(Bu bildiri, 2004 yilinda yayinlandi.)
(CHP' lilerin Özgürlük Gaspiyla Ilgili)
C U M H U R I Y E T N A M E
halklarin sahibi Allahin adiyla
Ba$ Not: Avrupa Insan Haklari Örgütü, okul ve kamusal
alanda basörtü takmakla ilgili mevzuati yeniden göz-
den gecirmeli, haksizliklari gidermelidir.
(Bu bildiride muhatabimiz, basörtüsüne düsmanlik eden
CHP'lilerdir, düsmanlik etmeyen CHP'liler degildir.)
CHP'liler, Türk milletinin dinsel haklarini cignemeye
ve özgürlüklerini gasbetmeye devam ediyorlar. Bunu
görmek ve anlamak icin Aksam Gazetesi'nin 11 ve 12 $u-
bat 2004 tarihli $u haberini birlikte okuyalim:
"AKP'nin,CHP'lilerin yoklugunda verdikleri önergelerle
TCK'ya, okullara ve orduevlerine türbanla girise imkân
taniyan ve tarikat ayinlerinin serbestlestirilmesi an-
lamina geldigi belirtilen düzenlemeleri eklemesi, CHP'
lileri kizdirdi. Ayrica bunlari engelleyenlere 5 yila
kadar hapis cezasi da öngörülmesi CHP'li üyeleri, ko-
misyondan cekilme noktasina getirdi."
CHP'li Orhan Eraslan da demis: "Cumhuriyet'in temel
nitelikleriyle oynamak böyle yasa degisiklikleriyle
olmaz. Onun icin ihtilal yapmaniz gerekir. Erbakan'in
dedigini yaparsiniz, kanli yaparsiniz. Sikiyorsa Islâm
devrimi yaparsiniz."
Bir gün sonraki Aksam haberine göre bu konu $öyle so-
nuclanmisti: "Türban önergeleri nedeniyle CHP'lilerin
'cekiliriz' resti cektigi Türk Ceza Kanunu (TCK) Alt
Komisyonu'nda, dün AKP'nin geri adim atarak türban
maddelerini metinden cikarmasi üzerine uzlasma saglan-
di. AKP'liler, CHP'nin isteklerini yerine getirince
calismalara devam edildi."
Görüyorsunuz, AKP'nin türbani yani basörtüsünü özgür-
lestirme girisimleri CHP'liler tarafindan yine engel-
lenmis. Peki, CHP'liler bunu nicin yapiyor? Onlara gö-
re bu tür girisimler "Cumhuriyet'in temel nitelikle-
riyle oynamak" oldugu ve "laiklige aykiri" bulduklari
icin.
Peki, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve laiklik, din-
darlarin dinsel haklarini gasbetmeyi mi emrediyor?
Böyle bir emir olabilir mi? Olursa, hak olur mu? Cünkü
Cumhuriyet, "egemenligin halka ait oldugu devlet bici-
mi"dir. Eger Türkiye bir Cumhuriyetse, egemenlik de
halkina aittir. Eger egemenlik halktaysa, halk, din ve
vicdan özgürlügüne de sahip olmali ve kamusal alan da
onun egemenligi altinda bulunmalidir. Bir kisim dev-
letliler tarafindan din; kamusal alandan dislanmamali-
dir. Böyle bir dislama Cumhuriyet'in icerigine zit ol-
dugundan suctur ve suc olmalidir. Dolayisiyla CHP'li-
ler milletin gözünün icine baka baka suc islemektedir.
Onlarin bu haksizligi mutlaka engellenmelidir. Cumhu-
riyet'i korumak, milletin özgürlüklerini gasbetmekle
olmaz.
CHP'liler, dindarlarin özgürlüklerini engelliyerek
milletin egemenlik haklarina tecavüz etmektedirler. Â-
deta egemenligi halkin elinden alip kendilerini egemen
yapmaktadirlar. Oysa "Cumhuriyet" demek, "CHP'nin ege-
menligi" degil, "halkin egemenligi"dir. Dindar mille-
tin din ve egitim özgürlügünü gasbeden ve engelleyen
CHP'liler, Cumhuriyet'e de tecavüz ediyorlar, laiklige
de. Cünkü laiklik, din ve devlet islerinin birbirinden
ayrilmasi, devlet islerinin dine dayandirilmamasidir.
O halde CHP'lilerin, dindarlarin "kamusal alan" denen
yerde dinsel özgürlüklerini engellemeye ne haklari
vardir? Yoksa dindarlarin o alanda dinlice ya$amalari,
"devlet islerinin dine dayandirilmasi" mi oluyor ki,
CHP'liler haksizliklarini hak olarak görüyor?
"Kamusal alan" denen halkin egemenligine ait o yerde
bir dindar, namaz kilmakla veya basini örtmekle sadece
kendine ait dinsel özgürlügünü kullaniyor, "devleti
benim dinime göre yöneteceksiniz" dayatmasi yapmiyor
ki, onun fiili, "devletin dine dayandirilmasi" olsun.
Yani devlet eger: "Kadinlar kamusal alanda veya disin-
da basini örteceklerdir" derse, o zaman devlet dine
dayandirilmis olur. Ama devlet: "Kadinlar kamusal a-
landa baslarini örtüp örtmemekte serbesttir" derse,
bu, devletin dine dayandirilmasi olmaz. O halde, CHP'
lilerin haksizligi apacik ortada degil mi? Türkiye ve
Dünyanin sayin aydin ve hukukculari bu haksizliga ne
zaman tepki gösterecekler?
Avrupa Insan Haklari Örgütü'nü de, bu haksizligi gör-
meye davet ediyoruz. Dindar kadinlarin devlet dairele-
rinde ve okullarda dinini yasamasi ve bunun icin basi-
ni örtmesi nasil suc olabilir? "Kamusal alan" denen
bölgede din özgürlügünün suc oldugunu, hak olmadigini
bize isbat etsinler. Eger isbat edemezlerse, bu hak-
sizligin ortadan kalkmasi icin gerekeni yapsinlar.
Kamusal alanda bas örtmenin, dindarca ya$amanin suc
oldugunu, haksizlik oldugunu, hak olmadigini isbatla-
yabilmeniz icin Hak'ta olmaniz gerekir. Hak'ta olma-
niz icin de: Yaratan'in, yaratilis'in ve yaratilmis-
lar'in yasasina itaat etmeniz gerekir. Yani din, bilim
ve aklin gereklerine uymuyor ve onlari birbiriyle u-
yusturup baristirmiyorsaniz, siz Hak'ta degilsiniz de-
mektir. Yani sadece bilim ve aklin gereklerini kabul
edip dini dislamaniz, Hak'ta olmaniz icin yeterli de-
gildir.
Evet, sizi, dinin gereklerine uymaya zorlamiyoruz. Bu-
na hakkimiz yoktur. Ama buna karsi sizin de, bizim
dinsel yasantimizi engellemeye hakkiniz yoktur. Öyle
ise, kamusal alani parsellemekten ve oradan dinsel ya-
santiyi kovmaktan vazgecmelisiniz. Eger vazgecmezse-
niz, suc islemis olursunuz ve $u anda suc islemektesi-
niz. Bu fiiliniz de cezayi gerektiriyor. Bu cezayi kim
verecek?
Cumhuriyet'te, kendini krallastirmis fertlerin degil,
halkin egemenligi esastir. Yani azinlik cogunluga ta-
hakküm edemez. O halde kamusal alandan dinsel yasanti-
yi dislayarak dindarlara yapmakta oldugunuz tahakküme
son vermelisiniz. Eger son vermezseniz Cumhuriyetci
degil, kraliyetcisiniz. Halkci degil, zümriyetcisiniz
ve hakci degil, keyfiyetcisiniz. Bu anti cumhuriyetci-
liginize ve zulümlerinize son vermeniz gerekiyor. Eger
son verirseniz, zulmünüzü keserseniz, size düsmanlik
yok. Eger kesmezseniz, zulmünüze karsi mücadelemiz de-
vam edecektir. Eger bu mücadelemize karsi ihtilâlle,
kan dökücülükle karsilik verecek olursaniz, karsinizda
AB'yi ve ABD'yi bulursunuz!
Eger millete vekillik ve devletcilik ediyorsaniz, "A-
daletli" de olmak zorundasiniz. Adaletli olmak icin
de; dindara da, dinsize de esit davranmalisiniz. Bunun
icin kamusal alanda dinli de dinsiz de esit olmalidir.
Fakat bu esitlik, dinliyi dinsizlikte, dinsizi de din-
darlikta esitlemek degildir. Gercek esitlik, ikisini
de özgür birakmaktir. Yani isteyen, kamusal alanda ba-
sini örter, istemeyen örtmez. Ama siz, dindari dinsiz-
likte esitleyerek esitlik yapiyorsunuz. Tabii bu da a-
pacik bir adaletsizliktir. Hem Insan Haklari Örgütü'nü
hem de laikleri Adalet'e davet ediyoruz. Adalet, hak'
la olur, laiklikle olmaz.
Devletcilikte ve insan haklarini korumada adaletli ol-
maktan baska, "Namuslu" da olmalisiniz. Namuslu olmak
ise, aileyi korumaktir. Dindar bir kadin basini, gög-
sünü, kollarini ve bacaklarini, namusunu korumak icin
örter. Bu da, aileyi yikilmaktan koruyan önemli bir
tedbirdir. Eger siz, günün ücte birini kamusal alanda
gecirmek zorunda olan bir bayan ögretmen ve ögrenci
veya memurenin basini acarsaniz, acmak zorunda bira-
kirsaniz, namusu cignemis, namussuzluk etmis olursu-
nuz. Bu da, aileyi yikan cirkin bir eylemdir. Bu eyle-
mi terketmelisiniz. Ailenin korunmasi icin gayrimesru
cinsel iliskilerin terkedilmesi gerekir. Örtüsüzlük i-
se bu iliskilerin kapisini aciyor. Dindar kadinin ör-
tünmesi ise bu kapiyi kapatiyor.
$imdi gelelim CHP'lilere... Madem CHP'liler iyilik ve
güzellikten anlamiyorlar, o halde bu demektir ki,
"dindarlar haklarini yasal yoldan söke söke alacaklar-
dir." Öyleyse dindarlar -eger mümkünse- hem CHP'li en-
gelcileri, hem devleti, hem de hükümeti mahkemeye ver-
melidir. Cünkü devletin okul ve dairelerinde bas ört-
mek; yasal olarak, hak ve hürriyet olarak, laiklik ve
Cumhuriyet olarak, demokrasi ve insanlik olarak her-
hangi bir suc teskil etmemektedir. Eger ediyorsa, bu
isbat edilsin. Fransa'da ögrenci ve ögretmenlerin o-
kullara basörtülü girmelerinin yasaklanmasi, keyfî ve
ideolojiktir. Dinliyi dinsizlikte esitlemektir. Türki-
ye'de de böyledir. Adaletsiz, keyfî ve ideolojik olan
özgürlük gasp ve tecavüzleri ise suctur, zulüm ve hak-
sizliktir. Dindarlarin hak ve özgürlüklerine tecavüz
ederek suc isleyenleri adalete havale ediyoruz. Eger
dünyada devlet ve adalet denen bir müessese varsa, bu
islenilen suclarin hesabini sorar ve sormalidir. Eger
sormazlarsa, onlardan hesap soran birileri mutlaka ci-
kar.
AKP'liler, -milletin vekili olarak- CHP'lilerin zulüm-
lerine, hak ve özgürlük engelciligine göz yummamali,
firsat vermemeli, geri durmamalidir. Bu konuda geri a-
dim ata ata ucuruma yuvarlanacaksiniz. Yuvarlanmadan
gerekeni yapmak zorundasiniz. Yapmak zorunda oldugunuz
seyler sizin hakkinizdir. Bu hakkinizi kullanmalisi-
niz. CHP'lilerin zulüm ve sirretliklerine "yeter be!"
diyebilmelisiniz.
Türkiye'de savci ve hakimler yok mu? Neredesiniz? Siz-
ler, "deprem Ilâhî ikazdir" dedikleri icin, "halki kin
ve nefrete sevkediyorlar" gerekcesiyle dindar gazete-
cileri aylarca, yillarca hapis cezasina mahkûm etmis-
tiniz. Peki, CHP'li vekillerin, hak ve özgürlük gasp-
indan baska, milleti "gerilla savasi" ve "ihtilâl"e
cagiran sözleri, halki kin ve nefrete, anarsi ve te-
röre sevketmiyor mu? Gereken yasal islemi ne zaman ya-
pacaksiniz? Yoksa onlar dindar olmadigi icin mi takibe
ugramiyor?
Ey Halkcilar, ey CHP'liler! Zulümlerinize son vermeniz
icin bir tek sansiniz kaldi. Eger bu sansi kullanip
hak ve özgürlük gaspina son vermezseniz, zulüm ve hak-
sizliklarinizdan vazgecmezseniz, millet sizi iktidar-
dan düsürdügü gibi, muhalefetten de düsürecektir.
Unutmayiniz, dindarlara zulmettiniz, iktidari kaybet-
tiniz. Ama zulümlerinize yine de son vermediniz. Bu
demektir ki, cok yakinda muhalefeti de kaybedeceksi-
niz. Milletin diniyle, dindariyla bir türlü barisama-
diniz. Onun dinini ve dindarligini "irtica" olarak gö-
rüp gösterdiniz. Ama $unu bilmelisiniz: Irticada olan,
onlar degil, sizsiniz! Cumhuriyet ve laikligi cigneyen
yine onlar degil, yine sizsiniz!
Sizin zulmünüzden kurtulmamiz icin ne yapmamiz lâzim?
Bu hususta dindarlara, "ihtilâl yapmaniz gerekir" di-
ye, bir yol göstermissiniz. Fakat biz kan dökülmesini
istemiyoruz. Bunu icin ihtilâl degil, hak ve yasal o-
lan neyse onu yapacagiz. Gücünüz yetiyorsa, durdurun
bakalim. Ama durduramayacaksiniz. Cok yakinda muhale-
fetten de düseceksiniz. Ola ki, dindarlarin hak ve öz-
gürlüklerine engel olmaktan vazgecersiniz. Muhalefette
kalmaniz buna baglidir. Yoksa o bag kopacak ve dindar
millet zulmünüzden kurtulacaktir.
$imdi onbinlerce kadinimiz, sizin kurdugunuz ve icine
attiginiz mânevî cehennemde özgürlüklerini bekliyor.
Onlarin özgürlüklerini iade etmekle muhalefetinizi
kurtarmis olursunuz. Ama en önemlisi insanliginizi
kurtarmaktir.
Ey CHP'liler! Sizler mert adamlar degilsiniz. Eger
mert adamlar olsaydiniz, kadinin basini acmak icin ug-
rasmazdiniz. Gücünüz; acizlere, gücsüzlere, kadinlara
yetiyor. Güya Cumhuriyeti koruyorsunuz! Dindarlik de-
mek, Cumhuriyet yikiciligi demek degildir ki, onlara
karsi muhafizliga kalkiyorsunuz! Cumhuru ezerek Cumhu-
riyet koruyuculugu olmaz. Halkin haklarini cigneyerek
Cumhuriyet korunmaz, Cumhuriyetci olunmaz. Dindarlara
iftira etmekten vazgecin.
Sizin örtünmeyi engellemeniz, kadin soyuculugu ve na-
mus soygunculugudur. Siz bu i$e, halk evlerinde basla-
mistiniz. Bugünlere kadar geldiniz. Ama bu fiilinizle
sadece günahlarinizi artiriyorsunuz, zafer kazanmiyor-
sunuz, ates ve azap kazaniyorsunuz.
Siz bu fiilinizi belki "kadini özgürlestirmek" icin
yapiyorsunuz. Fakat sizin keyfinize göre özgürlük ol-
maz ki! Yaratici'nin da bir bildirdigi var. Ferdin de,
istedigini secme hakki var. Siz kendi görüsünüzü mil-
lete hangi hakla dayatiyorsunuz? Var mi buna hakkiniz?
Elbette ki yok! Öyle ise cekin ellerinizi kadinin öz-
gür iradesinden, basörtüsünden.
Not: "Dindarlar ölcüsüzce bir dindarlik sergiliyorlar"
diye, haklari gasbedilemez. Bas örtme ve örtünmenin de
bir ölcüsü vardir. Bu ölcüyü daha önceki bir bildiri-
mizde aciklamistik. Isterseniz bu konunun uzmanlariyla
bir araya gelir, bir ölcü belirler ve koyarsiniz. Din-
sel yasanti da ölcüsüz olamaz. Ama bunu yapmak yerine
dogrudan dogruya örtünmeyi yasaklarsaniz, haksizlik
etmis olursunuz. Fransa bu konuda hata etmistir. Bu
hatasini düzeltmesi gerekir.
Dindarlarin Türk Hükûmeti'nden talepleri:
1-Ilk kademede, 18 yasina basmis kiz ögrenci ve bayan
ögretmen ve memurlara ve bunlar disindaki kadinlara;
okul, üniversite ve kamusal alanda bas örtme serbest-
ligi verilmeli, bu konudaki yasaklar kalkmalidir.
Ikinci kademede ise: Ilkokul haric ortaokul ve lise-
lerde de basörtüsü yasagi, bir ölcü ve düzene konula-
rak kaldirilmalidir.
2-Dindar vatandaslarin evlerde toplanarak yaptiklari
Allah'i anma ve kitap okuma eylemleri, yani "tarikat
ayinleri" serbest birakilmali, bu fiiller suc olmaktan
cikarilmalidir. Hükûmet isterse, verilecek serbestile-
re, din ve diyanet ve ilâhiyat âlimleriyle birlikte
bir düzen ve ölcü hazirlayip sinir koyabilir. Madem
Anitkabir'de toplanip Atatürk'ü anmak suc degildir,
o halde tarikat ayinleri de suc olmaktan cikarilmali-
dir.
3-Din ve dindarlara konmus diger anlamsiz yasaklar da
kaldirilmalidir.
CUMHURIYET;
CHP VE LAIKLIGIN EGEMENLIGI DEGIL,
MILLETIN EGEMENLIGIDIR.
BU EGEMENLIGE SAYGI GÖSTERILMELIDIR.
Zaman: Yeni Cag'in dördü, $ubat ayi ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Mücadele.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Donnerstag, 30. Oktober 2008
BiLiNMESi GEREKENLER
(Bu bildiri, 2004 yilinda yayinlandi.)
BILINMESI GEREKENLER
ögreten Allahin adiyla
Allah'i inkâr eden bir kimseyle Allah'a inanan bir te-
rörist, (inanc noktasinda degil) ama "kötülük nokta-
sinda" esittir. Cünkü Allah'i inkâr da bir kötülüktür.
Iyilik noktasinda ise; iyilikci bir inancsiz, kötülük-
cü bir inanclidan üstündür.
* * *
Allah'a düsmanlik eden, O'nun dinine karsi savasan in-
kârcilar ebediyen cehennemde kalacaklardir. Ama Allah'
a düsmanlik etmeyen, O'nun dinine karsi savasmayan in-
kârci ve inancsizlarin ve iyilikci olanlarinin bir
müddet ceza gördükten sonra cehennem hapsinden salive-
rilmeleri mümkündür. Bu da Allah'in istegine baglidir.
* * *
Müslümanlar Müslümanlarin kötüleriyle dost olmak is-
ter mi? Kendi dininden olsa da kimse kötülerle dost
olmak istemez. Ama bunun tersi mümkündür. Yani bir
Müslüman, kitap ehlinin yani Allah'a inananlarin iyi-
leriyle hatta inanmayanlarin dahi iyileriyle dost ola-
bilir. Bir Müslüman ancak dinine düsmanlik edenlerle
dost olamaz.
* * *
Düsmanla carpisirken masumlarin da ölmesi kazadir.
Fakat direkt olarak (intihar saldirilarinda oldugu
gibi) masumlarin hedef alinmasi zulümdür.
Not: Burada verilen bilgiler, Allah Mehdisi Âhirüzza-
man'in "Nesriye-i Hayatiye" isimli eserinde dahil ola-
caktir. Bu bilgileri yayinlamak isteyenler eserin ve
eser sahibinin adini vererek bu yazilari kullanabilir-
ler.
ÖGRETEN ALLAH'A HAMDOLSUN
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Nisan ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Bilgilendirme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
KUR'ANIST HABER
* * *
BILINMESI GEREKENLER
ögreten Allahin adiyla
Allah'i inkâr eden bir kimseyle Allah'a inanan bir te-
rörist, (inanc noktasinda degil) ama "kötülük nokta-
sinda" esittir. Cünkü Allah'i inkâr da bir kötülüktür.
Iyilik noktasinda ise; iyilikci bir inancsiz, kötülük-
cü bir inanclidan üstündür.
* * *
Allah'a düsmanlik eden, O'nun dinine karsi savasan in-
kârcilar ebediyen cehennemde kalacaklardir. Ama Allah'
a düsmanlik etmeyen, O'nun dinine karsi savasmayan in-
kârci ve inancsizlarin ve iyilikci olanlarinin bir
müddet ceza gördükten sonra cehennem hapsinden salive-
rilmeleri mümkündür. Bu da Allah'in istegine baglidir.
* * *
Müslümanlar Müslümanlarin kötüleriyle dost olmak is-
ter mi? Kendi dininden olsa da kimse kötülerle dost
olmak istemez. Ama bunun tersi mümkündür. Yani bir
Müslüman, kitap ehlinin yani Allah'a inananlarin iyi-
leriyle hatta inanmayanlarin dahi iyileriyle dost ola-
bilir. Bir Müslüman ancak dinine düsmanlik edenlerle
dost olamaz.
* * *
Düsmanla carpisirken masumlarin da ölmesi kazadir.
Fakat direkt olarak (intihar saldirilarinda oldugu
gibi) masumlarin hedef alinmasi zulümdür.
Not: Burada verilen bilgiler, Allah Mehdisi Âhirüzza-
man'in "Nesriye-i Hayatiye" isimli eserinde dahil ola-
caktir. Bu bilgileri yayinlamak isteyenler eserin ve
eser sahibinin adini vererek bu yazilari kullanabilir-
ler.
ÖGRETEN ALLAH'A HAMDOLSUN
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Nisan ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Bilgilendirme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
KUR'ANIST HABER
* * *
BAYAN BiR YAZARA CEVAP
(Bu bildiri, 2007 yilinda yayinlandi.)
BAYAN BIR YAZARA CEVAP
dünyayi demokratiklestiren ALLAHin adiyla
Sayin Ece Temelkuran,
"Basörtülü kadinlar, basörtüsüz kadinlar hakkinda ne dü-
sünüyor" veya "onlara nasil bakiyorlar" diye sormussunuz.
Aldiginiz cevaplarda ise, size sinirlenildigini tesbit etmissi-
niz. Acaba bu gercekten böyle mi, yoksa siz mi öyle algili-
yorsunuz? Bunu iyi anlamak gerekir.
Eger size sinirli ve öfkeli cevaplar veriliyorsa, bu dogal de-
gil midir? Cünkü kamusal alanda uygulanmakta olan bas-
örtüsü yasagi yüzünden basini acmak zorunda kalan veya
yasak alana giremeyen binlerce dindar kadinin kalbleri ka-
namaktadir. Siz bu kanamalari durduracak calismalar ya-
pacaginiz yerde, sorgularcasina ve kalblerine $i$ batirirca-
sina sorular sorarsaniz, nasil sinirsiz bir cevap alabilirsiniz
ki!
Basi örtülü kadinlarin basi örtüsüz kadinlar hakkinda ne
düsündüklerini veya onlara nasil baktiklarini biz size söyle-
yelim:
Iyilikci dindar bir kadin der ki: "Allah'im! $u kadinlara da
örtünme nasip et, onlari ciblakliktan kurtar".
(Yani: Iyilikci dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "kurtaril-
masi gereken" kimseler olarak görür.)
Henüz olgunlasmamis ve ici öfke dolu bir dindar kadin da:
"Allah'im, $u örtüsüz kadinlarin saclarini yok et, güzellik-
lerini boz ki, örtünmeye mecbur kalsinlar ve basörtüsü ya-
sagina taraftar olmanin cezasini ceksinler" der.
(Yani: Öfkeli dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "cezalandi-
rilmasi" veya "devlet tarafindan zorla baslari örtülmesi ge-
reken varliklar" olarak görür veya görebilir.)
Bir de, basörtüsüzlerle ugrasacak durumda olmayan dindar
kadinlar vardir. Bunlar da cogunlukta olanlardir. Cünkü on-
larin bin türlü derdi vardir. Basörtüsüzlerle ilgilenecek hal ve
vakitleri yoktur.
(Demek, cogunluga göre hüküm vermeli, öfkelilere karsi
dikkatli olmali ve iyilikci dindar kadinlari da sevmelisiniz.)
Islâmiyet diniyle ic ice ya$anilan bir ülkede basörtüsü yasa-
ginin bir anlami olamaz. Bu yasak kalkmak zorundadir. Si-
zin yapmaniz gereken i$ de, onlara soru soru sormak degil,
laikciler tarafindan kanatilmaya devam edilen ve iskencele-
rine son vermek istemeyen zalimleri durduracak ve yarali-
larin yarasini saracak calismalar yapmaktir.
Siz, sordugunuz sorularla iyi niyetli oldugunuzu düsünebilir-
siniz. Fakat bu konuda sadece iyi niyetinizin bir faydasi ol-
mamakta, belki zarari dokunmaktadir. Öyle ise önce yapil-
masi gereken dogru seyin ne oldugunu saptamaniz gerekir.
Ancak bu saptamadan sonra isabetli bir eylemde bulunabi-
lirsiniz. O eylem de: Basörtüsü yasaginin kaldirilmasina ca-
lismaktir. Bu, öfkeli dindarlarin öfkesini yok eder.
Kimse korkmasin: Büyük sehirler disindaki kadinlarin yüz-
de yetmisinin basörtmeleri Türkiye'ye $eriat getirmiyorsa,
üniversiteye girecek 5-10 kiz ögrencinin basörtüsüyle de
$eriat gelmez. Eger basörtüsü takmakla bir yere $eriat ge-
liyorsa, Türkiye'de kamusal alan disindaki bütün kadinlarin
basörtüsünü soymak gerekir; ki, Türkiye $eriattan kurtul-
sun!
Kurtulus, laiksel diktatörlüge son vermektedir.
Sayin Ece Hanim,
Eger faydali bir i$ yapmak istiyorsaniz, siz de bu kurtulusa
katilmalisiniz. Zaman; soru sorma zamani degil, eyleme gec-
me zamanidir. Dindar kadinlara uygulanmakta olan zorba-
ligin bir benzeri size uygulansaydi acaba ne yapardiniz?
"Devletin her kuralinin basimin üstünde yeri var" mi derdi-
niz? Siz asil buna cevap veriniz ve buna göre hareket ediniz.
Hak ve Adalet ve Dürüstlügü hayatiniza temel yaptiginizda
dogru yolu ve eylemi bulursunuz. Bundan saparsaniz, insan-
liktan sapmis olursunuz.
Iyi bilmelisiniz ki, kadinlari yalnizca zalim erkekler ezmiyor-
lar. Basörtüsü yasagini koruyarak laikciler de ezmektedir-
ler. Umariz, siz de bu "ezenler" arasinda olmazsiniz ve de-
gilsinizdir.
Eger siz (diger basörtüsü karsitlari icin söylüyoruz); "esi bas-
örtülü bir cumhurbaskanina hayir" diyorsaniz, bu sizin dikta-
törlügünüzü gösterir. Fakat kimse bu diktatörlüge boyun eg-
mek zorunda degildir. Müslümanlar: "Cumhurbaskani sayin
Sezer'in esinin basi mutlaka örtülü olmalidir" diye bir dayat-
mada bulunmadiklarina göre, laiklik taraftarlari da kendi da-
yatmalarindan vazgecmeliler ve esi basörtülü bir cumhurbas-
kanina "hos geldin" demeliler. Eger demezlerse, bu onlarin
sorunudur. Millî Irade, onlarin zorbaliklarina itaat etmek zo-
runda degildir. Öyle ise hepimiz: "Demokratik ilkelere evet"
demeli, diktatörik dayatmalari da bertaraf etmeliyiz. Eger
günün birinde CHP iktidara gelirse, o da "esi basörtüsüz"
bir cumhurbaskani secebilir. Buna da Müslümanlar, "hayir"
diyemez. O halde diktatörik ilkelerin degil, demokratik il-
kelerin geregine uyalim. Baris da bu uymadadir.
Selamlar...
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Agustos basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
BAYAN BIR YAZARA CEVAP
dünyayi demokratiklestiren ALLAHin adiyla
Sayin Ece Temelkuran,
"Basörtülü kadinlar, basörtüsüz kadinlar hakkinda ne dü-
sünüyor" veya "onlara nasil bakiyorlar" diye sormussunuz.
Aldiginiz cevaplarda ise, size sinirlenildigini tesbit etmissi-
niz. Acaba bu gercekten böyle mi, yoksa siz mi öyle algili-
yorsunuz? Bunu iyi anlamak gerekir.
Eger size sinirli ve öfkeli cevaplar veriliyorsa, bu dogal de-
gil midir? Cünkü kamusal alanda uygulanmakta olan bas-
örtüsü yasagi yüzünden basini acmak zorunda kalan veya
yasak alana giremeyen binlerce dindar kadinin kalbleri ka-
namaktadir. Siz bu kanamalari durduracak calismalar ya-
pacaginiz yerde, sorgularcasina ve kalblerine $i$ batirirca-
sina sorular sorarsaniz, nasil sinirsiz bir cevap alabilirsiniz
ki!
Basi örtülü kadinlarin basi örtüsüz kadinlar hakkinda ne
düsündüklerini veya onlara nasil baktiklarini biz size söyle-
yelim:
Iyilikci dindar bir kadin der ki: "Allah'im! $u kadinlara da
örtünme nasip et, onlari ciblakliktan kurtar".
(Yani: Iyilikci dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "kurtaril-
masi gereken" kimseler olarak görür.)
Henüz olgunlasmamis ve ici öfke dolu bir dindar kadin da:
"Allah'im, $u örtüsüz kadinlarin saclarini yok et, güzellik-
lerini boz ki, örtünmeye mecbur kalsinlar ve basörtüsü ya-
sagina taraftar olmanin cezasini ceksinler" der.
(Yani: Öfkeli dindar bir kadin, basörtüsüzleri; "cezalandi-
rilmasi" veya "devlet tarafindan zorla baslari örtülmesi ge-
reken varliklar" olarak görür veya görebilir.)
Bir de, basörtüsüzlerle ugrasacak durumda olmayan dindar
kadinlar vardir. Bunlar da cogunlukta olanlardir. Cünkü on-
larin bin türlü derdi vardir. Basörtüsüzlerle ilgilenecek hal ve
vakitleri yoktur.
(Demek, cogunluga göre hüküm vermeli, öfkelilere karsi
dikkatli olmali ve iyilikci dindar kadinlari da sevmelisiniz.)
Islâmiyet diniyle ic ice ya$anilan bir ülkede basörtüsü yasa-
ginin bir anlami olamaz. Bu yasak kalkmak zorundadir. Si-
zin yapmaniz gereken i$ de, onlara soru soru sormak degil,
laikciler tarafindan kanatilmaya devam edilen ve iskencele-
rine son vermek istemeyen zalimleri durduracak ve yarali-
larin yarasini saracak calismalar yapmaktir.
Siz, sordugunuz sorularla iyi niyetli oldugunuzu düsünebilir-
siniz. Fakat bu konuda sadece iyi niyetinizin bir faydasi ol-
mamakta, belki zarari dokunmaktadir. Öyle ise önce yapil-
masi gereken dogru seyin ne oldugunu saptamaniz gerekir.
Ancak bu saptamadan sonra isabetli bir eylemde bulunabi-
lirsiniz. O eylem de: Basörtüsü yasaginin kaldirilmasina ca-
lismaktir. Bu, öfkeli dindarlarin öfkesini yok eder.
Kimse korkmasin: Büyük sehirler disindaki kadinlarin yüz-
de yetmisinin basörtmeleri Türkiye'ye $eriat getirmiyorsa,
üniversiteye girecek 5-10 kiz ögrencinin basörtüsüyle de
$eriat gelmez. Eger basörtüsü takmakla bir yere $eriat ge-
liyorsa, Türkiye'de kamusal alan disindaki bütün kadinlarin
basörtüsünü soymak gerekir; ki, Türkiye $eriattan kurtul-
sun!
Kurtulus, laiksel diktatörlüge son vermektedir.
Sayin Ece Hanim,
Eger faydali bir i$ yapmak istiyorsaniz, siz de bu kurtulusa
katilmalisiniz. Zaman; soru sorma zamani degil, eyleme gec-
me zamanidir. Dindar kadinlara uygulanmakta olan zorba-
ligin bir benzeri size uygulansaydi acaba ne yapardiniz?
"Devletin her kuralinin basimin üstünde yeri var" mi derdi-
niz? Siz asil buna cevap veriniz ve buna göre hareket ediniz.
Hak ve Adalet ve Dürüstlügü hayatiniza temel yaptiginizda
dogru yolu ve eylemi bulursunuz. Bundan saparsaniz, insan-
liktan sapmis olursunuz.
Iyi bilmelisiniz ki, kadinlari yalnizca zalim erkekler ezmiyor-
lar. Basörtüsü yasagini koruyarak laikciler de ezmektedir-
ler. Umariz, siz de bu "ezenler" arasinda olmazsiniz ve de-
gilsinizdir.
Eger siz (diger basörtüsü karsitlari icin söylüyoruz); "esi bas-
örtülü bir cumhurbaskanina hayir" diyorsaniz, bu sizin dikta-
törlügünüzü gösterir. Fakat kimse bu diktatörlüge boyun eg-
mek zorunda degildir. Müslümanlar: "Cumhurbaskani sayin
Sezer'in esinin basi mutlaka örtülü olmalidir" diye bir dayat-
mada bulunmadiklarina göre, laiklik taraftarlari da kendi da-
yatmalarindan vazgecmeliler ve esi basörtülü bir cumhurbas-
kanina "hos geldin" demeliler. Eger demezlerse, bu onlarin
sorunudur. Millî Irade, onlarin zorbaliklarina itaat etmek zo-
runda degildir. Öyle ise hepimiz: "Demokratik ilkelere evet"
demeli, diktatörik dayatmalari da bertaraf etmeliyiz. Eger
günün birinde CHP iktidara gelirse, o da "esi basörtüsüz"
bir cumhurbaskani secebilir. Buna da Müslümanlar, "hayir"
diyemez. O halde diktatörik ilkelerin degil, demokratik il-
kelerin geregine uyalim. Baris da bu uymadadir.
Selamlar...
Zaman: Yeni Cag'in yedisi, Agustos basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
AVRUPA MURANiSTLERi CEVAPLIYOR!
Bu bildiri, 2006 yilinda yayinlandi.)
AVRUPA MURANISTLERI CEVAPLIYOR!
ögreten ALLAHin adiyla
Allah'in bazi insanlara 20 yil, bazilarina da 80 yillik bir ömür
vermis olmasi adaletsizlik midir?
Bir insan 20 yil icerisinde cok sey yapabilecegi gibi, diger bir
insan da 80 yil ya$adigi halde hic bir sey yapamayabilir veya
yapmayabilir. Bütün i$, ömrü iyi degerlendirebilmektedir. Me-
selâ Fatih Sultan Mehmed 20-21 ya$larinda Istanbul'u fethet-
mis, cag acip cag kapamistir. Öte yandan 80 yil ya$adigi halde
dinsizligiyle veya inkâriyla ölen ve bu arzusundan dönmek iste-
meyen insanlar da var. Demek adaletli Allah'in insanlara farkli
ömürler vermesinde bir adaletsizlik yoktur.
Allah, 20 yillik bir ömür verdigi kimseden, 20 yilin hesabini ve
80 yillik ömür verdigi kimseden de 80 yilin hesabini sorar.
Yani 20 yil ya$amis olandan 80 yilin hesabini ve 80 yil ya$a-
mis olandan da 20 yilin hesabini sormaz. "Her uzun ömürlü
insan mutlaka inancli olur veya günahlarina tövbe eder" sek-
linde bir ilke ve garanti bulunmamaktadir.
Ayrica insanlara farkli ömürler verilmesi, "kader"le de ilgilidir.
Bu konuda Allah sadece adaleti nazara alarak degil, bin tür-
lü amaci gözeterek insanlarin ömürlerini belirler. Insanlar ise,
Allah gibi bütün zamanlari ve önemli noktalari göz önüne ala-
rak bir hesap-kitap yapamaz. Yapamadigi ve yapamayacagi
icin de, insanlara esit olmayan bir ömür verilmis olmasini
"adaletsizlik" sayar, sayabilir.
Bu dünya, bir "imtihan salonu" olarak acilmistir. Allah, kimisi
20 ya$indayken, kimisi de 80 ya$indayken imtihan cevapla-
rini insanlarin ellerinden alabilir. Bu durumda herkes cevabini
hazir tutmak zorundadir. Cünkü Allah kimseye uzun ya$ama
garantisi vermemistir ve vermek zorunda da degildir. Bunda
bir adaletsizlik yoktur. Cünkü 80 yillik ömür verdigi bir kim-
senin, "mutlaka inancli ve iyilikci insan olacagi" kesinligi bulun-
mamaktadir. O insan pekâlâ bütün ömrünü inkâr ve kötülükle
de gecirebilir ve gecirebiliyor. Yine meselâ 20 ya$inda ölmüs
bir insan tekrar dünyaya gönderilecek olsa, bu kimsenin inanc
ve iyilikciligi sececegine dair bir garanti ve kesinlik yoktur.
Bu kimse de pekâlâ inanc ve iyilikciligi degil de, inkâr ve
kötülükcülügü secebilir. Demek dünyada imtihan bir keredir
ve kimsenin tekrar tekrar bu dünyaya gelip imtihan olma ve
kendini mükemmellestirme sansi yoktur. Bunun icin de her
insan, ömrünü dikkatli kullanmak zorundadir.
Ayrica meselâ 30-40 ya$ina kadar inkâr ve kötülükle ya$amis
ve ölmüs birisini, "iyiligi yakalasin" diye tekrar dünyaya gönder-
mek, bütün ömrünü iyilik ve ibadetle gecirmis olanlara karsi
bir haksizlik olmayacak midir? "Herkes imtihani kazansin" diye
bir ilke güdülürse, imtihanin ne anlami kalir? Dersine calisanlar
ile calismayanlar esit hale gelmez mi?
Allah, "herkes cennetlik olacaktir" diye bir kaide koymamistir.
Kaybedenler de olacaktir. Bunun icin Allah cehennemi bosuna
yaratmamistir. Gereken uyarisini da önceden yapmistir. O'nun
bu uyarisini kaale almayanlar veya inkâr edenler elbette kendi-
lerine yazik etmis olacaklar ve uyarilari dinleyip kendilerini
zamaninda düzeltenler ise, cennet ödülünü kazanacaklardir.
Kötü insanlar öldükten sonra, "düzelsinler" diye onlara tekrar
tekrar dünyaya gelme sansi vermek, cehennemin bosuna yara-
tildigina ve bu da âhiretin gereksizligine delil olur ki, buna imkân
yoktur. Aksi halde Allah Kur'anda bosuna konusmus olur. Bu
da mümkün degildir.
Demek, insanlarin bu dünyaya tekrar tekrar gelip kendilerini
düzeltme ve mükemmellestirme sanslari yoktur ve onlara
böyle bir sans vermenin de dogru bir mantigi bulunmamaktadir.
Insanlara, böyle bir sansin bulunabileceginden bahsetmek,
onlari aldatmaktan baska bir seye yaramaz. Demek insanlar,
isbatsiz sözlere aldanmamalidir. Allah da zaten "herkes ken-
dini mükemmellestirinceye kadar bu dünyaya gelip gidebilir"
diye bir yol acmamis, bir garanti vermemis ve vaadde bulun-
mamistir. Bu konuda Kur'anin inanc esaslarini zedeleyen
görüslere deger verilmemelidir ve verilemez.
Herkes, Allah'tan daha iyi, daha adaletli ve daha merhametli
olamayacagini bilmeli ve Kur'anin ziddina fikirler gelistirmek-
ten uzaklasmalidir. Uzaklasmayanlar ise, Budizm'e hizmet et-
mekten baska birsey elde edemez. Allah ise, Kendinden bas-
ka ilah uyduran ve âhireti olmayan dinleri bâtil saymistir.
Zaman: Yeni Cag'in altisi, Kasim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
AVRUPA MURANISTLERI CEVAPLIYOR!
ögreten ALLAHin adiyla
Allah'in bazi insanlara 20 yil, bazilarina da 80 yillik bir ömür
vermis olmasi adaletsizlik midir?
Bir insan 20 yil icerisinde cok sey yapabilecegi gibi, diger bir
insan da 80 yil ya$adigi halde hic bir sey yapamayabilir veya
yapmayabilir. Bütün i$, ömrü iyi degerlendirebilmektedir. Me-
selâ Fatih Sultan Mehmed 20-21 ya$larinda Istanbul'u fethet-
mis, cag acip cag kapamistir. Öte yandan 80 yil ya$adigi halde
dinsizligiyle veya inkâriyla ölen ve bu arzusundan dönmek iste-
meyen insanlar da var. Demek adaletli Allah'in insanlara farkli
ömürler vermesinde bir adaletsizlik yoktur.
Allah, 20 yillik bir ömür verdigi kimseden, 20 yilin hesabini ve
80 yillik ömür verdigi kimseden de 80 yilin hesabini sorar.
Yani 20 yil ya$amis olandan 80 yilin hesabini ve 80 yil ya$a-
mis olandan da 20 yilin hesabini sormaz. "Her uzun ömürlü
insan mutlaka inancli olur veya günahlarina tövbe eder" sek-
linde bir ilke ve garanti bulunmamaktadir.
Ayrica insanlara farkli ömürler verilmesi, "kader"le de ilgilidir.
Bu konuda Allah sadece adaleti nazara alarak degil, bin tür-
lü amaci gözeterek insanlarin ömürlerini belirler. Insanlar ise,
Allah gibi bütün zamanlari ve önemli noktalari göz önüne ala-
rak bir hesap-kitap yapamaz. Yapamadigi ve yapamayacagi
icin de, insanlara esit olmayan bir ömür verilmis olmasini
"adaletsizlik" sayar, sayabilir.
Bu dünya, bir "imtihan salonu" olarak acilmistir. Allah, kimisi
20 ya$indayken, kimisi de 80 ya$indayken imtihan cevapla-
rini insanlarin ellerinden alabilir. Bu durumda herkes cevabini
hazir tutmak zorundadir. Cünkü Allah kimseye uzun ya$ama
garantisi vermemistir ve vermek zorunda da degildir. Bunda
bir adaletsizlik yoktur. Cünkü 80 yillik ömür verdigi bir kim-
senin, "mutlaka inancli ve iyilikci insan olacagi" kesinligi bulun-
mamaktadir. O insan pekâlâ bütün ömrünü inkâr ve kötülükle
de gecirebilir ve gecirebiliyor. Yine meselâ 20 ya$inda ölmüs
bir insan tekrar dünyaya gönderilecek olsa, bu kimsenin inanc
ve iyilikciligi sececegine dair bir garanti ve kesinlik yoktur.
Bu kimse de pekâlâ inanc ve iyilikciligi degil de, inkâr ve
kötülükcülügü secebilir. Demek dünyada imtihan bir keredir
ve kimsenin tekrar tekrar bu dünyaya gelip imtihan olma ve
kendini mükemmellestirme sansi yoktur. Bunun icin de her
insan, ömrünü dikkatli kullanmak zorundadir.
Ayrica meselâ 30-40 ya$ina kadar inkâr ve kötülükle ya$amis
ve ölmüs birisini, "iyiligi yakalasin" diye tekrar dünyaya gönder-
mek, bütün ömrünü iyilik ve ibadetle gecirmis olanlara karsi
bir haksizlik olmayacak midir? "Herkes imtihani kazansin" diye
bir ilke güdülürse, imtihanin ne anlami kalir? Dersine calisanlar
ile calismayanlar esit hale gelmez mi?
Allah, "herkes cennetlik olacaktir" diye bir kaide koymamistir.
Kaybedenler de olacaktir. Bunun icin Allah cehennemi bosuna
yaratmamistir. Gereken uyarisini da önceden yapmistir. O'nun
bu uyarisini kaale almayanlar veya inkâr edenler elbette kendi-
lerine yazik etmis olacaklar ve uyarilari dinleyip kendilerini
zamaninda düzeltenler ise, cennet ödülünü kazanacaklardir.
Kötü insanlar öldükten sonra, "düzelsinler" diye onlara tekrar
tekrar dünyaya gelme sansi vermek, cehennemin bosuna yara-
tildigina ve bu da âhiretin gereksizligine delil olur ki, buna imkân
yoktur. Aksi halde Allah Kur'anda bosuna konusmus olur. Bu
da mümkün degildir.
Demek, insanlarin bu dünyaya tekrar tekrar gelip kendilerini
düzeltme ve mükemmellestirme sanslari yoktur ve onlara
böyle bir sans vermenin de dogru bir mantigi bulunmamaktadir.
Insanlara, böyle bir sansin bulunabileceginden bahsetmek,
onlari aldatmaktan baska bir seye yaramaz. Demek insanlar,
isbatsiz sözlere aldanmamalidir. Allah da zaten "herkes ken-
dini mükemmellestirinceye kadar bu dünyaya gelip gidebilir"
diye bir yol acmamis, bir garanti vermemis ve vaadde bulun-
mamistir. Bu konuda Kur'anin inanc esaslarini zedeleyen
görüslere deger verilmemelidir ve verilemez.
Herkes, Allah'tan daha iyi, daha adaletli ve daha merhametli
olamayacagini bilmeli ve Kur'anin ziddina fikirler gelistirmek-
ten uzaklasmalidir. Uzaklasmayanlar ise, Budizm'e hizmet et-
mekten baska birsey elde edemez. Allah ise, Kendinden bas-
ka ilah uyduran ve âhireti olmayan dinleri bâtil saymistir.
Zaman: Yeni Cag'in altisi, Kasim ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Mittwoch, 29. Oktober 2008
TAVUK MU YUMURTADAN CIKAR, YUMURTA MI TAVUKTAN?
(Bu makale, yazarimiz Hüseyin Avdic tarafindan kaleme
alinmistir.)
BILIM YANILIYOR MU?
Biliyorsunuz, gecenlerde Ingiliz bir bilim adami, 'tavugun
yumurtadan ciktigini' iddia etti. Iddiasini dayandirdigi ar-
guman ise: 'Sorunun cevabi, genetik materyalin (kromo-
zomlar üzerinde kalitsal özellikleri tasiyan yapi kitlesi) bir
organizmanin hayati boyunca degismedigi, bu nedenle
daha sonra tavuk olarak adlandirilacak ilk kus türünün,
ilk önce “embriyon’’ olarak bir yumurtanin “içinde’’
olusmasi gerektigi fikrinde sakli...'
Ben de bunun tam aksini iddia ediyorum. Yani 'yumurta
tavuktan cikmistir'. Cünkü tavuk olmadan yumurta olmaz.
Yani Allah su ve topraktan, önce ilk insan Âdem'i yaratir.
Âdem'den de e$i Havva'yi, ikisinin birlesmesinden de co-
cuklarini meydana getirir.
Yoksa önce cocuklarini, sonra Havva'yi ve Âdem'i degil.
Bunun gibi, Allah önce horozu yaratir. Horozdan tavugu,
tavuktan da yumurtayi cikarir. Yoksa önce yumurtayi, yu-
murtadan da tavugu, tavuktan da horozu degil.
Allah kâinati insan icin yaratmistir, ama insani kâinattan
önce degil, sonra yaratmistir. Cünkü bir üretim alabilmek
icin önce fabrika kurulur (Tabi, ne üretilecegi kararlastiril-
diktan sonra) , sonra bu fabrikadan üretim alinir. Önce a-
gac yaratilir. Sonra bu agactan meyve beklenir. Meyvede
de agacin yumurtalari olan cekirdekleri bulunur.
Insanlar da önce fabrikayi kurar. Bu fabrikadan da televiz-
yon, radyo, camasir makinasi, buzdolabi ve diger makina
gibi ürünleri elde ederler. Yoksa bunun tersi olmaz. Yani
televizyondan fabrikayi yaratmazlar. Ama bir fabrikanin
televizyon üretimi icin kuruldugu dogrudur. Burada mânevî
gaye ile maddî neticeyi karistirmamaliyiz.
Sonuc olarak: Yumurta tavuktan cikmistir. Tavuk, bir yu-
murta fabrikasi gibidir. Fabrika olmadan yumurta olmaz.
Fabrika ise, patron tarafindan kurulur veya yaratilir. Patron
olmadan hicbir $ey olmaz. Allah olmazsa, patron da olmaz.
Ilk yaratis sebepsiz olur. Yani Allah Âdem'i annesiz-babasiz
dogrudan dogruya su ve topragin karisimindan yaratmistir.
Yoksa spermadan degil. Ilk hayvanlar da böyle (yani embri-
yosuz) yaratilmistir. Ilk bitkiler de böyle (yani cekirdeksiz)
yaratilmistir. Tavuktan önce de horoz yaratilmistir. Ve bu
$ekilde, sonucta; 'yumurta tavuktan cikmakta'dir. Ne yazik
ki bilim henüz bu sonuca ulasamamistir. Acaba bilim adam-
larinin daha kac firin ekmek yemeleri gerekiyor? Bunu da
varin siz hesaplayin!
Not 1: Bu sonucu kabul etmeyenler, inkârlarindan önce bir
embriyonun Tanrisiz yani görmesi, duymasi, konusmasi, bil-
mesi, gaye ve hedefi, güc ve iradesi, ezeliyeti ve ebediyeti
olmayan madde veya doga tarafindan nasil meydana getiril-
digini 'isbatlayarak' anlatsinlar.
Not 2: $öyle bir sual sorulabilir: "Siz Kur'anlilar, insanin may-
mundan türedigine inanmiyorsunuz da, bunun tersi olan
Âdem'den bir Havva'nin yaratilabilecegine inaniyor ve
horozdan da bir tavuk cikabilecegini kabulleniyorsunuz.
Bu zitligi nasil ortadan kaldirabilirsiniz?"
Evet, bu sonuc bir zitlik gibi görünse de, tam uygunluktur.
Cünkü bir arti'ya bir eksi yerlesebilir. Fakat bir eksi'de bir
arti yerlesemez. Bunun icin maymundan insan türeyemez.
Cünkü maymun, bir "eksi"dir. Insan ise, bir "arti".
Ayni sekilde bir kadindan da erkek cikamaz, ama bir er-
kekten bir kadin cikabilir. Cünkü yaratilisca erkek bir arti
cinsiyetdir, kadin ise bir eksi. Cünkü erkek kadina bir
erkek cinsiyet (Y) kromozomu vermezse, kadin bir erkek
cocuk doguramaz. Cünkü kadinda erkeklik arti'si bulun-
mamakta, fakat erkekte hem di$ilik hem de erkeklik eksi'
si bulunmaktadir. Erkekteki bu iki eksi, bir arti yapmakta-
dir. Havva'nin Âdem'den yaratilmasiyla, erkek kendinden
bir eksi kaybederek, Âdem ile Havva "insaniyeten" e$it-
lenmistir. Fakat yaratilisca bu iki cinsiyeti e$it sayamayiz.
Aralarindaki farklar da ortadadir.
I$te bunlar da bilimsel bir gercektir. Demek, tavuk horoz-
dan, Havva Âdem'den cikar ve cikabilir. Eger Havva'dan
Âdem cikabilseydi, belki insan da maymundan türeyebilirdi.
Darwin, "insanin maymundan türedigi"ni iddia ederken,
bu gerceklerden habersizdi. Dolayisiyla, evrim teorisi'nin
vefat ilânini verebilir ve "akilli tasarim"in dogu$una da
sevinebiliriz.
(Bu 2. not, 29 Ekim 2008'de konuldu.)
Zaman: Yeni Cag'in sekizi, Ekim ayi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Inceleme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
alinmistir.)
BILIM YANILIYOR MU?
Biliyorsunuz, gecenlerde Ingiliz bir bilim adami, 'tavugun
yumurtadan ciktigini' iddia etti. Iddiasini dayandirdigi ar-
guman ise: 'Sorunun cevabi, genetik materyalin (kromo-
zomlar üzerinde kalitsal özellikleri tasiyan yapi kitlesi) bir
organizmanin hayati boyunca degismedigi, bu nedenle
daha sonra tavuk olarak adlandirilacak ilk kus türünün,
ilk önce “embriyon’’ olarak bir yumurtanin “içinde’’
olusmasi gerektigi fikrinde sakli...'
Ben de bunun tam aksini iddia ediyorum. Yani 'yumurta
tavuktan cikmistir'. Cünkü tavuk olmadan yumurta olmaz.
Yani Allah su ve topraktan, önce ilk insan Âdem'i yaratir.
Âdem'den de e$i Havva'yi, ikisinin birlesmesinden de co-
cuklarini meydana getirir.
Yoksa önce cocuklarini, sonra Havva'yi ve Âdem'i degil.
Bunun gibi, Allah önce horozu yaratir. Horozdan tavugu,
tavuktan da yumurtayi cikarir. Yoksa önce yumurtayi, yu-
murtadan da tavugu, tavuktan da horozu degil.
Allah kâinati insan icin yaratmistir, ama insani kâinattan
önce degil, sonra yaratmistir. Cünkü bir üretim alabilmek
icin önce fabrika kurulur (Tabi, ne üretilecegi kararlastiril-
diktan sonra) , sonra bu fabrikadan üretim alinir. Önce a-
gac yaratilir. Sonra bu agactan meyve beklenir. Meyvede
de agacin yumurtalari olan cekirdekleri bulunur.
Insanlar da önce fabrikayi kurar. Bu fabrikadan da televiz-
yon, radyo, camasir makinasi, buzdolabi ve diger makina
gibi ürünleri elde ederler. Yoksa bunun tersi olmaz. Yani
televizyondan fabrikayi yaratmazlar. Ama bir fabrikanin
televizyon üretimi icin kuruldugu dogrudur. Burada mânevî
gaye ile maddî neticeyi karistirmamaliyiz.
Sonuc olarak: Yumurta tavuktan cikmistir. Tavuk, bir yu-
murta fabrikasi gibidir. Fabrika olmadan yumurta olmaz.
Fabrika ise, patron tarafindan kurulur veya yaratilir. Patron
olmadan hicbir $ey olmaz. Allah olmazsa, patron da olmaz.
Ilk yaratis sebepsiz olur. Yani Allah Âdem'i annesiz-babasiz
dogrudan dogruya su ve topragin karisimindan yaratmistir.
Yoksa spermadan degil. Ilk hayvanlar da böyle (yani embri-
yosuz) yaratilmistir. Ilk bitkiler de böyle (yani cekirdeksiz)
yaratilmistir. Tavuktan önce de horoz yaratilmistir. Ve bu
$ekilde, sonucta; 'yumurta tavuktan cikmakta'dir. Ne yazik
ki bilim henüz bu sonuca ulasamamistir. Acaba bilim adam-
larinin daha kac firin ekmek yemeleri gerekiyor? Bunu da
varin siz hesaplayin!
Not 1: Bu sonucu kabul etmeyenler, inkârlarindan önce bir
embriyonun Tanrisiz yani görmesi, duymasi, konusmasi, bil-
mesi, gaye ve hedefi, güc ve iradesi, ezeliyeti ve ebediyeti
olmayan madde veya doga tarafindan nasil meydana getiril-
digini 'isbatlayarak' anlatsinlar.
Not 2: $öyle bir sual sorulabilir: "Siz Kur'anlilar, insanin may-
mundan türedigine inanmiyorsunuz da, bunun tersi olan
Âdem'den bir Havva'nin yaratilabilecegine inaniyor ve
horozdan da bir tavuk cikabilecegini kabulleniyorsunuz.
Bu zitligi nasil ortadan kaldirabilirsiniz?"
Evet, bu sonuc bir zitlik gibi görünse de, tam uygunluktur.
Cünkü bir arti'ya bir eksi yerlesebilir. Fakat bir eksi'de bir
arti yerlesemez. Bunun icin maymundan insan türeyemez.
Cünkü maymun, bir "eksi"dir. Insan ise, bir "arti".
Ayni sekilde bir kadindan da erkek cikamaz, ama bir er-
kekten bir kadin cikabilir. Cünkü yaratilisca erkek bir arti
cinsiyetdir, kadin ise bir eksi. Cünkü erkek kadina bir
erkek cinsiyet (Y) kromozomu vermezse, kadin bir erkek
cocuk doguramaz. Cünkü kadinda erkeklik arti'si bulun-
mamakta, fakat erkekte hem di$ilik hem de erkeklik eksi'
si bulunmaktadir. Erkekteki bu iki eksi, bir arti yapmakta-
dir. Havva'nin Âdem'den yaratilmasiyla, erkek kendinden
bir eksi kaybederek, Âdem ile Havva "insaniyeten" e$it-
lenmistir. Fakat yaratilisca bu iki cinsiyeti e$it sayamayiz.
Aralarindaki farklar da ortadadir.
I$te bunlar da bilimsel bir gercektir. Demek, tavuk horoz-
dan, Havva Âdem'den cikar ve cikabilir. Eger Havva'dan
Âdem cikabilseydi, belki insan da maymundan türeyebilirdi.
Darwin, "insanin maymundan türedigi"ni iddia ederken,
bu gerceklerden habersizdi. Dolayisiyla, evrim teorisi'nin
vefat ilânini verebilir ve "akilli tasarim"in dogu$una da
sevinebiliriz.
(Bu 2. not, 29 Ekim 2008'de konuldu.)
Zaman: Yeni Cag'in sekizi, Ekim ayi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Inceleme.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Dienstag, 28. Oktober 2008
B E Y A N N A M E
(Bu bildiri, 2004 yilinda yayinlanmistir.)
B E Y A N N A M E
(Dinî ve ictihadî hükümler hakkinda
bir aciklama)
hâkim olan Allahin adiyla
Allah'in Mehdisi diyor ki: "Hicbir dev-
letin, hak bir dinin hak olan buyrukla-
rina hicbir yerde yasak koyma hakki yok-
tur. Koyan, haksiz duruma düser. Bu hak-
sizliga karsi me$ru vasitalarla savasmak
bir haktir."
"Her dinî kurum ve kurulusun dinde icti-
had etme hakki vardir, ictihad edebilir.
Fakat Allah'in Mehdisinin onayindan gec-
meyen ictihadî hüküm ve kararlar gecer-
sizdir."
Soru: Peki, bu birinci hüküm bir zorlama
ve dayatma olmuyor mu?
Cevap: Olmuyor! Cünkü burada, "Müslüman
olacaksin" denmiyor. "Dinime ve dinsel
ya$antima dokunma" deniyor. Bir ülkenin
devlet yöneticileri Müslüman veya Hiris-
tiyan olmaya mecbur degildir, mecbur
edilemez. Fakat o yöneticiler, halkinin
dinî ya$am ve özgürlüklerini korumaya
mecburdur, gasbetmeye haklari yoktur.
Bu hak ve özgürlükleri düzenleme ve
sinir koyma haklari vardir. Fakat bu hak
da, dinî kurumlarin yardim ve ortakligiy-
la yapilabilir. Tek tarafli sinir koyma
ve düzenlemeler haksizliktir.
Not 1: Bu beyanname'yi Fransa devlet bas-
kani da okumalidir.
Not 2: Hz. Isa'nin, dünyanin son vakit-
lerine dogru dünyamiza gelecegi hak'tir
ve dogrudur. Bu dogru, peygamberlerin
sonuncusu olan Hz.Muhammed(asm) tarafin
dan haber verilmistir. Fakat Hz. Isa
(mesih)den önce Hz. Mehdi'nin gelecegi
ve gelmisligi vardir. Kurtulus ve kurta-
rici isteyenler, Hz. Mehdi'ye tabi olmali.
Kurtulmus olanlar da ona destek olmali.
Hz.Mehdiden sonra mânevî dünya liderli-
gini Hz.Mesih devralacaktir. $imdi zaman,
Hz.Mehdi zamanidir. "Âhirüzzaman" lâkapli
Mehdi hazretleri, 11 Eylül olaylarindan
sonra ve Irak Savasindan önce vazifesine
baslamis bulunuyor. Onu inkâr edenler
veya kabul etmeyenler, problemlerini
cözemezler. "Hz.Muhammed son Peygamberdir"
demek, artik yeterli degildir. Hz.Mehdi'yi
kabul etmek sarttir. Hz.Mesih'in gelisini
müjdelemekte bir kusur yoktur. Fakat Hz.
Mehdi'nin gelmisligi ve vazifesine bas-
lamis oldugu unutulmamalidir. Ve, sorunlar
ancak "Muhammedî Ruh" olan Mehdi Hazret-
lerine uymakla hallolur.
Not 3: Kanadi kiriklar $unu bilsin ki;
Kur'an, bir "yorum" degil, Tanri'dan
gönderilmis "ASIL SÖZLER"dir. Kur'anin
orjinal metinlerinin yokedilmis olmasiyla,
Kur'anin "bozulmus" veya "eksiltilmis"
bir kitap oldugunu isbat edemezsiniz.
Bir kitap, bir yerden bir yere aktaril-
makla bozuluvermez. "Kanit"lariniz yeter-
sizdir. Kur'anin "asil olmadigi" $eklinde
süpheler üretmeniz ve onda kusur aramaniz
bosunadir. Cünkü yüce Allah, her yüzyilda
bir, bir din yenileyicisini göndererek,
Kur'anini bâtilattan korumaktadir. Yirmi-
birinci Asrin Mehdisi de, Allah'tan aldigi
BILGI ve I$IKla, Kur'an'in herhangi bir
bozulmaya ugramadigini tasdik etmektedir.
Bu tasdik karsisinda sizin $üphe tohumlari
ekmeniz bosunadir. Bu bosuna gayret, sizin
ancak düsmanlarinizi artirir. Bir milyar
düsman mi iyidir, yoksa bir milyar dost mu?
Dostluk yollarini arayin, sayin kanadi
kiriklar, dostluk yollarini!
BÜTÜN INSANLIK BILSIN KI:
KUR'AN KORUNMU$ BIR KITAPTIR, MEHDI BUNUN
$AHIDIDIR. SIZLERE DE INANMAK VEYA INKÂR
ETMEK KALMI$TIR!
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Ocak ayi ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Aciklama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
B E Y A N N A M E
(Dinî ve ictihadî hükümler hakkinda
bir aciklama)
hâkim olan Allahin adiyla
Allah'in Mehdisi diyor ki: "Hicbir dev-
letin, hak bir dinin hak olan buyrukla-
rina hicbir yerde yasak koyma hakki yok-
tur. Koyan, haksiz duruma düser. Bu hak-
sizliga karsi me$ru vasitalarla savasmak
bir haktir."
"Her dinî kurum ve kurulusun dinde icti-
had etme hakki vardir, ictihad edebilir.
Fakat Allah'in Mehdisinin onayindan gec-
meyen ictihadî hüküm ve kararlar gecer-
sizdir."
Soru: Peki, bu birinci hüküm bir zorlama
ve dayatma olmuyor mu?
Cevap: Olmuyor! Cünkü burada, "Müslüman
olacaksin" denmiyor. "Dinime ve dinsel
ya$antima dokunma" deniyor. Bir ülkenin
devlet yöneticileri Müslüman veya Hiris-
tiyan olmaya mecbur degildir, mecbur
edilemez. Fakat o yöneticiler, halkinin
dinî ya$am ve özgürlüklerini korumaya
mecburdur, gasbetmeye haklari yoktur.
Bu hak ve özgürlükleri düzenleme ve
sinir koyma haklari vardir. Fakat bu hak
da, dinî kurumlarin yardim ve ortakligiy-
la yapilabilir. Tek tarafli sinir koyma
ve düzenlemeler haksizliktir.
Not 1: Bu beyanname'yi Fransa devlet bas-
kani da okumalidir.
Not 2: Hz. Isa'nin, dünyanin son vakit-
lerine dogru dünyamiza gelecegi hak'tir
ve dogrudur. Bu dogru, peygamberlerin
sonuncusu olan Hz.Muhammed(asm) tarafin
dan haber verilmistir. Fakat Hz. Isa
(mesih)den önce Hz. Mehdi'nin gelecegi
ve gelmisligi vardir. Kurtulus ve kurta-
rici isteyenler, Hz. Mehdi'ye tabi olmali.
Kurtulmus olanlar da ona destek olmali.
Hz.Mehdiden sonra mânevî dünya liderli-
gini Hz.Mesih devralacaktir. $imdi zaman,
Hz.Mehdi zamanidir. "Âhirüzzaman" lâkapli
Mehdi hazretleri, 11 Eylül olaylarindan
sonra ve Irak Savasindan önce vazifesine
baslamis bulunuyor. Onu inkâr edenler
veya kabul etmeyenler, problemlerini
cözemezler. "Hz.Muhammed son Peygamberdir"
demek, artik yeterli degildir. Hz.Mehdi'yi
kabul etmek sarttir. Hz.Mesih'in gelisini
müjdelemekte bir kusur yoktur. Fakat Hz.
Mehdi'nin gelmisligi ve vazifesine bas-
lamis oldugu unutulmamalidir. Ve, sorunlar
ancak "Muhammedî Ruh" olan Mehdi Hazret-
lerine uymakla hallolur.
Not 3: Kanadi kiriklar $unu bilsin ki;
Kur'an, bir "yorum" degil, Tanri'dan
gönderilmis "ASIL SÖZLER"dir. Kur'anin
orjinal metinlerinin yokedilmis olmasiyla,
Kur'anin "bozulmus" veya "eksiltilmis"
bir kitap oldugunu isbat edemezsiniz.
Bir kitap, bir yerden bir yere aktaril-
makla bozuluvermez. "Kanit"lariniz yeter-
sizdir. Kur'anin "asil olmadigi" $eklinde
süpheler üretmeniz ve onda kusur aramaniz
bosunadir. Cünkü yüce Allah, her yüzyilda
bir, bir din yenileyicisini göndererek,
Kur'anini bâtilattan korumaktadir. Yirmi-
birinci Asrin Mehdisi de, Allah'tan aldigi
BILGI ve I$IKla, Kur'an'in herhangi bir
bozulmaya ugramadigini tasdik etmektedir.
Bu tasdik karsisinda sizin $üphe tohumlari
ekmeniz bosunadir. Bu bosuna gayret, sizin
ancak düsmanlarinizi artirir. Bir milyar
düsman mi iyidir, yoksa bir milyar dost mu?
Dostluk yollarini arayin, sayin kanadi
kiriklar, dostluk yollarini!
BÜTÜN INSANLIK BILSIN KI:
KUR'AN KORUNMU$ BIR KITAPTIR, MEHDI BUNUN
$AHIDIDIR. SIZLERE DE INANMAK VEYA INKÂR
ETMEK KALMI$TIR!
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Ocak ayi ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Aciklama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Montag, 27. Oktober 2008
KUR'ANLILARLA BiR HASBiHAL
KUR'ANLILARLA BIR HASBIHAL
aciyan Allahin adiyla
"Filistin'de Filistinli örgütleri, Irak'ta Irakli di-
reniscileri, Afganistan'da El-Kaide'yi hep teslimolusa
ve eylemlerine son vermeleri cagrisinda bulunuyorsu-
nuz. Bu sekilde bir hareket ile haklari gasbedilenler,
yurtlari isgal edilenler nasil kurtulus bulabilir?
Müslümanlar nasil düzlüge cikabilir? Bu yaptiklariniz
dogru mu? Avrupa ve Amerikayla nasil birlik olup da
Müslümanlarin ezilmesine yardim ediyorsunuz?" seklinde
bir sual sorulabilir ve coklariniz tarafindan sorul-
makta oldugunun farkindayiz.
Cereyan etmekte olan ve üstesinden gelemedigimiz ve a-
leyhimize i$liyormus gibi görünen global dünya olayla-
ri karsisinda hemen ümitsizlige düsmeyiniz ve yanlis
yargiya varmayiniz. Henüz hersey bitmis degildir. $im-
di yapilan ve yapilmakta olan hata ve haksizliklarin
ve alinamayan haklarin ileride düzeltilme ve geri a-
linma imkâni vardir ve yakin gelecekte hepsi düzelecek
ve düzeltilecektir, insaAllah.
Dünya yönetimini ellerinde bulunduran politikacilar
iktidarlarini koruyabilmek icin bazi haklari ve halk-
lari politikalarina feda edebiliyorlar. Onlar yapmaz-
sa, baskalari onlarin yapamadiklarini yaparak iktidari
ele gecirebiliyorlar. Maalesef siyaset carki baska
türlü i$letilemiyor. En hakkaniyetli politikacilar da-
hi bu tür gidisten kendini kurtaramiyor. Cünkü elle-
rinde siyasal bir güc bulunan lobiler, kurumlar, ör-
gütler siyaseti istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar.
Bu durumda sizin daha etkin lobileriniz yoksa bu gidis
degismeyecektir. Etkin bir lobi icin ya bilimsel bir
üstünlügünüz, ya ekonomik bir zenginliginiz, ya da
dinsel bir güzelliginiz olmalidir. Dinsel bir güzelli-
ginizin olabilmesi icin de Allah'in Dini'ni kalb ve
kafalari fethedebilecek bir uslupla ortaya serebilme-
lisiniz. El-Kaide gibi yaparsaniz kaybedersiniz ve
kaybettirirsiniz. Vazifenizi yapmadiginiz takdirde
"Müslümanlar her yerde nicin dayak yiyiyor, eziliyor,
itilip kakiliyor" dememelisiniz.
Filistin sorununun cözümü icin Amerika'yi zorlamanin,
onu zora sokmanin $u an icin büyük tehlikeleri var. Bu
tehlikelerin dogumuna meydan vermemek icin sabretmek-
ten baska care kalmiyor. Zira bir köyü kurtarmak icin
dünyayi atese vermek dogru olmaz. O halde sabredece-
giz. Sabredenler, biraz sikinti cekseler de sonucta
selâmete ererler, uzun ya$arlar. Sabirsizlarin ise öm-
rü cok kisa olur. Bunun pek cok örnegine sahit olmak-
tayiz.
"Sabretmeyenler ne kazaniyor?" bunu sormaliyiz. Filis-
tinli örgütler Filistin'i kurtarmak icin yarim asirdir
calisiyorlar. Bir arpa boyu yol alabildiler mi? Gayri
mesru metodlara basvurmakla da Filistin'in durumunu
daha berbat hale getirdiler, Filistin halkinin bir
parca saadetini de mahvettiler ve mahvetmektedirler.
Bu hep böyle mi gitmelidir, bunu da sormaliyiz.
Eger "madem karsimizda ba$ edemeyecegimiz bir güc var,
haklarimizi alamiyoruz, dünyayi yakalim olsun bitsin.
Bize haram edilen bir dünya baskalarina da haram ol-
sun!?" denilirse.
Bizim tek ve biricik derdimiz Irak ve Filistin sorunu
degildir. Bizim asil ve en önemli ve en birinci derdi-
miz Allah(cc)in adini yüceltmek, O'nun dinini dünyaya
yaymaktir. Bir Avrupali ve Amerikali'nin da Allah'in
dinini bilme ve tanima hakki vardir. Onlar da bu hak-
larina sizin iyi örnek ve tanitiminizla kavusabilir-
ler. Iste bu derdin devasi icin bazi kücük veya büyük
haksizliklara sabretmek zorundayiz. Asri kazananlar;
Allah'a inanc ve Ibadet'ten sonra Hakkin geregine u-
yanlar ve sabredenlerdir. Sabri olmayanlar kaybedecek-
tir. Bunun icin inanc ve ibadette ve hem günahlara ve
belâlara karsi sabir sarttir.
Hz. Peygamber(sav)in dini, dâvâsi, dâveti ve misyonu;
toplumu vahsetten medeniyete, karanliktan aydinliga,
egrilikten dogruluga cikarmaktir. Eger "Sünnet" diye
uygulanan $eyler insani vahsetten medeniyete, karan-
liktan aydinliga cikariyorsa, o Sünnet dogru Sünnet'
tir. Eger bunlarin ziddina götürüyorsa, o da bâtil ya-
ni asilsiz Sünnet'tir, deccalliktir. Cünkü hakiki
Sünnet insani vahsete götüremez, götürmemeli. Evet,
bugün "Müslüman" denen kimselerin uyguladigi sünnet
insanlari nereye götürüyor? Bu iyi takip edilmeli ve
yanlis yapanlar engellenmelidir.
Kur'ansal yasa olan $eriat, bizi diktatörlükten ve za-
limce hükmetmekten ve hükmedilmekten kurtarmak icin
gelmistir. Bunun da neticesi demokrasi olabilir, dik-
tatörlük olamaz. Bunun icin siyaseten dünya saadeti-
miz diktatörlükte degil, demokrasidedir. Demokrasinin
kurulusunda Ortadogulular biraz zarara ugrasalar da ö-
nemi yoktur. Demokrasiyi kazanmak ve kazandirmak, ge-
lecek zarari fazlasiyla siler, kâr getirir. Bunun icin
Irak'ta olanlara fazla üzülmemeliyiz. Ve demokrasiyi
engelliyecek i$lere destek vermemeliyiz.
Müslümanlar arasinda iyiler de bulunur kötüler de. Fi-
kir ayriligi yüzünden birbirine zit olanlar da bulu-
nur. Ve bunlar arasinda ister istemez mücadele ve sa-
vas da olur. Bunlar i$in dogasi icabidir. Yoksa Müslü-
manlar sadece birilerinin yazdigi raporlarlar yüzün-
den carpismaz. Bu tür raporlar olmasa da inanc ve fi-
kir birligi yapamamis kitleler dogal olarak birbirle-
riyle mücadele eder, savasirlar. Bunlar Müslümanlar a-
rasinda da olabilir. Bu duruma meydan vermemek veya
böyle bir durumdan kurtulmak icin fertler kendi keyf
ve akillarini birakip birlestirici bir lidere tabi ol-
duklarinda inanc ve fikir birligine varip aralarinda-
ki anlasmazliga son verebilirler. Müslümanlar icin
$imdi böyle bir lider Hz. Mehdi'dir. Ve O $imdi cok
sükür aramizdadir. Onun emir ve talimatlarina uyanlar
otomatikman birlesmis olur. Ve bu birlesme simdi en
birinci ve en büyük farzdir.
Müslümanlar arasi birlesmeden sonra ülkeler arasi bir-
lesmeye gidilmelidir. Yalniz diktatörlerle birlik ol-
maz. Islâm ülkelerinin basinda diktatörler oldugu hal-
de onlarin "Islâm Birligi" adi altinda birlesmesi de-
mek, diktatörlügün kuvvetlenmesi demektir. Müslüman-
lar böyle bir birlige razi olamaz, yardim edemez. Is-
lâm Birligi icin önce Islâm ülkelerinin diktatörlük-
ten temizlenmesi gerekir. Irak'ta da bu temizligin
birincisi yapilmaktadir. Bu temizlige engel olunmama-
lidir.
Ücüncü birligimiz de Bati ile olacaktir. Cünkü dünya-
mizin gelecekteki yönetimi bunu gerektiriyor. ABD,
zayiflayip dünya liderligini kaybedebilir. Onun mey-
dana getirecegi boslugu doldurmak icin hazirlikli ol-
mamiz gerekmektedir. Hem Israil, Filistinli örgütle-
rin kücük darbeleriyle yola gelmez. Ona büyük darbe-
ler gereklidir. Islâm ülkelerinin gücü ise buna yeter-
sizdir. Yeterli olmak icin önce Islâm ülkeleri kendi
aralarinda sonra da Avrupa Isevî Birligiyle birlesme-
li.Ancak bundan sonra Filistin'in haklari alinabilir.
El-Kaide'nin Avrupa'ya ateskes önermesi sevindirici
bir haberdir. Avrupa bu öneriyi reddetmis olsa da,
El-Kaide ateskesini sürdürmeli, teröre son vermeli ve
Amerikayla da barisin yollarini aramalidir. Bu dünya-
yi dostluk dünyasi yapmali, düsmanlik dünyasi olmak-
tan cikarmaliyiz.
Peygamberden sonra bos kalan elcilik makaminin doldu-
rulmasini "$irk" olarak görenler bulunmaktadir. Eger
Kitap yeterli olsaydi Allah peygamber göndermezdi.
Gönderdigine göre, demek ki sadece Kitap yeterli olmu-
yor.Ilkokul birinci sinif ögrencilerinin önüne kitap-
lari koysak, "haydi cocuklar kendi kendinize okuyun"
desek, bir ögretmen tayin etmesek, okuyabilirler mi?
Veya okuma-yazma bilen bir ortaokul ögrencisinin önü-
ne fizik-kimya kitaplarini koysak, "sana ögretmen ge-
rekmez, kendi kendine ögren" desek, ögrenebilir mi?
Bir üniversite ögrencisi olsa da mutlaka bir ögretme-
ne ihtiyaci olacaktir. Bu durumda "devlete $irk olma-
sin" diye, ögretmenleri ortadan kaldirsak, $irkten mi
kurtulmus oluruz, yoksa bir gercegi mi inkâr etmis o-
luruz? Elbette böyle bir $eye "inkâr" denecektir.
Bunun gibi, Allah'in Kitabi da olacaktir, Peygamberi
de olacaktir. Peygamberin bulunmadigi zamanda ise, o
dinin bilginleri, kalbcileri, akilcilari, aydinlari
ve arastirmacilari Peygamberin yerinde ögretmenlik
yapacaklardir. Bu ögretmenleri dislayip, insanlara:
"Siz Kur'ani kendi kendinize okuyun, ögretmenlere mü-
racaat etmeniz $irktir, küfürdür" diyemeyiz.
Kur'andan kendi kendine faydalanabilecek olanlar hal-
kin yüksek okur-yazar ve aydin tabakasidir ki, onlar
da yüzde 10-20 eder. Geri kalan yüzde seksen-doksani
ise bir ögretici olmadan yapamaz. Kur'an cok basit ve
acik anlatimli olsa da yine de ögreticisiz olmaz. Bu-
nun icin halk, camide imami can kulagiyla dinler, onu
kendine ögretmen yapar. Âlim ve Evliyalari da örnek
kabul eder. Üstadlara talebe olur. Bu hareketlerin
-kesinlikle- $irk ile bir alâkasi yoktur. Eger herke-
sin -dogustan itibaren- bir Evliya kafasi olsaydi, o
zaman belki bir ögretmene ihtiyac olmazdi.
Bunun icin halkin yüzde doksani elcilige muhtactir.
Peygamberden sonraki elcilik ve ögreticiligi $irk ola-
rak görenler acaba bu gercegi ne zaman görecekler, me-
rak ediyoruz? Eger bu gercegi hâlâ kabul etmemekte di-
reten birileri varsa, din ile halk arasindan cekil-
sin, bakalim oluyor mu? Madem Kur'an yetiyor, o biri-
leri nicin din ile halk arasinda rehberlik yapiyor, u-
yariciliktan vazgecmiyor? "Kur'an okuyun" desin, ara-
dan cekilsin. Nicin konferanslar veriyor, onlarca ki-
tap yayinliyor? Cünkü din elcisiz olmaz. Halk rehber-
siz olmaz. Iste bunun icin kelime-i $ehadet'in ikinci
cümlesi, birinci cümlesi kadar kuvvetle elcilige, ög-
reticilige inanci gerektiriyor ve "Peygambersiz Allah,
Allahsiz Peygamber olmaz" dedirtiyor.
$imdi bile, aranizda Kur'ani yorumlayabilecek seviye-
de "dinden anlayanlar" bulundugu halde yine de cere-
yan etmekte olan global dünya olaylari karsisinda sas-
kinlik icinde bulunuyorlar. Ne yapacaklarini, ne ede-
ceklerini bilemiyorlar. Demek din i$leri rehbersiz,
lidersiz, öndersiz olmaz. Elcisiz ise hic olmaz.
Evet, din elcisiz olmaz. Asirlar da elcisiz olmaz. Ye-
ni Cag'in da bir elcisi var. Bu gercegin geregi ola-
rak bugün Allah'in Mehdisi (gizli olarak) aranizdadir.
Eger onun gercekliginden süphe ederseniz, kazanciniz
olmaz. Fakat kaybiniz cok büyük olur. Ne yazik ki Hz.
Mehdi'nin kabulünde bir aldirmazlik, bir cekingenlik,
bir red ve inkâr görmekteyiz. Kimisi 20. asrin Mehdisi
Bediüzzaman'dan baskasini kabul etmiyor. Kimisi kendi
kafasina uygun bir Mehdi bekliyor. Kimisi de böyle bir
$eyi kabul etmiyor. Bunlar gecmis zamanda da ya$anmis.
Hz. Peygamber(sav) de Hiristiyanlar tarafindan kabul
görmemis veya inkâr edilmis. Evet, Kur'anlilar Hz.
Mehdi karsisinda Hiristiyanlarin düstügü hataya düsme-
melidir.
Onun emir ve talimatlari bildirilerimiz araciligiyla
sizlere iletilmektedir. Bu iletileri görmezden gelip
kendi bildigini okumaya devam edenleri de görüyoruz.Bu
dogru mu? Herkesin keyfine ve aklina göre yönetim ol-
maz ki, bu dogru olsun! Herkes kendi keyfine göre ha-
reket edecek olursa, Kur'anlilar bir cikis bulamaz,
cikmazda kalir. Bu cikmaza düsmemek ve ondan kurtul-
mak icin Allah'in Mehdisi'ne uymak sarttir.
Onun verdigi emirler hosunuza gitmeyebilir.Peki sizin
hosunuza gidecek emirlerin isabetli olacagi nereden
mâlum? Allah'in Mehdisi ise, Allah'in yol göstermesiy-
le hareket eder. O, bir konuda karara varir, emir ve-
rir. Fakat onun aldigi karar ve verdigi emir, yalniz
gelmis zamanla ilgili degil; yakin gelecekle, uzak ge-
lecekle ilgili hattâ ötedünyasi da hesaplanarak veril-
mis bir emirdir. Siz onu yanlis görürsünüz. Halbuki o,
sizi büyük bir zarardan kurtaracak faydayi tasimakta-
dir. Bunun icin onun emirleri karsisinda kendi bildi-
gini okumaya devam edenler cok büyük zararlara ugrar-
lar ve ugratirlar. Tabi bunlarin hesabi ötedünyada
mutlaka sorulacaktir. Allah'in Mehdisi'ni birakip da
dinde sapitmis ve azitmis sözde cihadci liderlerin pe-
sinden gitmek icin can atan, onlari ve onlar gibileri
yüceltenler iyi düsünsünler. Biz Hakki ne kadar duyur-
sak da, Peygamber de olsa mutlaka bir muhalifi buluna-
caktir, bunu biliyoruz. Bu durumda "Allah dogruyu gör-
dürsün" demekten baska caremiz yok. Hakki zorla kabul
ettirmek de haddimiz ve hakkimiz degil.
$u anda Amerika'nin egemenliginin düsürülmesinin teh-
likeleri var. Eger Amerika zarar görürse, ondan daha
tehlikeli güclerin dünya egemenligini ele gecirme ih-
timali var. Buna meydan vermemek durumundayiz. Bunun
icin Amerika'nin egemenligini -bir müddet- koruyaca-
giz. Dünyayi adalet ve hakkaniyetle yönetebilecek bir
seviyeye gelmeden onun egemenligi zarar görmemelidir.
Bunun bizim icin sikintilari olabilir. Bu sikintilara
katlanmak zorundayiz. Peki, bunun bizim icin bir fay-
dasi yok mu? Elbette var! Cünkü savas ortaminda en bü-
yük cihad olan Allah'in Dini'ni tanitma imkâniniz yok-
tur. Ama baris ortaminda bunu yapabilirsiniz. Iste bu
ortamda Kur'anlilar, Allah'in Dini'nin güzelliklerini
gösterme firsati bulurlar. Avrupa ve Amerika halklari
da buna muhtactir. Ama siz bu ortami bozarsaniz, Al-
lah'a ve Dinine kötülük yapmis olursunuz. Allah icin
mücadele etmek isteyenler Allah'in Mehdisi'ne uyarlar,
bu kötülükten uzak kalirlar. Iste asil cihad budur.
Allah'in Dini'nin güzelliklerinin tanitilmasina engel
olanlar ise cihad degil, cinayet i$lemis olurlar. Al-
lah'in Dini'nin dostluk, baris, güvenlik oldugunu fi-
ilen göstermek ve isbatlamak zorundayiz. Kin, nefret
ve öfkesini Allah'in Dini'ne feda etmesini bilmeyenler
mücahid olamaz, onlar cihadi anlamamis demektir.
Unutmayalim; Hz. Peygamber(sav)in misyonu, toplumu me-
denilestirmek, insanligi aydinlatmak ve insanlari in-
sanlastirmaktir. Eger onu örnek aliyorsaniz, sizin de
hareketiniz onunkine benzemelidir. Yoksa Allah'in di-
nine düsmanlik etmis olursunuz. Hz. Peygamber elcili-
ginin baslangicinda kendisine yapilan i$kencelere sab-
retmisti. Dinin zaferini isteyenler sabretmesini bil-
melidir. O halde Allah'in Mehdisi'nden izinsiz kimse
kendi basina savasa kalkismamalidir. Onun emri ve izni
olmadan yapilacak savaslar, cihad degil cinayettir.
Hz. Peygamber(sav)in dinin kurulusunda gösterdigi sab-
ri, harabolmus Islâm Dünyasi'nin yeniden in$aasinda
bizim de göstermemiz gerekiyor. Öyle ise sabir, gayret
ve itaati bu yeniden in$aanin harci yapmaliyiz.
"Muhafazakârligimiz ne ve nasil olmalidir?" Muhafaza-
kâr olacaksak Hakk'in muhafazakâri olacagiz, bâtilin
muhafazakâri degil. Allah'in Mehdisi'ne tabi olanlar
gercek muhafazakârligi yakalamis olurlar.
Not: Irak'taki iskenceciler bütün dünyaya rezil oldu-
lar. Ayrica sizin onlari rezil etmenize veya intikam
almaniza gerek kaldi mi? Müslümanlar, "yapilmasi gere-
kenler"i yapmalidir, "yapilmamasi gerekenler"i birak-
malidir. Haksizliklara karsi ses cikarma hakkiniz var.
Fakat bu ses cikarma ölcülü olmalidir. Kendi cirkin-
liklerinizi de görerek hareket etmelisiniz. Düsmanlik-
larin körüklenmesine yardimci olmamalisiniz. Olaylarin
oyuncagi degil, hâkimi olmalisiniz. Yani onlar sizi,
varilmasi gereken hedeften saptirmamali.
Not 2: Yalniz dinsizlige götüren liderler degil, Müs-
lümanlar icinde dinde azitmis ve sapitmis liderler de
birer deccaldir. Müslümanlar bu deccallara karsi dik-
katli olmalidir.
Not 3: "Islâm Dünyasi var mi?"
Islâm Dünyasi hem vardir, hem yoktur. Vardir, fakat
harabolmus bir halde vardir. Yoktur, cünkü harap hal-
deki bir âleme, "Islâm Dünyasi" denemez. Islâm Dünya-
sinin bu harap halden kurtulabilmesi, Allah'in Mehdi-
si'ne uymakla mümkündür. "Mehdi konusunda aceleci ol-
mayalim" diyenler, gec kalmis olmayacaklar mi?
Yüce Allah ilham ediyor ki:
MÜSLÜMANLAR, ALLAH'TAN BILGI, ISIK VE GÖREV ALMIS
ALLAH'IN MEHDISI'NI BIRAKIP DA
DINDE AZITMIS VE SAPITMISLARIN PESINDEN GITMESIN!
Allah'in Mehdisi de diyor ki:
EY KUR'ANLILAR!
HEDEFINIZ, YIRMIBIRINCI ASRI
BIR "MUTLULUK CAGI" YAPMAKTIR!
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Nisan'in son haftasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Diyalog.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
aciyan Allahin adiyla
"Filistin'de Filistinli örgütleri, Irak'ta Irakli di-
reniscileri, Afganistan'da El-Kaide'yi hep teslimolusa
ve eylemlerine son vermeleri cagrisinda bulunuyorsu-
nuz. Bu sekilde bir hareket ile haklari gasbedilenler,
yurtlari isgal edilenler nasil kurtulus bulabilir?
Müslümanlar nasil düzlüge cikabilir? Bu yaptiklariniz
dogru mu? Avrupa ve Amerikayla nasil birlik olup da
Müslümanlarin ezilmesine yardim ediyorsunuz?" seklinde
bir sual sorulabilir ve coklariniz tarafindan sorul-
makta oldugunun farkindayiz.
Cereyan etmekte olan ve üstesinden gelemedigimiz ve a-
leyhimize i$liyormus gibi görünen global dünya olayla-
ri karsisinda hemen ümitsizlige düsmeyiniz ve yanlis
yargiya varmayiniz. Henüz hersey bitmis degildir. $im-
di yapilan ve yapilmakta olan hata ve haksizliklarin
ve alinamayan haklarin ileride düzeltilme ve geri a-
linma imkâni vardir ve yakin gelecekte hepsi düzelecek
ve düzeltilecektir, insaAllah.
Dünya yönetimini ellerinde bulunduran politikacilar
iktidarlarini koruyabilmek icin bazi haklari ve halk-
lari politikalarina feda edebiliyorlar. Onlar yapmaz-
sa, baskalari onlarin yapamadiklarini yaparak iktidari
ele gecirebiliyorlar. Maalesef siyaset carki baska
türlü i$letilemiyor. En hakkaniyetli politikacilar da-
hi bu tür gidisten kendini kurtaramiyor. Cünkü elle-
rinde siyasal bir güc bulunan lobiler, kurumlar, ör-
gütler siyaseti istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar.
Bu durumda sizin daha etkin lobileriniz yoksa bu gidis
degismeyecektir. Etkin bir lobi icin ya bilimsel bir
üstünlügünüz, ya ekonomik bir zenginliginiz, ya da
dinsel bir güzelliginiz olmalidir. Dinsel bir güzelli-
ginizin olabilmesi icin de Allah'in Dini'ni kalb ve
kafalari fethedebilecek bir uslupla ortaya serebilme-
lisiniz. El-Kaide gibi yaparsaniz kaybedersiniz ve
kaybettirirsiniz. Vazifenizi yapmadiginiz takdirde
"Müslümanlar her yerde nicin dayak yiyiyor, eziliyor,
itilip kakiliyor" dememelisiniz.
Filistin sorununun cözümü icin Amerika'yi zorlamanin,
onu zora sokmanin $u an icin büyük tehlikeleri var. Bu
tehlikelerin dogumuna meydan vermemek icin sabretmek-
ten baska care kalmiyor. Zira bir köyü kurtarmak icin
dünyayi atese vermek dogru olmaz. O halde sabredece-
giz. Sabredenler, biraz sikinti cekseler de sonucta
selâmete ererler, uzun ya$arlar. Sabirsizlarin ise öm-
rü cok kisa olur. Bunun pek cok örnegine sahit olmak-
tayiz.
"Sabretmeyenler ne kazaniyor?" bunu sormaliyiz. Filis-
tinli örgütler Filistin'i kurtarmak icin yarim asirdir
calisiyorlar. Bir arpa boyu yol alabildiler mi? Gayri
mesru metodlara basvurmakla da Filistin'in durumunu
daha berbat hale getirdiler, Filistin halkinin bir
parca saadetini de mahvettiler ve mahvetmektedirler.
Bu hep böyle mi gitmelidir, bunu da sormaliyiz.
Eger "madem karsimizda ba$ edemeyecegimiz bir güc var,
haklarimizi alamiyoruz, dünyayi yakalim olsun bitsin.
Bize haram edilen bir dünya baskalarina da haram ol-
sun!?" denilirse.
Bizim tek ve biricik derdimiz Irak ve Filistin sorunu
degildir. Bizim asil ve en önemli ve en birinci derdi-
miz Allah(cc)in adini yüceltmek, O'nun dinini dünyaya
yaymaktir. Bir Avrupali ve Amerikali'nin da Allah'in
dinini bilme ve tanima hakki vardir. Onlar da bu hak-
larina sizin iyi örnek ve tanitiminizla kavusabilir-
ler. Iste bu derdin devasi icin bazi kücük veya büyük
haksizliklara sabretmek zorundayiz. Asri kazananlar;
Allah'a inanc ve Ibadet'ten sonra Hakkin geregine u-
yanlar ve sabredenlerdir. Sabri olmayanlar kaybedecek-
tir. Bunun icin inanc ve ibadette ve hem günahlara ve
belâlara karsi sabir sarttir.
Hz. Peygamber(sav)in dini, dâvâsi, dâveti ve misyonu;
toplumu vahsetten medeniyete, karanliktan aydinliga,
egrilikten dogruluga cikarmaktir. Eger "Sünnet" diye
uygulanan $eyler insani vahsetten medeniyete, karan-
liktan aydinliga cikariyorsa, o Sünnet dogru Sünnet'
tir. Eger bunlarin ziddina götürüyorsa, o da bâtil ya-
ni asilsiz Sünnet'tir, deccalliktir. Cünkü hakiki
Sünnet insani vahsete götüremez, götürmemeli. Evet,
bugün "Müslüman" denen kimselerin uyguladigi sünnet
insanlari nereye götürüyor? Bu iyi takip edilmeli ve
yanlis yapanlar engellenmelidir.
Kur'ansal yasa olan $eriat, bizi diktatörlükten ve za-
limce hükmetmekten ve hükmedilmekten kurtarmak icin
gelmistir. Bunun da neticesi demokrasi olabilir, dik-
tatörlük olamaz. Bunun icin siyaseten dünya saadeti-
miz diktatörlükte degil, demokrasidedir. Demokrasinin
kurulusunda Ortadogulular biraz zarara ugrasalar da ö-
nemi yoktur. Demokrasiyi kazanmak ve kazandirmak, ge-
lecek zarari fazlasiyla siler, kâr getirir. Bunun icin
Irak'ta olanlara fazla üzülmemeliyiz. Ve demokrasiyi
engelliyecek i$lere destek vermemeliyiz.
Müslümanlar arasinda iyiler de bulunur kötüler de. Fi-
kir ayriligi yüzünden birbirine zit olanlar da bulu-
nur. Ve bunlar arasinda ister istemez mücadele ve sa-
vas da olur. Bunlar i$in dogasi icabidir. Yoksa Müslü-
manlar sadece birilerinin yazdigi raporlarlar yüzün-
den carpismaz. Bu tür raporlar olmasa da inanc ve fi-
kir birligi yapamamis kitleler dogal olarak birbirle-
riyle mücadele eder, savasirlar. Bunlar Müslümanlar a-
rasinda da olabilir. Bu duruma meydan vermemek veya
böyle bir durumdan kurtulmak icin fertler kendi keyf
ve akillarini birakip birlestirici bir lidere tabi ol-
duklarinda inanc ve fikir birligine varip aralarinda-
ki anlasmazliga son verebilirler. Müslümanlar icin
$imdi böyle bir lider Hz. Mehdi'dir. Ve O $imdi cok
sükür aramizdadir. Onun emir ve talimatlarina uyanlar
otomatikman birlesmis olur. Ve bu birlesme simdi en
birinci ve en büyük farzdir.
Müslümanlar arasi birlesmeden sonra ülkeler arasi bir-
lesmeye gidilmelidir. Yalniz diktatörlerle birlik ol-
maz. Islâm ülkelerinin basinda diktatörler oldugu hal-
de onlarin "Islâm Birligi" adi altinda birlesmesi de-
mek, diktatörlügün kuvvetlenmesi demektir. Müslüman-
lar böyle bir birlige razi olamaz, yardim edemez. Is-
lâm Birligi icin önce Islâm ülkelerinin diktatörlük-
ten temizlenmesi gerekir. Irak'ta da bu temizligin
birincisi yapilmaktadir. Bu temizlige engel olunmama-
lidir.
Ücüncü birligimiz de Bati ile olacaktir. Cünkü dünya-
mizin gelecekteki yönetimi bunu gerektiriyor. ABD,
zayiflayip dünya liderligini kaybedebilir. Onun mey-
dana getirecegi boslugu doldurmak icin hazirlikli ol-
mamiz gerekmektedir. Hem Israil, Filistinli örgütle-
rin kücük darbeleriyle yola gelmez. Ona büyük darbe-
ler gereklidir. Islâm ülkelerinin gücü ise buna yeter-
sizdir. Yeterli olmak icin önce Islâm ülkeleri kendi
aralarinda sonra da Avrupa Isevî Birligiyle birlesme-
li.Ancak bundan sonra Filistin'in haklari alinabilir.
El-Kaide'nin Avrupa'ya ateskes önermesi sevindirici
bir haberdir. Avrupa bu öneriyi reddetmis olsa da,
El-Kaide ateskesini sürdürmeli, teröre son vermeli ve
Amerikayla da barisin yollarini aramalidir. Bu dünya-
yi dostluk dünyasi yapmali, düsmanlik dünyasi olmak-
tan cikarmaliyiz.
Peygamberden sonra bos kalan elcilik makaminin doldu-
rulmasini "$irk" olarak görenler bulunmaktadir. Eger
Kitap yeterli olsaydi Allah peygamber göndermezdi.
Gönderdigine göre, demek ki sadece Kitap yeterli olmu-
yor.Ilkokul birinci sinif ögrencilerinin önüne kitap-
lari koysak, "haydi cocuklar kendi kendinize okuyun"
desek, bir ögretmen tayin etmesek, okuyabilirler mi?
Veya okuma-yazma bilen bir ortaokul ögrencisinin önü-
ne fizik-kimya kitaplarini koysak, "sana ögretmen ge-
rekmez, kendi kendine ögren" desek, ögrenebilir mi?
Bir üniversite ögrencisi olsa da mutlaka bir ögretme-
ne ihtiyaci olacaktir. Bu durumda "devlete $irk olma-
sin" diye, ögretmenleri ortadan kaldirsak, $irkten mi
kurtulmus oluruz, yoksa bir gercegi mi inkâr etmis o-
luruz? Elbette böyle bir $eye "inkâr" denecektir.
Bunun gibi, Allah'in Kitabi da olacaktir, Peygamberi
de olacaktir. Peygamberin bulunmadigi zamanda ise, o
dinin bilginleri, kalbcileri, akilcilari, aydinlari
ve arastirmacilari Peygamberin yerinde ögretmenlik
yapacaklardir. Bu ögretmenleri dislayip, insanlara:
"Siz Kur'ani kendi kendinize okuyun, ögretmenlere mü-
racaat etmeniz $irktir, küfürdür" diyemeyiz.
Kur'andan kendi kendine faydalanabilecek olanlar hal-
kin yüksek okur-yazar ve aydin tabakasidir ki, onlar
da yüzde 10-20 eder. Geri kalan yüzde seksen-doksani
ise bir ögretici olmadan yapamaz. Kur'an cok basit ve
acik anlatimli olsa da yine de ögreticisiz olmaz. Bu-
nun icin halk, camide imami can kulagiyla dinler, onu
kendine ögretmen yapar. Âlim ve Evliyalari da örnek
kabul eder. Üstadlara talebe olur. Bu hareketlerin
-kesinlikle- $irk ile bir alâkasi yoktur. Eger herke-
sin -dogustan itibaren- bir Evliya kafasi olsaydi, o
zaman belki bir ögretmene ihtiyac olmazdi.
Bunun icin halkin yüzde doksani elcilige muhtactir.
Peygamberden sonraki elcilik ve ögreticiligi $irk ola-
rak görenler acaba bu gercegi ne zaman görecekler, me-
rak ediyoruz? Eger bu gercegi hâlâ kabul etmemekte di-
reten birileri varsa, din ile halk arasindan cekil-
sin, bakalim oluyor mu? Madem Kur'an yetiyor, o biri-
leri nicin din ile halk arasinda rehberlik yapiyor, u-
yariciliktan vazgecmiyor? "Kur'an okuyun" desin, ara-
dan cekilsin. Nicin konferanslar veriyor, onlarca ki-
tap yayinliyor? Cünkü din elcisiz olmaz. Halk rehber-
siz olmaz. Iste bunun icin kelime-i $ehadet'in ikinci
cümlesi, birinci cümlesi kadar kuvvetle elcilige, ög-
reticilige inanci gerektiriyor ve "Peygambersiz Allah,
Allahsiz Peygamber olmaz" dedirtiyor.
$imdi bile, aranizda Kur'ani yorumlayabilecek seviye-
de "dinden anlayanlar" bulundugu halde yine de cere-
yan etmekte olan global dünya olaylari karsisinda sas-
kinlik icinde bulunuyorlar. Ne yapacaklarini, ne ede-
ceklerini bilemiyorlar. Demek din i$leri rehbersiz,
lidersiz, öndersiz olmaz. Elcisiz ise hic olmaz.
Evet, din elcisiz olmaz. Asirlar da elcisiz olmaz. Ye-
ni Cag'in da bir elcisi var. Bu gercegin geregi ola-
rak bugün Allah'in Mehdisi (gizli olarak) aranizdadir.
Eger onun gercekliginden süphe ederseniz, kazanciniz
olmaz. Fakat kaybiniz cok büyük olur. Ne yazik ki Hz.
Mehdi'nin kabulünde bir aldirmazlik, bir cekingenlik,
bir red ve inkâr görmekteyiz. Kimisi 20. asrin Mehdisi
Bediüzzaman'dan baskasini kabul etmiyor. Kimisi kendi
kafasina uygun bir Mehdi bekliyor. Kimisi de böyle bir
$eyi kabul etmiyor. Bunlar gecmis zamanda da ya$anmis.
Hz. Peygamber(sav) de Hiristiyanlar tarafindan kabul
görmemis veya inkâr edilmis. Evet, Kur'anlilar Hz.
Mehdi karsisinda Hiristiyanlarin düstügü hataya düsme-
melidir.
Onun emir ve talimatlari bildirilerimiz araciligiyla
sizlere iletilmektedir. Bu iletileri görmezden gelip
kendi bildigini okumaya devam edenleri de görüyoruz.Bu
dogru mu? Herkesin keyfine ve aklina göre yönetim ol-
maz ki, bu dogru olsun! Herkes kendi keyfine göre ha-
reket edecek olursa, Kur'anlilar bir cikis bulamaz,
cikmazda kalir. Bu cikmaza düsmemek ve ondan kurtul-
mak icin Allah'in Mehdisi'ne uymak sarttir.
Onun verdigi emirler hosunuza gitmeyebilir.Peki sizin
hosunuza gidecek emirlerin isabetli olacagi nereden
mâlum? Allah'in Mehdisi ise, Allah'in yol göstermesiy-
le hareket eder. O, bir konuda karara varir, emir ve-
rir. Fakat onun aldigi karar ve verdigi emir, yalniz
gelmis zamanla ilgili degil; yakin gelecekle, uzak ge-
lecekle ilgili hattâ ötedünyasi da hesaplanarak veril-
mis bir emirdir. Siz onu yanlis görürsünüz. Halbuki o,
sizi büyük bir zarardan kurtaracak faydayi tasimakta-
dir. Bunun icin onun emirleri karsisinda kendi bildi-
gini okumaya devam edenler cok büyük zararlara ugrar-
lar ve ugratirlar. Tabi bunlarin hesabi ötedünyada
mutlaka sorulacaktir. Allah'in Mehdisi'ni birakip da
dinde sapitmis ve azitmis sözde cihadci liderlerin pe-
sinden gitmek icin can atan, onlari ve onlar gibileri
yüceltenler iyi düsünsünler. Biz Hakki ne kadar duyur-
sak da, Peygamber de olsa mutlaka bir muhalifi buluna-
caktir, bunu biliyoruz. Bu durumda "Allah dogruyu gör-
dürsün" demekten baska caremiz yok. Hakki zorla kabul
ettirmek de haddimiz ve hakkimiz degil.
$u anda Amerika'nin egemenliginin düsürülmesinin teh-
likeleri var. Eger Amerika zarar görürse, ondan daha
tehlikeli güclerin dünya egemenligini ele gecirme ih-
timali var. Buna meydan vermemek durumundayiz. Bunun
icin Amerika'nin egemenligini -bir müddet- koruyaca-
giz. Dünyayi adalet ve hakkaniyetle yönetebilecek bir
seviyeye gelmeden onun egemenligi zarar görmemelidir.
Bunun bizim icin sikintilari olabilir. Bu sikintilara
katlanmak zorundayiz. Peki, bunun bizim icin bir fay-
dasi yok mu? Elbette var! Cünkü savas ortaminda en bü-
yük cihad olan Allah'in Dini'ni tanitma imkâniniz yok-
tur. Ama baris ortaminda bunu yapabilirsiniz. Iste bu
ortamda Kur'anlilar, Allah'in Dini'nin güzelliklerini
gösterme firsati bulurlar. Avrupa ve Amerika halklari
da buna muhtactir. Ama siz bu ortami bozarsaniz, Al-
lah'a ve Dinine kötülük yapmis olursunuz. Allah icin
mücadele etmek isteyenler Allah'in Mehdisi'ne uyarlar,
bu kötülükten uzak kalirlar. Iste asil cihad budur.
Allah'in Dini'nin güzelliklerinin tanitilmasina engel
olanlar ise cihad degil, cinayet i$lemis olurlar. Al-
lah'in Dini'nin dostluk, baris, güvenlik oldugunu fi-
ilen göstermek ve isbatlamak zorundayiz. Kin, nefret
ve öfkesini Allah'in Dini'ne feda etmesini bilmeyenler
mücahid olamaz, onlar cihadi anlamamis demektir.
Unutmayalim; Hz. Peygamber(sav)in misyonu, toplumu me-
denilestirmek, insanligi aydinlatmak ve insanlari in-
sanlastirmaktir. Eger onu örnek aliyorsaniz, sizin de
hareketiniz onunkine benzemelidir. Yoksa Allah'in di-
nine düsmanlik etmis olursunuz. Hz. Peygamber elcili-
ginin baslangicinda kendisine yapilan i$kencelere sab-
retmisti. Dinin zaferini isteyenler sabretmesini bil-
melidir. O halde Allah'in Mehdisi'nden izinsiz kimse
kendi basina savasa kalkismamalidir. Onun emri ve izni
olmadan yapilacak savaslar, cihad degil cinayettir.
Hz. Peygamber(sav)in dinin kurulusunda gösterdigi sab-
ri, harabolmus Islâm Dünyasi'nin yeniden in$aasinda
bizim de göstermemiz gerekiyor. Öyle ise sabir, gayret
ve itaati bu yeniden in$aanin harci yapmaliyiz.
"Muhafazakârligimiz ne ve nasil olmalidir?" Muhafaza-
kâr olacaksak Hakk'in muhafazakâri olacagiz, bâtilin
muhafazakâri degil. Allah'in Mehdisi'ne tabi olanlar
gercek muhafazakârligi yakalamis olurlar.
Not: Irak'taki iskenceciler bütün dünyaya rezil oldu-
lar. Ayrica sizin onlari rezil etmenize veya intikam
almaniza gerek kaldi mi? Müslümanlar, "yapilmasi gere-
kenler"i yapmalidir, "yapilmamasi gerekenler"i birak-
malidir. Haksizliklara karsi ses cikarma hakkiniz var.
Fakat bu ses cikarma ölcülü olmalidir. Kendi cirkin-
liklerinizi de görerek hareket etmelisiniz. Düsmanlik-
larin körüklenmesine yardimci olmamalisiniz. Olaylarin
oyuncagi degil, hâkimi olmalisiniz. Yani onlar sizi,
varilmasi gereken hedeften saptirmamali.
Not 2: Yalniz dinsizlige götüren liderler degil, Müs-
lümanlar icinde dinde azitmis ve sapitmis liderler de
birer deccaldir. Müslümanlar bu deccallara karsi dik-
katli olmalidir.
Not 3: "Islâm Dünyasi var mi?"
Islâm Dünyasi hem vardir, hem yoktur. Vardir, fakat
harabolmus bir halde vardir. Yoktur, cünkü harap hal-
deki bir âleme, "Islâm Dünyasi" denemez. Islâm Dünya-
sinin bu harap halden kurtulabilmesi, Allah'in Mehdi-
si'ne uymakla mümkündür. "Mehdi konusunda aceleci ol-
mayalim" diyenler, gec kalmis olmayacaklar mi?
Yüce Allah ilham ediyor ki:
MÜSLÜMANLAR, ALLAH'TAN BILGI, ISIK VE GÖREV ALMIS
ALLAH'IN MEHDISI'NI BIRAKIP DA
DINDE AZITMIS VE SAPITMISLARIN PESINDEN GITMESIN!
Allah'in Mehdisi de diyor ki:
EY KUR'ANLILAR!
HEDEFINIZ, YIRMIBIRINCI ASRI
BIR "MUTLULUK CAGI" YAPMAKTIR!
Zaman: Yeni Cag'in dördü, Nisan'in son haftasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Diyalog.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Abonnieren
Kommentare (Atom)