Dienstag, 5. Juli 2016

EY YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMANLAR!



  EY YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMANLAR!

                         acıyanALLAHınadıyla

Sahibiniz Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun!

Ramazan'daki 30 günlük orucunuzla nefis ve şeyta-
nınıza galip gelerek 30 zafer kazandınız. Bu büyük
kazancınızla da, bayramı hakettiniz.Bu sizin, "büyük
cihad"ınızdı. Buradan anlamalısınız ki, zaferler yal-
nız kanlı savaşlarda kazanılmaz. Kansız savaşlarda
da zaferler kazanmak mümkündür. O halde sigara
ve alkollü içki gibi kötülükleri de terkederek, bütün
ömrünüzü kaplayacak büyük zaferler kazanabilirsi-
niz ve kazanmalısınız. Zira, yeryüzündeki bulunuş
amacınız da budur. Yani, sahibiniz Allah'ın göster-
diği doğrultuda zaferler kazanarak gerçek Sahibini-
zin rızâsına ermek ve cenneti haketmektir. Dünya
yaşamındaki en büyük hedefiniz de Rabbinizin rızâ-
sına ermek ve cennetini elde etmek olmalıdır. Bu-
nun için de; O'na ve âhiretine inanarak haklıca, adâ-
letlice, namusluca, ibadetlice, ahlâklıca, iyiliklice ve
kötülükleri terkedişçilikle bir yaşam kurup, bu yaşa-
mı ömür boyu sürdürmelisiniz ve sürdürmeniz ge-
rekiyor.

Eğer üzerinize farz olan bu gerekliği yerine getirir-
seniz, bir câzibe ve çekim alanı oluşturmuş olursu-
nuz. Oluşturduğunuz bu çekim alanı da, bütün in-
sanlığı büyük bir süratle size ve dininize çeker.
Böylece dininizin yaşatılan güzellikleriyle bütün in-
sanlığın dünyası cennete dönüşür. Bu da, insanlı-
ğın çok çok yaklaşmış olan kıyametten önceki "Al-
tın Çağ"ı olur. İşte sizler, bu çağı yaratmakla, inşa
etmekle memursunuz. Bu memuriyetinizi yerine ge-
tirdiğinizde yeryüzünün gerçek halifeleri olacaksı-
nız.

Ey Allah'a teslim olmakla "müslüman" kimliğini ka-
zanmış olan imanlılar! Allah'a olan teslimciliğinizle,
yani haklıca, adâletlice, namusluca, ibadetlice, ah-
laklıca, iyilklice ve kötülükleri terkcilikle dininizi can-
landırmış olmanızdan ve bu canlandırmayı yaşamı-
nıza temel yapmış olmanızdan dolayı sahibiniz Al-
lah, sizleri "dost" kabul etmiş ve O'nun katında "de-
ğerli kullar"sınız. O halde yeryüzünün "en önemlile-
ri" olduğunuzu bilmeli, kendinizi "gerici" ve "küçük"
görmemelisiniz. Demek oluyor ki sizler, yeryüzü-
nün gerçek ilericileri ve büyüklerisiniz. Bundan son-
ra büyüklük ve ilericilik isteyenler, sizin kurduğunuz
yaşam modeline dahil olmak için can atacaklardır.
Can atmayanlar ise, yeryüzünün en geri ve küçük
varlıkları olarak kalacaklardır. Siz onlara rahatlıkla:
"Gerici" diyebilirsiniz ve demek de hakkınızdır.

Ey Allah'ın dostları ve değerli kulları olan teslimci
müslümanlar! İnanç dünyanızda çok küçük bir azın-
lığın müslüman kimliğini takınarak terör estirmesi
ve bozgunculuk yapması, sizin inancınızı sarsma-
malı ve dininizden soğutmamalıdır. Zira onlar, doğ-
rulukta değil, sapıklıktadır. Çünkü onlar, egolarını
tanrı yapmış sapkınlardır. Onların sapmışlığının ka-
nıtı da şudur ki; Allah onlara: "Zihniyetinize uyma-
yanları katledebilirsiniz" şeklinde bir âyet indirme-
miş olmasıdır. Böyle bir âyet olmadığına göre, on-
ların sapıklığı ortadadır. Çünkü Allah, haksız öldür-
meyi haram etmiştir. Öldürülmesi gereken bir suç-
lu da, ancak devletin adâletiyle öldürülebilir. Her-
kes devlet gibi hareket edemez. Savaş açmak da,
bundan sonra Allah'ın Mehdisi'nin iznine tabidir. O-
nun izni haricindeki ferdî savaşlar yasak ve haram-
dır. Yani hiç bir ferd ve örgüt kendi keyfince sağa
sola savaş açamaz. (Ancak İslâmlı bir devlet haklı
olduğu veya saldırıya uğradığı takdirde ve bir zul-
mü ortadan kaldırmak için savaşa başvurabilir.) O
halde bunun dışında Mehdiniz'in izni olmadan sava-
şa kalkışmayınız. O izin verdiğinde de savaştan
kaçmayınız. Allah'ın Mehdisi de sizi haksız bir sa-
vaşa sürüklemez.

O halde ey teslimci müslümanlar! Yolunuz bellidir.
Sizin yolunuzdan çıkmış ve sizin kimliğinizi kullana-
rak terör estiren ve bozgunculuk yapanların yaptı-
ğından ve sapıklığından sorumlu değilsiniz. Kimse-
nin de onların yaptığından sizi sorumlu tutmaya
hakkı yoktur. O sapkınların dininizi kirletiyor olmaları
da sizi üzmesin. Zira çamura düşmüş bir pırlanta
lekelenmekle nasıl değer kaybetmezse, pırlanta
hükmünde olan dininiz de değer kaybetmez.

Çünkü yüce Allah, ebedî mutluluğunuzun kaynağı
olan dininizin temelini; hak ve adâlet, doğruluk ve
namus temelleri üzerine kurmuş, ibadeti de bu din
binanızın direği ve duvarı yapmış, güzel ahlâk ile
tavanını oluşturmuş ve iyilikçilikle kapı ve pencere
açmış ve kötülükleri terkçilikle de o binanızı koru-
muştur. Bunun için dininiz, eşsiz bir pırlanta hük-
mündedir. Çünkü bu dininiz, sonuç olarak sizi ebe-
dî bir mutluluğa götürüyor. Size sonsuz güzellikler-
le dolu bir cennet kazandırıyor. Sizi, azapla dolu bir
cehennemden kurtarıyor.

Ey Allah'a teslim olmuş ve olmak isteyen "müslü-
man" kimlikliler! Allah dininizi hak ve adâlet temel-
leri üzerine kurmuş olduğundan, iyi ile kötüyü, doğ-
ru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı bir tutmamıştır.
Onları birbirinden ayırmış ve sizlerin de ayırdedici
olmanızı istemiştir. Bu sebeple adâletli ve merha-
metli sahibiniz büyük Allah, iyi hıristiyan ve yahudi-
lerle kötü hıristiyan ve yahudileri bir tutmaz. Onların
iyileriyle kötülerini ayırır ve dinizle alay etmeyen ve
size düşmanlıkta bulunmayan hıristiyan ve yahudi-
lerle dostluk kurmanıza izin verir, yasaklamaz. Hatta
bu izin dolayısıyla size düşmanlık etmeyen ve dini-
niz hakkında alaycı olmayan inkârcı, dinsiz ve ate-
istlerle de yakınlık kurabilir, alış-verişte bulunabilir-
siniz.

Bu konuda Allah'ın koyduğu hak ve adâlet ölçüleri-
ni hiçe sayıp kendi keyflerince İslâm dışı toplumla-
rı düşman belleyen ve onlara karşı terör estirenler
de, zulüm ve sapıklık içinde olduklarını iyi bilmeli,
kötülüklerini terketmelidirler. Kötülüklerini terketme-
yenler ise, çok acı bir azapla cezâlandırılmaktan
kurtulamayacaklardır. Çünkü Allah'ın Mehdisi gel-
mişken ve gerçeği açıklamışken onların: "Biz bilmi-
yorduk" veya "biz Kur'andan bu hükmü çıkardık"
sözleri geçersizdir. Onların "müslüman" kimliğine
sahip olmaları da, onlar için kutarıcı olmayacaktır.
Kurtarıcı olan, ancak Allah'ın Mehdisi'ne itaattir.

O halde ey müslümanlar! Kitabınız Kur'anın gerçek
ile gerçek dışıyı ayırdedici olarak indirildiğini unut-
mayarak Allah'ın bildirdiği hak ve adâlete boyun e-
ğiniz. Mehdinize biat ve itaat ederek de, dininizi ve
iyi çalışmalarınızı geçersiz olmaktan koruyunuz ve
kurtarınız.

Ey "müslümanım" diyenler! Artık başsızlık ve başı-
boşluk ve başınabuyrukluk dönemi bitti. Çünkü
"doğruluğa götürücü" olan Allah'ın Mehdisi karşı-
nızdadır. Müslümanlığınızın geçerli olmasını ister-
seniz, ona itaat edersiniz. Ona itaatiniz, Allah'a ita-
attir. Allah da itaatlileri sever. O'nun sevdikleri de
cennetliktir.

Yüce Allah, hakettiğiniz bayramınızı kutlu etsin ve
dünyanıza mutluluk doldursun. Geleceğinizi de
cennet eylesin ve iyilik dualarınızı kabul buyursun.

En büyük Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O'na
hamdolsun!

İmza: Allah'ın Mehdisi Mehmed Nur'an.


                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onaltısı, Ramazan Bayramı
               birinci günü.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *




Samstag, 2. Juli 2016

EY HÜKÜMETİ DEVİRMEK İÇİN KULLANILMAKTA OLAN LİSELİLER!


              EY HÜKÜMETİ DEVİRMEK İÇİN
          KULLANILMAKTA OLAN LİSELİLER!

                             yapıcıları seven
            yıkıcıları ve bozguncuları lânetleyen
                         yüce ALLAHın adıyla

 Ey 365 okulun liselileri! Bir bildiri yayınladığınız
söyleniyor. Güya bu bildiriyi "sizler" yayınlamışsı-
nız... Fakat solcu, sosyalist ve kemalist bir ağızla
yazılmış olan bu bildirinin sahibinin "sizler" olduğu-
nuzu kabul etmemiz mümkün değildir. Bu yüzden
bu bildiride muhatabımız "sizler" değil, sizler adına
o bildiriyi kaleme alanlar ve yayınlayanlardır.

Ancak, sizlere şunları söylemeden geçemeyiz: Si-
zin adınıza o bildiriyi yazıp yayınlayanların amacı
şudur: Hükümeti devirmek! Bu devirme işinde de
sizler kukla ve maşa olarak kullanılacaksınız. Bu
kullanımda sizler önce isyana geçirilecek, sonra da
polis ve askerle çatışmaya sokulacak, açılan ateş
sonucunda da polis ve asker kurşunlarıyla can ve-
receksiniz. Sizler can verirken de sizi oynatan kuk-
lacılar: "Vur asker vur!Öl liseli genç öl, daha çok öl!
Öl ki, iktidara varabilelim!" diyerek, gizli bir bağırtıy-
la ellerini oğuşturacaklar ve istedikleri gerçekleşti-
ğinde de, kendilerine göre "gerici" hükümeti devi-
receklerdir. Sonuçta hükümet belki devrilir, belki
devrilmez. Ama ana-babalarınızın, kardeşlerinizin
ve akrabalarınızın; mezarlarınız başında ömür bo-
yu sizin arkanızdan göz yaşı dökecekleri kesindir.

O halde aklınızı başınıza toplayın! Sizi ateşe sür-
meye çalışan kuklacılara kukla olmayın. Onların e-
linde oynatılmayın. Gerçekten bir haksızlığa uğratıl-
dıysanız veya alamadığınız bir hak varsa, bunu ön-
ce öğretmene veya müdüre bildiriniz. Bu mümkün
olmuyorsa, Millî Eğitim Bakanlığı'na müracaat ede-
ceksiniz. Onlara da ulaşamıyorsanız, ana muhalefet
partisinin yardımıyla sesinizi onlara duyurabilirsiniz.

Ama sizi oynatan kuklacıların direktiflerine göre ha-
reket eder de isyana kalkışırsanız ve saldırganla-
şırsanız, bir felâkete uğramanız kaçınılmazdır. O
halde uyanık olunuz!

Bu bildirimizden sonra sizi oynatmakta olan kukla-
cılar; "biz kukla değiliz, maşa değiliz, Atatürkçü
gençleriz" şeklinde ikinci bir bildiriyi elinize tutuştu-
racaklardır. Bunu da yutarsanız, artık size "uyanık"
gençler denebilir mi bilmiyoruz. Fakat uyanık genç-
ler olduğunuzu isbatlayacağınıza inanıyoruz. Lütfen
bu inancımızı boşa çıkarmayın ve ardınızda gözü
yaşlı akraba ve ebeveynler bırakmayın. Hayatınızın
ilkbaharını, sizi oynatmakta olan, yani hükümet yıkı-
cılarının amacına âlet olarak çöpe atmayın, mezara
sokmayın!

Çok dikkatli olun! Çünkü sizler, güle oynaya mey-
danlara döküleceksiniz. Fakat kendinizi bir anda
çok dehşetli bir ateş ve savaş ortamında bulacak-
sınız. Sizin ipinizi ele geçirmiş olanlar, size hiç acı-
mazlar. Kirli ve karanlık emellerine ulaşabilmek için
sizi ateşe atmaktan çekinmezler. Aman dikkatli
olun!

Şimdi gelelim o bildiriyi elinize tutuşturan yıkımcı ve
bozguncu kuklacılara: Ey liselilerin ipini ele geçir-
miş ve onları oynatmakta olan solcu, sosyalist, ko-
münist, liberal, kemalist, kandilist, laisist, eşcinselist
ve fötöist azgınlar!

Yazdığınız bildiride: "Türkiye'de gericiliğin özlemle-
ri var" demişsiniz. Acaba gericiliğin ne olduğunu
gerçekten biliyor musunuz? Ve gericilik tarifiniz ki-
me göredir, kime göre olmalıdır?

Şimdi kulağınızı ve kalbinizi iyi açın, size gericiliğin
ne olduğunu ve kime göre olması gerektiğini anla-
talım: "Gericilik"ten kasdınızın müslümanlar ve din-
darlar olduğu anlaşılıyor. Çünkü iktidarda olanlar
hem müslüman ve hem bir kısmı da dindardır. Siz-
ler de onları gericilikle damgalamaktasınız. O dam-
galadıklarınız da yine müslüman olan bir çoğunluk
tarafından iktidara getirilmişlerdir. Yani sizler, bütün
bir millete gericilik damgası basmaktasınız.

Ey siz azgın azınlıklar! Siz kim oluyorsunuz? Kim
oluyorsunuz da 78 milyon Türkiyeliye "gericilik"
damgası basıyorsunuz? Sizin neyiniz ilericilik? Bu
rütbeyi size kim bahşetti? Nereden buldunuz? Rüt-
benizin gerçekliğinden emin misiniz?

Siz, size göre ilerici olabilirsiniz. Ama bize göre en
büyük gericisiniz! Çünkü bize göre, sizlerin ve evre-
nin biricik sahibi tek ilah Allah'ı bilmeyen ve tanıma-
yanlar en büyük gerici ve cahildir. O'nu inkâr eden-
ler, en büyük zâlimdir. O'na teslim olmayanlar da,
en büyük haindir!

Bu hainlikten, bu zâlimlikten, bu cahillikten ve bu
gericilikten kurtulmanız gerekmez mi? Eğer kalbi-
niz ve aklınız varsa, bu gerekliği yerine getirmeniz
gerekir. Tabii "hakiki insan" olmak isterseniz. Bu
isteğiniz yoksa, hayvanlıkta kalırsınız. Hatta hayvan-
lardan da aşağı olursunuz. Çünkü onların aklı yok.
Ama sizin var. Bunun için onlarla eşit olamazsınız.
Onların aşağısına düşersiniz. Eğer yüce Allah'a
karşı inat ve düşmanlıkla hakiki insanlığı kabul etmi-
yorsanız, bu da sizin şeytanlaşmış olduğunuzun
resmidir. Bu resim hoşunuza gidecekse, şeytanlık-
ta kalmaya devam edebilirsiniz.

Yok eğer "hakiki insanlığa yükselmek ve gerçek ile-
rici olmak istiyoruz" derseniz, o zaman sizi yaratan
ve yaşatmakta olan eşsiz ve yüce Allah'ı bilecek,
tanıyacak, inanacak ve O'na teslim olacaksınız.
Çünkü başka türlü hakiki insan olmak ve gerçek ile-
riciliği kazanmak mümkün değildir.

Çünkü bu evrenin sahibi siz değilsiniz. Siz olmadı-
ğınız için de, gerçek ölçüyü koyamazsınız. Gerçek
ölçüyü koyabilecek olan ancak sizi ve evreni Yara-
tan ve Yöneten'dir. O da, herşeyin sahibi olan Al-
lah'tır. Bu evrenin kendi kendine vücut bulması
mümkün olmayacağına göre, -çünkü eser ustasız
olmaz- onun sahibi olan herşeyi bilen, gören, du-
yan; herşeye gücü yeten, ölümsüz ve doğumsuz,
madde üstü, ruh ve ışık sahibi en yüce ilah Allah'a
inanmaktan başka çareniz kalmaz. Hem eğer bu en
yüce İlah, "Kur'an" isimli bir kitap göndererek ilahlı-
ğını ve tekliğini bütün evrenlilere ilân etmişse, artık
O'nu inkâr etmeniz imkânsız hale gelir. Madem im-
kânsız hale gelir, O'na inanmanız gerekmez mi?
Madem O'nun yaratması ve yönetmesiyle varlık
buluyor ve yaşatılıyorsunuz, O'na teslim olmanız
gerekmez mi? Yoksa; "bu evreni biz yarattık" mı
diyeceksiniz? Diyebilir misiniz? Bunu isbatlayablir
misiniz? Madem isbatınız yoktur, bu inkâr, bu isyan
niye?

İyi düşünün! Bir kitap kendi kendine yazılmış olabi-
lir mi? İyi düşünün! Kitabın harfleri, kitabı yazmış o-
labilir mi? İyi düşünün! Kitap, bir yazar yaratabilir
mi? Madem bunların hiç biri olabilemez, aksine bir
kitap, bir Yazar tarfından yazılır, matbaada basılır,
kitabın harfleri kitabı oluşturamaz ve kitap da yaza-
rını yaratamaz; o halde her şeyin öncesinde olan
evren kitabının yazarı Allah'a inanmayı kabul ede-
ceksiniz. Madem evren kitabının harfleri olan atom-
lar evren yaratamaz, mümkün değildir; o halde ev-
renin sahibinin Allah olduğu şüphe götürmez bir
gerçektir. "İlerici" olmak istiyorsanız, bu gerçege
boyun eğeceksiniz. Aksi halde en gerici, en cahil,
en zâlim ve en zararlı yaratıklar olarak kalacaksınız.

Yoksa: "Evet, kitap yazarsız olmaz. Ama kitabın ya-
zarsız olamayacağı, evrenin bir Yaratıcısı olmasını
gerektirmez" mi diyeceksiniz? Bunu diyemezsiniz!
Çünkü evren yaratılırken sizler bir gözetimci ve mü-
hendis olarak bulunmuyordunuz. Bu sebeple iddia-
nız geçersizdir. Tanrı da olmadığınıza göre, isbatı-
nız yoktur. Madem isbatınız yoktur, evrenin bir sahi-
bi olduğunu, onun da Allah isimli tek Tanrı'dan baş-
kası olmadığını kabul edeceksiniz. Çünkü doğa,
madde, tesadüf, kendikendinelik gibi bilinç ve akıl
dışı ve aşağısı "şeyler", size ilahlıklarına dair bir ki-
tap göndermemişlerdir ve gönderemezler ve hiçbir
zaman da gönderemeyeceklerdir. Çünkü zaten ya-
rattıklarına sahip çıkan bir Allah var.

İşte size de o Allah'a inanmaktan başka çıkış yolu
yoktur. Eğer inkârcılığın cehenneminden, ateizmin
karanlığından ve dinsizliğin boşluk, başıboşluk ve
boşuboşunalığından kurtulmak isterseniz, Allah'a
inanmalı, kurtuluşu kazanmalısınız. Bu kurtuluşu ka-
zandıktan sonra yapmanız gereken; haklıca, adâlet-
lice, namusluca, ibadetlice, ahlâklıca, iyiliklice bir
hayat kurup, bütün kötülükleri terkederek insanca
yaşamaktır. Bu yaşayışı kabul etmedikçe de ger-
çek bir ilerici olamazsınız. Gerçek bir ilerici olama-
yacağınız gibi; zâlim, cahil ve hain olmaktan da kur-
tulamazsınız. Çünkü başkasına ait bir evrende ya-
şıyorsunuz. Başkasına ait bir evrende keyfinizce
yaşıyamazsınız. Şimdi iyi düşünün: Bir çiftliğiniz
olsa ve bir adam çiftliğinize izinsiz girip veya izin
verdiğiniz o kimse sizi dışlayarak keyfince yaşama-
ya başlasa, ne yaparsınız? Buna tahammül edebilir
misiniz? Elbette: "Dur bakalım! Burada hırsızca ve
keyfince yaşıyamazsın, haddini bil" dersiniz, o a-
damı ya kovar, ya da mahkemeye verirsiniz, değil
mi? Aynı şekilde siz de evren Sahibi'ni dışlayarak
keyfinizce yaşamaya kalktığınızda da, mânevî kim-
lik cüzdanınıza "hırsızlık", "hainlik" ve "eşkiya" dam-
gası basılmaktan kurtulamazsınız ve ileride de ala-
cağınız bir cezâ sizi bekler. Bu da sizin, gerçek in-
sanlık ve ilericilikten nihayetsiz bir uzaklıkta oldu-
ğunuzu kanıtlar.

Gerçek insanlık ve ilericiliği kazanmadığınız müd-
detçe de, bildirinizdeki diğer sözlere cevap verme-
mize gerek kalmaz. Zaten siz gerçek inasanlık ve
ilericiliği kazandığınızda o sözleriniz hükmünü kay-
bedecektir.

Ancak şu kadarını, dindarları ve müslümanları geri-
ci sayan siz gerçek gericilere söylemek, boynumu-
zun borcudur: Haketmeden, halk çoğunluğunun rı-
zâsını almadan zorbalıkla iktidarı ele geçirmeye ça-
lışmanız, bir hırsızlıktır, gasptır, haksızlıktır ve zu-
lümdür. Gerçekten ilericiyseniz, bu zulümden uzak
duracaksınız. Aksi halde hakettiğinizi bulursunuz.
Bu, gerçek ilericiliğe sahip 78 milyonluk İslâmlı mil-
let, iktidarı siz gerçek gericilere teslim etmez ve et-
meyecektir! Bunun için savaşmak gerekiyorsa, sa-
vaştan da kaçmayacaktır! Gücünüz yetiyorsa, çıkın
karşılarına! Görün gününüzü...

Evrenin sahibi Allah en büyüktür. O'ndan başka
tanrı yoktur, hamdolsun O'na!

Selam olsun yeryüzündeki gerçek ilericiler olan
bütün müslümanlara!

İmza: Mehdiyet Makamı.


Not 1: Ey inkârcılık içinde bocalayan bozguncular!
Yoksa; "biz Kur'ana inanmayız" mı diyeceksiniz?

Kur'ana inanmazsanız neye inanacaksınız? Var mı
elinizde Kur'andan üstün bir kitabınız? Evrenin sa-
hibi olmadıkça da Kur'andan üstün bir kitap getire-
mezsiniz. Kitap göndermek, ancak evrenin ve için-
dekilerinin sahibi olan Allah'a ait bir haktır. Bu hakkı
çiğneyemezsiniz. Bu hakkı çiğneyerek bir kitap uy-
dursanız, bu kitap ancak sizi bağlar, insanlığı bağ-
lamaz. İnsanlığı bağlayacak olan kitap, insanı insan
edecek değerleri içeren kitaptır. Bu da ancak Kur'
anda mevcuttur. Bunun için, insanlığı hakka, adâle-
te, namusa, ibadete, güzel ahlâka, iyilikçiliğe, kötü-
lükleri terkçiliğe ve merhamete dâvet eden ve bun-
ların başı olarak da evrenin Sahibi'ne inanmaya ve
teslim olmaya çağıran Kur'andan daha üstün bir ki-
tap yoktur. Çünkü bu Kitab'ın çağırdığı değerler-
den daha üstün ve daha önemli bir değer buluna-
maz.

Madem bulunamaz, inanmanız gerekmez mi? Ona
inanmazsanız, kendinizi nasıl insanlaştıracaksınız?
Dünyaya nereden geldiğinizi, ölümden sonra nere-
ye gideceğinizi ve dünyadaki görevinizin ne olduğu-
nu nereden öğreneceksiniz? Bunları bilmeyen ve
öğrenmeyenler karanlıkta değil midir? Cehâlette
değil midir?

Eğer karanlıklarınızdan kurtulmak ve aydınlığa er-
mek isterseniz, Kur'an sizin kurtuluş kitabınızdır. Ki-
tabınız'a sarılmanız gerekmez mi? Eğer bu Kitab'a
sarılmazsanız, dünyanın en büyük gericileri olarak
kalacaksınız. Ama bu öyle bir gericiliktir ki, içinde
cahilliğiniz, zâlimliğiniz ve hainliğiniz de bulunmak-
tadır. Bu kötülüklerle sarmaş dolaş kalmak istiyor-
sanız, kalın! Kim karışır?

Eğer gerçek ilericiliğe geçmek isterseniz, evrenin
Sahibi'nden izinsiz yaşamakta olduğunuz hırsızca
hayatı terketmek zorundasınız. O halde "legal ha-
yat" sizi bekliyor. Legal hayata girebilmek için de,
mânevî kimlikleriniz üzerindeki "dinsiz", "ateist", "in-
kârcı", "müşrik", "putperest", "deist" ve "hain" dam-
galarını sildirip, "müslüman" veya "teslimci" damga-
sını bastırmanız gerekiyor. Bunun için de; "Ortağı
olmayan tek tanrı Allah'a inandım ve bağlandım ve
haklıca, adâletlice, namusluca, ibadetlice, ahlâklıca,
iyiliklice ve kötülükleri terkçilikle bir yaşamı kabul e-
dip, O'na teslim oldum" demelisiniz. Biz de böyle-
ce "yeni kimliğiniz kutlu olsun" diyebiliriz.

(Eğer tüm bu gerçeklerden kaçıp, âhireti inkâr ede-
rek: "Biz asla Tanrı'ya hesap vermeyeceğiz" derse-
niz, biz de deriz: "Eğer ölümü üldürmeye, kıyameti
durdurmaya ve tekrar diriltilişi engellemeye gücü-
nüz yeterse, işte o zaman tek tanrınız Allah'a hesap
vermekten kurtulursunuz. Aksi halde Allah'ın iki eli
yakanızdadır, haberiniz olsun!")

Not 2: Bir avuç solcu, sosyalist, kemalist ve boz-
guncunun 365 liseyi ele geçirmiş olması, vahim bir
olaydır! Millî Eğitim Bakanlığı nerede, ne yapıyor?

Not 3: Halkı hükümeti devirmeye çağıran bozguncu
ve darbeci yazarlar ve siyasîler tesbit edilip, yurtdı-
şına çıkışları yasaklanmalı ve bir darbe kalkışması
olduğunda da hemen tutuklanmalıdırlar.

Not 4: Ey IŞİD'liler! Ey Müslüman Dünya'nın baş
belâsı ve İslâm'ın kirleticisi olan eşkiyalar! Allah'ın
Mehdisi Mehmed Nur'an'a biat etmedikçe sapıklık-
tasınız. Çünkü yüce Allah size: "IŞİD'li olmayanları
katledebilirsiniz" şeklinde bir âyet indirmedi ve in-
dirmez. Bu sebeple müslümanları ve müslüman
olmayan masûmları katletmeniz bir cinayettir. Bu
cinayetlerinizin hesabı, mutlak adâlet sahibi Allah
tarafından sizden mutlaka sorulacak ve ebedî bir
azaba atılacaksınız. Bu azaptan kurtulmak isterse-
niz, Allah'ın Mehdisi'ne biat edip, cinayetlerinize
son veriniz. Eğer cihad istiyorsanız, Rusya ve İran'ı
Suriye'den çıkarıp, Beşar Esad'ı deviriniz. Ameri-
ka'nın yapamadığını siz yapın. Müslüman Dünya'
nın kahramanları olun. Biz de, melekler de sizi al-
kışlayalım. Şu anda, Müslüman Dünya tarafından
lânetlenmekte, şeytanlar tarafından alkışlanmakta-
sınız!

Not 5: Ey fetöistler! Ey Fethullah Gülen bağlıları!
Lideriniz, gayri meşru bir şekilde iktidarı gasbetme-
ye kalkarak büyük bir hata işledi. Sizler de onun ha-
tasının bedelini ödemektesiniz. Eğer bu ödeme-
den ve mağduriyetten kurtulmak isterseniz, devlete
şu sekilde bir beyanat veriniz: "Allah şahidim olsun
ki, Fethullah Gülen'e bağlılığımı kestim. Bundan
sonra kesinlikle onun emirlerine uymayacağım. E-
ğer bu sözümde bir sadakatsizlik görürseniz, idam
edilmeye râzıyım. Devletimizden affımı istiyorum."
Aksi halde devleti zâlimlikle suçlamaya hakkınız
kalmayacaktır. Şunu kesinlikle bilmelisiniz: Lideri-
niz, ne Mehdi'dir, ne de Mesih. O artık 17 Aralık
2013'ten itibaren insan-ı kâmil'likten şeytan-ı kâ-
mil'liğe düşmüş bir vatan ve millet hainidir. Eğer
devlete ve millete savaş açmış bu vatan ve millet
hainine bağlılığınızı kesmezseniz, asıl zâlimler siz-
ler olacaksınız. Geliniz, içinde bulunduğunuz zulme
son veriniz. Devlet de, millet de sizi affetsin.

Not 6: Türkiye Cumhuriyeti Devleti; birden fazla in-
san öldürmüş katiller ve hainler ve teröristler ve dar-
beciler için idam cezâsını geri getirmek zorundadır.

İmza: Mehdiyet Makamı.


                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onaltısı, Ramazan sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *