Freitag, 20. November 2015

MÜSLÜMANLAR IŞİD'İ ORTADAN KALDIRMALIDIR!



                            MÜSLÜMANLAR
           IŞİD'İ ORTADAN KALDIRMALIDIR!

              zâlimleri kahreden ALLAHın adıyla

ABD'nin Beşar Esad'ı ve rejimini devirmekteki çe-
kingenliğinden ve çekimserliğinden kuvvet ve ce-
saret alan IŞİDliler, Suriye'de sahneye çıktı. Bu çı-
kışlarıyla çok iyi şeyler yapabilirler ve müslüman
dünyanın takdirini ve tebriğini kazanabilirlerdi. Fakat
onlar tam bunun aksini yaptı: Suriye direnişine ve
müslüman halk çoğunluğuna ihanet ettiler. Bu iha-
netlerinin içeriği ise; kendi keyflerince "İslâmî Dev-
let" kurmak adına Suriye topraklarını işgal etmek ve
sağa-sola saldırmaktır. Halbuki müslüman çoğunlu-
ğun bir "İslâm Devleti" talebi yoktu. Orada yapılma-
sı gereken iş, önce Suriye dikdatörünü ve rejimini
devirmek, sonra da müslüman halk çoğunluğunun
yapısına ve isteğine uygun siyasal bir rejim getir-
mekti. Suriye direnişi de bunun içindi. Ama ne ya-
zık ki, Irak'ta kartal ve şahin, Suriye'de ise bir ürkek
serçeye dönüşen ABD'nin zayıflığından cesaret
bulan IŞİD'ciler her şeyi mahvetti, Beşar Esad'ın
tahtını korudu ve kurtardı, ömrünü uzattı, Suriye
muhalefetini de batırdı, zora soktu ve böylece şey-
tanın askeri ve ordusu oldular.

Şimdi bu saldırgan, tecavüzkâr ve haddini bilmez
şeytan ordusunun yok edilmesi ve işgal ettiği top-
rakların da ellerinden alınması gerekmektedir. An-
cak kendiliklerinden işgal ettikleri topraklardan çe-
kilecek olurlarsa, onlara karşı bir savaşa gerek kal-
maz. Aksi halde gereken yapılır ve yapılmalıdır.
Onların "Allah'a inanıyor" olmaları, onların zulüm ve
zorbalık ve saldırganlıklarını meşrulaştırmaz. Bu
sebeple onlara karşı savaşta müslümanların acı-
ması tutmamalıdır. Müslümanlar, onların haklı bir
savaş içinde olmadıklarını iyi bilmelidir.

Şimdi IŞİD'in Suriye'den temizlenmesi gerekiyor.
Bu temizlik için eğer kara harekatı gerekiyorsa, İs-
lâmlı Ülkeler kendi aralarında anlaşarak, gerekli as-
ker gücünü Suriye'ye göndermelidirler. Her şeyi
Avrupa ve Amerika'dan beklememek gerekir. Suri-
ye sorunu daha çok İslâmlı Ülkeler'in sorunudur. Bu
sorun mutlaka çözülmelidir. Elbette Allah'a inanan-
lar arasında savaş ve çatışma olmaması iyidir. Fa-
kat ortada zulüm ve saldırı varsa, bunun da önlen-
mesi gerekir. Hiç bir tecavüzcü, katil ve hırsız, "Al-
lah'a inanıyor" diye, cezâsız bırakılamaz. Aynı şe-
kilde zulüm ve haksız saldırı içinde olan sözde
müslümanlara da seyirci kalınamaz. Onların teca-
vüzünü önlemek, hakkın ve adâletin gereğidir. Kur'
an da bunu emretmektedir.

Bu hak ve adâleti ve emri gerçekleştirmek için de
hemen harekete geçmek gerekiyor. Ama önce re-
jim güçleriyle Suriye muhalefeti arasında bir ateş-
kesin sağlanması gerekir. Eğer Suriye sorununu
çözmede 16 milyonluk Arap müslüman çoğunluk
ve onların hakları esas alınırsa ve buna göre bir
çözüme gidilirse, Suriye muhalefeti buna rızâ gös-
tererek ateşkese yanaşır ve yanaşması gerekir. Bu
ateşkes sağlandıktan sonra da "Birleşik İslâm Or-
dusu" Suriye sahasına girip, IŞİD'i yok eder.

IŞİD'in yok edilmesinden sonra Suriye PKK'sı PYD
ve YPG'nin de, ele geçirmiş olduğu toprakları dev-
lete bırakması gerekir. Buna itiraz ettiğinde ise, ona
karşı da bir savaşın başlatılması kaçınılmaz olur.

IŞİD'liler Suriye'yi hemen terketmelidir. Onların Su-
riye topraklarında bir hakları yoktur. Eğer Irak'lı sün-
nî halkın bir devletleşme talebi varsa, gidip onlara
yardımcı olabilirler. Fakat bu yardım, Kürtlerin ve A-
levilerin bölge ve topraklarına saldırmadan yapıl-
malıdır. Bu saldırının yapılmaması için de, Kürtler
ve Alevîler, adâletli bir paylaşıma râzı olmalıdır. Bu
paylaşım, Iraklı üç unsurun nüfus oranına göre ya-
pılır. Yani, Irak'ın yüzde altmışı Alevîlerin, yüzde o-
tuzu Sünnîlerin ve yüzde onu da Kürtlerin olur. Eğer
bu üç unsur: "Hayır, biz birlik içinde yaşamak istiyo-
ruz" derlerse, o zaman da paylaşıma gerek kalmaz.

Evet, IŞİD Suriye'yi terketmelidir veya işgal ettigi
topraklardan çekilmelidir. Bunu kabul etmediği tak-
dirde de, (Esad rejimiyle muhalifler arasındaki ateş-
kesin sağlanmasından sonra) yabancı müttefik kuv-
vetler havadan, Birleşik İslâm Ordusu da karadan
gelerek IŞİD'i bitirmelidir ve kısa zamanda bitirebi-
lirler. Bu operasyonun adına da: "Mehdi Harekatı"
denebilir.

Not 1: İslâmlı Ülkeler'e "İslâmî Rejim" getirmek is-
teyenler şuna dikkat etmelidir: Bugün İslâmlı Ülke-
ler'in çoğunluğu İslâmiyetten uzaklaşmıştır. Yani o
ülkelerdeki halk çoğunluğu bir "müslümanca yaşa-
yış" içinde değillerdir. Bu sebeple onlara uygun o-
lan siyasal rejim de, (dine düşmanlık etmeyen) "lâik
demokrasi"dir. Eğer o halkların çoğunluğu, yani
yüzde 60-70'i müslümanca bir hayat yaşamaya
başlarlarsa, onlara bir "İslâmî Rejim" uygun olabilir
ve teklif edilebilir. Aksi halde "siyasal zorbalık", on-
ları ya sindirir, ya da isyana sevkeder. Dinde yapı-
lacak zorbalık ise, onları münafıklaştırır. Bu yüzden
Mehdi'nin misyonu: İslâmlı Ülkeler'de önce dindar-
lık oranı yükseltilmeli ve diktatörler de devrilmelidir.
Bu misyona ihanet ve itaatsizlik edenler de büyük
zarar görecektir. Dolayısıyla IŞİD, Allah'ın Mehdisi'
ne ihanetten vazgeçmelidir. Vazgeçmeyen IŞİD'li-
lerin ise, Allah'a verecekleri büyük bir hesapları ola-
caktır. Bugün İran İslâm Cumhuriyeti'nin halk ço-
ğunluğu, İslâmlıca bir hayattan uzaktır. Rejimleri de
onlara terstir. Onlara uygun olan rejim ise, laik de-
mokrasi'dir. Şu anda İran halk çoğunluğu sindirilmiş
vaziyettedir. Sindirilmiş olanlar bir gün isyana kalkı-
şır mı bilinmez. En iyisi, böyle bir isyan başlamadan
rejimi dönüştürmektir. Sonra geç kalınmış olmasın!
İran yönetimi, Suriye halk çoğunluğunun demokrasi
talebine muhalif olmaktan uzaklaşmalıdır. Allah'tan
fazla Allahçı olanlar, doğru yolda değildir. Allah ise,
"doğruluğu" emreder. "Allah'ın doğruluğa götürücü-
sü" olan Hazret-i Mehdi de, sizleri doğruluğa dâvet
eder. Bu dâvete icabet farzdır.

Not 2: Bütün dünya bilmelidir ki: İnsanlık; doğruluk,
hak ve adâlete yönelmedikçe huzur bulmaz. Hak ve
adâlet ve doğruluk ise, evrenin tek sahibi Allah'ın
insanlığa gönderdiği dinlerin özetidir.

Not 3: Rusya yönetimi, İslâmlı Ülkeler'deki halkların
demokrasi talebine destek vermelidir. Onların tale-
bine zıt işlerden de uzaklaşmalıdır. Aksi halde o ül-
kelerde üremeye devam edecek olan terör, Rusya'
yı vurur; El-Kaide'nin Amerika'yı vurması gibi...

Not 4: Avrupalı demokratlar, ülkelerindeki ırkçı ve
faşistlere şunu söylemelidir: "Nasıl bir polis haksız
yere adam öldürdüğünde veya soygunculuk yaptı-
ğında bütün polis teşkilâtını ortadan kaldırmak veya
bir öğretmen bir kadına tecavüz ettiğinde bütün e-
ğitim sistemini kapatmak düşünülmezse ve sadece
suçu işleyen sorumlu tutulursa, aynı şekilde Avru-
pa'da bir müslüman suç işlediğinde de bütün müs-
lümanlar suçlu olmaz. O halde biz Avrupalılar, adâ-
letten sapamayız."

Not 5: Bu bildiri, Türkiye yönetimi eliyle gerekli ülke-
lerin liderlerine ulaştırılmalıdır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Kasım ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Montag, 16. November 2015

EY ALLAH'A İNANAN İNSANLAR! (IŞİD'e Ve Fransa halkına mesaj var.)



             EY ALLAH'A İNANAN İNSANLAR!

                        acıyanALLAHınadıyla

Bir BEN idi Allah, evreni yaratmadan önce. Sonra
evreni ve melekleri yaratıp yönetim tahtına oturdu;
BİZ oldu Allah. Sonra yeryüzünde canlıları ve onla-
rın efendisi insanı yarattı. O insanlardan Kendine
inanıp teslim olanları Kendine dost yaptı, onlara
DOST oldu Allah.

Ey Allah'a inanan insanlar! Sahip olduğunuz Allah
inancını "O'na teslim oluş"la taçlandırırsanız, yani
O'nun istediği gibi yaşamaya başlarsanız, yani doğ-
ru, âdil, namuslu, ibadetli, güzel ahlâklı ve iyilikçi o-
lursanız, O'nun dostluğunu kazanmış olacaksınız.
O'nun dostluğunu kazanmak ise, en üstün şeref,
en büyük güç ve hiç yıkılmaz bir dayanaktır. O hal-
de bu en üstün şerefi, en büyük gücü ve hiç yıkıl-
maz dayanağı, O'na teslim oluşla elde etmeye ça-
lışınız.

İşte çalışmaların en önemlisi, en kıymetlisi ve en
büyüğü budur. Bu büyük çalışmayla "gerçek insan"
rütbesini kazanmış olacaksınız. Bu rütbe de sizi,
ey ebediyete çok arzulu insanlar!.. sonsuz ve ölüm-
süz saadet yurdunun sahiplerinden biri yapacaktır.

Madem dünyada ebediyet yoktur ve madem haya-
tınızı yutacak olan ölüm canavarı karşınızdan kük-
reyerek gelmektedir ve hiç şüphesiz gelecektir, o
halde biricik yaratıcınız ve yaşatıcınız olan Allah'a
dostluk çalışmanıza hız veriniz. Hız veriniz ki, ölüm
sizin için hayatınızı yutan ejderha değil, ezelî ve e-
bedî Dost'a kavuşturacak sevimli bir binek olsun.

                                +      +      +

         EY ALLAH'A İNANMAYAN İNSANLAR!

       inançsızların da sahibi olan ALLAHın adıyla

Nasıl evinizin, ülkenizin bir sahibi varsa, üzerinde
yaşadığınız Dünya'nın ve onun kozmik ağacı olan
evrenin de bir sahibi vardır. O sahibin adı: "Allah"tır.
Evrenin ve içindekilerinin tek sahibi ve tanrısı olan
eşsiz ve ortaksız ve de çocuksuz olan yüce Allah
bu sahipliğini, son olarak Hazret-i Muhammed isimli
elçisi ve habercisinin kalbine indirdiği Kur'an'la bil-
dirmiştir.

Bu en büyük bildiri karşısında size düşen, Allah söz-
lerini can kulağıyla dinleyip, istenenleri yerine getir-
mektir. Sizden istenenler ise; Allah'a, kitabına, elçi-
sine, meleklerine ve âhiretine inançtan sonra bu i-
nanca dayalı olarak haklıca, adâletlice, namusluca,
ibadetlice, güzel ahlâklıca ve iyiliklice bir hayat kur-
mak ve yaşamaktır.

Bu inanç ve yaşam dâvetini ve teklifini kabul etme-
yenler için kıyametten sonra gelecek olan sürekli
bir hapis cezâsı ve ateş azabı kaçınılmazdır. Çün-
kü suç, cezâyı gerektirir. Evren Sahibi'ni inkâr et-
mek ve sözlerini kabul etmeyip yalanlamak da suç-
ların en büyüğüdür. Bu en büyük suçun karşılığını
vermek için de cehennemin yaratılması şart olmuş-
tur.

Ama sizin inanmamak için bulduğunuz bahaneler,
Allah'ı ve Elçisi'ni kusurlu bulmalar ve onları yalan-
lamalar, sizi, karşılaşacağınız cezâdan kurtarmaz
ve kurtarmayacaktır. İnkâr ve yalanlamalarınız da
Allah'ın hiç şüphesiz olan varlığını ve birliğini yok
etmez.

Çünkü bahanelerinize ve yalanlamalarınıza dayan-
dırdığınız bilim ve aklınızın ve mantığınızın yeterliği
yoktur. Çünkü inkârınıza dayanak yaptığınız bilim ve
aklınızın, herşeyi bilirliği yoktur ve kıyamete kadar
da olmayacaktır. Çünkü Allah'ın izin verdiği kadarın-
dan fazlasını öğrenemezsiniz. Dolayısıyla kısacık
ve çok kusurlu bilim ve aklınızla yaptığınız inkâr ve
yalanlamaların ve inanmamak için türettiğiniz baha-
nelerin de bir gerçekliği ve geçerliği olamaz. Bu
halde gerçek sahibiniz olan Allah'ın indirdiği Kur'an'
a inanmaktan başka çareniz kalmıyor. Öyle ise ça-
renize sarılınız! Sizin ondan başka kurtarıcınız yok-
tur.

Eğer dünya ve evreni siz yaratmış olsaydınız ve
dünyada da ebedî bir ömrünüz olsaydı, siz de bu
dine dâvetle karşılaşmayacaktınız. Fakat siz şu an-
da bu gerceğin tam zıddında bulunuyorsunuz. Ya-
ni, dünya ve evreni siz yaratmış değilsiniz ve dün-
yanızda da ölümsüz değilsiniz. Üstelik dini ve Sa-
hibi'ni yalanlamanızı gerçek yapacak herşeyi kesin-
kes bilen bir bilim ve akıldan da yoksunsunuz. Bu
yoksunluk içinde olanların: "Dünya ve evren kendi
kendine oluşmuştur, bir sahibi yoktur" demelerinin
de ne kıymeti olabilir? Bu kıymetsiz zanlarla kendi-
nizi bir müddet oyalamış ve avutmuş olursunuz, o
dar!

Fakat yüce Allah'ın haber verdiği "kesin gerçek"le
karşılaştığınızda haliniz nice olur? Ölümü öldürerek
ve yeniden diriltilmeyi durdurarak bu karşılaşmayı
yok edebilir misiniz? Asla!

O halde Allah'ı inkâr ederken ve Dini'ni yalanlarken
çok iyi düşününüz ve içine atılacağınız cehenneme
karşı da tedbirinizi iyi alınız. Ve unutmayınız; Allah'
ın sadece cehennemi değil, cenneti de vardır. O'
na inanıp teslim olmayı kabul ederek, O'nun cenne-
tine de sahip olabilirsiniz. O'nun cenneti varken ce-
hennemine koşmak; akıllıca, mantıklıca ve kalplice
bir iş midir?

Doğmayı durdurmaya gücünüz yetmediği gibi, ye-
niden diriltilmeyi de durduracak gücünüz yoktur. Bu
yoklukla beraber ölümden kaçışınız da yoktur. İki e-
linde iki yokluk olan insanlar, Allah'ın dâveti karşısın-
da çok iyi düşünmeli ve kayba uğrayanlardan olma-
malıdır. Eğer kaybetmek istemiyorsanız, hesabınızı
bir kere daha yapınız. Çünkü karşınızda evren ve i-
çindekilere sahip çıkan bir Allah var. Ama O'nun
karşısında O'nun yerine koyduğunuz şey ve zanla-
rınızın böyle bir sahiplik iddiası yok ve olamaz ve
asla olmayacaktır. O halde hangi akılla hükmedi-
yorsunuz? Aklınız doğru yolda mı? Mantığınız bunu
doğruluyor mu? Kalbiniz de bu doğrulamayı tasdik-
liyor mu?

Artık "Allah'tan bize yeni bir haberci gelmedi" de
demeyiniz. İşte, kalbine Kur'anın bir özeti indirilmiş
bulunan Allah'ın Mehdisi geldi ve "Kur'anist Haber"
aracılığıyla size gereken gerçekleri bildiriyor. Bu bil-
diri karşısında Yeniden Diriliş Günü'ndeki "Büyük
Hesaplaşma" vaktinde ileri süreceğiniz bir bahane-
niz kalmamıştır.

                                 +      +      +

                             EY IŞİDCİLER!

         adâletli olmayı emreden ALLAHın adıyla

Eğer size haksız bir saldırı yapıldıysa, bu haksız
saldırıya karşı kendinizi savunmanız ve saldırganla-
ra karşı savaşmanız hakkınızdır. Fakat size saldır-
mamış ve bunun için emir de vermemiş olanlara
karşı saldırı hakkınız yoktur. Nasıl annenizi haksız-
lıkla katletmiş bir adamın annesini katletme hakkı-
nız yoksa, öyle de size haksız saldırıda bulunmuş
olanların masum halklarına da (Kur'andaki Maide
32. ayetince) saldırı ve yok etme hakkınız yoktur.
Eğer bu haksızlığı işlerseniz, sorumlu olur, yarın
Büyük Hesap Günü Allah'ın azabını karşınızda
bulursunuz. O halde adımlarınızı dikkatli atın. Allah'
ın Mehdisi gelmiş ve gerçekleri duyururken, keyfi-
nizce hareket edemezsiniz. Masum insanları dâvâ-
nıza kurban etme hakkınız yoktur. Eğer bir hakkınız
varsa, bu hakkınızı almakta adâletli olmak zorunda-
sınız. Çünkü yüce Allah, haklı ve adâletli olmayı
emreder. Haklı ve adâletli olmak da, dininizin iman-
dan sonraki iki temel direğidir. Adâletsizliğiniz ise,
dininizi ayakta tutan direği kırmak demektir. Bu kır-
ma da, sizin dininizi yıkar. Bu yıkılma da sizi âhirette
cehenneme düşürür. O halde haksızlık ve adâlet-
sizlikten sakınınız. Sizin zihniyetinize uymayan müs-
lümanları dinsizlik ve sapkınlıkla damgalamanız ise,
tam bir sapıklıktır. Müslümanlar, sizin sapıklığınıza
uymakla yükümlü değildirler. Bu sapıklığı terketme-
lisiniz. Bu sapıklığı terkedin ki, cenneti hak kazanı-
nız. Suriye'de ise bir tek haklı savaşınız var. O da:
İslâmlı Ülkeler'le veya Avrupa ve Amerika'yla birle-
şip, Suriye diktatörünün ve ona destek verenlerin
ordularına karşı savaşmaktır. Bunun dışındaki sa-
vaşlarda yenilgiye mahkûmsunuz. Galibiyet ve
meşruiyet isterseniz, Beşar Esad'a karşı savaşınız.
Eğer Beşar Esad demokrasiye teslim olursa, bu
savaşa da gerek kalmaz. Çözüm ve barışın yolu da
budur. "İslâm Devleti" ismini haketmiyorsunuz. Şim-
di hakettiğiniz isim: "İstibdat Devleti"dir. Ne zaman
Allah'ın Mehdisi'ne teslim olur, savaşınıza meşrui-
yet kazandırırsanız, o zaman "İslâm Devleti" ismini
hakedersiniz. Şimdi size lâyık olan isim: Terör Dev-
leti'dir. Terör devletleri de yok edilmeye mahkûm-
dur!

Not: Ey IŞİDciler! Meselâ Fransız ordusu İslâmiyet'
e karşı savaş açsa, bu takdirde o ordunun askerle-
rini nerede bulursanız öldürmek hakkınızdır. Fakat
bu savaşla ilgisi olmayan sivil halkı katletme hakkı-
nız yoktur. Ancak Fransız halkı çoğunlukla: "Ey kah-
raman Fransız askerleri! İslâmiyet'e karşı savaşı-
nızda arkanızdayız" diye bir ilânat yapıp destekte
bulunurlarsa, bu takdirde o halk ile düşman ordusu
eşit hale gelir. Fakat Fransa ordusu İslâmiyet'e kar-
şı bir savaş açmamıştır. Rock konserine katılan
Fransız halkı da böyle bir savaşa destek verme-
miştir. O halde hangi hukukla hareket etmektesiniz?
Şu anda "zâlim topluluk" durumundasınız! Kur'anı
tersinden okumaya son verin ki, bu feci durumdan
kurtulun. Eğer bu kurtuluşu kabul etmezseniz, Kur'
an sizin hakkınızda şu hükmü vermektedir: "Ancak
şunlar aleyhine yol vardır ki, insanlara zulmederler
ve yeryüzünde haksız yere saldırırlar. Böylelerine
acı bir azap vardır. Şura 42" Eğer Allah'ın acı aza-
bından kurtulmak isterseniz, haksız saldırılarınıza
son verirsiniz ve vermelisiniz. Suriye'de de şu an-
da haksız saldırı içerisindesiniz. Bu haksız saldırı-
larınızla, 300 binden fazla müslüman halkı katlet-
tirmiş bulunan Beşar Esad'ın ve rejiminin kurtarıcısı
oldunuz. Şimdi biz, size mi lânet okuyalım, yoksa
ilk üç ay içerisinde Suriye diktatörünü devirmeyen
ve sonuçta siz IŞİDcilerin doğmasına sebep olmuş
olan ABD'ye mi lânet okuyalım? Galiba en iyisi, Su-
riye'de başarısız olmuş ve üstelik siz IŞİDcileri Av-
rupa'nın başına belâ etmiş olan ABD'yi, dünya siya-
sal liderliğinden azletmektir. Bu azli bütün ülkelerin
liderleri tasdik etmelidir. Bu durumda dünya liderli-
ğinden boşalan yeri, Türkiye'nin doldurması gerek-
mektedir. O halde Türkiye, kendini bu liderliğe ha-
zırlamak için harekete geçmelidir. Dünya başsız
kalamaz. İslâmlı Ülkeler de, yavaş yavaş Türkiye'
nin etrafında toplanmaya başlamalıdır. Dünyanın
en zengin patronları da, sermayelerini Türkiye'nin
emrine vermeye hazır hale gelmelidir. Çünkü bun-
dan sonra sermaye, ancak Yeni Dünya Lideri'nin
elinde kıymet kazanır.

Not 2: Avrupalı liderler şunu iyi bilmelidir: Suriye
diktatörü ve rejimi devrilmedikçe, IŞİD terörü bit-
mez. IŞİD şu anda Suriye diktatörünün ve rejiminin
varlığıyla hayat bulmaktadır. Terör Devleti IŞİD'in
hayat kaynağını hemen kurutmalısınız. Hem de
acilen!

Not 3: Ey Fransa halkı! Yüce Allah, masumlarınıza
saldıran zâlimleri görmekte ve bilmektedir. Ve ge-
reken cezâlarını da öte dünyada mutlaka verecektir.
Allah adâletlidir, masumlarınızı da ödülsüz bırak-
maz. Sizlere geçmiş olsun! Teröre karşı mücâdele-
nizde yanınızda olduğumuzu bilmelisiniz. Allah siz-
leri korusun.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Kasım ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *