlattiklarimiza
inanmasini beklememeliyiz.

Hem biz, her seyin yaraticisi, yaşaticisi ve yöneticisine "ALLAH"
diyoruz. Her seyin yaraticisi, yaşaticisi ve yöneticisi olmayana Allah
denmez. Allah, herseyi var eden, fakat baskalari rarafindan var edil-
meyendir. Allah'in üzerinde baskalari olsa, Allah'a Allah denmez.
Madde ve enerjinin yaraticiligi, yaşaticiligi ve yöneticiligi olmadigina
göre: Allah'tan baska ilah yoktur.

Ateistler soruyor 2: "Hem Allah'in heryerde oldugunu, hem de
peygamberinizin süpermen gibi Mirac'a ciktigini söylüyorsunuz.
Bu durum komik olmuyor mu?"

Bunda bir komiklik yok! Aksine ateistlerin körlügü ve bilgisizligi var.
Cünkü Allah; zatiyla, kisiligiyle kâinatin mânevî ötesindeki -bütün
evreni kusatmis olan- yönetim saltanatinda bulunur. Fakat ruh ve
isigiyla, iş ve fiilleriyle de her seyin her seyindedir. Işte Mirac olayi,
Hz. Muhammed'in, Allah'in kâinat ötesindeki Saltanat Yurdu ve
Yönetim Tahti'na dâvet edilmesidir. Ateistler tabii bunlara da
inanamaz. Cünkü onlarin nazarinda hersey "madde"den ibarettir,
"maddenin ötesi" diye birsey yoktur! Iste onlar buna inanirlar, sanki
akil her seyi bilebilirmis gibi...

Ateistler soruyor 3: "Tanri heryerde olduguna göre, Peygamberlerin
O'nunla iletisim kurmalari icin daga cikmalari da ne oluyor?"

Evet bir Peygamberin, Allah ile iletisim kurabilmesi icin daga
cikmasina gerek yok veya bizler bunu böyle görebilir, böyle olmasi
gerektigini düsünebiliriz. Fakat bu islerin, bizim istedigimiz sekilde
olmasi da gerekmez. Allah, 7 milyar isik yili bir uzakliktan
Peygamberin kalbine istedigi mesaji gönderebilir. Gönderilmesi
gerekeni bir melekle de iletebilir. Ama bazi zamanlarda da bu
iletisimi dag gibi özel bir mekanda da yapabilir. Daglarin iletisim icin
-yüksekligi ve tenhaligi bakimindan- ayri bir özelligi olabilir.

Ateistler iddia ediyor ki: " Sizler önce iman ediyor, sonra da bu
imana göre Kuran'dan anlamlar çıkarıyorsunuz. Ben ise önce
anlamaya çalışıyorum. Bu anladığım şeyin iman edilmeye değer mi
değmez mi olduğuna sonra karar vermek istiyorum."

Bu iddiada bulunanlarin bilmedikleri bir sey var. O da: Insani akildan
ibaret bir varlik olarak görmeleri ve her seyin akilla halledilebilecegini
sanmalaridir. Oysa insan sadece akildan ibaret bir varlik degil, onun
bir de "kalb"i vardir. Ve "iman" yani "Allah'a inanc" olayi da, akilda
degil, kalbde olusan bir islemdir. Bu islemin gercegi yani imanin
kalbde olusmasi da; akilla yapilan bir arastirma sonucu degil,
genellikle insanin (varoldugunu düsündügü) Allah'a yönelmesiyle
Allah'in o kimsenin kalbinde yaktigi bir isiktir. Bunun icin inancin
arastirmadan önce kazanilmasi gayet dogaldir, akla zit bir durum
degildir. Ama din ve inanc sahibi bir insanin, dininin ve inancinin
gercekligini arastirmasi da yasak degildir. Isteyen bu arastirmayi
yapar, inanip inanmamaya yeniden karar verebilir. Fakat kimse,
bu arastirmayi yapmamis olanlarin sahip oldugu Allah inancinin
"gercekdisi" oldugunu iddia edemez.

Evet, bir kimse hangi ülkede veya ailede dogmussa, o yerdeki
kimselerin dinini benimseyecek ve onu diger dinlere üstün tutacaktir.
Fakat henüz imana sahip olmamis tarafsiz arastirmacilarin önüne
Incil, Tevrat ve Kur'ani koysak, Kur'anin diger Kitaplardan daha
üstün oldugunu tesbit edeceklerdir. Cünkü Kur'an, diger Kitaplardan
sonra indigi icin, öncekilerin tamamlayicisi, tashihcisi, taniticisi ve
koruyucusu hükmünde bir Kitap'tir. Bu Kitap, öncekileri reddetmez.
Sadece onlara sonradan bazi uydurmalarin eklendigini söyler ve
onlarin asilsizligini bildirir ve gercegin ne oldugunu haber verir.

Bu sebeple Kur'anin üstünlügü, bir müslümanin dogdugu yerdekilerin
onu üstün tutmasindan degil, gercekteki üstünlügü dolayisiyladir. Ve
bundan dolayi da müslüman bir ülkenin halk cogunlugu dinlerini
inceleme ve arastirmaya girse, bunlarin cogunlugu dinlerine daha
sıkı sarilir. Cok cok cok azi da ateist, dinsiz veya hiristiyan olur.
Ama hiristiyan bir ülkenin halk cogunlugu dinlerini incelemeye
girisse, bunlarin da cogunlugu -öncekilerin aksine- Islâmiyete
girerler. Ancak cok cok cok azi hiristiyanlikta kalir veya ateist olur.
Bunu da, Avrupa'daki müslümanlasma sayisi isbat eder.

Ateistler iddia ediyor ki: "Ortak bilgi yalnızca imandan arındırılmış
bilgidir. Ve yalnızca imandan arındırılmış bilgi 'kaynak' teşkil eder."

Biz de tam aksini söylüyoruz: Gercek bilgi, Allah'in indirdigi bilgidir.
Ve bilginin gercek kaynagi da budur. Cünkü insan aklinin kâinati
avuclayacak ve ötesine gecebilecek bir gücü ve kapsayiciligi yoktur.
Kapsayiciligi olmadigindan, bir sonraki gelen bilgin, önceki gelenin
bilgisini cürütür ve bu degisim kiyamete kadar sürer. Bunun icin
bilimin boyu cok kisadir ve o bir "bücür"dür! Bunun icin de aklin
ürettigi bilgi ve bilim, Yaratan'in indirdiginden sonraki sirada yer
alabilir. Ve ancak Yaratan'i tasdik eden bilim kiymetlidir. O'nu inkâr
eden bilim ve aklin ise bir degeri olamaz. Degeri olamaz ki, bilginin
kaynagi olsun! "Tek kaynak" olmasi ise hic mümkün degildir. Bilginin
kaynagi önce din, sonra bilim'dir. Ögrencinin yükselmesi de ancak
bu iki kanadi takmakla olabilir. Yoksa o ögrenci tek kanatla gercege
ulasamaz. Ya hile ve şüphe, ya da yobazlik batagina düser.

Dolayisiyla biz Kur'anlilar nazarinda din bir günes gibidir. Bilim ise,
bu günesin yaninda bir ay gibi kalir. Ay da isigini ancak günesten
alir. Günes olmazsa, ayin da isigi olmaz. Insanlik yolunda ilerlemek
isteyenler, yollarini en iyi sekilde ancak din günesiyle aydinlatabilir-
ler. Ay isigiyla yetinenler ise, fazla ileri gidemezler, karanlikta ve
yari yolda kalirlar. Sadece din isigini yeterli görenler de, gecelerini
aydinlatamazlar. Sonucta her ikisini de kabullenmek gerekiyor.

Ateistler soruyor 4: "Bırakın şu hadisleri, ayetleri artık. 18.yy.
Osmanlı modernleşmesi döneminden beri kalabalıklar yeni
anlayışlara 'ayetlerle' adapte edilmeye çalışılıyor. Dindarların
zekası kıt mı ki, ayet olmaksızın kendi görüşlerini
oluşturamasınlar?"

Akli kendilerine "tek rehber" yapmis ateistler kendilerini nasil
dayanaksiz bir dayanaga dayamis olduklarini göremiyorlar.
Cünkü aklin dayanagi din olmazsa, o akil dayanaksiz kalir.
Bir sey kendi kendini dayanak yaparsa, o seyin bilgisi ve
iddiasi gecersizdir. Cünkü onun bilgi ve iddiasini tasdikleyecek
üst bir merci ve makami yoktur. Bir kisi, "gercek benim
düsüncemdir" der. Bir baskasi da kendi düsüncesini gercek
görür. Bu sekilde dünyada iki milyar farkli düsünce ortaya cikar.
Acaba hangisinin düsüncesi "gercek"tir? Buna kim hakemlik
edecek ve kim karar verecektir? Burada gercek hakem ancak
din ve Allah olabilir. Din ve Allah dislandiginda ise, gercek
gercegin bilinmesi karanlikta kalir. Eger din yerine bilime
müracaat edersek, o da aklin üretimi olan bir bilgi oldugundan,
akil yine kendine dayanmis olacak ve hakemsiz kalinacaktir.
Bu durumda biz hayatin, dinin, insanin, dünya ve evrenin ve
gercegin gercek gercegini bilemez olacagiz. Sonucta dini hakem
yapmaktan baska cikar yol olmadigini görürüz. Dolayisiyla,
dindarlarin zekasi kit degil, insanligin akli yetersizdir. Eger akil
yeterli olsaydi, insanlik aya yirminci yüzyilda degil, daha birinci
yüzyilda giderdi!

Iste bunun icin ayet ve hadis olmaksizin dindarlar kendi görüslerini
olusturamazlar. Olustursa da, o olusumdan ancak sapiklik cikar...

Insanliga "adalet"i ögreten de, insanin yaraticisi ve yasaticisi olan
Allah olmustur. Yoksa insanin adaleti bilecek ve üretecek bir bilgisi
yoktur. Ancak Allah ögretirse vardir. Ve Allah, "insana bilmediklerini
ögreten"dir. Yani insanligin ilk ögretmeni ve egitmeni: ALLAHtir. Bir
bilgiye sahipsek, bu, O'nun ögrettigidir ve O'nun varligini gösterir.
Allah'i inkâr edenler, kendi bilgilerinin de inkârcisi olurlar!

Ateistler soruyor 5: "Kur'ani kim tasdikledi?"

Kur'anin tasdikleyicisi, Allah'tir. Yani o kitabi kim göndermisse,
onu ancak O tasdikleyebilir. O'nun üstünde tasdikleyici olmaz.
Ancak Allah'in bilgi verdigi kimseler bir kitabin Allah'tan mi,
degil mi oldugunu, sahip olduklari bilgiyle ayirtedebilirler.

Ateistler iddia ediyor: "Muhammed, Kur'ani hayatinda görmedi."

Hz. Muhammed'in (bizim elimizde bulunan) Kur'ani görmesine
gerek yoktu. Cünkü o bizzat Kur'andaki sözleri dogrudan dogruya
Allah'tan almaktaydi. Siz bir dostunuzdan telefonla veya postaciyla
bir bilgi veya haber alsaniz; "acaba bu gelen haber, dostum
Ahmet'ten midir" diye süpheye düser misiniz? Onu ya sesinden,
ya da yazisindan hemen tanirsiniz, degil mi? Iste Hz. Muhammed
de, Allah'tan gelen vahiylerin Allah'tan olduguna inaniyordu. Bunda
bir süphesi olamazdi. Cünkü o sözleri söyleyebilecek hic bir kimse
yoktur dünyada. Zaten gelen ayetler ya kalbe indirilildiginden, ya da
melek vasitasiyla geldiginden, süpheye yer kalmamaktadir. Bize de,
buna inanip inanmamak kaliyor. Ateistler tabii inancsizligi ve
inkârciligi seciyor. Allah'in varligina inanmadiklari icin, Kitabina
inanmalari mümkün degildir.

Ateistler iddia ediyor: "Bilim, Kur'ani cürüttü."

Bilim, Kur'ani cürütemez. Cünkü kendisi zaten cürütülebilir bir
konumda oldugundan, Kur'ani cürütebilmesi mümkün degildir.
Bilimin Kur'ani cürütebilmesi icin, onun önce "cürütülemez" bir
seviyeye ulasmasi gerekir. Bu seviyeye ulasabilmesi icin de,
kiyamete kadar beklemek durumundayiz. Yani o vakte kadar Kur'ani
cürütebilecek bir güc yoktur.

Ateistler iddia ediyor: "Boş laf konuşmayın. Dünya mı güneşin
etrafında dönüyor yoksa güneş mi dünyanın etrafında? KURAN
GÜNEŞ DÜNYANIN ETRAFINDA DÖNÜYOR DİYORRRRRRRR.
(Gece Gündüzü açıklarken 'Güneş akar' diyor onun için bunu
uzaydaki galaksilerin hareketine bağlayamazsınız)
Daha ne çürümesi bekliyorsunuz?"

Kur'an, insan gözünün gördügü hakikati söylüyor. Kur'an, bilimsel bir
iddiada bulunmuyor ki, bilim onu cürütsün! Kur'an, herseyin "Allah'a
ait" oldugunu, herseyin "O'nun tarafindan yaratildigini, yaşatildigini
ve yönetildigini" söyler. Var mi bunu cürütecek bir bilgi ve biliminiz?

Bilim, "dünyanin günes etrafinda döndügü"nü, Kur'anin indirilisinden
1444 (veya 1250) yil sonra kesfetti. Bir gercegi 1444 yil sonra görebi-
len bir Bilim, Kur'anin rakibi olamaz ve onu cürütemez.

Bilimin Kur'ana rakip olabilmesi icin, onun, her an herseyin herseyini
birden görebilecek bir gözü ve gücü olmasi gerekir. Bu göze ve güce
sahip olmayan bir Bilim, Kur'anin hic bir ayetini cürütemez.

Yarin bir bilim adami cikip: "Hayir, dünya günes etrafinda dönmüyor.
Tam aksine, Tanri dünyayi günes etrafinda döndürüyor" dediginde
ateistler ne yapacaktir? Sahi, ne yapacaksiniz ey ateistler? Bu sefer
o bilim adamina, Galileo'ya yapildigi gibi mi yapacaksiniz? Yoksa
bilimin getirdigi gercege iman mi edeceksiniz? Bunun cevabini
simdiden hazirlasaniz iyi olur.

