Montag, 27. April 2020

CEMEVLERİ'NE İBADETHANE STATÜSÜ VERİLEBİLİR Mİ?

                            CEMEVLERİ'NE
    İBADETHANE STATÜSÜ VERİLEBİLİR Mİ?

             insanları ibadet etmeye dâvet eden
                              ALLAHın adıyla

Türkiye'de bir siyasî parti, Alevî vatandaşların kul-
landığı cemevleri'ne "ibadethâne" statüsü verilme-
sini istemiş. Bunu Alevî vatandaşlar da isteyebilir.
Fakat önce cemevleri'nin bir ibadethâne olup olma-
dığını tesbit etmek gerekiyor.

Alevîler cemevlerinde ne yapıyor? Eğer bu evlerde
yapılan işlerin onda dokuzu veya en azından onda
altısı Allah'a ibadetse, bu takdirde o evlere "ibadet-
hâne" denilebilir. Eğer o evlerde ibadet onda altıyı
bulmuyor ve geçmiyorsa, o yerlere "ibadethâne"
denilemez.

Alevîler cemevinde haftada bir kere toplu halde
müslümanların ibedetinden farklı bir namaz kılıyor-
muş. Cemevlerinde yaptıkları işlerin de sadece on-
da biri dua ve zikirmiş. Eğer buna bakarsak, cem-
evlerinde yapılan işlerin onda dokuzunun Allah'a
ibadet olmadığını görürüz. Bu durumda cemevleri'
nin bir "ibadethâne" olduğu söylenebilir mi?

Eğer haftada bir kere toplu ibadet edilen kiliselerin
"ibadethâne" kabul edildiğine bakarsak, cemevleri
de ibadethâne olarak kabul edilebilir. Eğer cemev-
lerini ibadethâne olarak kabul edersek, o zaman
Nurcuların toplu halde risale okuyup namaz kıldıkla-
rı evleri, tarikatçıların zikir çektikleri hâneleri ve
mescidleri de "ibadethâne" olarak kabul etmemiz
gerekir. Bu kabul edildiği takdirde devletin de bu
kabule onay verebilmesi için gerekli kanunların çı-
karılması ve engelleyici yasaların da iptal edilmesi
gerekir. Muhalif partiler de bu işe evet derlerse,
iktidar partisi gerekeni yapabilir.

Ey Alevîler! Hz. Ali, ne Hz. Muhammed'den önce
ne de ondan sonra "Alevîlik" diye bir din ve mez-
hep icad etmedi. Alevîliği sizden önceki atalarınız
uydurdu. Yaratıcınız ve yaşatıcınız olan Allah'ın si-
ze ve bütün insanlara gönderdiği din ise İslâmiyet'
tir.

İslâmiyet'te Allah'a ve diğer şartlara inaçtan sonra
en önemli ve birinci ibadet Namaz'dır. Namaz; Al-
lah'ı birleme, O'nu yüceltme ve kusursuzlama, O'
na teşekkür ve duadır. Bu ibadetin vakti ve sayısı
Allah tarafından bildirilmiş, şekli de Elçisi tarafın-
dan gösterilmiştir. Bu resmî ibadetin evlerde veya
câmilerde yapılması, ikame edilmesi, uygulanması
mutlaka şarttır. Bu resmî ibadet dışında zikirler, Al-
lah'ı anışlar ise istendiği yerde ve zamanda yapıla-
bilir. Bu resmî ibadet ile zikir birbirine karıştırılma-
malıdır. Zikri, istediğiniz yerde, istediğiniz vakitte
ve istediğiniz sayıda çekebilirsiniz. Fakat Namaz'ın
vaktini ve sayısını keyfinize göre ayarlayamazsınız.
Çünkü vakti ve sayısı Allah tarafından bildirilmiştir.
Bu bildirilene uymak gerekiyor.

Eğer "biz Allah'ın indirdiği dine uyacağız" derseniz
-ki demelisiniz-, bu takdirde namaz için câmiler si-
ze yeterlidir. Eğer "biz Allah'ı zikretmek için" cem-
evi de istiyoruz" derseniz, tabii ki buna da sahip o-
labilirsiniz. Ama dikkat edin, eğer namazınızı Allah'
ın bildirdiği vakitlerde ve Elçisi'nin gösterdiği şekil-
de kılmazsanız, ibadetiniz eksik görülüp cezâlandı-
rılabilirsiniz. Cezâya uğramak istemezseniz, Allah'
ın indirdiği ve Elçisi'nin bildirdiği din ve ibadet için-
de olmalısınız. Sizin için kurtuluş ve doğru yol bu-
dur. Atalarınızın uydurduğu din ve mezhepte kurtu-
luş yoktur.

Ey Alevîler! Eğer daha çok Allah'ı zikretmek ve O'
na hizmet etmek için kullanırsanız, cemevleri'ne
"ibadethâne" demek lâyık hale gelir. Ama daha
çok İslâm dışı işlerde kullanırsanız, cemevleriniz
ibadethâne olmaktan çıkar.

Ey Alevîler! Hz. Ali'yi, İslâmiyet dairesinde kalarak
sevmelisiniz. Eğer onu İslâmiyet dairesinden çıka-
rarak severseniz, bu sevginizin Allah katında bir de-
ğeri olmaz ve kalmaz.

Alevilere uyarı! Eğer Alevîler Alevîliği ayrı bir din
olarak kabul ediyorlarsa, o din, uydurma bir dindir.
Çünkü din gönderen Allah, "Alevîlik" diye bir din
göndermemiştir. Eğer Alevîler Alevîliği bir mezhep
olarak kabul ediyorlarsa, bu mezhep, bâtıl bir mez-
heptir. Çünkü Alevîlik İslâmiyeti bölmektedir. İslâ-
miyeti bölen bir mezhep ise meşru bir mezhep ola-
maz. Meşru bir mezhep ancak müslümanların so-
runlarını çözen mezheptir. Alevîler eğer gerçek bir
din arıyorlarsa, o din, ancak İslâmiyet'tir. İslâmiyet'i
de Kur'andan öğrenebilirler. İslâmiyet dışında din
uyduranlar ve İslâmiyet'i bölen bir mezhep icad e-
denler Allah katında sorumlu tutulacaklardır.

Alevîlere yol haritası:

Ey bu zamanın Alevîleri! Sizler, atalarınızın inancı
üzerinde olmak zorunda değilsiniz. Çünkü ataları-
nız yanlış bir yol tutturmuş olabilirler. Bu sebeple
önce onların tuttuğu yolun doğru ve yanlışlığını test
etmeniz gerekir. Bunu da ancak son gönderilen ki-
tap olan Kur'ana bakarak yapabilirsiniz. Şimdi bakın
bakalım. Atalarınızdan devraldığınız inanç Kur'anla
uyuşuyor mu? Eğer inancınız Kur'anla uyuşuyorsa,
yolunuza devam edebilirsiniz. Ama eğer inancınız
Kur'anı veya bir kısmını inkâr ve reddediyorsa ve
o kitabın gönderildiği Peygamber'in dinî uygulama-
larını kabul etmiyorsa, biliniz ki o inancınız, doğru
bir inanç değildir. Din haline getirdiğiniz eğri inancı-
nız ise Allah katında kabul edilmeyecektir. Dolayı-
sıyla Allah katında kabul edilecek bir inancı arayıp
bulmak ve ona girmek zorundasınız. Tabii doğru
dini ararsanız. Eğri din ve inançta kalmaya devam
ederseniz, ölümle huzuruna varacağınız Yaratan'ı-
nıza vereceğiniz bir hesabınız olacaktır. Bu hesa-
bın iyi olmasını isterseniz, Yaratan'ınızın son Kitabı
Kur'anla uyumlu yaşarsınız ve yaşamalısınız. Eğer
Alevîlik inancınızın meşru bir mezhep olmasını is-
terseniz, bu mezhebiniz İslâm dairesinde kalmalı
ve İslâmiyet'e hizmet etmelidir. İslâm dairesinden
çıkan ve İslâmiyet'e hizmet etmeyen bir mezhep,
bâtıldır, Allah katında geçersizdir. Eğer mezhebi-
niz son Peygamber'in yolundan sapıyorsa, İslâ-
miyet'i ve müslümanları bölüyorsa, o mezhebi
derhal terketmelisiniz. Sizin atalarınız uyarılmamış
olabilir. Ama şimdi siz, Allah'ın Mehdisi tarafından
uyarılmaktasınız. Tuttuğunuz ve tutacağınız yoldan
sorumlusunuz. Kur'anı veya bazı âyetlerini ve son
Peygamber'in uygulamalarını reddediyor olabilirsi-
niz. Böyle bir reddediş, sizin İslâmiyetle olan bağı-
nızı koparır ve koparmıştır. Bu durumda kendinize
yeni bir din uydurmuş olursunuz. Fakat sizin bu
reddedişinizi ve yeni bir din uydurmanızı haklı çıka-
racak elinizde ne var? Bunu hangi ölçüyle yapıyor-
sunuz? Yoksa Allah tarafından size Kur'andan üs-
tün yeni bir Kitap mı gönderildi? Öyleyse bu Kitabı
açıklayınız. Eğer elinizde böyle bir Kitap yoksa;
Kur'anda, İslâmda ve Hz. Muhammed'de kalınız.
Aksi halde Allah katında "sapıtanlar"dan olarak kay-
dedilirsiniz. İşte kayıpların en büyüğü budur! Bu
kayba râzı olmamalısınız.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1: Câmilerde hergün 5 vakit namaz kılındığı
için ve namazdan başka, namaz saatleri dışında;
Kur'an, tefsir ve mevlid okunduğu; dinî eğitim yapıl-
dığı, zikir çekildiği ve çekilebildiği için Câmiler "iba-
dethâne" denilmeyi hak kazanıyor. Câmiler, ibadet-
ten başka dinî hizmetler için de kullanılabilir ve kul-
lanılmalıdır.

Not 2: Bir yere "ibadethâne" statüsü verilebilmesi-
nin ölçüsü şudur: Bir mekân sırf ibadet için açılmış-
sa ve sadece dinî ibadet için kullanılıyorsa, o yere
ibadethâne denilebilir. Ama bir yer ve mekân iba-
detten çok din dışı işler için kullanılıyorsa, o yere
ve mekâna ibadethâne denilemez. İbadethâne de-
nilse bile "ibadethâne" statüsü verilemez. Devlet
böyle yerlere yardım yapmak zorunda değildir.

Not 3: "Allah namaz kılmayı niçin emretmiştir?" diye
sorulabilir. Cevap: Çünkü Allah insanları O'na iba-
det etmeleri için yaratmıştır. Yani insanın asıl vazi-
fesi, Allah'a ibadettir. Allah insana hergün 24 saatlik
bir hayat verdiği için, Allah'ın insandan 5 vakitte na-
maz istemesi, O'nun hakkıdır. Bu hak ödenmediği
takdirde, insanın Allah'a inanmasında bir kıymet
kalmıyor. Allah'a inanmasında bir kıymet kalmayan
insanın da Allah katında bir değeri olmuyor. Böyle
bir insana: "Değersiz insan" denir. Eğer insan bu
değersizliği kabullenirse, Allah'a ihanet etmiş olur.
Çünkü hem O'nun dünyasında yaşa, hem O'nun
verdiği rızıkla yaşam bul, sonra da teşekkür ve yü-
celtme olan ibadeti yapma! Olur mu? Elbette ki
olmaz!

Not 4: "Niçin Allah'ın bildirdiği vakitlerde namaz kıl-
malıyız" diye sorulabilir. Cevap: Çünkü Allah'ın bil-
dirdiği vakitler, O'nun, huzuruna varabilmemiz için
verdiği terminlerdir. Bu yüzden insanlar istedikleri
vakitte namaz kılamazlar. (Nafile namazlar konumu-
zun dışındadır.) Çünkü Allah insanlara termin verir,
ama insanlar Allah'a termin veremez. İnsanın keyfi
değil, Allah'ın keyfi önemlidir. Dünyevî işlerde ter-
min vaktine uymazsanız ne olur? Görüşmeniz iptal
edilir ve işiniz hallolmaz. Ayrıca termin verenden
de azar işitirsiniz. İşte Allah'ın verdiği ibadet termi-
nine uymayan insanlar da O'nun huzuruna varmayı
kaçırmış oluyorlar. Tabii ibadet vaktinde O'nun hu-
zurunda bulunmayanlar da Allah'ı kızdırmış, hakkı-
nı çiğnemiş oluyor. Bu hak çiğneme ve kızgınlık â-
hirette insanların karşısına azap ve cezâ olarak çı-
kacak, kabirlerine karanlık olarak dolacaktır.

Bu arada şu gerçeği de görelim: Allah keyfî iş yap-
maz. O'nun yaptığı bütün işler hakka, adâlete ve
hedeflediği amaçlara göredir. Yani O'nu asla bir
diktatör olarak görmemeliyiz. Çünkü Allah zulmet-
mekten arınmıştır.

Not 5: "Namaz niçin vakitli olmuştur?" diye sorula-
cak olursa, cevap şudur: Allah insanların O'nu an-
masını ve O'na ibadet etmesini istiyor. Fakat insan-
ların yapmak zorunda oldukları dünya işleri vardır.
Ama insanlar dünya işlerine daldıklarında Allah'ı u-
nuturlar. İşte insanların Allah'ı tamamen unutmama-
ları için (Kur'andan çıkarılan anlam olarak): "Şu va-
kitlerde çok kısa bir müddet işi-gücü bırakıp Allah'
ın huzuruna geliniz, size verilen hayatın teşekkürü-
nü yapıp, Allah'a kulluk borcunuzu ödeyiniz" den-
miştir.

Yaşatışının karşılığını ibadet olarak isteyen yüce
Allah, vakitli namazların savaşta dahi terkedilmesini
istememiş ve Hz. Peygambere, fırsat olduğunda
savaşçılarıyla birlikte nöbetleşerek namaz kılmala-
rını emretmiştir. Ayrıca vakitli namaz ile zikri birbi-
rinden ayırmıştır. Yani "Allah'ı zikrediyorsanız, na-
maz kılmanıza gerek yoktur" veya "namaz kıldıysa-
nız, zikre gerek yoktur" dememiştir. Allah namaza
da, zikre de ayrı önem vermiş, terkedilmesini iste-
memiştir. (Bakınız: Nisa 102)

Not 6: "Allah'ın insanlara bildirdiği namaz vakitleri-
nin önemi nedir? Yani niçin başka vakitlerde değil
de o vakitlerde" diye sorulabilir. Cevap: Çünkü o
vakitler, Allah'ın çok büyük icraatlarının oluştuğu
ve sonuçlandığı zamanlardır.

Meselâ sabah vakti: Allah bu vakitte, yani günün
ağarmaya başlamasından güneşin doğuşuna ka-
darki zaman aralığında geceyi götürüp gündüzü
getirmeye başlayarak ve sonrasında gündüzü geti-
rerek çok büyük bir icraatta bulunmuş oluyor. Bu
büyük icraatın alkışlanması gerekiyor. Çünkü bu
büyük icraat, bütün canlıları yeni bir güne kavuştu-
ruyor. Biz de hayatımızı kazanabilmek için gündüze
muhtacız. Ama biz insanların dünyayı döndürerek
yeni bir gün yaratması mümkün değildir. Ama Allah
bizi bu sıkıntıdan kurtarıyor. Bu kurtarış elbette bir
teşekkür, alkış ve yüceltme ister. İşte biz Allah'a i-
nananlar, Allah'ı yüceltme ve O'na teşekkür olan
"sabah namazı"yla O'nun icraatını alkışlamış oluyo-
ruz. Elbette Allah'ın bizim alkışımıza ihtiyacı yok.
Fakat O, alkışlanmayı, yani yüceltilmeyi hakediyor.
O'nun hakkının da ödenmesi gerekiyor. Bir konse-
re gitseniz, ses sanatçısı şarkısını söyledikten
sonra onu alkışlamasanız, ayıp etmiş olursunuz.
Çünkü o sanatçı söylediği şarkıyla sizi güzel dün-
yalara götürmekte, size birşeyler vermektedir. Onu
alkışlamak da, onu yüceltmek, ona teşekkür etmek
oluyor. Bunun gibi, evrenin sahibi yüce Allah da
yaptığı iyi, güzel, mükemmel, büyük ve eşsiz işlerle
bize bir iyilik yapmaktadır. Bu iyilikler de, O'nun yü-
celtilmesini ve O'na teşekkür edilmesini gerektirir.

Meselâ kuşluk vakti: Bu vakitte Allah, güneşi doğuş
ile zirve arasına yükselterek gündüzü bebeklik ve
çocukluktan çıkarıp gençleştirerek çok güzel bir ic-
raatta bulunmuş oluyor. Bu vakitte yapılan ibadet
de, Allah'ın icraatını takdir etme olmaktadır.

Meselâ öğle vakti: Bu vakitte Allah güneşi dünyanın
tepesine bir avize gibi dikerek  bütün yeryüzünü ay-
dınlatmakla yine muazzam bir icraatta bulunuyor ve
günü olgunlaştırıyor. Kılınan "öğle namazı"yla Al-
lah'ın bu mükemmel icraatını göklere çıkarmış
oluyoruz.

Meselâ ikindi vakti: Bu vakitte Allah güneşi zirve ile
batış arasına getirip günü ihtiyarlatarak yine hayret
verici bir iş yapıyor. İşte biz "ikindi namazı"yla Al-
lah'ın bu işini takdir ve tebrik etmiş oluyoruz.

Meselâ akşam vakti: Bu vakitte Allah güneşi batıra-
rak geceyi getiriyor, günü öldürüyor. Geceyi getir-
mek ve gündüzü götürmek, yani dünyayı döndür-
mek, Allah'ın çok büyük bir işidir. Bütün bu işlerin
"kendi kendine" olup bittiğini düşünmek çok büyük
hatadır. Çünkü hiç bir fabrika kendi kendine kurulup,
kendi kendine çalışmaz. O fabrikanın mutlaka bir
patronu ve o patronun da işçileri vardır. Dünya ve
evren fabrikasının sahibi de Allah'tır. Allah olmadan
evren fabrikası çalışamaz. Madem çalışan bir ev-
ren vardır, onun sahibi ve çalıştırıcısı olarak Allah
da vardır. Allah bu varlığını Kur'anıyla da bildirmiş-
tir. Bu bildiri karşısında inkâr olmaz ve olmamalıdır.

Hem akşam vakti, insanların ve diğer canlıların din-
lenmesi için çok büyük bir nimettir. İşte kılınan
"akşam namazı"yla bu nimete teşekkür etmiş ve
Allah'ın bizim yapmamız mümkün olmayan  işlerini
yüceltmiş oluyoruz.

Meselâ gece vakti: Bu vakitte Allah yeryüzünü ka-
ranlığa gömerek ve günü uzay kabrine sokarak çok
acayip bir iş yapıyor. "Yatsı namazı"yla da Allah'ın
bu acayip işini alkışlamak gerekiyor. Çünkü Allah'ın
yaptığı "işler"i biz yapamayız. Ama O bizim için ya-
pıyor. Bunun da bir karşılığının olması gerekiyor.
İşte o gereken de, "vakitli namazlar"dır. İşte bu
yüzden insan, keyfinin çektiği vakitte değil, Allah'ın
bildirdiği vakitlerde namaz kılmalıdır. Fakat zikir
böyle değildir. Onu istediğiniz vakitlerde çeke-
bilirsiniz.

Vakitsiz (nafile) namazlar, ancak vakitli namazların
yerine getirilmesiyle önem kazanır.

Not 7: Yukarıda açıklanan gerçekler sebebiyle, ba-
zı inançlıların: "Dinî hizmetler ve zikir çekme de bir
ibadettir. Ayrıca namaz kılmaya gerek yoktur" de-
meleri doğru değildir. Vakitli namaz, Allah'ın bir
emri ve isteğidir. Bu emir ve isteğe uymak
gerekiyor.

