Freitag, 24. Juli 2015

KİM ALLAH'IN İNDİRDİKLERİYLE HÜKMETMEZSE ÂYETİNİN TEFSİRİ




             KİM ALLAH'IN İNDİRDİKLERİYLE
          HÜKMETMEZSE ÂYETİNİN TEFSİRİ

            BU BİLDİRİDE IŞİD'e MESAJ VAR

     acıyarak yaşatan ve yöneten ALLAHın adıyla

“Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar ka-
firlerin ta kendileridir” (Maide, 44)

"Kim" zamiri burada, müslümana ve kitap ehline hi-
taptır. Çünkü Allah'ın indirdikleriyle ancak İslâmiyeti
kabul etmiş olan kimse ve kimseler hükmedebilir.

"Allah'ın indirdikleri" ise; Allah'ın emirleri, yasakları,
istekleri ve izinleridir. Allah'ın indirdiklerinin özü, ö-
zeti ve esası ise; (imandan sonra) Hak ve Adâlet
ve Namus'tur.

"Hükmetmek" ise; toplumsal hayatta bireyin, hukuk-
ta hâkimin ve siyasette hükümdarın işidir.

Hükmetmede bir müslümanın, Allah'ın indirdikleriy-
le hükmetmesi farzdır. Bu farzı keyfî olarak kabul
etmeyen, reddeden bir müslüman elbette ki "kâfir"
veya müşrik olur, müslümanlığını kaybeder.

Fakat bir müslüman fert veya hâkim veya başba-
kan, İslâmî yasalarla yönetilen bir ülkede değil de
İslâm dışı yasalarla yönetilen veya din ile devletin
ayrıldığı lâik bir ülkede yaşıyorsa, yani Allah'ın hük-
münü uygulamada tam özgür değilse, bu durumda
olanlar kesinlikle kâfir olmaz ve onlar kâfirlikle suç-
lanamazlar ve onları suçlayanlar da çok büyük hata
etmiş olurlar.

Çünkü Allah'ın indirdiklerinin özeti neydi?: Hak, A-
dâlet ve Namus'tu. Burada "Allah'ın indirdikleri"
Hak'tır. Hak'tan sonra ne geliyordu? Adâlet! Yani
bir müslüman yalnız Hak'ka uymakla kurtulamaz.
Aynı zamanda Adâlet'e de uymak zorundadır.

Şimdi biz, müslümanların "Allah'ın indirdikleriyle
hükmetmesini" istiyoruz, değil mi? Fakat bu müs-
lümanlar, Avrupa'da veya lâik bir ülkede yaşıyor.
Yani Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeleri yasak ve-
ya mümkün değil. İşte bu imkânsızlığı görmek ve
kabul etmek, "Adâlet"tir. Bir müslüman sadece
Hak'kı uygulamaya kalkıp Adâlet'i görmezse ve ge-
reğine uymazsa, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmemiş
olur. Bunun sonucu da malûmdur!

O halde müslümanlar, Avrupa'da veya lâik bir ülke-
de yaşayan müslümanların durumunu iyi görüp, on-
ları kâfirlikle suçlamaktan uzak durmalıdır. Aksi hal-
de kendilerini de kâfirliğe düşürmüş olacaklardır.

Sonuçta demek oluyor ki: Müslümanlar bu âyeti bir-
birlerini mahvetmek için kullanmaktan şiddetle u-
zaklaşmalıdırlar.

Yapılması gereken, önce bir ülkede dindar müslü-
manların çoğunluğunu sağlayıp veya İslâmiyetten
ve dindarlıktan uzak olanların rızâsını alıp, devleti
İslâmîleştirmektir. Bu yapılamadığı müddetçe, "Al-
lah'ın indirdiğiyle hükmetmek" mümkün olmayacak-
tır.

Öyle ise ey müslümanlar! Birbirinizle didişmeye
son verdiniz mi?

Son vermelisiniz! Çünkü yalnız Hak'lı olmak yet-
mez. Adâletli de olmalısınız. Adâletli olmak da yet-
mez. Namuslu da olmalısınız. Namuslu olmak da
yetmez. İbadetli de olmalısınız. İbadetli olmak da
yetmez. İyilikçi de olmalısınız. İyilikçi olmanız da
yetmez. Ahlâklı da olmalısınız. İşte İslâmiyet bu-
dur! İşte müslümanlık budur!

Eğer Haklı olmazsanız, sapıklığı satın almış olur-
sunuz. Eğer Adâletli olmazsanız, zâlim olursunuz.
Eğer Namusluluğunuz yoksa, iffet ve ahlâkınız yok
demektir. Eğer ibadetli değilseniz, Allah'a ihanette-
siniz. Eğer iyilikçiliğiniz yoksa, din ağacınız meyve-
siz demektir. Eğer ahlâkınız güzel değilse, İslâmi-
yetiniz noksandır.

O halde asıl bu noksanlıkları tamamlamak gerekir.

"Allah'ın hâkimiyeti" meselesi ise; Allah'ın evrensel
hâkimiyeti'ni kimse O'nun elinden alamaz. Ama in-
sanlar üzerindeki hâkimiyeti ise; Allah bu hâkimiye-
tini sağlamak için onlara Kitap indirmiş ve bu Kitap
içinde de insanlar üzerindeki hâkimiyetini sağlaya-
cak gerekli yasasını bildirmiştir. Fakat temeli ve ö-
zeti Hak ve Adâlet ve Namus olan bu yasayı ancak
siyaseten özgür olan insanlar uygulayabilir. Özgür-
lüğü olmayan kimseler de sorumlu olmazlar. Bu se-
beple bazı ülkelerdeki siyasal özgürlüğü olmayan
müslümanların demokrasiyi kabul etmiş olmaları,
"Allah'ın hâkimiyetini beşer eline bırakmış olmak"
olarak görülemez. Böyle görülemeyeceği için de
o müslümanlar kâfir olmaz, müşrik olmaz, mülhid
olmaz. Çünkü demokrasiyi kabul etmiş olan müs-
lümanlar bu kabullerini, Allah'a şirk koşmak için
yapmıyorlar; elleri mahkûm olduğu için yapıyorlar.
Siyasal rejimi değiştirmeye güçleri yetmediği için
yapıyorlar. Çaresizlik içinde olanlar ise, müşriklikle
suçlanamaz. Suçlayanlar ise, haksızlık ve adâlet-
sizlik etmiş olurlar. Unutulmamalıdır ki, Allah kimse-
ye güç yetiremeyeceği yük yüklemez ve dinde zor-
luk dilemez. O halde bazı müslümanlar Allah'ın ö-
nüne geçmeye ve O'nun üstüne çıkmaya son ver-
meli, zor durumda olan müslümanları kâfirlik ve
müşriklikle suçlamaktan geri durmalıdırlar.

Hem şu da unutulmamalıdır: Allah'ın indirdiği yasa-
nın temeli ve özeti Hak ve Adâlet ve Namus'tur. Bu-
günkü beşerî ve demokratik yasaların temelinde de
Hak ve Adâlet vardır. Yani temelinde Hak ve Adâlet
olmayan bir devlet yoktur. Bu bakımdan beşerî ya-
salar da ister istemez Allah'ın indirdiği temele hiz-
met etmektedirler. Gerçi beşerî yasalarda insanlar
Hak ve Adâlet'i Allah'a değil, kendilerine dayandırı-
yorlar, ama sonuçta Hak ve Adâletsiz yönetim ya-
pamıyorlar. Dolayısıyla çaresiz kalarak demokrasi-
yi kabul etmek zorunda olan müslümanların bu ko-
nuda -dinlerini yaşayabildikleri takdirde- fazla bir za-
rara uğradığı söylenemez. Fakat Allah'a dayandırı-
lan bir yasayla yönetilmek hedefleri olmalıdır. "De-
mokrasiyi müslümanlaştırmak" da bir çare olabilir.


IŞİDin BU BİLDİRİDEN ALACAĞI DERS ŞUDUR:

Türkiye'deki yüzde doksan sekizi "müslüman" ka-
bul edilen halkların eğer yüzde 60-70'i dindar, yani
İslâmiyet'i yaşayan kimseler olsa ve bu kimseler
hiçbir engel olmadığı halde "Allah'ın indirdiğiyle
hükmeden" bir yönetim kurmasalar ve bunu da ken-
di keyflerini Allah'ın emrinden üstün tuttukları için
yapıyor olsalar, belki bu insanların "şirkte" olduğu-
nu söyleyebilir ve onlara "müşrik" diyebilirsiniz.

Fakat Türkiye'deki müslümanların ancak yüzde 25-
30 kadarı dindardır, yani İslâmiyet'i yaşayan kimse-
lerdir. Geri kalan yüzde 70'i ise İslâmiyet'ten uzak
yaşamaktadır, yani imanlıdırlar, ama İslâmlı değil-
dirler veya "kısmen" İslâmlıdırlar. Bu kısmen İs-
lâmlılık da onları, "tam dindar" katagorisine sok-
maz.

Türkiye'deki yüzde 25-30'luk dindar kesim ise, lâik
yasalara tabidirler ve bu yasaları değiştirecek güç-
leri de yoktur. Devlete de savaş açacak durumda
değildirler. Yani elleri mahkûmdur. Yani "Allah'ın
indirdiğiyle hükmeden bir rejim" kuramazlar. Kendi
aralarında dahi Allah'ın indirdiğiyle hükmedemez-
ler. Çünkü devletin lâik yasaları buna engel olur ve
cezâya çarpılabilirler.

Şimdi bu dindar azınlığın "müşrik" olduğunu kim id-
dia edebilir? İddia eden müşrik olmaz mı? Elbette
olur! Çünkü onların Allah'ın indirdiğiyle hükmeden
kimseler olmalarını isteyerek Hakk'a taraftarlık gös-
terirken, onların içinde bulundukları esirlik durumu-
nu hesaba katmayıp adâletsizlik etmektedirler. Bu
adâletsizliğe ise hakları yoktur. Çünkü yüce Allah'ın
indirdikleri içinde "Adâletli olmak" da vardır. Adâleti
terkeden ise, "zâlim" olur. O halde "Hakk'lı" olmak
yetmez. Adâletli de olmak gerekir. Hakk ve Adâlet
ise, (imandan sonra) Allah'ın indirdiklerinin özetidir
ve en önemlileridir.

Demek oluyor ki; IŞİDciler, Hakk'a uygunluk göste-
rirken, Adâlet'e de uygunluk göstermeliler ve dindar
müslümanlara "müşrik" damgası basmaktan uzak
durmalılar. Bu yüzden, yani "Adâlet'in gereği" ola-
rak IŞİDcilerin Türkiye'ye ve diğer müslümanlara
savaş açma hakları yoktur. Bu haksızlıklarına son
vermezlerse, bilinmelidir ki, onların İslâmiyetle bir
ilgileri yoktur. Onlar ya yabancı devletlerin maşası-
dır, ya da şeytanın askerleridirler.

Hem IŞİDciler, Allah'ın Mehdisi'ne tabi olmadıkça
meşruiyet kazanmış olmazlar. Meşruiyetleri olma-
yan savaşçıların ise, kendi zihniyetlerine uymayan
müslümanları müşriklikle damgalamalarında bir
haklılıkları ve geçerlilikleri yoktur. Böyle olduğu hal-
de saldırılarından ve tekfirlerinden vazgeçmezler-
se, onlar "Allah'ın düşmanı" kabul edilirler. Allah'ın
düşmanlarına karşı savaşmak ise, dindar müslü-
manlara farz olur.

Eğer IŞİDciler, dindar müslümanların dostluğunu
ister iseler, Hakk'ın gereği olarak Adâlet'e de uy-
sunlar. Adâlet'in gereği ise, suçlu ile suçsuzu iyi
ayırmak ve hakettikleri kadar haklının hakkını ve
haksızın da cezâsını vermektir. Ama ne yazık ki,
görüyoruz ki, IŞİDciler adâletli olamamaktalar ve
dindar müslümanları haksızca "müşrik"likle dam-
galayabilmekte ve bununla kendilerini de müşrik
yapmaktadırlar. Çünkü yüce Allah yalnız Hakk'ı
değil, Adâlet'i de indirmiştir. Adâleti olmayan ise,
zâlimdir!

Eğer IŞİD savaşçıları bir İslâm Devleti kurmak isti-
yorlarsa, bu devlet Hak ve Adâlet ve Namus'la kuru-
lur. Bu üç ayak olmadan bir İslâm Devleti kurula-
maz. Hak ve Adâlet'i kazanmak isteyenler ise, Al-
lah'ın Mehdisi'ne tabi olmak zorundadırlar. Aksi hal-
de onların bir meşruiyetleri olmayacak ve kuracak-
ları devlet de bâtıl olacaktır.

Eğer IŞİD savaşçıları Allah'ın Mehdisi'ne tabi ol-
mayı kabul etmezlerse, onların kuracakları devlet,
bir "İslâm Devleti" olmaz, "Zorbalık Devleti" olur.
Böyle bir devlet de, yıkılmaya ve yok edilmeye
mahkûmdur!

O halde IŞİD savaşcıları (eğer hakikaten müslü-
man iseler ve hakikaten bazı devletlerin maşaları
değilseler) kendilerine gelmeli ve Allah'ın Mehdisi'
ne teslim olmalılar. Ancak bu teslimiyetle dâvâları
haklılık ve geçerlik kazanır. Aksi halde birbuçuk mil-
yar müslümanın düşmanlığını kazanmış olur ve yok
edilirler.

O halde ey müslümanlar! IŞİDciler Allah'ın Mehdi-
si'ne tabi olmadıkça onlara katılmanız haramdır. Bu
haramı işleyenler de, birbuçuk milyar müslümanın
düşmanı olur. Birbuçuk milyar müslümanın dostu
olmak isterseniz, Allah'ın Mehdisi'ne itaat ediniz.
Bu itaatiniz yoksa, Allah'a da itaatiniz yok demektir.
Bu durumdaki insanlar da, zâlimlerin ta kendileridir!

Ama Allah'ın Mehdisi ise, sizleri ancak Hakk'a, Adâ-
let'e ve Namus'a dâvet eder. Bunların zıtlarında o-
lanları da uyarır.

Şu da iyi bilinmelidir ki; lâik ülkelerdeki eli mahkûm
bulunan dindar müslüman azınlıkların demokrasi is-
temesi, "şirk" değildir. Ancak yüzde 60-70 gibi ye-
terli çoğunluğa sahip oldukları halde Hilâfet'i iste-
mezlerse ve geçerli bir bahaneleri de yoksa, belki
o zaman müşrik olabilirler. Bunun dışında onları
müşriklikle suçlayanlar, müşrik olurlar; tekfirleri
geçersizdir.

Ey IŞİD savaşçıları! Adâletli olunuz. Eğer adâletli
olursanız, müslümanları müşriklikle suçlamaya ce-
saretiniz kalmaz. Eli mahkûm olan ve siyaseten e-
sir durumda bulunan müslümanlardan "Allah'ın in-
dirdikleriyle hükmetme ve yönetme" talep edilmez.
Bu talebi yerine getiremeyecek olanlar da müşrik
olmaz. Ancak "Allah'ın indirdikleriyle hükmetme"
emrini keyfî olarak reddederlerse, müşrik olurlar.
O halde bu konudaki içtihadınızı düzeltiniz ve hak-
sız yere müslümanlara saldırmaya son veriniz.

Ey IŞİD savaşçıları! Allah'ın Mehdisi'ne tabi olmayı
kabul ettiniz mi? Eğer ettiyseniz, bundan sonra key-
fî hareket edemezsiniz. Onun emirlerini dinlemek
zorundasınız. Onun emirlerini dinlemeye râzı mısı-
nız? Eğer râzıysanız, ilk yapacağınız iş, bir İslâm
Devleti kurmaktan önce, Ortadoğu'yu bütün dikta-
törlerden temizlemektir. Bu temizliği yapmadığınız
müddetçe bir İslâm Devleti kuramazsınız. Kursa-
nız da bunun bir geçerliği ve kıymeti olmaz. Geçer-
lik ve kıymet arıyorsanız, bu ancak Allah'ın Mehdi-
si'ne itaattedir.

Öyle ise ey IŞİD savaşçıları! Allah'ın Mehdisi'ne
itaat ediniz, maksudunuza erişiniz!

Ey IŞİD savaşçıları! Yapacağınız ikinci iş: Eğer si-
lah bırakıp Türkiye'ye itaat etmezlerse, PKK'yı yok
etmektir. Yapacağınız üçüncü iş ise: İslâmlı Ülkeler
Birligi'ne engel olan İslâmlı devletleri hizaya sok-
maktır. Var mısınız? Eğer yok iseniz, yok olunuz!

Yapacağınız dördüncü iş de: Allah'ın Mehdisi'ne
biat ettikten sonra söylenecektir.

Şunu iyi biliniz ki; Allah'ın Mehdisi'ne itaat etmediği-
niz müddetçe "terör örgütü" olarak kalacaksınız. A-
ma bu kalacaklığınız da ebedî olmayacak, ömrü-
nüz çok kısa olacaktır. Çünkü bu halde yok edilme-
niz farz olur ve gereken yapılır, hem de elinizde bir
karış dahi toprak bırakılmaz. Allah'ın Mehdisi'ne ita-
ati kabul etmediğiniz takdirde, İslâmlı Ülkeler'in si-
ze karşı savaşmaları farz olur.

Not 1: Dindarlığın ölçüsü nedir? Dindarlığın ölçüsü:
En başta Allah'ı birlemekle beraber haklı, adâletli
ve namuslu olmak. Sonra da ibadetli, güzel ahlâklı
ve iyilikçi olmaktır. Namazı, orucu ve zekâtı olma-
yan inançlı bir kimse dindar sayılmaz, müslüman
da kabul edilmez.

Not 2: Allah'ın Mehdisi kimdir?

Allah'ın Mehdisi, Mehmed Nur'an'dır.

Fizikî doğumu: Yirminci asrın imamı Bediüzzaman
Said Nursi'nin ölümünden üç yıl öncedir.

Mânevî doğumu: 1985 yılı Ramazanı'nın Kadir Ge-
cesi'dir.

Allah'tan bilgi, ışık ve elçilik almıştır. Elçiliği, yeni
bir din getirmekle ilgili değil, mevcut dini korumak
ve yenilemekle ilgilidir.

Allah'tan aldığı bilgi ve ışıkla bütün uydurma dinleri
ve zararlı ideolojileri mağlûp etmiştir.

Kur'anın bir özeti kalbine indirilmiştir. Böylece vah-
yin ne olduğunu bizzat yaşayarak anlamıştır. Bu in-
diri ile Kur'anda hiçbir şüphe bulunmadığı ve onun
Allah'tan indirildiği kendisine gösterilmiştir.

Allah tarafından kendisine takva elbisesi giydirilmiş-
tir.

Dinsizliğin ve terörizmin düşmanıdır.

11 Eylül terör eyleminden sonra Allah tarafından
dünyanın mânevî liderliğine getirilmiştir.

Allah'ın Elçisi ve Mehdisi olduğuna dair delili, Allah'
tan aldığı bilgi ve ışıktır. Bu delilleri kabul etmek is-
temeyenler için şöyle demektedir: "Eğer ikinci bir
Allah'ın varlığını isbat ederseniz, biliniz ki ben Allah'
ın Mehdisi değilim. Eğer ikinci bir Allah yoktur di-
yorsanız, kabul etmelisiniz ki, ben Allah'ın Mehdisi'
yim."

İslamlı Ülkeler Birliği gerçekleşinceye kadar da,
Allah'ın Mehdisi kendini gizleyecektir.

Not 3: "Muhammed, peygamberlerin sonuncusu-
dur" âyetinin anlamı şudur: "Hz. Muhammed'den
sonra yeni bir din getiren peygamber gelmeyecek-
tir. Ama Allah, her asır başı dinini koruyacak ve ye-
nileyecek elçi ve imamları göndermekten geri dur-
maz" demektir. Âhirzamanda Hz. İsa'nın dünyaya
geri indirilecek olması ise, bu âyete zıt değildir.
Çünkü Hz. İsa, yeni bir din getirmeyecek. Gönde-
rilmiş olan son dine uyacak ve onun hükümleriyle
elçilik yapacaktır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Temmuz sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Yorumlama, İçtihad ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Donnerstag, 16. Juli 2015

NUR SÛRESİ OTUZBEŞİNCİ ÂYETİN TEFSİRİ

 NUR SÛRESİ OTUZBEŞİNCİ ÂYETİN TEFSİRİ

             gerçekleri gösteren ALLAHın adıyla

Nur Sûresi 35. âyet: Allâh,göklerin ve yerin ışığıdır.
O'nun ışığı, içinde lamba bulunan bir kandile ben-
zer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden
bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan
mübârek bir zeytin ağacından yakılır. Ki, neredeyse
ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl,parıldır.
Allâh, dilediği kimseyi ışığına iletir. Allâh insanlara
misaller verir. Allâh her şeyi bilir.

Nur Sûresi 35. âyetinin tefsiri:

Allah, göklerin ve yerin ışığıdır: Yani güneş nasıl
yeryüzünün ve diğer gezegenlerin aydınlatıcısı ol-
muşsa, bütün evrenin ruhlu ve hayatlı güneşi olan
Allah da, yerin ve göklerin aydınlatıcısı olmuştur.
Nasıl denizdeki balık denizi ve içinde yüzdüğü su-
yu ve insanlar, içinde yaşadıkları havayı görmezse,
Allah'ın bütün evreni kuşatmış bulunan ışığını da
görmezler. Ama bütün evren ve evrenliler, O'nun
varlığından yayılan ışık içinde yüzerler.

O'nun ışığı, içinde lamba bulunan bir kandile ben-
zer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden
bir yıldız: Yani Allah'ın ışığı ve ışıklı varlığı, yıldız
gibi parıldayan lambadaki ışık gibidir. Fakat bu pa-
rıldayan Allah ışığının kaynağı ve ışıklı kişiliği,-
neşin dünyadan 150 milyon km. uzaklığı gibi, biz-
den 50 bin yıl uzaktadır. Bu uzaklığı sebebiyle de,
O'nun ışıktan varlığı bize görünmez olmuştur. Fa-
kat kıyametten sonra insanların diriltilecekleri güne
sahiplik etmek için yönetim saltanatından yeryüzü-
ne indiğinde, O'nun mahşer meydanını aydınlatan
ışıklar üstü ışıktan varlığını, O'na inanmış ve teslim
olmuş bütün iyi kullar apaçık göreceklerdir. O'na i-
nanmamış olanlar ise, O'nu görmekten mahrum bı-
rakılacaklardır.Çünkü onlar "kör olarak" diriltilecek-
lerdir. O'nun ışıktan varlığını görmek isteyenler,
fırsat ellerindeyken O'na inansınlar ve teslim olsun-
lar.

Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübârek
bir zeytin ağacından yakılır. Ki, neredeyse ateş
değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır:

Kandildeki ışık, doğuya ve batıya ait olmayan bir
ağaçtan yakıldığı gibi, Allah'ın ışığı da, Kendinden
başkasına ait olmayan Kendi kişiliğinden kaynakla-
nır. Bu kaynağın başka ışıklara ihtiyacı yoktur. Çün-
kü bu kaynak, evrendeki bütün ışıkların ışığı ve pa-
rıl parıl parıldayan hiç sönmez güneşi ve yıldızıdır.

Allâh, dilediği kimseyi ışığına iletir. Allâh insanlara
misaller verir. Allâh her şeyi bilir:

Allah, istediği kimseyi ışığına iletir. Fakat bu iletiye
mazhar olmak için insanın da O'nun ışığına yönel-
mesi ve onu istemesi gerekir. Allah size bu örneği
vermiştir ki, O'nun bütün evreni ve içindekileri ay-
dınlatan ışıklar üstü ışıktan varlığını kolayca anla-
yabilesiniz. Siz bunları bilemezdiniz. Ama evrenin
aydınlatıcısı Allah, herşeyi bilmekte olduğu için,
size bilmediklerinizi öğretiyor ve Kitabı'yla gösteri-
yor.

Not: Cenab-ı Hak bu âyette; "Allah, göklerin ve ye-
rin ışığıdır" demekle, Kendinin "ışıktan bir varlık"
olduğunu apaçık göstermiştir. Fakat müfessirlerin
çoğunluğu, O'nun "ışıktan bir varlık" olduğunu dile
getirememişlerdir. Ancak içlerinden bir tek Bediüz-
zaman Said Nursi, Nur Sûresi'ne dayanarak Allah'a;
"Güneşler Güneşi, Nurların Nuru" diye hitap edebil-
miştir.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Yorumlama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Mittwoch, 15. Juli 2015

IŞİD'e BAYRAM YASAĞI İLE İLGİLİ MESAJ

    IŞİD'e BAYRAM YASAĞI İLE İLGİLİ MESAJ

             inançlılar için dinde zorluk dilemeyen
                              ALLAHın adıyla

IŞİD, kendi etkinlik bölgesinde bayramı yasak et-
miş. Fakat bu yasak ancak kendisini bağlar, tüm
müslümanları kapsayamaz.

Çünkü IŞİD, kendisi için içtihad yapabilir. Fakat bü-
tün müslümanları bağlayacak geçerli bir makama
sahip olmadığı için, yaptığı içtihadı genelleştire-
mez, müslümanları ona uymaya zorlayamaz. Buna
hakkı yoktur.

Çünkü hayatta herşey Allah'ın emri olması gerek-
mez. Bu sebeple Allah'a inananlar, kendi toplum
hayatları için faydalı gördükleri İlâhî emre zıt olma-
yan kültürler, âdetler ve bayramlar icad edebilirler.
Bayramların da müslümanlar için pek çok yararları
vardır. Onlar bu yararlardan men edilemezler. Do-
layısıyla, IŞİD'in koyduğu yasak, bütün müslüman-
ları bağlamaz. IŞİD de, Allah'ın Mehdisi'ne tabi ol-
madıkça doğru yolda olmaz. Doğru yolda olmaya-
nın da hükmü, dünya müslümanları için geçersizdir.

Müslümanlar huzur içinde bayramlarını yapabilirler.

Allah'ın Mehdisi Mehmed Nur'an, tüm müslümanla-
rın Ramazan Bayramı'nı tebrik eder ve yüce Rabbi-
miz'den, onların iyilik dualarının ve ibadetlerinin ka-
bul edilmesini diler.

İmza: Mehdiyet Makamı.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Ramazan sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: İçtihad.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Dienstag, 14. Juli 2015

ÂYETEL KÜRSİ'NİN TEFSİRİ

                ÂYETEL KÜRSİ'NİN TEFSİRİ

              acıyarak yaşatan ALLAHın adıyla

Allahu lailahe illa: Allah'tan başka ilah yoktur. Çünkü
bu kâinatı yaratabilecek, yaşatabilecek ve yönete-
bilecek bir tanrının; herşeyi bilmesi, herşeyi görme-
si ve herşeye gücünün yetmesi gerekiyor. Bu vasıf-
lara sahip bir tanrının aczi olmaz ki, başka ortaklara,
başka tanrılara ve başka yardımcılara gerek olsun!
Eğer başka bir tanrıya gerek olsaydı, bu, en başta
olurdu. O zaman Allah, gönderdiği kitaplarda (me-
selâ): "Bu evreni ben Allah ve ortağım Mallah bera-
ber yarattık" derdi. Ama şimdiye kadar gönderilen
hiç bir kitapta böyle bir açıklama yapılmamış. Tam
aksine daima "Tanrı'nın tek olduğu" bildirilmiş. Bu-
nun dışında madde ve tabiat ve evren herhangi bir
kitap göndermemiş ve gönderemez de. Öyle ise,
Allah'ın birliğinde ve tekliğinde şüphe yoktur ve ol-
mamalı. Çünkü eğer Allah'tan başka bir tanrı olsay-
dı, şimdiye kadar varlığını çoktan duyurmuş olurdu.
O halde: "Allah'tan başka ilah yoktur!"

Hüvel hayyul kayyum: Her şeyin hayatlı başı ve so-
nu Allah'tır. Evrenin ve içindekilerinin başlangıcı ve
ayakta kalışı yalnızca Allah'a dayanır. O'ndan baş-
kaları (yani O'nun yarattıkları) onlara dayanak ola-
maz. Hiç bir yaratık kendi kendini var edemez, ken-
di kendine dayanamaz. Meselâ bir ağacın kendi
kendini yaratabilmesi için bütün evreni yaratabile-
cek, yaşatabilecek ve yönetebilecek bir güç ve bil-
gisinin bulunması gerekir. Ama bir ağaçta veya yıl-
dızda bunların hiç biri yoktur. Demek yaratılmış her
şeyin başında ve sonunda Allah vardır, hepsi de O'
nunla ayakta kalır. O'nun evreni bir anlık boşlaması,
herşeyi yıkıma götürür.

Lâte huzühu sinetün velâ nevm: Allah uyumaz ve
uyuklamaz. Çünkü uykusu ve uyuklaması olan, Tan-
rı olamaz. Çünkü evrenin yaratılış, yaşatılış ve yö-
netiliş işleri, uyku ve uyuklama kaldırmaz. Evrenin
sürekli bir yaratış, yaşatış ve yönetilişte oluşu da,
Allah'ın hiç uyumadığını gösterir. Bir yaratık olma-
yan yaratıcı Allah'ın, uykuya ihtiyacı yoktur. Çünkü
varlığı biyolojik ve maddî beden değil, ışıksaldır.

Lehu mâ fiyssemevâti vemâ fiyl ard: Yerdeki ve
gökteki herşey Allah'ındır. Yani insan, Allah'ın mül-
küdür ve O'nun mülkündedir. Yani; insan, sahipsiz
bir varlık olmadığı gibi, içinde bulunduğu mülk de
onun değildir.

Menzellezi yeşfeu indehu illâ biiznih: Allah'ın huzu-
runda O'ndan izinsiz kimse şefaat edemez. Bu da
gösterir ki, melekler, Allah'a karşı büyük bir itaat i-
çindedirler; O'nun önüne geçip de şefaatte buluna-
mazlar. Ama peygamberler ve onların yolunda yü-
rüyen büyükler, din günü Allah'ın izniyle şefaat ede-
bileceklerdir. O halde şefaat hususunda Allah'tan
başkasına güvenilmemelidir.

Yalemu mâ beyne eydiyhim ve mâ halfehum: Allah,
insanların önündekini ve ardındakini bilir. Çünkü O,
her şeyin üstündedir. Yüksekte olan, alttaki herşeyi
görür. Üst olan gökler, alt olan dünyayı tamamen
kuşatmıştır. Evrenin biricik ve değişmez tek başka-
nı yüce Allah da, yönetim tahtıyla ve ışıksal varlı-
ğıyla bütün gökleri ve evreni kuşatmış, avucuna al-
mıştır. Herşey avucunda olan, herşeyi görür, bilir.

Velâ yuhiytûne bişeyin min ilmihî illa bimaşa: Allah'
ın ilminden, ancak Kendisinin dilediği kadarından
başka birşey kavrayamazlar. Yani; insanların bildik-
leri, ancak Allah'ın dilediği kadarıdır. Dolayısıyla
hiç kimse her şeyi bildiğini söyleyemez. Söyleye-
mez ve herşeyi bilemez ki, bilim, imanın üzerine
çıksın! Demek, bilim Tanrı'yı dışlayamaz.

Vesia kürsiyyuhussemavâti velard: Allah'ın kürsüsü,
gökleri ve yeri kaplamıştır. Yeri ve göğü kuşatmış
bulunan bu kürsüden Allah, bütün varlıklara sesini
duyurur. Melekler, ilhamlar ve vahiyler, Allah'ın sö-
zünü duyuran araçlardır.

Vela yuiduhü hifzuhümâ: Gökleri ve yeri korumak,
Allah'a zor gelmez. Çünkü Allah, nihayetsiz kudret
sahibidir; yer ve gök ise, O'nun emri altında olan ve
O'nun emriyle hareket eden âcizlerdir.

Ve hüvel aliyyül azîm: Allah, çok yüce ve çok bü-
yüktür. Evrenin yaratılışta, yaşatılışta ve yönetilişte
olduğu da, O'nun yüceliğini ve büyüklüğünü göste-
rir. Evreni yaratmak, yaşatmak ve yönetmek; ancak
herşeyinde kusursuz, noksansız ve mükemmelliğiy-
le en üst mertebede olanın işidir, küçüklerin işi de-
ğildir. İstediğini yapabilen Kendine ait ruhlu ışıksal
varlığıyla bütün evreni kuşatmış ve avuçlamış olan
Allah'tan daha büyük ve daha yüce birşey ve kimse
yoktur.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Ramazan sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Yorumlama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Sonntag, 12. Juli 2015

IŞİD'e MESAJ!

                              IŞİD'e MESAJ

        Mehdi'yi dinlemeyenlere değer vermeyen
                              ALLAHın adıyla

IŞİDciler bilmelidir ki:

Mısır piramitleri put değildir. Onlar, tarihten gelen
ve kalan izler ve işaretlerdir. Bu işaretleri yok et-
mek, IŞİD'e sevap kazandırmaz. O piramitler put
olsa bile onların yok edilmesi, yok edene yine se-
vap kazandırmaz. Çünkü önce puta tapanları, puta
tapıcılıktan kurtarmak gerekir. Bu yapılmadığında,
puta tapıcılar, yok edilen putlarının yenilerini yapar-
lar. O halde burada yapılacak sevaplı iş, putperest-
leri hak dine dâvet etmektir. Bu dâveti kabul etme-
seler bile, bir saldırıda bulunmadıkları müddetçe
onlara ilişilmez. Çünkü gelecekte hak dine girmeleri
ümid edilebilir.

Hem IŞİDcilerin, gelecekteki insanların tarihle ile-
tişimi sağlayan telleri kesmeye hakları yoktur. Ta-
rih katliamcılığı yapmak da, onlara diriliş kazandır-
maz.

O halde IŞİD, gerçekten sevap kazanmak istiyor-
sa ve gerçekten Allah yolunda bir gayret göster-
mek istiyorsa, şeytanın adımlarını izlemeye son
versin ve görev başında olan Allah'ın Mehdisi'ni
dinlesin. Allah'ın Mehdisi'ni dinlemeyenler zarar-
dadır.

"İslâmî Devlet kurmak" ise; önce hak ve adâlet ve
namus iledir. Sonra hürriyet, cumhuriyet ve demok-
rasi gerekir. Hak ve adâlet ve namus temelleri üze-
rine oturmayan bir devlet, "İslâmî Devlet" olamaz.
İslâmî Devlet'in başına geçecek Halife de; hürriyet,
cumhuriyet ve demokrasiyi çiğneyip diktatörlük ya-
pamaz. Bu yüzden İslâmlı Ülkeler'de önce bütün
diktatörlüklerin yıkılması gerekir, piramitlerin değil!

Doğru yolda olanlar, Allah'ın Mehdisi'ne itaat eden-
lerdir.

İmza: Mehdiyet Makamı.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Ramazan sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *