(Bu bildiri, 8 ay önce yayinlandi.)
EY KUR'ANLI TÜRK MILLETI! SENIN GÖREVIN...
zalimlerin düsmani olan ALLAHin adiyla
"AKP'nin kapatilma dâvâsi" karsisinda saskin degil, öfkeliyiz.
Bu öfkemiz de, dâvânin sonucuna göre ya sönecek ya da
patlayacaktir!
Evet, bu dâvâ, halkin öfkesini patlatacak bir dâvâdir. Cünkü:
AKP, halkin actigi ve yine halk cogunlugunun iktidara getirdigi
bir partidir. Yani "millî egemenligin" partisidir AKP. Yani Cum-
huriyet'in cumhuru olan Türk Milleti'nin siyasal sözcüsüdür AKP.
Bu sözcülügüyle AKP, cumhuriyet ile esit bir deger kazandigindan,
onun kapatilmasi demek, "Türkiye Cumhuriyeti'nin kapatilmasi"
demek olacaktir. Bu kapatilma ise kabul edilemez!
Fakat ne yazik ki, kendi ideolojilerini Cumhuriyet ve Demokrasi'
nin üzerine cikaranlar, hukuku kullanarak Türkiye Cumhuriyeti'ni
kapatmak istemektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kimler kapatmak istemektedir?
"Kapatma Dâvâsi"nin iceriginden anlasilmaktadir ki; bu dâvânin
arkasinda, laikci komünist ve fasistler, din ve dindarlik ve millet ve
cumhuriyet düsmanlari bulunmaktadir. Bu ceteci cumhuriyet düs-
manlari, laikligi de keyiflerince yorumlayarak, cumhuriyetin siyasal
temsilcisi AKP'nin özgürlükcü fiil ve hareketlerini suclu cikarmaya
ve hukuk âletiyle de onu mahkûm etmeye calismaktadirlar. Bu
mahkûmiyetin gerceklesmesi ise, Türkiye Cumhuriyeti'nin
esareti demektir.
Fakat bu esaret gerceklesmemelidir. Eger, Türkiye Cumhuriyeti'nin
esareti ve yok edilmesi demek olan AKP'nin kapatilmasi gercekle-
sirse; bu gerceklesme, Demokratist Gücler'e Türkiye'de bir ihtilâl
yapma mesruiyeti kazandirir. Eger bu mesruiyet kullanilacak olursa,
Türkiye'nin dinsel bir rejimin eline gecmesinin ve Güneydogu'daki
Kürtler'in de özerklik kazanmalarinin önü acilmis olacaktir. Amerika
da -Irak'ta oldugu gibi- "belki bir basari kazanirim" umuduyla böyle
bir demokratik ihtilâle arka cikmaktan geri kalmayacaktir.
Cünkü: Eger AKP kapatilirsa, Türk Milleti'nin kafasinda $öyle bir
yargi olusacaktir: "Madem Türkiye'de bizim irademiz durmadan
darbeleniyor, demokrasi bir i$e yaramiyor; bu halde geri kalan iki
$iktan diktatörlük yerine -eger daha iyi olacaksa- nicin dine dayali
bir rejim istemeyelim? Zaten biz de Kur'anli bir millet degil miyiz!
Demokrasinin katledildigi bir ülkede ya$asin dinsel rejim! Ya$asin
ihtilâl!"
Yani, iradesinin darbelendigini gören halk: "AKP kapatilirsa bir
yenisini daha acariz, yolumuza devam ederiz" gibi bir aptallik
stratejisini izlemeyecektir. I$te bunun icin Türkiye'de bir halk
ihtilâlinin dügmesine basmamiz zor olma yacaktir. Bu dügmeye
dokunmamizi istemeyenler, AKP'yi kapatmaktan vaz gecerler.
Ey Kur'anli Türk Milleti!
I$te senin görevin, T.C'nin kapatilmasi demek olan AKP'nin
kapatilmasini önleyerek, ülkenin ve cumhuriyetinin yikilmasina
meydan vermemektir.
Unutma! Siyasal egemenlik, kayitsiz sartsiz Senindir. Öyle ise bu
egemenligini, halk ve cumhuriyet düsmani laikcilere ezdirme. Ülkeni
ve cumhuriyetini bu fasist ve komünist ve ceteci halk ve cumhuriyet
düsmanlarindan koru! AKP'yi Sen actin, Sen kapatirsin. Sen iktidara
getirdin, Sen iktidardan indirirsin; özgürlük ve demokrasi düsmani
laikci zorbalar degil!
Ya$asin Türkiye Cumhuriyeti! Ya$asin Kur'anli Türk Milleti'nin
siyasal egemenligi! Ya$asin demokrat laiklik! Ve ölsün diktatörist
laikcilik!
Not 1: Basörtüsüne özgürlük istemek suc olamaz! Cünkü bugün
AKP'nin yerinde Adalet Partisi veya -CHP ve din düsmani partiler
disinda- baska partiler olsaydi, dindar kesimin oylarini alabilmek
icin hepsi de basörtüsüne özgürlük isteyeceklerdi. Demek, laiklik
ve demokrasi; dinsel ya$antinin kamusal alana girmesine engel
degildir ve olamaz. Avrupa ve Amerika'da da uygulanmakta olan
budur.
Not 2: Ey din, demokrasi, hürriyet, milliyet, cumhuriyet düsmani
laikciler! Bu saatten sonra öfkemizi ister patlatin, ister söndürün;
ikisinde de fayda veya zarar görecek olan sizsiniz. Secim hürriyeti
sizin! Eger demokrasi ve özgürlükleri iptâl icin Türk Ordusu'nu
kullanarak bir darbe yapmaya kalkarsaniz, biz de bütün Avrupa,
Amerika ve Islâm Ordulari'ni ayaklandirir, darbecilerinizi darbeleriz.
Not 3: Bu bildiri, AKP'yi kurtarmak icin degil, Türk Demokrasisi'ni
korumak icin hazirlandi.
Özel Not: Bazi Avrupa ülkelerinde Hz. Muhammed'e yapilmakta
olan hakaretler karsisinda, Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an, Kur'
anlilara diyor ki: "Allah, adaleti emreder. Siz de adaletli olunuz.
Adaletin geregi ise, "misliyle cezalandirma"dir. Yani bir tokata karsi
bir tokat. Bir hakarete karsi bir hakaret. Bu durumda siz de;
hakaretcileri karikatürize edebilirsiniz veya onlari mahkemeye
verebilirsiniz veya onlarin yaptiklarina aldiris etmeyerek gercegi
gösteren güzel yayinlar yapabilirsiniz. Ama din adina yapilacak
terör eylemleri asla kabul edilemez."
"Ey El-Kaide militanlari! Eger Allah'a inaniyorsaniz, Elcisine de
itaat etmelisiniz. Elci'nin bu zamandaki sözcüsü ise, Mehdi'dir.
Allah'in Mehdisi ise, size terörü birakmanizi emreder. Eger
onun emrini dinlemezseniz, Allah'a ve Elcisi'ne isyan etmis
olursunuz. Bu isyanda diretenler ise, Islâm dairesinden cikmis
olurlar. Islâm dairesinde kalmak isterseniz, teröre derhal son
veriniz."
Zaman: Yeni Cag'in sekizi, Mart ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Uyari.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Dienstag, 18. November 2008
EY FiLiSTiN HALKI!
(Bu bildiri, 2004 yilinda yayinlandi.)
aciyanAllahinadiyla
EY FILISTIN HALKI!
Sözümüzü dinlemeyen örgüt mensuplariniz, yaptiklari
mücadelelerle belânizi artirmaktan baska bir i$ yap-
miyorlar. Onlarin mücadelesi devam ettigi müddetce
belâniz eksik olmayacak. Dünya devletlerinin düsmani-
nizi kinamasi da bir i$e yaramayacak. Müslümanlar ise
yetersizdir. Onlar da sizi kurtaramaz. Allah'in Mehdi-
si'ni dinlemeyenlerden de hayir cikmaz. Allah'in Meh-
disi'ni dinleyecek olanlar da cok azdir. Amerika, Irak
sorununu cözecektir. Fakat Filistin sorununu cözmeye-
cektir. Sonucta bu sorunu cözmek, Allah'in Mehdisiyle
Mesihine kalacaktir. Onlar da bu cözülmez dügümü zor
kullanarak cözeceklerdir.
Filistinli örgütler eylemlerine devam ettigi müddetce
o vakte kadar ayni acilari tekrar tekrar ya$ayacaksi-
niz. Keske belânizi ciftlestiren o örgütleriniz bir
onbes yil icin bütün eylemlerini dondursalar da biraz
rahat etseniz...
Simdi acinizi aci ile, üzüntünüzü üzüntüyle izliyoruz.
Ama sevineceginiz günler yakindir. Disinizi biraz da-
ha sIkiniz. 2019 yilinda, 1900'lü yillarin eksik kal-
mis savasi yapilacak ve düsmanlariniz Hz. Mesih'in
ordusu tarafindan yok edilecektir. O güne kadar kurtu-
lusunuz olmayacaktir. Simdi Allah, düsmanlariniza müh-
let vermektedir. Eger düsmanlariniz haklarinizi iade
ederlerse, kendilerini kurtarmis olurlar. Eger etmez-
lerse, kaybetmis olacaklardir. Öyleysa biraz daha sab-
rediniz. 2019 yili yakin degil mi?
Dualarimiz sizinle...
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Mayis ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
aciyanAllahinadiyla
EY FILISTIN HALKI!
Sözümüzü dinlemeyen örgüt mensuplariniz, yaptiklari
mücadelelerle belânizi artirmaktan baska bir i$ yap-
miyorlar. Onlarin mücadelesi devam ettigi müddetce
belâniz eksik olmayacak. Dünya devletlerinin düsmani-
nizi kinamasi da bir i$e yaramayacak. Müslümanlar ise
yetersizdir. Onlar da sizi kurtaramaz. Allah'in Mehdi-
si'ni dinlemeyenlerden de hayir cikmaz. Allah'in Meh-
disi'ni dinleyecek olanlar da cok azdir. Amerika, Irak
sorununu cözecektir. Fakat Filistin sorununu cözmeye-
cektir. Sonucta bu sorunu cözmek, Allah'in Mehdisiyle
Mesihine kalacaktir. Onlar da bu cözülmez dügümü zor
kullanarak cözeceklerdir.
Filistinli örgütler eylemlerine devam ettigi müddetce
o vakte kadar ayni acilari tekrar tekrar ya$ayacaksi-
niz. Keske belânizi ciftlestiren o örgütleriniz bir
onbes yil icin bütün eylemlerini dondursalar da biraz
rahat etseniz...
Simdi acinizi aci ile, üzüntünüzü üzüntüyle izliyoruz.
Ama sevineceginiz günler yakindir. Disinizi biraz da-
ha sIkiniz. 2019 yilinda, 1900'lü yillarin eksik kal-
mis savasi yapilacak ve düsmanlariniz Hz. Mesih'in
ordusu tarafindan yok edilecektir. O güne kadar kurtu-
lusunuz olmayacaktir. Simdi Allah, düsmanlariniza müh-
let vermektedir. Eger düsmanlariniz haklarinizi iade
ederlerse, kendilerini kurtarmis olurlar. Eger etmez-
lerse, kaybetmis olacaklardir. Öyleysa biraz daha sab-
rediniz. 2019 yili yakin degil mi?
Dualarimiz sizinle...
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Mayis ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Sonntag, 16. November 2008
ERMENİ İDDİALARI HAKLI MI? VE ALLAH'IN MEHDİSİ MEHMED NUR'AN'IN HALİFELİK İLÂNI
(Bu bildiri, 2007 yilinda yayinlandi.)
ERMENI IDDIALARI HAKLI MI?
Ermeniler tarafindan yürütülen: "Osmanli'nin son dönemlerin-
de Ermeni irkindan olan Osmanli vatandaslarinin, o günkü yö-
netim tarafindan soykirima ugradigi" iddiasinin taninmasi icin
yapilan faaliyetlerin haklilik derecesi nedir? Iste ilk önce so-
rulmasi gereken sual budur!
Bu sual karsisinda, eger Ermenilerin elinde, iddialarinin hak-
liligini tasdikleyen hukukî bir karar varsa, Türkiye de bu ka-
rara uymak zorunda kalir. Eger böyle bir karar yoksa, "soy-
kirim" iddiasi, "bir iddia" olarak kalmaz, "iftira" ve "hakaret"e
dönüsür. Bu durumda Türkiye, bu iddiayi yapan ve kabul e-
den ülkeler aleyhinde, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde
(veya buna benzer uluslararasi büyük bir mahkemede) bir
"hakaret dâvâsi" acma hakki kazanir. O ülkeler haksizliklarini
terketmedikleri takdirde de, Türkiye bu hakkini kullanabilir.
Bu durumda Ermeniler ne yapmalidir?
Ermeniler gercekten hakli olduklarina inaniyorlarsa, giderler
AIHM'de Türkiye aleyhine (eger böyle bir dâvânin acilabil-
mesi mümkünse) bir dâvâ acarlar. Bu mahkemede delillerini
ortaya koyarlar. Türkiye de savunmaya dâvet edilir. Sonucta
her iki ülke, mahkemenin verecegi karara uymak zorunda ka-
lir.
Aksi halde ellerinde hukukî bir karar olmadigi halde Ermeniler'
in, iddialarinin kabul edilmesi icin yapacaklari bütün zorlama
ve dayatmalar bir "suc" olarak görülecektir. Cünkü ellerinde
hukukî bir karar olmadigi icin, iddialari da bir "iftira" hükmünü
alacaktir.
Bu iftirayi "yasa tasarisi" olarak kabul eden ülkeler ise, bir kac
milyon Ermeni'ye sirin gözükmeye veya oylarini avlamaya be-
del, 72 milyon Türk'ün kalbini kirmis olacaklardir! Türkiye'nin
kalbini kiranlar ise, 1.5 milyar Müslüman'in kalbini kirmis
olurlar.
Cünkü bugünden itibaren Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an,
Türkiye'yi, Ortadogu'nun "yeni lideri" olarak ilân ediyor. Bu
liderlik ise; Türkiye, demokrasi ve laiklige ve Allah ve insan
haklarina sahip ciktigi müddetce gecerli olacaktir. Ortadogu-
lu ülkeler, Allah'in Mehdisi'nin bir emri olarak bu liderligi ka-
bul etmelidirler. Bu liderligi kabul edenler, ba$sizliktan kur-
tulup Allah'in rahmetine ererler. Reddedenler ise, O'nun ga-
zabina ugrarlar.
Bu sözlerle Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an, "Halifelik"ini
ilân etmis oluyor. Artik bundan sonra Islâmli Ülkeler kendi
bildiklerini okuyamazlar. Kendi bildigini okumaya devam
eden ülkeler ise, zarar görürler. Eger Iran da "zarar gören
ülkeler"den olmak istemiyorsa, Allah'in Mehdisi'nin bir tav-
siyesi olarak, Iran Yönetimi tam demokrasiye gecinceye
kadar nükleer enerji faaliyetlerini sifirlasin. Aksi halde bu-
nun sonuclarina katlanmak zorunda kalir.
Simdi tekrar "Ermeni Iddialari"na dönelim. Yakin gecmiste
Alman Fasist Diktatör Adolf Hitler'in, Yahudileri "soykirim"a
ugrattigi kesindir. Bunu bugünkü Alman Yönetimi de tasdik
etmektedir. Fakat Osmanli'da bir "Hitler" yoktu. O dönem-
de bir cok irk ve dinden farkli insanlar uzun yillar "kardesce"
yönetilmislerdi. Böyle bir yer ve zamanda "Ermeniler'in soy-
kirima ugramis olmasi" imkânsiz görünüyor. Buna dair kesin
bir kanit da ortada yok. Ortada olan sadece Ermeniler'in is-
yan, ihanet, cinayet ve katliamlari karsisinda yapilan savas,
mücadele ve karsilikli öldürmelerdir. Yoksa, ortada bir Os-
manli Hitler'i vardi da, o da irkciligindan ve irklara düsmanli-
gindan dolayi Ermeniler'i yok etmeye calisti! Böyle birsey
olmamistir ve olmasi da mümkün degildir. Iste tarih ve tarih-
ciler de ortadadir!
Hem tarih bize söylüyor ki; naziler karsisinda Yahudiler bir
kurbanlik koyun gibiydiler. Ama Osmanli icinde Ermeniler
ise; isyan, ihanet, cinayet ve katliam icindeydiler. Simdi bu
iki tarafin durumu bir olur mu? Birinci tarafin soykirima ug-
radigini rahatlikla söyliyebiliriz. Ama ikinci tarafin da birin-
ci tarafin ugradigi akibete maruz kaldigini iddia edemeyiz.
Ikisini ayni kategoriye koyamayiz.
Ermenilerin "göc ettirilmesi" ise, (Türkiye tarihine göre): "Is-
yan ve ihanet icerisinde bulunan Ermeni teröristlerin kötü-
lügünden korunmak ve kurtulmak icindi". Bu zamanin Er-
menileri ise, bunun: "Soykirim" oldugunu iddia ediyorlar.
Biz bu konuda herhangi bir taraftarlik icinde bulunmak is-
temiyoruz. Tek istedigimiz, bu konunun bilirkisi ve uzman
bir komisyon tarafindan gercegin aciga cikarilmasi ve 1915
Olaylar'nin niteliginin bir kesinlige kavusturulmasidir. Sonuc
Türkiye aleyhine ciksa da, bunu kabul etmek durumundayiz.
Ama bu gerekli islem yapilmadan tek tarafli Ermeni Iddia-
lari'nin bir degeri yoktur ve olamaz.
Dolayisiyla Ermeniler'in iddialarinin isbatlanmasi gerekiyor.
Acaba o dönemde Ermeniler'in basina gelenler gercekten
bir "soykirim" miydi? Yoksa isyancilarin bastirilmasi mi? Ve-
ya bir cinayet mi? Bir cezalandirma da olabilir! Bu iddia ve
ihtimallerin bir kesinlige kavusturulmasi gerekiyor. Ancak
bunlar kesinlige kavustuktan sonra Ermeniler ellerindeki
kesin bilgi ve belgelere göre bazi kararlar aldirma faaliyeti
yürütebilirler.
Bu yüzden eger Ermeniler Türkiye aleyhinde bir dâvâ aca-
cak olurlarsa (aslinda böyle bir dâvâ acilamaz), uzun yillar
ugrasmalari gerekecek. Kazanacaklari sonuc ise mechûldür.
Ayni zamanda bu dâvânin aleyhlerine dönme rizki de cok
büyük bulunuyor. Cünkü Ermeniler'in de Osmanli halkina
uyguladigi katliam iddialari ve (tarihî kanitlar) var ortada.
Böyle uzun ve cikmaz yollara girmemek ve dostluklari boz-
mamak icin, daha önce baskalari tarafindan yapilmis olan:
"Her iki tarafin gecmiste olanlardan üzüntü duyduklarini
belirten bir aciklamanin yazildigi bir anitin Ermenistan'la
Türkiye hudutlari arasina dikilmesi"ni teklif ediyoruz.
Ermeniler ne yapabilir?
Ermeniler, her iki tarafin gösterecegi tarafsiz tarihci, siya-
setci, hukukcu ve filozoflar tarafindan olusacak bir komis-
yon kurarak 1915'deki olaylarin "soykirim" olup olma-
digini bu komisyona belgeletip ve bunu da uluslararasi bir
mahkeme veya noterde tasdikleterek, sonucu istedikleri a-
macla kullanabilirler.
Ermeniler neler yapamaz?
Ermeniler'in elinde 1915 olaylarinin bir "soykirim" oldugunu
bildiren "hukuksal" bir belge olsa dahi, bununla Türkiye Cum-
huriyeti Devleti'ne karsi bir dâvâ acamazlar. Cünki Adalet'in:
"Dedenin cinayetinden, torunu mesul olmaz" ilkesince böyle
bir dâvânin acilmasi mümkün degildir. Dolayisiyla Türkiye
Cumhuriyeti Devleti ve vatandaslari, özür dilemeye bile dâ-
vet edilemezler. Ancak onlar "isterlerse"; insaniyet geregi o-
larak "olanlardan üzgünüz" diyebilirler. Ama bunun ötesinde
onlara bir yaptirim uygulanamaz, tazminat dâvâsi acilamaz.
Cünkü 1915'de i$lenilen -eger onlarin suc oldugu kanitlan-
missa- günahlari, bugünün yönetimi ve vatandaslari i$lemedi!
Dedenin günahini torununa ödetmeye kalmak ise büyük bir
adaletsizlik olur ki, bunu hic bir ülke kabul edemez. Kabul
eden, "Hazet-i Âdem'in günahini Hazret-i Isa'ya ödetmek"
gibi büyük bir zulme düser!
$u anda "Ermeni Tasarisi"ni kabul eden 20 ülke, bu zulme
düsmüs durumdadir. Bu zulüm ise, Türk Yönetimi'ne ve va-
tandaslarina karsi yapilmis büyük bir hakarettir. Bu hakarete
karsi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, AIHM'de bir "hakaret
dâvâsi" acabilir. Cünkü Ermeni iddialarini kabul eden ülke-
lerin elinde, o iddialari isbatlayacak hukuksal bir belgeleri
bulunmuyor. Dolayisiyla Türk Hükûmeti, hakaretci devlet-
leri, iftira ve hakaretlerine son vermeye dâvet edebilir. Dâ-
veti kabul etmeyenleri de mahkemeye verebilir.
Ermeni Soykirim Yasa Tasarisi'ni ABD Temsilciler Meclisi
Dis Iliskiler Komitesi'nden gecirmis olanlar ne büyük bir
hata icinde bulunduklarini herhalde görüyorlardir...
Kimse, Türkiye'nin bu iftira ve hakaret hükmünde olan hak-
siz tasariyi kabul edip de ecdadina küfretmesini beklememe-
lidir.
Sonuc:
1- Tarafsiz bir komisyon tarafindan 1915 Ermeni-Osmanli
Olaylari'nin neligi-niteligi tam tesbit ve analiz edilmeden ve
hukuksal bir belge saglanmadan, Ermeni Iddialari'nin bir
degeri ve gecerligi yoktur.
2- Bu iddialarin hakliligi isbat edilse bile, Ermeniler Türkiye
Cumhuriyeti aleyhinde bir dâvâ acamaz ve hak talep edemez
ve bir yaptirimda bulunamazlar. Cünkü; "dedenin günahini to-
runu ödemez".
3- Ermeni Tasarisi'ni kabul etmis ülkeler, büyük bir haksizlik
ve hakaret icindedirler. Bu hakaretlerinden derhal dönmeliler.
Dönmedikleri takdirde, Türkiye bu hakaretci ülkelere dâvâ
acabilir.
Biz Avrupa Muranistleri ise, bütün dünya ülkelerini Hakk'a,
Adalet'e ve Namus'a dâvet ediyoruz. Savaslar; hakkin, ada-
letin ve namusun cignenmesiyle baslar. Baris isteyenler, bu
dâvetimizi kabul etmelidirler.
Ermeni (Iftira) Tasarisi'ni kabul etmis ülkelere not:
Bu ülkelerin icinde bulunduklari haksizliktan cikmalari icin
$u $ablonu kullanmalari gerekiyor:
"Soykirim" nedir?
Soykirim, "kasitli yok etmedir". Yani bir ülke yönetimi, ken-
di icinde (veya baska ülkede) barinmakta olan farkli irkla-
rin varligina tahammül edemeyip, onlar masum olduklari hal-
de yok ederse, "soykirim" islemis olur. Bunun bir örnegi,
"Nazi Almanyasi'nin Hitler fasizmi"dir.
Fakat azinlikta olan farkli bir irkin mensuplari, icinde bulun-
duklari ülke ve yönetime karsi haksiz bir isyan ve ihanet ve
saldiri icerisinde olduklari halde yok edilir veya sürülürlerse;
bu, "soykirim" degil; "cezalandirma", "korunma" ve "savun-
ma"olur.
Hakli bir kimseyi bir milyon kisi haksizca öldürmeye calis-
sa, bu bir tek kimse, bir milyon kisiyi öldürmeye hak kaza-
nir. Eger o kisi bu öldürmeyi basarirsa, onun yaptigina
"soykirim" denemez. Cünkü hakli kimse, haksizlara karsi
kendini savunmustur. Demek, zalimlerin yok edilmesi,
"soykirim" olmaz. Allah'in gecmiste zalim ve inkârci mil-
letleri yok etmesi de, bir "cezalandirma"dir.
Eger bir milletin fertleri irksal veya dinsel bir düsmanlikla
ve masum (yani bir cinayetleri, bozgunculuklari, ihanetleri
ve haksiz isyanlari olmadigi) halde öldürülmüslerse, bu,
"soykirim" olur.
Simdi bu sablona göre 1915'teki Ermenilerin durumuna
bir daha bakin. Bakalim ne göreceksiniz?
Eger tek tarafli Ermeni Tasarisini, Türkiye'nin savunmasini
almadan kabul etmisseniz, hukuksuzluga düsmüssünüz de-
mektir. Bu hukuksuzluktan kurtulmak icin ya Türkiye'nin
de savunmasini alacak veya hukuksuz tasariyi reddedecek-
siniz. Reddetmediginiz takdirde ise, hakkinizda acilacak bir
dâvâda hesap vermek zorunda kalacaksiniz. Ama siz, icin-
de bulundugunuz hukuksuzlugu terkederek bundan kurtula-
bilirsiniz. Hukuksuzlugu sürdürdügünüz takdirde, tek tarafli
iddialarla Amerika'yi, "Japonya'nin iki sehrini atomlamak-
tan" ve Fransa'yi da, "Cezayir Katliami"ndan; ve diger bir
cok ülkenin de, "soykirim yaptiklari" gerekcesiyle mahkûm
edilmelerinin önünü acmis olacaksiniz.
Avrupali ve Amerikali Hiristiyanlar icin bir not: Tanri, insan
soyundan bir varlik degildir. O, insanin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisidir. Tanri'nin insan soyundan olmamasindan an-
lasiliyor ki, O'nun "babalik"la ve insanlarin da "ogulluk"la bir
ilgileri yoktur. Bu tür iddialar bir yakistirma olmaktan öte
gidemez. Peki, bu gercekle ilgisi olmayan yakistirmayi Allah
kabul ediyor mu? Incil'den sonra gönderilen Kur'anda yüce
Tanri, bu yakistirmayi kabul etmedigini bildirmistir. Biz de
Avrupali ve Amerikali Hiristiyanlari (Islâmiyet'e degil), bu
gercegi görmeye dâvet ediyoruz. Eger onlar bu dâveti kabul
ederlerse, gercek Isevîligi kazanmis olurlar. Iran ve El-Kaide
liderlerinin Avrupa ve Amerika'ya yaptiklari "Müslüman ol"
cagrilari gecersizdir. Cünkü Allah'in Mehdisi dururken, on-
larin bu cagriyi yapmaya haklari yoktur. Onlar önce Allah'in
Mehdisi'ni tanisinlar.
ALLAH'IN MEHDISI
MEHMED NUR'AN'IN ACIKLAMASI
aciyan ALLAHin adiyla
Allah'in Mehdisi ben Mehmed Nur'an, bu bildiriyi tasdik edi-
yorum ve asagida yapacagim aciklamayi da, dâvet edildigim
takdirde basin önünde de yapmaya hazirim.
Artik bugünden itibaren Türkiye'nin nüfusu 72-75 milyon degil,
1.5 milyardir. Cünkü Alah'tan aldigim elcilige istinaden Türkiye'
yi, Ortadogu'nun ve Islâmli Ülkeler'in "lideri" tayin ediyorum. Bu
tayin, benim de "Halifelik" ilânim demektir.
Simdiye kadar cözülmemis sorunlarin cözümü:
Türkiye'deki Kürt ve PKK sorunu ne olacak?
Güney Dogu'daki Kürt halkinin cogunlugu istedigi takdirde bu
bölge, Irak Kürdistani'na dahil edilebilir. Istemedikleri takdirde
ise, Türk yönetimi altinda ya$amaya devam ederler. Kürt hal-
kinin da bir "Kürt Yönetimi" isteme hakki bulundugunu unutma-
yalim ve bu hakki onlara taniyalim. Mülk Allah'indir. Onu iste-
digine verir. Kürt halkinin da bulunduklari yerde bir mülk hakki
olduguna göre, bunu istedikleri gibi kullanma hakkina da sahip
sayilirlar. Ama önder bir grubun cikip, Kürt halkini zorla kendi
istikametlerine dogru cekmeye calismalari ve Kürt halkinin co-
gunlugu kabul etmedigi halde bir Kürt Devleti kurmak istemeleri
dogru olmaz. Buna izin veremeyiz ve verilmez.
Abdullah Öcalan'in durumu ne olacak?
Eger Öcalan Müslüman olmayi kabul ederse, affedilebilir. Cünkü
yüce Allah, Müslüman olan bir kimsenin bütün gecmis günahlarini
affetmektedir. Allah'in affettigini ise, Türk halki da affetmek zorun-
da kalir.
Yalniz bu Müslümanligi kabul etme, bizim zorlamamizla degil, gönül
rizasiyla olmalidir. Öcalan Müslüman olmayi kabul etmedigi takdirde,
Türk halkinin cogunlugu onu affedene kadar hapiste kalacak demek-
tir. Onun Müslümanliga girmesini kolaylastirmak icin "Kurtulusname"
isimli bir bildiriyi, www.ahiruzzaman.blogspot.com adresine koyaca-
giz.
PKK savascilarina sesleniyorum!
Bu sözlerimden sonra terör yapmanizi gerektirecek bir durum
kalmamaktadir. Artik sizin de (Türkiye Cumhuriyeti Yönetimi
de razi oldugu takdirde) bu barisi kabul edip silahlarinizi birak-
maniz gerekiyor.
Eger Türkiye Cumhuriyeti bu sözlerime itiraz edecek olursa,
kiyamete kadar PKK terörüyle bogusmak zorunda kalir ve
terör konusunda Irak ve Amerika'dan da yardim göremez.
Eger bu anlasmayi PKK tanimayacak olursa, bütün milletler
onu yok etmek icin birlesir ve gerekeni yaparlar.
Irak'in durumu ne olacak?
Irak'taki hükûmet mesrudur. Direnis ise, gayri mesrudur. I-
rak hükûmeti ne zaman isterse, ABD ordusu da o zaman I-
rak'i terkeder. Direnisciler teröre son versin. Cünkü onlarin,
Irak halkina kötülük yapmaya ve hükûmetlerine isyan etme-
ye haklari yoktur.
Iraklilar'in birlik ve bütünlügünü isterim. Ancak Irakli parcalar,
demokrasi ile kardesce ya$amaya istekli görünmüyorlar. Bu
durumda Irak'in üce bölünmesinden baska care kalmamakta-
dir. Belki bölünmek, Iraklilar icin daha hayirli olabilir.
Israil ve Filistin'in durumu ne olacak?
Israil yönetimi bir Filistin devletinin kurulmasina ve Kudüs'ten
cikmaya razi olmalidir. Eger buna riza göstermezse, Israilliler
bütün Israil'i kaybedebilirler.
Geliniz, ey insanlar!
Esas olarak: Hakk'a, Adalet'e, Namus'a;
Yönetim olarak: Demokrasi ve Laiklik'e (laiklik burada; dün-
yevîlerin dindarlari, dindarlarin da dünyevîleri ezmedigi bir la-
ikliktir);
Ahlâkî olarak da: Sevgi, Baris ve Kardeslik'e teslim olalim.
Bu teslim ve TESLIMCILIK'ten kacanlar, seytanin yönetimi-
ne girmis olurlar.
Ey insanlar! Geliniz, bu dünyayi seytan degil, Allah yönetsin.
Cünkü siz bu dünyayi yönetemez hale gelmissiniz. Yönetimi
daima seytana kaptiriyorsunuz. Allah'in yönetimi ise; Hak ve
Adalet ve Merhamet'ten ibarettir. Siz de bunu istemelisiniz.
Benim hedefim: Allah'tan aldigim bilgi, isik ve elcilikle; Hak
ve Adalet ve Namus'u ve bunlarla birlikte iyilikcilik ve insa-
niyetligi ve bunlarin yaninda da Sevgi, Baris ve Kardeslik'i
yeryüzüne yerlestirmektir.
Bayragim: Yesil zemin yüzüne beyazla yazilmis: "Allah'tan
baska Ilah yoktur, Mehdi ve Mesih Allah'in kulu ve elcisi-
dir" sözleridir. Bu bayragin altina Islâmli Ülkeler'in bayrak-
larinin kücücük bir resmi yerlestirilebilir. Isterlerse bayra-
gimdaki sözleri kabul eden Hiristiyanli Ülkeler de bu bay-
ragin altina girebilirler.
Hilafet merkezim: Israil Kudüs'ten cikincaya kadar Berlin'
dir.
Eger Alman hükûmeti hilafetimi tanirsa, dâvâm resmiyet ka-
zanmis olacaktir. Eger tanimazsa, hilafetimi gayri resmî ola-
rak sürdürecegim.
Allah'in Mehdisi ve Halifesi ve Hakk'in ve Adalet'in adami:
MEHMED NUR'AN
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Ekim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hakki gösterme ve duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ERMENI IDDIALARI HAKLI MI?
Ermeniler tarafindan yürütülen: "Osmanli'nin son dönemlerin-
de Ermeni irkindan olan Osmanli vatandaslarinin, o günkü yö-
netim tarafindan soykirima ugradigi" iddiasinin taninmasi icin
yapilan faaliyetlerin haklilik derecesi nedir? Iste ilk önce so-
rulmasi gereken sual budur!
Bu sual karsisinda, eger Ermenilerin elinde, iddialarinin hak-
liligini tasdikleyen hukukî bir karar varsa, Türkiye de bu ka-
rara uymak zorunda kalir. Eger böyle bir karar yoksa, "soy-
kirim" iddiasi, "bir iddia" olarak kalmaz, "iftira" ve "hakaret"e
dönüsür. Bu durumda Türkiye, bu iddiayi yapan ve kabul e-
den ülkeler aleyhinde, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde
(veya buna benzer uluslararasi büyük bir mahkemede) bir
"hakaret dâvâsi" acma hakki kazanir. O ülkeler haksizliklarini
terketmedikleri takdirde de, Türkiye bu hakkini kullanabilir.
Bu durumda Ermeniler ne yapmalidir?
Ermeniler gercekten hakli olduklarina inaniyorlarsa, giderler
AIHM'de Türkiye aleyhine (eger böyle bir dâvânin acilabil-
mesi mümkünse) bir dâvâ acarlar. Bu mahkemede delillerini
ortaya koyarlar. Türkiye de savunmaya dâvet edilir. Sonucta
her iki ülke, mahkemenin verecegi karara uymak zorunda ka-
lir.
Aksi halde ellerinde hukukî bir karar olmadigi halde Ermeniler'
in, iddialarinin kabul edilmesi icin yapacaklari bütün zorlama
ve dayatmalar bir "suc" olarak görülecektir. Cünkü ellerinde
hukukî bir karar olmadigi icin, iddialari da bir "iftira" hükmünü
alacaktir.
Bu iftirayi "yasa tasarisi" olarak kabul eden ülkeler ise, bir kac
milyon Ermeni'ye sirin gözükmeye veya oylarini avlamaya be-
del, 72 milyon Türk'ün kalbini kirmis olacaklardir! Türkiye'nin
kalbini kiranlar ise, 1.5 milyar Müslüman'in kalbini kirmis
olurlar.
Cünkü bugünden itibaren Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an,
Türkiye'yi, Ortadogu'nun "yeni lideri" olarak ilân ediyor. Bu
liderlik ise; Türkiye, demokrasi ve laiklige ve Allah ve insan
haklarina sahip ciktigi müddetce gecerli olacaktir. Ortadogu-
lu ülkeler, Allah'in Mehdisi'nin bir emri olarak bu liderligi ka-
bul etmelidirler. Bu liderligi kabul edenler, ba$sizliktan kur-
tulup Allah'in rahmetine ererler. Reddedenler ise, O'nun ga-
zabina ugrarlar.
Bu sözlerle Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an, "Halifelik"ini
ilân etmis oluyor. Artik bundan sonra Islâmli Ülkeler kendi
bildiklerini okuyamazlar. Kendi bildigini okumaya devam
eden ülkeler ise, zarar görürler. Eger Iran da "zarar gören
ülkeler"den olmak istemiyorsa, Allah'in Mehdisi'nin bir tav-
siyesi olarak, Iran Yönetimi tam demokrasiye gecinceye
kadar nükleer enerji faaliyetlerini sifirlasin. Aksi halde bu-
nun sonuclarina katlanmak zorunda kalir.
Simdi tekrar "Ermeni Iddialari"na dönelim. Yakin gecmiste
Alman Fasist Diktatör Adolf Hitler'in, Yahudileri "soykirim"a
ugrattigi kesindir. Bunu bugünkü Alman Yönetimi de tasdik
etmektedir. Fakat Osmanli'da bir "Hitler" yoktu. O dönem-
de bir cok irk ve dinden farkli insanlar uzun yillar "kardesce"
yönetilmislerdi. Böyle bir yer ve zamanda "Ermeniler'in soy-
kirima ugramis olmasi" imkânsiz görünüyor. Buna dair kesin
bir kanit da ortada yok. Ortada olan sadece Ermeniler'in is-
yan, ihanet, cinayet ve katliamlari karsisinda yapilan savas,
mücadele ve karsilikli öldürmelerdir. Yoksa, ortada bir Os-
manli Hitler'i vardi da, o da irkciligindan ve irklara düsmanli-
gindan dolayi Ermeniler'i yok etmeye calisti! Böyle birsey
olmamistir ve olmasi da mümkün degildir. Iste tarih ve tarih-
ciler de ortadadir!
Hem tarih bize söylüyor ki; naziler karsisinda Yahudiler bir
kurbanlik koyun gibiydiler. Ama Osmanli icinde Ermeniler
ise; isyan, ihanet, cinayet ve katliam icindeydiler. Simdi bu
iki tarafin durumu bir olur mu? Birinci tarafin soykirima ug-
radigini rahatlikla söyliyebiliriz. Ama ikinci tarafin da birin-
ci tarafin ugradigi akibete maruz kaldigini iddia edemeyiz.
Ikisini ayni kategoriye koyamayiz.
Ermenilerin "göc ettirilmesi" ise, (Türkiye tarihine göre): "Is-
yan ve ihanet icerisinde bulunan Ermeni teröristlerin kötü-
lügünden korunmak ve kurtulmak icindi". Bu zamanin Er-
menileri ise, bunun: "Soykirim" oldugunu iddia ediyorlar.
Biz bu konuda herhangi bir taraftarlik icinde bulunmak is-
temiyoruz. Tek istedigimiz, bu konunun bilirkisi ve uzman
bir komisyon tarafindan gercegin aciga cikarilmasi ve 1915
Olaylar'nin niteliginin bir kesinlige kavusturulmasidir. Sonuc
Türkiye aleyhine ciksa da, bunu kabul etmek durumundayiz.
Ama bu gerekli islem yapilmadan tek tarafli Ermeni Iddia-
lari'nin bir degeri yoktur ve olamaz.
Dolayisiyla Ermeniler'in iddialarinin isbatlanmasi gerekiyor.
Acaba o dönemde Ermeniler'in basina gelenler gercekten
bir "soykirim" miydi? Yoksa isyancilarin bastirilmasi mi? Ve-
ya bir cinayet mi? Bir cezalandirma da olabilir! Bu iddia ve
ihtimallerin bir kesinlige kavusturulmasi gerekiyor. Ancak
bunlar kesinlige kavustuktan sonra Ermeniler ellerindeki
kesin bilgi ve belgelere göre bazi kararlar aldirma faaliyeti
yürütebilirler.
Bu yüzden eger Ermeniler Türkiye aleyhinde bir dâvâ aca-
cak olurlarsa (aslinda böyle bir dâvâ acilamaz), uzun yillar
ugrasmalari gerekecek. Kazanacaklari sonuc ise mechûldür.
Ayni zamanda bu dâvânin aleyhlerine dönme rizki de cok
büyük bulunuyor. Cünkü Ermeniler'in de Osmanli halkina
uyguladigi katliam iddialari ve (tarihî kanitlar) var ortada.
Böyle uzun ve cikmaz yollara girmemek ve dostluklari boz-
mamak icin, daha önce baskalari tarafindan yapilmis olan:
"Her iki tarafin gecmiste olanlardan üzüntü duyduklarini
belirten bir aciklamanin yazildigi bir anitin Ermenistan'la
Türkiye hudutlari arasina dikilmesi"ni teklif ediyoruz.
Ermeniler ne yapabilir?
Ermeniler, her iki tarafin gösterecegi tarafsiz tarihci, siya-
setci, hukukcu ve filozoflar tarafindan olusacak bir komis-
yon kurarak 1915'deki olaylarin "soykirim" olup olma-
digini bu komisyona belgeletip ve bunu da uluslararasi bir
mahkeme veya noterde tasdikleterek, sonucu istedikleri a-
macla kullanabilirler.
Ermeniler neler yapamaz?
Ermeniler'in elinde 1915 olaylarinin bir "soykirim" oldugunu
bildiren "hukuksal" bir belge olsa dahi, bununla Türkiye Cum-
huriyeti Devleti'ne karsi bir dâvâ acamazlar. Cünki Adalet'in:
"Dedenin cinayetinden, torunu mesul olmaz" ilkesince böyle
bir dâvânin acilmasi mümkün degildir. Dolayisiyla Türkiye
Cumhuriyeti Devleti ve vatandaslari, özür dilemeye bile dâ-
vet edilemezler. Ancak onlar "isterlerse"; insaniyet geregi o-
larak "olanlardan üzgünüz" diyebilirler. Ama bunun ötesinde
onlara bir yaptirim uygulanamaz, tazminat dâvâsi acilamaz.
Cünkü 1915'de i$lenilen -eger onlarin suc oldugu kanitlan-
missa- günahlari, bugünün yönetimi ve vatandaslari i$lemedi!
Dedenin günahini torununa ödetmeye kalmak ise büyük bir
adaletsizlik olur ki, bunu hic bir ülke kabul edemez. Kabul
eden, "Hazet-i Âdem'in günahini Hazret-i Isa'ya ödetmek"
gibi büyük bir zulme düser!
$u anda "Ermeni Tasarisi"ni kabul eden 20 ülke, bu zulme
düsmüs durumdadir. Bu zulüm ise, Türk Yönetimi'ne ve va-
tandaslarina karsi yapilmis büyük bir hakarettir. Bu hakarete
karsi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, AIHM'de bir "hakaret
dâvâsi" acabilir. Cünkü Ermeni iddialarini kabul eden ülke-
lerin elinde, o iddialari isbatlayacak hukuksal bir belgeleri
bulunmuyor. Dolayisiyla Türk Hükûmeti, hakaretci devlet-
leri, iftira ve hakaretlerine son vermeye dâvet edebilir. Dâ-
veti kabul etmeyenleri de mahkemeye verebilir.
Ermeni Soykirim Yasa Tasarisi'ni ABD Temsilciler Meclisi
Dis Iliskiler Komitesi'nden gecirmis olanlar ne büyük bir
hata icinde bulunduklarini herhalde görüyorlardir...
Kimse, Türkiye'nin bu iftira ve hakaret hükmünde olan hak-
siz tasariyi kabul edip de ecdadina küfretmesini beklememe-
lidir.
Sonuc:
1- Tarafsiz bir komisyon tarafindan 1915 Ermeni-Osmanli
Olaylari'nin neligi-niteligi tam tesbit ve analiz edilmeden ve
hukuksal bir belge saglanmadan, Ermeni Iddialari'nin bir
degeri ve gecerligi yoktur.
2- Bu iddialarin hakliligi isbat edilse bile, Ermeniler Türkiye
Cumhuriyeti aleyhinde bir dâvâ acamaz ve hak talep edemez
ve bir yaptirimda bulunamazlar. Cünkü; "dedenin günahini to-
runu ödemez".
3- Ermeni Tasarisi'ni kabul etmis ülkeler, büyük bir haksizlik
ve hakaret icindedirler. Bu hakaretlerinden derhal dönmeliler.
Dönmedikleri takdirde, Türkiye bu hakaretci ülkelere dâvâ
acabilir.
Biz Avrupa Muranistleri ise, bütün dünya ülkelerini Hakk'a,
Adalet'e ve Namus'a dâvet ediyoruz. Savaslar; hakkin, ada-
letin ve namusun cignenmesiyle baslar. Baris isteyenler, bu
dâvetimizi kabul etmelidirler.
Ermeni (Iftira) Tasarisi'ni kabul etmis ülkelere not:
Bu ülkelerin icinde bulunduklari haksizliktan cikmalari icin
$u $ablonu kullanmalari gerekiyor:
"Soykirim" nedir?
Soykirim, "kasitli yok etmedir". Yani bir ülke yönetimi, ken-
di icinde (veya baska ülkede) barinmakta olan farkli irkla-
rin varligina tahammül edemeyip, onlar masum olduklari hal-
de yok ederse, "soykirim" islemis olur. Bunun bir örnegi,
"Nazi Almanyasi'nin Hitler fasizmi"dir.
Fakat azinlikta olan farkli bir irkin mensuplari, icinde bulun-
duklari ülke ve yönetime karsi haksiz bir isyan ve ihanet ve
saldiri icerisinde olduklari halde yok edilir veya sürülürlerse;
bu, "soykirim" degil; "cezalandirma", "korunma" ve "savun-
ma"olur.
Hakli bir kimseyi bir milyon kisi haksizca öldürmeye calis-
sa, bu bir tek kimse, bir milyon kisiyi öldürmeye hak kaza-
nir. Eger o kisi bu öldürmeyi basarirsa, onun yaptigina
"soykirim" denemez. Cünkü hakli kimse, haksizlara karsi
kendini savunmustur. Demek, zalimlerin yok edilmesi,
"soykirim" olmaz. Allah'in gecmiste zalim ve inkârci mil-
letleri yok etmesi de, bir "cezalandirma"dir.
Eger bir milletin fertleri irksal veya dinsel bir düsmanlikla
ve masum (yani bir cinayetleri, bozgunculuklari, ihanetleri
ve haksiz isyanlari olmadigi) halde öldürülmüslerse, bu,
"soykirim" olur.
Simdi bu sablona göre 1915'teki Ermenilerin durumuna
bir daha bakin. Bakalim ne göreceksiniz?
Eger tek tarafli Ermeni Tasarisini, Türkiye'nin savunmasini
almadan kabul etmisseniz, hukuksuzluga düsmüssünüz de-
mektir. Bu hukuksuzluktan kurtulmak icin ya Türkiye'nin
de savunmasini alacak veya hukuksuz tasariyi reddedecek-
siniz. Reddetmediginiz takdirde ise, hakkinizda acilacak bir
dâvâda hesap vermek zorunda kalacaksiniz. Ama siz, icin-
de bulundugunuz hukuksuzlugu terkederek bundan kurtula-
bilirsiniz. Hukuksuzlugu sürdürdügünüz takdirde, tek tarafli
iddialarla Amerika'yi, "Japonya'nin iki sehrini atomlamak-
tan" ve Fransa'yi da, "Cezayir Katliami"ndan; ve diger bir
cok ülkenin de, "soykirim yaptiklari" gerekcesiyle mahkûm
edilmelerinin önünü acmis olacaksiniz.
Avrupali ve Amerikali Hiristiyanlar icin bir not: Tanri, insan
soyundan bir varlik degildir. O, insanin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisidir. Tanri'nin insan soyundan olmamasindan an-
lasiliyor ki, O'nun "babalik"la ve insanlarin da "ogulluk"la bir
ilgileri yoktur. Bu tür iddialar bir yakistirma olmaktan öte
gidemez. Peki, bu gercekle ilgisi olmayan yakistirmayi Allah
kabul ediyor mu? Incil'den sonra gönderilen Kur'anda yüce
Tanri, bu yakistirmayi kabul etmedigini bildirmistir. Biz de
Avrupali ve Amerikali Hiristiyanlari (Islâmiyet'e degil), bu
gercegi görmeye dâvet ediyoruz. Eger onlar bu dâveti kabul
ederlerse, gercek Isevîligi kazanmis olurlar. Iran ve El-Kaide
liderlerinin Avrupa ve Amerika'ya yaptiklari "Müslüman ol"
cagrilari gecersizdir. Cünkü Allah'in Mehdisi dururken, on-
larin bu cagriyi yapmaya haklari yoktur. Onlar önce Allah'in
Mehdisi'ni tanisinlar.
ALLAH'IN MEHDISI
MEHMED NUR'AN'IN ACIKLAMASI
aciyan ALLAHin adiyla
Allah'in Mehdisi ben Mehmed Nur'an, bu bildiriyi tasdik edi-
yorum ve asagida yapacagim aciklamayi da, dâvet edildigim
takdirde basin önünde de yapmaya hazirim.
Artik bugünden itibaren Türkiye'nin nüfusu 72-75 milyon degil,
1.5 milyardir. Cünkü Alah'tan aldigim elcilige istinaden Türkiye'
yi, Ortadogu'nun ve Islâmli Ülkeler'in "lideri" tayin ediyorum. Bu
tayin, benim de "Halifelik" ilânim demektir.
Simdiye kadar cözülmemis sorunlarin cözümü:
Türkiye'deki Kürt ve PKK sorunu ne olacak?
Güney Dogu'daki Kürt halkinin cogunlugu istedigi takdirde bu
bölge, Irak Kürdistani'na dahil edilebilir. Istemedikleri takdirde
ise, Türk yönetimi altinda ya$amaya devam ederler. Kürt hal-
kinin da bir "Kürt Yönetimi" isteme hakki bulundugunu unutma-
yalim ve bu hakki onlara taniyalim. Mülk Allah'indir. Onu iste-
digine verir. Kürt halkinin da bulunduklari yerde bir mülk hakki
olduguna göre, bunu istedikleri gibi kullanma hakkina da sahip
sayilirlar. Ama önder bir grubun cikip, Kürt halkini zorla kendi
istikametlerine dogru cekmeye calismalari ve Kürt halkinin co-
gunlugu kabul etmedigi halde bir Kürt Devleti kurmak istemeleri
dogru olmaz. Buna izin veremeyiz ve verilmez.
Abdullah Öcalan'in durumu ne olacak?
Eger Öcalan Müslüman olmayi kabul ederse, affedilebilir. Cünkü
yüce Allah, Müslüman olan bir kimsenin bütün gecmis günahlarini
affetmektedir. Allah'in affettigini ise, Türk halki da affetmek zorun-
da kalir.
Yalniz bu Müslümanligi kabul etme, bizim zorlamamizla degil, gönül
rizasiyla olmalidir. Öcalan Müslüman olmayi kabul etmedigi takdirde,
Türk halkinin cogunlugu onu affedene kadar hapiste kalacak demek-
tir. Onun Müslümanliga girmesini kolaylastirmak icin "Kurtulusname"
isimli bir bildiriyi, www.ahiruzzaman.blogspot.com adresine koyaca-
giz.
PKK savascilarina sesleniyorum!
Bu sözlerimden sonra terör yapmanizi gerektirecek bir durum
kalmamaktadir. Artik sizin de (Türkiye Cumhuriyeti Yönetimi
de razi oldugu takdirde) bu barisi kabul edip silahlarinizi birak-
maniz gerekiyor.
Eger Türkiye Cumhuriyeti bu sözlerime itiraz edecek olursa,
kiyamete kadar PKK terörüyle bogusmak zorunda kalir ve
terör konusunda Irak ve Amerika'dan da yardim göremez.
Eger bu anlasmayi PKK tanimayacak olursa, bütün milletler
onu yok etmek icin birlesir ve gerekeni yaparlar.
Irak'in durumu ne olacak?
Irak'taki hükûmet mesrudur. Direnis ise, gayri mesrudur. I-
rak hükûmeti ne zaman isterse, ABD ordusu da o zaman I-
rak'i terkeder. Direnisciler teröre son versin. Cünkü onlarin,
Irak halkina kötülük yapmaya ve hükûmetlerine isyan etme-
ye haklari yoktur.
Iraklilar'in birlik ve bütünlügünü isterim. Ancak Irakli parcalar,
demokrasi ile kardesce ya$amaya istekli görünmüyorlar. Bu
durumda Irak'in üce bölünmesinden baska care kalmamakta-
dir. Belki bölünmek, Iraklilar icin daha hayirli olabilir.
Israil ve Filistin'in durumu ne olacak?
Israil yönetimi bir Filistin devletinin kurulmasina ve Kudüs'ten
cikmaya razi olmalidir. Eger buna riza göstermezse, Israilliler
bütün Israil'i kaybedebilirler.
Geliniz, ey insanlar!
Esas olarak: Hakk'a, Adalet'e, Namus'a;
Yönetim olarak: Demokrasi ve Laiklik'e (laiklik burada; dün-
yevîlerin dindarlari, dindarlarin da dünyevîleri ezmedigi bir la-
ikliktir);
Ahlâkî olarak da: Sevgi, Baris ve Kardeslik'e teslim olalim.
Bu teslim ve TESLIMCILIK'ten kacanlar, seytanin yönetimi-
ne girmis olurlar.
Ey insanlar! Geliniz, bu dünyayi seytan degil, Allah yönetsin.
Cünkü siz bu dünyayi yönetemez hale gelmissiniz. Yönetimi
daima seytana kaptiriyorsunuz. Allah'in yönetimi ise; Hak ve
Adalet ve Merhamet'ten ibarettir. Siz de bunu istemelisiniz.
Benim hedefim: Allah'tan aldigim bilgi, isik ve elcilikle; Hak
ve Adalet ve Namus'u ve bunlarla birlikte iyilikcilik ve insa-
niyetligi ve bunlarin yaninda da Sevgi, Baris ve Kardeslik'i
yeryüzüne yerlestirmektir.
Bayragim: Yesil zemin yüzüne beyazla yazilmis: "Allah'tan
baska Ilah yoktur, Mehdi ve Mesih Allah'in kulu ve elcisi-
dir" sözleridir. Bu bayragin altina Islâmli Ülkeler'in bayrak-
larinin kücücük bir resmi yerlestirilebilir. Isterlerse bayra-
gimdaki sözleri kabul eden Hiristiyanli Ülkeler de bu bay-
ragin altina girebilirler.
Hilafet merkezim: Israil Kudüs'ten cikincaya kadar Berlin'
dir.
Eger Alman hükûmeti hilafetimi tanirsa, dâvâm resmiyet ka-
zanmis olacaktir. Eger tanimazsa, hilafetimi gayri resmî ola-
rak sürdürecegim.
Allah'in Mehdisi ve Halifesi ve Hakk'in ve Adalet'in adami:
MEHMED NUR'AN
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Ekim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hakki gösterme ve duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
AŞIRI SOL'A MESAJ VE "OPERASYON KURTULUŞ"
(Bu bildiri, 2007 yilinda yayinlandi.)
ASIRI SOL'A MESAJ
Liberal SOL'a karsi cikan "asiri sol"un su gercekleri bil-
mesinde yarar var:
Bugün dünya politikalarini belirleyecek AB ve ABD ve
Rusya-Cin'den sonra ikinci veya ücüncü güc'ün "Müslü-
manlar" oldugu unutulmamalidir. Bu büyük gücün "birinci
güc" olmaya gittigi de nazara alinirsa, Müslümanlari hice
sayarak, onlara düsmanlik ederek politika yapmanin bir
anlaminin ve faydasinin olmayacagi gayet aciktir. Bundan
da, ülkenizdeki dindar Müslümanlarla ve dinî cemaatlerle
(hakli olduklari müddetce) iyi gecinmenin önemi iyi anlasilir.
Bu durumda eger siz kendi basiniza yenemeyeceginiz güc-
ler (meselâ dilinizden düsürmediginiz düsman: Emperyalizm)
le savasmak isterseniz, basarili olmak icin (kendi ülkenizde)
Müslümanlarla isbirligine mecbursunuz demektir. Bunun icin
de asiriligi birakip "ILIMLILASMA"niz gerekmektedir. Ak-
si halde politika sahnesinde bir yeriniz olmayacak, silinip gi-
deceksiniz.
Eger varolmak ve varliginizi sürdürmek istiyorsaniz, liberal
sol'a destek verip, onlarla birleserek, Müslümanlarla da
isbirligine gitmelisiniz.
Emperyalizme savas acmis oldugunuz halde, hem liberal
sol'a hem Müslümanlara karsi cikmakla ve onlara düsman-
lik etmekle bir basari elde edemezsiniz. Basari istiyorsa-
niz, tutacaginiz yol bellidir: Asiriliga son verip ILIMLILAS-
MAK!
Evet, her fikirde ve her inancta birlesmek mümkün degil-
dir. Fakat "insanî" noktalarda birlesmek ve isbirligi yapmak
mümkündür. Sizler de bu noktaya dayanarak varliginizi
sürdürebilirsiniz. Bunun icin de ILIMLILASMANIZ sart
olmaktadir. Bu sarti kabul ettiginizde insanligi iyilestirmek
ve onu sömürme ve sömürülmeden kurtarmak daha kolay
olacaktir.
Simdi bu gercekler isiginda daha önce yayinlamis oldugu-
muz asagidaki bildiriyi tekrar okuyunuz ve üzerinize düsen
görevi yerine getiriniz, eger etkin ve iyilikci olmak istiyor-
saniz. Seyirci ve tepkici kalmak istiyorsaniz, asiriliginiza
devam edebilirsiniz. Bu da sizin hakkinizdir. Karar sizin!
+++++++++++++++++++++++++++
"OPERASYON KURTULUS"
toplumlari dönüstüren ALLAHin adiyla
Türkiye'nin bir "kurtulus operasyonu"na ihtiyaci vardir.
Cünkü 22 Temmuz secimlerinden sonra bir MHP-CHP
koalisyonu ihtimalinin belirmesi ve bu belirtinin gercekles-
mesi halinde bunun Türkiye'yi iyi bir yere götürmeyecek
olmasinin aciga cikmasi, hem CHP muhalefetinin sürekli
olarak ülke sorunlarinin cözümüne engel cikarmasi ve Tür-
kiye'nin önünü kapatacak girisimlerde bulunmasi, bu ope-
rasyonu gerekli kilmaktadir.
CHP'nin, ülke sorunlarinin cözümünde yardimci olacagi
yerde durmadan sorun cikariyor olmasi hakkinda su pa-
rantezi acabiliriz: CHP lideri, cumhurbaskanligi seciminde
bir AKP'linin adayligini demokrasi disi olarak engellemis
bulunmaktadir. Yani sayin Deniz Baykal acikca: "Bir AKP'
li cumhurbaskani olamaz" demektedir. Sebep olarak da
cumhurbaskani adayi Abdullah Gül'ün "dindarligi" veya
esinin "basörtüsü" gösterilmekte veya bahane edilmektedir.
Oysa, demokratik kurallar icinde oy cogunluguna sahip
olan bir partinin kendi millet vekillerinden birini aday gös-
terebilmesi mesru kabul edilmektedir.
Bu durumda sayin Baykal'in engel cikarmasinin anlami ne
olmaktadir? Bunun anlami sudur: "AKP oy cogunluguna
sahip olsa da, dindar ve esi basörtülü biri cumhurbaskani
olamaz". Daha: "Bir Kürt ve Ermeni de buna dahildir".
Yani CHP lideri dolayli olarak acikca bunlari söylemekte-
dir. Yani acikca "irkcilik" ve "ayrimcilik" yapmakta, de-
mokrasiye tecavüz etmektedir.
Peki, biz bu liderin irkcilik ve ayrimciligina itaat mi etmeli-
yiz? Asla! O halde CHP'yi muhalefetten düsürmek zorun-
dayiz. Madem inadindan vazgecmiyor, onun lâyigi ancak
budur!
Bu partinin muhalefetten düsürülmesini gerekli kilan bir bü-
yük hatasi da sudur: CHP lideri; "Abdullah Gül'ün esinin
basörtüsü bizim icin sorun degil, bizim icin sorun olan, A.
Gül'ün kafasinin icindekilerdir" demektedir. Yani A. Gül'
ün bir "seriatci" oldugunu ve Türkiye'ye "seriat getirecegi"
ni ima etmektedir.
Peki, siz A. Gül'ün partisinin 4,5 yillik icraatini gördünüz.
Simdi böyle bir ima, hakli bir ima midir? Hakli olamaz!
Cünkü hem icraatlari ortadadir, hem de sayin Baykal'in
bu tür "zihin okumalari"na hakki yoktur. Hakki olsa bile
bu okumalara dayanarak icraatta bulunulamaz, demokra-
si engellenilemez. Cünkü sizin hakkiniz, söze ve icraata
bakmaktir; yoksa kalbe ve zihne bakmak degil.
Acaba sayin R.T. Erdogan da: "CHP lideri, MHP ile ik-
tidara geldiklerinde Türkiye'yi Rusya'nin usagi yapacak,
hazineyi de ceteci ve hortumculara paylastiracak" seklinde
bir zihin okumasi yapsa, dogru olur mu?
Demek, muhalefet lideri apacik bir hata ve haksizlik icinde-
dir. Isin kötüsü, bu hata ve haksizligindan dönmek istemeyi-
si ve cumhurbaskanligi secimini engellemekte inad etmesi,
dayatmada bulunmasidir. Bu da apacik bir "azinlik diktatör-
lügü"dür. Bu diktatörlügü mesru mu sayacagiz? O halde bu
diktatörlügü muhalefetten indirmeliyiz.
Bu indirmeyi de ancak "liberal solcular" yapabilir. O halde
ILIMLI liberal solcular derhal harekete gecip bir "kurtulus
operasyonu"nu baslatmak zorundadirlar. Tabii; sorunlarin
dügümleyicisi, demokratik haklarin engelleyicisi; fasizm,
diktatörizm ve militarizmin sevgilisi, demokrasi suikastcisi
CHP'nin muhalefetine son verip onun yerine gecerek, so-
runlarin demokratik ve insancil cözümünde iktidar partisine
yardimci olmak isterlerse.
Bu yardimciligi veya ortakligi yapmak istemezlerse, CHP'
nin fasizm-diktatörizm ve militarizmciligine hizmet etmis o-
lacaklardir. ILIMLI liberal solcular bu tür bir hizmetkârligi
kabul edemez ve etmemeliler. Öyle ise vazife basina! Bu
vazife de, bagimsiz aday Baskin Oran etrafinda birleserek
CHP muhalefetini düsürüp, onun yerine gecmektir. Biz,
"bu vazifeyi ancak ILIMLI liberal solcular basarabilir" diye
düsünüyoruz.
"ILIMLILIK"tan kasdimiz; "Türk halkinin cehaletten, fakir-
lik ve bölünmeden korunmasini ve kurtulmasini isteyen; ve
fasizm, diktatörizm ve militarizme razi olmayan; demokrasi-
ye evet diyen, din ve irklarla sorunu olmayan, "seriat kor-
kusu tehlikesi"ni a$mis, Rusya ve Amerika'ya karsi dikkat-
li fakat aptalca düsmanliklardan uzak duran ve Türkiye'nin
ilerlemesini ve Ortadogu'ya bir lider olmasini isteyen, asiri-
liklarindan arinmis kimse"dir. Bu kimselerin meydana geti-
recegi olusuma: "Olumlu Yeni Sol" diyebiliriz.
Bu tür ILIMLIliga sahip olan ve bu olusumu kabul eden
solcular hemen vazife basina gecmeli ve üzerlerine düsen
görevi yerine getirmelidirler. Hedef: CHP muhalefetini dü-
sürmektir. Parola: "Operasyon Kurtulus"tur. Zaman da:
Kurtulus zamanidir! Öyleyse, vakit kaybetmeyelim. Cünkü
cok az bir zamanimiz kaldi...
Böylece: Türkiye'yi felâkete sürükleyecek bir MHP-CHP
koalisyonu iktidarinin da önü alinmis olur.
Böylece: Ilhan Selcuk'un fasizm-komünizm-militarizmden
mürekkep hainane misyonu da dogamadan ölmüs olur.
Böylece: Basörtülü kadin ve kizlara eziyet etmenin karsiligi
alinmis olur.
Böylece: Demokrasiye tecavüz etmenin ne demek oldugu
anlasilmis olur.
Böylece: CHP'nin alti oku dönüp kendisini vurmus ve ada-
let yerini bulmus olur; millet de esenlige kavusur!..
CHP lideri, özür dilese de, "hatamdan dönecegim" dese
de, artik cok gec... Ok yaydan cikti bir kere!
Zararliyi yikmak da bizim vazifemizdir...
Duamiz: ALLAH, CHP'NiN YIKICI MUHALEFET
SALTANATINA SON VERSiN!
Not: Bu bildiri bütün solculara iletilmelidir.
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Temmuz ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: $erri def etme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ASIRI SOL'A MESAJ
Liberal SOL'a karsi cikan "asiri sol"un su gercekleri bil-
mesinde yarar var:
Bugün dünya politikalarini belirleyecek AB ve ABD ve
Rusya-Cin'den sonra ikinci veya ücüncü güc'ün "Müslü-
manlar" oldugu unutulmamalidir. Bu büyük gücün "birinci
güc" olmaya gittigi de nazara alinirsa, Müslümanlari hice
sayarak, onlara düsmanlik ederek politika yapmanin bir
anlaminin ve faydasinin olmayacagi gayet aciktir. Bundan
da, ülkenizdeki dindar Müslümanlarla ve dinî cemaatlerle
(hakli olduklari müddetce) iyi gecinmenin önemi iyi anlasilir.
Bu durumda eger siz kendi basiniza yenemeyeceginiz güc-
ler (meselâ dilinizden düsürmediginiz düsman: Emperyalizm)
le savasmak isterseniz, basarili olmak icin (kendi ülkenizde)
Müslümanlarla isbirligine mecbursunuz demektir. Bunun icin
de asiriligi birakip "ILIMLILASMA"niz gerekmektedir. Ak-
si halde politika sahnesinde bir yeriniz olmayacak, silinip gi-
deceksiniz.
Eger varolmak ve varliginizi sürdürmek istiyorsaniz, liberal
sol'a destek verip, onlarla birleserek, Müslümanlarla da
isbirligine gitmelisiniz.
Emperyalizme savas acmis oldugunuz halde, hem liberal
sol'a hem Müslümanlara karsi cikmakla ve onlara düsman-
lik etmekle bir basari elde edemezsiniz. Basari istiyorsa-
niz, tutacaginiz yol bellidir: Asiriliga son verip ILIMLILAS-
MAK!
Evet, her fikirde ve her inancta birlesmek mümkün degil-
dir. Fakat "insanî" noktalarda birlesmek ve isbirligi yapmak
mümkündür. Sizler de bu noktaya dayanarak varliginizi
sürdürebilirsiniz. Bunun icin de ILIMLILASMANIZ sart
olmaktadir. Bu sarti kabul ettiginizde insanligi iyilestirmek
ve onu sömürme ve sömürülmeden kurtarmak daha kolay
olacaktir.
Simdi bu gercekler isiginda daha önce yayinlamis oldugu-
muz asagidaki bildiriyi tekrar okuyunuz ve üzerinize düsen
görevi yerine getiriniz, eger etkin ve iyilikci olmak istiyor-
saniz. Seyirci ve tepkici kalmak istiyorsaniz, asiriliginiza
devam edebilirsiniz. Bu da sizin hakkinizdir. Karar sizin!
+++++++++++++++++++++++++++
"OPERASYON KURTULUS"
toplumlari dönüstüren ALLAHin adiyla
Türkiye'nin bir "kurtulus operasyonu"na ihtiyaci vardir.
Cünkü 22 Temmuz secimlerinden sonra bir MHP-CHP
koalisyonu ihtimalinin belirmesi ve bu belirtinin gercekles-
mesi halinde bunun Türkiye'yi iyi bir yere götürmeyecek
olmasinin aciga cikmasi, hem CHP muhalefetinin sürekli
olarak ülke sorunlarinin cözümüne engel cikarmasi ve Tür-
kiye'nin önünü kapatacak girisimlerde bulunmasi, bu ope-
rasyonu gerekli kilmaktadir.
CHP'nin, ülke sorunlarinin cözümünde yardimci olacagi
yerde durmadan sorun cikariyor olmasi hakkinda su pa-
rantezi acabiliriz: CHP lideri, cumhurbaskanligi seciminde
bir AKP'linin adayligini demokrasi disi olarak engellemis
bulunmaktadir. Yani sayin Deniz Baykal acikca: "Bir AKP'
li cumhurbaskani olamaz" demektedir. Sebep olarak da
cumhurbaskani adayi Abdullah Gül'ün "dindarligi" veya
esinin "basörtüsü" gösterilmekte veya bahane edilmektedir.
Oysa, demokratik kurallar icinde oy cogunluguna sahip
olan bir partinin kendi millet vekillerinden birini aday gös-
terebilmesi mesru kabul edilmektedir.
Bu durumda sayin Baykal'in engel cikarmasinin anlami ne
olmaktadir? Bunun anlami sudur: "AKP oy cogunluguna
sahip olsa da, dindar ve esi basörtülü biri cumhurbaskani
olamaz". Daha: "Bir Kürt ve Ermeni de buna dahildir".
Yani CHP lideri dolayli olarak acikca bunlari söylemekte-
dir. Yani acikca "irkcilik" ve "ayrimcilik" yapmakta, de-
mokrasiye tecavüz etmektedir.
Peki, biz bu liderin irkcilik ve ayrimciligina itaat mi etmeli-
yiz? Asla! O halde CHP'yi muhalefetten düsürmek zorun-
dayiz. Madem inadindan vazgecmiyor, onun lâyigi ancak
budur!
Bu partinin muhalefetten düsürülmesini gerekli kilan bir bü-
yük hatasi da sudur: CHP lideri; "Abdullah Gül'ün esinin
basörtüsü bizim icin sorun degil, bizim icin sorun olan, A.
Gül'ün kafasinin icindekilerdir" demektedir. Yani A. Gül'
ün bir "seriatci" oldugunu ve Türkiye'ye "seriat getirecegi"
ni ima etmektedir.
Peki, siz A. Gül'ün partisinin 4,5 yillik icraatini gördünüz.
Simdi böyle bir ima, hakli bir ima midir? Hakli olamaz!
Cünkü hem icraatlari ortadadir, hem de sayin Baykal'in
bu tür "zihin okumalari"na hakki yoktur. Hakki olsa bile
bu okumalara dayanarak icraatta bulunulamaz, demokra-
si engellenilemez. Cünkü sizin hakkiniz, söze ve icraata
bakmaktir; yoksa kalbe ve zihne bakmak degil.
Acaba sayin R.T. Erdogan da: "CHP lideri, MHP ile ik-
tidara geldiklerinde Türkiye'yi Rusya'nin usagi yapacak,
hazineyi de ceteci ve hortumculara paylastiracak" seklinde
bir zihin okumasi yapsa, dogru olur mu?
Demek, muhalefet lideri apacik bir hata ve haksizlik icinde-
dir. Isin kötüsü, bu hata ve haksizligindan dönmek istemeyi-
si ve cumhurbaskanligi secimini engellemekte inad etmesi,
dayatmada bulunmasidir. Bu da apacik bir "azinlik diktatör-
lügü"dür. Bu diktatörlügü mesru mu sayacagiz? O halde bu
diktatörlügü muhalefetten indirmeliyiz.
Bu indirmeyi de ancak "liberal solcular" yapabilir. O halde
ILIMLI liberal solcular derhal harekete gecip bir "kurtulus
operasyonu"nu baslatmak zorundadirlar. Tabii; sorunlarin
dügümleyicisi, demokratik haklarin engelleyicisi; fasizm,
diktatörizm ve militarizmin sevgilisi, demokrasi suikastcisi
CHP'nin muhalefetine son verip onun yerine gecerek, so-
runlarin demokratik ve insancil cözümünde iktidar partisine
yardimci olmak isterlerse.
Bu yardimciligi veya ortakligi yapmak istemezlerse, CHP'
nin fasizm-diktatörizm ve militarizmciligine hizmet etmis o-
lacaklardir. ILIMLI liberal solcular bu tür bir hizmetkârligi
kabul edemez ve etmemeliler. Öyle ise vazife basina! Bu
vazife de, bagimsiz aday Baskin Oran etrafinda birleserek
CHP muhalefetini düsürüp, onun yerine gecmektir. Biz,
"bu vazifeyi ancak ILIMLI liberal solcular basarabilir" diye
düsünüyoruz.
"ILIMLILIK"tan kasdimiz; "Türk halkinin cehaletten, fakir-
lik ve bölünmeden korunmasini ve kurtulmasini isteyen; ve
fasizm, diktatörizm ve militarizme razi olmayan; demokrasi-
ye evet diyen, din ve irklarla sorunu olmayan, "seriat kor-
kusu tehlikesi"ni a$mis, Rusya ve Amerika'ya karsi dikkat-
li fakat aptalca düsmanliklardan uzak duran ve Türkiye'nin
ilerlemesini ve Ortadogu'ya bir lider olmasini isteyen, asiri-
liklarindan arinmis kimse"dir. Bu kimselerin meydana geti-
recegi olusuma: "Olumlu Yeni Sol" diyebiliriz.
Bu tür ILIMLIliga sahip olan ve bu olusumu kabul eden
solcular hemen vazife basina gecmeli ve üzerlerine düsen
görevi yerine getirmelidirler. Hedef: CHP muhalefetini dü-
sürmektir. Parola: "Operasyon Kurtulus"tur. Zaman da:
Kurtulus zamanidir! Öyleyse, vakit kaybetmeyelim. Cünkü
cok az bir zamanimiz kaldi...
Böylece: Türkiye'yi felâkete sürükleyecek bir MHP-CHP
koalisyonu iktidarinin da önü alinmis olur.
Böylece: Ilhan Selcuk'un fasizm-komünizm-militarizmden
mürekkep hainane misyonu da dogamadan ölmüs olur.
Böylece: Basörtülü kadin ve kizlara eziyet etmenin karsiligi
alinmis olur.
Böylece: Demokrasiye tecavüz etmenin ne demek oldugu
anlasilmis olur.
Böylece: CHP'nin alti oku dönüp kendisini vurmus ve ada-
let yerini bulmus olur; millet de esenlige kavusur!..
CHP lideri, özür dilese de, "hatamdan dönecegim" dese
de, artik cok gec... Ok yaydan cikti bir kere!
Zararliyi yikmak da bizim vazifemizdir...
Duamiz: ALLAH, CHP'NiN YIKICI MUHALEFET
SALTANATINA SON VERSiN!
Not: Bu bildiri bütün solculara iletilmelidir.
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Temmuz ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: $erri def etme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Freitag, 14. November 2008
İSLAMÎ ÖRGÜTLERİ KAPATMAYA ÇALIŞAN ALMAN VE AMERİKAN MAKAMLARINI UYARIYORUZ!
(Bu bildiri, 2001 yilinda yayinlandi.)
ISLAMÎ ÖRGÜTLERI KAPATMAYA CALISAN ALMAN VE AMERIKAN
MAKAMLARINI UYARIYORUZ!
haksizliga razi olmayan Allahin adiyla
Türkiye devleti tarafindan kapatilmasi istenen Almanya'
daki Islamî Örgütlerin bir kismi, Almanya'daki Türkiye-
li vatandaslarin dinî ihtiyacini karsilamak icin faali-
yet göstermekte ve bir kismi da, Türkiye devletinin,
Türkiye'de dindar Müslümanlara uygulamakta oldugu zu-
lüm, baski ve haksizliklara karsi savasmaktadir.
Alman ve Amerikan Makamlari, ya bu örgütlerin faaliyet-
lerini üstlenip, Almanya'daki yurttaslarin dinî ihti-
yaclarini karsilasinlar ve Türkiye devletinin zulümle-
rine karsi savassinlar, ya da bu örgütleri kapatmayi
durdursunlar. Eger durdurmazlarsa, zulüm ve haksizliga
ortak olmus olurlar. Bu halde sorariz: Zulüm ve haksiz-
lik da bir terör degil midir?
Evet, Alman ve Amerikan Makamlari hem Islamî Örgütlerin
kapatilmasini durdurmali hem de Türkiye'de dindarlara
karsi islenen zulümlere ses cikarmalidir.
Türkiye'de dindarlara karsi islenen zulümler nelerdir?:
Kamu kurum ve kuruluslarinda dindarca yasamak yasak e-
dilmistir. (Bununla din ve inancini yasama özgürlügü
iptal edilmis oluyor.)
Onbinlerce basörtülü kiz ögrenci okul ve üniversitelere
sokulmamaktadir. (Bununla egitim ve ögretim ve inanc
özgürlügü ellerinden alinmis oluyor.)
Esleri basörtülü oldugu veya kendileri namaz kildigi
icin subaylar ordudan atilmaktadir.
"Deprem Ilahî ikaz" dedigi ve dinsel haklari savunduk-
lari icin gazeteciler hapse tikilmaktadir.
Dindarlarin dinî okullari kapatilmaktadir, (kapatilmis-
tir.)
Düsünceyi ifade etme özgürlügü yasaklanmistir.
Din âlimleri seneler önce yaptiklari konusmalar yüzün-
den göz altina alinmakta veya yutdisina göce zorlanmak-
tadir.
Dindarlarin politik, ekonomik ve kültürel faaliyetleri
engellenmektedir.
Haklari icin mücadele etmek isteyenlere izin verilme-
mektedir.
Millet inancini gizlemeye ve inanclica yasamini ter-
ketmeye mecbur edilmektedir.
Bu iddialarimiz isbatsiz degildir. Gidiniz, arastiri-
niz. Mazlumlar Dernegi ve Insan Haklari Derneklerine
sorunuz. Avrupa Insan Haklari Örgütü'nden de gerekli
bilgiyi alabilirsiniz.
Evet, görüldügü gibi Türkiye devletini ele gecirmis
olan bir takim laik zorbalar, dindar halkin hak ve öz-
gürlüklerini gasbetmis durumdadir. Bu duruma karsi sa-
vasmak terör sayilmamali ve bu zulüm ve haksizliklara
karsi, insan haklarina sahip cikan Alman, Avrupa ve A-
merikan Makamlari gereken uyari ve müdahaleyi yapmali-
dir. Yapmayanlar, zulüm ve haksizliklara seyirci kal-
mis olurlar. Bu seyircilik de zulüm degil midir? Hak-
sizlik degil midir? Terör degil midir? Öyle ise zulüm
ve haksizliga ve teröre son veriniz, son verdiriniz!
Not: Bu böyle olmaz! Geliniz, Asyali ve Avrupali hukuk-
culari bir araya getirelim. Nelerin terör oldugunu, ne-
lerin terör olmadigini yeniden saptayalim. Ikiz kulele-
re yapilan saldiri terörse, insan haklarina yapilan
saldirilar da terördür. Ve, Türkiye'de dindarlarin i-
nancsal hak ve özgürlüklerine tecavüz eden laikler,
Taliban'dan beterdir. Laik Talibanlari cezasiz mi bi-
rakacaksiniz? (Dindarlarin hak ve özgürlüklerine sahip
cikan laikler dostumuz, tecavüz edenler ise düsmanimiz-
dir.) Kisaca: Hak ve özgürlükleri icin savasan örgüt
ve devletlere "terör örgütü" damgasi vurulamaz, vurul-
mamali. Bunlarin da hak ve özgürlükleri icin savasilma-
lidir.
GALIBIYET, HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVASCILARININDIR!
Zaman: Yeni Cagin basi, Aralik ay'i ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Uyari ve Duyuru.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
ISLAMÎ ÖRGÜTLERI KAPATMAYA CALISAN ALMAN VE AMERIKAN
MAKAMLARINI UYARIYORUZ!
haksizliga razi olmayan Allahin adiyla
Türkiye devleti tarafindan kapatilmasi istenen Almanya'
daki Islamî Örgütlerin bir kismi, Almanya'daki Türkiye-
li vatandaslarin dinî ihtiyacini karsilamak icin faali-
yet göstermekte ve bir kismi da, Türkiye devletinin,
Türkiye'de dindar Müslümanlara uygulamakta oldugu zu-
lüm, baski ve haksizliklara karsi savasmaktadir.
Alman ve Amerikan Makamlari, ya bu örgütlerin faaliyet-
lerini üstlenip, Almanya'daki yurttaslarin dinî ihti-
yaclarini karsilasinlar ve Türkiye devletinin zulümle-
rine karsi savassinlar, ya da bu örgütleri kapatmayi
durdursunlar. Eger durdurmazlarsa, zulüm ve haksizliga
ortak olmus olurlar. Bu halde sorariz: Zulüm ve haksiz-
lik da bir terör degil midir?
Evet, Alman ve Amerikan Makamlari hem Islamî Örgütlerin
kapatilmasini durdurmali hem de Türkiye'de dindarlara
karsi islenen zulümlere ses cikarmalidir.
Türkiye'de dindarlara karsi islenen zulümler nelerdir?:
Kamu kurum ve kuruluslarinda dindarca yasamak yasak e-
dilmistir. (Bununla din ve inancini yasama özgürlügü
iptal edilmis oluyor.)
Onbinlerce basörtülü kiz ögrenci okul ve üniversitelere
sokulmamaktadir. (Bununla egitim ve ögretim ve inanc
özgürlügü ellerinden alinmis oluyor.)
Esleri basörtülü oldugu veya kendileri namaz kildigi
icin subaylar ordudan atilmaktadir.
"Deprem Ilahî ikaz" dedigi ve dinsel haklari savunduk-
lari icin gazeteciler hapse tikilmaktadir.
Dindarlarin dinî okullari kapatilmaktadir, (kapatilmis-
tir.)
Düsünceyi ifade etme özgürlügü yasaklanmistir.
Din âlimleri seneler önce yaptiklari konusmalar yüzün-
den göz altina alinmakta veya yutdisina göce zorlanmak-
tadir.
Dindarlarin politik, ekonomik ve kültürel faaliyetleri
engellenmektedir.
Haklari icin mücadele etmek isteyenlere izin verilme-
mektedir.
Millet inancini gizlemeye ve inanclica yasamini ter-
ketmeye mecbur edilmektedir.
Bu iddialarimiz isbatsiz degildir. Gidiniz, arastiri-
niz. Mazlumlar Dernegi ve Insan Haklari Derneklerine
sorunuz. Avrupa Insan Haklari Örgütü'nden de gerekli
bilgiyi alabilirsiniz.
Evet, görüldügü gibi Türkiye devletini ele gecirmis
olan bir takim laik zorbalar, dindar halkin hak ve öz-
gürlüklerini gasbetmis durumdadir. Bu duruma karsi sa-
vasmak terör sayilmamali ve bu zulüm ve haksizliklara
karsi, insan haklarina sahip cikan Alman, Avrupa ve A-
merikan Makamlari gereken uyari ve müdahaleyi yapmali-
dir. Yapmayanlar, zulüm ve haksizliklara seyirci kal-
mis olurlar. Bu seyircilik de zulüm degil midir? Hak-
sizlik degil midir? Terör degil midir? Öyle ise zulüm
ve haksizliga ve teröre son veriniz, son verdiriniz!
Not: Bu böyle olmaz! Geliniz, Asyali ve Avrupali hukuk-
culari bir araya getirelim. Nelerin terör oldugunu, ne-
lerin terör olmadigini yeniden saptayalim. Ikiz kulele-
re yapilan saldiri terörse, insan haklarina yapilan
saldirilar da terördür. Ve, Türkiye'de dindarlarin i-
nancsal hak ve özgürlüklerine tecavüz eden laikler,
Taliban'dan beterdir. Laik Talibanlari cezasiz mi bi-
rakacaksiniz? (Dindarlarin hak ve özgürlüklerine sahip
cikan laikler dostumuz, tecavüz edenler ise düsmanimiz-
dir.) Kisaca: Hak ve özgürlükleri icin savasan örgüt
ve devletlere "terör örgütü" damgasi vurulamaz, vurul-
mamali. Bunlarin da hak ve özgürlükleri icin savasilma-
lidir.
GALIBIYET, HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVASCILARININDIR!
Zaman: Yeni Cagin basi, Aralik ay'i ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Uyari ve Duyuru.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
HÜSEYİN AVDIC CEVAPLIYOR: "KÂİNAT BİR ALGI VE HAYAL DEĞİL YARATILMIŞ GERÇEKTİR"
(Bu bildiri, yazarimiz Hüseyin Avdic'in,
turkforum.net'de gectigimiz yillarda
cevap olarak yazdigi bir makaledir.)
HÜSEYIN AVDIC CEVAPLIYOR
KÂINAT BIR ALGI VE HAYAL DEGIL
YARATILMI$ GERCEKTIR
ögreten ALLAHin adiyla
Giri$ Notu: Kâinatin bir "algi" ve "hayal" oldugu
fikrine kar$i turkforum.net/felsefe bölümü'nde Meh-
met Özcelik isimli bir yazar tarafindan Bediüzzaman
Said Nursi'den delil gösterilerek bir cevap yayin-
lanmi$. Fakat bu cevap, ne yazik ki o fikri maglup
etmeyi ba$aramami$. $imdi bu ikinci cevabimizda
Bediüzzaman'dan yapilan nakilleri tekrarlamiyacagim.
Cünkü $imdi bize, Bediüzzaman'i destekleyen yeni fi-
kirler lâzim. Onlari da bana Allah(cc) ihsan etmi$
bulunuyor. Bu cevap, in$aAllah o asilsiz fikri yani
ehl-i felsefe ve mutasavvifenin müfrit kisminin ya-
nilgilari olan "maddenin bir hayal oldugu" iddiasini
maglup edecektir. Bu mektup ayrica yine turkforum.net/
Dinler Bölümü'nde "kâinat bir hayal midir?" $eklinde
bir sual sormu$ bulunan sualciye de cevap olacaktir.
iKINCI CEVAP:
(Hud sûresi, 7. ayetin son cümlesinin yorumu)
Hud 7: Amel bakimindan en güzel kim oldugu husu-
sunda, sizi imtihan etmek icin, gökleri ve yeri
alti günde yaratan O'dur. BUNDAN ÖNCE AR$I "SU
ÜSTÜNDE" iDi.
Yorum: Bu ayetin son cümlesi, acikca yarati$in
"su'ya" dayandigini göstermektedir. Ayni zamanda
kâinatin harci olacak su maddesinin de Allah ile
birlikte "var" bulundugunu bildirmektedir.
Peki, su maddesinin Allah ile birlikte var bulun-
masi, Allah'a bir noksanlik getirmez mi?
Bu soru sorulurken, "mülksüz ve servetsiz bir Allah
olur mu?" suali de sorulmalidir. Bu soru soruldugu
zaman, öteki sualin sorulmasina ve cevaplanmasina
gerek kalmaz. Cünkü mülksüz ve servetsiz, tamtakir,
zügürd bir Allah, bu kâinati yaratamaz, ortaya ci-
karamaz. Bir saray veya gökdelen in$a etmek iste-
yen bir kimsenin mülkü ve serveti bulunmasi, zen-
gin olmasi $art ve zorunludur. Fakir bir mimar ise,
bir zenginin yardimini almadan gökdelen sahibi o-
lamaz. Allah icin ise, ba$kasindan yardim almak
söz konusu degildir. Ba$kasindan yardim alan bir
Tanri, Tanri olamaz. Öyle ise Allah'in, zenginlige
bizzat Kendisinin sahip olmasi gerekir.
Eger denirse: "Asil servet ve zenginlik, bilgide ve
yaraticilik kabiliyetindedir. Allah'a da bunlar ye-
ter. Su gibi bir madde ve malzemeye ne gerek var?"
Cok harika saraylar ve gökdelenler in$a etmeyi bi-
len e$siz bir mimar, eger bu eserleri yapip ortaya
cikaracak bir kudreti ve zenginligi yoksa, onun
bilgi ve kabiliyeti kuvvede kalir, fiile cikamaz.
Böyle bir mimara, "fakir ve zayif mimar" denir.
Bir zenginin veya bir devletin yardimini almadan da
kabiliyetini sergileyemez.
Eger "Allah, insanin yapamadigini yapabilir. Dola-
yisiyla O, suyu da yoktan yaratmi$tir" denirse:
Eger Allah suyu da yoktan yarattiysa, böyle bir
yaratma, O'nun ilim ve kudretine ve isimlerine
dayanir. Böyle bir dayani$ ise, Allah'in bize ha-
yal göstermesi olur. Veya "bu kâinat O'nun bir
parcasidir" anlamini dogurur. Halbuki Allah,
(bütün varligi avuclami$ olarak) kâinatin ötesin-
dedir. Yani kâinat ve Allah ayni $eyler degil,
ayri ayri $eylerdir. Birisi eser, birisi Usta'
dir. O halde kâinatin yapi ve yaratili$ malzeme-
si olan su'yu, biz, "Allah'in mülk ve serveti"
olarak kabul etmek zorundayiz. Yani Allah'in;
"mülksüz ve servetsiz, kupkuru ve tamtakir, zü-
gürd bir varlik olmadigini" bilmeli ve kabul et-
meliyiz. Yorumunu yaptigimiz ayetin son cümlesi
de bunu isbat etmektedir.
Demek Allah kâinati "mutlak yokluk"tan (Allah'i
a$an ve O'ndan haric böyle bir $ey olamaz zaten)
degil, ilimde ve görünmezde olan bir yokluktan
yaratmi$tir. Yani kâinat; alti veya oniki veya
onbe$ milyar yil önce bir "eser" olarak "yoktu".
Fakat onun yaratili$i icin gerekli olan bilgi
ve malzeme Allah'ta mevcudtu. Cünkü (bilgi ve
yaraticilik kabiliyetinden ba$ka) hesapsiz ha-
zineleri olmayan fakir bir Allah, bu kâinati
yaratamaz. Demek, bu kâinat yaratilmadan önce
Allah'in (kudret) elinde gerekli servet ve zen-
ginlik bulunuyordu.
Evet, bu kâinati ancak serveti bulunan "zengin"
bir Allah yaratabilir, "fakir" bir Allah yarata-
maz. Bunu kabul ettigimiz zaman, kâinatin bir
"hayal" olmadigini $ip diye anlariz. Yoksa i$in
icinden cikmak mümkün olmaz.
Bu gercekleri kabul ettigimiz takdirde, insanin
aklini kari$tiran: "Kâinat bir hayaldir" veya
"algilar bütünüdür" gibi kapali, muglak filozo-
fik ve tasavvufik sözlerden kurtulmu$ oluruz.
Kâinati algiladigimiz dogrudur. Fakat kâinat
sadece bir "algi" degil, "var" olan, "hayal" ol-
mayan bir "yarati$ eseri"dir.
Biz, Allah'tan daha bilgili olamayiz. Allah'in
ayeti acik: "Kâinat yaratilmadan önce O'nun
yönetim tahti (yani devleti ve hükümranligi),
su üzerinde bulunuyordu." Yani kâinatin yara-
tili$i mutlak yokluga ve hiclige dayanmaz.
Allah'in bilgisine, yaraticilik kabiliyetine
ve elinde bulunan servet ve zenginlige dayanir.
Not:
("Allah sebepsiz yaratandir" derken, $una dikkat et-
meliyiz: Allah bu âlemde her $eyi bir sebebe bagla-
***** yaratiyor. Agaci topraktan, meyveyi agactan
veya yagmuru buluttan, bulutu sudan. O halde biz:
"Allah sebepsiz yaratandir" derken, "her $eyi mi
sebepsiz yaratiyor?" sualini de sormaliyiz. Her
halde bunun da bir SIniri olmalidir. I$te o SInir
da: "Allah'in mülk ve serveti oldugu" hakikatidir.
Yani Allah bulutu yagmurdan yaratir. Ama kâinati
ba$ka bir kâinattan yaratmaz. Onu da, su'dan yara-
tir. Suyu da Kendinden yaratmaz. Su, O'nun elinde
mülk ve servet olarak bulunur.
Eger: "Allah, suyu da, kâinati da Kendinden türet-
mi$tir" derseniz, haddinizi a$mi$ olursunuz. Cünkü
Allah böyle bir aciklama yapmami$tir. Öyle ise, SI-
nirlari bilmek ve korumak zorundayiz.
"Allah sebepsiz yaratandir" sözünden, "Allah, yarat-
tiklarini ba$ka kaynaklardan yaratmaz. Meselâ, kâi-
nati ba$ka bir kâinattan yaratmami$tir" $eklinde
anlamaliyiz. Veya "Allah ilk insani, ilk hayvani ve
ilk bitki ve agaci annesiz-babasiz, tohumsuz ve ce-
kirdeksiz yaratmi$tir. Bunlari da dogrudan dogruya
su ve topraktan yaratmaktadir" diye bilmeliyiz.
Böyle bir yaratma, O'nun sanatkârligidir. Yoksa
"her$ey Allah'tir" anlamini doguran "her$ey Allah'
tan türemi$tir" $eklinde bir anlam yükleyemeyiz.)
Hem Allah, hokus pokus yapmaz. Yani olmayan $ey-
leri varmi$ gibi göstermekten münezzehtir, arin-
mi$tir O.
Demek bu kâinat, Allah nazarinda ve O'nun naza-
riyla bakanlar icin (yaratik oldugundan) bir
"hayal gibi" görünse de, gercekte hayal veya
algilar bütünü degil, gercektir. Cünkü Allah
onu "Hak" ile yaratmi$tir, "hayal" ile degil.
(Bak: Zümer 5)
Evet, göz ve beyin vasitasiyla ruhumuz bu kâi-
nati "algilar". Fakat bu algi, sadece bir algi
ve hayal degil, gercektir. Cünkü Allah'in bil-
dirisi ve bildirmesi olan Kur'an, kâinatin ger-
cekligini bize bildirmektedir. Bu bildiri kar-
$isinda "kâinat var midir, yok mudur" veya
"madde gercek midir, degil midir" $eklinde bir
$üpheye dü$emeyiz. Cünkü ruh ve bilinc sahibi-
yiz ve kar$imizda da apacik Kur'an ve Kâinat
duruyor. Biz bu "gerceg"e ancak "iman" ederiz.
Biz, "sinemada oynatilan bir film" degil, bi-
lâkis âhiretin sinamalarinda oynatilacak "bir
filmin cekiminde bulunan oyuncular" gibiyiz.
Bu filmin seneryosu ve $irketi ise Allah'a ait.
$imdi siz, "bu kâinat bir algilar bütünüdür"
dediginiz zaman, her $eyi, oynatilmakta olan
bir film seviyesine dü$ürmü$ olursunuz. Gercek
ise, "her$ey film cekiminde bulunan sahne ve
oyuncular" seviyesindedir. Demek biz, kâinatin
gercekligine bu $ekilde inanmaliyiz.
O halde "kâinat bir algilar bütünüdür" veya
"hayaldir" degil, "Allah'in yarattigi bir ger-
cektir" demeliyiz.
"Allah'tan ba$ka ilah yoktur" diyebilirsiniz.
Fakat "Allah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur" veya
"O'ndan ba$kasi hayaldir" denilmez.
Evet, hem Allah bu kâinati yalniz ba$ina sey-
retmez. Hem Kendisi seyreder, hem de insana
seyrettirir. Insan ile birlikte cin ve $eytan-
lar, ruh ve melekler de bu kâinati seyirdedir.
Kâinatin ve Allah'in varligina ve gercekligine
$ahit pek coktur. Buna biz de $ahidiz.
Allah, "kendinden ba$ka ilah olmayan bir Allah"
tir. Fakat O, "mülkü ve serveti olmayan bir Allah"
degildir. "Kupkuru ve tamtakir bir Allah" faraziye-
sinden uzakla$maliyiz.
ÜCÜNCÜ CEVAP:
Kâinati "algiladigimiz" ve her $eyi "beynimizde
seyrettigimiz-duyumladigimiz", "bilimsel bir
gercek"tir. Fakat "kâinat bir algilar bütünüdür"
demek, "kâinat bir hayalden ibarettir" demekten
ba$ka bir anlam ta$imiyor. Bu anlam ise, felsefe
ve tasavvufa girer ve onlarin konusu olur ve on-
larin dairesinde kalmalidir. Öyle ise bu söz,
bilimsel alana sokulmamalidir. Bazi filozoflarin
ve mutasavviflarin kâinati "hayal" görmeleri ve
bu görmenin "kâinat bir algilar bütünüdür" cüm-
lesiyle sloganla$tirilmi$ konusu, bilimsel hale
getirilmemelidir. Getirildigi takdirde, insan-
larin kafasini kari$tiran ve akillari cikmaza
sokan zararlari olacaktir. Eger kendi dairesinde
birakilirsa, o zararlara ugramaktan korunulmu$
olur.
Öyle ise, kâinatin "algi" veya "hayal" oldugu
konusu, felsefe ve tasavvuf alaninda kalmalidir.
Dinsel ve bilimsel alana sokulmamalidir. Bu a-
lanlarda o konu gecersizdir, gercekligi yoktur.
Cünkü "Allah'tan ba$ka ilah yoktur" sözü, "Al-
lah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur" demek degildir.
Cünkü "kâinat, Allah'in eseri ve yaratmasi"dir.
Bu yaratma ise, "hayal" degil, "gercek"tir.
O halde, "kâinat bir algidir" derken, "kâinat bir
hayaldir" denmek istenmiyorsa, "kâinat bir algi-
dir" yerine, "kâinat, Allah'in yarattigi algilanan
bir gercektir" denmelidir. Evet, kâinat bir algi
ve hayal degil, "yaratilmi$ gercektir". Dinsel ve
bilimsel alanda söylenmesi hak olan söz de bu-
dur: "Kâinat, görünen ve hissedilen yaratilmi$
bir gercektir".
Eger kâinat ve maddenin bir varligi ve gercekligi
olmasa, onlarin algilanmasi da olmaz. Algiladigi-
miza göre, varliklari mevcudtur ve gercektir. Te-
levizyonda seyrettigimiz hayallerin asillari ol-
masa, biz o görüntüleri seyredemeyiz. Durum, in-
san beyninde de aynidir: Algiladiklarimizin asil-
lari olmasa, o algilar da olmayacaktir. Algi var-
sa, algilanan da vardir. Algilananin varligi ise,
bir "gercek"tir. Bu gercek olmasa, algidan da bah-
sedilemezdi!
Sonuc: "Kâinat neden (yani 'ne ile') yaratildi?"
sorusuna: "Kâinat yok iken su'dan yaratildi" de-
meliyiz. "Su neden yaratildi?" sualine ise: "Su,
Allah'in mülk ve servetiydi" cevabini vermeliyiz.
Eger suyun da "yok"tan yaratildigini veya ba$ka
bir sebepten ciktigini söylesek, o sebebin de
sebebi sorulacak. Oysa bu zincirleme sualler son-
suza kadar gidemez. Bir noktaya gelip dayanmasi
veya dayandirilmasi gerekiyor. O nokta ise, (se-
bep olarak) su'dur. Eger kâinatin yaratili$ se-
bebini (maddî olarak) su'ya degil de Allah'a da-
yandirirsak, o zaman "kâinatin, Allah'in bir
parcasi oldugu" safsatasina dü$eriz. Bu safsata-
ya dü$memek icin, kâinatin yok iken su'dan yara-
tildigini, plan ve programinin ise, Allah'in i-
lim ve yaraticilik kabiliyetine (yani isim ve si-
fatlarina) dayandigini kabul etmeliyiz.
Soru: Kâinati, "hayal" olarak mi görmeliyiz?
Kâinatin (eser olarak) yok'tan yaratildigi ve
yikili$iyla da yok olacagini nazara alarak,
kâinatin bir "hayal" oldugu sonucuna varamayiz.
Cünkü kâinatin (ve maddenin) gecmi$ine ve gele-
cegine ait bir hal, gelmi$ zamana hüküm olamaz.
Yani o zamanlari, gelmi$e hüküm yapamayiz. O
haller, gelmi$'in gercegi degildir ve gercek o-
larak kabul edilemez. Yüce Rabb'in ihsaniyla
ke$fetmi$ bulundugum bu gercegi ezberlemek zo-
rundayiz. Neydi o?: "KÂINAT VE MADDENIN GECMI-
$INE VE GELECEGINE AIT BIR HAL, GELMI$ ZAMANA
HÜKÜM OLAMAZ". Bu kaideyi bütün filozoflar da
ögrenmeli, kafalarina kazimalidir.
Demek, maddenin derinlerine inildiginde onun
aslinin bir foton, nötrino, kuant veya enerji
dalgalari oldugu gercegi, kâinatin bir "hayal"
oldugunu isbatlamaz. Cünkü bizi, (esas olarak)
gelmi$ zamandaki "hal" ve "görüntü" ilgilendi-
rir.
Bu gercege göre, bizim icin madde; sudur, hava-
dir, ate$tir, topraktir. Ba$ka?: Element ve ma-
denlerdir. Yoksa maddenin derinlerindeki hal
ve keyfiyet degildir. Bunun icin maddeye "hayal"
diyemeyiz. Onun radyosyon veya nötrino hali,
bizim gercegimiz olamaz.
Bir filozofun maddenin derinlerindeki gördükle-
ri veya bir mutasavvifin i$insal boyutta sey-
rettikleri ve bir melegin hologramik boyuttaki
seyri, bizim gercegimiz olamaz. Onlar, "onlar-
in hali" ve onlarin "gercegi"dir. Onlarin ger-
cegi, "normal âlem"e yani bizim dünyamiza tat-
bik edilemez. Cünkü maddî âlem boyutunda ya-
$ayan "bizler", onlarin boyutunda degiliz. Bu-
nun icin "BA$KASININ HALi, BIZIM GERCEGIMIZ
OLAMAZ" yeni kaidesini de iyi belleyip, kabul
etmek zorundayiz.
I$insal boyutta ya$ayan bir mutasavvif veya
bir melek, kâinati bir "hologram" olarak göre-
bilir. Fakat onlar da, -hologramik de olsa-
"var olan" ve "yaratilmi$" bir "gercekle" kar$i
kar$iyadirlar. Bu "gercege", "hayal" denilemez
veya sadece bir "algi" olarak da görülemez. Ya-
ni i$insal boyutta ya$ayan bir varligin gördü-
gü hakikat, maddî boyuta tatbik edilemez. I$in-
sal boyutta ya$ayan bir adam, kâinati bir ho-
logram olarak görse de, "kâinat bir hayaldir"
veya "algidir" diyemez. Derse, hata eder.
I$insal boyuta gecmi$ bulunan ve maddî âlemden
I$insal âleme seyahat eden bir adam, o âlemi bir
hologram olarak görür. Fakat sürekli o âlemde
ya$ayan bir melek, kendi âlemini hologram olarak
görmez, hayal olarak görmez, algi olarak görmez.
Öyle ise kendi âlemimizin gercekliginden $üphe
etmeye son verelim.
Cünkü i$insal boyuttaki bir adamin hali ve gör-
dükleri, onun en katI ve en katî âlemidir. Mad-
dî âlem boyutundaki adamin evreni de onun en
katI ve en katî dünyasidir. I$insal boyuttan
maddî âleme bakan bir kimse, kâinati bir hayal
olarak görebilir. Fakat bu görü$, dogru görü$
degildir. Cünkü "ba$kasinin hali, bizim gercegi-
miz olamaz. Ve "HERKESIN GERCEGI, BA$KASINA
HAYAL OLAMAZ". Bu kaideleri belleyen ve kabul
edenler, sapitmaktan kurtulur.
Rüya olayina gelince: Biz rüyada ya$adiklarimizi
gercek olarak hissederiz. Fakat uyaninca, uya-
niklik âleminin "gercek", rüya âleminin ise "ha-
yal" oldugunu kavrariz. Ayni $ekilde, âhirete
göctügümüz ve diriltildigimiz zaman da dünya ha-
yatinin bir "rüya", âhiret âleminin de bir "ger-
cek" oldugunu anlayacagiz. Fakat biz henüz âhi-
ret âlemine göcmü$ olmadigimizdan, dünyanin bir
rüya oldugunu, madde ve kâinatin bir hayal ol-
dugunu iddia edemeyiz. Bizim icin "$imdi", her-
$ey "gercek"tir ve gercek olarak kabul etmemiz
gerekir. Kaidemiz neydi?: "Gecmi$e ve gelecege
ait bir hal, gelmi$ zamana hüküm olamaz"!
$imdi "madde bir algidir" diyenlerin elinde bir
tek hakikat kaliyor. O da: "Dünyayi algiladigimiz"
dir. Algiladigimiz ise bir "gercek"tir, "hayal"
degildir. Demek, dünya bir "algi" degil, "algi-
lanan gercek"tir. Ama "gecici bir gercek"tir.
Gul huvallahu ahad, yani "Allah bir'dir" demek,
(Allah'tan ba$ka ilah yoktur) da oldugu gibi,
"Allah'tan ba$ka ilah olmaz" demektir. Yoksa
"Allah ile kâinat birle$iktir" demek degildir.
(Burada Allah ile kâinati birle$tiren ve birle$-
tirmeyenleri de kâfirlikle suclayan mutasavvif-
lar dikkatli olmalidir. Cünkü onlar da: "Allah'
tan ba$kasi yoktur" diyerek, Allah'in yaratmasini
ve eserlerini inkâr ettiklerinden, küfre dü$mek-
tedirler. Allah tektir, fakat elcisiz degildir.
Allah birdir, fakat esersiz ve yaratmasiz olmaz.)
Materyalizm der: "maddeden ba$ka ilah yoktur".
Bu, onlarin "tevhidi"dir. Mutasavviflarin müfrit
kismi da der: "Allah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur".
Bu da onlarin tevhididir. $eriat ise der: "Allah'
tan ba$ka ilah yoktur. Muhammed O'nun elcisi, kâi-
nat da eseridir". Hakiki tevhid de i$te bu sonun-
cusudur.
Burada materyalizm ve mutasavvufizm ifrattir,
a$iriliktir. $eriat ise, "orta yol"dur. Uyma-
miz gereken yol da, bu yoldur.
$eriat; "Allah'in bildirdigi gercek ve O'nun
koydugu ölcü"dür. Biz elbette felsefe ve ta-
savvufun $eriatina degil, "Allah'in $eriati"na
uyacagiz. Bunun icin de; Allah'tan ba$ka ilah
yoktur, Mehdi O'nun elcisi ve kâinat da eseri-
dir" diyecegiz, demeliyiz.
Bir soru daha: Insan, kendi beyninden di$ari
cikamaz mi?
Insan, beyninden di$ari cikabilir. Insanin ak-
li, ruhu ve hayali bir güne$ gibidir. Yani in-
san bu üc mânevî unsurla kâinata bir güne$ gi-
bi dogabilmekte, her yeri gezebilmektedir.
Hatta bu kuvvelerle kâinatin ötesine bile gece-
bilirler. Evliyalarin ve Peygamberlerin mucize-
leri de buna delildir. Ruhen yükselmi$ bir in-
san, bedeninden uzakla$ip vücudunun varligini
seyredebilir.
Sual: insan, beyninin icindeki hücrelerde mi ya$ar?
Cevap: Insan, beyin hücrelerinde ya$amaz. Cünkü
insanin asil varligi "ruh"tur. Ruh ise, insanin
vücudunu avuclami$ "Ilâhî bir emir ve bilincli ve
i$iksal bir kanun"dur. Bu kanun ise, insan vücudu-
nu yöneten Ilâhî bir programdir. Bir robot nasil
bir programi olmadan i$leyemez veya akillica i$-
ler yapamazsa, insan da, ruhu olmadan insan ola-
maz. Fakat bu ruh, beyinde ya$amaz. Cünkü ruh, in-
sanin bütün vücudunu avuclami$ i$insal bir varlik-
tir. Daha ileri bir ifadeyle: Ruh, beden ülkemizin
devlet ve padi$ahidir. Bu padi$ah, beyinde ya$amaz,
fakat beyni bir âlet gibi kullanir. Beyinde ya$a-
yan, ruh degil, bilinc'tir.
Ruh, kamera arkasindaki bir kameraman gibidir. Ka-
meradaki algi ve duyumlar da bir "hayal" seviye-
sindedir. Fakat kameraman, "gercekleri" kaydeder.
Kameradaki kayitlar da, "gercegin hayalleri"dir.
Kameranin, görünen ve hissedilen âlem ile -kayit
yapmaktan ba$ka- bizzat bir ali$veri$i yoktur. Cün-
kü kullanilan bir "âlet"tir. Kameraman ise, duyum-
lanan dünya ile kar$i kar$iyadir ve onunla temas
halindedir. Kameraman, dünya ve madde ile ali$ ve-
ri$ yapabilir ve ali$ veri$tedir. Yani maddeyi et-
kiler ve onu kullanip yönetebilir.
Demek, madde ve evren bir hayal degil, gercektir.
Ancak beyin ile duyumlanan kayitlara hayal denile-
bilir. Onlar da, sadece bir hayal degil, "gercegin
hayalleri"dir.
Dolayisiyla bu "bilincli ve i$iksal kanun" ve
"Ilâhî Program" olan ruh, bu âlemi "beyin" ile
algilar. Fakat algiladiklari bir "hayal" degil,
"gercek"tir. Bu gercek ise, "Allah'in yaratmasi"
olan bir "gercek"tir. Bu gercek de, onu Yaratan'
in izin ve emrine tabi bir "varlik"tir. Bu varli-
ga "hayal" denemez. Cünkü "Allah'in gercegi"dir.
Demek, algilanan kâinat, "gercek"tir. Algilar ise,
"hayal" oluyor. Onlar da "gercegin hayalleri"dir.
Yoksa, "hayallerin hayalleri" degil!
Demek, "algi" ile "algilanan"i birbirine kari$tir-
mamaliyiz. Algi, e$yanin beyindeki görüntüsüdür.
Algilanan ise, e$yadir. "Algi" ile "algilanan"
ayni $eyler degildir. Dolayisiyla, algilanani bir
algi olarak göremeyiz. Öyle ise; madde, e$ya ve
kâinat bir "algi" degil, "algilanan"dir. Algi bir
"hayal"dir. Fakat algilanan, bir "gercek"tir. O
halde kâinat; bir "algi" degil, "algilanan gercek"
demektir.
Amma Kur'anin, kâinatin "yok olucu" oldugunu bil-
dirmi$ (Kasas 88) olmasi ise, onun $imdiki varli-
gina halel vermez. Hattâ siz diyebilirsiniz:
"Gecmi$inde ve geleceginde yokluk bulunan bir ev-
reni nasil var kabul edebiliriz?"
Bizi ilgilendiren, "$imdiki zaman"dir. $imdi kâi-
nat var midir, yok mudur? Önemli olan budur! Kâi-
natin varligi gercek olduguna göre, biz de onun
hayal olmadigini kabul etmek zorundayiz. Siz, kâ-
inatin "yok olucu" olduguna inanabilirsiniz. Fa-
kat "$imdi kâinat yoktur" veya "hayaldir" diye-
mezsiniz.
Bununla birlikte "$imdi" var midir? diye de sora-
bilirsiniz. Evet, "$imdi" vardir. Fakat gecmekte-
dir. Gecicilikte olan bir "$imdi"miz vardir. Fa-
kat o bir "hayal" degil, "gercek"tir. "Gecici"
bir gercektir, ama yine de bir "gercek"tir.
Bu gecicilige bakip hemen üzüntü ve ümitsizlige
dü$meyiniz. Cünkü Dünya'nin bir "ötesi" vardir.
Orada ebedî bir gerceginiz olacaktir. O da: Cen-
net veya Cehennem'dir. Sizler de cenneti kazanmak-
la ve cehennemden sakinmakla yükümlüsünüz. Bu yü-
kümlülügü kabul edenler ve geregini yapanlar,
kurtulmu$ olacak ve ebedî, ölümsüz bir gercege
kavu$acaklardir.
I$te, kâinatin bir "hayal" olmayip "gercek" ol-
dugunu bildiren ayetler:
Enam 73, Ibrahim 19, Hicir 85, Ankebut 44, Rum
8, Zümer 5, Duhan 39, Casiye 22, Ahkâf 3, Nahl
3.
Gercek Yaratici olan yüce Allah bu ayetlerle:
"Benim yaptigim her$ey 'gercek'tir, Ben size
'hayal' göstermiyorum" demektedir. Öyle ise
biz de, kâinati bir hayal olarak degil, gercek
olarak kabul etmeliyiz.
Fakat dünyanin "gecici" oldugu ve "âhirete nis-
beten" bir "hayal" seviyesinde kaldigi gercegi
ise, ayri bir konudur.
Not: "Her$ey bir algi midir?" sualine cevap arar-
ken, $una bakmaliyiz: Beynimizdeki görüntüler bir
"algi"dir. Fakat algilanan $eyler ise, "yaratil-
mi$ bir gercek"tir. Meselâ bir masa, "ellerimiz-
le yarattigimiz bir gercek"tir. Ellerimiz de,
"Allah'in yarattigi bir gercek"tir. Onlarin zih-
nimizdeki görüntüsü ise, bir "algi"dir. "Algila-
nan"a da "algi" diyemeyiz. Algi ile algilanani
ayirmaliyiz. Buna göre bir agac; "algi" degil,
"algilanan"dir ve "yaratilmi$ bir gercek"tir.
Aynadaki görüntünüz bir "algi"dir. Sizin varligi-
niz ise, "algilanan"dir. Algilanana da "algi" de-
nemez. Cünkü aynanin di$inda sizin sabit bir
varliginiz var.
Ayni $ekilde siz gözünüzü ve hislerinizi actigi-
nizda bir âlem ve e$ya ile kar$ila$irsiniz. Eger
hissettiklerinizin sabit bir kar$iligi olmasa,
zihninizdeki görüntü ve algilar da olmayacaktir.
Siz, hayalleri degil, var olan ve yaratilmi$ ger-
cekleri görür veya hissedersiniz.
Eger evinizdeki aynaniz akilli olsa, kendi üzerin-
deki görüntünüze bakip, sizi hice sayarak "siz bir
hayalsiniz" dese; "hadi ordan, sapkinlik etme" di-
yecek, onu azarlayacaksiniz.
Ayni $ekilde insan da: "Her $ey zihnimizdeki bir
algidir, her $ey bir hayaldir" dese, o akilli ayna-
nin akilsizligina dü$ecektir. Öyle ise inanclilar,
bilhassa Kur'anlilar bu konuda cok dikkatli olmali-
dirlar.
Bunlara bakarak felsefede sorulan: "Siz mi odanin
icindesiniz, oda mi sizin icinizdedir?" sualini
de cevaplayabiliriz. Cevap: Hem siz odanin icinde-
siniz, hem de oda sizin icinizdedir. Veya hem
dünya sizin icinizdedir, hem de siz dünyanin icin-
desiniz. Yani ne kendi varliginizi, ne de dI$iniz-
daki dünyayi inkâr edemezsiniz.
Insan kâinat icinde yaratilan bir varlik oldugun-
dan, onun durumu, meyve ile cekirdege benzer. "Ce-
kirdek mi meyvenin icindedir, yoksa meyve mi ce-
kirdegin icindedir" sualine verilecek cevap: "Hem
meyve cekirdegin icindedir, hem de cekirdek meyve-
nin icindedir" olacaktir. Cünkü meyve cekirdekten,
cekirdek de meyveden cikarilmaktadir. Bu durumda
"meyve cekirdegin icindedir" veya "cekirdek meyve-
nin icindedir" $eklinde verilecek tek tarafli bir
cevap, eksik cevap olacaktir.
$imdi "kâinat bir algilar bütünüdür" dediginiz za-
man; "algi var, algilanan yok" demi$ oluyorsunuz.
Yani kâinat yok farzediliyor veya hayal derecesine
indiriliyor. Halbuki kâinatin bir "algilanan" ola-
rak varligi sabittir. O halde "kâinat bir algilar
bütünüdür" ifadesi, "kâinat bir algilananlar bütü-
nüdür" $eklinde degi$tirilmelidir.
"Madde bir algidir" veya "kâinat bir algilar bütü-
nüdür" diyenlerin yanildigi noktalardan biri; insa-
ni sadece duyumlardan ibaret bir varlikmi$ gibi
görmeleridir. Oysa insan; akli, ruhu ve vicdani o-
lan bir varliktir. Eger insan sadece duyumlardan i-
baret bir varlik olsaydi, o zaman her$ey bir algi
seviyesinde kalirdi. Yani duyumlarimiz hic bir za-
man kendilerinin var mi, yok mu olduklarini, mad-
denin gercek mi, hayal mi oldugunu bilemezlerdi.
Cünkü bilmek, onlarin vazifesi degil. Bilmek, ak-
lin i$idir. Eger siz, aklin görevini duygulara yük-
lerseniz, o zaman "kâinat bir algidir" demek zorun-
da kalirsiniz. Oysa, kâinatin bir "algi" olmadigini,
bilâkis bir "algilanan" oldugunu ve onun "var" oldu-
gunu, maddenin de "gercek" oldugunu aklimiz bilip
durmaktadir ve vicdanimiz da bunu tasdik ediyor.
(Yanli$tan, yanilgi ve yaniltmaktan Allah'a
siginiriz.)
Allah'im Senin hakkinda haddimizi a$an bir ifa-
de serdetmi$sek bizi bagi$la!
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in sekizi, Kasim ayi ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
turkforum.net'de gectigimiz yillarda
cevap olarak yazdigi bir makaledir.)
HÜSEYIN AVDIC CEVAPLIYOR
KÂINAT BIR ALGI VE HAYAL DEGIL
YARATILMI$ GERCEKTIR
ögreten ALLAHin adiyla
Giri$ Notu: Kâinatin bir "algi" ve "hayal" oldugu
fikrine kar$i turkforum.net/felsefe bölümü'nde Meh-
met Özcelik isimli bir yazar tarafindan Bediüzzaman
Said Nursi'den delil gösterilerek bir cevap yayin-
lanmi$. Fakat bu cevap, ne yazik ki o fikri maglup
etmeyi ba$aramami$. $imdi bu ikinci cevabimizda
Bediüzzaman'dan yapilan nakilleri tekrarlamiyacagim.
Cünkü $imdi bize, Bediüzzaman'i destekleyen yeni fi-
kirler lâzim. Onlari da bana Allah(cc) ihsan etmi$
bulunuyor. Bu cevap, in$aAllah o asilsiz fikri yani
ehl-i felsefe ve mutasavvifenin müfrit kisminin ya-
nilgilari olan "maddenin bir hayal oldugu" iddiasini
maglup edecektir. Bu mektup ayrica yine turkforum.net/
Dinler Bölümü'nde "kâinat bir hayal midir?" $eklinde
bir sual sormu$ bulunan sualciye de cevap olacaktir.
iKINCI CEVAP:
(Hud sûresi, 7. ayetin son cümlesinin yorumu)
Hud 7: Amel bakimindan en güzel kim oldugu husu-
sunda, sizi imtihan etmek icin, gökleri ve yeri
alti günde yaratan O'dur. BUNDAN ÖNCE AR$I "SU
ÜSTÜNDE" iDi.
Yorum: Bu ayetin son cümlesi, acikca yarati$in
"su'ya" dayandigini göstermektedir. Ayni zamanda
kâinatin harci olacak su maddesinin de Allah ile
birlikte "var" bulundugunu bildirmektedir.
Peki, su maddesinin Allah ile birlikte var bulun-
masi, Allah'a bir noksanlik getirmez mi?
Bu soru sorulurken, "mülksüz ve servetsiz bir Allah
olur mu?" suali de sorulmalidir. Bu soru soruldugu
zaman, öteki sualin sorulmasina ve cevaplanmasina
gerek kalmaz. Cünkü mülksüz ve servetsiz, tamtakir,
zügürd bir Allah, bu kâinati yaratamaz, ortaya ci-
karamaz. Bir saray veya gökdelen in$a etmek iste-
yen bir kimsenin mülkü ve serveti bulunmasi, zen-
gin olmasi $art ve zorunludur. Fakir bir mimar ise,
bir zenginin yardimini almadan gökdelen sahibi o-
lamaz. Allah icin ise, ba$kasindan yardim almak
söz konusu degildir. Ba$kasindan yardim alan bir
Tanri, Tanri olamaz. Öyle ise Allah'in, zenginlige
bizzat Kendisinin sahip olmasi gerekir.
Eger denirse: "Asil servet ve zenginlik, bilgide ve
yaraticilik kabiliyetindedir. Allah'a da bunlar ye-
ter. Su gibi bir madde ve malzemeye ne gerek var?"
Cok harika saraylar ve gökdelenler in$a etmeyi bi-
len e$siz bir mimar, eger bu eserleri yapip ortaya
cikaracak bir kudreti ve zenginligi yoksa, onun
bilgi ve kabiliyeti kuvvede kalir, fiile cikamaz.
Böyle bir mimara, "fakir ve zayif mimar" denir.
Bir zenginin veya bir devletin yardimini almadan da
kabiliyetini sergileyemez.
Eger "Allah, insanin yapamadigini yapabilir. Dola-
yisiyla O, suyu da yoktan yaratmi$tir" denirse:
Eger Allah suyu da yoktan yarattiysa, böyle bir
yaratma, O'nun ilim ve kudretine ve isimlerine
dayanir. Böyle bir dayani$ ise, Allah'in bize ha-
yal göstermesi olur. Veya "bu kâinat O'nun bir
parcasidir" anlamini dogurur. Halbuki Allah,
(bütün varligi avuclami$ olarak) kâinatin ötesin-
dedir. Yani kâinat ve Allah ayni $eyler degil,
ayri ayri $eylerdir. Birisi eser, birisi Usta'
dir. O halde kâinatin yapi ve yaratili$ malzeme-
si olan su'yu, biz, "Allah'in mülk ve serveti"
olarak kabul etmek zorundayiz. Yani Allah'in;
"mülksüz ve servetsiz, kupkuru ve tamtakir, zü-
gürd bir varlik olmadigini" bilmeli ve kabul et-
meliyiz. Yorumunu yaptigimiz ayetin son cümlesi
de bunu isbat etmektedir.
Demek Allah kâinati "mutlak yokluk"tan (Allah'i
a$an ve O'ndan haric böyle bir $ey olamaz zaten)
degil, ilimde ve görünmezde olan bir yokluktan
yaratmi$tir. Yani kâinat; alti veya oniki veya
onbe$ milyar yil önce bir "eser" olarak "yoktu".
Fakat onun yaratili$i icin gerekli olan bilgi
ve malzeme Allah'ta mevcudtu. Cünkü (bilgi ve
yaraticilik kabiliyetinden ba$ka) hesapsiz ha-
zineleri olmayan fakir bir Allah, bu kâinati
yaratamaz. Demek, bu kâinat yaratilmadan önce
Allah'in (kudret) elinde gerekli servet ve zen-
ginlik bulunuyordu.
Evet, bu kâinati ancak serveti bulunan "zengin"
bir Allah yaratabilir, "fakir" bir Allah yarata-
maz. Bunu kabul ettigimiz zaman, kâinatin bir
"hayal" olmadigini $ip diye anlariz. Yoksa i$in
icinden cikmak mümkün olmaz.
Bu gercekleri kabul ettigimiz takdirde, insanin
aklini kari$tiran: "Kâinat bir hayaldir" veya
"algilar bütünüdür" gibi kapali, muglak filozo-
fik ve tasavvufik sözlerden kurtulmu$ oluruz.
Kâinati algiladigimiz dogrudur. Fakat kâinat
sadece bir "algi" degil, "var" olan, "hayal" ol-
mayan bir "yarati$ eseri"dir.
Biz, Allah'tan daha bilgili olamayiz. Allah'in
ayeti acik: "Kâinat yaratilmadan önce O'nun
yönetim tahti (yani devleti ve hükümranligi),
su üzerinde bulunuyordu." Yani kâinatin yara-
tili$i mutlak yokluga ve hiclige dayanmaz.
Allah'in bilgisine, yaraticilik kabiliyetine
ve elinde bulunan servet ve zenginlige dayanir.
Not:
("Allah sebepsiz yaratandir" derken, $una dikkat et-
meliyiz: Allah bu âlemde her $eyi bir sebebe bagla-
***** yaratiyor. Agaci topraktan, meyveyi agactan
veya yagmuru buluttan, bulutu sudan. O halde biz:
"Allah sebepsiz yaratandir" derken, "her $eyi mi
sebepsiz yaratiyor?" sualini de sormaliyiz. Her
halde bunun da bir SIniri olmalidir. I$te o SInir
da: "Allah'in mülk ve serveti oldugu" hakikatidir.
Yani Allah bulutu yagmurdan yaratir. Ama kâinati
ba$ka bir kâinattan yaratmaz. Onu da, su'dan yara-
tir. Suyu da Kendinden yaratmaz. Su, O'nun elinde
mülk ve servet olarak bulunur.
Eger: "Allah, suyu da, kâinati da Kendinden türet-
mi$tir" derseniz, haddinizi a$mi$ olursunuz. Cünkü
Allah böyle bir aciklama yapmami$tir. Öyle ise, SI-
nirlari bilmek ve korumak zorundayiz.
"Allah sebepsiz yaratandir" sözünden, "Allah, yarat-
tiklarini ba$ka kaynaklardan yaratmaz. Meselâ, kâi-
nati ba$ka bir kâinattan yaratmami$tir" $eklinde
anlamaliyiz. Veya "Allah ilk insani, ilk hayvani ve
ilk bitki ve agaci annesiz-babasiz, tohumsuz ve ce-
kirdeksiz yaratmi$tir. Bunlari da dogrudan dogruya
su ve topraktan yaratmaktadir" diye bilmeliyiz.
Böyle bir yaratma, O'nun sanatkârligidir. Yoksa
"her$ey Allah'tir" anlamini doguran "her$ey Allah'
tan türemi$tir" $eklinde bir anlam yükleyemeyiz.)
Hem Allah, hokus pokus yapmaz. Yani olmayan $ey-
leri varmi$ gibi göstermekten münezzehtir, arin-
mi$tir O.
Demek bu kâinat, Allah nazarinda ve O'nun naza-
riyla bakanlar icin (yaratik oldugundan) bir
"hayal gibi" görünse de, gercekte hayal veya
algilar bütünü degil, gercektir. Cünkü Allah
onu "Hak" ile yaratmi$tir, "hayal" ile degil.
(Bak: Zümer 5)
Evet, göz ve beyin vasitasiyla ruhumuz bu kâi-
nati "algilar". Fakat bu algi, sadece bir algi
ve hayal degil, gercektir. Cünkü Allah'in bil-
dirisi ve bildirmesi olan Kur'an, kâinatin ger-
cekligini bize bildirmektedir. Bu bildiri kar-
$isinda "kâinat var midir, yok mudur" veya
"madde gercek midir, degil midir" $eklinde bir
$üpheye dü$emeyiz. Cünkü ruh ve bilinc sahibi-
yiz ve kar$imizda da apacik Kur'an ve Kâinat
duruyor. Biz bu "gerceg"e ancak "iman" ederiz.
Biz, "sinemada oynatilan bir film" degil, bi-
lâkis âhiretin sinamalarinda oynatilacak "bir
filmin cekiminde bulunan oyuncular" gibiyiz.
Bu filmin seneryosu ve $irketi ise Allah'a ait.
$imdi siz, "bu kâinat bir algilar bütünüdür"
dediginiz zaman, her $eyi, oynatilmakta olan
bir film seviyesine dü$ürmü$ olursunuz. Gercek
ise, "her$ey film cekiminde bulunan sahne ve
oyuncular" seviyesindedir. Demek biz, kâinatin
gercekligine bu $ekilde inanmaliyiz.
O halde "kâinat bir algilar bütünüdür" veya
"hayaldir" degil, "Allah'in yarattigi bir ger-
cektir" demeliyiz.
"Allah'tan ba$ka ilah yoktur" diyebilirsiniz.
Fakat "Allah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur" veya
"O'ndan ba$kasi hayaldir" denilmez.
Evet, hem Allah bu kâinati yalniz ba$ina sey-
retmez. Hem Kendisi seyreder, hem de insana
seyrettirir. Insan ile birlikte cin ve $eytan-
lar, ruh ve melekler de bu kâinati seyirdedir.
Kâinatin ve Allah'in varligina ve gercekligine
$ahit pek coktur. Buna biz de $ahidiz.
Allah, "kendinden ba$ka ilah olmayan bir Allah"
tir. Fakat O, "mülkü ve serveti olmayan bir Allah"
degildir. "Kupkuru ve tamtakir bir Allah" faraziye-
sinden uzakla$maliyiz.
ÜCÜNCÜ CEVAP:
Kâinati "algiladigimiz" ve her $eyi "beynimizde
seyrettigimiz-duyumladigimiz", "bilimsel bir
gercek"tir. Fakat "kâinat bir algilar bütünüdür"
demek, "kâinat bir hayalden ibarettir" demekten
ba$ka bir anlam ta$imiyor. Bu anlam ise, felsefe
ve tasavvufa girer ve onlarin konusu olur ve on-
larin dairesinde kalmalidir. Öyle ise bu söz,
bilimsel alana sokulmamalidir. Bazi filozoflarin
ve mutasavviflarin kâinati "hayal" görmeleri ve
bu görmenin "kâinat bir algilar bütünüdür" cüm-
lesiyle sloganla$tirilmi$ konusu, bilimsel hale
getirilmemelidir. Getirildigi takdirde, insan-
larin kafasini kari$tiran ve akillari cikmaza
sokan zararlari olacaktir. Eger kendi dairesinde
birakilirsa, o zararlara ugramaktan korunulmu$
olur.
Öyle ise, kâinatin "algi" veya "hayal" oldugu
konusu, felsefe ve tasavvuf alaninda kalmalidir.
Dinsel ve bilimsel alana sokulmamalidir. Bu a-
lanlarda o konu gecersizdir, gercekligi yoktur.
Cünkü "Allah'tan ba$ka ilah yoktur" sözü, "Al-
lah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur" demek degildir.
Cünkü "kâinat, Allah'in eseri ve yaratmasi"dir.
Bu yaratma ise, "hayal" degil, "gercek"tir.
O halde, "kâinat bir algidir" derken, "kâinat bir
hayaldir" denmek istenmiyorsa, "kâinat bir algi-
dir" yerine, "kâinat, Allah'in yarattigi algilanan
bir gercektir" denmelidir. Evet, kâinat bir algi
ve hayal degil, "yaratilmi$ gercektir". Dinsel ve
bilimsel alanda söylenmesi hak olan söz de bu-
dur: "Kâinat, görünen ve hissedilen yaratilmi$
bir gercektir".
Eger kâinat ve maddenin bir varligi ve gercekligi
olmasa, onlarin algilanmasi da olmaz. Algiladigi-
miza göre, varliklari mevcudtur ve gercektir. Te-
levizyonda seyrettigimiz hayallerin asillari ol-
masa, biz o görüntüleri seyredemeyiz. Durum, in-
san beyninde de aynidir: Algiladiklarimizin asil-
lari olmasa, o algilar da olmayacaktir. Algi var-
sa, algilanan da vardir. Algilananin varligi ise,
bir "gercek"tir. Bu gercek olmasa, algidan da bah-
sedilemezdi!
Sonuc: "Kâinat neden (yani 'ne ile') yaratildi?"
sorusuna: "Kâinat yok iken su'dan yaratildi" de-
meliyiz. "Su neden yaratildi?" sualine ise: "Su,
Allah'in mülk ve servetiydi" cevabini vermeliyiz.
Eger suyun da "yok"tan yaratildigini veya ba$ka
bir sebepten ciktigini söylesek, o sebebin de
sebebi sorulacak. Oysa bu zincirleme sualler son-
suza kadar gidemez. Bir noktaya gelip dayanmasi
veya dayandirilmasi gerekiyor. O nokta ise, (se-
bep olarak) su'dur. Eger kâinatin yaratili$ se-
bebini (maddî olarak) su'ya degil de Allah'a da-
yandirirsak, o zaman "kâinatin, Allah'in bir
parcasi oldugu" safsatasina dü$eriz. Bu safsata-
ya dü$memek icin, kâinatin yok iken su'dan yara-
tildigini, plan ve programinin ise, Allah'in i-
lim ve yaraticilik kabiliyetine (yani isim ve si-
fatlarina) dayandigini kabul etmeliyiz.
Soru: Kâinati, "hayal" olarak mi görmeliyiz?
Kâinatin (eser olarak) yok'tan yaratildigi ve
yikili$iyla da yok olacagini nazara alarak,
kâinatin bir "hayal" oldugu sonucuna varamayiz.
Cünkü kâinatin (ve maddenin) gecmi$ine ve gele-
cegine ait bir hal, gelmi$ zamana hüküm olamaz.
Yani o zamanlari, gelmi$e hüküm yapamayiz. O
haller, gelmi$'in gercegi degildir ve gercek o-
larak kabul edilemez. Yüce Rabb'in ihsaniyla
ke$fetmi$ bulundugum bu gercegi ezberlemek zo-
rundayiz. Neydi o?: "KÂINAT VE MADDENIN GECMI-
$INE VE GELECEGINE AIT BIR HAL, GELMI$ ZAMANA
HÜKÜM OLAMAZ". Bu kaideyi bütün filozoflar da
ögrenmeli, kafalarina kazimalidir.
Demek, maddenin derinlerine inildiginde onun
aslinin bir foton, nötrino, kuant veya enerji
dalgalari oldugu gercegi, kâinatin bir "hayal"
oldugunu isbatlamaz. Cünkü bizi, (esas olarak)
gelmi$ zamandaki "hal" ve "görüntü" ilgilendi-
rir.
Bu gercege göre, bizim icin madde; sudur, hava-
dir, ate$tir, topraktir. Ba$ka?: Element ve ma-
denlerdir. Yoksa maddenin derinlerindeki hal
ve keyfiyet degildir. Bunun icin maddeye "hayal"
diyemeyiz. Onun radyosyon veya nötrino hali,
bizim gercegimiz olamaz.
Bir filozofun maddenin derinlerindeki gördükle-
ri veya bir mutasavvifin i$insal boyutta sey-
rettikleri ve bir melegin hologramik boyuttaki
seyri, bizim gercegimiz olamaz. Onlar, "onlar-
in hali" ve onlarin "gercegi"dir. Onlarin ger-
cegi, "normal âlem"e yani bizim dünyamiza tat-
bik edilemez. Cünkü maddî âlem boyutunda ya-
$ayan "bizler", onlarin boyutunda degiliz. Bu-
nun icin "BA$KASININ HALi, BIZIM GERCEGIMIZ
OLAMAZ" yeni kaidesini de iyi belleyip, kabul
etmek zorundayiz.
I$insal boyutta ya$ayan bir mutasavvif veya
bir melek, kâinati bir "hologram" olarak göre-
bilir. Fakat onlar da, -hologramik de olsa-
"var olan" ve "yaratilmi$" bir "gercekle" kar$i
kar$iyadirlar. Bu "gercege", "hayal" denilemez
veya sadece bir "algi" olarak da görülemez. Ya-
ni i$insal boyutta ya$ayan bir varligin gördü-
gü hakikat, maddî boyuta tatbik edilemez. I$in-
sal boyutta ya$ayan bir adam, kâinati bir ho-
logram olarak görse de, "kâinat bir hayaldir"
veya "algidir" diyemez. Derse, hata eder.
I$insal boyuta gecmi$ bulunan ve maddî âlemden
I$insal âleme seyahat eden bir adam, o âlemi bir
hologram olarak görür. Fakat sürekli o âlemde
ya$ayan bir melek, kendi âlemini hologram olarak
görmez, hayal olarak görmez, algi olarak görmez.
Öyle ise kendi âlemimizin gercekliginden $üphe
etmeye son verelim.
Cünkü i$insal boyuttaki bir adamin hali ve gör-
dükleri, onun en katI ve en katî âlemidir. Mad-
dî âlem boyutundaki adamin evreni de onun en
katI ve en katî dünyasidir. I$insal boyuttan
maddî âleme bakan bir kimse, kâinati bir hayal
olarak görebilir. Fakat bu görü$, dogru görü$
degildir. Cünkü "ba$kasinin hali, bizim gercegi-
miz olamaz. Ve "HERKESIN GERCEGI, BA$KASINA
HAYAL OLAMAZ". Bu kaideleri belleyen ve kabul
edenler, sapitmaktan kurtulur.
Rüya olayina gelince: Biz rüyada ya$adiklarimizi
gercek olarak hissederiz. Fakat uyaninca, uya-
niklik âleminin "gercek", rüya âleminin ise "ha-
yal" oldugunu kavrariz. Ayni $ekilde, âhirete
göctügümüz ve diriltildigimiz zaman da dünya ha-
yatinin bir "rüya", âhiret âleminin de bir "ger-
cek" oldugunu anlayacagiz. Fakat biz henüz âhi-
ret âlemine göcmü$ olmadigimizdan, dünyanin bir
rüya oldugunu, madde ve kâinatin bir hayal ol-
dugunu iddia edemeyiz. Bizim icin "$imdi", her-
$ey "gercek"tir ve gercek olarak kabul etmemiz
gerekir. Kaidemiz neydi?: "Gecmi$e ve gelecege
ait bir hal, gelmi$ zamana hüküm olamaz"!
$imdi "madde bir algidir" diyenlerin elinde bir
tek hakikat kaliyor. O da: "Dünyayi algiladigimiz"
dir. Algiladigimiz ise bir "gercek"tir, "hayal"
degildir. Demek, dünya bir "algi" degil, "algi-
lanan gercek"tir. Ama "gecici bir gercek"tir.
Gul huvallahu ahad, yani "Allah bir'dir" demek,
(Allah'tan ba$ka ilah yoktur) da oldugu gibi,
"Allah'tan ba$ka ilah olmaz" demektir. Yoksa
"Allah ile kâinat birle$iktir" demek degildir.
(Burada Allah ile kâinati birle$tiren ve birle$-
tirmeyenleri de kâfirlikle suclayan mutasavvif-
lar dikkatli olmalidir. Cünkü onlar da: "Allah'
tan ba$kasi yoktur" diyerek, Allah'in yaratmasini
ve eserlerini inkâr ettiklerinden, küfre dü$mek-
tedirler. Allah tektir, fakat elcisiz degildir.
Allah birdir, fakat esersiz ve yaratmasiz olmaz.)
Materyalizm der: "maddeden ba$ka ilah yoktur".
Bu, onlarin "tevhidi"dir. Mutasavviflarin müfrit
kismi da der: "Allah'tan ba$ka hic bir$ey yoktur".
Bu da onlarin tevhididir. $eriat ise der: "Allah'
tan ba$ka ilah yoktur. Muhammed O'nun elcisi, kâi-
nat da eseridir". Hakiki tevhid de i$te bu sonun-
cusudur.
Burada materyalizm ve mutasavvufizm ifrattir,
a$iriliktir. $eriat ise, "orta yol"dur. Uyma-
miz gereken yol da, bu yoldur.
$eriat; "Allah'in bildirdigi gercek ve O'nun
koydugu ölcü"dür. Biz elbette felsefe ve ta-
savvufun $eriatina degil, "Allah'in $eriati"na
uyacagiz. Bunun icin de; Allah'tan ba$ka ilah
yoktur, Mehdi O'nun elcisi ve kâinat da eseri-
dir" diyecegiz, demeliyiz.
Bir soru daha: Insan, kendi beyninden di$ari
cikamaz mi?
Insan, beyninden di$ari cikabilir. Insanin ak-
li, ruhu ve hayali bir güne$ gibidir. Yani in-
san bu üc mânevî unsurla kâinata bir güne$ gi-
bi dogabilmekte, her yeri gezebilmektedir.
Hatta bu kuvvelerle kâinatin ötesine bile gece-
bilirler. Evliyalarin ve Peygamberlerin mucize-
leri de buna delildir. Ruhen yükselmi$ bir in-
san, bedeninden uzakla$ip vücudunun varligini
seyredebilir.
Sual: insan, beyninin icindeki hücrelerde mi ya$ar?
Cevap: Insan, beyin hücrelerinde ya$amaz. Cünkü
insanin asil varligi "ruh"tur. Ruh ise, insanin
vücudunu avuclami$ "Ilâhî bir emir ve bilincli ve
i$iksal bir kanun"dur. Bu kanun ise, insan vücudu-
nu yöneten Ilâhî bir programdir. Bir robot nasil
bir programi olmadan i$leyemez veya akillica i$-
ler yapamazsa, insan da, ruhu olmadan insan ola-
maz. Fakat bu ruh, beyinde ya$amaz. Cünkü ruh, in-
sanin bütün vücudunu avuclami$ i$insal bir varlik-
tir. Daha ileri bir ifadeyle: Ruh, beden ülkemizin
devlet ve padi$ahidir. Bu padi$ah, beyinde ya$amaz,
fakat beyni bir âlet gibi kullanir. Beyinde ya$a-
yan, ruh degil, bilinc'tir.
Ruh, kamera arkasindaki bir kameraman gibidir. Ka-
meradaki algi ve duyumlar da bir "hayal" seviye-
sindedir. Fakat kameraman, "gercekleri" kaydeder.
Kameradaki kayitlar da, "gercegin hayalleri"dir.
Kameranin, görünen ve hissedilen âlem ile -kayit
yapmaktan ba$ka- bizzat bir ali$veri$i yoktur. Cün-
kü kullanilan bir "âlet"tir. Kameraman ise, duyum-
lanan dünya ile kar$i kar$iyadir ve onunla temas
halindedir. Kameraman, dünya ve madde ile ali$ ve-
ri$ yapabilir ve ali$ veri$tedir. Yani maddeyi et-
kiler ve onu kullanip yönetebilir.
Demek, madde ve evren bir hayal degil, gercektir.
Ancak beyin ile duyumlanan kayitlara hayal denile-
bilir. Onlar da, sadece bir hayal degil, "gercegin
hayalleri"dir.
Dolayisiyla bu "bilincli ve i$iksal kanun" ve
"Ilâhî Program" olan ruh, bu âlemi "beyin" ile
algilar. Fakat algiladiklari bir "hayal" degil,
"gercek"tir. Bu gercek ise, "Allah'in yaratmasi"
olan bir "gercek"tir. Bu gercek de, onu Yaratan'
in izin ve emrine tabi bir "varlik"tir. Bu varli-
ga "hayal" denemez. Cünkü "Allah'in gercegi"dir.
Demek, algilanan kâinat, "gercek"tir. Algilar ise,
"hayal" oluyor. Onlar da "gercegin hayalleri"dir.
Yoksa, "hayallerin hayalleri" degil!
Demek, "algi" ile "algilanan"i birbirine kari$tir-
mamaliyiz. Algi, e$yanin beyindeki görüntüsüdür.
Algilanan ise, e$yadir. "Algi" ile "algilanan"
ayni $eyler degildir. Dolayisiyla, algilanani bir
algi olarak göremeyiz. Öyle ise; madde, e$ya ve
kâinat bir "algi" degil, "algilanan"dir. Algi bir
"hayal"dir. Fakat algilanan, bir "gercek"tir. O
halde kâinat; bir "algi" degil, "algilanan gercek"
demektir.
Amma Kur'anin, kâinatin "yok olucu" oldugunu bil-
dirmi$ (Kasas 88) olmasi ise, onun $imdiki varli-
gina halel vermez. Hattâ siz diyebilirsiniz:
"Gecmi$inde ve geleceginde yokluk bulunan bir ev-
reni nasil var kabul edebiliriz?"
Bizi ilgilendiren, "$imdiki zaman"dir. $imdi kâi-
nat var midir, yok mudur? Önemli olan budur! Kâi-
natin varligi gercek olduguna göre, biz de onun
hayal olmadigini kabul etmek zorundayiz. Siz, kâ-
inatin "yok olucu" olduguna inanabilirsiniz. Fa-
kat "$imdi kâinat yoktur" veya "hayaldir" diye-
mezsiniz.
Bununla birlikte "$imdi" var midir? diye de sora-
bilirsiniz. Evet, "$imdi" vardir. Fakat gecmekte-
dir. Gecicilikte olan bir "$imdi"miz vardir. Fa-
kat o bir "hayal" degil, "gercek"tir. "Gecici"
bir gercektir, ama yine de bir "gercek"tir.
Bu gecicilige bakip hemen üzüntü ve ümitsizlige
dü$meyiniz. Cünkü Dünya'nin bir "ötesi" vardir.
Orada ebedî bir gerceginiz olacaktir. O da: Cen-
net veya Cehennem'dir. Sizler de cenneti kazanmak-
la ve cehennemden sakinmakla yükümlüsünüz. Bu yü-
kümlülügü kabul edenler ve geregini yapanlar,
kurtulmu$ olacak ve ebedî, ölümsüz bir gercege
kavu$acaklardir.
I$te, kâinatin bir "hayal" olmayip "gercek" ol-
dugunu bildiren ayetler:
Enam 73, Ibrahim 19, Hicir 85, Ankebut 44, Rum
8, Zümer 5, Duhan 39, Casiye 22, Ahkâf 3, Nahl
3.
Gercek Yaratici olan yüce Allah bu ayetlerle:
"Benim yaptigim her$ey 'gercek'tir, Ben size
'hayal' göstermiyorum" demektedir. Öyle ise
biz de, kâinati bir hayal olarak degil, gercek
olarak kabul etmeliyiz.
Fakat dünyanin "gecici" oldugu ve "âhirete nis-
beten" bir "hayal" seviyesinde kaldigi gercegi
ise, ayri bir konudur.
Not: "Her$ey bir algi midir?" sualine cevap arar-
ken, $una bakmaliyiz: Beynimizdeki görüntüler bir
"algi"dir. Fakat algilanan $eyler ise, "yaratil-
mi$ bir gercek"tir. Meselâ bir masa, "ellerimiz-
le yarattigimiz bir gercek"tir. Ellerimiz de,
"Allah'in yarattigi bir gercek"tir. Onlarin zih-
nimizdeki görüntüsü ise, bir "algi"dir. "Algila-
nan"a da "algi" diyemeyiz. Algi ile algilanani
ayirmaliyiz. Buna göre bir agac; "algi" degil,
"algilanan"dir ve "yaratilmi$ bir gercek"tir.
Aynadaki görüntünüz bir "algi"dir. Sizin varligi-
niz ise, "algilanan"dir. Algilanana da "algi" de-
nemez. Cünkü aynanin di$inda sizin sabit bir
varliginiz var.
Ayni $ekilde siz gözünüzü ve hislerinizi actigi-
nizda bir âlem ve e$ya ile kar$ila$irsiniz. Eger
hissettiklerinizin sabit bir kar$iligi olmasa,
zihninizdeki görüntü ve algilar da olmayacaktir.
Siz, hayalleri degil, var olan ve yaratilmi$ ger-
cekleri görür veya hissedersiniz.
Eger evinizdeki aynaniz akilli olsa, kendi üzerin-
deki görüntünüze bakip, sizi hice sayarak "siz bir
hayalsiniz" dese; "hadi ordan, sapkinlik etme" di-
yecek, onu azarlayacaksiniz.
Ayni $ekilde insan da: "Her $ey zihnimizdeki bir
algidir, her $ey bir hayaldir" dese, o akilli ayna-
nin akilsizligina dü$ecektir. Öyle ise inanclilar,
bilhassa Kur'anlilar bu konuda cok dikkatli olmali-
dirlar.
Bunlara bakarak felsefede sorulan: "Siz mi odanin
icindesiniz, oda mi sizin icinizdedir?" sualini
de cevaplayabiliriz. Cevap: Hem siz odanin icinde-
siniz, hem de oda sizin icinizdedir. Veya hem
dünya sizin icinizdedir, hem de siz dünyanin icin-
desiniz. Yani ne kendi varliginizi, ne de dI$iniz-
daki dünyayi inkâr edemezsiniz.
Insan kâinat icinde yaratilan bir varlik oldugun-
dan, onun durumu, meyve ile cekirdege benzer. "Ce-
kirdek mi meyvenin icindedir, yoksa meyve mi ce-
kirdegin icindedir" sualine verilecek cevap: "Hem
meyve cekirdegin icindedir, hem de cekirdek meyve-
nin icindedir" olacaktir. Cünkü meyve cekirdekten,
cekirdek de meyveden cikarilmaktadir. Bu durumda
"meyve cekirdegin icindedir" veya "cekirdek meyve-
nin icindedir" $eklinde verilecek tek tarafli bir
cevap, eksik cevap olacaktir.
$imdi "kâinat bir algilar bütünüdür" dediginiz za-
man; "algi var, algilanan yok" demi$ oluyorsunuz.
Yani kâinat yok farzediliyor veya hayal derecesine
indiriliyor. Halbuki kâinatin bir "algilanan" ola-
rak varligi sabittir. O halde "kâinat bir algilar
bütünüdür" ifadesi, "kâinat bir algilananlar bütü-
nüdür" $eklinde degi$tirilmelidir.
"Madde bir algidir" veya "kâinat bir algilar bütü-
nüdür" diyenlerin yanildigi noktalardan biri; insa-
ni sadece duyumlardan ibaret bir varlikmi$ gibi
görmeleridir. Oysa insan; akli, ruhu ve vicdani o-
lan bir varliktir. Eger insan sadece duyumlardan i-
baret bir varlik olsaydi, o zaman her$ey bir algi
seviyesinde kalirdi. Yani duyumlarimiz hic bir za-
man kendilerinin var mi, yok mu olduklarini, mad-
denin gercek mi, hayal mi oldugunu bilemezlerdi.
Cünkü bilmek, onlarin vazifesi degil. Bilmek, ak-
lin i$idir. Eger siz, aklin görevini duygulara yük-
lerseniz, o zaman "kâinat bir algidir" demek zorun-
da kalirsiniz. Oysa, kâinatin bir "algi" olmadigini,
bilâkis bir "algilanan" oldugunu ve onun "var" oldu-
gunu, maddenin de "gercek" oldugunu aklimiz bilip
durmaktadir ve vicdanimiz da bunu tasdik ediyor.
(Yanli$tan, yanilgi ve yaniltmaktan Allah'a
siginiriz.)
Allah'im Senin hakkinda haddimizi a$an bir ifa-
de serdetmi$sek bizi bagi$la!
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in sekizi, Kasim ayi ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Donnerstag, 13. November 2008
ALLAH'IN MEHDiSi MEHMED NUR'AN DiYOR Ki:
(Bu bildiri, 2007 yilinda yayinlandi.)
ALLAH'IN MEHDISI MEHMED NUR'AN DIYOR KI:
Ey alevîler ve sünnîler!
Allah; "Peygamberinizin yolundan gidin, onun aile ve akra-
basini sevin" der. Fakat "bölünüp parçalanin ve birbirinize
düsmanlik edin" demez.
Eger bir sünnîlik, Peygamberin yolunun ziddina gidiyorsa ve
bir alevîlik de Peygamberin yolundan gitmiyorsa, o alevîlik
ve sünnîlik terkedilmelidir.
Peygamberin yolundan giden, onun ev halkini ve halifelerini
sever. Onlari sevenler de, Peygamberinin yolunun tersine
gitmezler; Müslümanlar arasinda irkçilik ve düsmanlik yarat-
mazlar.
Ey "Müslümanim" diyenler!
Eger sevdiklerinizi Allah için severseniz, sevginiz mesrudur.
Eger onlari Allah ve Elçisinin üzerine çikarirsaniz, sevginiz
bâtil ve gayri mesrudur. Eger "Müslüman" iseniz, dünyaniz-
dan gayri mesru muhabbetleri çikariniz ve onlari dünyaniza
sokmayiniz.
Ey Müslümanlar!
"Alevî"-Sünnî" ayrimi yaparak birbirinizi bölmeyiniz ve ken-
dinizi öbürünüze üstün tutarak irkçilik yapmayiniz. Bunlar
Kur'an'inizda menedilmistir.
Hz. Ali(r.a) bir "Muhammedî" idi. Öyle ise hepiniz Muham-
medî olunuz. Muhammedîlik ise, Allah'a teslimcilikten iba-
rettir. Kurtulanlar da, Allah'a teslim olanlardir.
Iyi biliniz ki, Allah'in kitabinda ve elçisinin dinsel yasantisin-
da alevîlik-sünnîlik diye bir yol ve ayrim yoktur. Ehl-i Beyt'i
sevmek ise, Allah ve Elçisi hesabina olmali. Bu hesap disin-
da kalan bir Ali severlik, Müslümanliktan çikistir. Allah ve
Elçisinin sevgisi üzerine çikarilan bir Ali severligin ve ayrim-
ci-ayrilikçi güçlerin önderlik ve egemenligine Islamli ülkelerde
izin verilmeyecektir ve verilmez. Çünkü Allah(cc) $irke ve
bölünmecilige razi degildir.
Eger halife severlik Allah ve Elçisi içinse, bunda bütün Müs-
lümanlar esittir. Bu halde "alevîlik"-"sünnîlik" ayrimi da orta-
dan kalkar ve kalkmali, Müslümanlar bir bütün olmalidir.
Yüce Allah da sizin birlik ve bütünlügünüzü istemektedir.
Simdi kendinize sorunuz: "Allah'a teslim olanlar" misiniz, yok-
sa "baska bir sey" mi? "Kardeslikçi" misiniz, "Irkçi" mi?
"Birlikçi" misiniz, "ayrilikçi" mi? Cevaplariniz olumluysa, yo-
lunuz açik olsun!
Not: Unutmayiniz! Birlik noktaniz; alevîlik-sünnîlik degil,
"ALLAH'A TESLIMCILIK"tir.
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Mart sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
ALLAH'IN MEHDISI MEHMED NUR'AN DIYOR KI:
Ey alevîler ve sünnîler!
Allah; "Peygamberinizin yolundan gidin, onun aile ve akra-
basini sevin" der. Fakat "bölünüp parçalanin ve birbirinize
düsmanlik edin" demez.
Eger bir sünnîlik, Peygamberin yolunun ziddina gidiyorsa ve
bir alevîlik de Peygamberin yolundan gitmiyorsa, o alevîlik
ve sünnîlik terkedilmelidir.
Peygamberin yolundan giden, onun ev halkini ve halifelerini
sever. Onlari sevenler de, Peygamberinin yolunun tersine
gitmezler; Müslümanlar arasinda irkçilik ve düsmanlik yarat-
mazlar.
Ey "Müslümanim" diyenler!
Eger sevdiklerinizi Allah için severseniz, sevginiz mesrudur.
Eger onlari Allah ve Elçisinin üzerine çikarirsaniz, sevginiz
bâtil ve gayri mesrudur. Eger "Müslüman" iseniz, dünyaniz-
dan gayri mesru muhabbetleri çikariniz ve onlari dünyaniza
sokmayiniz.
Ey Müslümanlar!
"Alevî"-Sünnî" ayrimi yaparak birbirinizi bölmeyiniz ve ken-
dinizi öbürünüze üstün tutarak irkçilik yapmayiniz. Bunlar
Kur'an'inizda menedilmistir.
Hz. Ali(r.a) bir "Muhammedî" idi. Öyle ise hepiniz Muham-
medî olunuz. Muhammedîlik ise, Allah'a teslimcilikten iba-
rettir. Kurtulanlar da, Allah'a teslim olanlardir.
Iyi biliniz ki, Allah'in kitabinda ve elçisinin dinsel yasantisin-
da alevîlik-sünnîlik diye bir yol ve ayrim yoktur. Ehl-i Beyt'i
sevmek ise, Allah ve Elçisi hesabina olmali. Bu hesap disin-
da kalan bir Ali severlik, Müslümanliktan çikistir. Allah ve
Elçisinin sevgisi üzerine çikarilan bir Ali severligin ve ayrim-
ci-ayrilikçi güçlerin önderlik ve egemenligine Islamli ülkelerde
izin verilmeyecektir ve verilmez. Çünkü Allah(cc) $irke ve
bölünmecilige razi degildir.
Eger halife severlik Allah ve Elçisi içinse, bunda bütün Müs-
lümanlar esittir. Bu halde "alevîlik"-"sünnîlik" ayrimi da orta-
dan kalkar ve kalkmali, Müslümanlar bir bütün olmalidir.
Yüce Allah da sizin birlik ve bütünlügünüzü istemektedir.
Simdi kendinize sorunuz: "Allah'a teslim olanlar" misiniz, yok-
sa "baska bir sey" mi? "Kardeslikçi" misiniz, "Irkçi" mi?
"Birlikçi" misiniz, "ayrilikçi" mi? Cevaplariniz olumluysa, yo-
lunuz açik olsun!
Not: Unutmayiniz! Birlik noktaniz; alevîlik-sünnîlik degil,
"ALLAH'A TESLIMCILIK"tir.
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Mart sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Abonnieren
Posts (Atom)