Not 8: Vakitli namazlarda çok yukarıdan bakıldığın-
da yeryüzünde muazzam bir tablo oluşuyor. Çünkü
belirli bir vakitte imanlılar, kâbeye doğru yüzlerini
çevirip namaza durduklarında, yeryüzü bir ordugâh,
namaz kılanlar da kâbenin etrafını sarmış "talim e-
den askerler" görüntüsünü vermektedir. Herşeye
yukarıdan bakan Allah da bu muazzam görüntüden
hoşlanıyor ve "işte benim değerli kullarım" diyor.
Eğer namaz vakitleri inançlılar tarafından keyfî ola-
rak ayarlansaydı bu muazzam tablo ve görüntü
meydana gelmeyecekti. İşte kullarının ibadetini
görmek isteyen yüce Allah, "o canlı tablonun olu-
şabilmesi için, namazlara vakit koymuştur" diyebi-
liriz.

Not 9: Ey İslâmlı Ülkeler'deki hıristiyanlar! Allah ka-
tında gerçek din, Allah'ı birleyip O'na teslim olmak-
tır. Eğer Meryem oğlu Hz. İsa'yı Tanrı'nın bir Elçisi
ve mûcizesi olarak kabul edip Allah'a; haklı olmak,
adâletli olmak, namuslu olmak, ibadetli olmak, ah-
lâklı olmak, iyilikçi olmak ve bütün kötülükleri terket-
mekle teslim olursanız, bu dininiz Allah katında ka-
bul edilecektir. Eğer Hz. İsa'yı tanrılaştırır veya onu
Tanrı oğlu yaparsanız, bu dininiz de Allah katında
reddedilecek ve cezâya uğrayacaksınız. O halde
dininizi gözden geçiriniz. Atalarınız size yanlış bir
din ve inanç miras bırakmış olabilir. Son indirilmiş
kitap olan Kur'ana bakarak inancınızı düzeltebilirsi-
niz ve düzeltmelisiniz.

Ey Meryem oğlu İsa'yı çok seven hıristiyanlar! Tan-
rı olmak için yerin, göğün ve bunlar arasındakilerin
sahibi olmak ve onları yönetebilmek gerekiyor. Bu
yönetim ve sahiplik için de; herşeye gücü yeten,
herşeyi bilen, gören, duyan, konuşan, doğumu ve
ölümü olmayan, ezelî ve ebedî bir varlık olmak ge-
rekiyor. Bu gereklikler karşısında Meryem'den do-
ğan ve sizin inancınızca çarmıha gerilerek öldürül-
müş, gerçekte ise öldürülmekten kurtarılıp göğe
yükseltilmiş bulunan Meryem oğlu İsa'nın "Tanrı"
olamayacağı gayet açıktır.

Ey babasız yaratılmış Meryem oğlu İsa'ya bir "ba-
ba" arayan ve Tanrı'yı ona "baba" yapmış hıristi-
yanlar! İsa Mesih'e baba aramaktan ve Tanrı'yı ona
baba yapmaktan vazgeçiniz. Çünkü ilk insan Âdem'
i hem annesiz ve hem babasız yaratmış bir Allah, İ-
sa Mesih'i babasız yaratmaktan ve onu bir mûcize
yapmaktan âciz değildir. Bu sebeple Tanrı'yı İsa'ya
baba yapmaktan vazgeçmelisiniz. Eğer vazgeç-
mezseniz, Tanrı'yı insan seviyesine, İsa'yı da Tanrı
mertebesine çıkarmış olur, Allah'a küfredersiniz.
Bu küfür, Allah'a haksızlıktır. Bu zulüm olan haksız-
lık terkedilmelidir.

Ey Meryem oğlu İsa'yı "Tanrı oğlu" kabul eden hı-
ristiyanlar!

Herşeyden ve herkesten önce var bulunan ve ölü-
mü de olmayan, ayrıca bütün insanların yaratıcısı
ve yaşatıcısı olan, yani insan soyunun bir parçası
olmayan ve olamayacak olan Tanrı'nın çocuğu da
olmaz. Tanrı'nın ölümü olmadığından; "Ben öldük-
ten sonra Benim yerime geçecek bir oğlum olmalı"
derdinde bir Tanrı da yoktur. O halde Meryem oğlu
İsa'nın "Tanrı oğlu" olamayacağını da kabul etmeli-
siniz. Bunu kabul etmediğiniz takdirde, Meryem oğ-
lu İsa'nın "Tanrı oğlu" olduğunu isbatlamak zorun-
dasınız. (Kur'an karşısında asla mümkün olmayan)
bu isbatı yapmadığınız müddetçe inancınız geçer-
sizdir. Geçersiz bir inanç ise, yüce Tanrı katında
mutlaka ve mutlaka reddedilecek ve size çok ağır
bir cezâ getirecektir. Bu cezâya uğramak istemez-
seniz, önleminizi alınız. Eğer önlem almak isterse-
niz, karşınıza: "İsa Tanrı'nın kulu ve Elçisi'dir" ger-
çeği çıkacaktır. Bu gerçeğe sarılmak ve Musa ile
Muhammed'in de Tanrı Elçisi olduğunu kabullen-
mek, sizin kurtuluşunuz olacaktır. Bu kurtuluşu ara-
yınız ve isteyiniz. Tabii ötedünyada ebedî bir ya-
şam ve mutluluk isterseniz. "Ölümlü" olduğunuz ve
ölümü öldüremediğiniz için bunu istemek zorunda-
sınız. Tabii seçim yine sizindir!

İmza: Mehdiyet Makamı.


                     Allah'tan başka ilah yoktur.
         Mehdi ve Mesih Allah'ın kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın yirmisi, Ocak sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *





Mittwoch, 22. April 2020

DÜNYA DEVLETLERİ LİDERLERİNE KORONA VİRÜS MEKTUBU!

          DÜNYA DEVLETLERİ LİDERLERİNE
                 KORONA VİRÜS MEKTUBU!

           zâlimleşen milletlere felâket gönderen
                          tekTANRInın adıyla


Devlet olarak, millet olarak bir virüs felâketine uğra-
mış bulunuyorsunuz ve kendi kendinize soruyorsu-
nuz: "Biz bu felâkete neden uğradık?"

Merak ettiğiniz sualin cevabı şudur: Çünkü Tanrı'
nın hak ve adâletine teslim olmak yerine, çıkarları-
nıza tapmayı tercih ettiniz. Bu tercihle de âciz, fakir
ve mâsum insanları ezdiniz.Onların haklarını gözet-
mediniz.Suriye'de 500 bini çocuk olan 1 milyon mâ-
sum insanın katledilmesini seyrettiniz. Katliamcı zâ-
lim diktatörleri durdurmak için harekete geçmediniz
ve onların hakettikleri cezâyı kesmediniz. Zâlim dik-
tatörlere ve katliamlarına sessiz ve seyirci kalmakla
zâlim oldunuz, zulüm ortağı oldunuz. Bütün bu kötü-
lüklerinize milletleriniz de çoğunluk olarak ses çı-
karmadı. Bu şekilde "zâlimleşen milletler" oldunuz.
Kötülüklerinizle Tanrı'yı öfkelendirdiniz ve cezâyı
hakettiniz. Korona virüs felâketi de zulümlerinizin
karşılığıdır.

Şu anda çaresizsiniz. Trilyonlarca dolarlık zararlara
uğradınız. Halbuki sizler, milyarlarca dolarlık çıkar-
larınız için zulme ve zâlimlere göz yummuştunuz.
Bu göz yummayla yüzmilyarlarca dolarlık kazançlar
elde ettiniz, ama şimdi bir virüs sizlere trilyonlarca
dolarlık zararlara uğratmaktadır. Demek çıkarlara
tapmak kârlı bir ticaret değilmiş! Şimdi anladınız
mı?

Anlamalısınız! Anlamak zorundasınız! Zira anlayış-
sızlığınız sizleri yeni felâketlere maruz bırakacaktır.
Çünkü zulmettiğiniz, sömürdüğünüz insanların bir
Sahibi, bir Tanrısı vardır. O Tanrı, yarattığı insanla-
rın zulme uğramasına göz yummaz. Onların intika-
mını mutlaka alır. Tanrı'nın intikamıyla karşılaşmak
istemezseniz, zulmü terketmelisiniz. Zulmü terket-
mek için de hak ve adâlete boyun eğmek gerekir.
Bunun için de, çıkarlara tapmayı sonlandırmalısı-
nız.

Çıkarlara tapmayı sonlandırmak istiyor musunuz?
Eğer istiyorsanız, hak ve adâletin egemen olması-
nı istiyorsunuz demektir. Eğer hak ve adâletin ege-
men olmasını istiyorsanız, şunları yapmalısınız:

1- Fakirlerin hakkını vermelisiniz. Çünkü adâlet,
haklıya hakkını, suçluya da cezâsını vermektir. Fa-
kirlerin hakkını ödeyebilmek için de, zenginlerden
alınıp fakirlere aktarılacak bir "servet vergisi"ni he-
men yasalaştırmalısınız. Bu yasalaştırmada 20 bin
dolardan fazla mal ve parası olanlar zengin sayıla-
cak ve bu zenginliğin yüzde 3'ü her yıl fakirlere ak-
tarılacak. Eğer bu yıllık vergiyi 12 aya bölerseniz,
bu bölmeyle vergi ödeyecek olan zenginlerin gö-
zünü korkutmayı engellemiş olursunuz. Yüzde 3'
lük vergi oranını 12 aya böldüğümüzde 0,25 oranı
çıkar. Her ay ödenecek bu küçücük oran zenginle-
rin gözünü korkutmaz. Eğer bu oran ülkedeki fakirli-
ği ortadan kaldırmıyorsa, yüzde 3'lük oranı yükselt-
mek gerekecektir.

Eğer insanlık digitalizmin egemenliği altına girmek
zorunda kalırsa, bu zorunluk işsizliği çoğaltacaktır.
Bu da fakirliği artıracaktır. Fakirliğin artması karşı-
sında servet vergisi'nin yasalaşması kaçınılmaz
olur ve olacaktır.

Meydana gelecek fakirlik karşısında bütün devlet-
ler şu noktayı da gözönünde tutmalıdır: Yeryüzün-
de yaşayan ve her yeni doğan çocuğun, bulundu-
ğu ülkede "toprak hakkı" vardır. Bu hakkı fakirlere
ödemek gerekiyor. Bu ödeme için de; ülkenin kaç
km kare olduğu hesaplanır. Çıkan sonuç o ülkede-
ki insan sayısına bölünür. Bununla bir kişinin toprak
hakkı ortaya çıkar. Eğer devletin elinde devlete ait
fazla topraklar varsa, bu fazlalıktan fakirlere dağıtıl-
maya başlanır. Fakirler bu toprakları ev yapmak ve-
ya ekim için kullanacaktır. Fakat devletten toprak
yardımı almış fakirler, bu toprakları başka şahısla-
ra satamayacaktır. Ancak devlete satabileceklerdir.
Yani topraklar devletin elinde kalmak zorundadır.
Devletten toprak yardımı almış şahıs öldüğünde,
ev ve toprağını çocuklarına miras bırakamaz. An-
cak devlet gerekli gördüğünde yani mirasçı çocuk-
ları hakediyorsa, ölenin elindekileri çocuklarına
devredebilir.

Kıyametin başlamasına 103 yıl kaldı. İnsanlık yuka-
rıda gösterdiğimiz çarelerle kendini bir asır veya
hiç değilse yarım asır boyunca idare edebilir. Bu i-
dare için de hak ve adâletin bütün devletlere ve
milletlere yerleşmesi gerekiyor. Bu yerleşim için
de çıkarcılığın tanrılaştırılmasını yıkmak, krallık ve
diktatörlükleri sonlandımak şarttır. Yani hakka ve
adâlete ve onlara dayalı özgürlüğü olan bir yöneti-
mi getirmek zorundayız.

Adâletli yeni bir düzen isteyenler, 23 yıl önce yayın-
ladığımız şu bildiriyi okuyabilirler:
http://kuranisthaber.blogspot.com/2008/10/d-z-e-n-n-m-e.html

2- Adâlet'in ikinci şıkkı, suçlulara hakettiği cezâyı
kesmektir. Buna göre, demokrasi ve siyasal öz-
gürlük isteyen mâsum halkının 1 milyonunu katlet-
tiren ve 10 milyonunun da ev ve şehirlerini yıkıp on-
ları göçe zorlayan ve bu zulümde Rusya ve İran yö-
netimlerini kendine ortak yapan Beşar Esad'ı ve bu
zulüm ortaklığını kabul etmiş olan Putin ve Ruhani'
yi uluslararası bir mahkemede yargılayıp cezâlan-
dırmalısınız. Mahkemeye çıkmayı kabul etmedikle-
rinde de onlara savaş açmalısınız. Esad'ın, Putin'in
ve Ruhani'nin cezâları; 1 milyon defa idam edil-
mektir. Çünkü Suriye'de 1 milyon mâsum insanı
katlettiler. Bu üç zâlim lider hukuksal yargılanmayı
kabul etmediklerinde, onları hukuk dışı yollarla i-
dam etmek bir haktır. Bu hak mutlaka yerine geti-
rilmelidir.

Ayrıca Mısır'da demokrasiyi yıkan ve bu yıkılışı
protesto eden eli silahsız 3 bin mâsum vatandaşını
katlettiren diktatör Sisi'den de hesap sorulmalı ve
cezâsı kesilmelidir. Bir de, mâsum bir gazeteciyi
katlettiren Suudi Arabistan Prensi Selman'ın da
cezâlandırılması gerekiyor. Bu cezâlar verilmezse,
Tanrı'nın öfkesi devam eder ve başınız felâketten
kurtulmaz.

Başınıza gelen felâketten kurtulmak ve yeni felâket-
lere uğramak istemezseniz, Suriye'deki zulmü son-
landırmalısınız. Bunun için de Beşar Esad'ı ve yö-
netimindekileri ve Rusya ile İran'ı Suriye'den atma-
lısınız. Bunun için savaş gerekiyorsa, savaşmalısı-
nız. Çıkarlarınız için bu savaştan korkar ve kaçarsa-
nız, siz de onlar gibi zâlim olursunuz ve Tanrı'nın
öfkesine maruz kalmaya devem edersiniz. Çıkarla-
rınız için Esad'a, Rusya ve İran'a karşı savaşmak-
tan korkarak ve kaçarak ne elde ettiniz? Acaba elde
ettikleriniz, virüs sebebiyle uğradığınız trilyonlarca
dolarlık zararı karşılıyor mu? Elbette ki karşılamıyor!
O halde zâlimlere karşı savaşmaktan korkmamalı
ve kaçmamalısınız. Hem kaçtınız da ne oldu? Eğer
Suriye'de o zâlim ülkelere karşı savaşsaydınız bel-
ki birkaç bin askerinizi kaybederdiniz. Bu kayıpları-
nızın da Tanrı katında bir değeri olurdu. Ama zâlim-
lere karşı savaşmaktan kaçmakla bin asker yerine
onbinlerce vatandaşınızı virüs salgını nedeniyle
kaybettiniz. İşte bu, savaştan kaçmanızın cezâsı-
dır! Bu cezânın büyümesini istemezseniz, Suriye'
deki zâlimleri oradan çıkarmalısınız.

3- İsrail'in Filistinlilerden gasbettiği toprakları alıp
Filistinlilere iade etmelisiniz. İsrail devletinin Filis-
tinlilere yaptığı zulüm ve kötülüğü durdurmalı ve
Kudüs'ü İsrail'in başkenti olmaktan çıkarmalısı-
nız. İsrail devleti gerekenleri kendiliğinden yapma-
dığı takdirde, Avrupa, ABD ve Arap ülkeleri İsrail'e
yaptıkları yardımları derhal kesmelidir.

4- Çin devleti, Doğu Türkistanlılara yaptığı zulüm
ve kötülükleri sonlandırmalıdır.

5- Hindistan devleti, müslümanlara yapmakta oldu-
ğu zulüm ve haksızlıkları durdurmalı, Keşmir'in ilha-
kını kaldırmalıdır.

6- Rusya ve İran Suriye'den derhal çıkmalıdır.Eğer
çıkmayı kabul etmezlerse, onlara savaş açmak ve
onları oradan zorla çıkarmak bir hak haline gelir. Bu
hakkı da NATO ve Türkiye kullanmak zorunda kalır.

7- Rusya ve İran, Suriye'de haksızlıkla katlettikleri
850 bin mâsum Suriye vatandaşının kan bedelini
ödemeli ve göçe zorlanmış olan 10 milyon Suriyeli
vatandaşın ev ve şehirlerini imar edip, göçmenleri
tekrar evlerine döndürmelidir. Rusya ve İran'ın öde-
yeceği kan bedeli, 500'er milyar dolardır. İmar
masrafını da İran ve Rusya kendi kasasından öde-
yecektir. Eğer Rusya ve İran bu ödeme ve yaptı-
rımları kabul ederse, onlara savaş açılmasına ge-
rek kalmaz.

8- Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler, Suriye Diktatörü
Beşar Esad'ın uluslararası bir mahkemede yargı-
lanması ve cezâlandırılması için hemen harekete
geçmeli ve gerekeni yapmalıdır.Bu gerekliği yerine
getirmeyen ülkeler, "zâlim ülke" olarak damgalanıp,
BM'den atılmalıdır. Ayrıca BM de, "sorun çözen"
bir yapı kazanmalıdır. Bu da, BM karar mekanizma-
sının demokratikleşmesiyle olur.

9- Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi bölmek ve
parçalamaktan uzak durmalı. Rusya ve İran'ı Suri-
ye'den çıkarmak için savaşmayacaksa, Suriye'yi
derhal terketmeli.

10- Avrupa ülkeleri, Afrika'daki sömürülerine der-
hal son vermeli ve o ülkelerde savaş çıkarmaktan
uzaklaşmalıdır.

11- Avrupa ve Amerika, Türkiye'nin iadesini istedi-
ği bütün teröristleri vermelidir. Çünkü bu teröristler
mâsum insanları katletmişlerdir. Katliamcı terörist-
leri koruyan ülkeler zâlim ve suçludur.

12- Türkiye'nin deniz sularında Türkiye'ye Yunanis-
tan'dan daha yakın olan 12 (veya fazlası) Adalar,
Türkiye'nin doğal hakkıdır. Yunanistan bu hakkı
Türkiye'ye derhal iade etmelidir. İade edilmediği
takdirde Türkiye bu adaları savaş yoluyla alma
hakkına sahiptir.

13- Dünyadaki bütün krallık ve diktatörlükler sona
ermeli. Krallık ve diktatörlüklerine son vermeyen
lider ve devletlere savaş açılmalıdır.

14- Dünyada 1 milyar motorlu araç ve otomobil var.
Bu benzinli araçların çıkardığı gazlar insanlığın ha-
vasını zehirlemekte, onları temiz havadan mahrum
bırakmakta ve tabiatın dengesini bozmaktadır. Bu
zehirleme ve bozmayı derhal durdurmak zorunda-
yız. Çünkü bu zehirli gazlar insanları kansere uğrat-
maktan başka, Dünya'nın tavanını da tahrip edip,
buzulların erimesine sebep olmaktadır. Buzulların
erimesi de, deniz seviyesini yükseltmektedir. Bu-
zulların erimesi önlenemezse, yakında denize ya-
kın bütün şehirler suya batacaktır. Bu batışı ve ha-
va zehirlenmesini önlemek için benzinli araç imali
yavaş yavaş durdurulmalı ve elektirikli otomobil
üretimine geçiş yapılmalıdır.

15- İnsanlığın zulümleri ve teşekkürsüzlüğü, Tan-
rı'yı öfkelendirmektedir. Tanrı'nın öfkesini dindire-
bilmek için bütün zulümler son bulmalı ve O'nun
verdiği bütün nimetler için teşekküre başlanmalıdır.
Bu teşekkür meselâ yemeklerden ve su içmekten
sonra yapılabilir. Veya müslümanların her gün beş
defa yaptıkları ibadet şeklinde de olabilir. Müslü-
manların ibadeti, Tanrı'yı yüceltmek ve O'na teşek-
kür etmek içindir. Bu teşekkür mutlaka yapılmalıdır.
Çünkü soframızdaki gıdaları biz tarladan toplayıp,
marketten alıyoruz. Fakat o gıdaların maddesini
yaratan Tanrı'dır. Bunun için Tanrı'ya teşekkür
borçluyuz. Tanrı da bu teşekkürü istemektedir.

16: Libya'da meşru hükümeti devirmeye çalışan
general Hafter'e verilen destek kesilmelidir. Çıkar-
ları için ona destek vermekte olan Rusya, İsrail,
BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve Fransa suç işle-
mektedir. Bu suç terkedilmelidir. Bu suçu terket-
meyen ülkelere savaş açmak bir haktır.

17: Çin'de yayılan korona virüs salgının asıl so-
rumlusu olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni doğru-
dan suçlayamayız. Fakat bu ülkedeki bazı para im-
paratoru Aileler'in, "insanlığın sekizde yedisinin yok
edilmesi gerektiği" ile ilgili düşünce içinde oldukla-
rını ve bu konuda çalışma yürüttüklerini gözardı e-
demeyiz. Bu insanlık düşmanı para imparatoru Ai-
leler, insanlığın yarıdan fazlasını yok edebilmek için
her an bir virüs saldırısında bulunabilirler ve buluna-
caklardır. Bütün ülke istihbaratları o Aileler'e karşı
çok dikkatli olmak zorundadırlar. Çünkü o Aileler,
gerekli saldırıya yetecek parasal güce sahip bulu-
nuyorlar. Sahip oldukları ideoloji de onları şeytanî
planlarını uygulamaya zorlamaktadır. Tehlike çok
büyüktür! İnsanlığın çoğunluğunu yok etmeye bel-
ki Afrika gibi en zayıf ülkelerden başlayacaklardır.
Fakat bu başlangıç güçlü devletleri uyandırabilir.
Bu yüzden ABD dışındaki Rusya, Çin ve Avrupa
gibi ülkeleri ilk hedef olarak seçeceklerdir. Zayıf
ülkelerin insanlarını sonradan yok etmek onlar için
daha kolay olacaktır. Dokunmayacakları ülkeler ise;
ABD, İngiltere, İsrail ve Kanada'dır. Bunlar dışın-
daki ülkeler tehlikededir.

İnsanlığın yarıdan fazlasını yok etmeyi düşünen
para imparatoru Aileler'e sesleniyoruz! Bu sevda-
nızdan vazgeçiniz. Çünkü bu dünya ve insanlığın
sahibi siz değilsiniz. Onları yok etme hakkınız yok-
tur. Tek hakkınız, Tanrı'nın buyruklarına teslim olup
insanca yaşamaktır. Eğer şeytanlığı seçip kendinizi
tanrılaştırırsanız, ebedî bir cehennem sizi bekliyor
olacaktır. Eğer ölümü öldürmeye ve tekrar diriltilip
Tanrı'ya hesap vermeyi engellemeye gücünüz ye-
terse, bu cehennemden kurtulabilirsiniz. Tanrı'nın
gücüne eşit bir gücünüz yoksa, cehenneme atıl-
maktan kurtuluşunuz mümkün değildir. Tek kurtu-
luş yolunuz, Tanrı'ya teslim olup insanca yaşamak-
tır. Geliniz, insanca yaşamayı seçiniz ve şeytanca
yaşamayı reddediniz. Bu reddiniz karşılığında ebe-
dî bir cennet sizin olacaktır.

18- Tanrı inkârcılığı son bulmalıdır. Çünkü yaratıcı,
yaşatıcı ve yönetici bir Tanrı olmadan bu evren ve
dünya ve dünyada üretilen hayat var olamaz. Gök-
lerin ve evrenin ötesinde olan Tanrı'nın görülme-
mesi, bizim O'na olan uzaklığımızdandır. Uzakta
olmak ve görünmemek, Tanrı'nın varlığını yok et-
mez. Çünkü korona virüsü felâketine uğramış bu-
lunan biz insanlar, bugün korona virüsünü gözle-
rimizle göremediğimiz halde onun varlığına inan-
maktayız. Çünkü gözlerimizle o virüsü göremiyo-
ruz, fakat onun hasta ettiği ve öldürdüğü insanları
görebiliyoruz. Bunun için de virüsün varlığını inkâr
edemiyoruz. Aynı şekilde uzağımızda olduğu için
Tanrı'yı göremiyoruz. Ama O'nun yarattığı evreni,
dünyayı ve dünya üzerindeki hayatı görebiliyoruz.
Yeryüzündeki kendi varlığımızı ve diğer canlıları
da görebiliyoruz. Bütün bunları en akıllı varlıklar
olan insanlar yaratmadığına ve yaratamayacağına
göre, onları ancak herşeye gücü yeten, herşeyi
gören, duyan, bilen ve herşeyden önce var olan
ve hayatı sonsuz olan bir tek Tanrı yapabilir. İşte
yerlerin ve göklerin ve içindekilerinin sahibi olan
bu Tanrı'nın varlığı inkâr edilemez. Çünkü yüce
Tanrı, gönderdiği İncil, Tevrat ve Kur'an isimli ki-
taplarıyla ve İsa, Musa ve Muhammed isimli elçi-
leriyle kendi varlığını açıkça bildirmiştir. Bu bildiri
karşısında Tanrı'yı inkâr etmenin bir kıymeti yok-
tur. Ama Tanrı'yı inkâr edenler için ebedî bir cezâ
vardır. Ölümü öldüremeyenler ve tekrar diriltilmeyi
ve hesap vermeyi durduramayanlar bu cezâdan
kurtulamayacaklardır. Bu cezâdan kurtuluş isteyen-
ler, inkârcılıklarına son vermeli ve Tanrı'nın istekle-
rini yerine getirmelidir.

Yüce Tanrı'nın istekleri ise şudur:

Herşeyin yaratıcısı, yaşatıcısı ve yöneticisi olan
Tanrı'nın varlığını, birliğini, ötedünyasını, melekle-
rini, kitaplarını, peygamberlerini ve kaderini kabul
et. Bu kabulden sonra da; haklı olmak, adâletli ol-
mak, namuslu olmak, ibadetli olmak, ahlâklı olmak
ve kötülüğü terkedip iyilikçi olmakla Tanrı'ya teslim
ol.

Bu inanç ve teslimiyet karşılığında yüce Tanrı insa-
na mutlulukla dolu ebedî bir hayat verecek, onu ö-
düllendirecektir. İnançsız ve teslimiyetsizlerin hak-
kı ise, yakıcı ateşle dolu ebedî bir hapishane ve a-
zap olacaktır. Bu iki yoldan birini seçmekte her in-
san özgürdür. Seçim, insanındır.

Tanrı'nın gerçek dinine girmek isteyenler şu şekil-
de şahitlik etmelidir: "Şahitlik ederim ki; yerlerin,
göklerin ve bu ikisi arasındaki herşeyin sahibi olan
Tanrı tektir, oğlu ve ortağı yoktur. Yine şahitlik ede-
rim ki; kendilerine kitap verilmiş olan İsa, Musa ve
Muhammed Tanrı'nın kulu ve elçisidir.

19: Yeryüzündeki bütün hıristiyanlara uyarı! Mer-
yem'den doğma İsa, Tanrı olmadığı gibi, Tanrı oğ-
lu da değildir. Çünkü İsa, doğumlu ve ölümlü bir ya-
ratık olduğu için Tanrı olamaz. Tanrı doğurulmuş
bir varlık olmadığı için de İsa, Tanrı oğlu da ola-
maz. Çünkü herşeyin yaratıcısı Tanrı'dır. Tanrı'nın
yarattıkları ise O'nun "eseri"dir. Eser ise Tanrı'nın
oğlu ve kızı olamaz. Çünkü bir tablo, ressamın oğlu
ve kızı değil, ancak onun eseri olabilir. İsa da Tanrı'
nın eseridir, oğlu ve kızı değildir. Çünkü Tanrı do-
ğurmaz ve doğurulmamıştır. Şimdi iyi düşününüz:
"İlk insanı hem anasız ve hem babasız yaratan bir
Tanrı, İsa'yı babasız yaratamaz mı?" O halde şunu
kabul etmelisiniz: "Meryem oğlu İsa, Tanrı'nın oğlu
değil, kulu ve elçisidir. Babasız yaratıldığı için de
o, Tanrı'nın mûcizesidir." Eğer İsa'yı bu şekilde ka-
bul ederseniz, dininizi doğrultmuş olursunuz. Tanrı
katında kabul edilecek din de budur. Tabii diğer
Tanrı elçilerini inkâr etme hakkınız yoktur. Hepsini
kabul etmek zorundasınız; eğer Tanrı katında
kabul edilir bir dine sahip olmak istiyorsanız.

Meryem oğlu İsa'nın göğe kaldırılışından sonra o-
nun öldürüldüğünü düşünen ve onun babasız yara-
tıldığı mûcizesine inanmayan bazı kimseler: "Bir in-
san babasız doğamayacağına göre, İsa'nın annesi
Meryem ancak Tanrı'nın karısı olabilir. Bu durumda
İsa Tanrı'nın oğlu; Tanrı da İsa'nın babası sayılır"
şeklinde bir "Tanrı ailesi" oluşturmuşlar.

Gerçekte ise Tanrı, insan ailesine mensup bir fert
değil, herşeyin ve herkesin yaratıcısı olan tek ve
eşsiz bir varlıktır. Çünkü ezelî ve ebedî bir Yaratıcı
olmadan hiçbir şey ve hiçbir kimse yaratılamaz. Ya-
ratan ile yaratık da eşit olamaz, onlar aile kabul edi-
lemez.

O halde bugünkü hıristiyanlar, eski zamanda hıris-
tiyanlığa temel yapılmış olan "Tanrı ailesi" fikrini
kendi elleriyle yıkmalıdırlar. Yani: "Tanrı, baba de-
ğil yaratıcıdır. İsa, Tanrı oğlu değil, Tanrı'nın yara-
tığıdır. Meryem, Tanrı'nın karısı değil, İsa'nın an-
nesidir" fikrini ve inancını kabul etmelidir.Çünkü tüp
bebek olayı, bir kadının cinsel temas kurmadan
çocuk sahibi olabileceğini isbatlamaktadır. Bu da
İsa'nın babasız doğumunun bir mûcize olduğunu
gösterir. Bu mûcize de İsa'yı Tanrı oğulluğundan
düşürür.

Gerçekte de İsa Tanrı oğlu değil, Tanrı elçisidir.
Hıristiyanların da doğru inancı bu olmak zorunda-
dır. Çünkü Meryem oğlu İsa'nın da gerçekte: "Ben
Tanrı'nın oğluyum, Tanrı babamdır, annem de O'
nun karısıdır" şeklinde bir öğretisi olmamıştır.

Müslümanlara uyarı! Allah'a inanmakta olan "müslü-
man" isimli inançlıların çoğunluğu, Allah'ın istediği
ibadeti yapmamaktadır. Oysa Allah onlara hergün
24 saatlik bir hayat vermektedir. Verilen bu hayat
bir teşekkürü gerektirir. Bu teşekkür de en başta
namaz ibadetiyle yapılır. İbadeti olmayan insanları
Allah ne yapsın? Onlara niçin değer versin? Ma-
dem onlar ibadetsizlikle Allah'ı saymıyorlar, Allah
onları niye saysın? Bu durumda Allah'ın onları yok
etme hakkı yok mudur? Elbette vardır! Fakat yüce
Allah çok acıyıcı olduğu için onları hemen yok et-
miyor. Uyanmaları için felâket gönderiyor. Yeni fe-
lâketler göndermeden uyanmaları gerekmez mi?

Namazsız ve ibadetsiz inançlılar Dünya'nın dönü-
şünden ibret almalıdır. Çünkü Dünya sadece ken-
disi için dönmez. Ona hayat vermekte olan Güneş
için de döner. Eğer Dünya Güneş etrafında da
dönmezse, mevsimlere kavuşamaz. Allah inançlı-
lar da Dünya gibi olmalı. Sırf kendileri için değil,
hayatı veren ve üreten Allah için de yaşamalılar.
Allah için yaşamak da, ilk başta namaz ibadetiyle
olur. Namazı olmayan inançlılar cenneti hakede-
mez. Ölümden sonra cenneti isteyenler, yalnız
kendi etraflarında değil, Allah etrafında da dön-
meye başlamalılar.

Bu 19 maddenin gereklerini yerine getirmeyen
devletler ve milletler zulüm içindedir. Bu zulmü
terketmeyen devletler ve milletler Tanrı'yı öfkelen-
dirmeye devam edecekler ve felâketlerden kur-
tulamayacaklardır. Kurtuluş isteyenler gerekeni
yapmalı ve huzur içinde yaşamayı haketmelidir.

Duamız: Yüce Tanrı zulmü terketmeyen devletlerin
belâsını çoğaltsın, zulmü terkedenleri de felâket-
lerden korusun.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not: Bu bildiri, uluslararası diplomatik platformda
paylaşılmıştır.

                                 Tanrı tektir.
   İsa, Musa ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.


Zaman:  Yeni Çağ'ın yirmisi, Nisan ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *