(Yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.org
sitesinde bazi tartismacilara verdigi cevaptir.
Bazi ekleme ve degistirmeler yapilmis halde
yayinliyoruz.)
ICKININ HARAMLIGI HAKKINDAKI ÖLCÜ NEDIR, NE OLABILIR?
Icki ile ilgili ayetler:
1- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah,
hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha
büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)
(Yani: Ickinin faydasi da vardir, ama azdir. Zarari faydasindan cok
oldugu icin de terkedilmelidir.)
2- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye
kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43)
(Yani: Sarhos iken namaz kilinamaz. Ama her icim de insani sarhos
etmez. Bunun icin sarhosluk sinirina varmamis olan ickicilerin namaz
kilmasi mümkündür.)
3- “Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar,
fal okları ancak şeytan i$i birer pisliktir. Onun için bunlardan
kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90) ve
4- “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek,
sizi ALLAH’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık
siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Sûresi, 91)
(Yani: Ickide insani seytanlastiran bir etki vardir. Bu etkiye kapilma-
mak icin ickiden uzak durmak gerekir. Ancak Allah'i anmaya ve na-
maz kilmaya engel olmayacak miktarda icki kullanmaniz mümkün-
dür. Cünkü ickinin her ölcüsü insani sarhos etmez.)
Yüce Sahibimiz, Maide 91. ayetiyle toplumun huzurunu bozacak ve
ibadete engel olacak bir icki kullanimindan "vazgecmemizi" istiyor.
Dikkat edersek, burada Kur'anin Göndericisi, tehditler savurmadan
ve despot bir ifade kullanmadan gayet demokratikce: "Artik vazgec-
tiniz degil mi" diyerek; "Beni anmayi engelliyecek bir icki icimini lüt-
fen terkedin" diyor. Yani, âdeta "rica" ediyor... Bu da tabii O'nun
merhametinden kaynaklaniyor.
Ama bazi kimseler de O'nun bu ricasini despotizmle yogurarak her
icki iceni cehenneme postalamakta ve onlari müslümanliktan cikar-
maktadir! Bu cikaris ise kabul edilemez. Cünkü bu hareket büyük
bir ölcüsüzlüktür. Ölcüsüzlük ise, adaletsizlik'tir. Allah ise, adil'dir;
adaletsizligi kabul edemez.
Öyle ise burada, "ickinin tamami mi, yoksa sadece zararli kismi mi
yasaklanmistir" diye sormak gerekiyor ve sorulabilir. Cünkü (anlas-
mali olma ve imtihan etme haricinde) sebepsiz bir yasaklama, des-
potizmdir. Ölcüsüz bir yasaklama ise, adaletsizliktir. Yüce Rabb'in
getirmek istedigi yasaklama, "sebepli" bir yasaklamadir. Sebep ise:
"Ickinin zararli olusu" yani "ibadete engel olmasi ve toplumsal huzu-
ru bozmasi"dir. Fakat bu istenen yasaklamanin "ölcüsü" nedir?
Bu suali cevapliyabilmek icin önce yüce Allah'in sözüne bakilir. O'
nun Maide 90-91 isimli sözlerinden anlasilan ise: Toplumsal barisi
bozan ve ibadete engel olan bir icki kullanimindan O'nun rahatsiz
olmakta olusudur. Bunun icin de icki kullanimindan vazgecilmesini
istemektedir.
Fakat biz, her icki icenin toplumsal barisi bozmadigini ve her ölcü
ickinin de namaza engel olmayacagini da biliyoruz. Icki ile ilgili aye-
tin "artik hepiniz vazgectiniz degil mi" kisminda ise; "ickinin tamami-
nin mi, yoksa sadece ibadete engel olan tarafinin mi terkedilecegi"
ne dair kesin bir hüküm de bulunmadigindan, biz (hüküm cikaricilar)
gecmis ayetlere bakarak gerekli ölcüyü bulabiliriz.
Ikinci olarak da tabii ki O'nun Elcisi(sav)nin uygulamasina bakaca-
giz. Fakat onun uygulamasina bakabilmek icin günümüzün hal ve
sartlari ile o zamanin hal ve sartlarinin esit olmasi gerekir. Esit degil-
se, o zamanin ayni uygulamalarini bu zamana tatbik edemeyiz. Yani
her icki kullanan kimseye "80 sopa" vuramayiz. Vurursak, adaletsiz-
lik etmis oluruz. Cünkü her ölcü icki insani sarhos etmez ve ibadete
engel olmaz. Burada bir ölcü konulmasi gerekiyor. Ölcüsüz hareket
edilirse, adaletsizlik dogar. Adaletsizlik ise, kabul edilemez.
"Cogu haram olanin, azi da haramdir" sözüne de dikkatli yaklasma-
liyiz. Cünkü cogu zararli olan bir seyin az faydasinin da terkedilme-
sini istemek, (her zaman) isabetli degildir. Cünkü icki, "zehir" gibi
"mutlak zararli" bir nesne degildir. Cok icildiginde zarari vardir,
ama az icildiginde faydasi da vardir. Ve bazi insanlar da bu fayda-
dan yararlanmak istiyor ve onu terkedemiyor veya terketmek iste-
miyor.
Evet bir dindar müslüman o az faydayi da terkedebilir, ama o ter-
kedisi baskalarina dayatamaz. Yeni yetismis Islâm Bilginleri de böy-
le bir dayatmada bulunamaz. Cünkü Allah'tan kesin bir ayet alma-
mislardir. Allah (CC) ise, ickinin az faydasini kabul etmistir. O'nun
bu kabul edisini yok sayamayiz. Bunu yok sayamazken tabii O'nun
büyük hakkini da gözetmek ve icilecek ickinin ibadete engel olma-
masina ve toplumsal huzuru bozmamasina da riayet etmek gereki-
yor.
Bunun icin de, meselâ trafige cikacak sürücülerin alacaklari ickinin
belirli bir promili a$mamasi gerektigi gibi sinirlamalar ve yasaklar
getirilebilir ve getirilmektedir.
Bu konuyu sosyolojik acidan da ele almaliyiz:
Hazret-i Peygamber(SAV)in zamaninda hayat basit ve tekdüze idi.
Bizim zamanimizda ise hayat modernlesmis, cok cesitlenmis ve ihti-
yaclari cogalmistir.
Allah Elcisi'nin toplumu dindar ve dindarlasma yolunda olan bir top-
lumdu.
Islâmli ülkelerden biri olan Türkiye'nin ise, yüzde doksan kendini
"müslüman" kabul edenlerden ancak yüzde otuz kadari dindardir.
Yüzde altmisi ise dindarliktan uzaktir ve bunlarin yarisi da belki
dindarliktan uzak ya$amak istemektedir. Böyle farkli bir inanis
yelpazesinde bulunan dindarlarin kendi aralarinda ickiyi yasakla-
malari uygun olabilir. Fakat bu yasagi diger toplum katmanlarina
da uygulamalari dogru olmaz.
Cogunlugun hakkini korumak icin azinliga yasaklar konulabilir. Fa-
kat bu yasaklar onlarin hak ve özgürlüklerini yok etmemelidir. Azin-
likta kalanlar (onlar cogunluk da olabilir) baskasina zarar vermeye-
cek ölcüde ickisini kullanabilmelidir. Ayni sekilde azinligin haklarini
korumak icin cogunlugun hak ve özgürlükleri de cignenmemelidir.
Bugün Türk halkinin yüzde yirmisi icki kullanmaktadir. Bu yüzdenin
yaridan fazlasi kendini "müslüman" kabul ediyorsa, onlara: "Ya icki-
yi tamamen terket, ya da git Hristiyan ol" denemez. Böyle birsey,
Islâmiyetin cogalma ve yayilma siyasetine darbe olur. Dindar müs-
lümanlar bu darbecilikten uzak durmali, Allah'in dininin yayilmasina
ve dindarlarin cogalmasina engel olmamalidir.
Allah'in adaleti, merhameti ve hosgörüsü; ickiyi ölcülü kullananlari
hor görmez, onlari Islâmiyetten dislamaz ve dislamiyor. Allah disla-
miyorsa, O'na teslim olmus bir kimse de haddini bilmelidir.
Bunun icin kendini müslüman kabul ettigi halde icki kullanan bir
kimse: "Ben icki icen bir adamim. Öyleyse dindarliktan da uzak
kalmaliyim" dememelidir.
Allah'in verdigi (daha dogrusu ayetinden cikan) ölcü, yani "ibadete
engel olmayacak ve sihhati bozmayacak miktar" a$ilmadiktan son-
ra (benim cikardigim sonuca göre) korkuya mahal yoktur. Bu hal-
de (ickicilik sebebiyle) dinden ve dindarliktan kacmaya da gerek
kalmaz. Yeter ki ölcüyü kacirma.
Ickiden vazgecemeyenler iciciliklerini, ancak ickiyi külliyen helâl
saymadan ve Allah'in adalet ve merhametine ve hosgörüsüne sigi-
narak ve gerekli ölcüyü koruyarak sürdürebilirler.
"Peygamber Hazretleri(SAV)nin icki icenleri cehennemle tehdit
etmesini ve onlarin cehennemlik olacagini bildirmesine ne diyecek-
sin?" denebilir.
Allah Elcisi (SAV) elbette dogru söylemis. Fakat (Allah'in adaleti
sebebiyle) her icki icen cehennemlik olmaz. Cehennemlik olacak
olanlar ancak sunlar olabilir: Icki sebebiyle dinden ve dindarliktan
uzak kalanlar. Namazi terkedenler. Toplumun huzurunu bozanlar
ve aile ici siddet uygulayanlar. Eger bunlar tövbe edip kendilerini
düzeltmezlerse, cehennemlik olurlar.
Dikkat ederseniz bu makalede ickiyi helâl saymadim. Allah(CC)in
verdigi ilim ve ilhamla Kur'ana dayanarak ickinin sadece haramlik
ölcüsünü gösterdim. Eger bilim bugün isbatli olarak ickinin faydala-
rinin zararlarindan fazla oldugunu söyleyebilseydi, bu halde icki ic-
mek Allah(CC)in izniyle helâl hale gelebilirdi. Ama $u an bilim de
din gibi ickinin zararlarinin faydasindan cok oldugunu söylemekte-
dir. Biz de bu söylemi dinlemek zorundayiz.
Bilimin isbatli sözlerini nicin dinlemek zorundayiz?
Cünkü bilim, "Yaratilis"in sözcüsüdür. Hem yüce Mevlâmiz da:
"Bilgisizce i$ yapmayin" demektedir. Bu ve baska sebeplerle in-
sanlik dogru yolu bulabilmek ve Gercek Din'den isabetli hükümler
cikarabilmek icin Yaratan'in, Yaratilisin ve Yaratilmislarin yasasini
dinlemek ve bu üc yasanin (yani din, bilim ve aklin) hükümlerini
birbirleriyle uyusturmak zorundadir. Bu zorunlugu yerine getirme-
yenler ve o üc yasadan birinin hükmünü cigneyenler dogru yolu
bulamaz ve isabetli karara varamaz.
Diyenet Isleri Baskanligi'nin ve yeni Islâm Bilginlerinin ve Mücte-
hidlerinin bu noktalara dikkat etmelerini rica ediyorum.
Not: Dindarlar, sarhos etmeyen ve sihhati bozmayan ickiler ürete-
bilirler.
Hüseyin Avdic
***
(Üstteki yazima karsi elestirilerde bulunan):
Fatih Bey,
Sizin de hakli oldugunuz noktalar var ve onlara katiliyorum.
Fakat, bir kisim insanlari belirsizlik, ölcüsüzlük ve korku
icinde birakmak ne derece dogrudur? Herkes ölcüsünü
bilse, ona göre hareket etse daha iyi olmaz mi?
Belirsizlik ve ölcüsüzlük yüzünden önemli bir kitlenin dinden,
dindarliktan uzak durmasi da hakka uygun mudur?
Icki kullananlar, hangi ölcü ickinin sarhos edip etmedigini iyi
bilirler ve kendilerini ayarlayabilirler.
Gencler ise, genclik vakitlerinde dinle fazla bir ilgileri olmaz;
"ickiden, sigaradan uzak durun" sözlerine de pek aldiris etmez-
ler ve onlari mutlaka denerler. Yani "benim gösterdigim ölcü
onlari pek etkilemez ve tehlikeye atmaz" diye düsünüyorum.
Siz kendinize bir damla ickiyi bile haram edebilirsiniz. Bu icti-
hadinizin sevabi da, günahi da size aittir. Fakat bu cikarimi bas-
kalarina da dayatip zorluk ve zorbalik cikarmamak gerekir.
Bence; (burada dikkat edelim: "Ickili iken" demiyor). "Sarhos
iken namaza yaklasmayin" ayeti, ickinin haramlik ölcüsünü
vermektedir. Bu ölcü meydandayken, insanlari zorda birakma-
nin bir anlami yoktur.
"Allah size dinde güclük yüklemedi", "Allah size kolaylik diler,
zorluk dilemez" ayetleri de, yukaridaki ölcüye yesil i$ik yak-
maktadir. Ama siz; "onlar sözün en iyisine, en güzeline uyarlar"
ayetine bakarak, ickinin az faydali kismini da terkedebilirsiniz.
Yani karsimiza iki fikih mezhebi ve iki yol cikmakta. Herkes
istedigine uysun...
Not: Din, Yaratan'in elcisi oldugu gibi, bilim de Yaratilis'in
elcisidir. Insanlik bu iki elciyi de dinlemek zorunda oldugundan,
Ikinci elcinin icki ve sigaranin zararlarini bildirmesi karsisinda,
benim gösterdigim ölcünün ickicileri fazla cesaretlendirecegini
düsünmüyorum.
Ayrica; "Islâmiyet, kimseye kendini begendirmek zorunda degil-
dir", fakat bu din; "âlemlere rahmet" olmasi icin gönderilmis bir
din oldugundan, onun "rahmet" olabilmesinin bir geregi de, des-
pot olmamak ve demokrat olmaktir. Demokratligin geregi de,
az faydaliya yasak koymamaktir.
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Temmuz sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hüküm cikarma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Donnerstag, 30. Juli 2009
Sonntag, 21. Juni 2009
M E D Y A' Y A H İ T A P
M E D Y A' Y A H I T A P
baristiran ALLAHin adiyla
"Ergenekon dostu" oldugu iddia edilen bazi gazete ve televizyonlar,
onun dostu olmadigini isbatlamak istiyorlarsa, "AK Parti'yi ve Fet-
hullah Gülen Cemaati'ni bitirme plani"nin belgesinin "sahte"(!) oldu-
gunu isbata calismaktan vazgecmelidirler. Cünkü belgenin sahte
olup olmadiginin isbati, televizyon ve gazetelerin i$i degil, polis ve
adaletin i$idir. Öyle ise i$i uzmanina birakalim.
Hem kendimizi kandirmayalim: Türk Silahli Kuvvetleri(TSK) icinde
darbe heveslisi bir takim her zaman olmustur ve $u anda da bulun-
maktadir. Bizim yapmamiz gereken, onlarin hevesini kirmaktir, cos-
turmak degil.
Öyle ise "Ergenekon dostu" olmadigini isbatlamak isteyen ve iste-
meyen bütün televizyon ve gazeteler, ordu icindeki darbe heveslile-
rine ültimatom verircesine $öyle haykirabilmelidirler: "Biz, darbe de-
gil, DEMOKRASI istiyoruz. Türkiye demokratiktir ve demokratik ka-
lacaktir!"
Bu ültimatomu vermeyen medya ise kendini "Ergenekon dostu" ve
darbe taraftari olarak göstermis olacaktir. Ergenekon cetesi ise,
Türkiye'nin dostu degildir. Cünkü kimse kendi keyf ve kafasina göre
vatan kurtariciligina kalkamaz.
Cünkü Türkiye bir "Cumhuriyet"tir: Egemenlik halka aittir. Halk co-
gunlugunun izni olmadan kimse kendi keyfine göre Türkiye'nin kade-
riyle ilgili kararlar alip veremez.
Cünkü Türkiye "Laik"tir: Onun yönetimi dine veya dinlestirilmis bir i-
deolojiye dayandirilamaz. O halde kimse: "Türkiye bizim dinimize
veya ideolojimize göre yönetilecektir" diyemez.
Cünkü Türkiye "Demokratik"tir: Iktidar, halk cogunlugunun sectigi
partiye aittir. Halk da istedigi partiyi secme hakkina sahiptir. Onun
secimini kabul etmemek, onu a$agilamaktir, diktatörlüktür! Dikta-
törlük ise, zulümdür!
Bir kismimiz bu zulme sahip cikiyor. Nicin bu sahip cikis? Hepimiz
bu vatanin cocuklari degil miyiz? Evet öyleyiz! Bir anlamda hepimiz
kardesiz. Kardesligin geregi ise, birbirine dost olmaktir, düsman ol-
mak degil. Öyle ise dostlugun yollarini arayalim. Bunun icin de bir-
birimizi anlamaya, dinlemeye calisalim.
Nedir alip veremedigimiz? Iktidar istiyoruz ve onu birbirimizin elinden
zorla kapmaya calisiyoruz. Bu calisma neden? Cünkü kücük bir kis-
mimiz, büyük bir kismimizi "öteki" görüp, onu ezmek istiyor, ona e-
gemen olmak istiyor. Büyük kisim da ezilmemek ve ezilmekten kur-
tulmak ve korunmak istiyor. Bu yüzden de ezilen kisim, iktidari de-
mokrasi araciyla kendini "seckin" gören kismin elinden almis durum-
dadir. Seckin kismimiz da bunu hazmedememekte ve halkin sectigi
iktidari devirmeye calismaktadir. Bu calisma icin de ordunun ve cete-
lerin yardimini istemekte ve onlara siginmaktadir. "Laikligin elden gi-
decegi"nden korkarak da bu siginmasini "hakli" görmeye ve göster-
meye calismaktadir.
Peki, bu calisma "dogru" mu? Degil! Cünkü Türkiye'de halk cogunlu-
gunun "laikligi yok etme" gibi bir istegi ve hedefi yoktur. Kücük bir a-
zinligin böyle bir hedefi olsa da, bunu halk cogunluguna kabul ettire-
bilecek bir gücü bulunmamaktadir. Dindar cogunlugun ise böyle bir
hedefi ve arzusu yoktur. Onun hedef ve arzusu: Laiklik bahanesiyle
gasbedilmis ve gasbedilmekte olan haklarini geri almaya calismak
ve her alanda müslümanca ya$ayabilmektir. Bunun icin de kendine
yakin gördügü ve haklarini kurtarabilecegini düsündügü partileri ikti-
darda görmek istemektedir. Onun bu istegine kimse engel olamaz
ve olmamalidir. Cünkü herkes istedigi partiyi secmekte hürdür.
Eger seckinci sinif iktidar istiyorsa, önce gasbetmis oldugu haklari
iade etmeli ve bunu istemelidir. Bunu istemedigi müddetce bu sinifin
partisi iktidar yüzü göremez. Belki bunu bildigi icin ordu ve ceteler-
den yardim isteyecektir ve istemektedir. Fakat bu istek, gayri mesru
ve zulmani bir istektir. Türk halki da bu istegin pesine takilanlara ge-
cit vermeyecektir ve buna kararlidir.
Eger Türk Silahli Kuvvetleri "milletin ordusu"ysa, bu karara uyacak
ve saygi gösterecektir. Bunun geregi olarak da elini siyasetten ce-
kecek ve iktidar üzerindeki vesayetini kaldiracaktir. Aksi halde mil-
letin ordusu degil, seckin sinifin ordusu oldugunu göstermis olacak
ve Türk ve Kürt halkinin düsmanligini cekecektir. Bu cekis de, bir ic
savasin baslangici demektir. Bu baslangica start vermek isteyen bir
sinif ise, milletin dostu degil, düsmani olur. Milletin düsmani olanlar
ise, "vatansever" olamazlar. Onlar ancak nefisperesttirler ve egoizm-
lerinin egemenligini istemektedirler. Egoizmin egemenligi ise, Tanri
katinda reddedilmistir. Eger egoizm bir ülkeye egemen olursa, Tanri
böyle zulümsel bir egemenligi deprem gibi cesitli felâketlerle yok
eder.
Yok olus istemeyenler, egoizmlerinin tanrilastirilmasina son versin,
varlik bulsunlar. Bu varlik icin de; hakka, adalete, namusa ve evren-
sel degerlere itaat etsinler. Bu itaatin geregi olarak da demokrasiye
"evet" desinler. Ve; laikligi despotizme, cumhuriyeti de zümre ve
sinif egemenligine cevirmesinler. Bunun isbati olarak da gasbetmis
olduklari ve bu gasbtan vazgecmek istemedikleri Kürtler'in ve Kur'an-
lilar'in haklarini iade etmeye razi olsunlar, halk cogunluguyla uzlas-
sinlar.
Ancak bu uzlasma, anlasma ve sözlesme ile Türkiye bölünmekten,
dagilmaktan ve parcalanmaktan korunmus ve kurtulmus olacaktir.
Gercek "vatanseverler" de, bu kurtulusa "okey" diyenlerdir.
Öyle ise, "okey" diyenleri görelim! Barisalim.
TÜRK HALKI'NIN BARISI KUTLU OLSUN!
Not 1: Ergenekon cetesinin pisliklerini masum bir cemaatin üzerine
atarak kimse temiz olamaz.
Not 2: Yakinda Türkiye'deki siyasetin yönünü ve akisini degistirecek
bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Baris.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
baristiran ALLAHin adiyla
"Ergenekon dostu" oldugu iddia edilen bazi gazete ve televizyonlar,
onun dostu olmadigini isbatlamak istiyorlarsa, "AK Parti'yi ve Fet-
hullah Gülen Cemaati'ni bitirme plani"nin belgesinin "sahte"(!) oldu-
gunu isbata calismaktan vazgecmelidirler. Cünkü belgenin sahte
olup olmadiginin isbati, televizyon ve gazetelerin i$i degil, polis ve
adaletin i$idir. Öyle ise i$i uzmanina birakalim.
Hem kendimizi kandirmayalim: Türk Silahli Kuvvetleri(TSK) icinde
darbe heveslisi bir takim her zaman olmustur ve $u anda da bulun-
maktadir. Bizim yapmamiz gereken, onlarin hevesini kirmaktir, cos-
turmak degil.
Öyle ise "Ergenekon dostu" olmadigini isbatlamak isteyen ve iste-
meyen bütün televizyon ve gazeteler, ordu icindeki darbe heveslile-
rine ültimatom verircesine $öyle haykirabilmelidirler: "Biz, darbe de-
gil, DEMOKRASI istiyoruz. Türkiye demokratiktir ve demokratik ka-
lacaktir!"
Bu ültimatomu vermeyen medya ise kendini "Ergenekon dostu" ve
darbe taraftari olarak göstermis olacaktir. Ergenekon cetesi ise,
Türkiye'nin dostu degildir. Cünkü kimse kendi keyf ve kafasina göre
vatan kurtariciligina kalkamaz.
Cünkü Türkiye bir "Cumhuriyet"tir: Egemenlik halka aittir. Halk co-
gunlugunun izni olmadan kimse kendi keyfine göre Türkiye'nin kade-
riyle ilgili kararlar alip veremez.
Cünkü Türkiye "Laik"tir: Onun yönetimi dine veya dinlestirilmis bir i-
deolojiye dayandirilamaz. O halde kimse: "Türkiye bizim dinimize
veya ideolojimize göre yönetilecektir" diyemez.
Cünkü Türkiye "Demokratik"tir: Iktidar, halk cogunlugunun sectigi
partiye aittir. Halk da istedigi partiyi secme hakkina sahiptir. Onun
secimini kabul etmemek, onu a$agilamaktir, diktatörlüktür! Dikta-
törlük ise, zulümdür!
Bir kismimiz bu zulme sahip cikiyor. Nicin bu sahip cikis? Hepimiz
bu vatanin cocuklari degil miyiz? Evet öyleyiz! Bir anlamda hepimiz
kardesiz. Kardesligin geregi ise, birbirine dost olmaktir, düsman ol-
mak degil. Öyle ise dostlugun yollarini arayalim. Bunun icin de bir-
birimizi anlamaya, dinlemeye calisalim.
Nedir alip veremedigimiz? Iktidar istiyoruz ve onu birbirimizin elinden
zorla kapmaya calisiyoruz. Bu calisma neden? Cünkü kücük bir kis-
mimiz, büyük bir kismimizi "öteki" görüp, onu ezmek istiyor, ona e-
gemen olmak istiyor. Büyük kisim da ezilmemek ve ezilmekten kur-
tulmak ve korunmak istiyor. Bu yüzden de ezilen kisim, iktidari de-
mokrasi araciyla kendini "seckin" gören kismin elinden almis durum-
dadir. Seckin kismimiz da bunu hazmedememekte ve halkin sectigi
iktidari devirmeye calismaktadir. Bu calisma icin de ordunun ve cete-
lerin yardimini istemekte ve onlara siginmaktadir. "Laikligin elden gi-
decegi"nden korkarak da bu siginmasini "hakli" görmeye ve göster-
meye calismaktadir.
Peki, bu calisma "dogru" mu? Degil! Cünkü Türkiye'de halk cogunlu-
gunun "laikligi yok etme" gibi bir istegi ve hedefi yoktur. Kücük bir a-
zinligin böyle bir hedefi olsa da, bunu halk cogunluguna kabul ettire-
bilecek bir gücü bulunmamaktadir. Dindar cogunlugun ise böyle bir
hedefi ve arzusu yoktur. Onun hedef ve arzusu: Laiklik bahanesiyle
gasbedilmis ve gasbedilmekte olan haklarini geri almaya calismak
ve her alanda müslümanca ya$ayabilmektir. Bunun icin de kendine
yakin gördügü ve haklarini kurtarabilecegini düsündügü partileri ikti-
darda görmek istemektedir. Onun bu istegine kimse engel olamaz
ve olmamalidir. Cünkü herkes istedigi partiyi secmekte hürdür.
Eger seckinci sinif iktidar istiyorsa, önce gasbetmis oldugu haklari
iade etmeli ve bunu istemelidir. Bunu istemedigi müddetce bu sinifin
partisi iktidar yüzü göremez. Belki bunu bildigi icin ordu ve ceteler-
den yardim isteyecektir ve istemektedir. Fakat bu istek, gayri mesru
ve zulmani bir istektir. Türk halki da bu istegin pesine takilanlara ge-
cit vermeyecektir ve buna kararlidir.
Eger Türk Silahli Kuvvetleri "milletin ordusu"ysa, bu karara uyacak
ve saygi gösterecektir. Bunun geregi olarak da elini siyasetten ce-
kecek ve iktidar üzerindeki vesayetini kaldiracaktir. Aksi halde mil-
letin ordusu degil, seckin sinifin ordusu oldugunu göstermis olacak
ve Türk ve Kürt halkinin düsmanligini cekecektir. Bu cekis de, bir ic
savasin baslangici demektir. Bu baslangica start vermek isteyen bir
sinif ise, milletin dostu degil, düsmani olur. Milletin düsmani olanlar
ise, "vatansever" olamazlar. Onlar ancak nefisperesttirler ve egoizm-
lerinin egemenligini istemektedirler. Egoizmin egemenligi ise, Tanri
katinda reddedilmistir. Eger egoizm bir ülkeye egemen olursa, Tanri
böyle zulümsel bir egemenligi deprem gibi cesitli felâketlerle yok
eder.
Yok olus istemeyenler, egoizmlerinin tanrilastirilmasina son versin,
varlik bulsunlar. Bu varlik icin de; hakka, adalete, namusa ve evren-
sel degerlere itaat etsinler. Bu itaatin geregi olarak da demokrasiye
"evet" desinler. Ve; laikligi despotizme, cumhuriyeti de zümre ve
sinif egemenligine cevirmesinler. Bunun isbati olarak da gasbetmis
olduklari ve bu gasbtan vazgecmek istemedikleri Kürtler'in ve Kur'an-
lilar'in haklarini iade etmeye razi olsunlar, halk cogunluguyla uzlas-
sinlar.
Ancak bu uzlasma, anlasma ve sözlesme ile Türkiye bölünmekten,
dagilmaktan ve parcalanmaktan korunmus ve kurtulmus olacaktir.
Gercek "vatanseverler" de, bu kurtulusa "okey" diyenlerdir.
Öyle ise, "okey" diyenleri görelim! Barisalim.
TÜRK HALKI'NIN BARISI KUTLU OLSUN!
Not 1: Ergenekon cetesinin pisliklerini masum bir cemaatin üzerine
atarak kimse temiz olamaz.
Not 2: Yakinda Türkiye'deki siyasetin yönünü ve akisini degistirecek
bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Baris.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Sonntag, 14. Juni 2009
TÜRK MİLLETİ'NDEN ONUN SİLAHLI KUVVETLERİNE MUHTIRA!
ASKERIN SIYASET YAPMASI VE ONA KARISMASI
CUMHURIYET'E TECAVÜZDÜR!
Askerin siyasete karismasi, Cumhuriyet'in anlamini yikar. Cünkü
Cumhuriyet; "siyasal egemenligin halka ait oldugu bir yönetim bi-
cimi" oldugundan, askerin siyasete müdahalesi, halkin egemenli-
gine tecavüz olur. Bu tecavüz ise, Cumhuriyet'in anlamini yok eder.
Kendilerinin "Cumhuriyet'in koruyucusu" oldugunu iddia edenler, bu
yikicilik ve yok ediciliklerini iyi görsünler. Görmezlerse, onlari dur-
durmak da (millet olarak) bize düser.
Cumhuriyet'i, ordu ve askerlerin ve darbetörlerin ve ergenekoncularin
tecavüzünden korumaliyiz.
+ + +
TÜRK MILLETI'NDEN ONUN SILAHLI KUVVETLERINE MUHTIRA!
(Bu muhtirayi bütün Türkiye halki iyi okumalidir...)
gözü zalimlerin üstünde olan ALLAHin adiyla
TSK (Türk Silahli Kuvvetleri)nin Harekât Baskanligi'nda bir albay tara-
findan iktidar partisi AK-P ve Gülen Cemaati'ne karsi hazirlanmis ve
Ergenekon zanlisi bir avukatin ofisinde bulunmus olan "eylem plani",
eger gercekten TSK imalatiysa, karsimizda Türk halkina ve dinine
düsman bir ordu var demektir.
Cünkü AK Parti, Türk halkinin yarisinin oyunu almis ve yüzde yetmisi
tarafindan da olumlu karsilanan bir iktidar partisidir. Yani arkasinda
yüzde yetmislik bir halk var. Gülen Cemaati ise, o da Türk halkinin
yüzde sekseni tarafindan tasvip gören ve radikalizm gibi asiriliklara
karsi duran orta yollu bir cemaattir.
Dolayisiyla arkalarinda Türkiye'nin yaridan fazlasinin destegini almis
bir parti ve cemaate düsmanlik eden ve ona komplo kurmaya calisan
bir ordu (cünkü bu iddia henüz yalanlanmadi), Türk milletine düsman-
lik etmis olur. Bu millet cogunluguna karsi hazirlanmis eylem planla-
ri da, ona karsi acilmis bir "savas" demektir. Bu savasi mutlaka ver-
mek isteyenler, Kur'andaki Musa'ya düsmanlik eden Firavun'un aki-
betine baksinlar, sonlarini görsünler. Ve kimse Gülen Cemaati'nin sa-
hipsiz ve korumasiz oldugunu zannetmesin! Böyle bir zanna kapilan-
lar, cok büyük bir yanilgiya ugramis olurlar ve felâket bulurlar...
Ordu icinden millete ve milletin sectiklerine karsi gelen bu düsmanlik-
lar karsisinda gümbür gümbür gümbürdememiz ve sözü uzatmamiz
mümkündür. Fakat fazla söze hâcet yok. Her sey ortada... Yapilma-
si gereken de ortada!
TSK'yi ele gecirmis veya gecirmeye calisan Ergenekon mikrobu, si-
yasal irade tarafindan mutlaka temizlenmelidir. Bu mikroba sahip ci-
kan yüzde yirmilik CHP'liler varsa, o mikrobun yok edilmesini isteyen
yüzde seksenlik bir Türk halkinin varligi da unutulmamalidir. Siyasal
irade, millet cogunlugunun destegine sahip oldugunu bilmeli ve göre-
vini yerine getirmelidir.
Öyleyse, Ergenekon mikrobu yok edilsin! Onun, Türk ordusu icinde
bir yeri olamaz! Kahrolsun Ergenekon!
Not 1: Eger Türk Hükümeti: "Biz bu i$in üstesinden gelemeyecegiz"
diyorsa, acik acik söylesin. Bu mikrobu biz temizleyelim. Bunun i-
cin gerekli temizlik malzemesini ve elemanini bulmak, bizim icin ko-
laydir.
Not 2: Ergenekonculara uyari: Bir adim daha atarsaniz, yok edilme-
yi kabul etmis olursunuz! Yani hükümete ve adalete birakilmazsiniz...
Gereken emri veririz. Ergenekoncu generallerinizden de bir korkumuz
yoktur!
Koskoca bir millet, bir avuc darbe manyagi ergenekoncu askerin kor-
ku ve tehdidi altinda ya$amaya mahkûm edilemez.
Ordu icindeki ergenekonculari uyariyoruz: Eger millete ve onun iktida-
rina karsi bir adim daha atacak olurlarsa, artik gereken emri veririz.
Kürtler ve Kur'anlilar, liberaller ve demokratlar da bu emri almaya ha-
zir olsunlar. Aksi halde askerin esareti altinda ya$amaya mahkûm
kalacagiz demektir. Bu mahkûmiyet ise kabul edilemez ve edilme-
yecektir.
Darbe manyaklari iyi bilsinler ki, onlara bir 27 Mayis 1960 zevki da-
ha tattirmayacagiz. O zamanki tattiklari zevkin intikamini da alaca-
giz. Onlari mahvedecegiz. Buna kararliyiz.
1960 darbesinin intikamini alamamis olmanin izdirabi icerisindeyiz.
Hadi, bir adim daha atin, görelim sizi, bitirelim i$inizi! Hadi, bir adim
daha atin da, bekledigimiz firsati bize kazandirmis olun.
Ordu icindeki yüzde sekseni CHP'li olan yüksek rütbelilerin derdini
cok iyi anliyoruz: Istiyorlar ki, iktidar hep CHP'nin elinde olsun veya
CHP'li olmayan iktidarlar onlarin güdümünde bulunsun. Böyle bir sey
olamaz. Cünkü Türkiye demokratik bir ülkedir ve demokratik kalacak-
tir. Hak etmediginiz bir seyi istememelisiniz ve hele onu zorla alma-
ya kalkmamalisiniz. Kalkarsaniz, gününüzü görürsünüz! Ve bu mille-
tin sizin vesayetiniz altinda ya$amak istemedigini de iyi bilmeli, eli-
nizi onun üstünden cekmelisiniz. Vazifeniz; vatan ve millet koruyucu-
lugudur, yoksa onlarin yöneticiligi degildir. Cünkü Türkiye'nin siyasal
rejimi bir padisahlik degil, CUMHURIYET'tir! Ama, "demokratik bir
Cumhuriyet"tir! Bu Cumhuriyet'e razi olmayanlar görevlerinden istifa
etsin. TSK icinde Cumhuriyet ve Demokrasi düsmanlarini görmek
istemiyoruz!
Bütün TSK'lilar iyi duysun: Türk halki ve milleti olarak vesayetinizi
reddediyoruz!
Not 3: Eger TSK, ergenekoncu albayin tezgâhindan masumsa, ge-
rekeni yapsin, masumiyetini isbatlasin.
Not 4: Gülen Cemaati ve AK Parti'nin $eriat pesinde kosmadigini ve
kosmayacagini, Türkiye'de bunu kabul etmek istemeyen CHP'liler-
den baska herkes biliyor. Biz de, bu iddianin, iktidari ele gecirebil-
mek icin ortaya atildigini ve onun icin kullanildigini iyi biliyoruz. Ikti-
dar isteyenler böyle tezgâhlara degil, milletin rizasina müracaat et-
meli ve onun güvenini kazanmaya calismalidir. Bunun disinda atila-
cak adimlar, Türkiye'yi ucurumdan a$agiya yuvarlamak olacak ve o
adimlari atanlar da mutlaka belâlarini bulacaklardir ve bulmak zorun-
dadirlar.
Not 5: Koskoca bir ordu, hem milletin olan bir ordu, kücücük bir sel-
cuk ve perincek zihniyetinin pesinden gidemez ve onlarin pompaladi-
gi kuruntularla yürüyemez. Onlarin kuruntulariyla yürüyen bir ordu,
milletin ordusu olamaz. Cünkü Türk'ün ve Kürd'ün dini ve milliyeti,
onlarin sapkin zihniyetiyle bagdasmaz. Onlar, Türk'ün ve Kürd'ün di-
nine ve milliyetine düsmandirlar. Bu düsmanliklari sebebiyle onlarin
Cumhuriyet ve Demokrasi'sine de düsmandirlar. Türk Ordusu, onu
ele gecirmeye calisan ve bir miktar ele gecirmis bulunan ve Türkiye'
yi ucurumdan asagiya yuvarlamaya calisan $eytani iyi tanimali ve
onun izinden gitmemelidir.
AK Parti hükümetine dolayisiyla onu iktidar yapan millete düsman
olan muhalefet, eger iktidar istiyorsa, bu istegini, iktidara celme ata-
rak ve ona düsmanlik ederek ve onun düsmani olan cetelerle, darbe-
törlerle i$ birligi yaparak degil; ancak iyi i$ler yaparak ve iyi i$ler ya-
pabilecegini isbatlayarak ve milletin güvenini kazanarak gercekles-
tirebilir. Bunun ziddinda olan ve duran bir muhalefet ise, Türk mille-
tinin düsmanidir. Böyle bir düsmani, Türk ve Kürt milleti asla iktidar
yapmaz. Iktidar isteyenler, bunu hak etmesini bilmelidirler.
Not 6: Genel Kurmay Baskani'nin Nisan ayi konusmasinda yaptigi
aciklamada Gülen Cemaati'ne karsi gösterdigi düsmanlik acikca
gösteriyor ki, tezgâhci albayin "eylem plani", Genelkurmay'da ha-
zirlanmis. Eger durum gercekten böyleyse, Genelkurmay Baskani'
nin derhal istifa etmesi ve cezalandirilmasi gerekir. Fakat büyük bir
ihtimalle tezgâhci albay sucu kendi üzerine alarak veya intihar ede-
rek/ettirilerek bu gereklik önlenmeye calisilacak ve Genelkurmaylilar
kurtarilacaktir. Ama biz de bundan sonra kimin ne mal oldugunu bi-
lecegiz ve gözlerimiz daima onlarin üstünde olacaktir.
Not 7: Türk milletine ve onun iktidarina silah dogrultmaya calisan bir
ordu, bu sevdasindan vazgecmelidir. Zira bir avuc PKK'liyla dahi ba$
edememis bir ordu, Türk ve Kürt milletiyle hic ba$ edemez!
Not 8: Darbe sapkinlari $u sözümüzü akillarindan cikarmasinlar: Bir
darbeye kalkisirsaniz, o darbeyi size mutlaka yuttururuz!
Not 9: Ergenekon'un son darbesine karsi Ankara koruma altina alin-
malidir. Cünkü siyasetin merkezi olan bu $ehir, ordu kullanilarak is-
gal altina alinmak istenebilir. Burayi isgal etmeleri mümkün gözük-
mezse, bu sefer Istanbul'u isgal etmeye calisabilirler. Böyle bir is-
gal karsisinda acaba Türk Polisi'nin onu kiracak bir plani var midir?
Böyle bir plan mutlaka hazirlanmali ve Ergenekon'a firsat verilmeme-
lidir. Bunun icin de onun beyin takimlarindan olan Bedrettin Dalan
yurt disindan getirilip sorgusu yapilmalidir. Bu zatin büyük bir sir sak-
ladigini düsünüyoruz. "Son planlari nedir", ögrenilmelidir. Eger o kisi
büyük bir sir sakliyor olmasaydi kacmaz, gelir ifadesini verirdi. "An-
kara ve Istanbul'da Ergenekon'a ait kac tane silah deposu var", bun-
lar ögrenilmelidir. Ve Ergenekon'un beyin takimi tekrar sorgulanmali-
dir. Ama, Ergenekon son darbesini indirmeden!...
Genelkurmay'in, terörle bir ilgisi olmadigi halde Gülen Cemaati'ni vu-
rulacak hedef yapmasi ve Ergenekon Terör Örgütü'nün terörle iliskisi
apacik meydanda oldugu halde ona karsi sert bir tavir göstermemesi
ve hattâ bunun ziddina olarak onu koruyucu bir halde bulunmasi gös-
teriyor ki, Ergenekon'un en önemli adamlari belki de Genelkurmay'da
cöreklenmektedir.
Millete karsi komplo kurmaya calisan bir orduya bu saatten sonra
güvenilemez. Ve bir darbe icin Ankara'yi veya Istanbul'u isgal etme-
ye kalkabilir. Böyle bir kalkismaya karsi Türk Polisi uyanik olmali
ve uyanik durmalidir. Ergenekon liderliginde ordu eliyle Istanbul'un
nasil isgal edilebilecegini bizim aciklamamiza gerek yoktur. Cünkü
Türk Polisi böyle bir plana ilk defa kafa yoracak olsa da, onun bu
plani cözebilecek kadar zeki oldugunu düsünüyoruz. Gerekli cözüm-
leme ve isgali kirma plani ve calismalari hemen yapilmalidir. Hükü-
met ve Parlamento da kendilerini derhal koruma altina almalidir. Cün-
kü TSK'nin tavri ve icerisinde döndürülen firildaklar önemsiz ve basit
görülecek bir sey degildir.
Dolayisiyla Türk Emniyet Teskilati bu sözlerimizi ciddiye almak du-
rumundadir. Cünkü malûm komplocu albayin Genelkurmay hesabina
calisan bir TSK'li olmasi, TSK'nin Ergenekon tarafindan ele gecirilmis
oldugunu göstermektedir. Ayrica Genelkurmayli tezgâhci albay bize,
Ergenekon'un can damarinin TSK icinde bulundugunu da bildirmek-
tedir. Ergenekon Savcilari, bu damari herhalde mercek altina alacak-
lardir. TSK Ergenekon'dan arinmadikca Türk milletine huzur yok de-
mektir. Huzur istiyorsak; devletce, milletce ve iktidarca TSK icine
sizmis ve yerlesmis din ve millet düsmanlarina karsi irademizi gös-
termek ve sesimizi cikarmak zorundayiz.
Not 10: Bu bildirimizin Türkiye'yi ayaklandiracagini iyi biliyoruz. Fa-
kat bunu yayinlamaya mecburuz. Cünkü gerekli önlemler alinmaz
ve uyanik olunmazsa, Ergenekon Türkiye'yi yutabilir! Cok büyük
yildizlari yutan kara delikler gibi...
ALLAH TÜRKIYE'YI ERGENEKON BELÂSINDAN KORUSUN
VE KURTARSIN!
Not 11: Yakinda Türkiye siyasetinin yönünü ve akisini degistirece-
gini düsündügümüz bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Ihtar.
Boyut : Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
CUMHURIYET'E TECAVÜZDÜR!
Askerin siyasete karismasi, Cumhuriyet'in anlamini yikar. Cünkü
Cumhuriyet; "siyasal egemenligin halka ait oldugu bir yönetim bi-
cimi" oldugundan, askerin siyasete müdahalesi, halkin egemenli-
gine tecavüz olur. Bu tecavüz ise, Cumhuriyet'in anlamini yok eder.
Kendilerinin "Cumhuriyet'in koruyucusu" oldugunu iddia edenler, bu
yikicilik ve yok ediciliklerini iyi görsünler. Görmezlerse, onlari dur-
durmak da (millet olarak) bize düser.
Cumhuriyet'i, ordu ve askerlerin ve darbetörlerin ve ergenekoncularin
tecavüzünden korumaliyiz.
+ + +
TÜRK MILLETI'NDEN ONUN SILAHLI KUVVETLERINE MUHTIRA!
(Bu muhtirayi bütün Türkiye halki iyi okumalidir...)
gözü zalimlerin üstünde olan ALLAHin adiyla
TSK (Türk Silahli Kuvvetleri)nin Harekât Baskanligi'nda bir albay tara-
findan iktidar partisi AK-P ve Gülen Cemaati'ne karsi hazirlanmis ve
Ergenekon zanlisi bir avukatin ofisinde bulunmus olan "eylem plani",
eger gercekten TSK imalatiysa, karsimizda Türk halkina ve dinine
düsman bir ordu var demektir.
Cünkü AK Parti, Türk halkinin yarisinin oyunu almis ve yüzde yetmisi
tarafindan da olumlu karsilanan bir iktidar partisidir. Yani arkasinda
yüzde yetmislik bir halk var. Gülen Cemaati ise, o da Türk halkinin
yüzde sekseni tarafindan tasvip gören ve radikalizm gibi asiriliklara
karsi duran orta yollu bir cemaattir.
Dolayisiyla arkalarinda Türkiye'nin yaridan fazlasinin destegini almis
bir parti ve cemaate düsmanlik eden ve ona komplo kurmaya calisan
bir ordu (cünkü bu iddia henüz yalanlanmadi), Türk milletine düsman-
lik etmis olur. Bu millet cogunluguna karsi hazirlanmis eylem planla-
ri da, ona karsi acilmis bir "savas" demektir. Bu savasi mutlaka ver-
mek isteyenler, Kur'andaki Musa'ya düsmanlik eden Firavun'un aki-
betine baksinlar, sonlarini görsünler. Ve kimse Gülen Cemaati'nin sa-
hipsiz ve korumasiz oldugunu zannetmesin! Böyle bir zanna kapilan-
lar, cok büyük bir yanilgiya ugramis olurlar ve felâket bulurlar...
Ordu icinden millete ve milletin sectiklerine karsi gelen bu düsmanlik-
lar karsisinda gümbür gümbür gümbürdememiz ve sözü uzatmamiz
mümkündür. Fakat fazla söze hâcet yok. Her sey ortada... Yapilma-
si gereken de ortada!
TSK'yi ele gecirmis veya gecirmeye calisan Ergenekon mikrobu, si-
yasal irade tarafindan mutlaka temizlenmelidir. Bu mikroba sahip ci-
kan yüzde yirmilik CHP'liler varsa, o mikrobun yok edilmesini isteyen
yüzde seksenlik bir Türk halkinin varligi da unutulmamalidir. Siyasal
irade, millet cogunlugunun destegine sahip oldugunu bilmeli ve göre-
vini yerine getirmelidir.
Öyleyse, Ergenekon mikrobu yok edilsin! Onun, Türk ordusu icinde
bir yeri olamaz! Kahrolsun Ergenekon!
Not 1: Eger Türk Hükümeti: "Biz bu i$in üstesinden gelemeyecegiz"
diyorsa, acik acik söylesin. Bu mikrobu biz temizleyelim. Bunun i-
cin gerekli temizlik malzemesini ve elemanini bulmak, bizim icin ko-
laydir.
Not 2: Ergenekonculara uyari: Bir adim daha atarsaniz, yok edilme-
yi kabul etmis olursunuz! Yani hükümete ve adalete birakilmazsiniz...
Gereken emri veririz. Ergenekoncu generallerinizden de bir korkumuz
yoktur!
Koskoca bir millet, bir avuc darbe manyagi ergenekoncu askerin kor-
ku ve tehdidi altinda ya$amaya mahkûm edilemez.
Ordu icindeki ergenekonculari uyariyoruz: Eger millete ve onun iktida-
rina karsi bir adim daha atacak olurlarsa, artik gereken emri veririz.
Kürtler ve Kur'anlilar, liberaller ve demokratlar da bu emri almaya ha-
zir olsunlar. Aksi halde askerin esareti altinda ya$amaya mahkûm
kalacagiz demektir. Bu mahkûmiyet ise kabul edilemez ve edilme-
yecektir.
Darbe manyaklari iyi bilsinler ki, onlara bir 27 Mayis 1960 zevki da-
ha tattirmayacagiz. O zamanki tattiklari zevkin intikamini da alaca-
giz. Onlari mahvedecegiz. Buna kararliyiz.
1960 darbesinin intikamini alamamis olmanin izdirabi icerisindeyiz.
Hadi, bir adim daha atin, görelim sizi, bitirelim i$inizi! Hadi, bir adim
daha atin da, bekledigimiz firsati bize kazandirmis olun.
Ordu icindeki yüzde sekseni CHP'li olan yüksek rütbelilerin derdini
cok iyi anliyoruz: Istiyorlar ki, iktidar hep CHP'nin elinde olsun veya
CHP'li olmayan iktidarlar onlarin güdümünde bulunsun. Böyle bir sey
olamaz. Cünkü Türkiye demokratik bir ülkedir ve demokratik kalacak-
tir. Hak etmediginiz bir seyi istememelisiniz ve hele onu zorla alma-
ya kalkmamalisiniz. Kalkarsaniz, gününüzü görürsünüz! Ve bu mille-
tin sizin vesayetiniz altinda ya$amak istemedigini de iyi bilmeli, eli-
nizi onun üstünden cekmelisiniz. Vazifeniz; vatan ve millet koruyucu-
lugudur, yoksa onlarin yöneticiligi degildir. Cünkü Türkiye'nin siyasal
rejimi bir padisahlik degil, CUMHURIYET'tir! Ama, "demokratik bir
Cumhuriyet"tir! Bu Cumhuriyet'e razi olmayanlar görevlerinden istifa
etsin. TSK icinde Cumhuriyet ve Demokrasi düsmanlarini görmek
istemiyoruz!
Bütün TSK'lilar iyi duysun: Türk halki ve milleti olarak vesayetinizi
reddediyoruz!
Not 3: Eger TSK, ergenekoncu albayin tezgâhindan masumsa, ge-
rekeni yapsin, masumiyetini isbatlasin.
Not 4: Gülen Cemaati ve AK Parti'nin $eriat pesinde kosmadigini ve
kosmayacagini, Türkiye'de bunu kabul etmek istemeyen CHP'liler-
den baska herkes biliyor. Biz de, bu iddianin, iktidari ele gecirebil-
mek icin ortaya atildigini ve onun icin kullanildigini iyi biliyoruz. Ikti-
dar isteyenler böyle tezgâhlara degil, milletin rizasina müracaat et-
meli ve onun güvenini kazanmaya calismalidir. Bunun disinda atila-
cak adimlar, Türkiye'yi ucurumdan a$agiya yuvarlamak olacak ve o
adimlari atanlar da mutlaka belâlarini bulacaklardir ve bulmak zorun-
dadirlar.
Not 5: Koskoca bir ordu, hem milletin olan bir ordu, kücücük bir sel-
cuk ve perincek zihniyetinin pesinden gidemez ve onlarin pompaladi-
gi kuruntularla yürüyemez. Onlarin kuruntulariyla yürüyen bir ordu,
milletin ordusu olamaz. Cünkü Türk'ün ve Kürd'ün dini ve milliyeti,
onlarin sapkin zihniyetiyle bagdasmaz. Onlar, Türk'ün ve Kürd'ün di-
nine ve milliyetine düsmandirlar. Bu düsmanliklari sebebiyle onlarin
Cumhuriyet ve Demokrasi'sine de düsmandirlar. Türk Ordusu, onu
ele gecirmeye calisan ve bir miktar ele gecirmis bulunan ve Türkiye'
yi ucurumdan asagiya yuvarlamaya calisan $eytani iyi tanimali ve
onun izinden gitmemelidir.
AK Parti hükümetine dolayisiyla onu iktidar yapan millete düsman
olan muhalefet, eger iktidar istiyorsa, bu istegini, iktidara celme ata-
rak ve ona düsmanlik ederek ve onun düsmani olan cetelerle, darbe-
törlerle i$ birligi yaparak degil; ancak iyi i$ler yaparak ve iyi i$ler ya-
pabilecegini isbatlayarak ve milletin güvenini kazanarak gercekles-
tirebilir. Bunun ziddinda olan ve duran bir muhalefet ise, Türk mille-
tinin düsmanidir. Böyle bir düsmani, Türk ve Kürt milleti asla iktidar
yapmaz. Iktidar isteyenler, bunu hak etmesini bilmelidirler.
Not 6: Genel Kurmay Baskani'nin Nisan ayi konusmasinda yaptigi
aciklamada Gülen Cemaati'ne karsi gösterdigi düsmanlik acikca
gösteriyor ki, tezgâhci albayin "eylem plani", Genelkurmay'da ha-
zirlanmis. Eger durum gercekten böyleyse, Genelkurmay Baskani'
nin derhal istifa etmesi ve cezalandirilmasi gerekir. Fakat büyük bir
ihtimalle tezgâhci albay sucu kendi üzerine alarak veya intihar ede-
rek/ettirilerek bu gereklik önlenmeye calisilacak ve Genelkurmaylilar
kurtarilacaktir. Ama biz de bundan sonra kimin ne mal oldugunu bi-
lecegiz ve gözlerimiz daima onlarin üstünde olacaktir.
Not 7: Türk milletine ve onun iktidarina silah dogrultmaya calisan bir
ordu, bu sevdasindan vazgecmelidir. Zira bir avuc PKK'liyla dahi ba$
edememis bir ordu, Türk ve Kürt milletiyle hic ba$ edemez!
Not 8: Darbe sapkinlari $u sözümüzü akillarindan cikarmasinlar: Bir
darbeye kalkisirsaniz, o darbeyi size mutlaka yuttururuz!
Not 9: Ergenekon'un son darbesine karsi Ankara koruma altina alin-
malidir. Cünkü siyasetin merkezi olan bu $ehir, ordu kullanilarak is-
gal altina alinmak istenebilir. Burayi isgal etmeleri mümkün gözük-
mezse, bu sefer Istanbul'u isgal etmeye calisabilirler. Böyle bir is-
gal karsisinda acaba Türk Polisi'nin onu kiracak bir plani var midir?
Böyle bir plan mutlaka hazirlanmali ve Ergenekon'a firsat verilmeme-
lidir. Bunun icin de onun beyin takimlarindan olan Bedrettin Dalan
yurt disindan getirilip sorgusu yapilmalidir. Bu zatin büyük bir sir sak-
ladigini düsünüyoruz. "Son planlari nedir", ögrenilmelidir. Eger o kisi
büyük bir sir sakliyor olmasaydi kacmaz, gelir ifadesini verirdi. "An-
kara ve Istanbul'da Ergenekon'a ait kac tane silah deposu var", bun-
lar ögrenilmelidir. Ve Ergenekon'un beyin takimi tekrar sorgulanmali-
dir. Ama, Ergenekon son darbesini indirmeden!...
Genelkurmay'in, terörle bir ilgisi olmadigi halde Gülen Cemaati'ni vu-
rulacak hedef yapmasi ve Ergenekon Terör Örgütü'nün terörle iliskisi
apacik meydanda oldugu halde ona karsi sert bir tavir göstermemesi
ve hattâ bunun ziddina olarak onu koruyucu bir halde bulunmasi gös-
teriyor ki, Ergenekon'un en önemli adamlari belki de Genelkurmay'da
cöreklenmektedir.
Millete karsi komplo kurmaya calisan bir orduya bu saatten sonra
güvenilemez. Ve bir darbe icin Ankara'yi veya Istanbul'u isgal etme-
ye kalkabilir. Böyle bir kalkismaya karsi Türk Polisi uyanik olmali
ve uyanik durmalidir. Ergenekon liderliginde ordu eliyle Istanbul'un
nasil isgal edilebilecegini bizim aciklamamiza gerek yoktur. Cünkü
Türk Polisi böyle bir plana ilk defa kafa yoracak olsa da, onun bu
plani cözebilecek kadar zeki oldugunu düsünüyoruz. Gerekli cözüm-
leme ve isgali kirma plani ve calismalari hemen yapilmalidir. Hükü-
met ve Parlamento da kendilerini derhal koruma altina almalidir. Cün-
kü TSK'nin tavri ve icerisinde döndürülen firildaklar önemsiz ve basit
görülecek bir sey degildir.
Dolayisiyla Türk Emniyet Teskilati bu sözlerimizi ciddiye almak du-
rumundadir. Cünkü malûm komplocu albayin Genelkurmay hesabina
calisan bir TSK'li olmasi, TSK'nin Ergenekon tarafindan ele gecirilmis
oldugunu göstermektedir. Ayrica Genelkurmayli tezgâhci albay bize,
Ergenekon'un can damarinin TSK icinde bulundugunu da bildirmek-
tedir. Ergenekon Savcilari, bu damari herhalde mercek altina alacak-
lardir. TSK Ergenekon'dan arinmadikca Türk milletine huzur yok de-
mektir. Huzur istiyorsak; devletce, milletce ve iktidarca TSK icine
sizmis ve yerlesmis din ve millet düsmanlarina karsi irademizi gös-
termek ve sesimizi cikarmak zorundayiz.
Not 10: Bu bildirimizin Türkiye'yi ayaklandiracagini iyi biliyoruz. Fa-
kat bunu yayinlamaya mecburuz. Cünkü gerekli önlemler alinmaz
ve uyanik olunmazsa, Ergenekon Türkiye'yi yutabilir! Cok büyük
yildizlari yutan kara delikler gibi...
ALLAH TÜRKIYE'YI ERGENEKON BELÂSINDAN KORUSUN
VE KURTARSIN!
Not 11: Yakinda Türkiye siyasetinin yönünü ve akisini degistirece-
gini düsündügümüz bir bildiri yayinlayacagiz. Bekleyiniz...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Haziran ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Ihtar.
Boyut : Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Freitag, 29. Mai 2009
BEYİTLERLE İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ
(Yazarimiz Hüseyin Avdic'in beyitleriyle
Istanbul'un Yeniden Fethi)
BEYİTLERLE İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ
İstanbul Hakkında Bir Bilmece
Alın size bir bilmece, yeni mi yeni:
'Şu İstanbul yeniden feth edilecek mi? '
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Ne Haber?
Yeniden feth ediliş günün yaklaştı İstanbul, ne haber?
'Konstantin mutlaka feth olunacaktır' buyurdu Peygamber!
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Hakkında Bir Kehanet
Gün gelir, başkent Ankara, en kara hale gelir...
İstanbul da, başşehir olmayı ele geçirir.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'u Fethedeceğim!
Hak Hak Hak, Rab Rab Rab: Bunlar ayak seslerim.
Çok yakında İstanbul'u fethedeceğim!
Berlin, Nisan 2005.
***
İstanbul'un Fethi Hakkında
Fetih Marşı artık çalmaya başlasın.
Şahlansın ruhu, fetih aşıklarının...
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Konstantinler'e Bırakılamaz...
Fethetmek, kurtarmaktır, bir kötünün ve kötülüğün
elinden bir halkı, bir diyarı.
Konstantinler'e bırakılamaz mazlûm bir şehir,
geri almalı, verip de kararı...
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Seni Kurtarmam Gerek
Seksen yıldır esirsin Konstantinler elinde,
Seni kurtarmam gerek.
Tekrar fethedip Seni, Hakk'ın sancağını bağrına
saplamam gerek.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Yeniden Fethi
İstanbul'u fetheden, Anadolu'yu alır.
Anadolu'yu alan, Cihan'a egemen olur.
Ben de çıkmışım, İstanbu'u yeniden fethe;
Görelim bakalım, Mevlâm ne ihsan buyurur...
Berlin, Nisan 2005
***
İstanbul Seni Almaya Israrlıyım
Bu sevdadan vazgeçmemi isteme İstanbul, kararlıyım.
Mecnûn sevdasından vazgeçmez, Seni almaya ısrarlıyım.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Fethini Gercekleştirmelisin
Allah ilham ediyor ki:
Haydi Mehmed Hüseyin, ey Hüseyin!
Bu fethi, 'sen' gerçekleştirmelisin...
Berlin, 10 Mayıs 2005
(İstanbul'un fethine 19 kala)
***
İstanbul Senin Prensin Benim!
Prensini arıyorsan eğer, aç kollarını İstanbul.
Senin prensin benim, geliyorum, saadeti bende bul.
Berlin, 11 Mayıs 2005
(Fetihe 18 kala)
***
İstanbul'un Fethiyle Ne Gerçekleşecek?
Dünyanın kurtuluşu, İstanbul'un fethiyle gerçekleşecek.
Yoktur bundan başka kurtarıcı bir çare, umut ve gelecek!
Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Seni Yeniden Fethimle...
Fatih kadar gencim ben İstanbul, Sen de fetih kadar
çok yaşlısın.
Benim Seni yeniden fethimle, sonsuz gençliğe
kavuşacaksın!
Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Biliyorum Mahkûmsun
Biliyorum İstanbul, bin türlü kötülüğe mahkûmsun.
Seni fethimle, ebedî kurtuluşa kavuşacaksın...
Berlin, 13 Mayıs 2005.
(Fetihe16 kala)
***
İstanbul Halkını Köhneten Zihniyet...
Köhnedin ve köhnettin halk-ı İstanbul'u ey zihniyet-i
Konstantin!
Gebermelidir sapıklığın, ta ki doğsun kurtarıcı baht
güneşin...
Berlin, 14 Mayıs 2005.
(Fetihe15 kala)
***
İstanbul şaka Yapmıyorum...
Şaka yapmıyorum İstanbul, Seni almaya and içmişim.
İyi bir karara hazır ol: Ya yok olursun, ya da benim!
Berlin, 15 Mayıs 2005.
(Fetihe14 kala)
***
İstanbul Kurtarılmış şehir Olacak
Benim fethimle, 'kurtarılmış şehir' olacaktır İstanbul.
Bütün saadeti de, bundan sonra bulacaktır İstanbul.
Berlin, 16 Mayıs 2005.
(Fetihe13 kala)
***
İstanbul Fethine Yaklaşıyorum
Adım adım fethine yaklaşıyorum bak İstanbul.
Yoktur benden başka seni kurtaracak cesur bir kul!
Berlin, 17 Mayıs 2005.
(Fetihe12 kala)
***
İstanbul'u Konstantinler şersaadet Yapmış
Konstantinler yapmış İstanbul'u bir 'şer'saadet!
Ben de kurtarıp onu, yapacağım 'Dersaadet'...
Berlin, 18 Mayıs 2005.
(Fetihe11 kala)
***
İstanbul'un Fethi Neden Önemli?
İstanbul'un fethi, Mekke'nin fethi kadar önemlidir
bana niçin?
Yoktur bundan başka çare, insanlığın kurtuluş ve
saadeti için!
Berlin, 19 Mayıs 2005.
(Fetihe10 kala)
***
İstanbul'u Almada Gayret Et!
Allah ilham ediyor ki:
İstanbul'u almada, haydi Mehmed gayret et.
Ne olursa olsun, bir hayali hakikat et.
Berlin, 20 Mayıs 2005.
(Fetihe 09 kala)
***
İstanbul'un Fethi Yaklaştı
İstanbul'un fethi yaklaştı, dualar başlasın.
'Rabbim bizi muzaffer kıl' sözü eksik olmasın.
Berlin, 22 Mayıs 2005.
(Fetihe 07 kala)
***
İstanbul'un Fethine 6 Kala
Ey Çandarlı! Bizans hesabına, dünyalık uğruna engellemeye
kalkma bu fethi.
Astırırım seni, kalmadı halk-ı Kontantiniyye'nin zulm ve
esarete takati!
Berlin, 23 Mayıs 2005.
(Fetihe 06 kala)
***
İstanbul'un Fethine 5 Kala
Bundan sonra ne söylersem onu yapın, gitmeyin ileri-geri.
Büyük Kumandan'ın emri ve sözü Hak'tır, tutulması mecburi.
Berlin, 24 Mayıs 2005.
(Fetihe 05 kala)
***
İstanbul'un Fethine 4 Kala
Şahi topuyla Bizans surlarında bir gedik açacağım.
Bu gedikle de, İstanbul'un fethini gerçek yapacağım.
Berlin, 25 Mayıs 2005.
(Fetihe 04 kala)
***
İstanbul'un Fethine 3 Kala
Yirmiyedi Mayıs, 'hücum günü'dür, hazır olun.
Size gelen 'bilgiler'le surlara merdiven kurun.
Berlin, 26 Mayıs 2005.
(Fetihe 03 kala)
***
İstanbul'un Fethine 2 Kala
Mehdi'nin savaşçıları olmak isteyenler katılsın,
İstanbul'un kurtuluş harbine.
Kalemleriniz kılınç, kitaplarınız kalkan olsun,
saldırın Bizans'ın kalelerine!
Berlin, 27 Mayıs 2005.
(Fetihe 02 kala)
***
İstanbul Mutlaka Düşmelidir!
Yiğitlerim! Yirmidokuz Mayıs'ta İstanbul mutlaka
düşmelidir.
Cihad ve gayretlerinizle Peygamber müjdesi
gerçekleşmelidir!
Berlin, 28 Mayıs 2005.
(Fetihe 01 kala)
***
İstanbul Özgürsün Sevinmelisin!
Artık benimsin İstanbul, sevinmelisin.
Kıyamete kadar özgürsün, benimlesin!
Berlin, İstanbul'un fethedildiği gün, 2005.
(Fetihe 00 kala ve... İstanbul fethedildi.)
Berlin, 29 Mayıs 2005.
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mayis sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Fetih.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Istanbul'un Yeniden Fethi)
BEYİTLERLE İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ
İstanbul Hakkında Bir Bilmece
Alın size bir bilmece, yeni mi yeni:
'Şu İstanbul yeniden feth edilecek mi? '
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Ne Haber?
Yeniden feth ediliş günün yaklaştı İstanbul, ne haber?
'Konstantin mutlaka feth olunacaktır' buyurdu Peygamber!
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Hakkında Bir Kehanet
Gün gelir, başkent Ankara, en kara hale gelir...
İstanbul da, başşehir olmayı ele geçirir.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'u Fethedeceğim!
Hak Hak Hak, Rab Rab Rab: Bunlar ayak seslerim.
Çok yakında İstanbul'u fethedeceğim!
Berlin, Nisan 2005.
***
İstanbul'un Fethi Hakkında
Fetih Marşı artık çalmaya başlasın.
Şahlansın ruhu, fetih aşıklarının...
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Konstantinler'e Bırakılamaz...
Fethetmek, kurtarmaktır, bir kötünün ve kötülüğün
elinden bir halkı, bir diyarı.
Konstantinler'e bırakılamaz mazlûm bir şehir,
geri almalı, verip de kararı...
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul Seni Kurtarmam Gerek
Seksen yıldır esirsin Konstantinler elinde,
Seni kurtarmam gerek.
Tekrar fethedip Seni, Hakk'ın sancağını bağrına
saplamam gerek.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Yeniden Fethi
İstanbul'u fetheden, Anadolu'yu alır.
Anadolu'yu alan, Cihan'a egemen olur.
Ben de çıkmışım, İstanbu'u yeniden fethe;
Görelim bakalım, Mevlâm ne ihsan buyurur...
Berlin, Nisan 2005
***
İstanbul Seni Almaya Israrlıyım
Bu sevdadan vazgeçmemi isteme İstanbul, kararlıyım.
Mecnûn sevdasından vazgeçmez, Seni almaya ısrarlıyım.
Berlin, Mayıs 2005.
***
İstanbul'un Fethini Gercekleştirmelisin
Allah ilham ediyor ki:
Haydi Mehmed Hüseyin, ey Hüseyin!
Bu fethi, 'sen' gerçekleştirmelisin...
Berlin, 10 Mayıs 2005
(İstanbul'un fethine 19 kala)
***
İstanbul Senin Prensin Benim!
Prensini arıyorsan eğer, aç kollarını İstanbul.
Senin prensin benim, geliyorum, saadeti bende bul.
Berlin, 11 Mayıs 2005
(Fetihe 18 kala)
***
İstanbul'un Fethiyle Ne Gerçekleşecek?
Dünyanın kurtuluşu, İstanbul'un fethiyle gerçekleşecek.
Yoktur bundan başka kurtarıcı bir çare, umut ve gelecek!
Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Seni Yeniden Fethimle...
Fatih kadar gencim ben İstanbul, Sen de fetih kadar
çok yaşlısın.
Benim Seni yeniden fethimle, sonsuz gençliğe
kavuşacaksın!
Berlin, 12 Mayıs 2005.
(Fetihe 17 kala)
***
İstanbul Biliyorum Mahkûmsun
Biliyorum İstanbul, bin türlü kötülüğe mahkûmsun.
Seni fethimle, ebedî kurtuluşa kavuşacaksın...
Berlin, 13 Mayıs 2005.
(Fetihe16 kala)
***
İstanbul Halkını Köhneten Zihniyet...
Köhnedin ve köhnettin halk-ı İstanbul'u ey zihniyet-i
Konstantin!
Gebermelidir sapıklığın, ta ki doğsun kurtarıcı baht
güneşin...
Berlin, 14 Mayıs 2005.
(Fetihe15 kala)
***
İstanbul şaka Yapmıyorum...
Şaka yapmıyorum İstanbul, Seni almaya and içmişim.
İyi bir karara hazır ol: Ya yok olursun, ya da benim!
Berlin, 15 Mayıs 2005.
(Fetihe14 kala)
***
İstanbul Kurtarılmış şehir Olacak
Benim fethimle, 'kurtarılmış şehir' olacaktır İstanbul.
Bütün saadeti de, bundan sonra bulacaktır İstanbul.
Berlin, 16 Mayıs 2005.
(Fetihe13 kala)
***
İstanbul Fethine Yaklaşıyorum
Adım adım fethine yaklaşıyorum bak İstanbul.
Yoktur benden başka seni kurtaracak cesur bir kul!
Berlin, 17 Mayıs 2005.
(Fetihe12 kala)
***
İstanbul'u Konstantinler şersaadet Yapmış
Konstantinler yapmış İstanbul'u bir 'şer'saadet!
Ben de kurtarıp onu, yapacağım 'Dersaadet'...
Berlin, 18 Mayıs 2005.
(Fetihe11 kala)
***
İstanbul'un Fethi Neden Önemli?
İstanbul'un fethi, Mekke'nin fethi kadar önemlidir
bana niçin?
Yoktur bundan başka çare, insanlığın kurtuluş ve
saadeti için!
Berlin, 19 Mayıs 2005.
(Fetihe10 kala)
***
İstanbul'u Almada Gayret Et!
Allah ilham ediyor ki:
İstanbul'u almada, haydi Mehmed gayret et.
Ne olursa olsun, bir hayali hakikat et.
Berlin, 20 Mayıs 2005.
(Fetihe 09 kala)
***
İstanbul'un Fethi Yaklaştı
İstanbul'un fethi yaklaştı, dualar başlasın.
'Rabbim bizi muzaffer kıl' sözü eksik olmasın.
Berlin, 22 Mayıs 2005.
(Fetihe 07 kala)
***
İstanbul'un Fethine 6 Kala
Ey Çandarlı! Bizans hesabına, dünyalık uğruna engellemeye
kalkma bu fethi.
Astırırım seni, kalmadı halk-ı Kontantiniyye'nin zulm ve
esarete takati!
Berlin, 23 Mayıs 2005.
(Fetihe 06 kala)
***
İstanbul'un Fethine 5 Kala
Bundan sonra ne söylersem onu yapın, gitmeyin ileri-geri.
Büyük Kumandan'ın emri ve sözü Hak'tır, tutulması mecburi.
Berlin, 24 Mayıs 2005.
(Fetihe 05 kala)
***
İstanbul'un Fethine 4 Kala
Şahi topuyla Bizans surlarında bir gedik açacağım.
Bu gedikle de, İstanbul'un fethini gerçek yapacağım.
Berlin, 25 Mayıs 2005.
(Fetihe 04 kala)
***
İstanbul'un Fethine 3 Kala
Yirmiyedi Mayıs, 'hücum günü'dür, hazır olun.
Size gelen 'bilgiler'le surlara merdiven kurun.
Berlin, 26 Mayıs 2005.
(Fetihe 03 kala)
***
İstanbul'un Fethine 2 Kala
Mehdi'nin savaşçıları olmak isteyenler katılsın,
İstanbul'un kurtuluş harbine.
Kalemleriniz kılınç, kitaplarınız kalkan olsun,
saldırın Bizans'ın kalelerine!
Berlin, 27 Mayıs 2005.
(Fetihe 02 kala)
***
İstanbul Mutlaka Düşmelidir!
Yiğitlerim! Yirmidokuz Mayıs'ta İstanbul mutlaka
düşmelidir.
Cihad ve gayretlerinizle Peygamber müjdesi
gerçekleşmelidir!
Berlin, 28 Mayıs 2005.
(Fetihe 01 kala)
***
İstanbul Özgürsün Sevinmelisin!
Artık benimsin İstanbul, sevinmelisin.
Kıyamete kadar özgürsün, benimlesin!
Berlin, İstanbul'un fethedildiği gün, 2005.
(Fetihe 00 kala ve... İstanbul fethedildi.)
Berlin, 29 Mayıs 2005.
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mayis sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Fetih.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Donnerstag, 7. Mai 2009
GENELKURMAY, CEMAATLERLE UGRAŞACAĞINA ÖNCE KENDİ KÖTÜLÜKLERİNİ GÖRSÜN VE DÜZELTSİN!
(Bu bildiride, Avrupa ve Amerika'ya da mesaj var.)
GENELKURMAY, CEMAATLERLE UGRASACAGINA
ÖNCE KENDI KÖTÜLÜKLERINI GÖRSÜN VE DÜZELTSIN!
düzeltenleri seven ALLAHin adiyla
Genelkurmay Baskani Ilker Basbug'un Nisan ayinda yaptigi ilk ba-
sin toplantisinda isim vermeden Gülen Cemaati'ne karsi gösterdigi
acik düsmanlik karsisinda bu makaleyi yazmaya mecbur kaldik...
Cünkü Genelkurmay'in gösterdigi bu düsmanlik, halk ile asker ara-
sinda catisma cikaracak büyük bir haksizligi icermekte ve onda
milletin dinine ve egemenligine karsi yapilmis bir saldiri bulunmak-
tadir.
( Gülen Cemaati, Genelkurmay'in bu saldiri ve düsmanligina, "ordu-
muz yipranmasin" düsüncesiyle ses cikarmamakta ve onu muha-
tap almamaktadir. Fakat biz de ses cikarmazsak, TSK kötülükle-
rinden kurtulamaz.)
Bu saldiri ve düsmanlik neden haksizdir.?
Cünkü ilk ba$ta cemaatle ugrasmak askerin görevi degil, siyasetin
görevidir. Gülen Cemaati'ne saldiran Genelkurmay ise bu hareketiy-
le siyasal alana tecavüz etmis oluyor.
Ikincisi; Gülen Cemaati'nin siyasal ve ekonomik etkinlikte bulunma-
sini hazmedemeyen Genelkurmay nicin önce kendi kötülüklerini gör-
müyor ve düsmanligini ceken bu etkinligin hangi sebeplerden dolayi
kaynaklandigini nicin sorgulamiyor?
Bu sorgulamanin yapilmasi lâzimdir. Cünkü Türkiye'de, Cumuhuri-
yet'in kurulusundan itibaren laikci ve Kemalist zihniyet, dindarlarin
üzerinde daima "ezici güc" olmuslardir. Seksen yildan beri süren bu
ezicilik halen devam etmektedir. Bunu anlayabilmek icin kamusal a-
landaki basörtüsü yasagini ve dine konulan engellemeleri görmek ve
TSK'daki apoletli askerlerin yüzde sekseninin nicin CHP'li oldugunu
sormak yeterlidir.
Sahi! TSK'daki apoletlilerin yüzde sekseni nicin CHP'lidir?
Bunun cevabi, askerî okullarda Kemalist bir egitim ve ögretimin as-
kere dayatilmasinda ve dindarlarin da laikci bir seleksiyonla TSK'
dan ayiklanmasinda bulunmaktadir. Bu da acikca, ordunun, "mille-
tin ordusu" olmadigini, aksine "kücük bir siyasal ve ideolojik azinli-
gin ordusu" oldugunu göstermektedir. Bu gösterge de, TSK'nin
"kimler tarafindan ele gecirildigini" bildirmektedir. Bu bildiriden de,
aslinda bir "Peygamber Ocagi" olan ordunun, bir "darbe ocagi"na
nasil dönüstürüldügünü anlayabiliriz.
I$te bu kötü anlam karsisinda, zulüm ve haksizliga ve ezilgiye ugra-
yan dindar vatandaslar da, cemaatleserek kendilerine yapilan kötü-
lüge karsi bir güc olusturmakta ve bu gücü, zulüm ve haksizliga kar-
si korunmak ve savunmak icin siyasal ve ekonomik güce dönüstür-
meyi kendilerine mecbur saymaktadirlar.
Genelkurmay ise Gülen Cemaati'nin bu mecburiyetini "dini istismar"
olarak yaftalamaya kalkmaktadir. Tabii bu yaftalama, Genelkurmay'
a döner, baska yere gitmez!..
Demek, ortada cözülmesi gereken bir sorun var. Bu sorun cözülme-
dikce dinsel cemaatlerin kendilerini siyasal ve ekonomik güce dö-
nüstürmeleri ve bu gücü din ve dindarlik düsmanlarina karsi kullan-
malari kacinilmaz olacak ve olmaktadir.
Kaldi ki, bu kacinilmaz hareket, demokratik bir hak ve hürriyettir.
Dindar vatandaslar siyasal oy haklarini birlestirip kullanarak bir güc
kazaniyorlar ve bu güclerini de kendilerine yapilmakta olan zulüm
ve haksizliklara karsi kullaniyorlar. Yani ortada bir istismar ve kö-
tülük yoktur. Tam tersine, kötülüge karsi yapilan bir eylem ve sa-
vunma vardir.
Bu eylem ve savunmanin yapilmasi zorunludur. Cünkü Türkiye'de
dindarlar gercek anlamda bir din özgürlügüne sahip degillerdir. Din-
lerini ya tam ya$iyamamakta ya da korkarak ya$amaktadirlar. Ka-
musal alanda dinsel ya$am ise zaten yasaktir. Cünkü ordu ve dev-
let, laikci Kemalist ve CHP'liler tarafindan ele gecirilmis oldugundan,
Kürtler'in ve Kur'anlilar'in özgürlügü sürekli engellenmekte ve bu en-
gellemeyi ortadan kaldiracak demokratik bir anayasanin yapilmasi-
na da karsi cikmaktadirlar. Bu karsi cikislari yüzünden de siyaset,
askerî vesayetten bir türlü kurtulamamakta ve laikci azinligin ege-
menligi, halkin egemenligini yok etmektedir. Yani Türkiye Cumhuri-
yet'i, apoletli Kemalistlerle, apoletsiz CHP'lilerin i$gal ve esareti al-
tindadir.
Tabii bu esarete en ba$ta Kürtler ve Kur'anlilar isyan etmekte ve
halk cogunlugu da oylariyla laikci diktatörlügü yikmaya calismakta-
dir. Bunun icin de AKP'yi iktidara getirmislerdir. Fakat bu siyasal
güc ve iktidar, laikci ve Kemalist ordu ve devlet karsisinda aciz düs-
mektedir. Bu acizlik sebebiyle de Kürtler ve Kur'anlilar özgürlükle-
rine kavusamamaktadirlar ve onlari özgürlestirecek asker hediyesi
diktatörik anayasalarini da demokratik bir anayasaya dönüstüreme-
mektedirler. Bu halde Kürtler'in ve Kur'anlilar'in ve millî irade cogun-
lugunun Allah'tan baska bir koruyuculari bulunmamaktadir.
Mânevî olarak Allah'in koruyuculugu onlara yetebilir olmakla beraber,
maddî olarak da Avrupa ve Amerika'nin, Türkiye'de hüküm sürmekte
olan laikci despotizme karsi ses cikarmalarinda baris ve insanlik a-
dina büyük faydalar vardir. Bu faydadan yararlanmak, laikci despo-
tizm son bulana kadar Kürtler'e ve Kur'anlilar'a helâldir.
Türk Ordusu kimindir?
Türk Ordusu, Türk milletinin olmasi gerekir. Fakat $u an bunun öyle
oldugunu söylemek pek mümkün degildir. Cünkü TSK ve Genelkur-
may'dakilerin; basörtüsü ve cemaat düsmanligi yapmasi, bütün sucu
ve suclulari kabak gibi ortada oldugu halde Ergenekon Fesat Örgütü'
ne sessiz kalmasi ve ona yakin durmasi, dindarlari ordudan dislama-
si, siyasete karismasi; ordunun, millete ait degil, "laikci ve Kemalist
bir azinligin ordusu" oldugunu gösteriyor. Fakat bu cok kötü göster-
genin süratle degismesi ve degistirilmesi gerekiyor. Bunun icin de
Genelkurmay, dindarlarin ordudan atilmasini derhal durdurmali ve hü-
kümet de bunun icin gerekli yasalari cikarmalidir. Ancak bu cikarma
ve durdurma ile TSK ve Genelkurmay'da bir zihniyet dengesi kurula-
bilir. Bu kurulusla da Ordu, kücük bir azinligin tekelinden kurtulur ve
TSK, "darbeci ve ceteci üreten bir kurum" olmaktan cikar ve cikaril-
malidir. Aksi halde TSK, asla milletin TSK'si olamayacak ve millet
ona hic bir zaman güvenemeyecektir. Genelkurmay ve Hükümet ise
bu güveni saglamak zorundadir. Bu saglama icin yapilacak calisma-
lardan biri de askerî okullari denetim altina almaktir ve sormaktir:
"Bu okullarin mezunlari sonucta nasil darbeci ve ceteci oluyorlar?"
Bunun cevabini hemen bulup hatayi düzeltmek gerekiyor. Aksi halde
milletle asker arasinda meydana gelmis düsmanlik ve güvensizlik
ortadan kalkmayacaktir. Biz (millet) ise, bize ait olan rütbesiz asker-
lerin, milletin egemenligini gasbetmis bulunan kücük bir laikci ve Ke-
malist azinligin ve apoletlinin kölesi olmasini istemiyoruz ve bu kö-
lelestirilmis erlerin Kürtler'e ve Kur'anlilara karsi kullanilmasini da
protesto ediyoruz.
Gerekenler en kisa zamanda yapilmadigi takdirde insan haklari der-
nekleri bu dâvâyi Avrupa ve Amerika Insan Haklari Örgütleri'ne götür-
mesini bilmelidir.
MILLETIN DININE, DINDARINA, DINDARLASMASINA, BASÖRTÜSÜ-
NE VE CEMAATINE DÜSMAN OLAN BIR ORDU ISTEMIYORUZ!
MILLETE DÜSMAN BIR ORDU DEGIL, "MILLETIN" OLAN BIR ORDU
ISTIYORUZ! TÜRKIYE'NIN, MILLETINE KARSI SAVASACAK BIR OR-
DUSU VAR, FAKAT ERGENEKON'A KARSI SAVASACAK BIR OR-
DUSU YOK, COK YAZIK! TÜRKIYE BU YAZIKTAN KURTULMALIDIR.
Not: Konuyla ilgili okunmasi gereken gecmiste yayinlanmis bildiriler:
"Asker Kizar" Ne Demektir?, Cumhurbaskani Sezer'e Mektup, Deniz
Baykal'a Acik Mektup, Dindarlardan CHP'lilere Mektup, MHP ve CHP
Cetecilere Borclu Mu?, Muhalefet Icin Bir Firsat, Muhalefete Mektup,
Türkiye'deki Basörtüsü Yasagi Laiklige Aykiridir, Yasakci Laiklere
Cagri. Google'da veya www.kuranisthaber.blogspot.com adresinde
arayiniz.
Not 2: Türkiye'de Müslümanlar dinsel özgürlüklerine tam sahip olma-
diklarindan ve olmadiklari müddetce, diger dinsel azinliklarin (ekü-
menlik ve ruhban okulu gibi) taleplerinin karsilanmasi zordur. Dola-
yisiyla Avrupa ve Amerika'nin bu gercegi görmeleri ve ona göre hare-
ket etmeleri gerekiyor.
Bu sözlerimiz karsisinda denebilir: "Türkiye'de 80 bin cami varken
Müslümanlar nasil özgür olmaz?"
Bu görüntü kimseyi aldatmamalidir. Cünkü Türkiye'de o camiler da-
ha cok Müslümanlarin "hapishanesi" olarak vazife görür. Cünkü Müs-
lümanlar kamusal alanda özgür degildir. Bu özgürsüzlük de onlari
camilere hapsetmektedir. Onlarin özgürlükleri laikci bir azinlik tara-
findan gasbedilmistir. Bu gasbin kaldirilabilmesi icin de demokratik
bir anayasanin kazanilmasi ve ordu ve devlet eliyle yürütülen laikci
despotizmin kirilmasi gerekiyor.
I$te bu gereklik icin Müslüman cemaatler ve onlara destek veren di-
ger demokrat ve liberal aydin ve kurumlar oylarini birlestirerek siya-
sal iktidari -bir anlamda- "ele gecirmisler"dir. Bu yüzden de laikci
partiler ve askerler Müslüman cemaatlere düsmanlik etmektedirler.
-"Siyasal iktidar Müslüman cogunlukta olduguna göre Müslümanlar
dinsel ya$amlarinda nicin özgür olamiyorlar?" denirse:
Cünkü, siyasal iktidar Müslüman cogunluktadir, fakat laikci despot
zihniyet sahipleri daha önce ordu ve devletin önemli mevkilerini ele
gecirmis olduklarindan, askerî anayasanin yardimiyla Müslümanla-
rin özgürlüklerini gasbetmeye devam edebilmektedirler. Siyasal yol-
dan iktidara gelmeleri mümkün olmadigindan da darbecilige yönel-
mektedirler. Halbuki Müslümanlarin özgürlük gasbina son verseler,
siyaset normal mecrasinda akmaya baslayacak ve böylece iktidara
gelmeleri de mümkün olacaktir. Fakat "$eriat getirebilirler" korku-
suyla da Müslümanlarin özgürlük gasbina son vermeye yanasma-
maktadirlar. Böylece hem kendilerini hem de Müslümanlari mahkûm
etmektedirler. Ama bu mahkûmiyet ve korkuyla da bir yere varamaz-
lar ki! Cünkü Türkiye'de Müslüman cogunlugun bir "$eriatla yönetim
talebi" yoktur. Cok ileride gerekli cogunluga ulastiklarinda böyle bir
talepleri gündeme gelebilecek olsa bile, onlar demokrasiyi TATTIK-
LARI icin, isteyecekleri bir $eriatin da, Arap ülkelerindeki gibi des-
potik bir $eriat degil, "demokratik bir $eriat olmasi" olacaktir veya
böyle bir istekleri de olmayacak, (dinlerinde özgür olmak sartiyla)
demokratik bir yönetimi yeterli bulacaklardir. (Konuyla ilgili olarak
bakiniz ve Google'da arayiniz: $eriatname/Kuranisthaber.)
Not 3: "Ergenekon Dâvâsi" vasitasiyla Millî Güvenlik Kurulu'nun gec-
misteki 2003 ve 4 toplantilarinda Genelkurmay üyelerinin Basbakan'
a nasil saygisizlik ettiklerini, onu a$agiladiklarini, sorguya cektikle-
rini, siyasete karistiklarini, kendilerini millî iradenin üstünde tuttuk-
larini hayretle ve esefle gördük ve pa$alarin yaptigi cirkinliklere olan
öfkemizi (simdilik) icimize gömdük. Gömdük ama, ayni cirkinlikleri
tekrarlamamalari icin (millet) olarak onlara bir ihtar vermek istiyoruz:
Ey yüksek rütbeli Asker!
Unutma; sen, cumhuriyet'in padisahi degil, askerisin. Madem aske-
risin, siyasete karisma. Eger karisirsan, milletin egemenligine teca-
vüz etmis olursun. Cünkü cumhuriyet, bir padisahlik rejimi degil,
tam aksine bir millet hâkimiyetidir. Bu hâkimiyete yapilacak teca-
vüz, milleti size düsman eder. Bu düsmanligin sonuclarindan saki-
niniz.
Eger MGK toplantilarinda bundan sonra Genelkurmaylilar o cirkin-
lik ve tecavüzlerini tekrarlarlarsa, sayin Ba$bakan bu durumu mille-
te lütfen hemen rapor etsin. Millet olarak o pa$alarin hadlerini biz
bildirelim. Hic olmazsa genclerimizi askere göndermeyi reddederek
o haddini, hududunu a$mis laikci generallere karsi bir protestoda
bulunabiliriz.
Lütfen, sayin Ba$bakan! Yüksek rütbeli askerin size yaptigi ve ya-
pacagi saygisizliklari saklamayin, gizlemeyin; millete mutlaka ra-
por edin. Size iktidar vermis bir millet olarak sizden bunu istemek
hakkimizdir ve sizin de bu hakki ödemek borcunuzdur.
Kur'anli subaylarin (dindarliklari sebebiyle) ordudan atilmalarinin ve-
ya sürülmelerinin derhal durdurulmasini istiyoruz. Gereken yapilma-
digi takdirde, millet ile asker arasinda cikacak bir savasin dügmesi-
ne basabiliriz. Bu da, bir (Türk PKK'si)nin dogumu olur.
Dindarlarin zulüm gördügü ve askerleri Kürtler'e ve Kur'anlilar'a karsi
kullanilan ve laikci generaller tarafindan ele gecirilmis bir orduya, da-
ha fazla tahammülümüz kalmamistir.
Türkiye'de dindarlara yapilan kötülüklere Gülen Cemaati sessiz ve
hosgörülü kalabilir. Ama Kur'anlilarin yalnizca Gülen Cemaati'nden
ibaret olmadigi da unutulmamalidir.
Türk Ordusu'nda yuvalanmis Ergenekon Fesat Ceteleri birer bire cö-
kertilmelidir. Bunun yapilmamasi veya Genelkurmay'in o cetelere si-
cak durmasi veya sessiz kalmasi, ordunun düsmanlarini cogaltmak-
tan baska bir seye yaramayacaktir.
Türk Genelkurmay'ini, millete karsi güven verici olmaya dâvet ediyo-
ruz. Güven vericilik de, Ergenekon'u himaye edercesine dolu lawlari
gizleyip bo$ lawlarla gösteri yaparak olmaz.
BIR KISIM MÜSLÜMANLAR VE IMAM-I KEBIR BEKLENTISI
Bir kisim Müslümanlar "Imam-i Kebir" ihtiyacindan bahsetmektedir.
Dünyanin kiyamete yaklastigi bir zamanda Imam-i Kebir, yani "En
Büyük Imam" ancak "Mehdi" olur.
Fakat Gülen Cemaati'nin dine yaptigi hizmetin onda birini dahi yap-
maktan aciz ve geri bir kisim Müslümanlar, bir Fethullah Gülen'i
hazmedemezlerken, Mehdi'yi nasil hazmedebilirler? Cünkü Mehdi,
Müslümanlarin keyfine göre hareket etmez. O ancak Allah'tan aldi-
gi emir ve ilhamlara göre hareket eder. Bu haldeki bir Mehdi'nin de,
bir kisim Müslümanlar tarafindan inkâra ugramasi kacinilmaz de-
mektir. Inkârla karsi karsiya kalmis bir Mehdi'nin ise gizli kalmaktan
baska caresi yoktur. Iste bunun icin Mehdi gözlerden "gayb"olmus-
tur ve icraatlarini "resmî bir baskan" olarak degil, "gayri resmî" bir
baskan olarak sürdürmektedir.
Not: Gercek bir Müslüman, elinde kesin bir bilgi ve belge olmadan
dinî bir cemaat liderini zan altinda birakacak vehimler üretmez, üret-
memeli. Bu tür üretmeler, dine degil, $eytana hizmettir...
Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mayis ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Terbiye.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
GENELKURMAY, CEMAATLERLE UGRASACAGINA
ÖNCE KENDI KÖTÜLÜKLERINI GÖRSÜN VE DÜZELTSIN!
düzeltenleri seven ALLAHin adiyla
Genelkurmay Baskani Ilker Basbug'un Nisan ayinda yaptigi ilk ba-
sin toplantisinda isim vermeden Gülen Cemaati'ne karsi gösterdigi
acik düsmanlik karsisinda bu makaleyi yazmaya mecbur kaldik...
Cünkü Genelkurmay'in gösterdigi bu düsmanlik, halk ile asker ara-
sinda catisma cikaracak büyük bir haksizligi icermekte ve onda
milletin dinine ve egemenligine karsi yapilmis bir saldiri bulunmak-
tadir.
( Gülen Cemaati, Genelkurmay'in bu saldiri ve düsmanligina, "ordu-
muz yipranmasin" düsüncesiyle ses cikarmamakta ve onu muha-
tap almamaktadir. Fakat biz de ses cikarmazsak, TSK kötülükle-
rinden kurtulamaz.)
Bu saldiri ve düsmanlik neden haksizdir.?
Cünkü ilk ba$ta cemaatle ugrasmak askerin görevi degil, siyasetin
görevidir. Gülen Cemaati'ne saldiran Genelkurmay ise bu hareketiy-
le siyasal alana tecavüz etmis oluyor.
Ikincisi; Gülen Cemaati'nin siyasal ve ekonomik etkinlikte bulunma-
sini hazmedemeyen Genelkurmay nicin önce kendi kötülüklerini gör-
müyor ve düsmanligini ceken bu etkinligin hangi sebeplerden dolayi
kaynaklandigini nicin sorgulamiyor?
Bu sorgulamanin yapilmasi lâzimdir. Cünkü Türkiye'de, Cumuhuri-
yet'in kurulusundan itibaren laikci ve Kemalist zihniyet, dindarlarin
üzerinde daima "ezici güc" olmuslardir. Seksen yildan beri süren bu
ezicilik halen devam etmektedir. Bunu anlayabilmek icin kamusal a-
landaki basörtüsü yasagini ve dine konulan engellemeleri görmek ve
TSK'daki apoletli askerlerin yüzde sekseninin nicin CHP'li oldugunu
sormak yeterlidir.
Sahi! TSK'daki apoletlilerin yüzde sekseni nicin CHP'lidir?
Bunun cevabi, askerî okullarda Kemalist bir egitim ve ögretimin as-
kere dayatilmasinda ve dindarlarin da laikci bir seleksiyonla TSK'
dan ayiklanmasinda bulunmaktadir. Bu da acikca, ordunun, "mille-
tin ordusu" olmadigini, aksine "kücük bir siyasal ve ideolojik azinli-
gin ordusu" oldugunu göstermektedir. Bu gösterge de, TSK'nin
"kimler tarafindan ele gecirildigini" bildirmektedir. Bu bildiriden de,
aslinda bir "Peygamber Ocagi" olan ordunun, bir "darbe ocagi"na
nasil dönüstürüldügünü anlayabiliriz.
I$te bu kötü anlam karsisinda, zulüm ve haksizliga ve ezilgiye ugra-
yan dindar vatandaslar da, cemaatleserek kendilerine yapilan kötü-
lüge karsi bir güc olusturmakta ve bu gücü, zulüm ve haksizliga kar-
si korunmak ve savunmak icin siyasal ve ekonomik güce dönüstür-
meyi kendilerine mecbur saymaktadirlar.
Genelkurmay ise Gülen Cemaati'nin bu mecburiyetini "dini istismar"
olarak yaftalamaya kalkmaktadir. Tabii bu yaftalama, Genelkurmay'
a döner, baska yere gitmez!..
Demek, ortada cözülmesi gereken bir sorun var. Bu sorun cözülme-
dikce dinsel cemaatlerin kendilerini siyasal ve ekonomik güce dö-
nüstürmeleri ve bu gücü din ve dindarlik düsmanlarina karsi kullan-
malari kacinilmaz olacak ve olmaktadir.
Kaldi ki, bu kacinilmaz hareket, demokratik bir hak ve hürriyettir.
Dindar vatandaslar siyasal oy haklarini birlestirip kullanarak bir güc
kazaniyorlar ve bu güclerini de kendilerine yapilmakta olan zulüm
ve haksizliklara karsi kullaniyorlar. Yani ortada bir istismar ve kö-
tülük yoktur. Tam tersine, kötülüge karsi yapilan bir eylem ve sa-
vunma vardir.
Bu eylem ve savunmanin yapilmasi zorunludur. Cünkü Türkiye'de
dindarlar gercek anlamda bir din özgürlügüne sahip degillerdir. Din-
lerini ya tam ya$iyamamakta ya da korkarak ya$amaktadirlar. Ka-
musal alanda dinsel ya$am ise zaten yasaktir. Cünkü ordu ve dev-
let, laikci Kemalist ve CHP'liler tarafindan ele gecirilmis oldugundan,
Kürtler'in ve Kur'anlilar'in özgürlügü sürekli engellenmekte ve bu en-
gellemeyi ortadan kaldiracak demokratik bir anayasanin yapilmasi-
na da karsi cikmaktadirlar. Bu karsi cikislari yüzünden de siyaset,
askerî vesayetten bir türlü kurtulamamakta ve laikci azinligin ege-
menligi, halkin egemenligini yok etmektedir. Yani Türkiye Cumhuri-
yet'i, apoletli Kemalistlerle, apoletsiz CHP'lilerin i$gal ve esareti al-
tindadir.
Tabii bu esarete en ba$ta Kürtler ve Kur'anlilar isyan etmekte ve
halk cogunlugu da oylariyla laikci diktatörlügü yikmaya calismakta-
dir. Bunun icin de AKP'yi iktidara getirmislerdir. Fakat bu siyasal
güc ve iktidar, laikci ve Kemalist ordu ve devlet karsisinda aciz düs-
mektedir. Bu acizlik sebebiyle de Kürtler ve Kur'anlilar özgürlükle-
rine kavusamamaktadirlar ve onlari özgürlestirecek asker hediyesi
diktatörik anayasalarini da demokratik bir anayasaya dönüstüreme-
mektedirler. Bu halde Kürtler'in ve Kur'anlilar'in ve millî irade cogun-
lugunun Allah'tan baska bir koruyuculari bulunmamaktadir.
Mânevî olarak Allah'in koruyuculugu onlara yetebilir olmakla beraber,
maddî olarak da Avrupa ve Amerika'nin, Türkiye'de hüküm sürmekte
olan laikci despotizme karsi ses cikarmalarinda baris ve insanlik a-
dina büyük faydalar vardir. Bu faydadan yararlanmak, laikci despo-
tizm son bulana kadar Kürtler'e ve Kur'anlilar'a helâldir.
Türk Ordusu kimindir?
Türk Ordusu, Türk milletinin olmasi gerekir. Fakat $u an bunun öyle
oldugunu söylemek pek mümkün degildir. Cünkü TSK ve Genelkur-
may'dakilerin; basörtüsü ve cemaat düsmanligi yapmasi, bütün sucu
ve suclulari kabak gibi ortada oldugu halde Ergenekon Fesat Örgütü'
ne sessiz kalmasi ve ona yakin durmasi, dindarlari ordudan dislama-
si, siyasete karismasi; ordunun, millete ait degil, "laikci ve Kemalist
bir azinligin ordusu" oldugunu gösteriyor. Fakat bu cok kötü göster-
genin süratle degismesi ve degistirilmesi gerekiyor. Bunun icin de
Genelkurmay, dindarlarin ordudan atilmasini derhal durdurmali ve hü-
kümet de bunun icin gerekli yasalari cikarmalidir. Ancak bu cikarma
ve durdurma ile TSK ve Genelkurmay'da bir zihniyet dengesi kurula-
bilir. Bu kurulusla da Ordu, kücük bir azinligin tekelinden kurtulur ve
TSK, "darbeci ve ceteci üreten bir kurum" olmaktan cikar ve cikaril-
malidir. Aksi halde TSK, asla milletin TSK'si olamayacak ve millet
ona hic bir zaman güvenemeyecektir. Genelkurmay ve Hükümet ise
bu güveni saglamak zorundadir. Bu saglama icin yapilacak calisma-
lardan biri de askerî okullari denetim altina almaktir ve sormaktir:
"Bu okullarin mezunlari sonucta nasil darbeci ve ceteci oluyorlar?"
Bunun cevabini hemen bulup hatayi düzeltmek gerekiyor. Aksi halde
milletle asker arasinda meydana gelmis düsmanlik ve güvensizlik
ortadan kalkmayacaktir. Biz (millet) ise, bize ait olan rütbesiz asker-
lerin, milletin egemenligini gasbetmis bulunan kücük bir laikci ve Ke-
malist azinligin ve apoletlinin kölesi olmasini istemiyoruz ve bu kö-
lelestirilmis erlerin Kürtler'e ve Kur'anlilara karsi kullanilmasini da
protesto ediyoruz.
Gerekenler en kisa zamanda yapilmadigi takdirde insan haklari der-
nekleri bu dâvâyi Avrupa ve Amerika Insan Haklari Örgütleri'ne götür-
mesini bilmelidir.
MILLETIN DININE, DINDARINA, DINDARLASMASINA, BASÖRTÜSÜ-
NE VE CEMAATINE DÜSMAN OLAN BIR ORDU ISTEMIYORUZ!
MILLETE DÜSMAN BIR ORDU DEGIL, "MILLETIN" OLAN BIR ORDU
ISTIYORUZ! TÜRKIYE'NIN, MILLETINE KARSI SAVASACAK BIR OR-
DUSU VAR, FAKAT ERGENEKON'A KARSI SAVASACAK BIR OR-
DUSU YOK, COK YAZIK! TÜRKIYE BU YAZIKTAN KURTULMALIDIR.
Not: Konuyla ilgili okunmasi gereken gecmiste yayinlanmis bildiriler:
"Asker Kizar" Ne Demektir?, Cumhurbaskani Sezer'e Mektup, Deniz
Baykal'a Acik Mektup, Dindarlardan CHP'lilere Mektup, MHP ve CHP
Cetecilere Borclu Mu?, Muhalefet Icin Bir Firsat, Muhalefete Mektup,
Türkiye'deki Basörtüsü Yasagi Laiklige Aykiridir, Yasakci Laiklere
Cagri. Google'da veya www.kuranisthaber.blogspot.com adresinde
arayiniz.
Not 2: Türkiye'de Müslümanlar dinsel özgürlüklerine tam sahip olma-
diklarindan ve olmadiklari müddetce, diger dinsel azinliklarin (ekü-
menlik ve ruhban okulu gibi) taleplerinin karsilanmasi zordur. Dola-
yisiyla Avrupa ve Amerika'nin bu gercegi görmeleri ve ona göre hare-
ket etmeleri gerekiyor.
Bu sözlerimiz karsisinda denebilir: "Türkiye'de 80 bin cami varken
Müslümanlar nasil özgür olmaz?"
Bu görüntü kimseyi aldatmamalidir. Cünkü Türkiye'de o camiler da-
ha cok Müslümanlarin "hapishanesi" olarak vazife görür. Cünkü Müs-
lümanlar kamusal alanda özgür degildir. Bu özgürsüzlük de onlari
camilere hapsetmektedir. Onlarin özgürlükleri laikci bir azinlik tara-
findan gasbedilmistir. Bu gasbin kaldirilabilmesi icin de demokratik
bir anayasanin kazanilmasi ve ordu ve devlet eliyle yürütülen laikci
despotizmin kirilmasi gerekiyor.
I$te bu gereklik icin Müslüman cemaatler ve onlara destek veren di-
ger demokrat ve liberal aydin ve kurumlar oylarini birlestirerek siya-
sal iktidari -bir anlamda- "ele gecirmisler"dir. Bu yüzden de laikci
partiler ve askerler Müslüman cemaatlere düsmanlik etmektedirler.
-"Siyasal iktidar Müslüman cogunlukta olduguna göre Müslümanlar
dinsel ya$amlarinda nicin özgür olamiyorlar?" denirse:
Cünkü, siyasal iktidar Müslüman cogunluktadir, fakat laikci despot
zihniyet sahipleri daha önce ordu ve devletin önemli mevkilerini ele
gecirmis olduklarindan, askerî anayasanin yardimiyla Müslümanla-
rin özgürlüklerini gasbetmeye devam edebilmektedirler. Siyasal yol-
dan iktidara gelmeleri mümkün olmadigindan da darbecilige yönel-
mektedirler. Halbuki Müslümanlarin özgürlük gasbina son verseler,
siyaset normal mecrasinda akmaya baslayacak ve böylece iktidara
gelmeleri de mümkün olacaktir. Fakat "$eriat getirebilirler" korku-
suyla da Müslümanlarin özgürlük gasbina son vermeye yanasma-
maktadirlar. Böylece hem kendilerini hem de Müslümanlari mahkûm
etmektedirler. Ama bu mahkûmiyet ve korkuyla da bir yere varamaz-
lar ki! Cünkü Türkiye'de Müslüman cogunlugun bir "$eriatla yönetim
talebi" yoktur. Cok ileride gerekli cogunluga ulastiklarinda böyle bir
talepleri gündeme gelebilecek olsa bile, onlar demokrasiyi TATTIK-
LARI icin, isteyecekleri bir $eriatin da, Arap ülkelerindeki gibi des-
potik bir $eriat degil, "demokratik bir $eriat olmasi" olacaktir veya
böyle bir istekleri de olmayacak, (dinlerinde özgür olmak sartiyla)
demokratik bir yönetimi yeterli bulacaklardir. (Konuyla ilgili olarak
bakiniz ve Google'da arayiniz: $eriatname/Kuranisthaber.)
Not 3: "Ergenekon Dâvâsi" vasitasiyla Millî Güvenlik Kurulu'nun gec-
misteki 2003 ve 4 toplantilarinda Genelkurmay üyelerinin Basbakan'
a nasil saygisizlik ettiklerini, onu a$agiladiklarini, sorguya cektikle-
rini, siyasete karistiklarini, kendilerini millî iradenin üstünde tuttuk-
larini hayretle ve esefle gördük ve pa$alarin yaptigi cirkinliklere olan
öfkemizi (simdilik) icimize gömdük. Gömdük ama, ayni cirkinlikleri
tekrarlamamalari icin (millet) olarak onlara bir ihtar vermek istiyoruz:
Ey yüksek rütbeli Asker!
Unutma; sen, cumhuriyet'in padisahi degil, askerisin. Madem aske-
risin, siyasete karisma. Eger karisirsan, milletin egemenligine teca-
vüz etmis olursun. Cünkü cumhuriyet, bir padisahlik rejimi degil,
tam aksine bir millet hâkimiyetidir. Bu hâkimiyete yapilacak teca-
vüz, milleti size düsman eder. Bu düsmanligin sonuclarindan saki-
niniz.
Eger MGK toplantilarinda bundan sonra Genelkurmaylilar o cirkin-
lik ve tecavüzlerini tekrarlarlarsa, sayin Ba$bakan bu durumu mille-
te lütfen hemen rapor etsin. Millet olarak o pa$alarin hadlerini biz
bildirelim. Hic olmazsa genclerimizi askere göndermeyi reddederek
o haddini, hududunu a$mis laikci generallere karsi bir protestoda
bulunabiliriz.
Lütfen, sayin Ba$bakan! Yüksek rütbeli askerin size yaptigi ve ya-
pacagi saygisizliklari saklamayin, gizlemeyin; millete mutlaka ra-
por edin. Size iktidar vermis bir millet olarak sizden bunu istemek
hakkimizdir ve sizin de bu hakki ödemek borcunuzdur.
Kur'anli subaylarin (dindarliklari sebebiyle) ordudan atilmalarinin ve-
ya sürülmelerinin derhal durdurulmasini istiyoruz. Gereken yapilma-
digi takdirde, millet ile asker arasinda cikacak bir savasin dügmesi-
ne basabiliriz. Bu da, bir (Türk PKK'si)nin dogumu olur.
Dindarlarin zulüm gördügü ve askerleri Kürtler'e ve Kur'anlilar'a karsi
kullanilan ve laikci generaller tarafindan ele gecirilmis bir orduya, da-
ha fazla tahammülümüz kalmamistir.
Türkiye'de dindarlara yapilan kötülüklere Gülen Cemaati sessiz ve
hosgörülü kalabilir. Ama Kur'anlilarin yalnizca Gülen Cemaati'nden
ibaret olmadigi da unutulmamalidir.
Türk Ordusu'nda yuvalanmis Ergenekon Fesat Ceteleri birer bire cö-
kertilmelidir. Bunun yapilmamasi veya Genelkurmay'in o cetelere si-
cak durmasi veya sessiz kalmasi, ordunun düsmanlarini cogaltmak-
tan baska bir seye yaramayacaktir.
Türk Genelkurmay'ini, millete karsi güven verici olmaya dâvet ediyo-
ruz. Güven vericilik de, Ergenekon'u himaye edercesine dolu lawlari
gizleyip bo$ lawlarla gösteri yaparak olmaz.
BIR KISIM MÜSLÜMANLAR VE IMAM-I KEBIR BEKLENTISI
Bir kisim Müslümanlar "Imam-i Kebir" ihtiyacindan bahsetmektedir.
Dünyanin kiyamete yaklastigi bir zamanda Imam-i Kebir, yani "En
Büyük Imam" ancak "Mehdi" olur.
Fakat Gülen Cemaati'nin dine yaptigi hizmetin onda birini dahi yap-
maktan aciz ve geri bir kisim Müslümanlar, bir Fethullah Gülen'i
hazmedemezlerken, Mehdi'yi nasil hazmedebilirler? Cünkü Mehdi,
Müslümanlarin keyfine göre hareket etmez. O ancak Allah'tan aldi-
gi emir ve ilhamlara göre hareket eder. Bu haldeki bir Mehdi'nin de,
bir kisim Müslümanlar tarafindan inkâra ugramasi kacinilmaz de-
mektir. Inkârla karsi karsiya kalmis bir Mehdi'nin ise gizli kalmaktan
baska caresi yoktur. Iste bunun icin Mehdi gözlerden "gayb"olmus-
tur ve icraatlarini "resmî bir baskan" olarak degil, "gayri resmî" bir
baskan olarak sürdürmektedir.
Not: Gercek bir Müslüman, elinde kesin bir bilgi ve belge olmadan
dinî bir cemaat liderini zan altinda birakacak vehimler üretmez, üret-
memeli. Bu tür üretmeler, dine degil, $eytana hizmettir...
Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mayis ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Terbiye.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Montag, 4. Mai 2009
YASAKÇI LAİKLERE ÇAĞRI
(Bu bildiri, 2005 yilinda yayinlandi.)
YASAKCI LAIKLERE CAGRI
haksizligi sevmeyen Allahin adiyla
AIHM'nin türban hakkindaki karariyla laikler
bir zafer kazanmi$ ve dindarlar da maglubi-
yete ugrami$ oldu. Bu durum, toplumsal bari-
$i kurtarmiyor, bozuyor.
Verilen karari, "hukukun zaferi" olarak gör-
mek mümkün degildir. Cünkü laik hukuk, din-
sel haklari tanimami$tir. Sadece laiklerin
haklarini korumu$tur.
Hukuk nedir? Hukuk, zulmü ortadan kaldirmak
degil midir? Avrupa Mahkemesi zulmü ortadan
kaldirmiyor, zulüm doguruyor! Nasil zulüm
doguruyor?
Avrupa üniversitelerinde ba$örtüsünün serbest
olmasi dindarlar icin arti bir puandir. Tür-
kiye'nin, "Müslümanlarin ya$adigi bir ülke"
olmasi da dindarlar icin ikinci bir arti pu-
andir. Bu puanlara ragmen Avrupa Mahkemesi'
nin Türkiye üniversitelerinde ba$örtü yasagi-
na onay vermesi, nasil hakli görülebilir? Ya-
ni hem Avrupa'da örtünmek serbest olsun, hem
Türkiye, Müslümanlarin cogunlukta oldugu bir
ülke olsun, buna ragmen bir kadin veya ögren-
ci, üniversitede inancinin geregi olarak örtü-
nemesin! Bu ne bicim hukuk anlayi$idir? Bu ne
bicim demokrasi uygulamasidir?
Türkiye'deki sosyolojik gercekleri görmek ge-
rekir. Görülmesi gereken $udur:
Türkiye'de yüzde otuz civarinda dindar insan
bulunmaktadir. Bu dindar kesimin kadinlari da
dinin geregi olarak ba$larini örtmektedir.
Ayrica Türk kadininin dindar olmayan yüzde
kirki da bölgesel ve geleneksel sebeplerle
ba$larini örtmektedir. Böylece Türkiye'de ka-
dinlarin yüzde yetmi$inin ba$ini örtügü gö-
rülmektedir. Bu yüzde yetmi$lik kesimin, ba$-
örtü yasaginin kalkmasindan yana oldugunu da
yine istatistiklerden biliyoruz. Bu istatis-
tiklerin kar$isinda ise -yasaktan yana olan-
sadece yüzde otuzluk laik kesim bulunuyor.
Yani yüzde otuzluk laik kesimin keyfi icin,
yüzde otuzluk dindar kesimin ve diger yüzde
kirkin kadinlarinin hakki cignenmektedir. Bu
durum, demokrasiyi tersine ceviren bir gara-
bet degil midir?
Laik kesime sesleniyoruz:
Ba$örtüsü yasaginin ardinda duran ve bu yasa-
gin kalkmasini istemeyen yüzde otuzluk laik
kesime sesleniyoruz: Geliniz! Sosyolojik ger-
cekleri görerek ve dindarlarin demokratik
haklarini gözönüne alarak ve dinlerine saygi
duyarak bu yasaga sahip cikmaya son veriniz.
Ba$örtüsünü siz takmayacaksiniz. Sadece tak-
mak isteyenlerin haklarina gecit vereceksi-
niz, o kadar!
Bu sorunun cözümünü kilitleyerek bir yere va-
ramazsiniz. Varacaginiz yer, sadece toplumsal
bari$i bozmak ve dindarlarin dü$manligini ka-
zanmak olacaktir. $u anda onlarin nefreti ve
bedduasi altinda bulundugunuzu da unutmamali-
siniz. Bütün bu yapilanlar, yani yasaga sahip
cikmalar, sorunlarin cözümünü engelleme ve
kilitlemeler, bir hak ve özgürlük gasbidir.
Eger bari$ icinde ya$amak istiyorsaniz, bu
gasbciliga son vermek durumundasiniz. Geli-
niz! Yüzünüzü kötülükcülükten iyilikcilige
ceviriniz. Bari$ icinde ya$amak istediginizi
gösteriniz ve isbat ediniz.
"Dindar kadinlarin ba$örtüsü, bizim üzerimizde
baski olu$turuyor" dememelisiniz. Eger diye-
cekseniz, sizin de ba$örtüsüzlügünüzün onlar
üzerinde baski olu$turacagini iyi hesap etme-
lisiniz. Adalet budur i$te, eger adil olmak
isterseniz. Aksi halde zulme "evet" demi$ ola-
caksiniz. Eger bari$ icinde ya$amak gibi bir
niyetiniz yoksa, onu da söyleyiniz.
Sayin AKP ve Erdogan Hükümeti Mensuplari!
Laiklerin haklarini korumak sizin göreviniz
oldugu gibi, dindarlarin da haklarini korumak
sizin görevinizdir. Artik yüzde otuzluk dindar
kesimin haklarini, yüzde otuzluk yasakci laik
kesimin keyfine birakmaya hakkiniz yoktur.
Sosyolojik ve demokratik gercekler neyi gerek-
tiriyorsa, onu yerine getirmek zorundasiniz.
Bu sorunun cözümü icin bütün yasakci laiklerin
ölümünü bekleyemezsiniz. Onlarin keyf ve arzu-
suna göre degil, evrensel degerlerin, demokra-
sinin, özgürlügün, insanligin, iyilikciligin,
Hak ve Adalet ve Namus'un gereklerine göre ha-
reket etmelisiniz.
Ba$örtüsü yasaginin kalkmasini isteyen yüzde
yetmi$lik demokratik kesimin haklarini, yüzde
otuzluk yasakci laik kesimin keyfine feda et-
memelisiniz. Buna hakkiniz da yoktur, biliyor-
sunuz. O halde?
$u gelen soruyu bir tehdit olarak degil, bir
uyari olarak sormak istiyoruz:
Paris neden yaniyor?
Türkiye de mi yansin?
Veya daha dogrusu:
Türkiye'yi de mi yakmak istiyorsunuz?
I$te cevaplanmasi gereken asil sorular bunlar-
dir.
Özetle:
Dindarlar, laiklerin keyfine göre ya$amaya zor-
lanamaz. Bunu herkes bilmelidir.
Not: Eger ba$örtüsü dâvâsini Leyla $ahin kazan-
saydi, buna sevinmek dindarlarin hakki olurdu.
Laiklerin dindarlarin yenilgisine sevinmeye
haklari olmadigindan, onlarin haksiz sevinci,
gayri ahlâkî bir durum arzediyor.
Not 2: Dindarlarin bir arti puani da, Türkiye'
deki halk cogunlugunun ba$örtü yasaginin kalk-
masindan yana oldugudur. Bir puan da, Allah'in
dindarlarin hakli haklarindan yana olmasidir.
Dindarlar böylece bu dört puanla galip gelme-
leri gerekirken, laik azinliga zulmen maglup
olmu$lardir.
Not 3: Dindar ögrencilerin AIHM'den medet um-
malarini kinamak dogru degildir. Cünkü onlar,
Türk hukukundan haklarini alamami$ ve en niha-
yet AIHM'ye ba$vurmak zorunda kalmi$lardi. O
ögrencilerin AIHM'ye ba$vururken hesaplari
$uydu: "Avrupa üniversitelerinde ba$örtüsü
takmak serbest olduguna göre, mahkemeleri de
bizden yana bir hükümde bulunur." Ne yazik
ki, tam umduklarinin aksi bir kararla kar$i-
a$tilar ve $a$kinliga ugradilar.
Bu ögrenciler dogru olani yapmi$, fakat egri-
likle kar$ila$mi$lardir. Egriligin birincisi,
laik Türk kurumlarindan cikarken, ikincisi de,
AIHM'den cikmaktadir. AIHM'nin egriligi ise
$udur: AIHM, "üniversite yönetimi dinsel kiya-
fete yasak getirebilir" $eklindeki son karari-
ni verirken, bu karara $u sözleri de ekleme-
liydi: "Biz bu hukukî karari veriyoruz ama,
bizim üniversitelerimizdeki uygulamalari ve
Türkiye'nin de, Müslümanlarin ya$adigi bir
ülke oldugunu unutmamalisiniz."
AIHM bunlari söylememi$ olsa veya söylemesine
de gerek olmasa bile, Türkiyeli laiklerin ve
kurumlarinin bunlari $ip diye anlamasi gerekir-
di. Tabii adil ve merhametli olmak istedikleri
takdirde...
Gördügünüz gibi, $u anda dindar kiz ve kadin
ögrenciler, laiklerin merhametine kalmi$ durum-
dalar. Bakalim, laikler, bundan sonra gereken
merhameti gösterebilecek mi? Veya iktidardaki
hükümet, onlari merhamet dilenciliginden kur-
tarmayi ba$aracak mi?
Zaman: Yeni Cag'in be$i, Kasim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cagri.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
YASAKCI LAIKLERE CAGRI
haksizligi sevmeyen Allahin adiyla
AIHM'nin türban hakkindaki karariyla laikler
bir zafer kazanmi$ ve dindarlar da maglubi-
yete ugrami$ oldu. Bu durum, toplumsal bari-
$i kurtarmiyor, bozuyor.
Verilen karari, "hukukun zaferi" olarak gör-
mek mümkün degildir. Cünkü laik hukuk, din-
sel haklari tanimami$tir. Sadece laiklerin
haklarini korumu$tur.
Hukuk nedir? Hukuk, zulmü ortadan kaldirmak
degil midir? Avrupa Mahkemesi zulmü ortadan
kaldirmiyor, zulüm doguruyor! Nasil zulüm
doguruyor?
Avrupa üniversitelerinde ba$örtüsünün serbest
olmasi dindarlar icin arti bir puandir. Tür-
kiye'nin, "Müslümanlarin ya$adigi bir ülke"
olmasi da dindarlar icin ikinci bir arti pu-
andir. Bu puanlara ragmen Avrupa Mahkemesi'
nin Türkiye üniversitelerinde ba$örtü yasagi-
na onay vermesi, nasil hakli görülebilir? Ya-
ni hem Avrupa'da örtünmek serbest olsun, hem
Türkiye, Müslümanlarin cogunlukta oldugu bir
ülke olsun, buna ragmen bir kadin veya ögren-
ci, üniversitede inancinin geregi olarak örtü-
nemesin! Bu ne bicim hukuk anlayi$idir? Bu ne
bicim demokrasi uygulamasidir?
Türkiye'deki sosyolojik gercekleri görmek ge-
rekir. Görülmesi gereken $udur:
Türkiye'de yüzde otuz civarinda dindar insan
bulunmaktadir. Bu dindar kesimin kadinlari da
dinin geregi olarak ba$larini örtmektedir.
Ayrica Türk kadininin dindar olmayan yüzde
kirki da bölgesel ve geleneksel sebeplerle
ba$larini örtmektedir. Böylece Türkiye'de ka-
dinlarin yüzde yetmi$inin ba$ini örtügü gö-
rülmektedir. Bu yüzde yetmi$lik kesimin, ba$-
örtü yasaginin kalkmasindan yana oldugunu da
yine istatistiklerden biliyoruz. Bu istatis-
tiklerin kar$isinda ise -yasaktan yana olan-
sadece yüzde otuzluk laik kesim bulunuyor.
Yani yüzde otuzluk laik kesimin keyfi icin,
yüzde otuzluk dindar kesimin ve diger yüzde
kirkin kadinlarinin hakki cignenmektedir. Bu
durum, demokrasiyi tersine ceviren bir gara-
bet degil midir?
Laik kesime sesleniyoruz:
Ba$örtüsü yasaginin ardinda duran ve bu yasa-
gin kalkmasini istemeyen yüzde otuzluk laik
kesime sesleniyoruz: Geliniz! Sosyolojik ger-
cekleri görerek ve dindarlarin demokratik
haklarini gözönüne alarak ve dinlerine saygi
duyarak bu yasaga sahip cikmaya son veriniz.
Ba$örtüsünü siz takmayacaksiniz. Sadece tak-
mak isteyenlerin haklarina gecit vereceksi-
niz, o kadar!
Bu sorunun cözümünü kilitleyerek bir yere va-
ramazsiniz. Varacaginiz yer, sadece toplumsal
bari$i bozmak ve dindarlarin dü$manligini ka-
zanmak olacaktir. $u anda onlarin nefreti ve
bedduasi altinda bulundugunuzu da unutmamali-
siniz. Bütün bu yapilanlar, yani yasaga sahip
cikmalar, sorunlarin cözümünü engelleme ve
kilitlemeler, bir hak ve özgürlük gasbidir.
Eger bari$ icinde ya$amak istiyorsaniz, bu
gasbciliga son vermek durumundasiniz. Geli-
niz! Yüzünüzü kötülükcülükten iyilikcilige
ceviriniz. Bari$ icinde ya$amak istediginizi
gösteriniz ve isbat ediniz.
"Dindar kadinlarin ba$örtüsü, bizim üzerimizde
baski olu$turuyor" dememelisiniz. Eger diye-
cekseniz, sizin de ba$örtüsüzlügünüzün onlar
üzerinde baski olu$turacagini iyi hesap etme-
lisiniz. Adalet budur i$te, eger adil olmak
isterseniz. Aksi halde zulme "evet" demi$ ola-
caksiniz. Eger bari$ icinde ya$amak gibi bir
niyetiniz yoksa, onu da söyleyiniz.
Sayin AKP ve Erdogan Hükümeti Mensuplari!
Laiklerin haklarini korumak sizin göreviniz
oldugu gibi, dindarlarin da haklarini korumak
sizin görevinizdir. Artik yüzde otuzluk dindar
kesimin haklarini, yüzde otuzluk yasakci laik
kesimin keyfine birakmaya hakkiniz yoktur.
Sosyolojik ve demokratik gercekler neyi gerek-
tiriyorsa, onu yerine getirmek zorundasiniz.
Bu sorunun cözümü icin bütün yasakci laiklerin
ölümünü bekleyemezsiniz. Onlarin keyf ve arzu-
suna göre degil, evrensel degerlerin, demokra-
sinin, özgürlügün, insanligin, iyilikciligin,
Hak ve Adalet ve Namus'un gereklerine göre ha-
reket etmelisiniz.
Ba$örtüsü yasaginin kalkmasini isteyen yüzde
yetmi$lik demokratik kesimin haklarini, yüzde
otuzluk yasakci laik kesimin keyfine feda et-
memelisiniz. Buna hakkiniz da yoktur, biliyor-
sunuz. O halde?
$u gelen soruyu bir tehdit olarak degil, bir
uyari olarak sormak istiyoruz:
Paris neden yaniyor?
Türkiye de mi yansin?
Veya daha dogrusu:
Türkiye'yi de mi yakmak istiyorsunuz?
I$te cevaplanmasi gereken asil sorular bunlar-
dir.
Özetle:
Dindarlar, laiklerin keyfine göre ya$amaya zor-
lanamaz. Bunu herkes bilmelidir.
Not: Eger ba$örtüsü dâvâsini Leyla $ahin kazan-
saydi, buna sevinmek dindarlarin hakki olurdu.
Laiklerin dindarlarin yenilgisine sevinmeye
haklari olmadigindan, onlarin haksiz sevinci,
gayri ahlâkî bir durum arzediyor.
Not 2: Dindarlarin bir arti puani da, Türkiye'
deki halk cogunlugunun ba$örtü yasaginin kalk-
masindan yana oldugudur. Bir puan da, Allah'in
dindarlarin hakli haklarindan yana olmasidir.
Dindarlar böylece bu dört puanla galip gelme-
leri gerekirken, laik azinliga zulmen maglup
olmu$lardir.
Not 3: Dindar ögrencilerin AIHM'den medet um-
malarini kinamak dogru degildir. Cünkü onlar,
Türk hukukundan haklarini alamami$ ve en niha-
yet AIHM'ye ba$vurmak zorunda kalmi$lardi. O
ögrencilerin AIHM'ye ba$vururken hesaplari
$uydu: "Avrupa üniversitelerinde ba$örtüsü
takmak serbest olduguna göre, mahkemeleri de
bizden yana bir hükümde bulunur." Ne yazik
ki, tam umduklarinin aksi bir kararla kar$i-
a$tilar ve $a$kinliga ugradilar.
Bu ögrenciler dogru olani yapmi$, fakat egri-
likle kar$ila$mi$lardir. Egriligin birincisi,
laik Türk kurumlarindan cikarken, ikincisi de,
AIHM'den cikmaktadir. AIHM'nin egriligi ise
$udur: AIHM, "üniversite yönetimi dinsel kiya-
fete yasak getirebilir" $eklindeki son karari-
ni verirken, bu karara $u sözleri de ekleme-
liydi: "Biz bu hukukî karari veriyoruz ama,
bizim üniversitelerimizdeki uygulamalari ve
Türkiye'nin de, Müslümanlarin ya$adigi bir
ülke oldugunu unutmamalisiniz."
AIHM bunlari söylememi$ olsa veya söylemesine
de gerek olmasa bile, Türkiyeli laiklerin ve
kurumlarinin bunlari $ip diye anlamasi gerekir-
di. Tabii adil ve merhametli olmak istedikleri
takdirde...
Gördügünüz gibi, $u anda dindar kiz ve kadin
ögrenciler, laiklerin merhametine kalmi$ durum-
dalar. Bakalim, laikler, bundan sonra gereken
merhameti gösterebilecek mi? Veya iktidardaki
hükümet, onlari merhamet dilenciliginden kur-
tarmayi ba$aracak mi?
Zaman: Yeni Cag'in be$i, Kasim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cagri.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
TÜRKİYE'DEKİ BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI LAİKLİĞE AYKIRIDIR VE KALKMALIDIR!
(Bu bildiri, 2007 yilinda yayinlandi.)
TÜRKIYE'DEKI BASÖRTÜSÜ YASAGI
LAIKLIGE AYKIRIDIR VE KALKMALIDIR!
haksizliklari sevmeyen ALLAHin adiyla
Türkiye gibi "Hukukun üstünlügünü kabul etmis" bir ülke,
"insan haklari"ni cignemez, cignememelidir. Fakat ne yazik
ki, Türkiye'de bu üstünlügü hice sayan laikci kesim, yirmi
yildan fazla bir zamandir üniversitede okumak isteyen din-
dar kiz ögrencilerin en temel haklarindan olan "egitim ve
ögrenim hakkini "laiklik" bahanesiyle gasbetmektedir. A-
cikca bir zulüm olan bu gasbin artik sona ermesi gerek-
mektedir.
Erdogan Hükûmeti de bu konuda elinden gelen gayreti
göstermeli, laikcilerin zulümlerine daha fazla teslim olma-
malidir. Zulümleri ortadan kaldiracak bir calisma icinde
bulunanlara su sözler belki yardimci olabilir:
Türkiyeliler, laikligin ne oldugu konusunda henüz kesin bir
tanimlamaya kavusmus degiller. Bu yüzden herkes laiklige
keyfince bir yorum getirmekte ve bir kesim baska bir kesim
üzerinde despotluk kurabilmektedir. Bu despotlara da biz,
"laikciler" adini verdik.
Din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi ve birbirlerine
tahakküm etmemesi olan laiklik, (Türkiye sartlarinda) aca-
ba hangi hallerde ihlâl edilmis olur?
Eger bir cumhurbaskani veya basbakan kalkip: "Bugünden
itibaren bütün kadinlar Kur'anin buyruklarina göre örtünmek
zorundadirlar" derse, bu, laiklige aykiri olur.
Yine dindar bir kiz ögrenci, üniversitedeki basi acik kiz ög-
renciler üzerinde: "Hepiniz örtüneceksiniz! Yoksa caninizi
yakarim!" seklinde bir baski kuracak olursa, bu da laikligi
ihlâl olur, o ögrenci cezalandirilir.
Ama "üniversiteli" bir kiz ögrenci: "Ben inancima göre giyin-
mek ve örtünmek istiyorum" derse, bu, laiklige zit olamaz;
ve eger onun örtünme sekli genel ahlâk kurallarina bir ayki-
rilik tasimiyorsa, ona izin verilir. Eger meselâ bir ögrenci,
yüzünü maskeleyerek veya avret yerlerini acarak derse gir-
mek isterse, ona tabii ki engel olunur. Fakat bir kesimin:
"Benim inanc ve ideolojime göre giyineceksin" demesi ka-
bul edilemez. Bu, laiklige aykiri olur ve aykiridir. Demek,
Kemalistlerin: "Benim ideolojime göre olacaksin" dayatma-
si ve basörtüsüne yasak koymasi, bir özgürlük gasbidir. Bu
gasbin cezalandirilmasi gerekiyor. Avrupa Insan Haklari
Örgütü ve Mahkemesi, dindar kadinlara yapilmis bu darbe-
ye ve onlarin hak ve özgürlüklerinin gasbina onay veremez,
bunun "dogru bir is" olduguna hükmedemezler. Türkiye'deki
üniversite rektörleri AIHM'den bu yasagin sürmesi gerekti-
gine dair bir tasdik alamazlar. (Nitekim, bu sözler yazilirken
AIHM, Türkiye'li rektörlerin iddialarin reddetmis, yasaga
taraf olmadigini bildirmistir.)
Eger bir kiz ögrencinin üniversitede basini örtmesi, diger
örtünmeyen kiz ögrenciler üzerinde "baski kurma" olarak
algilanacak olursa, bu takdirde örtünmeyenlerin örtünme-
mesi de, dindar kiz ögrenciler üzerinde kurulmus ayri bir
baski olarak kabul edilmesi gerekecektir. Bu kabul edil-
digi takdirde, ikisini de okula sokmamak icap edecek.
Bu da elbette dogru bir hareket olmaz.
Bir kisim yazarlar: "Basörtüsü yasagi kalkarsa, mahalle bas-
kisi bütün kadinlari örtünmek zorunda birakir" diyerek kork-
makta ve korku yaymaktadirlar. Fakat bu korku bir para-
noya olmaktan öteye gidemez. Cünkü mahallelerde baski
yapmak isteyenler varsa, onlar bunun icin bir kanun cikma-
sini beklemezler. Istedikleri baskiyi dinin ve törenin emirle-
rine uyarak her zaman yapabilirler. Demek, bu korkuya si-
ginarak basörtüsü yasaginin kaldirilmasini engellemeye ca-
lismanin tutarli bir tarafi yoktur.
Hem, vuku bulmamis ve bulmasi da henüz belirsiz olan bir
mahalle baskisindan önce, vukuu meydanda olan ve laikci
kesimin dindar kadinlar üzerinde kurmus oldugu baskiyi
konusalim ve onu kaldirmaya calisalim. Bu baski ve yasak
kalkmadigi müddetce laikcilerin korkulari da cözüm bul-
mayacaktir. Cünkü laikciler, dindar kadinlari baski altinda
tuttuklari icin, kendilerinin de ayni akibete ugrayacaklarini
saniyor ve endiseye düsüyorlar. Halbuki böyle birsey olma-
yacaktir. Cünkü dinde zorbalik yoktur. Herkes inancinda
hür olacaktir. Ve Iran Türkiye'ye model olamaz ve olmaya-
caktir. Türklerin "Osmanlilik Ruhu" bunu reddeder.
O halde örtünenlerle örtünmeyenler arasindaki haklar esit
olmalidir ve adaletsizlige sapilmamalidir. Ve laikcilerin bas-
örtüsü yasagi zulmü mutlaka son buldurulmalidir. Aksi halde
demokrasiyi yok eden bir laiklik de yok olmalidir! Türkiye-
liler, laiksel despotluga teslim olamazlar ve olmayacaklardir!
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Eylül ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Kötülügü kaldirma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Not: Asagiya, daha önce yayinladigimiz konuyla ilgisi olan
bir bildirimizi ekliyoruz:
BAYAN BIR YAZARA CEVAP
dünyayi demokratiklestiren ALLAHin adiyla
Sayin Ece Temelkuran,
"Basörtülü kadinlar, basörtüsüz kadinlar hakkinda ne dü-
sünüyor" veya "onlara nasil bakiyorlar" diye sormussunuz.
Aldiginiz cevaplarda ise, size sinirlenildigini tesbit etmissi-
niz. Acaba bu gercekten böyle mi, yoksa siz mi öyle algili-
yorsunuz? Bunu iyi anlamak gerekir.
Eger size sinirli ve öfkeli cevaplar veriliyorsa, bu dogal de-
gil midir? Cünkü kamusal alanda uygulanmakta olan bas-
örtüsü yasagi yüzünden basini acmak zorunda kalan veya
yasak alana giremeyen binlerce dindar kadinin kalbleri ka-
namaktadir. Siz bu kanamalari durduracak calismalar ya-
pacaginiz yerde, sorgularcasina ve kalblerine $i$ batirirca-
sina sorular sorarsaniz, nasil sinirsiz bir cevap alabilirsiniz
ki!
Basi örtülü kadinlarin basi örtüsüz kadinlar hakkinda ne
düsündüklerini veya onlara nasil baktiklarini biz size söyle-
yelim:
Iyilikci dindar bir kadin der ki: "Allah'im! $u kadinlara da
örtünme nasip et, onlari ciblakliktan kurtar".
(Yani: Iyilikci dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "kurtaril-
masi gereken" kimseler olarak görür.)
Henüz olgunlasmamis ve ici öfke dolu bir dindar kadin da:
"Allah'im, $u örtüsüz kadinlarin saclarini yok et, güzellik-
lerini boz ki, örtünmeye mecbur kalsinlar ve basörtüsü ya-
sagina taraftar olmanin cezasini ceksinler" der.
(Yani: Öfkeli dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "cezalandi-
rilmasi" veya "devlet tarafindan zorla baslari örtülmesi ge-
reken" varliklar olarak görür veya görebilir.)
Bir de, basörtüsüzlerle ugrasacak durumda olmayan dindar
kadinlar vardir. Bunlar da cogunlukta olanlardir. Cünkü on-
larin bin türlü derdi vardir. Basörtüsüzlerle ilgilenecek hal ve
vakitleri yoktur.
(Yani: Sizin aciksacikliginiz bu gruptaki kadinlarin umurla-
rinda degildir. Veya: "Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize"
demektedirler.)
(Demek, cogunluga göre hüküm vermeli, öfkelilere karsi
dikkatli olmali ve iyilikci dindar kadinlari da sevmelisiniz.)
Islâmiyet diniyle ic ice ya$anilan bir ülkede basörtüsü yasa-
ginin bir anlami olamaz. Bu yasak kalkmak zorundadir. Si-
zin yapmaniz gereken i$ de, onlara soru soru sormak degil,
laikciler tarafindan kanatilmaya devam edilen ve iskencele-
rine son vermek istemeyen zalimleri durduracak ve yarali-
larin yarasini saracak calismalar yapmaktir.
Siz, sordugunuz sorularla iyi niyetli oldugunuzu düsünebilir-
siniz. Fakat bu konuda sadece iyi niyetinizin bir faydasi ol-
mamakta, belki zarari dokunmaktadir. Öyle ise önce yapil-
masi gereken dogru seyin ne oldugunu saptamaniz gerekir.
Ancak bu saptamadan sonra isabetli bir eylemde bulunabi-
lirsiniz. O eylem de: Basörtüsü yasaginin kaldirilmasina ca-
lismaktir. Bu, öfkeli dindarlarin öfkesini yok eder.
Kimse korkmasin: Büyük sehirler disindaki kadinlarin yüz-
de yetmisinin basörtmeleri Türkiye'ye $eriat getirmiyorsa,
üniversiteye girecek 5-10 kiz ögrencinin basörtüsüyle de
$eriat gelmez. Eger basörtüsü takmakla bir yere $eriat ge-
liyorsa, Türkiye'de kamusal alan disindaki bütün kadinlarin
basörtüsünü soymak gerekir; ki, Türkiye $eriattan kurtul-
sun!
Kurtulus, laiksel diktatörlüge son vermektedir.
Sayin Ece Hanim,
Eger faydali bir i$ yapmak istiyorsaniz, siz de bu kurtulusa
katilmalisiniz. Zaman; soru sorma zamani degil, eyleme gec-
me zamanidir. Dindar kadinlara uygulanmakta olan zorba-
ligin bir benzeri size uygulansaydi acaba ne yapardiniz?
"Devletin her kuralinin basimin üstünde yeri var" mi derdi-
niz? Siz asil buna cevap veriniz ve buna göre hareket ediniz.
Hak ve Adalet ve Dürüstlügü hayatiniza temel yaptiginizda
dogru yolu ve eylemi bulursunuz. Bundan saparsaniz, insan-
liktan sapmis olursunuz.
Madem insanlik; Hak ve Adalet ve Dürüstlük'ü emrediyor,
öyle ise biz de onlarin emirlerini dinleyelim.
Simdi o emredicilerden Hak ne diyor?: (Allah: "Örtünmeli-
siniz", Yasalar da: "Örtünebilirsiniz" veya "örtünüze karis-
mam" diyor.)
Adalet ve Esitlik ne diyor?: "Basiaciklarin basiacik olma ve
kamusal alana girme özgürlükleri varsa, basi örtülülerin de
ayni özgürlüge sahip olmalari gerekir" diyor.
Dürüstlük ne diyor?: "Gercege teslim olmak ve geregine
uymak gerekir" diyor.
Iyi bilmelisiniz ki, kadinlari yalnizca zalim erkekler ezmiyor-
lar. Basörtüsü yasagini koruyarak laikciler de ezmektedir-
ler. Umariz, siz de bu "ezenler" arasinda olmazsiniz ve de-
gilsinizdir.
Laikci diktatörler, gayri insanî eylemlerine âlet ederek adi-
ni kirletmekte olduklari Türk Silahli Kuvvetleri'ne sirtlarini
dayayip bu iskencelerini sürdürebilirler. Fakat bu, onlara
insanlik kazandirmaz, insanliklarindan eder ve etmektedir.
Eger siz (diger basörtüsü karsitlari icin söylüyoruz); "esi bas-
örtülü bir cumhurbaskanina hayir" diyorsaniz, bu sizin dikta-
törlügünüzü gösterir. Fakat kimse bu diktatörlüge boyun eg-
mek zorunda degildir. Müslümanlar: "Cumhurbaskani sayin
Sezer'in esinin basi mutlaka örtülü olmalidir" diye bir dayat-
mada bulunmadiklarina göre, laiklik taraftarlari da kendi da-
yatmalarindan vazgecmeliler ve esi basörtülü bir cumhurbas-
kanina "hos geldin" demeliler. Eger demezlerse, bu onlarin
sorunudur. Millî Irade, onlarin zorbaliklarina itaat etmek zo-
runda degildir. Öyle ise hepimiz: "Demokratik ilkelere evet"
demeli, diktatörik dayatmalari da bertaraf etmeliyiz. Eger
günün birinde CHP iktidara gelirse, o da "esi basörtüsüz"
bir cumhurbaskani secebilir. Buna da Müslümanlar, "hayir"
diyemez. O halde diktatörik ilkelerin degil, demokratik il-
kelerin geregine uyalim. Baris da bu uymadadir.
Selamlar...
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Agustos basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
TÜRKIYE'DEKI BASÖRTÜSÜ YASAGI
LAIKLIGE AYKIRIDIR VE KALKMALIDIR!
haksizliklari sevmeyen ALLAHin adiyla
Türkiye gibi "Hukukun üstünlügünü kabul etmis" bir ülke,
"insan haklari"ni cignemez, cignememelidir. Fakat ne yazik
ki, Türkiye'de bu üstünlügü hice sayan laikci kesim, yirmi
yildan fazla bir zamandir üniversitede okumak isteyen din-
dar kiz ögrencilerin en temel haklarindan olan "egitim ve
ögrenim hakkini "laiklik" bahanesiyle gasbetmektedir. A-
cikca bir zulüm olan bu gasbin artik sona ermesi gerek-
mektedir.
Erdogan Hükûmeti de bu konuda elinden gelen gayreti
göstermeli, laikcilerin zulümlerine daha fazla teslim olma-
malidir. Zulümleri ortadan kaldiracak bir calisma icinde
bulunanlara su sözler belki yardimci olabilir:
Türkiyeliler, laikligin ne oldugu konusunda henüz kesin bir
tanimlamaya kavusmus degiller. Bu yüzden herkes laiklige
keyfince bir yorum getirmekte ve bir kesim baska bir kesim
üzerinde despotluk kurabilmektedir. Bu despotlara da biz,
"laikciler" adini verdik.
Din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi ve birbirlerine
tahakküm etmemesi olan laiklik, (Türkiye sartlarinda) aca-
ba hangi hallerde ihlâl edilmis olur?
Eger bir cumhurbaskani veya basbakan kalkip: "Bugünden
itibaren bütün kadinlar Kur'anin buyruklarina göre örtünmek
zorundadirlar" derse, bu, laiklige aykiri olur.
Yine dindar bir kiz ögrenci, üniversitedeki basi acik kiz ög-
renciler üzerinde: "Hepiniz örtüneceksiniz! Yoksa caninizi
yakarim!" seklinde bir baski kuracak olursa, bu da laikligi
ihlâl olur, o ögrenci cezalandirilir.
Ama "üniversiteli" bir kiz ögrenci: "Ben inancima göre giyin-
mek ve örtünmek istiyorum" derse, bu, laiklige zit olamaz;
ve eger onun örtünme sekli genel ahlâk kurallarina bir ayki-
rilik tasimiyorsa, ona izin verilir. Eger meselâ bir ögrenci,
yüzünü maskeleyerek veya avret yerlerini acarak derse gir-
mek isterse, ona tabii ki engel olunur. Fakat bir kesimin:
"Benim inanc ve ideolojime göre giyineceksin" demesi ka-
bul edilemez. Bu, laiklige aykiri olur ve aykiridir. Demek,
Kemalistlerin: "Benim ideolojime göre olacaksin" dayatma-
si ve basörtüsüne yasak koymasi, bir özgürlük gasbidir. Bu
gasbin cezalandirilmasi gerekiyor. Avrupa Insan Haklari
Örgütü ve Mahkemesi, dindar kadinlara yapilmis bu darbe-
ye ve onlarin hak ve özgürlüklerinin gasbina onay veremez,
bunun "dogru bir is" olduguna hükmedemezler. Türkiye'deki
üniversite rektörleri AIHM'den bu yasagin sürmesi gerekti-
gine dair bir tasdik alamazlar. (Nitekim, bu sözler yazilirken
AIHM, Türkiye'li rektörlerin iddialarin reddetmis, yasaga
taraf olmadigini bildirmistir.)
Eger bir kiz ögrencinin üniversitede basini örtmesi, diger
örtünmeyen kiz ögrenciler üzerinde "baski kurma" olarak
algilanacak olursa, bu takdirde örtünmeyenlerin örtünme-
mesi de, dindar kiz ögrenciler üzerinde kurulmus ayri bir
baski olarak kabul edilmesi gerekecektir. Bu kabul edil-
digi takdirde, ikisini de okula sokmamak icap edecek.
Bu da elbette dogru bir hareket olmaz.
Bir kisim yazarlar: "Basörtüsü yasagi kalkarsa, mahalle bas-
kisi bütün kadinlari örtünmek zorunda birakir" diyerek kork-
makta ve korku yaymaktadirlar. Fakat bu korku bir para-
noya olmaktan öteye gidemez. Cünkü mahallelerde baski
yapmak isteyenler varsa, onlar bunun icin bir kanun cikma-
sini beklemezler. Istedikleri baskiyi dinin ve törenin emirle-
rine uyarak her zaman yapabilirler. Demek, bu korkuya si-
ginarak basörtüsü yasaginin kaldirilmasini engellemeye ca-
lismanin tutarli bir tarafi yoktur.
Hem, vuku bulmamis ve bulmasi da henüz belirsiz olan bir
mahalle baskisindan önce, vukuu meydanda olan ve laikci
kesimin dindar kadinlar üzerinde kurmus oldugu baskiyi
konusalim ve onu kaldirmaya calisalim. Bu baski ve yasak
kalkmadigi müddetce laikcilerin korkulari da cözüm bul-
mayacaktir. Cünkü laikciler, dindar kadinlari baski altinda
tuttuklari icin, kendilerinin de ayni akibete ugrayacaklarini
saniyor ve endiseye düsüyorlar. Halbuki böyle birsey olma-
yacaktir. Cünkü dinde zorbalik yoktur. Herkes inancinda
hür olacaktir. Ve Iran Türkiye'ye model olamaz ve olmaya-
caktir. Türklerin "Osmanlilik Ruhu" bunu reddeder.
O halde örtünenlerle örtünmeyenler arasindaki haklar esit
olmalidir ve adaletsizlige sapilmamalidir. Ve laikcilerin bas-
örtüsü yasagi zulmü mutlaka son buldurulmalidir. Aksi halde
demokrasiyi yok eden bir laiklik de yok olmalidir! Türkiye-
liler, laiksel despotluga teslim olamazlar ve olmayacaklardir!
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Eylül ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Kötülügü kaldirma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Not: Asagiya, daha önce yayinladigimiz konuyla ilgisi olan
bir bildirimizi ekliyoruz:
BAYAN BIR YAZARA CEVAP
dünyayi demokratiklestiren ALLAHin adiyla
Sayin Ece Temelkuran,
"Basörtülü kadinlar, basörtüsüz kadinlar hakkinda ne dü-
sünüyor" veya "onlara nasil bakiyorlar" diye sormussunuz.
Aldiginiz cevaplarda ise, size sinirlenildigini tesbit etmissi-
niz. Acaba bu gercekten böyle mi, yoksa siz mi öyle algili-
yorsunuz? Bunu iyi anlamak gerekir.
Eger size sinirli ve öfkeli cevaplar veriliyorsa, bu dogal de-
gil midir? Cünkü kamusal alanda uygulanmakta olan bas-
örtüsü yasagi yüzünden basini acmak zorunda kalan veya
yasak alana giremeyen binlerce dindar kadinin kalbleri ka-
namaktadir. Siz bu kanamalari durduracak calismalar ya-
pacaginiz yerde, sorgularcasina ve kalblerine $i$ batirirca-
sina sorular sorarsaniz, nasil sinirsiz bir cevap alabilirsiniz
ki!
Basi örtülü kadinlarin basi örtüsüz kadinlar hakkinda ne
düsündüklerini veya onlara nasil baktiklarini biz size söyle-
yelim:
Iyilikci dindar bir kadin der ki: "Allah'im! $u kadinlara da
örtünme nasip et, onlari ciblakliktan kurtar".
(Yani: Iyilikci dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "kurtaril-
masi gereken" kimseler olarak görür.)
Henüz olgunlasmamis ve ici öfke dolu bir dindar kadin da:
"Allah'im, $u örtüsüz kadinlarin saclarini yok et, güzellik-
lerini boz ki, örtünmeye mecbur kalsinlar ve basörtüsü ya-
sagina taraftar olmanin cezasini ceksinler" der.
(Yani: Öfkeli dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "cezalandi-
rilmasi" veya "devlet tarafindan zorla baslari örtülmesi ge-
reken" varliklar olarak görür veya görebilir.)
Bir de, basörtüsüzlerle ugrasacak durumda olmayan dindar
kadinlar vardir. Bunlar da cogunlukta olanlardir. Cünkü on-
larin bin türlü derdi vardir. Basörtüsüzlerle ilgilenecek hal ve
vakitleri yoktur.
(Yani: Sizin aciksacikliginiz bu gruptaki kadinlarin umurla-
rinda degildir. Veya: "Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize"
demektedirler.)
(Demek, cogunluga göre hüküm vermeli, öfkelilere karsi
dikkatli olmali ve iyilikci dindar kadinlari da sevmelisiniz.)
Islâmiyet diniyle ic ice ya$anilan bir ülkede basörtüsü yasa-
ginin bir anlami olamaz. Bu yasak kalkmak zorundadir. Si-
zin yapmaniz gereken i$ de, onlara soru soru sormak degil,
laikciler tarafindan kanatilmaya devam edilen ve iskencele-
rine son vermek istemeyen zalimleri durduracak ve yarali-
larin yarasini saracak calismalar yapmaktir.
Siz, sordugunuz sorularla iyi niyetli oldugunuzu düsünebilir-
siniz. Fakat bu konuda sadece iyi niyetinizin bir faydasi ol-
mamakta, belki zarari dokunmaktadir. Öyle ise önce yapil-
masi gereken dogru seyin ne oldugunu saptamaniz gerekir.
Ancak bu saptamadan sonra isabetli bir eylemde bulunabi-
lirsiniz. O eylem de: Basörtüsü yasaginin kaldirilmasina ca-
lismaktir. Bu, öfkeli dindarlarin öfkesini yok eder.
Kimse korkmasin: Büyük sehirler disindaki kadinlarin yüz-
de yetmisinin basörtmeleri Türkiye'ye $eriat getirmiyorsa,
üniversiteye girecek 5-10 kiz ögrencinin basörtüsüyle de
$eriat gelmez. Eger basörtüsü takmakla bir yere $eriat ge-
liyorsa, Türkiye'de kamusal alan disindaki bütün kadinlarin
basörtüsünü soymak gerekir; ki, Türkiye $eriattan kurtul-
sun!
Kurtulus, laiksel diktatörlüge son vermektedir.
Sayin Ece Hanim,
Eger faydali bir i$ yapmak istiyorsaniz, siz de bu kurtulusa
katilmalisiniz. Zaman; soru sorma zamani degil, eyleme gec-
me zamanidir. Dindar kadinlara uygulanmakta olan zorba-
ligin bir benzeri size uygulansaydi acaba ne yapardiniz?
"Devletin her kuralinin basimin üstünde yeri var" mi derdi-
niz? Siz asil buna cevap veriniz ve buna göre hareket ediniz.
Hak ve Adalet ve Dürüstlügü hayatiniza temel yaptiginizda
dogru yolu ve eylemi bulursunuz. Bundan saparsaniz, insan-
liktan sapmis olursunuz.
Madem insanlik; Hak ve Adalet ve Dürüstlük'ü emrediyor,
öyle ise biz de onlarin emirlerini dinleyelim.
Simdi o emredicilerden Hak ne diyor?: (Allah: "Örtünmeli-
siniz", Yasalar da: "Örtünebilirsiniz" veya "örtünüze karis-
mam" diyor.)
Adalet ve Esitlik ne diyor?: "Basiaciklarin basiacik olma ve
kamusal alana girme özgürlükleri varsa, basi örtülülerin de
ayni özgürlüge sahip olmalari gerekir" diyor.
Dürüstlük ne diyor?: "Gercege teslim olmak ve geregine
uymak gerekir" diyor.
Iyi bilmelisiniz ki, kadinlari yalnizca zalim erkekler ezmiyor-
lar. Basörtüsü yasagini koruyarak laikciler de ezmektedir-
ler. Umariz, siz de bu "ezenler" arasinda olmazsiniz ve de-
gilsinizdir.
Laikci diktatörler, gayri insanî eylemlerine âlet ederek adi-
ni kirletmekte olduklari Türk Silahli Kuvvetleri'ne sirtlarini
dayayip bu iskencelerini sürdürebilirler. Fakat bu, onlara
insanlik kazandirmaz, insanliklarindan eder ve etmektedir.
Eger siz (diger basörtüsü karsitlari icin söylüyoruz); "esi bas-
örtülü bir cumhurbaskanina hayir" diyorsaniz, bu sizin dikta-
törlügünüzü gösterir. Fakat kimse bu diktatörlüge boyun eg-
mek zorunda degildir. Müslümanlar: "Cumhurbaskani sayin
Sezer'in esinin basi mutlaka örtülü olmalidir" diye bir dayat-
mada bulunmadiklarina göre, laiklik taraftarlari da kendi da-
yatmalarindan vazgecmeliler ve esi basörtülü bir cumhurbas-
kanina "hos geldin" demeliler. Eger demezlerse, bu onlarin
sorunudur. Millî Irade, onlarin zorbaliklarina itaat etmek zo-
runda degildir. Öyle ise hepimiz: "Demokratik ilkelere evet"
demeli, diktatörik dayatmalari da bertaraf etmeliyiz. Eger
günün birinde CHP iktidara gelirse, o da "esi basörtüsüz"
bir cumhurbaskani secebilir. Buna da Müslümanlar, "hayir"
diyemez. O halde diktatörik ilkelerin degil, demokratik il-
kelerin geregine uyalim. Baris da bu uymadadir.
Selamlar...
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Agustos basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Abonnieren
Kommentare (Atom)