Bütün inanclilar da bilmelidir ki; Kur'anin asil amaci, bilim yapmak
degil, insana Yaraticisini ve Ötedünyasini tanitmak ve vazifelerini
bildirmektir. Vazifelerini yerine getirenler icin de, ebedî bir mutluluk
onlari bekliyor. Var mi bu mutlulugu yalanlayacak olan? Yalanlamak
yetmez. O yalanlamayi isbatlamak da gerekir. Isbati olan ciksin
ortaya!

(Not: Ateistler sorabilir: "Ya bir bilim adami cikip, dünyanin günes
etrafinda Tanri tarafindan döndürülmedigini isbatlarsa, ne
yapacaksiniz?)

Böyle bir isbat yapilirsa, biz de gerekeni yapariz. Bunu da, Kur'an-
dan süphemiz oldugu icin degil, gerceklere karsi kör kalmayacagi-
mizi bildirmek icin söylüyoruz. Fakat o mechûl vakte kadar da Kur'
anin rehberligini birakmayiz. Cünkü dünyada o vaktin gelmesini bek-
liyecek kadar uzun ve sonsuz bir ömrümüz yoktur.

Ateistler soruyor 6: "Kuran'in kitap haline gelmesi uzun yillar sürdü.
Bunu biliyor muydunuz? Sizce sözlü olarak aktarildigi süre icinde
baslangictaki haline ne denli sadik kalabildi? Ilk söyleyen ölüp
gitmis... Bir hikayenin kisiden kisiye aktarilirken nasil evrildigini
bilir misiniz?"

Bu suale karsi biz de soruyoruz: Allah, yeni bir Kitap indirse, ona
inanacak misiniz? Eger inanmaya niyetiniz yoksa, ona da bahaneler
bulmaya devam edeceksiniz. Yani bu inkârciliginiz ve itirazciliginizin
sonu gelmez, cehenneme kadar sürer. Eger cenneti isterseniz,
hayatinizi Allah'a inanc ve teslimle hayatlandiriniz. Kalbinizi Allah'a
kapatmaktan vazgeciniz. Eger kalbinizin ebediyet isteyen sesini
susturup "dünya hayati bize yeter" derseniz, bu da sizin bileceginiz
istir. Fakat bunun da yokolus zindani ve mechûl gelecekteki verilecek
hesap ve ceza gibi -bizim icin kesin olan- aci sonuclarina katlanmak
zorundasiniz. Size yine de "iyi bir son" diliyoruz.

Zaman: Yeni Cag'in onu, Mart sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Sonntag, 14. März 2010

ERMENİ SOYKIRIMI YASA TASARISI'NIN KABULÜ TÜRKİYE'YE İFTİRADIR!

ERMENI SOYKIRIMI YASA TASARISI'NIN KABULÜ
TÜRKIYE'YE IFTIRADIR!

haksizliktan hoslanmayan ALLAHin adiyla


Amerikan Temsilciler Meclisi'nden sonra Isvec Parlamentosu da
"soykirim yasa tasarisi"ni kabul etmis.

Fakat bu kabuller, Türkiye'ye bir iftiradir!

Cünkü 1915 yilinin Osmanli Devleti'nin hükümeti tarafindan Erme-
nilere karsi bir soykirim yapildigina dair verilmis gecerli bir mahke-
me karari yoktur. Tarafsiz tarihci ve siyaset bilimcilerin "soykirim-
dir" diyebilecegi, üzerinde ortaklasa vardiklari bir yargi da yoktur.

Peki böyle iken 20 ülke o tasariyi nasil kabul edebilmektedir? Er-
menilerin tek tarafli bir iddiasini, "mahkemeden cikmis bir karar"
netliginde "soykirim" demek, hakkaniyetle bagdasiyor mu? Nasil
bagdasir? Bagdasmayacagina göre, bu tasariyi kabul etmis ülke-
lerin, o kabullerini bozmalari gerekmiyor mu?

Elbette gerekiyor!

Cünkü ortada, gecerli bir mahkeme karari yok. Sadece tek tarafli
bir iddia var. Ve bu iddianin "hakli karar" olarak kabul edilisi var!
Yani, ülkeler arasi yapilmis cok ilkel bir mahkeme karariyla karsi
karsiyayiz!

Ermeni Yasa Tasarisi'ni kabul etmis bütün ülkeler bu ilkel mahke-
mecilige derhal son vermeli ve Türkiye'den özür dilemelidir.

Cünkü bu yasa tasarisinin kabul edilebilmesi icin; önce 1915 Os-
manli dönemi hükümetinin Ermenileri göce zorlamasinin "hakli"
olup olmadigi ortaya konmalidir. Eger hakliysa, o göce zorlamanin
sonucuna zaten "soykirim" denemez. Eger haksizsa, bu zorlama-
nin sonucuna yine "soykirim" diyemeyiz. Cünkü bu göce zorlama-
da maksat, soykirim yapmak degil, Ermenileri Osmanli topragin-
dan cikarmaktir. Eger o zamanin hükümeti -Naziler gibi- soykirim
yapmak isteseydi, bunu toplu halde katlederek yapardi. Böyle bir
sey yapilmadigina göre, o göce zorlamanin sonucuna "soykirim"
diyemeyiz. Ancak o dönemin hükümeti bu göce zorlamada haksiz
bulunursa, göce zorlamanin sonucuna ancak "kasitsiz soykirim"
diyebiliriz. Kasitsiz bir soykirim da "soykirim" olarak kabul edile-
mez.

Ancak o göce zorlama, uluslararasi gecerli bir mahkemede "hak-
siz" bulundugu takdirde, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de bu olayi
"kasitsiz soykirim" olarak kabul eder. Savas halinde yapilmis karsi-
likli öldürmeler ise zaten "soykirim" katagorisine giremez.

Türkiye halki, -eger varsa- atalarinin zulmüne ortak olamaz, onlari
savunamaz. Zulme ugramis halklarin da acisini paylasir. Ama göz
göre göre atalarina yapilacak haksiz suclamalari ve iftiralari da ka-
bullenemez. "Göce zorlama"yi, "soykirim" olarak taniyamaz.

Eger böyle birsey kabul edilip taninacak olursa, bu halde bütün ül-
kelerin gecmisteki cinayet ve katliamlarini tek tarafli bir yargilamay-
la karara baglayip, o ülkeleri "soykirim"la mahkûm etmek gereke-
cektir. Böyle bir hareket ise, büyük bir ahlâksizliktir! Türkiye elbet-
te böyle bir ahlâksizliga tevessül etmeyecektir.

Bu gercekler karsisinda Ermeni Soykirimi Yasa Tasarisini kabul
etmis bütün ülkeler verdikleri karari gözden gecirmeliler ve gerekeni
yerine getirip, özürlerini dilemelidirler. Eger bu konuda gecmisteki
Osmanli Hükümetini suclu görüyorlarsa ve bunun hesabini sorma
haklari varsa, kursunlar mahkemelerini, mahkeme de versin karari-
ni! Osmanli'nin torunlari da ceksin cezasini... Ama bu durumda bü-
tün ülkeler gecmisteki cinayetlerini ortaya döküp mahkeme edilme-
leri gerekecektir. Böyle bir mahkeme edilise hazirsalar, buyursun-
lar, Ermenileri göce zorlamis bulunan 1915 Osmanli Hükümetini
yargilasinlar!

Not 1: Soykirim Yasa Tasarisi'ni kabul etmis ülkeler gerekeni yapip
Türk Hükümeti'nden özür dilemedikleri takdirde, Türkiye'nin de bu
ülkeler hakkinda Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde bir "iftira ve
hakaret davasi" acmasi gerekecektir. Bu i$in $akasi yoktur!

Not 2: Davalinin savunmasinin alinmadigi ve gecerli delillerinin kabul
edilmedigi tek tarfli mahkûm ettirme mahkemelerine "engizisyon
mahkemesi" denir. Böyle mahkemelerin veya bu mahkemelere ben-
zeyen parlamentolarin aldiklari kararlara da, "engizisyon karari" de-
necektir. Acaba diyoruz: "Avrupali ve Amerikali ülkeler, hukuksal da-
yanagi olmayan Soykirim Yasa Tasarisi'ni kabul etmekle, orta caga
geri mi dönüyorlar?"

Not 3: Dedenin günahinin hesabini torunlarindan sorma veya toru-
nun dedesine "soykirim" gibi islemedigi bir suc yüklemeyi âdet ha-
line getirmis bulunan Avrupa ve Amerika ülkeleri eger Türkiye hak-
kinda verdikleri "engizisyon karari"ndan dönmezlerse, Türkiye de;
Asya, Afrika ve Arabistan ülkeleriyle birleserek Ermeni isyanci ve
teröristlerinin Osmanli döneminde katlettigi müslümanlarin haklarini
gündeme getirip, Ermenistan hükümetini, parlamentolarinda "Müs-
lüman Soykirimi"ni tanimaya cagirmali ve katledilmis 530 bin müs-
lümanin her biri icin de 150 bin Euro "kan parasi"na mahkûm etme-
lidir.

Not 4: Ermeni Soykirim Tasarisi'ni tanimis bulunan ülkeler eger bu
davalarinda samimiyseler, kursunlar gercek mahkemelerini, yargi-
lasinlar sucluyu. Bu i$ler, parlamentolari "engizisyon mahkemeleri"
ne cevirmekle olmaz. Eger gercek bir mahkeme kurulursa; Amerika,
Rusya, Ingiltere ve Fransa'nin da Ermenilerle ilgili bütün günahlari
ortaya dökülecektir. Acaba bu ülkeler hesap vermeye hazir midirlar?

Not 5: Türk Hükümeti, konuyla ilgili olarak geri cektigi büyükelcileri-
ni geri göndererek, bu gercekleri bulunduklari ülkelerin hükümetleri-
ne iletmelerini saglamalidir.

Not 6: Almanya ve Ingiltere parlamentolari da, bu konuda atacaklari
adimlarini, zikrettigimiz gercekleri nazara alarak atmalidirlar.

Not 7: Bu bildiri, ülkelerarasi diplomatik platformda paylasildi.

Not 8: Bu bildiri, "Mehdiyet Makami"nca hazirlanmistir.


Zaman: Yeni Cag'in onu, Mart ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hak.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Mittwoch, 10. März 2010

ALLAH ILE İNSAN ARASINDAKİ UZAKLIK NE KADARDIR?

ALLAH ILE INSAN ARASINDAKI UZAKLIK
NE KADARDIR?

insana insandan daha yakin olan ALLAHin adiyla

Bu suali cevaplayabilmek icin önce Allah ile insan arasinda iki
türlü uzakligin bulundugunu bilmek gerekiyor. Bu uzakliklar ise;
biri maddî, öteki de mânevî'dir.

Önce "maddî uzaklik"tan baslayalim. Kur'andaki "Mearic" sûre-
si'nin 4. ayeti; bize, Allah kati ile dünya ve insan arasinda cok
büyük maddî bir mesafenin bulundugunu bildirmektedir. Bu aye-
te göre O'nunla aramizdaki uzaklik; "50 bin yil"lik bir mesafedir.
"Melekler ve ruh bu mesafeyi bir günde, (yani 24 saatte) katet-
mektedir". Fakat bazi ateistler bu ayeti tersinden yorumlayarak
meleklerin 50 bin yilda Allah'a ulastigini iddia etmektedirler. Bu
iddia tabii ki sacmadir, gercekle bir ilgisi yoktur. Cünkü i$indan
yaratilmis melekler ancak i$ik hiziyla, belki ondan da daha hizli
hareket ederler ki, kisa bir müddetde Allah'a gidip gelmeleri
mümkün olur. Aksi halde Allah ile iletisim ve meleklerin i$leri
cok büyük bir aksamaya ugrardi ki, o zaman kâinatin yönetimi
bozulur ve insanligin gözetimi de imkânsiz olurdu. (Bu gercekle
beraber, Allah ile melekler arasinda baska iletisim yollarinin da
bulundugunu unutmayalim.) Ama biz, kâinatin gayet güzel yöne-
tilmekte oldugunu, bir aksama ve karisikligin bulunmadigini gör-
mekteyiz. Ve $u anda kâinatta kaos degil, düzen hükmetmekte-
dir. Bu hükmetme ise, tabii ki her seyin sahibi Allah tarafindan
yapilmaktadir. Ve Allah, kâinat ve insanla ilgili pek cok i$ini,
i$indan yarattigi meleklerine yaptirmakta, onlari saltanatinin
memurlari olarak kullanmaktadir.

Allah'in yönetme ve hükmetme tahti nerededir ve bize ne kadar
uzaktir?

Kâinat SINIRININ sona erdigi noktada Allah'in yönetim salta-
natina giris ba$lar. Yani maddî kâinatin mânevî ötesinde bulu-
nan Ilâhî Yönetim Tahti ve Dairesi, bütün kâinati kusatmis ve
avuclamistir. Bütün kâinati kusatmis ve avuclamis bulunan bu
mânevî, i$iksal taht ve dairede ise yüce Allah oturmaktadir.
(Yanlis anlasilmalardan korkuldugu icin bu konuyla ilgili ayetler
Kur'anda "O'nun ar$i" olarak tercüme edilmistir. Yani Allah'in
bir kral ve padisah gibi tahtta oturdugu nazarlardan gizlenmistir.
Oysa "ar$" demek, "Allah'in yönetim tahti" demektir.) Tabii bu
"oturma"dan da, Allah'in "yönetimde" ve "i$ ba$inda" oldugunu
anlamaliyiz.

Dünyayi gözetim altinda tutabilmek ve insanligin hallerinden ca-
buk haber alabilmek icin Dünya'nin, Ilâhî Yönetim Tahti'na mer-
kezî bir uzaklikta olmasi gerekir. Bunun icin icinde bulundugu-
muz Samanyolu Galaksisi'nin, Allah'in yönetim tahtina en yakin
yerde oldugunu düsünebiliriz. Kâinatin capi 20 milyar i$ik yili
olduguna göre, onun merkezi kabul edilebilecek yari capi da,
10 milyar i$ik yilidir. Fakat biz kâinatin tam merkezinde degil,
belki kalbî bir merkezindeyiz. Bu uzaklik da, herhalde 7 milyar
i$ik yili olabilir. 10 milyar i$ik yili (biraz fazlasiyla ve yuvarlak
hesap olarak), 100 katrilyar kilometre (eger hesabimizda bir
yanlislik yoksa) yapar. 7 milyar i$ik yili ise (yine biraz fazlasiyla
ve yuvarlak hesap olarak), 70 katrilyar kilometre yapmaktadir.
(Eger hesap hatamiz varsa, lütfen düzeltilsin). Demek Allah'in
zatina ve yönetim tahtina olan uzakligimiz, asagi yukari ve tah-
minen: 70 katrilyar km'dir.

Bu, Allah'a olan "maddî uzaklik"imizdir. Fakat Kur'anda bir de
Allah'in bize "$ah damarindan daha yakin oldugu" da bildirilmek-
tedir. Bu da, O'nun bize "mânevî yakinlik"idir. Bu maddî ve mâ-
nevî yakinliklari "günes örnegi"yle daha iyi kavrayabiliriz. Yani
günes maddî kütlesiyle bizden 150 milyon km uzaktadir. Ama
onun isi, i$ik ve i$inlari, bize bizden cok yakindir ve bizi avucla-
mis haldedir. I$te Allah'in ruh ve i$igi da bize $ah damarimizdan
cok daha yakindir ve bizi avuclamis durumdadir. Fakat insan,
Allah'tan olan habersizligi ve O'na ilgisizligi sebebiyle bu yakinligi
idrak ve hissedemiyor.

Oysa insan bunu hissedebilecek bir kalp ve ruha sahiptir. Cün-
kü ruhumuz; madde, mekan ve zaman üstü bir varlik ve Allah'
tan gelme bir "emir" oldugundan, Allah'a cok yakindir ve bir an-
da O'na varabilir. Bunun icin de O'nu anmak ve O'na yönelmek
yeterli olmaktadir. Kalbimiz de, Allah'a acildiginda, -bir televiz-
yon gibi- O'nun görüntü i$igini alip gösterebilecek bir yapida ol-
dugundan, O'na yönelen bir kalp, O'nu hissedebilir ve bir adim-
da O'na cikabilir.

Allah'in yüce zatina ve yönetim tahtina "maddî yol"dan cikabil-
mek ise, ancak bir mûcize ile olabilir. I$te (ruhuna selam ve rah-
met olsun) Hz. Muhammed de, Allah'tan aldigi bir dâvet sonu-
cu ve O'nun gönderdigi bir i$insal binekle bir-iki saat gibi cok
kisa bir müddetde Rabbi'si olan kâinat Sultani'na cikti, O'nunla
görüstü ve cennet ve cehennemi de görerek bu mûcizevî yolcu-
luk ve ziyaretini tamamladi. Biz siradan kullar ise Allah'in zatina
ancak cennette ulasabilecegiz. Öyle ise Allah'i kafa gözüyle gör-
mek isteyenler, cennetlik i$ler yapmali ve arzusuna kavusmalidir.

Not 1: 10 milyar i$ik yilinin kilometreye cevrilmis gercek hesabi;
94,6 katrilyar'dir. Biz bunu, yuvarlak hesap olarak 100 katrilyar
km yaptik.

Not 2: Meleklerin sürati ile ilgili önemli bir hakikat: I$indan yara-
tilmis melekler, bir nötrino gibi insan vücudundan ve diger kati
cisimlerden kolaylikla gecip gidebilen $uurlu varliklardir. Allah
emrinde olan bu varliklarin sürati ise; i$ik hizi onlar icin en az sür-
attir. Cünkü nasil insanlar, kendi dogal süratlerinden yüzlerce kat
daha hizli (ucak ve otomobil gibi) araclari yapabiliyorlarsa ve at
gibi dogal vasitalara sahipseler, (gercek uzaylilar olan) melekler
de kendi süratlerinden cok daha hizli binek ve araclara sahiptir-
ler. Onlarin i$ik hizindan daha süratli binekleri ise saniyede 900
trilyar km yapar ki, ancak bu kadar büyük bir hizla mekânlari o-
lan yildizlardan Allah'a kisa zamanda gidip gelmeleri mümkün o-
lur.

Bu kadar cok büyük süratli i$ikalti bineklerin varligi imkânsiz gö-
rülmemelidir. Zira biz insanlar i$iga binebilsek, i$ik süratiyle gide-
cegiz. Bunun icin de, i$ik kadar incelmek gerekiyor. Ama melek-
ler, i$iga binebilen varliklardir. Onlar i$iga binebildikleri gibi, da-
ha da incelerek i$ikalti i$inlara ve onlarin altindaki (i$iktan esir
maddesine veya süper sicimlere kadar giden) daha ince unsur ve
parcaciklara da binebilirler veya onlardan yapilmis dogal binekle-
ri bulunabilir. Meselâ bir melek daha da incelerek süper sicimlere
binebilirse, saniyede 900 trilyar ile 1 katrilyon km arasi bir sürate
erisebilir. Yoksa böyle bir kabiliyetleri olmasa, kâinatin son siniri-
nin ötesindeki kâinat padisahi Allah'a yolculuklari mümkün olmaz.

Not 3: Allah maddesel bir varlik olmadigi icin, O'nun kâinata sig-
ma problemi yoktur. O, ruh ve i$ik sahibi oldugundan (günes i$i-
gindan daha etkili olarak) bütün kâinata nüfuz edebilmektedir. $u
an yönetim yaptigi mânevî alan ise bütün kâinati avuclamis ve ku-
$atmistir. Yani Allah, kâinatin icinde de degildir, disinda da degil-
dir; herseyindedir. Zatiyla kâinatin mânevî ötesinde; i$ ve i$igiyla
da herseyin herseyindedir.

Not 4: Eger bilim adamlari: "Kâinatin ötesi yoktur" derse, hata e-
derler. Cünkü kâinatin bir "mânevî ötesi" vardir. Kâinatin bu mâ-
nevî ötesini görebilmek icin de, Allah'in yardimina ve bilgilendir-
mesine ihtiyac vardir. Bu yardim ve bilgiyi almis olan bazi din bil-
ginleri, ruhen kâinatin ötesine gecebilirler ve gecebilmektedirler.
Ama, $ayet mümkün olsa ve astronotlar kâinatin son sinirina ka-
dar gidebilseler, Allah tarafindan dâvet olunmadikca sinirin öte-
sine, yani "Ilâhî Daire"ye gecemez ve giremezler.

Dolayisiyla, Ilâhî bilgiden yoksun dünya bilginleri ancak: "Kâina-
tin mâddî ötesi yok" diyebilirler. Ama "kâinatin ötesi yok" diye-
mezler. Cünkü kâinatin bir "mânevî ötesi" vardir. Ve bunun bil-
gisine sahip din bilginleri bu âlemi görebilmektedir. O görenler-
den bir tanesi de biz olarak diyoruz ki: "Kâinatin, son sinirindan
itibaren her tarafi, Allah'in yönetim saltanatiyla ku$atilmis durum-
dadir. Bu ku$atmayla beraber kâinat Sultani Allah ruh ve i$igiyla
ve fiilleriyle de kâinatin her noktasina nüfuz etmis haldedir. Yani
kendimizi, 'O'nun avucunun icinde' olarak görmeliyiz ve görebili-
riz.

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Kasim sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 4. März 2010

ALLAH'IN SIFATLARI VE DARWİNİSTLERE CEVAPLAR

ALLAH'IN "KAHREDICI", "INTIKAM ALICI", "CEZALANDIRICI" VE
"ZORLAYICI OLMAK" GIBI ISIM VE SIFATLARA SAHIP OLMASI
O´NA NOKSANLIK MIDIR? VE DARWINISTLERE CEVAPLAR.

gercekleri gösteren ALLAHin adiyla

Ateistlere göre Tanri/Allah: "Neligi olan, gercekligi olmayan bir kavram-
dir."

Biz Kur'anlilara göre ise "tek Tanri" kabul edilen Allah: "Neligi ve ger-
cekligi bildirilmis, varligi sabit ve kesin olan yüce bir Varlik'tir."

Ateist felsefeye göre "mükemmel Tanri": "Öfkesi, gazabi, azabi, inti-
kamciligi ve tuzakciligi olmayan düsünsel bir varliktir."

Fakat ateist akilcilarin bu Tanri tanimlamasi ve kendi kafalarina göre
Tanri'nin sifatlarini belirlemeleri, biz Kur'anlilar icin gecersizdir.

Cünkü Tanri varsa, Kendini tanitir ve O son olarak bir Elcisi'nin kalbine
indirdigi "Kur'an" isimli Kitabiyla Kendini tanitmis ve hangi isim ve sifat-
lara sahip oldugunu da bildirmistir.

O'nun bildirdigine göre; O, "Celil" ismi altinda: "Öfke", "gazap", "a-
zapetme", "zorlama", "kahretme" gibi sifatlara sahiptir. Ama bu si-
fatlar O'nun icin bir noksanlik degil, mükemmelliktir. Yani ateistlerin
bir Tanri icin "noksanlik" olarak gördükleri bu sifatlarin asil bulunma-
masi Allah icin bir noksanliktir.

Cünkü bu tür sifatlara sahip olmayan bir Tanri, suclu kullari hangi sifat-
la cezalandiracaktir? Yukaridaki sifatlara sahip olmali ki, cezalanmasi
gerekenleri cezalandirabilsin. Aksi takdirde o Tanri'nin; insanlari imti-
han icin seytani, seytanin varligi icin kötülügü, kötülügün cezasi icin de
cehennemi yaratmamasi gerekecektir. Fakat Tanri'nin ne yapmasi ge-
rektigini bir "yaratik" olan biz insanlar belirleyemeyiz. Kendi akillarina
göre bir belirlemede bulunanlar ise, Tanri'nin gercekligini kabul ede-
meyen veya etmek istemeyen ateistlerdir. Ateistlerin Tanritanimazligi -
ise, insanliga yol gösterici olamaz.

Bu sebeple biz, tek Tanri olan Allah'tan geldigine inandigimiz Kur'anin
yol göstericiligine bakariz. Bu bakisimizdan da cikartiyoruz ki; adaleti ve
bunun geregi olarak da suclulara cezasi olmayan bir devlet nasil mü-
kemmel bir devlet degil ve batisa mahkûm olursa, cezasi ve bunu vere-
cek sifatlari olmayan bir Tanri da, "noksan" bir Tanri'dir ve Onun Tanrili-
gi bir hictir. Gercek Tanri ise, bütün noksan sifatlardan arinmis olan
Tanri'dir. Ama bu noksan sifatlarin ne oldugunu insan yaratiklari belir-
leyemez. Bu sebeple Allah'in öfke, gazap, azap gibi sifatlara sahip ol-
masinin O'na bir "noksanlik" oldugu iddia edilemez. Edilirse, bos bir
iddia olur.

Cünkü nasil sadece sevgisi olan ve öfkesi ve cezasi bulunmayan bir
babanin cocugunun egitimi sakat ve eksik kalirsa ve bu eksiklik o ba-
bayi noksanli yaparsa, ayni sekilde öfkesiz ve cezasiz bir Tanri'nin "in-
san" denen akilli yaratiklarinin gelisimi de eksik kalir ve bu da o Tanri'
yi "yarim Tanri" yapar. Demek bir babanin öfke sahibi olmasi, onu "nok-
san baba" olmaktan kurtardigi gibi, Tanri'nin da öfke sifatina sahip ol-
masi, O'nu "mükemmel Tanri" haline getirir. Aksi ise, Tanri'nin gercek-
ligini gölgeler. Bu da Tanri icin mümkün degildir.

Allah isteseydi elbette insani madden ve mânen mükemmellesmis,
hic noksani olmayan bir varlik olarak da yaratabilirdi. Böyle yapmamis
olmasi ise, -ateistlerin zannettikleri gibi- O'nun "noksan sifatlari" bulun-
dugundan degildir. Tam aksine bütün sifatlarinin noksansiz olusun-
dan ve diledigini diledigi gibi yapma istegindendir. Ve hic bir varlik O'
nun bu istegine bir sınır koyamaz!

I$te bu yüzden Allah; kötüleri cezalandirir, isyankârlari dogal felâ-
ketlerle tokatlar, zalimlere tuzak kurar, iyilere tuzak kuranlarin tu-
zaklarini bozar! Diledigini güzel ve tam yaratir, diledigini de cirkin
ve noksan yaratir. Diledigini aciz kilar, diledigini de güclü kilar.
Varliklardaki bu noksanliklar da Allah'in (asla!) noksanligina delil
olmaz. Varliklardaki noksanliklari Allah'in noksanligina delil yap-
mak ise, seytanî bir aklin ürünü olabilir ancak! Bunu da i$te ateis-
tler yapmaktadir...

Dolayisiyla, Kur'andan yaptigimiz cikarima göre; gercek bir Tanri'
da bulunmamasi gereken sifatlar: Acizlik, fakirlik, muhtaclik, akil-
sizlik (yani herseyi bilmeme ve iyi hesab edememe), adaletsizlik,
zalimlik ve yalancilik gibi tüm olumsuzluklardir. Bu olumsuz ve
kötü sifatlar Allah'ta bulunmaz. Ancak diledigini cirkin yaratmak,
suclulara ceza kesmek, bazi kimseleri derde, belâya, hastaliga
ugratmak ve cebredici olmak gibi fiiller ve bu fiillerin gerektirdigi
isim ve sifatlar, Allah'ta bir noksanlik degildir.

I$te bu sebeple yaratilan ilk insan ciftinden sonra insanligin cogalma-
si icin onlarin cocuklari arasinda ensest iliskiyi serbest birakmak veya
onlari o iliskiye mecbur etmek, Allah icin bir noksanlik kabul edilemez.
Eger Allah isteseydi, insanligin cogalmasi icin daha farkli bir yol da ta-
kip edebilirdi. Ama O, bu yolu secmis ve uygulatmis. O'nu bu secimin-
den dolayi hesaba cekecek durumda degiliz. I$te bu yüzden Allah kimi
zaman ickiyi serbest birakir, kimi zaman da yasaklar. Insanligin duru-
muna göre onlarin dinlerinde istedigi degisikligi de yapabilir, elcisine
yaptirabilir.

Demek Darwinist teori, Kur'anin mükemmel Tanrisinda, O'na olan i-
nanci yikacak bir noksanlik bulamaz. Ateist Darwinistlerin Allah'ta bul-
duklarini sandiklari noksanliklar ise, onlarin ancak seytanî fikirleri ve
yanilmisliklari olabilir. Cünkü Allah, akil üretimi bir Varlik degil, akillari
üreten bir Varlik'tir. Darwinist ateistlerin yanilgisi ise Allah'i, "akil üreti-
mi" bir Varlik sanmalaridir. Halbuki gercek Tanri ancak yaratir, ama ya-
ratilmaz. Yaratilan bir varliga ise "Tanri" denmez, "Allah" denmez. De-
nirse, o, gercek Tanri olmaz.

$imdi "evrim" meselesine gelebiliriz: Mükemmel tek Tanri Allah
dileseydi; sudan bitkiyi, bitkiden hayvani, hayvandan insani veya;
baliktan kurbagayi, kurbagadan kertenkeleyi, kertenkeleden tim-
sahi, timsahtan gergedani, gergedandan da fili, ati, zebrayi, inegi,
öküzü; öküzden de keciyi, koyunu, kurdu; kurttan da köpegi, til-
kiyi, arslani, kaplani ve kediyi; kediden de fareyi; fareden de ya-
rasayi; yarasadan da ku$ ve kartali türetebilirdi. Eger Allah can-
lilarin üremesi icin bu yolu secseydi, bu halde baligin yumurtasina,
gelecekte ortaya cikacak binlerce hayvan türünün programlarini
yazmasi gerekecekti. Meselâ baligin yumurtasinda $u $u $u hay-
vanlarin programi bulunacak, o programlar icinde de baska hay-
vanlarin programi, bunlarin icinde de baska hayvanlarin programi
bulunacak ve programlara yerlestirilmis zamanlamaya göre de her
varlik ancak zamani geldiginde ortaya cikacak olsun. Fakat böyle
bir türetim seklinde insana varincaya kadar gececek zaman icinde
o canlilarin sperma veya yumurtasi icindeki sayisiz program israf
edilmis olacakti. Böyle bir israfa ne gerek var? Yüce Tanri bu is-
rafi kabul edebilir mi? Halbuki vakitleri geldiginde o varliklar mus-
takilen yaratilsa, daha iktisatli ve akillica hareket edilmis olmaz mi?
Elbette mustakil yaratim daha akillica bir yoldur. I$te Allah da bu
mustakil yaratim yolunu secmis, israfa yer vermemistir.

Demek, eger Darwin'in ileri sürdügü evrim olsaydi, ancak Allah'in özel
bir programlamasiyla olabilirdi. Fakat kendikendilige, tesadüfe ve do-
gal secilime dayanan bir evrim yolunun acilabilmesi ve evrimin gercek-
lesebilmesi ihtimali sifirdir. Böyle bir evrim ancak her hücrenin, gele-
cekte olmasi gereken herseyi bilen bir Tanri olmasiyla mümkündür.
Darwinistler de zaten simdiye kadar evrimin gerceklestigine dair bilim
adamlarini ikna edecek tek bir gecerli delil ortaya koyamamislardir.
Gecerli bir delil ortaya koymus olsalardi, evrim teorisi bugün "teori" ol-
maktan cikmis, "isbatlanmis bilim" olurdu. Fakat Darwinist teorinin is-
batlanmis bilim haline gecmesi hic bir zaman mümkün olmayacaktir.
Mümkün olmayacagi icin de biz bu teoriyi mezara gömdük.

Hem Ilâhî özel bir programlama olmasin, hem de tesadüf, kendikendi-
nelik ve dogal seleksiyon gibi körlük, saskinlik ve akilsizliga dayali bir
yolla baliktan insana uzanan hârika bir evrim meydana gelsin! Biz Kur'
anlilarin böyle bir seye inanmasi mümkün degildir.

Evet bir virüs, onu öldürecek a$ilar karsisinda bazi degisim ve dönü-
sümler gösterebilir. Fakat bu degisim ve dönüsümler evrimi isbatla-
maz. Eger bir virüs meselâ $u kadar milyon yil sonra -bu kadar vakit
ya$amasi mümkünse tabii!- bir akrebe veya baska bir canavara -hadi
akrep ve canavar olmasin da bir sivrisinek olsun!- dönüsebilirse, o
vakit evrim mümkün demektir ve o vakit insanin kökenini pirimata da-
yandirabiliriz. Acaba böyle bir kabiliyet bir virüsün genetiginde var mi-
dir? Bilim adamlari önce bunu arastirsin ve isbatlasinlar. Bir virüsün
DNA'sinda veya genetiginde bulunmayan bir program ve kabiliyeti;
kendikendinelik, raslanti ve dogal secilim gibi temel ve dayanagi ol-
mayan bilincsiz seylerden beklemek, aklin kabul edebilecegi bir sey
degildir.

Bir zigot yani döllenmis yumurtanin; önce kan, kalp, sinir sistemi, beyin
gibi bir vücut icin gerekli organlari kazanarak sonunda anne rahminde
insana dönüsmesini anlariz. Cünkü o yumurtada bir insanin programi
yazilmistir. Onda ne yaziliysa ortaya cikabilir. Cikmamak olamaz. Ama
bir pirimatin insana dönüsmesini kabul edemeyiz. Ancak o hayvanin
genlerinde böyle bir sonuc yazilmissa, öyle bir dönüsüm olabilir. Yok-
sa, olamaz!

Simdi arastirin bakalim: Bir pirimatin genlerinde insana dönüsüm ya-
zili midir? Yazili degilse, "kendikendinelik", "tesadüf" ve "dogal secilim"
beyleri bu dönüsümü nereden bilmis veya bulmuslardir? Bulmuslar
midir sahiden!

"Evrim olmus-bitmistir. Bunun kalintilari gösterilemez" gibi bir mazere-
tin bilimsel degeri yoktur. Bilimsel degeri olan acik-secik kanitlar istiyo-
ruz!

Evet, Darwin, teorisini herhangi bir Tanri anlayisini yikmak icin meyda-
na getirmemistir. Fakat onun teorisinin tamamen dinsizlige ve Tanri-
sizliga dayandigini da (bilimsel calismalarin bir dine veya dinsizlige da-
yanmasi gerekmese de) görmek ve kabul etmek zorundayiz.

I$te Darwinist evrim teorisindeki bu dehsetli dinsizlik sebebiyle ateist-
ler bu kuramin en yaman savunuculari olmuslardir. Eger bu evrim ku-
raminda bir dinsizlik olmasaydi, ateistler onu derhal mezara gömerler-
di. Ama biz onlarin ya$atmaya calistiklari teorisini, dinsiz oldugu icin
degil, bilimsel kaniti olmadigi ve olamayacagi icin mezara gömdük.
Bunun icin de "12 Subat Darwin Günleri"ni, biz, "Evrim Teorisi'nin
Ölüm Yildönümü" olarak kutluyoruz, kutlayacagiz...

Evrim Teorisi'nin ölüm yildönümü bütün inanclilara kutlu olsun!


BAZI SUALLERE CEVAPLAR

Dünya kâinatin merkezi midir?

Bir seyin merkez olabilmesi icin, onun bir yerin tam ortasinda olmasi
gerekmez. Meselâ kalbimiz, vücudumuzun tam ortasinda degildir, ama
bedenimizin merkezi hükmündedir. Veya bir ba$sehir, bulundugu ülke-
sinin tam ortasinda degildir (veya olmayabilir), fakat o vatanin merkezi
kiymetindedir.

Bu misâller gibi, Dünya da, evrenin tam ortasinda olmayabilir. Fa-
kat anlam ve kiymet bakimindan Dünyamiz kâinatin kalbi ve mer-
kezi hükmündedir. Bu hüküm de, Dünya'dan daha kiymetli bir ge-
zegen kesfedilinceye kadar gecerli kalacaktir.

Kalbe ayet iner mi?

Kur'anda; "ayetlerin Hz. Muhammed'in kalbine indirildigi"nden bahsedil-
mektedir. (Bakara 97, Suara 193-194) Böyle birsey nasil mümkün ola-
bilir?

Evet, bunun mümkün olabilmesi icin kalbte bir "hafiza"nin ve bu hafiza
icin de bir "beyin"in bulunmasi gerekir. Kalbin calismasiyla ilgilenen bi-
lim adamlari da coktan beri, biri kalbin üstünde, digeri de icinde olmak
üzere iki minik beyin bulundugunu kesfetmislerdir. i$te "Sinoatrial dü-
güm" ve "Atrioventriküler dügüm" denen bu iki minik beyinden birine a-
yet inmesi ve inen ayetlerin de o beyinin hafizasinda kaydedilmesi
mümkündür. Asklarimizi, sevgilerimizi, his ve duygularimizi ve sezgi-
lerimizi de, kalbimizdeki mini beynin hafizasinda (Kur'anin ifadesiyle:
"Gögsümüzde") saklamaktayiz. Bunun icin kalbin de bir "akli" vardir.

Kur'an da kalbteki bu akla isaret ederek, Hac 46'da: "Düsünecek kalb"
ten ve Mümin 19'da da "gögüslerin gizledigi düsünceler"den bahseder.
Böylece Kur'an, kalbte beyin bulundugunu ve onda bir "akil" oldugunu
15 asir önce haber vermis oluyor. Ama kalbte beyin bulundugunun kes-
fi ise henüz yarim asir kadar önce yapilmistir. Buradan da Kur'anin, bili-
min üstünde ve onu coktan ku$atmis bir Kitap oldugunu cikartabiliriz ve
cikartiyoruz. (Gercekleri gösteren Allah'a hamdolsun!)

Deccal ne zaman cikacak?

Peygamber hadislerine göre kiyamete yakin bir zamanda ortaya
cikacagi bildirilen ve hakki bâtil, bâtili hak göstererek din yikiciligi
ve yanilticilik yapan Deccal'in kisisel olarak meydana cikma vakti
artik cok yaklasti. Ama bu vakit, 10 yil gibi cok kisa bir zamandir.

Cünkü asirlardir faaliyette olan deccaliyet ahtopotunun kollari hükmün-
de bulunan komünizm, sosyalizm, ateizm, naturalizm materyalizm ve
Darwinizm gibi ne kadar akil uydurmasi dinsizlik cereyani varsa, bunla-
rin hepsi mehdiyetin mânevî kiliciyla koparilip parcalanmis bulunuyor.

Bu durumda bütün kollarini kaybetmis olan deccaliyet ahtopotunun
son olarak bir tek ba$i kalmistir. Bütün kollarini yani ideolojilerini kay-
betmis ve mehdiyet karsisinda yenilgiye ugramis bulunan deccal, bu
yenilgiden kurtulmak icin son kozunu oynayacak ve bunun icin de bazi
mûcizeler göstererek tanriligini ilân edecektir. Bundan baska da insan-
ligi aldatma sansi yoktur. Cünkü Tanri, Mehdi ve Mesih'den üstündür.
Insanlik da ortada ilân edilmis bir Tanrilik dururken, Tanri'nin asagisin-
da bulunan ve iki insandan ibaret olan Tanri elcisi Mehdi ve Mesih'i din-
lemek yerine sahte oldugunu düsünemeyecegi göz önunde duran bir
Tanri'yi dinlemeyi daha cok tercih edebilir. Tabii bu tercih büyük bir al-
danis olur.

I$te deccal bu üstünlügünü kullanarak Mehdi ve Mesih'e galip gelmeye
calisacaktir. Fakat onun bu gayreti, Mehdi ve Mesih'in onu imha etme-
siyle sonuclanacaktir. Cünkü insandan Tanri olmaz. Kendini Tanri ilân
eden bir insan, kendi idamina imza atmis demektir. Mehdi ve Mesih de
bu imzanin geregini yapmak zorunda kalacak ve insanligi sahte Tanri'
dan kurtaracaktir. Böylece deccaliyet son bulacaktir.

Not 1: Yüce Allah'in; azap verici, kahredici, intikam alici, tuzak kurucu,
zorla yaptirici ve cezalandirici sifatlarina karsilik; affedici, ho$görücü,
mükâfatlandirici, kolaylastirici sifatlari da vardir. Ve, acimasi öfkesini
a$mistir.

Not 2: Harun Yahya Hoca'nin; "deccal öldü" demesini, "deccal yenilgiye
ugradi" seklinde anlamaliyiz. Cünkü deccal, Mehdi ve Mesih'in silahiyla
öldürülecektir. Mesih'in henüz vazife ba$ina gecmedigini düsünürsek,
deccalin da "ki$i" olarak daha ölmedigini, ama bütün ideolojik kollarini
kaybettigini anlayabiliriz.

Zaman: Yeni Cag'in onu, Mart ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Mücâdele.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

KUR'ANİZM NEDİR? WATH IS KORANISMUS? WAS IST KORANISMUS?

KUR'ANİZM NEDİR?

WATH IS KORANISMUS?
WAS IST KORANISMUS?

Kur'anizm, biz (modern Kur'anlılar) olan Avrupa Muranistleri'nin Kur'
andan yararlanarak meydana getirmeye çalıştığımız bir ideoloji'dir.
Kur'an ve onun dini elbette bir ideoloji değildir. Fakat biz insanlar,
Kur'ana ve onun dinine dayanarak dünyamızı düzene sokacak bir
ideoloji meydana getirebilir ve bir sistem yaratabiliriz. Avrupa ve A-
merika dışındaki Müslümanlar böyle bir sistem ve ideolojiye ihtiyaç
hissetmeyebilirler. Fakat Avrupalılar ve Amerikalılar ve bu kıtalarda
yaşayan müslümanlar buna ihtiyaç duyabilirler. İşte biz de bu ihtiya-
cı karşılayabilmek amacıyla Kur'andan bir ideoloji çıkarmaya çalıştık
ve bunun adına da önce "Kur'anizm" dedik. Sonra Islâmiyetin mo-
dernleşmesi ve yenileşmesi gerektiğini düşünerek de ideolojimizin
adına "Muranizm" dedik.

Kuranist ve muranist düşüncelerimizin neler olduğunu şu bildirilerimiz-
den öğrenebilirsiniz:

DÜZENNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html

KUR'ANİSTNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/k-u-ra-n-i-s-t-n-m-e.html

IDEOLOJİNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/03/i-d-e-o-l-o-j-i-n-m-e.html

DEĞİŞİMNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-e-i-i-m-n-m-e.html

ÇAĞNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/n-m-e.html

ÇARENAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/04/c-r-e-n-m-e.html

EYTİŞİMNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/03/e-y-t-i-s-i-m-n-m-e.html

İNKİLÂBA DÂVET
http://kuranisthaber.blogspot.com/2009/09/inkilaba-davet.html

ŞERİATNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/e-r-i-t-n-m-e.html

FAKİRNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/f-k-i-r-n-m-e.html

KUR'ANİZMİN ÇAĞRISI
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/11/kuranizmin-yneten-ve-
ynetilenlere-arisi.html

ZENGİNNAME
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/z-e-n-g-i-n-n-m-e.html

ve diğer bildirilerimizden de bütün inanç ve ideolojimizi kavramanız
mümkündür.

Not: Bizim kuracağımız "Modern Kur'anist Düzen"de; kadınları zorla
çarşafa sokmak, zina edenleri taşlayarak öldürmek ve hırsızın elini
kesmek gibi uygulamalar olmayacak ve Ortadoğu'daki uygulamaları
da Allah'ın izniyle ve adaletin gereği olarak kaldıracağız.

Avrupa Muranistleri