Donnerstag, 27. August 2009

BAHÇELİ İLE BAYKAL'IN ÇOCUKLARI AYRIŞIM İSTERSE!

(Kürt Sorunu Cözüm Plani)

BAHCELI ILE BAYKAL'IN COCUKLARI AYRISIM ISTERSE!

rü$dünü isbatlayanlara özerkliklerini vermis olan ALLAHin adiyla


"Kürt Acilimi"yla ilgili olarak muhalefet parti liderleri "affa ve ayrisima
izin vermeyiz" demisler ve demektedirler. Fakat, bu iki sorun cözücü
olabilecek eyleme karsi cikabilmek icin, onlarin hak ve adalete uygun
olmadiklarini isbatlamak gerekir. Öyle ise gelin, bunlarin isbatinin
mümkün olup olmadigini birlikte ele alip görelim ve önce $u "ayrisim"
dan baslayalim.

Bahceli ile Baykal'in birer ogullari oldugunu farzedelim. Simdi bu iki
ogul: "Baba, bak biz büyüdük, 18 ya$ini gectik 25 ya$ina geldik ve
evlenip nur topu gibi cocuklarimiz da oldu. Sizinle birlikte ayni cati
altinda ya$amaktan ve sizin varliginizdan mutlu ve memnunuz. Fakat
buna ragmen artik biz ayni cati altinda kalmak istemiyoruz. Cünkü
biz, sizin yönetiminiz altinda degil, kendi yönetimimiz altinda olmak
istiyoruz. Lütfen, bugünden itibaren bizim özerk ya$am istegimize
karismayin ve ona engel olmayin. Artik biz, sizden ayri olarak kendi
kendimizi yönetebilecek durumdayiz. Bizim bu özerk ya$am istegimi-
ze saygi duyun ve bizi azad edin. Fakat bu azadligimizin, sizi terket-
mek olmadigini ve irtibatimizin sona erecegi anlamina gelmeyecegini
de bilin" demektedirler. (Tabii burda eger baba zalim bir babaysa, kur-
gunun da ona göre meselâ: "Senin zulmünden kurtulmak istiyorum"
seklinde degismesi gerekir.)

Acaba bu sözler karsisinda Bahceli ile Baykal ne yaparlardi? "Buna
asla izin vermeyiz" mi derlerdi, yoksa "haklisiniz" mi derlerdi? Eger
demokrat bir baba iseler elbette "haklisiniz evlâtlarim" deyip, onlari
azad edeceklerdir. Aksi halde haksizliklarini göstermis olacaklar ve
zulümde kalacaklar ve birer "zalim baba" olacaklardir.

I$te Kemalist rejim (burada "Kemalist rejim" derken, Atatürk'ü degil,
laikci ve ulusalci Atatürkcüleri kasdediyoruz) tarafindan önce Islâm'
dan sogutulan ve bunun neticesinde irkcilastirilan Türkiye'nin dogur-
dugu A. Öcalan'in talep ettigi "özerk yönetim"in de, Bahceli ile Bay-
kal'in farazî cocuklarinin istedigi özerklikten fazla bir farki yoktur.

Bu özerkligi istemekte bir haksizligin bulunmadigini, aksine onu ver-
memenin bir haksizlik ve zulüm doguracagini hep birlikte görmekteyiz.
Demek, ayrisim'a karsi cikmanin bir anlam ve faydasi yoktur. Politik
faydalar icin zulme riza gösterenlerin politikaciligindan ise, Türkiye'ye
bir hayir gelmeyecegini görmek ve kabul etmek durumundayiz.

Nasil rü$dünü isbatlamis bir evlâdin anne-babasindan ayrilip yeni bir
yuva kurmasi "bölücülük" olmuyorsa, 18 ya$ini degil, tam 81 ya$ini
gecmis bulunan Kürt vatandaslarin özerk yönetim talebi de bölücülük
olarak vasiflanamaz. Dolayisiyla, onlarin isteginin (bazi gerekli sartlar
altinda***) yerine getirilmesi gerekiyor. Bu geregi yerine getirmeyenler
büyük bir zulüm ve diktatörlügü kabullenmis olacaklardir. Fakat
"Demokrat Türkiyeliler Cumhuriyeti"nde böyle bir zulüm ve diktatörlük
kabul edilemez ve halk cogunlugu da buna riza gösteremez ve göster-
meyecektir.

Simdi gelelim "af" meselesine...

Öcalan ve PKK'lilari, Kürtler dogurmadi. Ya kim dogurdu? Elbette ki,
Türkiye'yi önce dinsizlestirmeye calisan sonra da onu irkcilastirmayi
ba$aran Kemalistler dogurdu! Simdi: "Bu gayrime$ru cocugu biz dogur-
madik, yok o kendikendine(!) dogdu veya baskasinin veledidir" demenin
bir anlam ve faydasi yoktur. Bu inkârci söylemler bo$unadir. Yapilacak
i$, bu hatayi kim dogurduysa, onu onun temizlemesidir. Yani, irkcilik
ve ulusalciligin sahip cikicilari ve Kemalizmin takipcileri olan Baykal
ile Bahceli'nin bunu halletmeleri gerekiyor. Yani bu vazife, AK Parti
iktidarinin degildir. Daha cok muhalefet partilerinin vazifesidir. Dolayi-
siyla, bu sorunu cözmeye calisan iktidar partisine muhalefet partileri-
nin karsi cikmaya, onu engellemeye haklari yoktur. Aksi halde Türki-
ye'ye ihanet eden asil hainler, onlar olacaklardir.

Geliniz ey MHP'liler ve CHP'liler, bu ihanetten vaz geciniz! Gercek bir
Türkiye partisi oldugunuzu isbat ediniz! Yoksa bu gercekler günesi
altinda bir kar tanesi gibi eriyip gideceksiniz... Bu eriyise razi misiniz?
Eger raziysaniz, partilerinizi kapatip gidiniz! Sizin yerinize gercek par-
tiler gelsin, bu kavga-gürültü bitsin. Bütün Türkiye de huzura kavus-
sun!

(***): Özerklik icin istenebilecek sartlar:

1- Bu konunun muhatabi, Kürt halki ve aydinlari ve onlarin siyasal
temsilcisi olarak da DTP'dir. Öcalan ve PKK ile gerekli irtibati DTP
saglar.

2- Özerklik istemek, Kürt halkinin dogal ve insanlik hakkidir. Bu hak-
kin talebi reddedilemez. Cünkü bu halk, kücük bir azinlik degil, devlet
ve yönetim sahibi olabilecek kadar kalabalik bir halktir. Hem Güney-
dogu'lu Kürt halki Kürt'tür ve Kürt kalmak istemekte ve Türkleserek
asimile olmak istememektedir. Bu istek, onun en tabii hakkidir.
Bu hak cignenemez.

(a-Kürt halkinin cogunlugu icin, Kürt veya Türk yönetimiyle yönetilmek
arasinda bir fark olmayabilir. Fakat bu konuyu, Kürt halkindan cok,
onlarin "reisleri" hükmünde olan Kürt aydinlarina sormak gerekir. E-
ger Kürt aydinlarinin cogunlugu PKK ve Öcalan gibi özerklik istiyorsa,
istekleri verilir, kabul edilir.)

(b-Kürt halkinin cogunlugu ayni zamanda Müslümandir da. Fakat dinin
birlestiriciligi ve bütünlestiriciligi de bir noktaya kadardir. Cünkü hem
seksen yildan beri Kemalist rejim tarafindan Türk ve Kürt halklari Islâ-
miyet'ten uzaklastirilmis oldugundan, bu iki halki birbirine kaynastira-
cak, onlari birbirine yapistiracak gücte bir dindarlik kalmamistir. Yüz-
de 20-30'luk bir dindarlik gücü, onlari tam kardes yapmaya yetmemek-
tedir. Kemalist rejim maalesef bu iki halki birbirinden sogutmayi, ara-
larini acmayi basarmistir. Aralarinin tekrar kapanmasi ve ortadaki buz-
larin erimesi icin yüzde 60'lik bir dindarlik gücüne ihtiyac vardir. Bu da,
az bir zamanda kazanilmaz. Kürt asilli Bediüzzaman Said Nursi Haz-
retleri, bu iki irki din ve Islâmiyet vasitasiyla birarada tutmaya ve bu-
nunla Kürt isyancilari susturmaya calismistir, iyi ve güzel yapmistir.
Fakat her güzeli herkes begenmez. Bizim begendigimizi bir baskasi
cirkin bulabilir ve daha baska güzellikler arayabilir. Hem o zamana ait
olan bir güzellik, bu zamanda 'dinden uzaklastirilma sebebiyle' solmus
olabilir. Solmus bir güzelligi de kimse begenmez. Bir de; Kürt halki
Müslüman olsa da, ana ve babasi olan Türkiye Cumhuriyeti'yle ayni
evde oturmaya ve ayni yönetim altinda kalmaya mecbur degildir. Cün-
kü onun da bir "kisiligi" ve "irki" ve "rü$dünü isbatlamisligi" yani "kendi
kendini yönetebilme yeterligi" vardir. Rü$dünü isbatlamis bir cocuk ve
genc, 80 ya$ini gecmis "cok ihtiyar" ve de "zalim" bir babanin yöneti-
mi altinda kalmaya mecbur olamaz.)

(c-Kürt halkinin cogunlugunun 'Türk halki gibi' dindarliktan uzak oldu-
gunu unutmayalim. Yani bu demektir ki; biz Türk ve Kürt halkinin 'din-
darliklari sebebiyle' ancak yüzde yirmi$erini kucaklastirabiliriz. Geri ka-
lanini kucaklastiramayiz. Bir Nurcu ile bir Millîgörüscünün dahi fikir ay-
riligi sebebiyle kucaklasamadigini düsünürsek, bu gercegi daha iyi gö-
rürüz. I$te burada Bediüzzaman Hazretleri'nin iki halki din vasitasiyla
kucaklastirma ve bir arada tutma stratejisi 'gecici olarak' sona ermek-
tedir. Fakat her asrin yeni bir Mehdisi ve Imami-Ba$kani oldugu unu-
tulmamalidir. Yeni Mehdi'nin veya Imamin da yeni cözümleri olur.)

(d-$imdi burada durup laikci ve ulusalci Kemalistlere soralim: "Kürt
halkinin ayrismamasi icin Türkiye halkinin dindarlasmasini mi istersi-
niz, yoksa ayrilmayi mi kabul edersiniz?" Elbette "$eriat getirecekleri"
korkusuyla halkin dindarlasmasini kabul etmezler ve bunu önlemek
icin de yarim asir boyunca gayret göstermislerdir. O halde bu gayreti-
nizin aci meyvesini de kabul etmek zorundasiniz. "Hem bunu, hem
onu kabul etmem" demenin, bir gecerligi yoktur. Dolayisiyla, özerklik
talebine engel olmaya da hakkiniz yoktur. Caresiz, yetistirdiginiz mey-
veyi yiyeceksiniz...)

(e-Diger dünya ülkelerinde özerkligin bir hükmü kalmamis olabilir. Fa-
kat istisnalar kaideyi bozmaz. Bu hususta her zaman baskalarini ör-
nek almak zorunda degiliz. Bizim istisnamizi kabul etmek imkânsiz
degildir.)

3- Bu özerklik bölgesine verilecek ad: "Güneydogu Kürdistani Demok-
ratik Özerk Yönetimi" olabilir veya daha kisa ve degisik benzer isimler
de konabilir.

4- Özerklik, Güneydogu'daki Kürt halki ve bölgesi icin gecerlidir. Bu
bölge disindaki Kürt vatandaslar zorla bu bölgeye getirilemez. Ancak
isteyenler gelebilir. Fakat bu istek, bölgenin kapasitesini a$mamalidir.

5- Bu bölge halki, kendi okulunu, belediyesini, parlamentosunu, polis
teskilâtini ve digerlerini kurabilir, i$letebilir, kendi kendini yönetebilir.
Eger 5-10 yil icinde iyi yönetim gösterirlerse, ordu teskilâtlarini da
kurabilirler.

(Cünkü dilleri "Kürtce" oldugu icin Türk ordusunda askerlik yapmalari
zordur. Bu zorlugu a$mak icin Kürt gencleri Türkce ögrenmeye zor-
lanamazlar. Ancak kendi istekleriyle Türkce'yi "ikinci dil" olarak sece-
bilirler.)

6- Yönetici kadronun cogunlugu veya yarisi Marksist zihniyetli olamaz.
Ancak ücte biri olabilir.

7- Bu bölgenin yönetimi, Kürt halkini dininden soyutlayacak (PKK'nin
marksist ve dindarlasmaya düsman oldugu unutulmamali) eylemlere
girisemez, halk üzerinde despot bir yönetim uygulayamaz. Yönetimin
demokratik olmasi sarttir. Kamusal alanda (T.C'nin uygulamasi gibi)
dindarlara yasak getiremez.

8- Özerk Yönetim altindaki halk cogunlugu istedigi takdirde (demok-
ratik olmak sartiyla) kendi dinine uygun bir yönetim isteyebilir. Bu
istek, cok önemli insanî ve hukukî bir neden olmadikca reddedilemez.

9- Özerk Yönetim'e ait halkin fertleri, istedikleri takdirde bulunduklari
bölge ve yönetimden ayrilma hakkina sahiptir.

10- Kürdistan bölgesinde bulunan Türkler, eger dil sorunu cekmeyecek-
lerse, bulunduklari yerde kalirlar. Kalmak istemeyenler, devlet yardimi-
yla baska bölgelere aktarilirlar. Kürdistan'da kalmak isteyen Türkler'e
irkcilik ve asimilasyon uygulanamaz. Azinlikta kalmis Türk vatandas-
larin gerekli olan dil ve ögrenim haklari, Kürt Yönetimi tarafindan onlara
taninir ve karsilanir, ellerinden alinamaz.

11- Güneydogu Kürdistani Demokratik Özerk Yönetimi ve bölgesi, hal-
kiyla ve topragiyla Türkiye Cumhuriyet'ne aittir. Türkiye Cumhuriyeti'nin
mülk ve milleti de, egemenligin gercek sahibi Allah'a aittir.

12- Bu yönetim kuruluncaya kadar Türkiye Cumhuriyeti gereken yar-
dimi yapar.

(Kurulus gerceklestikten sonra Kürt halkinin vergileri "Özerk Yönetim"e
ait olacagindan, Türk Devleti bu yönetime ve halkina sürekli olarak yar-
dim yapmak zorunda degildir. Ancak "isterse" yapar.)

13- Tabii, özerklik vermekten önce Öcalan ve PKK'lilarin affedilmesi
gerekir. Fakat bu af, bir "bagis" olarak degil, irkci Kemalist rejimin
seksen yil boyunca Kürt halkina yaptigi zulümlerin bedeli olarak gö-
rülmelidir. Bu bedel ödenmedigi müddetce Türk Devleti zulüm ve
kötülüklerinden arinmis olmaz.

("Katil Öcalan'la $ehitler bir tutulamaz" derken, dikkatli olmalisiniz. Bu
"canavar"i yaratan Frankenstayn biz [dindarlar, demokratlar ve liberal-
ler] miyiz, yoksa Kemalist rejiminiz mi? Elbette ki sizin rejiminiz! O
halde rejiminizin günahlarini masumlarin üzerine atmayin, zalim olma-
yin!)

14- Eger Kürt bölgesindeki halkin vergileri özerk yönetim icin yeterli
olmayacaksa ve buna yetecek üretimleri de yoksa ve ileride de olma-
yacaksa, Irak Kürdistani'ndan (mümkünse) yardim alinir. $ayet yardim
alinamazsa ve baska yerden de gelmeyecekse, özerk yönetim mode-
linden vazgecilir ve baska bir model ve care aranir.

15- (Ve buna daha diger gerekli sartlar da eklenir. Bu konunun uzman-
lari bu noktalari daha ince ve etraflica ele alabilirler. Biz sadece kaba
ve kisa bir taslak göstermeye calistik.)

16- Bu bildirimizle, "bu sorun aynen böyle cözülmelidir" diye bir dayat-
mada bulunmuyoruz. Bu sorunu daha iyi cözecek bir plan ve modeli
olan varsa, buyursun teklifini ortaya sersin.

(Güneydogu Kürdistani Demokratik Özerk Yönetimi, hepimize hayirli
olsun!)

Not: "Kürt Acilimi" denen "Demokratik Türk Acilimi"ni baltalamaya ca-
lisanlar, dolayli olarak teröre ve PKK'ya destek vermis ve sonucta on-
larla esitlenmis olacaklarini unutmamalidirlar.

$u da unutulmamalidir ki; "Kürt sorunu" yoktur, "Türk sorunu" vardir.
Bunun icerigi olarak irkciliga dayanan "Kemalist rejim sorunu" vardir.
Cünkü bu rejim, 80 yil boyunca Kürt vatandaslarin dogal haklarini gas-
betmistir. Ve bu gasbin en kisa zamanda sona ermesi ve Türkiye
Cumhuriyeti'nin, haksizliklarindan arinmasi gerekiyor.

PKK'nin sözcüsü olarak degil, Hakk'in bir sözcüsü ve bir hâkem olarak
$unlari da söylemek zorundayiz ki, bu sorun cözümsüzlüge varmasin:
Siz (Türk Devleti olarak) Kürt halkina diyorsunuz ki: "Al evlâdim, sana
"lisan özgürlügü" vereyim, bu da yetmiyorsa, gel seni Kürt lisan kurs-
larina göndereyim, sana Kürtce televizyonlar acayim, bu mesele kapan-
sin". Kürt halkinin sözcüleri de buna karsi diyor ki: "Sagol baba, bu li-
san özgürlügü beni kesmez, bu $eker beni avutmaz. Ben senden, yal-
niz lisan özgürlügü degil, esas olarak "yönetim özgürlügü" istiyorum.
Cünkü ben artik büyüdüm, cocuk degilim. Bu yüzden beni ancak Gü-
neydogu Villasi tatmin eder. Bu villayi ver, kurtul. Bu villada ben kendi
yönetimim altinda ya$amak istiyorum. Hem bugüne kadar senin yöne-
timinden hic memnun olmadim. Cünkü beni bir Kürt gibi degil, hep bir
Türkmüsüm gibi yönettin. Acaba biri seni Kürtmüssün gibi yönetseydi
ne yapardin? Ne kadar dayanirdin? Dolayisiyla bu villayi ve azadligimi
verirsen, baska birsey istemem, bana yaptigin zulümleri de unutur gi-
derim. Villanin tapusu da sende kalsin, ama yönetim benim olsun."

Evet, "Kürt Sorunu"nun asli, esasi budur. Bu sorunu dogru anlamaz-
sak, onu dogru cözemeyiz. Cözümsüzlük de, terörü devam ettirir. Bu
da Türkiye'yi eritir.

(a-Ortada bir sorun varsa, bu sorun cözülmelidir. Sen cözmeye yanas-
mazsan veya cözemiyorsan. onu baskalari cözmek ister. Hem akil
akildan üstündür; senin cözemedigin bir sorunu bir baskasi cözebilir.
O cözebiliyorsa, onun cözümüne karsi red ile yani haksizca büyüklen-
me gururdur. Ama hakli büyüklenme yücelik ve ululuktur. Eger Avrupa
ve Amerika'nin elinde iyi bir cözüm varsa, bunu size teklif edebilirler.
Bu teklifi kabul etmek ve teklif sahipleriyle i$birligine girmek, "vatana
ihanet" degildir. Eger sen bunu ihanet olarak görüyorsan, cöz öyleyse
sorununu! Hem cözmeye yanasmiyorsun, hem "ic i$lerime karisma"
diyorsun! Eger senin cözmedigin sorun bir zulüm ve haksizlik doguru-
yorsa, haricî gücler buna göz yummaz, senin ic i$lerine karismaktan
cekinmez. Bir dünya imparatoru olsan hadi neyse, herkesi susturur-
sun. Ama sen ne imparatorsun ne de iktidar! Fakat buna ragmen dün-
yaya efelenmekten cekinmiyorsun! Kimse senin bu zulümkârlik üstün-
deki efelenmene sessiz kalmaz. Madem baskalarinin karismasini is-
temiyorsun, cöz öyleyse sorununu! Ama hak ve adaletle ve demokra-
siyle...)

(b-Türk halki icinde bu sorunu cözecek kapasitede aydinlar mevcuttur.
Fakat yaptirim gücleri olmadigindan cözümleri havada kalabiliyor. So-
nucta haricî güclerin baskisi gerekli hale geliyor.)

Not 2: Ey "irkci" olmadigini iddia eden, ama asimilasyonculukla irkcilik
yaptigini görmeyen milliyetci Türkler ve MHP'liler! Dünyanin diger ülke-
lerinde azinlikta bulunan Türk halklarinin özerklik taleplerine de karsi
misiniz, karsi cikar misiniz? Madem cikmazsiniz, o halde kendi mille-
tinize tanidiginiz haklari nicin Kürtler'e tanimazsiniz? Kürtler'in hakkini
taniyin ki, baska ülkelerdeki Türkler'in hakkini istemeye yüzünüz
olsun!

Not 3: Ey "Türkiye Cumhuriyeti" altinda bulunan Anadolu halklari! Bak-
mayin siz, simdi Baykal ile Bahceli'nin "Kürt Cözümü"ne esip gürledik-
lerine. Vakt-i iktidarlarinda MHP'liler ve Halkcilar, Öcalan'i nasil idam-
dan kurtardilarsa, cok yakin bir gelecekte onu ve ordusunu affedecek
olanlar da yine onlar olacaktir. Yani Öcalan'i affetme borcu ve büyüklü-
gü (muhalefete göre: "Ihanet"i) ve Kürtler'e özerklik tanima $erefi ve gö-
revi (muhalefete göre: "Bölücücülüg"ü), AK Parti'ye degil, MHP ile
CHP'ye ve bir de SP'ye nasip olacaktir. Peki bu nasil olacaktir?

-Bunun sirri bizde gizlidir! Onun ne oldugunu insaAllah yakinda acikla-
riz...

Not 4: Genel Kurmay Baskani'nin konuyla ilgili aciklamalari karsisinda
$u sözleri de söylememiz gerekli oldu:

Kürt ve Türk sorunu'nun cözümünde TSK muhatabimiz degildir, muha-
tap alinmamalidir. TSK ne söylemek istiyorsa, bunu siyasal iktidara
bildirsin, ama gizli ve sessizce. Eger TSK'lilar gazetecilere veya muha-
lefete gizli veya acik bildirimlerde bulunurlarsa, suc i$lemis olurlar. Öy-
leyse TSK, kamuoyuna yönelik aciklamalardan uzak dursun, haddini
hududunu bilsin, elinin silahiyla siyasetimize karisip, demokrasimize
tecavüz etmesin. Tecavüze devam ettigi takdirde ilgili kurum ve kuru-
luslar, TSK aleyhinde hemen dâvâ acmalidir. Lütfen, aydinlarimiz, ya-
zarlarimiz ve politikacilarimiz bu hususa dikkat etsinler ve TSK ne söy-
lerse söylesin, onu muhatap almasinlar. Muhatabimiz, TSK degil, si-
yasal iktidardir. Bizim icin iktidarin söyleyecekleri önemlidir.

Ayni sekilde PKK ve Öcalan da muhatabimiz degildir. Muhatabimiz,
DTP'dir. PKK ve Öcalan ne söyleyecekse, DTP'ye söylesin, ama gü-
rültüsüzce. Bu saatten itibaren muhatabimiz iktidar ve muhalefettir.

I$te bu sorunun cözümünde takip edilecek usul ve yöntemin temeli
budur.

(Yani takip edilecek yol $öyle olabilir: a- Muhataplar kimdir? b- Istenen
nedir? c- Neler verilebilir? d- Kararlasma. e- Uzlasma. f- Anlasma ve
tokalasma. Bu bildiride a,b,c maddeleri belirlenmis oldugundan, varilan
safha, bizi "Kararlasma" noktasina getirmis bulunuyor.)

Eger iktidar bu sorunu cözmezse, düsürülür. Sorunu muhalefet devra-
lirsa, anarsi ve terörü devralmis olur. $ayet TSK üstlenirse, o da büyük
bir halk savasiyla karsi karsiya kalir. O halde "yagmurdan kacan, firti-
naya tutulur" atasözünü unutmayalim ve gereken neyse, hemen yapa-
lim, kurtulalim.

Muhalefetin dedigi gibi, acilim bitmemistir. Aksine yeni baslamistir ve
süratle ilerliyor! Kim bu ilerlemeyi engellemeye kalkarsa, altinda ezilir!

EGER ORTADOGU'NUN HÂKIMI OLMAK ISTERSE TÜRKIYE,
BU SORUNU CÖZMELIDIR. BASKA CARE YOKTUR!

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Agustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cözüm.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 20. August 2009

BÜTÜN DÜNYA ÜLKESİ LİDERLERİNE DUYURU!

(Iran'in ruhanî lideri Hamaney'in aciklamalari hakkinda)

BÜTÜN DÜNYA ÜLKESI LIDERLERINE DUYURU!

yöneten ALLAHin adiyla


Yakında ‘Mehdi’nin geleceğini iddia eden İran’ın ruhani lideri
Ayetullah Hamaney, ‘Türkiye de dahil tüm İslam ülkelerinin silahlı
güçlerini birleştirerek hazırlanması’ çağrısında bulunmus.

Bu cagrida dikkat ceken birinci nokta: "Mehdi'nin daha gelmemis
oldugu ve gelecegi"dir. Fakat gercek Mehdi gelmis ve 11 Eylül
Terör Olayi'ndan sonra (Allah'in izniyle) vazifesine resmen baslamis
bulunuyor. Bu Mehdi'nin görev adi ise: Mehmed NUR'AN'dir.

Mehmed Nur'an, Allah'tan bilgi, i$ik ve elcilik almis, $iilik ve sünni-
lik üstü mânevî bir $ahsiyettir. Insanligi dogruluga götürmek icin gö-
revlendirilmis bu $ahsiyet, Hakk'a ve Adalet'e dayanir ve insanligin
baris ve saadeti icin calisir. Bu sebeple o, teröre izin vermez. Onu
önlemek icin gerekirse, basta ABD olmak üzere bütün dünya ülke-
leriyle i$birligine girer, bundan cekinmez.

Hedefi en basta Islâmlilarin ve insanligin baris ve saadeti olan bu
$ahsiyet, herhangi bir ülke ve yönetimin emrinde degil, yalnizca
yüce Allah'in emrindedir. Allah'in emri de; en basta Hakk'a, Ada-
let'e ve Namus'a ve bunlar da sonucta iyilikcilik, baris ve mutluluga
götürür. Gercek Mehdi de bu cizginin disina cikamaz.

Dolayisiyla Iran Yönetimi ve Islâmli Ülkeler'in liderleri bu Mehdi'yi
dinlemek durumundadirlar. Dinlemedikleri takdirde ba$lari belâdan
kurtulmaz. Eger Iran Yönetimi bu gercek Mehdi'yi dinlemeyip Orta-
dogu'nun istikrarini bozacak ve karistiracak icraat ve eylemlerde
bulunursa, kazanacagi düsmanlar karsisinda yanliz kalir ve birakilir.
Cünkü Allah'in Mehdisi, Iran Yönetimi'nin keyfine göre hareket
etmez.

Bu durumda Islâmli Ülkeler, Iran'in Kum kentinden cikacak (veya
zorla cikarilacak) ve Amerika ve Israil'e savas acacak bir Mehdi'nin
pesinden gidemezler ve emrine uyamazlar. Cünkü Islâmli Ülkeler'in,
ardindan gidecekleri ve sözünü dinleyecekleri gercek Mehdi: Meh-
med Nur'an'dir.

Mehdi Mehmed Nur'an, despotiklestirilmis bir $eriat düzenine izin
vermemektedir. Buna göre, $eriatla yönetilmek isteyen Ortadogu
ülkelerinin önce despotizmden arinmis olmalari gerekiyor. Ancak bu
arinmadan sonra demokratik bir $eriatla yönetilme iznine kavusabi-
lirler. Cünkü Allah'in dini ve $eriati diktatörlükle uyusmaz. Bu sebep-
le Saddam Hüseyin de devrilmek zorundaydi ve Mehdi'nin izniyle
devrilmistir. Eger Saddam Hüseyin, Allah'in Mehdisi'ni dinleyip
iktidardan cekilseydi, Amerika'nin Irak'a girmesine gerek kalma-
yacakti.


Mehmed Nur'an, Israil-Filistin barisi icin de gerekenleri "Kur'anist
haber" bildirileriyle Israil ve ABD yönetimine bildirmis bulunuyor.
Bunun geregi olarak da ABD yönetimi, 67 sinirlarina dönmesi icin
Israil'e görevini hatirlatmis ve onu baski altinda tutmaktadir. Fakat
Iran Yönetimi'nin nükleer silaha dogru kosan adimlari, Israil'in göre-
vini yerine getirmesini engellemektedir. Bu engelin kalkmasi icin de
Iran'in nükleer adimlarinin durmasi gerekiyor. Bu adimlar durmadigi
takdirde Iran Yönetimi, Islâmli Ülkeleri de karsisina almis olacaktir.
Simdi Iran Yönetimi'ne adimlarini durdurmasi icin bir süre verilmis-
tir. Bu süre daha fazla uzatilmayacaktir ve uzatilamaz. Iran, yolun
sonuna varmis durumdadir. Eger adimlarini durdurmazsa, bunun
bedelini öder.

Iran Yönetimi icin $ayet Mehdi ve emirleri önemliyse, Ahmedinecat
ve Hamaney, Mehmed Nur'an'i dinleyip nükleer adimlarini durdur-
sunlar ve vurulmaktan kurtulsunlar. Eger "biz, Iran'dan cikmamis bir
Mehdi'yi dinlemeyiz" derlerse, karsilasacaklari bütün sonuc onlarin
"kaderi" olur. Biz de bu kadere "riza" göstermekten baska bir sey
yapamayiz...

Sonuc olarak: Diktatörlükten kurtulmamis ülkelerin askerlerinin bir-
lestirilmesinden ancak diktatörizm cikar, iyilik ve hayir cikmaz. Birlik
isteyenler önce diktatörlük ve otoriterlikten kurtulmalidir. Bu kurtulus
gerceklesmedikce, Islâmli Ülkeler'in sorunlari cözüm bulmaz.

Islâmli Ülkeler'in halklarina, cözüm dogurucu Ramazanlar diliyoruz.

Not: Bu bildiri, Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an tarafindan tasdik
edilmistir.

Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru ve Uyari.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Dienstag, 18. August 2009

(YAZARIMIZ HÜSEYİN AVDIÇ, DEVLET BAHÇELI'YE SESLENİYOR!)

(YAZARIMIZ HÜSEYIN AVDIC, DEVLET BAHCELI'YE SESLENIYOR!)

Sayin Devlet Bahceli,

Iktidarin getirdigi "Kürt Acilimi"na hemen öfkelenmissiniz. Bu öfke sizi
patlamaktan korur, sahsî acinizdan iyidir. Fakat siz, "siyasal" bir kisi-
liksiniz. Bu yüzden sizin öfkeniz tehlikelidir, Türkiye'yi patlatabilir. Yani
öfkenize hâkim olmak zorundasiniz ve öfke ile kalkanin zararla oturaca-
gini da unutmamalisiniz.

Eger PKK terörüne kurban gitmis bütün $ehitleri MHP'liler vermis olsay-
di, bu konuda ilk ve en cok söz hakki sizin olurdu. Ama gercek böyle
degildir. Yani siyasal söz hakkiniz yüzde yüz degil, sadece yüzde onüc-
tür. O halde öfkeniz de bu kadar olmali degil midir?

Ikinci önemli nokta ise: Ortada cözülmesi gereken bir sorun var. Siz de
bir Türkiye partisi lideri olarak bu cözümün bir ucundan tutmakla yüküm-
lüsünüz. Bu cözüme katkiniz nedir, ne olacaktir? Yoksa sadece öfke
kusmak mi olacaktir! Öfkenizi degil, önerinizi gösteriniz. Önerinizi gös-
terirken de su tabloya dikkat etmelisiniz:

"Türklerin" degildir Türkiye, "Türkiyelilerin"dir.
Yüzde otuz kadardir cünkü gercek Türklerin sayisi,
Gerisi Laz'dir, Cerkez'dir, Kürt'tür, mürttür, melezdir.
Demek ki, yüzde otuzun degil, yetmisindir Türkiye!
Öyle ise diyelim: Türkiyelilerindir Türkiye!

Sayin Bahceli,

Eger irkcilik yaparsaniz, Türkiye'yi bölmeye calisirsaniz veya cözümü bal-
talamaya kalkarsaniz, alacaginiz pay sadece yüzde otuz hattâ onun yarisi
kadardir. Yani Türkiye'nin yüzde yetmisinden fazlasini kaybedersiniz. (Bu
tablo, sayin Deniz Baykal icin de gecerlidir.)

CHP'lilerin, dindarligi kamusal alan disina atmasi gibi, eger siz MHP'liler de
Kürtce'yi kamusal alan disina atmakta israrli olursaniz, o zaman Türkce'nin
kamusal alandaki hakki da yüzde otuza düser!

Bu gercekler karsisinda sizi ve bütün MHP'lileri yapici ve sorun cözücü
olmaya dâvet ediyorum.

Hüseyin Avdic


Zaman: Yeni Cagin dokuzu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hitap.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 30. Juli 2009

İÇKİNİN HARAMLIĞI HAKKINDAKİ ÖLÇÜ NEDİR, NE OLABİLİR?

(Yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.org
sitesinde bazi tartismacilara verdigi cevaptir.
Bazi ekleme ve degistirmeler yapilmis halde
yayinliyoruz.)

ICKININ HARAMLIGI HAKKINDAKI ÖLCÜ NEDIR, NE OLABILIR?

Icki ile ilgili ayetler:

1- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah,
hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha
büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)

(Yani: Ickinin faydasi da vardir, ama azdir. Zarari faydasindan cok
oldugu icin de terkedilmelidir.)

2- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye
kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43)

(Yani: Sarhos iken namaz kilinamaz. Ama her icim de insani sarhos
etmez. Bunun icin sarhosluk sinirina varmamis olan ickicilerin namaz
kilmasi mümkündür.)

3- “Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar,
fal okları ancak şeytan i$i birer pisliktir. Onun için bunlardan
kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90) ve

4- “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek,
sizi ALLAH’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık
siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Sûresi, 91)

(Yani: Ickide insani seytanlastiran bir etki vardir. Bu etkiye kapilma-
mak icin ickiden uzak durmak gerekir. Ancak Allah'i anmaya ve na-
maz kilmaya engel olmayacak miktarda icki kullanmaniz mümkün-
dür. Cünkü ickinin her ölcüsü insani sarhos etmez.)

Yüce Sahibimiz, Maide 91. ayetiyle toplumun huzurunu bozacak ve
ibadete engel olacak bir icki kullanimindan "vazgecmemizi" istiyor.
Dikkat edersek, burada Kur'anin Göndericisi, tehditler savurmadan
ve despot bir ifade kullanmadan gayet demokratikce: "Artik vazgec-
tiniz degil mi" diyerek; "Beni anmayi engelliyecek bir icki icimini lüt-
fen terkedin" diyor. Yani, âdeta "rica" ediyor... Bu da tabii O'nun
merhametinden kaynaklaniyor.

Ama bazi kimseler de O'nun bu ricasini despotizmle yogurarak her
icki iceni cehenneme postalamakta ve onlari müslümanliktan cikar-
maktadir! Bu cikaris ise kabul edilemez. Cünkü bu hareket büyük
bir ölcüsüzlüktür. Ölcüsüzlük ise, adaletsizlik'tir. Allah ise, adil'dir;
adaletsizligi kabul edemez.

Öyle ise burada, "ickinin tamami mi, yoksa sadece zararli kismi mi
yasaklanmistir" diye sormak gerekiyor ve sorulabilir. Cünkü (anlas-
mali olma ve imtihan etme haricinde) sebepsiz bir yasaklama, des-
potizmdir. Ölcüsüz bir yasaklama ise, adaletsizliktir. Yüce Rabb'in
getirmek istedigi yasaklama, "sebepli" bir yasaklamadir. Sebep ise:
"Ickinin zararli olusu" yani "ibadete engel olmasi ve toplumsal huzu-
ru bozmasi"dir. Fakat bu istenen yasaklamanin "ölcüsü" nedir?

Bu suali cevapliyabilmek icin önce yüce Allah'in sözüne bakilir. O'
nun Maide 90-91 isimli sözlerinden anlasilan ise: Toplumsal barisi
bozan ve ibadete engel olan bir icki kullanimindan O'nun rahatsiz
olmakta olusudur. Bunun icin de icki kullanimindan vazgecilmesini
istemektedir.

Fakat biz, her icki icenin toplumsal barisi bozmadigini ve her ölcü
ickinin de namaza engel olmayacagini da biliyoruz. Icki ile ilgili aye-
tin "artik hepiniz vazgectiniz degil mi" kisminda ise; "ickinin tamami-
nin mi, yoksa sadece ibadete engel olan tarafinin mi terkedilecegi"
ne dair kesin bir hüküm de bulunmadigindan, biz (hüküm cikaricilar)
gecmis ayetlere bakarak gerekli ölcüyü bulabiliriz.

Ikinci olarak da tabii ki O'nun Elcisi(sav)nin uygulamasina bakaca-
giz. Fakat onun uygulamasina bakabilmek icin günümüzün hal ve
sartlari ile o zamanin hal ve sartlarinin esit olmasi gerekir. Esit degil-
se, o zamanin ayni uygulamalarini bu zamana tatbik edemeyiz. Yani
her icki kullanan kimseye "80 sopa" vuramayiz. Vurursak, adaletsiz-
lik etmis oluruz. Cünkü her ölcü icki insani sarhos etmez ve ibadete
engel olmaz. Burada bir ölcü konulmasi gerekiyor. Ölcüsüz hareket
edilirse, adaletsizlik dogar. Adaletsizlik ise, kabul edilemez.

"Cogu haram olanin, azi da haramdir" sözüne de dikkatli yaklasma-
liyiz. Cünkü cogu zararli olan bir seyin az faydasinin da terkedilme-
sini istemek, (her zaman) isabetli degildir. Cünkü icki, "zehir" gibi
"mutlak zararli" bir nesne degildir. Cok icildiginde zarari vardir,
ama az icildiginde faydasi da vardir. Ve bazi insanlar da bu fayda-
dan yararlanmak istiyor ve onu terkedemiyor veya terketmek iste-
miyor.

Evet bir dindar müslüman o az faydayi da terkedebilir, ama o ter-
kedisi baskalarina dayatamaz. Yeni yetismis Islâm Bilginleri de böy-
le bir dayatmada bulunamaz. Cünkü Allah'tan kesin bir ayet alma-
mislardir. Allah (CC) ise, ickinin az faydasini kabul etmistir. O'nun
bu kabul edisini yok sayamayiz. Bunu yok sayamazken tabii O'nun
büyük hakkini da gözetmek ve icilecek ickinin ibadete engel olma-
masina ve toplumsal huzuru bozmamasina da riayet etmek gereki-
yor.

Bunun icin de, meselâ trafige cikacak sürücülerin alacaklari ickinin
belirli bir promili a$mamasi gerektigi gibi sinirlamalar ve yasaklar
getirilebilir ve getirilmektedir.

Bu konuyu sosyolojik acidan da ele almaliyiz:

Hazret-i Peygamber(SAV)in zamaninda hayat basit ve tekdüze idi.
Bizim zamanimizda ise hayat modernlesmis, cok cesitlenmis ve ihti-
yaclari cogalmistir.

Allah Elcisi'nin toplumu dindar ve dindarlasma yolunda olan bir top-
lumdu.

Islâmli ülkelerden biri olan Türkiye'nin ise, yüzde doksan kendini
"müslüman" kabul edenlerden ancak yüzde otuz kadari dindardir.
Yüzde altmisi ise dindarliktan uzaktir ve bunlarin yarisi da belki
dindarliktan uzak ya$amak istemektedir. Böyle farkli bir inanis
yelpazesinde bulunan dindarlarin kendi aralarinda ickiyi yasakla-
malari uygun olabilir. Fakat bu yasagi diger toplum katmanlarina
da uygulamalari dogru olmaz.

Cogunlugun hakkini korumak icin azinliga yasaklar konulabilir. Fa-
kat bu yasaklar onlarin hak ve özgürlüklerini yok etmemelidir. Azin-
likta kalanlar (onlar cogunluk da olabilir) baskasina zarar vermeye-
cek ölcüde ickisini kullanabilmelidir. Ayni sekilde azinligin haklarini
korumak icin cogunlugun hak ve özgürlükleri de cignenmemelidir.

Bugün Türk halkinin yüzde yirmisi icki kullanmaktadir. Bu yüzdenin
yaridan fazlasi kendini "müslüman" kabul ediyorsa, onlara: "Ya icki-
yi tamamen terket, ya da git Hristiyan ol" denemez. Böyle birsey,
Islâmiyetin cogalma ve yayilma siyasetine darbe olur. Dindar müs-
lümanlar bu darbecilikten uzak durmali, Allah'in dininin yayilmasina
ve dindarlarin cogalmasina engel olmamalidir.

Allah'in adaleti, merhameti ve hosgörüsü; ickiyi ölcülü kullananlari
hor görmez, onlari Islâmiyetten dislamaz ve dislamiyor. Allah disla-
miyorsa, O'na teslim olmus bir kimse de haddini bilmelidir.

Bunun icin kendini müslüman kabul ettigi halde icki kullanan bir
kimse: "Ben icki icen bir adamim. Öyleyse dindarliktan da uzak
kalmaliyim" dememelidir.

Allah'in verdigi (daha dogrusu ayetinden cikan) ölcü, yani "ibadete
engel olmayacak ve sihhati bozmayacak miktar" a$ilmadiktan son-
ra (benim cikardigim sonuca göre) korkuya mahal yoktur. Bu hal-
de (ickicilik sebebiyle) dinden ve dindarliktan kacmaya da gerek
kalmaz. Yeter ki ölcüyü kacirma.

Ickiden vazgecemeyenler iciciliklerini, ancak ickiyi külliyen helâl
saymadan ve Allah'in adalet ve merhametine ve hosgörüsüne sigi-
narak ve gerekli ölcüyü koruyarak sürdürebilirler.

"Peygamber Hazretleri(SAV)nin icki icenleri cehennemle tehdit
etmesini ve onlarin cehennemlik olacagini bildirmesine ne diyecek-
sin?" denebilir.

Allah Elcisi (SAV) elbette dogru söylemis. Fakat (Allah'in adaleti
sebebiyle) her icki icen cehennemlik olmaz. Cehennemlik olacak
olanlar ancak sunlar olabilir: Icki sebebiyle dinden ve dindarliktan
uzak kalanlar. Namazi terkedenler. Toplumun huzurunu bozanlar
ve aile ici siddet uygulayanlar. Eger bunlar tövbe edip kendilerini
düzeltmezlerse, cehennemlik olurlar.

Dikkat ederseniz bu makalede ickiyi helâl saymadim. Allah(CC)in
verdigi ilim ve ilhamla Kur'ana dayanarak ickinin sadece haramlik
ölcüsünü gösterdim. Eger bilim bugün isbatli olarak ickinin faydala-
rinin zararlarindan fazla oldugunu söyleyebilseydi, bu halde icki ic-
mek Allah(CC)in izniyle helâl hale gelebilirdi. Ama $u an bilim de
din gibi ickinin zararlarinin faydasindan cok oldugunu söylemekte-
dir. Biz de bu söylemi dinlemek zorundayiz.

Bilimin isbatli sözlerini nicin dinlemek zorundayiz?

Cünkü bilim, "Yaratilis"in sözcüsüdür. Hem yüce Mevlâmiz da:
"Bilgisizce i$ yapmayin" demektedir. Bu ve baska sebeplerle in-
sanlik dogru yolu bulabilmek ve Gercek Din'den isabetli hükümler
cikarabilmek icin Yaratan'in, Yaratilisin ve Yaratilmislarin yasasini
dinlemek ve bu üc yasanin (yani din, bilim ve aklin) hükümlerini
birbirleriyle uyusturmak zorundadir. Bu zorunlugu yerine getirme-
yenler ve o üc yasadan birinin hükmünü cigneyenler dogru yolu
bulamaz ve isabetli karara varamaz.

Diyenet Isleri Baskanligi'nin ve yeni Islâm Bilginlerinin ve Mücte-
hidlerinin bu noktalara dikkat etmelerini rica ediyorum.

Not: Dindarlar, sarhos etmeyen ve sihhati bozmayan ickiler ürete-
bilirler.

Hüseyin Avdic

***
(Üstteki yazima karsi elestirilerde bulunan):
Fatih Bey,

Sizin de hakli oldugunuz noktalar var ve onlara katiliyorum.
Fakat, bir kisim insanlari belirsizlik, ölcüsüzlük ve korku
icinde birakmak ne derece dogrudur? Herkes ölcüsünü
bilse, ona göre hareket etse daha iyi olmaz mi?

Belirsizlik ve ölcüsüzlük yüzünden önemli bir kitlenin dinden,
dindarliktan uzak durmasi da hakka uygun mudur?

Icki kullananlar, hangi ölcü ickinin sarhos edip etmedigini iyi
bilirler ve kendilerini ayarlayabilirler.

Gencler ise, genclik vakitlerinde dinle fazla bir ilgileri olmaz;
"ickiden, sigaradan uzak durun" sözlerine de pek aldiris etmez-
ler ve onlari mutlaka denerler. Yani "benim gösterdigim ölcü
onlari pek etkilemez ve tehlikeye atmaz" diye düsünüyorum.

Siz kendinize bir damla ickiyi bile haram edebilirsiniz. Bu icti-
hadinizin sevabi da, günahi da size aittir. Fakat bu cikarimi bas-
kalarina da dayatip zorluk ve zorbalik cikarmamak gerekir.

Bence; (burada dikkat edelim: "Ickili iken" demiyor). "Sarhos
iken namaza yaklasmayin" ayeti, ickinin haramlik ölcüsünü
vermektedir. Bu ölcü meydandayken, insanlari zorda birakma-
nin bir anlami yoktur.

"Allah size dinde güclük yüklemedi", "Allah size kolaylik diler,
zorluk dilemez" ayetleri de, yukaridaki ölcüye yesil i$ik yak-
maktadir. Ama siz; "onlar sözün en iyisine, en güzeline uyarlar"
ayetine bakarak, ickinin az faydali kismini da terkedebilirsiniz.

Yani karsimiza iki fikih mezhebi ve iki yol cikmakta. Herkes
istedigine uysun...

Not: Din, Yaratan'in elcisi oldugu gibi, bilim de Yaratilis'in
elcisidir. Insanlik bu iki elciyi de dinlemek zorunda oldugundan,
Ikinci elcinin icki ve sigaranin zararlarini bildirmesi karsisinda,
benim gösterdigim ölcünün ickicileri fazla cesaretlendirecegini
düsünmüyorum.

Ayrica; "Islâmiyet, kimseye kendini begendirmek zorunda degil-
dir", fakat bu din; "âlemlere rahmet" olmasi icin gönderilmis bir
din oldugundan, onun "rahmet" olabilmesinin bir geregi de, des-
pot olmamak ve demokrat olmaktir. Demokratligin geregi de,
az faydaliya yasak koymamaktir.

Hüseyin Avdic


Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Temmuz sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hüküm cikarma.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Sonntag, 21. Juni 2009

M E D Y A' Y A H İ T A P

M E D Y A' Y A H I T A P

baristiran ALLAHin adiyla


"Ergenekon dostu" oldugu iddia edilen bazi gazete ve televizyonlar,
onun dostu olmadigini isbatlamak istiyorlarsa, "AK Parti'yi ve Fet-
hullah Gülen Cemaati'ni bitirme plani"nin belgesinin "sahte"(!) oldu-
gunu isbata calismaktan vazgecmelidirler. Cünkü belgenin sahte
olup olmadiginin isbati, televizyon ve gazetelerin i$i degil, polis ve
adaletin i$idir. Öyle ise i$i uzmanina birakalim.

Hem kendimizi kandirmayalim: Türk Silahli Kuvvetleri(TSK) icinde
darbe heveslisi bir takim her zaman olmustur ve $u anda da bulun-
maktadir. Bizim yapmamiz gereken, onlarin hevesini kirmaktir, cos-
turmak degil.

Öyle ise "Ergenekon dostu" olmadigini isbatlamak isteyen ve iste-
meyen bütün televizyon ve gazeteler, ordu icindeki darbe heveslile-
rine ültimatom verircesine $öyle haykirabilmelidirler: "Biz, darbe de-
gil, DEMOKRASI istiyoruz. Türkiye demokratiktir ve demokratik ka-
lacaktir!"

Bu ültimatomu vermeyen medya ise kendini "Ergenekon dostu" ve
darbe taraftari olarak göstermis olacaktir. Ergenekon cetesi ise,
Türkiye'nin dostu degildir. Cünkü kimse kendi keyf ve kafasina göre
vatan kurtariciligina kalkamaz.

Cünkü Türkiye bir "Cumhuriyet"tir: Egemenlik halka aittir. Halk co-
gunlugunun izni olmadan kimse kendi keyfine göre Türkiye'nin kade-
riyle ilgili kararlar alip veremez.

Cünkü Türkiye "Laik"tir: Onun yönetimi dine veya dinlestirilmis bir i-
deolojiye dayandirilamaz. O halde kimse: "Türkiye bizim dinimize
veya ideolojimize göre yönetilecektir" diyemez.

Cünkü Türkiye "Demokratik"tir: Iktidar, halk cogunlugunun sectigi
partiye aittir. Halk da istedigi partiyi secme hakkina sahiptir. Onun
secimini kabul etmemek, onu a$agilamaktir, diktatörlüktür! Dikta-
törlük ise, zulümdür!

Bir kismimiz bu zulme sahip cikiyor. Nicin bu sahip cikis? Hepimiz
bu vatanin cocuklari degil miyiz? Evet öyleyiz! Bir anlamda hepimiz
kardesiz. Kardesligin geregi ise, birbirine dost olmaktir, düsman ol-
mak degil. Öyle ise dostlugun yollarini arayalim. Bunun icin de bir-
birimizi anlamaya, dinlemeye calisalim.

Nedir alip veremedigimiz? Iktidar istiyoruz ve onu birbirimizin elinden
zorla kapmaya calisiyoruz. Bu calisma neden? Cünkü kücük bir kis-
mimiz, büyük bir kismimizi "öteki" görüp, onu ezmek istiyor, ona e-
gemen olmak istiyor. Büyük kisim da ezilmemek ve ezilmekten kur-
tulmak ve korunmak istiyor. Bu yüzden de ezilen kisim, iktidari de-
mokrasi araciyla kendini "seckin" gören kismin elinden almis durum-
dadir. Seckin kismimiz da bunu hazmedememekte ve halkin sectigi
iktidari devirmeye calismaktadir. Bu calisma icin de ordunun ve cete-
lerin yardimini istemekte ve onlara siginmaktadir. "Laikligin elden gi-
decegi"nden korkarak da bu siginmasini "hakli" görmeye ve göster-
meye calismaktadir.

Peki, bu calisma "dogru" mu? Degil! Cünkü Türkiye'de halk cogunlu-
gunun "laikligi yok etme" gibi bir istegi ve hedefi yoktur. Kücük bir a-
zinligin böyle bir hedefi olsa da, bunu halk cogunluguna kabul ettire-
bilecek bir gücü bulunmamaktadir. Dindar cogunlugun ise böyle bir
hedefi ve arzusu yoktur. Onun hedef ve arzusu: Laiklik bahanesiyle
gasbedilmis ve gasbedilmekte olan haklarini geri almaya calismak
ve her alanda müslümanca ya$ayabilmektir. Bunun icin de kendine
yakin gördügü ve haklarini kurtarabilecegini düsündügü partileri ikti-
darda görmek istemektedir. Onun bu istegine kimse engel olamaz
ve olmamalidir. Cünkü herkes istedigi partiyi secmekte hürdür.

Eger seckinci sinif iktidar istiyorsa, önce gasbetmis oldugu haklari
iade etmeli ve bunu istemelidir. Bunu istemedigi müddetce bu sinifin
partisi iktidar yüzü göremez. Belki bunu bildigi icin ordu ve ceteler-
den yardim isteyecektir ve istemektedir. Fakat bu istek, gayri mesru
ve zulmani bir istektir. Türk halki da bu istegin pesine takilanlara ge-
cit vermeyecektir ve buna kararlidir.

Eger Türk Silahli Kuvvetleri "milletin ordusu"ysa, bu karara uyacak
ve saygi gösterecektir. Bunun geregi olarak da elini siyasetten ce-
kecek ve iktidar üzerindeki vesayetini kaldiracaktir. Aksi halde mil-
letin ordusu degil, seckin sinifin ordusu oldugunu göstermis olacak
ve Türk ve Kürt halkinin düsmanligini cekecektir. Bu cekis de, bir ic
savasin baslangici demektir. Bu baslangica start vermek isteyen bir
sinif ise, milletin dostu degil, düsmani olur. Milletin düsmani olanlar
ise, "vatansever" olamazlar. Onlar ancak nefisperesttirler ve egoizm-
lerinin egemenligini istemektedirler. Egoizmin egemenligi ise, Tanri
katinda reddedilmistir. Eger egoizm bir ülkeye egemen olursa, Tanri
böyle zulümsel bir egemenligi deprem gibi cesitli felâketlerle yok
eder.

Yok olus istemeyenler, egoizmlerinin tanrilastirilmasina son versin,
varlik bulsunlar. Bu varlik icin de; hakka, adalete, namusa ve evren-
sel degerlere itaat etsinler. Bu itaatin geregi olarak da demokrasiye
"evet" desinler. Ve; laikligi despotizme, cumhuriyeti de zümre ve
sinif egemenligine cevirmesinler. Bunun isbati olarak da gasbetmis
olduklari ve bu gasbtan vazgecmek istemedikleri Kürtler'in ve Kur'an-
lilar'in haklarini iade etmeye razi olsunlar, halk cogunluguyla uzlas-
sinlar.

Ancak bu uzlasma, anlasma ve sözlesme ile Türkiye bölünmekten,
dagilmaktan ve parcalanmaktan korunmus ve kurtulmus olacaktir.

Gercek "vatanseverler" de, bu kurtulusa "okey" diyenlerdir.

Öyle ise, "okey" diyenleri görelim! Barisalim.

TÜRK HALKI'NIN BARISI KUTLU OLSUN!

Not 1: Ergenekon cetesinin pisliklerini masum bir cemaatin üzerine
atarak kimse temiz olamaz.

Not 2: Yakinda Türkiye'deki siyasetin yönünü ve akisini degistirecek
bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...




Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Baris.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Sonntag, 14. Juni 2009

TÜRK MİLLETİ'NDEN ONUN SİLAHLI KUVVETLERİNE MUHTIRA!

ASKERIN SIYASET YAPMASI VE ONA KARISMASI
CUMHURIYET'E TECAVÜZDÜR!

Askerin siyasete karismasi, Cumhuriyet'in anlamini yikar. Cünkü
Cumhuriyet; "siyasal egemenligin halka ait oldugu bir yönetim bi-
cimi" oldugundan, askerin siyasete müdahalesi, halkin egemenli-
gine tecavüz olur. Bu tecavüz ise, Cumhuriyet'in anlamini yok eder.

Kendilerinin "Cumhuriyet'in koruyucusu" oldugunu iddia edenler, bu
yikicilik ve yok ediciliklerini iyi görsünler. Görmezlerse, onlari dur-
durmak da (millet olarak) bize düser.

Cumhuriyet'i, ordu ve askerlerin ve darbetörlerin ve ergenekoncularin
tecavüzünden korumaliyiz.


+ + +

TÜRK MILLETI'NDEN ONUN SILAHLI KUVVETLERINE MUHTIRA!

(Bu muhtirayi bütün Türkiye halki iyi okumalidir...)

gözü zalimlerin üstünde olan ALLAHin adiyla


TSK (Türk Silahli Kuvvetleri)nin Harekât Baskanligi'nda bir albay tara-
findan iktidar partisi AK-P ve Gülen Cemaati'ne karsi hazirlanmis ve
Ergenekon zanlisi bir avukatin ofisinde bulunmus olan "eylem plani",
eger gercekten TSK imalatiysa, karsimizda Türk halkina ve dinine
düsman bir ordu var demektir.

Cünkü AK Parti, Türk halkinin yarisinin oyunu almis ve yüzde yetmisi
tarafindan da olumlu karsilanan bir iktidar partisidir. Yani arkasinda
yüzde yetmislik bir halk var. Gülen Cemaati ise, o da Türk halkinin
yüzde sekseni tarafindan tasvip gören ve radikalizm gibi asiriliklara
karsi duran orta yollu bir cemaattir.

Dolayisiyla arkalarinda Türkiye'nin yaridan fazlasinin destegini almis
bir parti ve cemaate düsmanlik eden ve ona komplo kurmaya calisan
bir ordu (cünkü bu iddia henüz yalanlanmadi), Türk milletine düsman-
lik etmis olur. Bu millet cogunluguna karsi hazirlanmis eylem planla-
ri da, ona karsi acilmis bir "savas" demektir. Bu savasi mutlaka ver-
mek isteyenler, Kur'andaki Musa'ya düsmanlik eden Firavun'un aki-
betine baksinlar, sonlarini görsünler. Ve kimse Gülen Cemaati'nin sa-
hipsiz ve korumasiz oldugunu zannetmesin! Böyle bir zanna kapilan-
lar, cok büyük bir yanilgiya ugramis olurlar ve felâket bulurlar...

Ordu icinden millete ve milletin sectiklerine karsi gelen bu düsmanlik-
lar karsisinda gümbür gümbür gümbürdememiz ve sözü uzatmamiz
mümkündür. Fakat fazla söze hâcet yok. Her sey ortada... Yapilma-
si gereken de ortada!

TSK'yi ele gecirmis veya gecirmeye calisan Ergenekon mikrobu, si-
yasal irade tarafindan mutlaka temizlenmelidir. Bu mikroba sahip ci-
kan yüzde yirmilik CHP'liler varsa, o mikrobun yok edilmesini isteyen
yüzde seksenlik bir Türk halkinin varligi da unutulmamalidir. Siyasal
irade, millet cogunlugunun destegine sahip oldugunu bilmeli ve göre-
vini yerine getirmelidir.

Öyleyse, Ergenekon mikrobu yok edilsin! Onun, Türk ordusu icinde
bir yeri olamaz! Kahrolsun Ergenekon!

Not 1: Eger Türk Hükümeti: "Biz bu i$in üstesinden gelemeyecegiz"
diyorsa, acik acik söylesin. Bu mikrobu biz temizleyelim. Bunun i-
cin gerekli temizlik malzemesini ve elemanini bulmak, bizim icin ko-
laydir.

Not 2: Ergenekonculara uyari: Bir adim daha atarsaniz, yok edilme-
yi kabul etmis olursunuz! Yani hükümete ve adalete birakilmazsiniz...
Gereken emri veririz. Ergenekoncu generallerinizden de bir korkumuz
yoktur!

Koskoca bir millet, bir avuc darbe manyagi ergenekoncu askerin kor-
ku ve tehdidi altinda ya$amaya mahkûm edilemez.

Ordu icindeki ergenekonculari uyariyoruz: Eger millete ve onun iktida-
rina karsi bir adim daha atacak olurlarsa, artik gereken emri veririz.
Kürtler ve Kur'anlilar, liberaller ve demokratlar da bu emri almaya ha-
zir olsunlar. Aksi halde askerin esareti altinda ya$amaya mahkûm
kalacagiz demektir. Bu mahkûmiyet ise kabul edilemez ve edilme-
yecektir.

Darbe manyaklari iyi bilsinler ki, onlara bir 27 Mayis 1960 zevki da-
ha tattirmayacagiz. O zamanki tattiklari zevkin intikamini da alaca-
giz. Onlari mahvedecegiz. Buna kararliyiz.

1960 darbesinin intikamini alamamis olmanin izdirabi icerisindeyiz.
Hadi, bir adim daha atin, görelim sizi, bitirelim i$inizi! Hadi, bir adim
daha atin da, bekledigimiz firsati bize kazandirmis olun.

Ordu icindeki yüzde sekseni CHP'li olan yüksek rütbelilerin derdini
cok iyi anliyoruz: Istiyorlar ki, iktidar hep CHP'nin elinde olsun veya
CHP'li olmayan iktidarlar onlarin güdümünde bulunsun. Böyle bir sey
olamaz. Cünkü Türkiye demokratik bir ülkedir ve demokratik kalacak-
tir. Hak etmediginiz bir seyi istememelisiniz ve hele onu zorla alma-
ya kalkmamalisiniz. Kalkarsaniz, gününüzü görürsünüz! Ve bu mille-
tin sizin vesayetiniz altinda ya$amak istemedigini de iyi bilmeli, eli-
nizi onun üstünden cekmelisiniz. Vazifeniz; vatan ve millet koruyucu-
lugudur, yoksa onlarin yöneticiligi degildir. Cünkü Türkiye'nin siyasal
rejimi bir padisahlik degil, CUMHURIYET'tir! Ama, "demokratik bir
Cumhuriyet"tir! Bu Cumhuriyet'e razi olmayanlar görevlerinden istifa
etsin. TSK icinde Cumhuriyet ve Demokrasi düsmanlarini görmek
istemiyoruz!

Bütün TSK'lilar iyi duysun: Türk halki ve milleti olarak vesayetinizi
reddediyoruz!

Not 3: Eger TSK, ergenekoncu albayin tezgâhindan masumsa, ge-
rekeni yapsin, masumiyetini isbatlasin.

Not 4: Gülen Cemaati ve AK Parti'nin $eriat pesinde kosmadigini ve
kosmayacagini, Türkiye'de bunu kabul etmek istemeyen CHP'liler-
den baska herkes biliyor. Biz de, bu iddianin, iktidari ele gecirebil-
mek icin ortaya atildigini ve onun icin kullanildigini iyi biliyoruz. Ikti-
dar isteyenler böyle tezgâhlara degil, milletin rizasina müracaat et-
meli ve onun güvenini kazanmaya calismalidir. Bunun disinda atila-
cak adimlar, Türkiye'yi ucurumdan a$agiya yuvarlamak olacak ve o
adimlari atanlar da mutlaka belâlarini bulacaklardir ve bulmak zorun-
dadirlar.

Not 5: Koskoca bir ordu, hem milletin olan bir ordu, kücücük bir sel-
cuk ve perincek zihniyetinin pesinden gidemez ve onlarin pompaladi-
gi kuruntularla yürüyemez. Onlarin kuruntulariyla yürüyen bir ordu,
milletin ordusu olamaz. Cünkü Türk'ün ve Kürd'ün dini ve milliyeti,
onlarin sapkin zihniyetiyle bagdasmaz. Onlar, Türk'ün ve Kürd'ün di-
nine ve milliyetine düsmandirlar. Bu düsmanliklari sebebiyle onlarin
Cumhuriyet ve Demokrasi'sine de düsmandirlar. Türk Ordusu, onu
ele gecirmeye calisan ve bir miktar ele gecirmis bulunan ve Türkiye'
yi ucurumdan asagiya yuvarlamaya calisan $eytani iyi tanimali ve
onun izinden gitmemelidir.

AK Parti hükümetine dolayisiyla onu iktidar yapan millete düsman
olan muhalefet, eger iktidar istiyorsa, bu istegini, iktidara celme ata-
rak ve ona düsmanlik ederek ve onun düsmani olan cetelerle, darbe-
törlerle i$ birligi yaparak degil; ancak iyi i$ler yaparak ve iyi i$ler ya-
pabilecegini isbatlayarak ve milletin güvenini kazanarak gercekles-
tirebilir. Bunun ziddinda olan ve duran bir muhalefet ise, Türk mille-
tinin düsmanidir. Böyle bir düsmani, Türk ve Kürt milleti asla iktidar
yapmaz. Iktidar isteyenler, bunu hak etmesini bilmelidirler.

Not 6: Genel Kurmay Baskani'nin Nisan ayi konusmasinda yaptigi
aciklamada Gülen Cemaati'ne karsi gösterdigi düsmanlik acikca
gösteriyor ki, tezgâhci albayin "eylem plani", Genelkurmay'da ha-
zirlanmis. Eger durum gercekten böyleyse, Genelkurmay Baskani'
nin derhal istifa etmesi ve cezalandirilmasi gerekir. Fakat büyük bir
ihtimalle tezgâhci albay sucu kendi üzerine alarak veya intihar ede-
rek/ettirilerek bu gereklik önlenmeye calisilacak ve Genelkurmaylilar
kurtarilacaktir. Ama biz de bundan sonra kimin ne mal oldugunu bi-
lecegiz ve gözlerimiz daima onlarin üstünde olacaktir.

Not 7: Türk milletine ve onun iktidarina silah dogrultmaya calisan bir
ordu, bu sevdasindan vazgecmelidir. Zira bir avuc PKK'liyla dahi ba$
edememis bir ordu, Türk ve Kürt milletiyle hic ba$ edemez!

Not 8: Darbe sapkinlari $u sözümüzü akillarindan cikarmasinlar: Bir
darbeye kalkisirsaniz, o darbeyi size mutlaka yuttururuz!

Not 9: Ergenekon'un son darbesine karsi Ankara koruma altina alin-
malidir. Cünkü siyasetin merkezi olan bu $ehir, ordu kullanilarak is-
gal altina alinmak istenebilir. Burayi isgal etmeleri mümkün gözük-
mezse, bu sefer Istanbul'u isgal etmeye calisabilirler. Böyle bir is-
gal karsisinda acaba Türk Polisi'nin onu kiracak bir plani var midir?
Böyle bir plan mutlaka hazirlanmali ve Ergenekon'a firsat verilmeme-
lidir. Bunun icin de onun beyin takimlarindan olan Bedrettin Dalan
yurt disindan getirilip sorgusu yapilmalidir. Bu zatin büyük bir sir sak-
ladigini düsünüyoruz. "Son planlari nedir", ögrenilmelidir. Eger o kisi
büyük bir sir sakliyor olmasaydi kacmaz, gelir ifadesini verirdi. "An-
kara ve Istanbul'da Ergenekon'a ait kac tane silah deposu var", bun-
lar ögrenilmelidir. Ve Ergenekon'un beyin takimi tekrar sorgulanmali-
dir. Ama, Ergenekon son darbesini indirmeden!...

Genelkurmay'in, terörle bir ilgisi olmadigi halde Gülen Cemaati'ni vu-
rulacak hedef yapmasi ve Ergenekon Terör Örgütü'nün terörle iliskisi
apacik meydanda oldugu halde ona karsi sert bir tavir göstermemesi
ve hattâ bunun ziddina olarak onu koruyucu bir halde bulunmasi gös-
teriyor ki, Ergenekon'un en önemli adamlari belki de Genelkurmay'da
cöreklenmektedir.

Millete karsi komplo kurmaya calisan bir orduya bu saatten sonra
güvenilemez. Ve bir darbe icin Ankara'yi veya Istanbul'u isgal etme-
ye kalkabilir. Böyle bir kalkismaya karsi Türk Polisi uyanik olmali
ve uyanik durmalidir. Ergenekon liderliginde ordu eliyle Istanbul'un
nasil isgal edilebilecegini bizim aciklamamiza gerek yoktur. Cünkü
Türk Polisi böyle bir plana ilk defa kafa yoracak olsa da, onun bu
plani cözebilecek kadar zeki oldugunu düsünüyoruz. Gerekli cözüm-
leme ve isgali kirma plani ve calismalari hemen yapilmalidir. Hükü-
met ve Parlamento da kendilerini derhal koruma altina almalidir. Cün-
kü TSK'nin tavri ve icerisinde döndürülen firildaklar önemsiz ve basit
görülecek bir sey degildir.

Dolayisiyla Türk Emniyet Teskilati bu sözlerimizi ciddiye almak du-
rumundadir. Cünkü malûm komplocu albayin Genelkurmay hesabina
calisan bir TSK'li olmasi, TSK'nin Ergenekon tarafindan ele gecirilmis
oldugunu göstermektedir. Ayrica Genelkurmayli tezgâhci albay bize,
Ergenekon'un can damarinin TSK icinde bulundugunu da bildirmek-
tedir. Ergenekon Savcilari, bu damari herhalde mercek altina alacak-
lardir. TSK Ergenekon'dan arinmadikca Türk milletine huzur yok de-
mektir. Huzur istiyorsak; devletce, milletce ve iktidarca TSK icine
sizmis ve yerlesmis din ve millet düsmanlarina karsi irademizi gös-
termek ve sesimizi cikarmak zorundayiz.

Not 10: Bu bildirimizin Türkiye'yi ayaklandiracagini iyi biliyoruz. Fa-
kat bunu yayinlamaya mecburuz. Cünkü gerekli önlemler alinmaz
ve uyanik olunmazsa, Ergenekon Türkiye'yi yutabilir! Cok büyük
yildizlari yutan kara delikler gibi...

ALLAH TÜRKIYE'YI ERGENEKON BELÂSINDAN KORUSUN
VE KURTARSIN!

Not 11: Yakinda Türkiye siyasetinin yönünü ve akisini degistirece-
gini düsündügümüz bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Ihtar.
Boyut : Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Freitag, 29. Mai 2009

BEYİTLERLE İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ

(Yazarimiz Hüseyin Avdic'in beyitleriyle
Istanbul'un Yeniden Fethi)

BEYİTLERLE İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ


İstanbul Hakkında Bir Bilmece

Alın size bir bilmece, yeni mi yeni:
'Şu İstanbul yeniden feth edilecek mi? '

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Ne Haber?

Yeniden feth ediliş günün yaklaştı İstanbul, ne haber?
'Konstantin mutlaka feth olunacaktır' buyurdu Peygamber!

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Hakkında Bir Kehanet

Gün gelir, başkent Ankara, en kara hale gelir...
İstanbul da, başşehir olmayı ele geçirir.

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'u Fethedeceğim!

Hak Hak Hak, Rab Rab Rab: Bunlar ayak seslerim.
Çok yakında İstanbul'u fethedeceğim!

Berlin, Nisan 2005.
***
İstanbul'un Fethi Hakkında

Fetih Marşı artık çalmaya başlasın.
Şahlansın ruhu, fetih aşıklarının...

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Konstantinler'e Bırakılamaz...

Fethetmek, kurtarmaktır, bir kötünün ve kötülüğün
elinden bir halkı, bir diyarı.
Konstantinler'e bırakılamaz mazlûm bir şehir,
geri almalı, verip de kararı...

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Seni Kurtarmam Gerek

Seksen yıldır esirsin Konstantinler elinde,
Seni kurtarmam gerek.
Tekrar fethedip Seni, Hakk'ın sancağını bağrına
saplamam gerek.

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Yeniden Fethi

İstanbul'u fetheden, Anadolu'yu alır.
Anadolu'yu alan, Cihan'a egemen olur.
Ben de çıkmışım, İstanbu'u yeniden fethe;
Görelim bakalım, Mevlâm ne ihsan buyurur...

Berlin, Nisan 2005
***
İstanbul Seni Almaya Israrlıyım

Bu sevdadan vazgeçmemi isteme İstanbul, kararlıyım.
Mecnûn sevdasından vazgeçmez, Seni almaya ısrarlıyım.

Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Fethini Gercekleştirmelisin

Allah ilham ediyor ki:

Haydi Mehmed Hüseyin, ey Hüseyin!
Bu fethi, 'sen' gerçekleştirmelisin...

Berlin, 10 Mayıs 2005
(İstanbul'un fethine 19 kala)
***
İstanbul Senin Prensin Benim!

Prensini arıyorsan eğer, aç kollarını İstanbul.
Senin prensin benim, geliyorum, saadeti bende bul.

Berlin, 11 Mayıs 2005
(Fetihe 18 kala)
***
İstanbul'un Fethiyle Ne Gerçekleşecek?

Dünyanın kurtuluşu, İstanbul'un fethiyle gerçekleşecek.
Yoktur bundan başka kurtarıcı bir çare, umut ve gelecek!

Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Seni Yeniden Fethimle...

Fatih kadar gencim ben İstanbul, Sen de fetih kadar
çok yaşlısın.
Benim Seni yeniden fethimle, sonsuz gençliğe
kavuşacaksın!

Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Biliyorum Mahkûmsun

Biliyorum İstanbul, bin türlü kötülüğe mahkûmsun.
Seni fethimle, ebedî kurtuluşa kavuşacaksın...

Berlin, 13 Mayıs 2005.
(Fetihe16 kala)
***
İstanbul Halkını Köhneten Zihniyet...

Köhnedin ve köhnettin halk-ı İstanbul'u ey zihniyet-i
Konstantin!
Gebermelidir sapıklığın, ta ki doğsun kurtarıcı baht
güneşin...

Berlin, 14 Mayıs 2005.
(Fetihe15 kala)
***
İstanbul şaka Yapmıyorum...

Şaka yapmıyorum İstanbul, Seni almaya and içmişim.
İyi bir karara hazır ol: Ya yok olursun, ya da benim!

Berlin, 15 Mayıs 2005.
(Fetihe14 kala)
***
İstanbul Kurtarılmış şehir Olacak

Benim fethimle, 'kurtarılmış şehir' olacaktır İstanbul.
Bütün saadeti de, bundan sonra bulacaktır İstanbul.

Berlin, 16 Mayıs 2005.
(Fetihe13 kala)
***
İstanbul Fethine Yaklaşıyorum

Adım adım fethine yaklaşıyorum bak İstanbul.
Yoktur benden başka seni kurtaracak cesur bir kul!

Berlin, 17 Mayıs 2005.
(Fetihe12 kala)
***
İstanbul'u Konstantinler şersaadet Yapmış

Konstantinler yapmış İstanbul'u bir 'şer'saadet!
Ben de kurtarıp onu, yapacağım 'Dersaadet'...

Berlin, 18 Mayıs 2005.
(Fetihe11 kala)
***
İstanbul'un Fethi Neden Önemli?

İstanbul'un fethi, Mekke'nin fethi kadar önemlidir
bana niçin?
Yoktur bundan başka çare, insanlığın kurtuluş ve
saadeti için!

Berlin, 19 Mayıs 2005.
(Fetihe10 kala)
***
İstanbul'u Almada Gayret Et!

Allah ilham ediyor ki:

İstanbul'u almada, haydi Mehmed gayret et.
Ne olursa olsun, bir hayali hakikat et.

Berlin, 20 Mayıs 2005.
(Fetihe 09 kala)
***
İstanbul'un Fethi Yaklaştı

İstanbul'un fethi yaklaştı, dualar başlasın.
'Rabbim bizi muzaffer kıl' sözü eksik olmasın.

Berlin, 22 Mayıs 2005.
(Fetihe 07 kala)
***
İstanbul'un Fethine 6 Kala

Ey Çandarlı! Bizans hesabına, dünyalık uğruna engellemeye
kalkma bu fethi.
Astırırım seni, kalmadı halk-ı Kontantiniyye'nin zulm ve
esarete takati!

Berlin, 23 Mayıs 2005.
(Fetihe 06 kala)
***
İstanbul'un Fethine 5 Kala

Bundan sonra ne söylersem onu yapın, gitmeyin ileri-geri.
Büyük Kumandan'ın emri ve sözü Hak'tır, tutulması mecburi.

Berlin, 24 Mayıs 2005.
(Fetihe 05 kala)
***
İstanbul'un Fethine 4 Kala

Şahi topuyla Bizans surlarında bir gedik açacağım.
Bu gedikle de, İstanbul'un fethini gerçek yapacağım.

Berlin, 25 Mayıs 2005.
(Fetihe 04 kala)
***
İstanbul'un Fethine 3 Kala

Yirmiyedi Mayıs, 'hücum günü'dür, hazır olun.
Size gelen 'bilgiler'le surlara merdiven kurun.

Berlin, 26 Mayıs 2005.
(Fetihe 03 kala)
***
İstanbul'un Fethine 2 Kala

Mehdi'nin savaşçıları olmak isteyenler katılsın,
İstanbul'un kurtuluş harbine.
Kalemleriniz kılınç, kitaplarınız kalkan olsun,
saldırın Bizans'ın kalelerine!

Berlin, 27 Mayıs 2005.
(Fetihe 02 kala)
***
İstanbul Mutlaka Düşmelidir!

Yiğitlerim! Yirmidokuz Mayıs'ta İstanbul mutlaka
düşmelidir.
Cihad ve gayretlerinizle Peygamber müjdesi
gerçekleşmelidir!

Berlin, 28 Mayıs 2005.
(Fetihe 01 kala)
***
İstanbul Özgürsün Sevinmelisin!

Artık benimsin İstanbul, sevinmelisin.
Kıyamete kadar özgürsün, benimlesin!

Berlin, İstanbul'un fethedildiği gün, 2005.
(Fetihe 00 kala ve... İstanbul fethedildi.)

Berlin, 29 Mayıs 2005.
Hüseyin Avdic

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mayis sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Fetih.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *