Sonntag, 23. Januar 2022

SEZEN AKSU'YA MESAJ!

SEZEN AKSU'YA MESAJ!

SEZEN AKSU SAVUNMASINI YAPMALIDIR!

 

hayvanları öğretimli, insanları bilgisiz yaratan ALLAHın adıyla

 

Pop müzisyeni Sezen Aksu, 5 yıl önce yaptığı Şahane Bir Şey Yaşamak isimli şarkısında "Selam söyleyin o cahil Âdem ile Havva'ya" şeklinde bir cümle kullanmış.

Fakat bu cümle bazı müslümanları rahatsız etmiş ve etmektedir. Çünkü onlar bu cümleyi "hakaret" olarak algılamaktadır. Sezen Hanım ise bu sözleri hakaret etmek için kullanmamış olabilir. Sezen Hanım bu sözlerle ne demek istediğini açıklarsa doğru bir adım atmış olur. Sezen Hanım'ın savunmasını almadan onu mahkûm etmek ise doğru olmaz.

Sezen Hanım o sözlerle günümüzün Âdem ve Havva isimli cahil gençlerine takılıyor olabilir. (Çünkü ilk insan olan Âdem ve Havva hayatta değiller. Onlara selam söylemenin bir anlamı yok.) Gerçek Havva ile Âdem'in şeytana aldanarak o yasaklı ağacın meyvesinden yiyip cennetten kovulmaları sebebiyle onların cahillik ettiklerini vurgulamak istemiş olabilir. Veya "lâf olsun, şarkı olsun" düşüncesiyle kasıtsız bir şekilde de o cümleyi kullanmış olabilir. Ne demek istediğini ise ancak onun savunmasıyla öğrenebileceğiz. Sezen Hanım'ı savunma yapmaya zorlayamayız. Eğer o kendisi bu konuda ateşlenm olanların ateşini düşürmek isterse, gerekli savunmayı yapabilir.

Beş yıl önce yapılmış bu şarkıdaki o sözler niçin o zaman gündeme getirilmedi de şimdi üzerine gidiliyor bilmiyoruz. Fakat o sözler bir hata kabul ediliyorsa, ateistlerin evrenin sahibi Allah'ı inkâr etmeleri daha büyük hatadır. Önce bu hatayı görmek gerekir. Çünkü evrenin Sahibi'ni bilmemek en büyük cahilliktir. O Sahib'i inkâr etmek ise en büyük zulüm ve kötülüktür. Önce bu cahillik ve zâlimliğin terkedilmesi gerekiyor.

Ey ateist insan! Bu cahillik ve zâlimliğinden kurtulmak ister misin? İstemelisin! Zira bu kurtuluş, sana dünyada insanlık, ötesinde ise mutlu bir ebediyet kazandıracaktır. Bu kazancı elde etmek senin en büyük hedefin olmalı. Hedefin bu olmazsa, ölümle yok olup gitmeyi kabul etmiş olacaksın. Ama bu yok oluş senin için bir kazanç değil, kayıp olur. Kaybetmeye razı olmamalısın. Çünkü senin kalbin de yok oluşu değil, ebedî oluşu ister. Ebedilik istersen, yok oluştan kurtulmak dilersen, bu aradığını Kur'an'da bulacaksın.

Kur'anı inkâr etmemelisin. Şimdi hayatta oluşuna güvenerek inkâra sapabilirsin. Fakat dünya hayatı ebedi değildir. Bir müddet sonra dünyaya veda edeceksin. Bu veda günü gelmeden evrenin Sahibi'ni bilmelisin. İçinde oturduğun evin nasıl bir sahibi varsa, evrenin de bir Sahibi vardır. Evrenin bir Sahibi varsa, Kendini insanlara tanıtmak isteyecektir. İşte bu istek neticesi olarak sana Kur'anı göndermiştir. Evrenin Sahibi Kendini Kur'an ile tanıtmaktadır. Bu tanıtmayla: "Dünya ve evrenin ve içindekilerinin tek sahibi Benim" demektedir. Bu tanıtma karşısında ikinci bir tanrı ortaya çıkıp da: "Hayır! Evrenin sahibi Allah değil, benim" dememiştir. Eğer ikinci bir tanrı olsaydı, şimdiye kadar çoktan ortaya çıkmış olurdu. O halde Kur'an inkâr edilemez. Madem inkâr edilemez, hem madem insan ebediyete muhtaçtır, o halde ebediyet ihtiyacını karşılayan Kur'anı kabul etmekten başka çare yoktur. Bu çareyi reddetmek, insana ebedi mutluluk kazandırmaz. Ebedi mutsuzluk isteyenlerden başkası da Kur'anı reddetmez. Çünkü Kur'an insana ebedi varoluşun yolunu ve kapısını açıyor. Bu kapıyı kapatmaya çalışmanın bir faydası yok, zararı çok.

Ey Yaratıcısını ve içinde yaşadığı evrenin Sahibi'ni inkâr eden ateist insan! Eğer evreni sen yaratmış olsaydın ve ömrün bitimsiz olsaydı, bu sözleri söylemeye gerek kalmayacaktı. Ama durum böyle mi? Durum tam tersine değil mi? Evreni sen yaratmadığın gibi, ömrün de bitimlidir. Şimdi altmış yaşındaysan, on yıl kadar sonra bu dünyayı terkedeceksin. Doğmaya karşı koyamadığın gibi, ölmeye de karşı koyamıyorsun. Tekrar diriltilmeye de karşı koyamayacaksın. Yani nihayetsiz bir acizlik içerisindesin. Bu kadar büyük acizlikte olan insanın Yaratıcısını bilmesi gerekmez mi? Gerekmiyor mu? Elbette gerekiyor! Çünkü seni yoktan yaratan o Yaratıcı seni kıyametten sonra tekrar diriltip hesap sorduğunda vereceğin cevap hazır olmalıdır. Bu cevap için de O'nu şimdiden tanıman gerekiyor. O'nu bilmenin ve tanımanın kitabı da Kur'andır. Evrenin Sahibi'ni tanıtan Kur'andan üstün başka bir kitap yoktur. Bu kitabı inkâr edersen, dünyanın en büyük cahili olarak öleceksin. Yaratıcını inkârdan vazgeçmezsen, en büyük zâlim olarak diriltilip cehennem hapsine tıkılacaksın. Eğer "böyle biey olmayacak" diyorsan, hadi ölümü öldür. Öldür de dâvânı isbatla!

Ama ne ölümü öldürebilirsin, ne de tekrar diriltilişi durdurabilirsin. Meselâ şimdi 67 yaşında olan Sezen Hanım da durduramaz. O da 5-10 yıl içinde bu dünyayı terkedecektir. Ölünce de ruhu Allah'a, bedeni toprağa gidecektir. Ve o toprakta, kıyametten sonraki diriltilişi bekleyecektir. Başka kaçacak bir yeri var mı? Elbette yok! O halde bilgililik ve akıllılık nedir?

Cahillikten kurtulmak isteyen insan önce Yaratıcısını bilmeli değil mi? Yaratıcısını bilmeyen insanın bilgisi neye yarar? Ebediyet kazandırmayan bilgiye bilgi denir mi?

İlk insanlar olan Hz. Âdem ile Havva yaratıcıları olan Allah'ı bildikleri ve O'nun tarafından bilgilendirildikleri için onlar dünyanın ilk en bilgili insanları oldular. Bu yönde onlara "cahil" sıfatı yapıştırmak doğru olmaz. Ama şeytana aldanarak yasaklı ağacın meyvesini yiyip suç işlemeleri ve sonuçta cennetten atılmaları da bir cahilliktir. Yani eğer başlarına böyle büyük bir felâket geleceğini bilselerdi, o ağaçtan yemeyeceklerdi. Ama bilemediler. O çok önemli bilgiyi ancak cennetten kovulma tecrübesiyle öğrendiler. Bu şekilde en büyük bilgiye sahip oldular. Yani: Allah'ı dinlemeyen, emirlerine uymayan insan cenneti kaybeder. Bu bilgiye sahip olmayan hiçbir insan bilgili sayılmaz, ona "cahil" denir. Şimdi herkes ne kadar bilgili olduğunu görebilir. 

Ey bilgisiz olarak dünyaya gelmiş olan insan! Sen bu dünyaya ilim ve inanç vasıtasıyla olgunlaşmak için gönderildin. Elde etmen gereken ilk bilgi, "seni yaratanın Kim olduğu"dur. Seni yaratan Yaratıcı da Kur'anı göndererek bu suali cevaplamıştır. Bu cevabı kabul etmelisin. Bu cevabı kabul etmezsen karanlıkta kalır, dünya ve ötesini aydınlatacak ışıktan mahrum olursun. Karanlıkta kalan insan dünya ve hayata doğru bir anlam veremez. Anlamsız hayat ise insana boş gelir. Bu boşluk da aklı uyuşturmaya götürür. Aklı uyuşturmak da insanın düşüşüdür. Ama insanın görevi düşmek değil, kalkmak ve yükselmektir. Bu yükseliş de ancak Yaratan'ı bilmek ve tanımakla ve O'na teslim olmakla mümkündür.

Ey Yaratıcısını inkâr eden ateist insan! Eğer dünyayı sen yaratmış olsaydın; "benden başka tanrı yok" diyebilirdin. Ama dünyayı sen yaratmadığın için böyle bir söz söylemeye hakkın yok. Bu sözü söyleme hakkı ancak gerçek Yaratıcı'nındır. O gerçek Yaratıcı da Kur'anla, yarattığı dünya ve evrene sahip çıkmıştır. Sen bu Sahib'i kabul etmezsen, gerçek dışı tanrılar uydurmak zorunda kalırsın ve kalıyorsun. Bu sebeple de "dünya ve evreni madde yaratmıştır veya kendi kendine olmuştur, sebepler ve tesadüfler yapmıştır, tabiat yapmaktadır" diyorsun. Bu deyişle de sahte tanrılar uydurmuş oluyorsun. Çünkü ne tabiat, ne tesadüf, ne kendikendinelik ve ne de madde bir kitap göndermemiştir ve gönderecek halleri yoktur. Kitap gönderen ve yarattıklarına sahip çıkan tek tanrı Allah'tır. Bu güne kadar da Allah'ın karşısına başka bir tanrı çıkmamıştır ve çıkamaz.  Madem çıkmamıştır ve çıkamaz, o halde Allah'ın varlığını kabullenmen bir haktır. Bu hakkı çiğnememelisin. Madem bu dünyayı ve evreni sen yaratmadın ve uydurduğun tanrıların yaratıcı olduklarına dair kesin bir delil getiremiyorsun, o halde Allah'ın hakkını ödemelisin. Bu hakkı ödemezsen, en büyük haksızlığı yapmış olduğundan cehenneme atılacaksın. Bu atılıştan kurtulman mümkün değildir. Çünkü ne ölümü öldürebilirsin, ne tekrar diriltilişi engelleyebilirsin ve ne de Tanrı'yı yok edebilirsin. Madem bunların hiçbirini yapamazsın, o halde Allah'ın hakkını ver; haksızlıktan, zâlimlikten ve en büyük kötülükten kurtul. Aksi halde seni ebedî cehenneme atmak Allah'ın hakkı olur. Çünkü dünya ve evreni O yaratmıştır, herşeyin tek sahibi ancak O'dur.

Ey Yaratıcısını inkârda direten ateist insan! Sen ebedî bir hayata muhtaçsın. Bu ihtiyacını karşılayacak olan da ancak seni yaratan ve yaşatmakta olan Allah'tır. O'na teslim olmayı kabul ettiğinde cennet senin olacaktır. Senin dünyada en önemli görevin de onu kazanmaktır. Bu kazancı kaybetmemelisin. Unutma! Ömrün tükenmekte, hayatın bitmektedir. Bu dünyada ebedi kalamazsın. Sen ebediyeti kazanmak için buradasın. "Zamanı değerlendirmede kayıpta olanlar"dan olmamalısın.

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: Ey dinini ve kutsallarını çok seven müslümanlar! Daha henüz savunmasını yapmamış olan Sezen Hanım'ın evini basma ve ona küfretme hakkınız yoktur. Eğer Sezen Hanım çıkıp da: "Ben o sözleri Âdem ile Havva'ya hakaret etmek için kullandım" derse, onun evini basabilir veya ona küfredebilirsiniz. Ama sizi haklı çıkaracak bir açıklama yapılmadığına göre, öfkenizi frenlemek zorundasınız. Siz haklı olsanız bile Türkiye devletsiz bir orman değildir. Hakkınızı mahkemede aramalısınız. 

Not 2: Sezen Hanım o cümleyi hakaret için kullanmadıysa ve hakaret etmek gibi bir kasdı yoksa, isterse o sözleri: "Selam söyleyin o kutlu Âdem ile Havva'ya" şeklinde değiştirebilir. Eğer o söz günümüzün Âdem ve Havva isimli cahil gençlerine söylenmişse, değiştirmeye gerek yoktur.

Not 3: Konuyla ilgili olarak cahillik hakkında şunları söylemek gerekiyor: Bir tıp profesörü kendi sahasıyla ilgili hemen hemen herşeyi bilir. Ama o profesör fizik dalında ve diğer onlarca bilim dalında bilgisizdir. Yani diğer bilim dallarının cahilidir. Ama buna rağmen o profesöre "cahil" denmez. Çünkü kendi dalında çok bilgilidir ve bir insanın herşeyi bilmesi gerekmiyor. Çoğu insan için hayata tutunacak, kendini idare edecek kadar bilgiye sahip olmak yetiyor. Herşeyi bilmek Allah'a ait bir keyfiyettir. Herşeyi ancak Allah bilir.

Not 4: Dünya ve evrenin kendikendine, tesadüfen oluşmadığını ve madde ve tabiat tarafından yaratılmadığını öğrenmek isteyenler, Bediüzzaman Hazretleri'nin yazdığı "Tabiat Risalesi" isimli kitabını okuyabilirler.

Not 5: Farklı bir şarkı dinlemek isteyenler, Ahmed Çakır'ın yazdığı ve Hüseyin Avdıç'ın bestelediği "Mecnûnvari" isimli çalgısız söylenmiş şu besteye kulak verebilirler: https://www.youtube.com/watch?v=J31Ntpnke0Q

İsteyen müzisyenlerimiz bu besteyi aranje edip yayınlayabilirler. Beste ile ilgili bilgi almak isteyenler yenibeste@yahoo.com adresine yazabilirler.

Not 6: Allah'ın Mehdisi Mehmed Nur'an diyor ki: "Ey müslümanlar! Kalbinizi tamir eden müzikten faydalanınız. Kalbinizi hasta eden müzikten de uzak durunuz."

 

Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmiikisi, Ocak ortası.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka davet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

* * *

 

Montag, 6. Dezember 2021

İLYAS SALMAN CENNETİ KAYBETTİ CEHENNEMİ KAZANDI!

İLYAS SALMAN CENNETİ KAYBETTİ CEHENNEMİ KAZANDI!

 

inananlara cennet, inançsızlara cehennem karşılığını verecek olan ALLAHın adıyla 

 

İnançsızlığını daha önce açıklamış bulunan İlyas Salman, vasiyetini şu sözlerle duyurmuş:

"Başıma ne alevi dedesi, ne Sünni hocası, ne haham ne de papaz gelecek. Gelmesin. Arkadaşlarım ve yoldaşlarım toplanacaklar ve beni türkülerle, şarkılarla uğurlayacaklar. Beni yıkamayacaklar, dünyadaki kirimle gideceğim. Hangi elbiseyle öldüysem, o elbiseyle gömüleceğim’’

Geçmişte de ateist olduğunu bildiren İlyas Salman, "Cennete ve cehenneme inanmıyorum. Ben ateistin tekiyim. Kendi yarattığım şeye tapacak kadar aptal değilim" diyordu.

İnsanın kendi yaptığı bir şeye tapması elbette aptallıktır. Ama insan başkası tarafından yapılmış bir varlıksa ve onu yapan Yapıcı da ondan bilinmek, tanınmak ve tapılmak istiyorsa ne olacak? İnsan bu gerçeği red mi etmelidir?

Diyelim ki insan bir robot yaptı. Ona akıl verdi ve istediğini yapmakta özgür bıraktı. Ama yaratıcılık ve yaşatıcılık hakkı olarak da ona bir mesaj gönderip: "Senin yaratıcın ve yaşatıcın benim. Bana inanmak ve hergün tapınmak zorundasın. Eğer isteğimi yerine getirmezsen altmış yetmiş yıllık dünya hayatından sonra seni öldürüp ruhun olan proğramını sökeceğim. Bir müddet sonra da başka bir gezegende seni tekrar bedenlendirip proğramını takacağım. Sen canlanınca da ceza olarak seni hurda fırınına atıp eriteceğim. Bu eritme ise büyük yıkılışa kadar sürecek. Eğer isteğimi yerine getirirsen krallar gibi yaşayabileceğin uzun bir hayat vereceğim."

Şimdi bu teklif ve vaad karşısında insan yaratması robot hangi şıkkı seçerse akıllılık veya aptallık etmiş olur? Yaratıcısı olan insana kulluk etmeyi kabul ettiğinde akıllılık, reddettiğinde ise aptallık etmiş olmaz mı?

Aynen bu örnek gibi bir Tanrı tarafından yaratılan insan da Yaratıcı'sını tanıyıp O'na kul olmayı kabul ederse akıllılık, reddederse aptallık etmiş olacaktır.

O halde yaratılmış ve yaşatılmakta olan insanın da akıllılığı seçmesi gerekmez mi? Elbette gerekir!

Peki, evrenin ve içindekilerinin sahibi olan Tanrı'yı inkâr edenler neyi kazanmaktadırlar? Onların kazandıkları, hayvanca bir özgürlük ve sonra da yok oluş değil mi? Bu mudur akıllılık?

Ey inkârcı insan! Yaratıcı'nı neden inkâr ediyorsun? Seni sen mi yarattın, yoksa yıldızlar topluluğu olan galaksiler ve galaksiler topluluğu olan evren mi yarattı? Yaratılmışlar hiç yaratıcı olabilir mi? Seni sen yaratamadığına göre, bir yıldız kendi kendini yaratabilir mi? Cevabın "hayır" olacağına göre, herşeyi bilen, gören; herşeye gücü yeten, ebedi hayatlı bir Tanrı'nın varlığı gerekli olmaz mı? Gerekli olduğuna göre O'na neden inanmıyorsun? Yokluğuna nasıl hükmediyorsun? Bu hükmün yanlış değil mi?

Çünkü ortada koskoca bir evren var. Bu evrenin işletilmesi ve yönetilmesiyle yeryüzünde canlılar için hayat üretilmekte. Bu üretim sayesinde senin varlığın devam etmekte. Bu Üretici kim? Evreni işleten ve yöneten kim? Sormayacak mısın? Sorduğun zaman da "kendi kendine oluyor" mu diyeceksin? Bunu dediğin zaman delilin ne olacaktır? Delilin olmadığına ve olamayacağına göre, Kur'anda: "Evrenin ve içindekilerinin tek sahibi benim" diyen "Allah" isimli Tanrı'yı dinlemen gerekmez mi?

Eğer "aptal" olmak istemezsen, "akıllı" olmayı seçersen, bu Tanrı'yı dinlemelisin. Çünkü Tanrı'yı dinleyip başka bir âlemde ebedî bir hayat kazanmak, Tanrı'yı yok sayıp ölümle yok olup gitmekten iyidir. Yok oluşu seçenlerin ise yok olup gideceklerine dair bir garantileri yoktur. Çünkü doğmaya karşı koyamamış insanların tekrar diriltilmeye de karşı koyma güçleri yoktur.

Ölümü öldüremeyen insan ebediyeti aramalıdır. Ebediyet kazandıran Kur'an'a inanmalıdır. Kur'an'dan daha üstün bir kitap getirip ortaya koyamayanlar Tanrı'yı inkârdan vazgeçmelidir.

Dünyada her ülke ve her ev sahiplidir. Evrenin de bir sahibi vardır. Evrenin sahibi Allah'tır. Bu sahipliğini de Kur'anla bildirmiştir. Şimdiye kadar da ikinci bir Sahip ortaya çıkmamıştır.

Ey Yaratan'ı inkâr eden insan! Sen kendi kendini yaratmış olmadığından anlaşılıyor ki, seni bir Yaratan var. O Yaratıcı da Kur'an'da "seni Ben yarattım, Ben yaşatmaktayım" diyor. Madde ve enerji ve evren sana bir mesaj göndermediğine göre, Kur'an'daki mesajı kabul etmen gerekmiyor mu? Bunu kabul etmezsen yok oluştan başka ne kazanacaksın? Tabii bu ölümle yok olup gitmek düşüncesi senin inkârcılıktan kaynaklanan zannındır. Bu zannının gerçekle bir ilgisi yoktur. Gerçek ise, senin ve evrenin bir Sahibi olduğudur. Bu Sahip ise seni ölümünden ve kıyametten sonra tekrar diriltip yeni bir hayata kavuşturacaktır. Bu hayat ise dünyadaki kazancına göre ya cennet, ya da cehennem olacaktır. Dünyaya gelmeye karşı koyamamış olan sen, tekrar diriltilmeye de karşı koyamayacaksın. Ölümü öldürmen mümkün olmadığından da tekrar diriltilmekten ve hesap vermekten kaçman mümkün olmayacaktır.

Şimdi tekrar düşün! Yaratıcı'yı inkâr etmek mi kazançlıdır, yoksa O'nu kabul etmek mi kazançlı olur? Ölümden sonra tekrar diriltilip mutlulukla dolu ebedi bir hayata kavuşmak, ölümle yok olup gitmekten iyi değil midir?

Şimdi kararını ver: Akıllılığı mı, yoksa aptallılığı mı seçeceksin? Aptallığı seçmek akıllılık olmayacağına göre, Yaratıcı'nın varlığını kabullenip O'na teslim olman gerekmez mi?

Buna cevap verirken; "inkâr et" diyen nefis ve şeytanını değil, mutlulukla dolu ebedî bir hayat isteyen kalbini dinle. Çünkü sen, akıldan ibaret bir varlık değilsin. Kalbinin hakkını da vermelisin. Kalbinin hakkını verirsen, "adaletli" bir insan olursun. Eğer adaletsizlik edersen, zâlim olursun. Zâlimlerin de hak ettiği yer cehennemdir. İşte senin dünyadaki en önemli görevin cehenneme düşmemektir.

O halde gerçek bir insan olmak istersen görevini bil ve iyi yap. Bunun dışında hakiki bir insan olman mümkün değildir. Hakiki insan oluşu kendilerine görev yapmayanlar; bitki, hayvan veya şeytan oluştan başka birşey kazanmazlar. Şeytan oluşu seçenlerin hakkı, cehenneme atılmaktır. Sen ise akıllılık ve kalplilik edip cennete dâvet edilmeyi seçmelisin.  Gerçek kazanç ve başarı budur!

Duamız şu olmalıdır: Ey bizi yoktan yaratan eşsiz Yaratıcı! Bizi doğru yola ilet. Kendilerine bilgi ve ışık verdiğin, mesaj gönderdiğin Peygamberlerin yoluna. Sapıklığı ve isyankârlığı seçmişlerin yoluna değil. Duamızı kabul buyur. 

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: İlyas Salman inanç konusundaki kararını değiştirmezse, cenneti kaybetmiş, cehennemi kazanmış olur.

Not 2: Kendi kendine oluş ve işleyiş yoktur. Bunu bir örnekle gösterebiliriz: Fabrikadaki bir makinanın kendi kendine çalıştığı görülür. Gerçekte ise o makina elektriğe bağlıdır. Elektriğin düğmesini ise bir usta açmıştır. Usta ise patronun emrindedir. Patronun emri ve isteği olmadan o makina çalışamaz. Ayrıca o makina kendi kendine oluşmamış, onu bir makinist yapmıştır.

Dünya ve evren de o makina hükmündedir. Makina nasıl patronun emri ve isteği olmadan çalışamazsa, herşeyin sahibi olan Tanrı'nın emri ve isteği olmadan da Dünya ve evren kendi kendine varolamaz ve işleyemez.

Eğer denirse: "İnsanlık âleminde geçerli olan bu hüküm Dünya ve evrene uygulanamaz."

Niçin uygulanamasın? Evren oluşurken veya oluşturulurken bu işe hiçbir insan şahit olmadığından eğer evrenin kendi kendine oluştuğu iddia edilebilecekse, onun bir Tanrı tarafından oluşturulduğu da iddia edilebilir. İnançlılar ise gökten gelen mesaja dayanarak, Kur'an'ı delil yaparak evrenin tek bir Tanrı tarafından oluşturulduğuna inanır. Ama inançsız ve inkârcıların evrenin kendi kendine oluştuğuna dair bir delil ve dayanakları yoktur. Çünkü kendi kendine oluşum imkânsızdır. Bilgi, emir ve istek olmadan hiçbir şey var olamaz. Evreni yaratacak ve yönetecek bir Tanrı'nın ise; herşeyi görmek, bilmek ve duymaktan başka; herşeye gücü yeter biri ve ölümsüz olması da gerekir. Yaratılmışlardan hiç biri bu vasfa sahip olmadığından ve olamayacağından Allah'tan başka ilah yoktur.  

Bu gerçekten de anlamalıyız ki; bir put, bir inek, bir yıldız, bir ay, bir güneş ve bir anadan doğmuş İsa Tanrı olamaz. Bunlar ancak "Tanrı yaratıkları" olabilir.

Not 3: Kur'an'da kusur arayanlar ve buldugunu zannedenler, Kur'an'dan üstün bir kitap getirip ortaya koysunlar ki, biz de Kur'an'ın gerçekten kusurlu olduğunu -ama böyle birşey asla olmayacak- görüp, o kitaba uyalım. Aksi halde Kur'an "en üstün kitap" olarak ortada olacak ve ona uyulacaktır.

Not 4: Ey İnsanlar! Kendi yarattığınız bir Dünya ve evrende değil, Başkası'nın yarattığı bir Dünya ve evrende yaşamaktasınız. Başkası'na ait bir mülkte bulunmak da size, "evren Sahibi'nin kim olduğu"nu bilme ve tanıma külfeti getirmektedir. Dolayısıyla evren Sahibi'ni tanımak zorundasınız. Evren Sahibi'ni tanıtan en mükemmel Kitap da Kur'an'dır. Kur'an'dan üstün bir kitap getirip ortaya koyamayanlar Kur'an'a uymak zorundadır. Bu zorunluğu yerine getirmeyenlerden hesap sorulacaktır. Bu hesabı sormak da evren Sahibi'nin hakkıdır.

Hakkıdır, çünkü sizlere hergün 24 saatlik bir hayat vermektedir. Bu hayat da Dünya ve evrenin işletilmesiyle üretilmektedir. Yani 24 saatlik bir hayat için koskoca bir evren işletilmekte, evren kadar çok büyük bir masraf yapılmaktadır. Sizin için yapılan bu hadsiz masraf da bir teşekkürü gerektiriyor. Bu teşekkürü yapmak zorundasınız ve yapmalısınız. Çünkü medenî olmanın gereği, yapılan bir yardım ve iyiliğe teşekkür etmektir. Hergün size yapılmakta olan 24 saatlik hayat yardım ve iyiliği teşekkürsüz kalabilir mi? O halde gereken teşekkürü yapınız ve bunu ibadetinizle gösteriniz ki, hayatı Veren de sizden memnun kalsın ve hayatınızı devam ettirsin. Bir ötedünyada da sizi ödüllendirsin. Bu ödüllendirme için de bu evrenin yıkılması ve başka bir ebedî evrenin yaratılması şart olmuştur. Bunun için de kıyamet kaçınılmazdır. Kıyamet de 102 yıl sonra başlayacaktır. Bu süre içinde teşekkürlü medenî bir insan olmanın yolunu arayıp bulmak ve o yolda yürümek sizin çıkarınızadır. Aksi halde çok büyük bir menfaati kaçırmış olacak ve mülk Sahibi'ne hesap vermek zorunda kalacak ve cezalandırılacaksınız. Ölümü öldüremediğiniz ve tekrar diriltilişi engelleyemediğiniz için de bu cezadan kaçmanız mümkün olmayacaktır.

Şimdi zaman, ebedî bir hayatı kazanma zamanıdır. Bu fırsatı kaçırmamalısınız.

Not 5: Ey İnsanlar! Uzayda, reenkernasyonda ve Yahovaist dünya cennetinde ebediyet aramayınız. Onlarda aranılan ve sunulan ebediyet, sahte ebediyettir. Çünkü kıyamet kopunca bütün insanlar ölecek ve bütün yıldızlar sönecektir. Bu sebeple gerçek ebediyet ancak Kur'anda gösterilendir.

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmibiri, Aralık başı.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka dâvet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

                        *   *   *

 

Sonntag, 21. November 2021

CHP HELÂLLEŞME İSTEĞİNDE SAMİMİ Mİ?

CHP HELÂLLEŞME İSTEĞİNDE SAMİMİ Mİ?

 

kötülüklerine tövbe etmeyenlerin zalimliklerine hükmeden ALLAHın adıyla

 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, partisinin ve partililerinin geçmişte kötülükte bulunduğu kimse ve kesimlerle helâlleşmek istediğini duyurdu. CHP helâlleşmek istediğine göre, bu istek içinde şu anlam da bulunuyor olmalı: "Artık bundan sonra CHP iktidara gelse bile laikliğe dayanılarak dindar müslümanlara hiçbir kötülük yapılmayacaktır. Müslümanlar dinlerini özgürce yaşayabilecektir. Bir general namaz kılarken kimseden çekinmeden sarığını sarabilecektir. Laiklik müslümanlar aleyhinde kullanılmayacaktır. Dindar bir hâkime veya avukat başörtüsünü takabilecektir." 

Eğer CHP'nin helâlleşme isteğinde bu anlamlar bulunmuyorsa, o helâlleşmenin içi boş demektir.

Evet CHP, geçmişte kötülük yaptığı bütün kimse ve kesimlerle helâlleşmeli. Fakat bu helâlleşme samimi olmalıdır.

Fakat Türkiye'ye ve Türkiyelilere karşı büyük bir ihanet içinde bulunan CHP'nin helâlleşme isteği samimi olabilir mi? İhanet üzerine helâlleşme konabilir mi?

CHP önce içinde bulunduğu ihaneti sonlandırmalı değil mi? CHP bu ihaneti neden sonlandırmıyor?

CHP gerçekten helâlleşmek istiyorsa, PKK ile bağını koparmayan ve  koparamayacak olan HDP ile ittifakını sonlandırmalıdır. Bu sonlandırma olmadığı müddetçe CHP ihanetten kurtulamaz ve helâlleşmesi de geçerli olmaz.

Şimdi soru şudur: CHP gerçekten helâlleşmek istiyor mu? Eğer "istiyorum" diyorsa, HDP'ye açık açık şunu söyleyebilmelidir: "Sen, Türkiye'nin düşmanı PKK'nın bir aparatısın. Seninle ittifak demek, PKK ile ittifak demektir. Ben CHP ise, Türkiye'nin düşmanı bir terör örgütüyle ittifak kuramam. Benimle müttefik olmak isteyen bir HDP'nin PKK ile bağı olmamalıdır. HDP ise bu bağı koparabilecek güce ve yetkiye sahip değildir. Bu durumda biz CHP, HDP ile ittifakı reddetmek durumundayız ve reddediyoruz."

CHP bu ilânatı yapmak zorundadır. Bu ilânatı yapmayıp ittifaka devam ederse, PKK'nın bütün emirlerini kabul etmek zorunda kalır. PKK'nın emrinde olmak ise, Türkiye'ye apaçık bir ihanettir. HDP zaten ihanettedir. Bu ihanetler ise onlara partileşme hakkı vermez. Eğer verilmişse, o hak onlardan alınacak demektir. CHP eğer kapatılmak istemiyorsa, hainlikte olan HDP ile müttefikliğini sonlandırır. Bu sonlandırma açıkça ve derhal yapılmalıdır! Yapılmadığı takdirde CHP'nin fişi çekilir ve çekilmek zorundadır.

Çünkü CHP HDP ile iktidara gelecek olursa, Türkiye yönetiminin dörtte biri PKK'nın eline geçecektir. Türkiye'nin bir terör örgütüyle yönetilmesi ne demektir? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Madem kabul edilemez, bunun önlemini almak şarttır. Bu şart da, HDP'nin kapatılmasını gerektirir.

Bu durumda HDP'nin oyları CHP'ye gelecektir. CHP ise bu oylara talip olmadığını önceden bildirmelidir. Eğer o oylara talip olmak istiyorsa şartını da söylemelidir. Koşulacak şart şudur: "Ben HDP'lilerin oylarına talipim. Ama bunun karşılığında PKK'ya bedel ödemem, onun hiçbir isteğini karşılamam. Kapatılacak olan HDP'ye oy verecek olanlar bu şartı kabul ederlerse, oylarını bana verebilirler."

CHP'liler şu gerçeği kafalarına iyice sokmalıdırlar: PKK silah bırakmadığı ve Türkiye'ye karşı savaşı sonlandırmadığı ve elebaşları da teslim olmadığı müddetçe onun aparatı HDP ile müttefiklik Türkiye'ye bir ihanettir. Bu ihanete son vermeyen partiler de kapatılmak zorundadır.

İhanetine son vermeyen partilerin seçime katılma hakkı yoktur. İktidarda olan AK Parti ise, CHP ihanetine son vermediği takdirde seçimleri iptal etme hakkına sahiptir. Bu hak, ihanette olan partiler ihanetlerine son verinceye kadar geçerlidir.

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Not 1: CHP HDP seçmenine herhangi bir şart koşmayacaktır. HDP kapatıldığında CHP, bu PKK aparatının oylarını alabilmek için can atacak ve PKK'nın bütün taleplerini kabul edecektir ve şu an kabul etmiş durumdadır.

Not 2: Kılıçdaroğlu'nun helâlleşme isteğini CHP'li çoğunluk kabul etmiş değildir. CHP'li çoğunluğun kabul etmediği bir hareketin geçerliği olmaz.

Not 3: CHP'liler gerçekten helâlleşmek istiyorlarsa, gayrimeşru siyasal ilişkilerini terketmelidirler.

Not 4: CHP geçmişte kötülük ettikleri kimse ve kesimlerle helâlleşmelidir. Allah'a inanan insanlar kötülük ettikleri kimselerden helâllik istemekten kaçmazlar. Ama Allah'a vereceği hesabışünmeyenlerin helâllik istemekle bir ilgileri olmaz. CHP'liler çoğunluk olarak helâllik istemeyi kabul ederlerse ve gereğini yaparlarsa, CHP Türkiye'de güvenilir bir parti haline gelir ve PKK'dan oy ve iktidar dilenmek zorunda kalmaz. Şu anda CHP, PKK'dan oy dilenmek ve bedel olarak da onun bütün taleplerini karşılamak zorunda. Yani: CHP, Türkiye'ye ihanet etme karşılığında PKK'nın HDP elindeki oylarını alabilecektir.

Not 5: Türkiye'nin bir partisi olarak CHP'nin Türkiye'deki görevi, oyları karşılığında PKK'nın taleplerini kabul etmek değil, onun elebaşlarını teslim olmaya çağırmaktır.

Not 6: HDP'nin seçime katılmaması şartıyla AK Parti iktidarı erken seçimi kabul edebilir ve bu seçim 2022 Haziran'ında yapılabilir. PKK'nın aparatı olduğu için HDP'nin seçime katılma hakkı yoktur. Bu parti kapatıldığı takdirde de erken seçime gitmek mümkündür.

Not 7: HDP eğer seçime katılmak istiyorsa, PKK'nın elebaşlarını Türkiye'ye teslim etmelidir. Bunu yapamayacaksa, onun seçime katılma hakkı olmaz. HDP, seçime katılmayacağını bildirmek zorundadır.

Not 8: Gayrimeşru siyasal ilişkileriyle Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atmaktan vazgeçmeyen bir CHP'nin varlığı suçtur. CHP bu suçtan ya arınmalı, ya da varlığı sonlandırılmalıdır. Eğer sonlandırılmazsa, CHP iktidara gelebilmek için FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerini Türkiye'nin yönetimine sokmaktan çekinmeyecektir. Türkiye'nin terör örgütleri tarafından yönetilmesine izin verilebilir mi?

CHP'liler HDP, FETÖ ve PKK'yı kendi aralarında meşrulaştırmış durumdadır. Bu meşrulaştırma Türkiye'ye ihanettir. Bu ihanet ya sona ermeli, ya da CHP siyaset sahnesinden çekilmelidir.

Not 9: Duamız: PKK'nın ve aparatının oy ve desteğini reddetmeyen partililere Allah iktidar vermesin. Amin!

İmza: Mehdiyet ve Hilafet Makamı.

 

Allah'tan başka ilah yoktur. Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

 

Zaman: Yeni Çağ'ın yirmibiri, Kasım ortası.

Mekan: Avrupa.

Makam: Hakka dâvet ve uyarı.

Boyut: Muranizm.

 

Yayınlayan: Avrupa Muranistleri.

                        *   *   *