Montag, 21. Oktober 2019

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKESİ LİDERLERİNE UYARI!

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKESİ LİDERLERİNE UYARI!

    hak için çalışanları seven tekTANRInın adıyla


Türkiye, güney sınırlarını tehdit eden PKK/YPG te-
rör koridorunu boşaltmak ve ülkesindeki 3 milyon
Suriyeli göçmen için yer açmak amacıyla bir hare-
kât başlattı. Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye'
nin haklılığını gördüğü için Türkiye'nin bastırması
karşısında onun harekâtına yol vermek zorunda
kaldı ve askerlerini çekti. Önü açılan Türkiye de,
8 günde sınırlarına yakın olan bölgeden terör ordu-
sunu sürdü çıkardı. Bu çıkarma karşısında ve silah-
landırdığı terör ordusundan 7 günde 700 terörist
öldürülünce ABD paniğe kapılıp, YPG'li Kürt terör
ordusunu korumak ve kurtarmak ve hem ele geçir-
dikleri toprakları elde tutabilmek için Türkiye'yi yeni
bir anlaşmaya dâvet etti. Bu anlaşma gereği olarak
Türkiye, harekâtına, YPG terör ordusunun Suriyenin
kuzey doğusunu terketmesi için 5 gün ara verdi. Bu
5 günlük mühlette YPG terör ordusu Suriyeli mülte-
ciler için açılacak alanı terkederse, harekât bitmiş
olacak.

ABD Türkiye ile yaptığı bu anlaşmada Türkiye'ye
değil, Türkiye'nin haklılığına yenildi. Türkiye de hak-
lılığının zaferini kazandı. ABD'nin yenilgisi meşru
olduğu gibi, Türkiye'nin zaferi de meşrudur. Bu an-
laşmada her iki taraf da kazandı ve kârdadır. Çünkü
ABD bu anlaşma ile YPG terör ordusunu yok oluş-
tan korumuş ve kurtarmış oluyor. Bu sebeple ABD
(kendince) kazançtadır. Tabii bir terör ordusunu ko-
rumak meşruysa! ABD, yapılan anlaşma gereği o-
larak Türkiye'ye uygulamak istediği yaptırımları da
kaldırmayı vadetti.

Siz Avrupa Birliği ise:

Avrupa Birliği Liderler Zirvesi'nde yaptığınız toplan-
tıda, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde başlattığı ha-
rekâtla ilgili olarak yayınladığınız sonuç bildirgesin-
de: "AB, Türkiye'nin Suriye'nin kuzey doğusundaki
tek taraflı askeri harekatını kınıyor. Bu harekât, Av-
rupa güvenliğini ve DEAŞ terör örgütü ile mücade-
leyi tehdit etmektedir. Türkiye'ye yeniden askeri ha-
rekatına son vermesi, birliklerini geri çekmesi ve u-
luslararası insani hukuka uyması çağrısında bulu-
nuyoruz. 14 Ekim'deki Konsey kararlarının ardın-
dan üye ülkelerin silah ihracatını askıya aldığını
hatırlatıyoruz" demişsiniz ve hâlâ demektesiniz.

BİZ TÜRKIYE de diyoruz:

Birincisi: Türkiye'nin harekâtını kınamaya hakkınız
yoktur. Çünkü Türkiye ayıp bir şey yapmıyor. Ona
savaş açmaya veya yaptırım yapmaya da hakkınız
yoktur. Çünkü Türkiye Suriye topraklarını işgal et-
miyor. Eğer Türkiye'nin YPG'li teröristleri sınırların-
dan uzaklaştırmak ve mülteciler için yer açmak gi-
bi haklı bir gerekçesi olmasaydı ve kontrol altına
aldığı bölgeyi kendi topraklarına kattığını ilân etsey-
di, o zaman Türkiye "işgalci" olurdu. Ama Türkiye'
nin hedefi ve amacı işgalcilik değil. Eğer hedefi bu
olsaydı, Türkiye'nin sınırlarının dibindeki Suriyeli
halkların: "Gelin, topraklarımızı ilhak edin. Biz Esad'
ın yönetimi altında kalmak istemiyoruz" demeleri
karşısında onların bu talebini kabul ederdi. Ama
Türkiye kabul etmedi. Çünkü Türkiye Suriye'nin par-
çalanmasını istemiyor. Fakat YPG terör ordusu ve
onun destekçisi ABD, bütün güçleriyle Suriye'yi
bölmeye çalışıyor ve bunun için de Araplara ait Su-
riye topraklarını işgal etmişler ve oranın yerlisi olan
halkları sürüp çıkarmışlardır. Avrupa Birliği ülkeleri
acaba bu haksızlığı neden görmüyor ve o işgalcile-
rin haksızlığına neden ses çıkarmıyor?O işgal edil-
miş toprakların sahiplerine iade edilmesi gerekmez
mi? Bu gereklik neden yerine getirilmiyor? Yoksa
Suriye topraklarını işgal etmek YPG'nin ve ABD'nin
hakkı mı? Eğer Esad'ın liderliğine meşruiyet verili-
yorsa, ele geçirilmiş o toprakların Esad'a devredil-
mesi gerekmiyor mu? Bu gereklik niçin yerine ge-
tirilmiyor? Eğer Esad'ın meşruiyeti yoksa ve bunun
için YPG terör ordusunun ele geçirdiği topraklar
onun hakkı olarak onun elinde kalacaksa, o zaman
Türkiye'nin de işgalcilik hakkı doğmaz mı? O halde
Türkiye'nin Suriyeli halklar için giriştiği harekâta ni-
çin karşı çıkıyorsunuz? Hangi hakla? Hakkınız var-
sa söyleyin!

Belki "Türkiye neden bizden izin almadan harekâta
girişiyor?" diye kızgınlık içinde olabilirsiniz. Türkiye
yapacağı harekât için sizden izin almaya mecbur
değildir. Çünkü Türkiye bir Avrupa Birliği ülkesi de-
ğildir. Eğer Türkiye'yi birliğinize almış olsaydınız,
o zaman Türkiye de sizden izin almak durumunda
kalabilirdi. Türkiye AB üyesi olmadığına göre, sizin
izninize ihtiyacı yoktur. Hem eğer Türkiye sizden
izin almaya kalksaydı, onun harekâtını kınamanız-
dan anlaşılıyor ki, ona engel olmaya kalkardınız.
Türkiye'nin ise sizinle uğraşacak vakti ve sabrı kal-
mamıştı. Bu yüzden ABD Başkanı Trump'ı bile e-
zip geçti. Onun tehditlerini çöpe attı! Siz ne yapa-
bilirsiniz?

Ama diyebilirsiniz: "Evet, Türkiye bir AB üyesi de-
ğil. Fakat bir NATO üyesidir. NATO'nun Avrupa ü-
yelerinden izinsiz nasıl böyle bir harekâta kalkışır?"

NATO'nun imamı ABD'dir. Türkiye de ihtiyacını ona
bildirmiştir. Fakat NATO imamı ABD, Türkiye'nin
haklı isteği karşısında direnmeye kalkınca, Türkiye
ABD'nin direncini ezip geçmek zorunda kalmış ve
sonunda onunla bir anlaşmaya varmışlardır. Bu an-
laşma yapıldığına göre, AB ülkelerinin Türkiye'ye
söz etmeye hakları kalıyor mu? Kalmıyor!

İkincisi: Bu harekât, Avrupa güvenliğini ve DEAŞ te-
rör örgütü ile mücadeleyi tehdit etmiyor. Çünkü
DEAŞ/IŞİD terörü yenilgiye uğratılmış ve 1200 ka-
darı da YPG elinde olan Suriye bölgesinde hapse-
dilmiştir. Bu bölge, Türkiye'nin harekât alanının dı-
şında ve çok uzağındadır. Fakat ne yazık ki YPG
bu IŞİD'li teröristleri, Türkiye'ye kötülük etmek için
serbest bırakmıştır. Bunun hesabını, YPG ve ABD'
den sormak durumundasınız. O IŞİD'li teröristlerin
resim ve kimlikleri YPG'nin ve ABD'nin elinde mut-
laka vardır. Siz isterseniz, o bilgilere sahip olabilir
ve o teröristler ülkenize girmeye çalıştığında kolay-
ca yakalarsınız. Ama siz AB ülkeleri o Avrupalı te-
röristlerin ülkenize dönmesini istememektesiniz.
Madem istemiyorsunuz, sorun yoktur. Çünkü onlar
teröristliğine Suriye'de devam eder. Ama ülkenize
giremezler. Çünkü onların kimler oldugunu bilmek-
tesiniz. ABD de, gerekli bilgiyi size vermek zorun-
dadır. Vermezse, ABD'ye savaş açabilirsiniz veya
ondan hesap sorabilirsiniz. Bırakın, Suriye'deki ge-
ri kalan çok az sayıdaki IŞİD'li teröristlerle Esad
uğraşsın, Rusya ve İran uğraşsın. Türkiye de zaten
üzerine düşeni yapmaktadır.

Üçüncüsü: Türkiye'nin harekâtı, hedefine varmadan
son bulmayacaktır. Çünkü Türkiye sınırları, ABD ta-
rafından silahlandırılmış 60 binlik YPG terör ordu-
sunun tehdidi altındadır. Türkiye sonsuza kadar bu
tehditle yaşayamaz. Bu sebeple Türkiye o kötülük
ordusunu sınırlarından uzaklaştırmak zorundadır.
Aynı zamanda Türkiye, topraklarındaki Suriyeli göç-
menleri Türkiye'de tutmak zorunda değildir. Bu zo-
runluk gereği olarak o mülteciler için kendi toprak-
larında yer açmaya ve onları oraya yerleştirmeye
mecburdur. Türkiye Esad'ın zulmünden kaçmış bu
çaresiz insanları Esad'ın eline teslim edemez. Za-
ten Esad'ın da onları kucaklayacak durumu yoktur.
Eğer Avupa Birliği ülkeleri o 3,6 milyon mültecinin
masraflarını Suriye'de işler yoluna girene kadar kar-
şılamayı veya o mültecileri paylaşıp ülkelerine al-
mayı kabul ederse, o zaman Türkiye'nin Suriye'de
yer açmasına belki gerek kalmayabilir. Ey Avrupa
Birliği ülkeleri! Bu teklifi kabul eder misiniz? Eğer
etmezseniz, Türkiye'nin operasyonuna ses çıkar-
ma hakkınız kalmaz. Madem kabul etmiyorsunuz,
o halde sesinizi kesmelisiniz.         

Dördüncüsü: Askıya aldığınız Türkiye'ye silah ihra-
catını askıdan indirmek zorundasınız. Çünkü ABD
bile Türkiye'ye yaptırımlarını kaldırmaya karar ver-
mişken, sizin yaptırımlarınızın ne anlamı kalıyor?
Yaptırımlarınızdan derhal vazgeçmelisiniz! Vaz-
geçmediğiniz takdirde Türkiye'ye haksızlık etmiş
olursunuz ve haksızlıktasınız. Bu haksızlık sona
ermeli.

Şu gerçeği hem AB ülkeleri hem de ABD kabul et-
melidir: Suriye'de işler yolunda gitmese ve Suriye
bölünmek zorunda kalsa, bu ülkenin topraklarını
halkın nüfus oranına göre bölüştürmek gerekecek-
tir. Bu bölüşüme göre; Suriye topraklarının yüzde
80'i Arapların, yüzde 5'i Kürtlerin, yüzde 5'i Türk-
menlerin ve yüzde 10'u da Esad'ın mezhebi ve
halkı olan Nusayrilerindir.

Ama şu anda kendini Kürt olarak tanıtan YPG terör
ordusu, Suriye topraklarının üçte birini, yani yüzde
30'unu ABD'nin yardımıyla ele geçirmiş durumda-
dır. YPG ve ABD bu toprakları terketmek zorunda-
dır. YPG bu toprakların ancak Kürtlere ait olan yüz-
de 5'lik kısmında barınabilir. Eğer YPG ve ABD:
"Ele geçirdiğimiz yüzde 30'luk bu topraklar bize
aittir ve ebediyen bizim olacaktır" derlerse, gasp-
edilmiş o toprakların yüzde 25'ini onların elinden
almak gerekecektir. Bu da yeni bir savaş demektir.
Bu savaşa gerek kalmadan YPG ve ABD o gasp
ettikleri toprakları terketmeliler veya Esad rejimine
bırakmalıdırlar. O topraklarda ne ABD'nin, ne Avru-
pa'nın ve ne de YPG'nin bir hakkı yoktur. Gasp e-
dilmiş toprakların yüzde 25'i Suriyeli Araplara aittir.

Şu gerçeği de bütün dünya ülkeleri görmeli ve ka-
bul etmelidir: Beşar Esad eğer Suriye'nin demok-
ratikleşmesini kabul etmezse ve Rusya da Kırım'
daki ilhakından ve İsrail dahi Golan Tepeleri'ni il-
haktan vazgeçmezse, Türkiye de sınırlarına yakın
olan Suriye köy ve şehirlerini ilhak etme hakkı kaza-
nır. Eğer o köy ve şehirlerin halkı da bu ilhak edil-
meyi kabul ederlerse, Türkiye onları ilhak eder.
Rusya Kırım ilhakından ve İsrail Golan Tepeleri'ni
ilhaktan vazgeçmediği ve Esad da demokratikleş-
meyi kabul etmediği müddetçe Türkiye'nin ilhak
hakkı bâkidir. Ama Türkiye bu hakkını isterse kulla-
nır, istemezse kullanmaz. Türkiye'nin şu an isteği,
Suriye'nin demokratikleşmesi ve bölünmemesidir.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1: ABD ve onun terör ordusu YPG, gasp ettik-
leri yüzde 25'lik Arap topraklarını terketmek zorun-
dadırlar. Eğer bu zorunluğu yerine getirmezlerse,
Rusya,Türkiye, İran ve Esad rejimi bir araya gele-
rek Suriye'de işgalci güçler olan ABD ve YPG'ye
savaş açabilirler. Bu savaş için ABD'ye hemen
bir süre verilmelidir. Bu süre içinde Arap toprakları
terkedilmezse, savaş başlayabilir. Bu savaş, toprak
sahipleri için bir haktır.

Not 2: Beşar Esad eğer Türkiye'nin güvenli bölge
açmasını istemiyorsa, Suriye'yi süratle demokratik-
leştirmeye baksın. Bunu yaparsa, Türkiye'nin hare-
kâtına gerek kalmaz. Esad Suriye'yi demokratikleş-
tirmezse, Türkiye'ye itiraz etme hakkı yoktur.

Not 3: Dünya ülkeleri ancak hak, adâlet, namus ve
bu ilkelere dayanan bir özgürlükle yönetilebilir. Bu 4
ilkeye dayanmayan yönetimler, haksız yönetimler-
dir. Haksızlığa dayananlar ise, haydutluk içindedir.
Haydut yönetimlere savaş açmak ise bir haktır.

Hak ve adâletin gereği neyse, ona uyulur. Hak ve
adâletin gereğine uymayan devletler, "haydut dev-
letler"dir. Haydut devletlere karşı savaş açmaktan
başka çare yoktur.

Not 4: Hem Avrupa Birliği ülkeleri ve hem Amerika
Birleşik Devletleri, BİZ TÜRKİYE ile şu konuda uz-
laşalım: Suriye'de marksist ve ateist bir devlet kur-
maya çalışan ve Türkiye'ye karşı savaşan PKK,
PYD, YPG ve SDG isimli sivil veya askerî örgütler,
BİZ TÜRKİYE nazarında birer "terör örgütü"dür. A-
ma BİZ TÜRKİYE'ye karşı savaşmayan Kürtler, bi-
zim dostumuzdur, düşmanımız değildir. Siz AB ve
ABD'liler için o terör örgütleri dost olabilir. Fakat
onlar bizim düşmanımızdır. Bizim düşmanlarımızla
dostluk edenler, bizim dostumuz değildir. Bizimle
dost olmak isteyenler, düşmanlarımız olan o terör
örgütleriyle dostluğu kesmelidir. Nokta!

Not 5: Yukarıdaki gerçekler sebebiyle Türk Ordusu
o terör örgütlerine saldırdığında "Türkiye Kürtlere
saldırdı" derseniz, yalan söylemiş olursunuz ve ol-
maktasınız. Bu yalancılığı bırakmalısınız! Ve kara-
rınızı vermeli, tarafınızı seçmelisiniz: Türkiye'nin
mi, terör örgütlerinin mi safındasınız? Eğer terör
örgütlerinin safını saçerseniz, Türkiye'nin NATO'da
yeri ve anlamı kalmaz. Şunu da iyi bilmelisiniz: Tür-
kiye, dostluk ettiğiniz terör örgütlerinin Suriye'de bir
devlet kurmasına izin vermeyecektir!

Not 6: Türkiye'deki siyasî muhalefet de tarafını be-
lirlemelidir: PKK, YPG ve SDG isimli terör örgütle-
rinin mi, yoksa Türkiye'nin tarafındalar mı? Rusya
ve İran da tarafını seçmelidir.

Not 7: SDG isimli örgüt içinde Türkiye'ye karşı sa-
vaşmayan ve düşmanlık etmeyen savaşçılar varsa,
bu savaşçılar kendilerini PKK, PYD ve YPG'den
ayrıştırmalıdırlar. Bu ayrışmayı yapmazlarsa, onlar
da ve örgütleri de terörist kabul edilir.

Not 8: Türk Ruleti devam ediyor. ABD Türkiye ile
yaptığı anlaşmayla kendi kafasına bir kurşun sıktı.
Ama ölmedi. Çünkü ABD'nin kafası çok büyük ve
sünger kafa olduğundan o bir kurşunla ölmez. Fa-
kat kurşun sıkmaya devam ettikçe en sonunda ö-
lecektir. Yani imparatorluğu çökecektir.

Not 9: Bu bildiri, uluslararası diplomatik platformda
paylaşılmıştır. Ayrıca bu bildiri, Avrupa ve ABD
basınına ve yazarlarına da iletilmelidir.

İmza: Mehdiyet Makamı.


                                 Tanrı tektir.
   İsa, Musa ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.


Zaman:  Yeni Çağ'ın ondokuzu, Ekim'in üçüncü
               haftası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *




Donnerstag, 17. Oktober 2019

ABD İRAN'I NEDEN VURACAK?

              ABD İRAN'I NEDEN VURACAK?

               haksız saldırının karşısında olan
                          tekTANRInın adıyla

Suudi Arabistan ve ABD'ye ait olan Aramco petrol
tesislerinin vuruluşunu, İran'ın Yemen kolu olan şii
Husi güçleri üstlendi. Fakat bu saldırıyı İran'ın izni
olmadan Husiler yapamaz. Bu saldırıyı İran'ın yap-
tığına veya yaptırdığına dair delil bulunabilirse, sal-
dırı sonucu meydana gelmiş olan bütün zararın kar-
şılığı İran yönetiminden talep edilir. Eğer İran yöne-
timi bu talebi karşılarsa, İran'a savaş açılmaz. Eğer
İran meydana gelen zararın karşılığını ödemeyi ka-
bul etmezse, ona savaş açmaktan başka çare kal-
maz.

Eğer Aramco saldırısı İran tarafından yapıldıysa
veya yaptırıldıysa, İran'ın cezâsını vermek gerekir.
Eğer gerekli cezâ verilmezse, İran yeni saldırılara
devam edebilir.

Eğer saldırının suçlusu İran ise, Aramco'nun vuru-
luş tarihinden petrol tesislerinin tamir edilişine ve
üretimin tekrar başlamasına kadar geçen sürede
yüzde beşlik üretim düşüsünün bütün tutarını ve
tesislerde meydana gelen zararın karşılığını İran
yönetiminden talep etmek gerekiyor.

Suudi Arabistan devletinin izni olmadan nasıl o
devletin bir konsolosluğunda bir adamı yok etmek
mümkün değilse, aynı şekilde İran'ın izni olmadan
da şii Husilerin Aramco'yu vurması mümkün olmaz.
Eğer Kaşıkçı'nın Prens Selman'ın izni olmadan öl-
dürülmesi mümkünse, o zaman Husiler'in de İran'ın
izni olmadan Aramco'yu vurması mümkündür.

Bu tezlerin zıddı isbat edilemezse, Aramco saldırı-
sının gerçek failinin İran olduğu açık olur. Bu du-
rumda da ABD ve Suudi Arabistan'ın İran'ı cezâlan-
dırma hakkı doğar. Bu hak gereğince de ABD İran'
a savaş açmak isteyebilir.

Peki, ABD gerçekte İran'a neden saldıracaktır?

Bunun cevabını vermeden önce şu noktayı görmek
gerekiyor: ABD yönetimi, Türkiye'nin Suriye'deki
"Barış Harekâtı" karşısında askerlerini ve terör or-
dusu YPG'yi geri çekmek zorunda kaldı. Bu zorun-
dalığı niçin kabul etti ABD acaba? Çünkü kabul et-
meseydi, Türkiye ABD üslerini kapatmakla tehdit
edebilirdi. Oysa bu üslerin bir müddet daha açık
kalması gerekiyor. Çünkü ABD İran'a saldırmak
istediğinde bu üslere ihtiyacı olacak. Bunun için o
üslerin kapatılmaması gerekmektedir. Bu sebeple
ABD Türkiye'nin harekâtına yol verdi.

Peki, ABD İran'a saldırmak istediğinde Türkiye
ABD üslerini kapatmakla tehdit ederse ne olacak?

O zaman da ABD, Türkiye'yi NATO'dan çıkarmakla
tehdit edecek ve Türkiye de bu tehdit karşısında
ABD üslerini kapatamayacak. Bu şekilde ABD, İran'
a saldırı yolunu açmış olacak.

ABD NATO'dan çıkarak NATO'yu işlevsiz hale ge-
tirebilir. Bu durumda Türkiye NATO'dan atılmış
olur. Ama ABD İran'ı vurmadan bunu yapamaya-
caktır.

Rusya karşısında ABD böyle bir adım atabilir mi?
Mesele İsrail'in bekâsını korumak ve kurtarmaksa,
ABD bu adımı atabilir. Zaten Aramco saldırısıyla
ABD İran'a saldırma hakkı ve fırsatı kazanmış du-
rumda. ABD bu fırsatı değerlendirmek isteyecektir.
Çünkü ABD bu firsatı bir daha bulamayacaktır.Baş-
ka bir fırsat gelene kadar da İran nükleer silahını
üretmiş olacak ve vurulması zorlaşacaktır.

Türkiye ise ABD'nin İran'a saldırısını belki ancak
NATO'dan çıkmakla tehdit ederek durdurabilir. Bu
tehdit de ancak ABD NATO'ya değer verdiği müd-
detçe geçerli olur. Eğer ABD NATO'yu gözden
çıkarırsa, Türkiye'nin tehdidi işe yaramaz hale gelir.
Bu da demektir ki, Türkiye ABD'yi tehdit edemeye-
cek ve ABD İsrail için İran'ı vuracaktır.

Bu saldırıda Rusya ABD'nin önünde durabilir mi?
Onu da yakında göreceğiz.

İran, ABD saldırısından ancak Aramco'nun zararını
ödemekle kurtulabilir. Ama İran bu cezâyı ödeme-
yecektir. Yani ABD'nin saldırısı kaçınılmaz görünü-
yor.

Bu saldırı sebebiyle de ABD, Suriye'de silahlandır-
dığı YPG/SDG isimli terör ordusundan vazgeçme-
yecektir. Türkiye'nin harekâtı karşısında bu orduyu
geri çekerek, onu korumuş oluyor ve koruyacaktır.
Bu ordu ancak Türkiye'ye karşı kullanıldığında yok
edilecektir.

İran vuruluncaya kadar Türkiye'deki Amerikan üsleri
Türkiye için değerli bir silah olacak ve Türkiye bu si-
lahı ABD'ye karşı kullanabilecektir. Ama İran vurul-
duktan sonra bu üslerin ve NATO'nun bir değeri
kalmayacak ve NATO dağılma sürecine girecektir.
NATO'nun dağılmasını da Rusya can-ı gönülden
ister. Bu yüzden Rusya İran'ın vurulmasına ses
çıkarmayacaktır. Ses çıkarsa bile, ABD'yi
durdurmayacaktır.

ABD yönetimi İran'ı vurma kararı alırsa, önce İran'
ın nükleer tesislerini vuracak ve Humeyni'nin kurdu-
ğu rejimi yıkacaktır. Çünkü eğer bu rejimi yıkmaz-
sa, İsrail güvende olmayacaktır. Rejimin yıkılma-
sından sonra ABD İran'da üs sahibi olacak ve Tür-
kiye'deki üslere ihtiyacı kalmayacak. Sonuçta İsrail,
Irak tehlikesinden kurtulduğu gibi, İran tehlikesin-
den de kurtulmuş olacak. Ama ABD, Türkiye enge-
lini aşamayacak. Çünkü karşısında Tanrı'nın ordu-
larını bulacak ve Türkiye karşısında yenilgiye uğra-
yacaktır. Bu yenilgiden sonra ABD imparatorluğu
çöküşe geçecektir.

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1: ABD Başkanı Trump eğer İran'a saldırmayı
kabul etmezse, Siyonist Lobi'nin sağlık ajanları
Trump'ın beynini sakatlayıp onu saf dışı edecekler.
Bunun için Bulgar kâhin Baba Vanga boşuna:
"Trump gizemli bir hastalığa yakalanacak ve hafıza-
sını kaybedecek" dememiştir. Eğer Trump İran'ı
vurmayı kabul ederse, gelecek seneki seçimi kaza-
nabilecektir.

Not 2: Şu anda Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD, Tür-
kiye'yi, Suriye'deki operasyonunu durdurmadığı
takdirde onu NATO'dan atmakla tehdit etseler, bu
tehdit karşısında Türkiye'nin cevabı şu olur: "Atar-
sanız, atın!" O ülkeler Türkiye'ye savaş açmakla da
tehdit edemezler. Çünkü Türkiye'ye savaş açabil-
meleri için onu önce NATO'dan çıkarmaları gere-
kecektir. Türkiye'yi NATO'dan çıkarmak ise, Avru-
pa'yı Rusya karşısında zayıf bırakır. Rusya da
bunu, dört bin gözle bekliyor... Ve şu anda Türkiye
yönetimi ABD yönetimine diyebilir: "Ekonomik yap-
tırımlarınızdan vazgeçmezseniz, üslerinizi kapatır,
NATO'dan çıkarım!"

Not 3: Trump İran'ı vurmayı kabul ederse sorun
yok. Ama vurmayı kabul etmezse, Siyonist Lobi'nin
sağlık ajanları Trump'a çok büyük ihtimalle "deli da-
na" hastalığını bulaştırmaya çalışacaklardır. Artık
bundan sonra Sn. Trump et yemeyi bırakmalı, balık
etiyle yetinmeli veya veterjanlığı seçmelidir. İsrail
dostu olan doktorları yanından uzaklaştırmalı, he-
men bir sağlık muayenesinden geçmeli ve dama-
dına da çok dikkat etmelidir.

Not 4: Sn. Trump Türkiye'ye ekonomik darbe vur-
maktan vazgeçmelidir. Çünkü Trump'ın Türkiye'ye
ekonomik darbe vurmaya hakkı yoktur. Bu darbeyi
vurursa, Tanrı da ona bir darbe vurur. Çünkü Tanrı
haksızlıktan hoşlanmaz. Ağır borç yüzünden uçu-
rumun kenarında olan ABD ekonomisi Tanrı'dan
bir darbe yerse, Amerika mahvolur. Bu mahvoluş-
tan korunmak ve kurtulmak için Sn. Trump Türkiye'
ye darbe vurmaktan uzaklaşmalı ve borçlardan
kurtulmak için Tanrı'ya yalvarmalıdır.

Not 5: Türkiye'ye uyarı! ABD, Avrupa'nın savaş ve
savunma gücünü kırmak istediğinde NATO'dan çe-
kilecektir. Ama bu çekilme, İran'ı vurmadan önce
olmayacaktır. ABD İran'ı vurmak istediğinde ise Av-
rupa'ya diyecektir: "Ya benimlesiniz, ya da NATO'
dan çekilirim." Avrupa da çaresiz ona boyun eğe-
cektir.

Not 6: İran'a uyarı! İran yönetimi Aramco'nun zara-
rını ödemeyi kabul ettiğinde, ABD yönetimi: "Nük-
leer tesislerini de sök, at. Yoksa vururum!" diyecek-
tir. Bu da yerine getirilince "Suriye'den de çık!" di-
yecektir. Gerekli saldırıyı Trump yapmazsa, onun
yerine getirilecek olan İsrail yanlısı bir kadın Baş-
kan yapacaktır. ABD ve Sudistan'ın yapacağı bu
saldırı karşısında İran ordusunun nükleerden daha
etkili bir silah bulması gerekiyor. Çünkü ABD derin
devleti; İsrail ve Sudistan'ın güvenliği ve Çin'e karşı
İran petrollerinin kontrol altına alınmasi için İran'ı
mutlaka vuracaktır.

Not 7: Dünya ülkelerini barışa dâvet etsek olmaz
mı? Olmaz! Çünkü ABD derin devleti hedefine var-
madan veya Amerikan imparatorluğu çökmeden,
İsrail devleti ve diktatörlükler yıkılmadan dünyaya
barış gelmez ve gelmeyecektir. Barış isteyenler
Amerikan imparatorluğunu çökertmek, İsrail dev-
letini ve diktatörlükleri yıkmak zorundadır. Bunlar
da savaşı gerektirir ve gerektiriyor.

Not 8: Saddam devrilmeden ve Irak parçalanma-
dan önce Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin
Irak'a uyguladığı ambargolar yüzünden 500 bin
Iraklı çocuk açlık ve ilaçsızlıktan dolayı öldü. Bu
"sivil ölümleri"ni ABD yönetimi kendi çıkarlarınca
"haklı" buluyorlardı. Onların hak ve adâlet anlayışı
bunu gerektiriyordu. Şimdi Türkiye ABD'nin hak ve
adâlet anlayışını Suriye'de uygulayacak olsa, 500
bin sivili katletme hakkı var. Eğer Avrupa Birliği ve
ABD ülkeleri bu hakkı Türkiye'ye vermek istemi-
yorlarsa, önce ambargo yüzünden ölen (daha doğ-
rusu öldürülen) 500 bin Iraklı çocuğun hesabını o
ABD yönetimindekilerden sorsunlar. Bu hesap so-
rulmadığı müddetçe, AB ve ABD, hedefi Suriyeli
mülteciler için yer açmak ve ABD'nin silahlandırdı-
ğı YPG'li teröristleri işgal ettikleri bölgeden atmak
olan Türkiye karşısında seslerini kesmelidirler!
Türkiye, dindaşları olan Suriyelileri katledecek ol-
saydı, onların mültecilerini kapıdan içeriye sokmaz-
dı. Türkiye'de kaç milyon Suriyeli mülteci var? Ey
Avrupa ve Amerika devletleri ve milletleri! Türkiye
Suriye'de 500 bin sivili katledinceye kadar sesleri-
nizi kesmek zorundasınız. Eğer Türkiye bu sayıdan
fazlasını katletmeye kalkarsa, o zaman ses çıkara-
bilirsiniz. Ama korkmayın(!)! Türkiye'nin sivil katlet-
mek gibi bir hedefi yok. Ey Avrupa! Esad'ın katlet-
tirdiği 700 binden fazla Suriyeli sivilin hesabını sor-
madığın müddetçe, Türkiye'den hesap sorma hak-
kın yoktur. Eğer Rusya ve İran olmasa veya onları
altedebilecek olsaydı, Türkiye gerekli hesabı he-
men sorardı ve Esad, o katliamları yapamazdı. Ey
Avrupa ve Amerika! Derdiniz gerçekten siviller ise,
o halde katledilmiş 700 bin Suriyeli sivilin hesabını
Esad'dan sormalısınız. Bu hesabı sorunuz ki, sivil-
lerin "umurunuzda olduğu"nu isbatlayasınız. Ama
sizler BM'de, asılması gereken Esad'a meşruiyet
vermektesiniz. Ey Avrupa İnsan Hakları Örgütü!
Türkiye'nin haklarını, Avrupa'nızın haksızlıklarını
görebiliyor musun? Devletlerinizin haksızlıklarına
ses çıkarabilme kudretiniz var mı? Olması gerek-
mez mi? İsrail ordu ve polisi, toprak haklarını iste-
yen silahsız Filistinli sivilleri rahat rahat katlederken
sesiniz neden çıkmıyor? Haksızlıkları gören göz-
leriniz mi bozuldu da bu haksızlıkları görmüyor ve
Türkiye'nin haklarını haksızlık olarak görüyorsu-
nuz? Gözlerinizi tamir ettiriniz!

Not 9: Dikkat! Bu bildiride bir oyun vardır. Bu oyu-
nun adı: "Türk Ruleti"dir. Rus ruletinde oyuncu,
kendine isabet edecek kurşunu bilmez ve görmez.
Ama Türk ruletinde; oyuncu kendine isabet eden
kurşunu görür ve bilir ve göz göre göre kurşunu
kafasına sıkar. Kaçış yoktur. Bu oyunda kullanılan
tabancanın topu şeffaftır veya elektroniktir ve 6 kişi
arasında oynanır. Bir kişi ölür, beş kişi kurtulur. İs-
tenirse oyun, geri kalanlar arasında devam eder.
Şimdiki oyuncular: Amerika, Rusya, Çin, Türkiye,
İran ve Avrupa'dır. İsrail ve Arap Birliği, Amerika'
nın arkasındadır. Bu oyunda Amerika ölürse, onun
arkasındakiler de ölecektir. Bu savaş oyununda ta-
bancaya mermiyi, Allah'ın Mehdisi sürer ve taban-
canın topunu (yani savaş çarkını) da o döndürür.
Oyuncular da tetiği çeker. Türk ruletine hoş geldi-
niz!

Not 10: Bu bildiri, uluslararası diplomatik platform-
da paylaşılmıştır.


                                 Tanrı tektir.
   İsa, Musa ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.


Zaman:  Yeni Çağ'ın ondokuzu, Ekim'in ikici haftası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:    Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *