Sonntag, 19. April 2015

AVRUPA PARLAMENTOSU ÜYELERİNE MESAJ

AVRUPA PARLAMENTOSU ÜYELERİNE MESAJ

 haklı ve adâletli olmayı emreden TANRInın adıyla

Parlamentonuz'da, 'Ermeni soykırımı' tasarısını ka-
bul edip, Türkiye'ye 1915 olaylarını soykırım olarak
tanımlaması ve arşivlerini açması çağrısı yaparak,
henüz tanıma kararı almayan Avrupa Birliği ülkeleri-
ni de bu yönde adım atmaya davet ettiniz.

Fakat kabul ettiğiniz tasarı hakkında elinizde kesin
bir delil yoktur. Deliliniz olmadığı için de tasarınızın
bir haklılığı yoktur. Haklılığı olmadığı için de geçer-
sizdir. Eğer tasarınızın geçerli olmasını istiyorsa-
nız, önce tasarınızın iddialarını isbatlayacak kesin
delillerinizi ortaya koymalısınız.

Ama bu delilleri ortaya koymadan önce de şu sual-
leri cevaplamalısınız:

Türkiye hükümeti, sizin atalarınızın geçmişte yaptı-
ğı saldırı, katliam ve soykırımlar hakkında sizden
hesap sormaya kalkmıyor ve bunun için de bir ça-
lışması bulunmuyor. Fakat siz, hangi hak ve gerek-
çeyle Türkiye'nin geçmişiyle onu hesaba çekiyor
ve dayatmalarda bulunuyorsunuz?

Türkiye hükümeti, sizin atalarınızın işgal, katliam ve
soykırımlarımlarıyla mağdur olmuş milletlerin avu-
katlığını da yapmıyor ve yapmış değildir, hem bu-
nunla ilgili bir gayreti de yok. Ama siz, kesin bir de-
lil getirmedikleri halde sadece iddialarına bakarak
Ermenilerin avukatlığına soyunuyorsunuz. Ama ne
cüretle?

Kendinize gelmelisiniz!

Hak ve hukuktan, dostluk ve barıştan yoksun bu
tavrınızla Türkiye'yi hafife aldığınızın ve ona haka-
ret etmekte olduğunuzun farkında mısınız?

Ama uyanmalısınız!

Türkiye, sizin geçmişiniz ve atalarınızla ilgili bir ça-
lışma ve çatışma içinde olmadığına göre, siz de i-
çine girdiğiniz haksız ve hukuksuz çatışmaya son
vermeli ve Türkiye hakkında açtığınız hakaret ve if-
tira dosyasını kapatmalısınız.

Kapatırken de, kendi atalarınızla bizim atalarımızın
yaptıklarının eşitlenemeyeceğini kabul etmelisiniz.
Ve asla kendi atalarınızla bizim atalarımızı eşitle-
meye kalkmamalısınız ve bunu bizden istememeli-
siniz. Eğer illa istemek isterseniz, önce Osmanlı ta-
rihini ve atalarınızın yaptıklarını iyi öğrenmelisiniz.

1915 tarihli Türkiye'nin doğusundaki "Ermenileri
göçe zorlama olayı", bir "soykırım" değildir. Çünkü
bunun haklı sebepleri vardır. Haklı sebepleri olan
bir göçe zorlama da, "soykırım" olamaz. "Katliam"
da olamaz. Niçin olamayacağını da, hukuk ve tarih
bilginlerinizden öğrenebilirsiniz. Bu öğrenimi yap-
madan sakın bir daha Türkiye'nin karşısına çıkma-
yınız, çıkmamalısınız!

Her yıl Türkiye'ye ve halklarına baharı zehir etmeye
hakkınız yoktur. "Biz Avrupalılar medeniyiz, sözden
anlarız" diyorsanız, haksızlığınıza son verirsiniz...

Not: Avrupa Parlamentosu Türkiye aleyhindeki iftira
ve hakaretlerinden vazgeçmediği takdirde, Türkiye'
nin uluslararası bir mahkemede AP'ye dâvâ açma
hakkı vardır. İsterse bu hakkını kullanabilir.

Not 2: O olayları kendi şartları içinde değerlendir-
melisiniz. Acaba o zamanda siz olsaydınız ne ya-
pardınız? Ve şimdi ne yapmaktasınız? İyi bir örne-
ğiniz var mı? Meselâ Türkiye 2 milyon Suriyeli mül-
teciyi İtalya'ya veya Fransa'ya sürmek istese, kabul
eder misiniz? Veya ülkenizde terör çıkaran yaban-
cıları yurtdışı etmez misiniz?

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Sorgulama ve hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Donnerstag, 16. April 2015

ERMENİLERE AVRUPA ÜLKELERİNE VE VATİKAN'A DUYURU!

     ERMENİLERE VE ONLARIN İDDİALARINA
    DESTEK VEREN AVRUPA ÜLKELERİNE VE
                        VATİKAN'A DUYURU!

            hak ve adâlete boyun eğenleri seven
                              TANRInın adıyla

Eğer bugün Türkiye'de 100 bin Ermeni yaşıyorsa
ve eski Rusya bölgesinde de "Ermenistan" diye bir
ülke varsa, Osmanlı soykırım yapmamış ve asla
soy kırımcı olmamış demektir. Eğer Osmanlı soy
kırımcı olsaydı, Türkiye'deki 70 veya 100 bin Er-
meninin ve Rusya'daki Ermenistan'ın varlığından
bahsedemezdik.

Evet, 1915 yılında Ermenilerle Türkler arasında ba-
zı acılar yaşanmış ve 1 milyondan fazla Ermeni gö-
çe zorlanmış. Göçe zorlananların çoğu da kötü
şartlar nedeniyle kırılmış. Fakat bu kırılmanın tek
sorumlusu o zamanki Türkler ve hükümet değildir.

Keşke 1900-1915 yılları arasında Rusya, İtalya, İn-
giltere, Fransa ve diğerleri Osmanlı'ya saldırma-
saydı. Keşke onu parçalamaya, paylaşmaya kalk-
masalardı. Keşke Ermenileri kışkırtmasalardı. Kış-
kırtmasalardı da o göçe zorlama ve katliamlar ya-
şanmasaydı.

Biz bu zamanın müslüman Türkleri ve Türkiyelileri,
Ermenilerin geçmişe ait acılarını insaniyeten payla-
şıyoruz. Kırım ve katliama uğrayan atalarının iyileri
için Tanrı'dan rahmet, inançlı kötüleri için de şefaat
ihsan etmesini diliyoruz.

Ama bilinmelidir ki, geçmişte olanlar yüzünden bu-
gün Türkiye'yi mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok-
tur! Zaten buna dair bir hukuk da yoktur ve olamaz.
Çünkü 1915'te olanların sebebi, bugünün Türki-
yesi ve Türkiyelileri değildir.

1915'te olanlar da; bir "soykırım" değil, "çaresizli-
ğin çaresi"dir. Eğer Osmanlı, o göçe zorlananları
göçe zorlamak yerine onları (suçsuz oldukları hal-
de) gaz odalarında imha etseydi veya kurşuna diz-
seydi veya çarmıha gerdirseydi, o zaman bu işe
"soykırım" denebilirdi. Bu sebeple, dâvâya tarafsız
ama gerçeğe taraftar tarihçi ve bilginlerin ve hukuk-
çuların görüşünün alınacağı ve uluslararası bir
mahkemeden "bunlar soykırımdır" şeklinde kesin
bir karar çıkmadıkça, Türkiye, "soykırım" ve "katli-
am" ifadelerini asla kabul etmeyecektir. Kabul e-
denleri de protesto etmek veya onlar hakkında
dâvâ açmak hakkıdır.

Not 1: Papa Francesco Hazretleri, hak ve adâlet
konusunda çok titiz olmalıdır. Yoksa o makamda
oturmamalıdır.

Not 2: Ermenilerin, Osmanlı dönemindeki hükü-
metten hesap sormaya hakları olabilir. Fakat bu-
günkü Türkiyeden hesap sormaya hakları yoktur.

Not 3: Ey Avrupa Ülkeleri'nin sayın yöneticileri!
1915'teki olaylarla olgili olarak öne sürdüğünüz
iddialarınız içindeki "soykırım" ve "katliam" ifadele-
rini kabul etmek mümkün değildir. Çünkü elinizde
iddialarınız içindeki ifadeleri kanıtlayacak kesin bir
deliliniz yoktur. Eğer kesin bir deliliniz varsa, he-
men ortaya seriniz. Ortaya serdiğinizde, buna karşı
Türkiye tarihçi ve bilginleri de gereken savunmala-
rını yapacaklardır. Ancak bu savunmadan sonra or-
taya çıkacak gerçeklere göre yeni bir karara vara-
bilirsiniz. Aksi halde bütün iddialarınız size geri iade
edilecek ve "iftiracı" damgasını yiyeceksiniz. Bu da
ayrı bir dâvâ konusu olacaktır. O halde koskoca
parlamentonuzu daha fazla rezil etmeyiniz. Önce
iddialarınız içindeki ifadelerinizin gerçek olup olma-
dığını, yani "göçe zorlama hangi hallerde soykırım
sayılabilir ve yapılan fiil haksızca mı, yoksa haklıca
mı yapılmıştır ve katliam denilen fiillerin haklılık,
haksızlık derecesinin ne olduğu"nu tesbit ediniz. E-
ğer yapılanların haklılık gerekçesi varsa, zaten söy-
leyecek sözünüz kalmaz. Eğer yapılanlar haksızca
yapılmışsa, o zaman o suçluları kınayabilirsiniz. İş-
te biz de o vakit sizin kınamalarınıza katılabiliriz.
Yoksa dâvânız geçersizdir. Bu dâvâyı daha fazla
deşerseniz, tarihî gerçekler dâvâyı aleyhinize dön-
dürebilir ve onun altında kalırsınız. Vakit varken bu
dosyayı kapatmak, sizin lehinize olmaz mı?

Eğer inadınızı sürdürürseniz, Türkiye savunmasın-
dan vazgeçmeyecektir!

Eğer "biz de haksızlığımızda kararlıyız" diyorsanız,
buyurun o zaman "soykırım" deyin, "katliam" deyin!

Not 4: Ey Türkiye'yi mahkûm ettirmeye çalışan Er-
meniler! Eğer atalarınız haksızca katledildiyse, on-
lar yüce Tanrı'dan haklarını alacak ve suçlular da
cezâlarını bucaklardır. Eğer Tanrı'ya ve âhiretine
inancınız yoksa, zaten siz çok büyük bir kayıptası-
nız! Çünkü sizi karşılayacak olan ebedî bir cehen-
nem var. O halde büyük kayıp içinde olanların kü-
çük kayıplar peşinde koşması doğru mu? Eğer a-
talarınızın haksızca katledildiğini isbatlayan kesin
bir deliliniz varsa, getirin delilinizi, biz de size arka
çıkalım. Yoksa, haksızlık içinde olduğunuzu gör-
meli ve buna son vermelisiniz. Aksi halde Tanrı
katında cezâ göreceksiniz.

Hem Tanrı'ya bırakılması gereken uzak geçmişe
ait hukuksal dayanağı olmayan bir dâvâyı sizin üst-
lenmiş olmanız akıllıca bir iş midir?

İster akıllıca bir iş yapın, ister akılsızca bir iş yapın;
ama elinizde geçmişte zarar görmüş atalarınızın
haklılığını isbatlayan kesin bir delil olmadan, Türki-
yelileri ve atalarını suçlamaktan vazgeçin!

Mehdiyet Makamı

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Duyuru ve Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


Dienstag, 14. April 2015

AVRUPA ÜLKELERİNE VE VATİKAN'A UYARI!


             PAPA FRANCESCO'YA MEKTUP

          hakka ve adâlete boyun eğenleri seven
                         yüce TANRInın adıyla

     (Bu mektubun altındaki bildiriyi de okuyunuz.)

Papa Francesco, Vatikan’da 12 Nisan'da yaptığı
ayin sırasında, (Osmanlı dönemindeki 1915 olay-
larıyla ilgili olarak) "20. yüzyılın ilk soykırımının Er-
meni toplumuna yapıldığı"na ilişkin Vatikan ve Tür-
kiye arasında diplomatik krize neden olan ifadeleri-
ne; “bugün bile Kilise’nin mesajı, samimiyet yolu-
nun mesajıdır, Hristiyan’ın cesaret yoludur ” diyerek
bir savunmada bulunmuş.

Sayın Papa Francesco,

Samimi ve cesur olmak elbette güzeldir. Fakat on-
dan önce haklı ve adâletli olmak gerekir. Eğer sizin
sözlerinizde hak ve adâlet yoksa, samimiyet ve ce-
saretinizin bir kıymeti kalmaz.

Şimdi size soruyoruz: Osmanlı döneminde vuku
bulan 1915 Ermeni olaylarının bir "soykırım" oldu-
ğu hükmüne nasıl vardınız? Acaba tarafsız tarihçi
ve bilirkişilerin görüşü alındığı uluslararası bir özel
mahkemeden bir karar çıktı da, ona bakarak mı
konuştunuz, yoksa 1915 olaylarına bizzat şahit mi
oldunuz da o sözleri söylediniz? Bunların ikisine
de sahip olmadığınıza göre, hangi hak ve adâletle
Türkiye'yi suçlamaktasınız? Sizi, İsa, Musa ve Mu-
hammed dininin temel direği olan hak ve adâlete
dâvet ediyoruz.

Haksızlık ve adâletsizlik, sizin dininizi, dindarlığınızı
ve papalığınızı mahveder! Bu mahvedişe izin ver-
meyeceğinizi umuyoruz. Hak ve adâletin gereğini
yerine getirmeniz görevinizdir. Lütfen görevinizi
yapınız!

Doğru olan, Ermeni dâvâcıları savunmak değil, on-
ları mahkemeye dâvet etmek ve hâkimin vereceği
hükmü beklemektir. Dinin en önemli gereği de, tek
Tanrı'ya ve öte dünyasına inançtan sonra doğruluk-
tur. Bir Papa'nın da doğruluktan sapmaması gere-
kir.

Saygımız ve sevgimiz, hak ve adâlete boyun eğmiş
olan doğrularadır.

Gönderen: Mehdiyet Makamı.

+ + +

AVRUPA ÜLKELERİNE VE VATİKAN'A UYARI!

Not: Papa Franciscus'un Ermeni iddialarıyla ilgili
sözlerine ilişkin açıklamalarda bulunan İtalya AB
Politikaları Müsteşarı Gozi: "Bu konuda görüş be-
lirtmek tarihçilerin işi, bunu tarihcilere bırakmak ge-
rek" şeklinde konuşmuş.

Aslında bu konuyu tarihçilere de bırakmayıp, kapat-
mak gerekir. Çünkü tarihçilere bırakılırsa, "Avrupa
ülkelerinin Osmanlıyı parçalamak amacıyla Ermeni-
leri bağımsızlık savaşı vermeleri için harekete ge-
çirdiği, bu hareket sebebiyle yaşanan iç savaşta da
Türklerin ve Ermenilerin birbirlerini kırdığı, bu kırı-
ma son verebilmek için de Osmanlı hükümetinin
Ermenileri zorunlu sürgüne tabi tutması" gerçeği
ortaya çıkacak ve asıl suçlunun "Avrupa ülkeleri"
olduğu anlaşılacaktır.

Bu sebeple bu konu tarihçilere de bırakılmayıp, ta-
rihe gömülmeli ve bu gömütün başında o olaylarda
katledilen Türklerin ve Ermenilerin iyileri için Tanrı'
dan rahmet, kötüleri için de şefaat dilenmelidir.

Aksi halde bu işten Avrupa ülkeleri zararlı çıkacak-
tır. Çünkü o zaman onların geçmişlerindeki soykı-
rım ve katliamlar da (Bakınız: Yeni Akit Gazetesi'n-
de Abdurrahman Dilipak'ın 14 Nisan 2015 tarihli
yazısı):
ortaya dökülecek, bundan hiç bir ülke fayda görme-
yecektir. O halde Avrupa ülkelerinin barışa hizmet
eden işler peşinde koşmaları daha doğru olmaz
mı?

İkinci olarak: 1915 Ermeni göçü'ne "soykırım" de-
nemez. Çünkü bu fiilin soykırım olabilmesi için "ka-
sıtlı bir yok etme" olması gerekir. Osmanlı hüküme-
tinin Ermenileri göçe zorlamasında ise kasıtlı bir
yok etme planı ve düşüncesi yoktur. Eğer bir yok
etme düşünceleri olsaydı, onların kaçmalarına ve
sürülmelerine izin vermeden (Hitler'in Yahudileri
gaz odalarında yok etmesi gibi) imha ederlerdi.
Hem Osmanlı bir soykırımcı olsaydı, 4 asır boyun-
ca bünyesinde barındırdığı 3 kıtanın 32 milletini ya-
şatır mıydı? Onları yok edip sadece Türkleri var
etmez miydi?

O halde "Osmanlı soykırım yaptı" iddiasından ve
inadından derhal vazgeçilmelidir. Eğer vazgeçil-
mezse, Avrupa ülkeleri bundan "en zararlı ülkeler"
olarak çıkacaktır.

Hem "Osmanlı'nın yok ettiği bir ırk"ı kim gösterebi-
lir? Fakat Amerika'daki Avrupalıların yok ettiği bir
ırkı göstermek mümkündür. Onlar da: Kızıldereliler'
dir. Bu yok ediş yüzünden ABD'yi mahkemeye çı-
karabilir miyiz?

O halde her yılın Nisan ayında geçmişte olanlar ü-
zerinden Avrupa ülkelerince Türkiye'ye yapılmakta
olan eziyet son bulmalı ve Ermeni Dosyası bir da-
ha açılmamak üzere kapanmalıdır.

Doğru olan; her ülke birbirini suçlamak yerine, her-
kes kendi tarihindeki kötülüklerden ders çıkarıp, ye-
ni kötülüklerin meydana gelmemesi için gayret gös-
termektir.

Not 2: Sayın Papa Francesco'nun Türkiye'yi haksız-
ca suçlamaları karşısında gazete yazarları da Vati-
kan'ın pisliklerini ortaya döktüler. (Bakınız: Yeni
Akit Gazetesi'nde Hasan Karakaya'nın 14 Nisan
2015 tarihli yazısı):
Biz bu ortaya dökülenler karşısında şaşkınlığa uğ-
radık ve "yüce Tanrı bu kadar pisliğe şimdiye kadar
nasıl tahammül etmiş" dedik. Ama şimdi de diyoruz
ki: Eğer Vatikan kendi içindeki pislikleri temizlemez-
se, yüce Tanrı bu çirkinliğe daha fazla tahammül
etmez ve izin vermez. Gereken temizliği Kendisi
yapar ve bunu da ya bir depremle, ya da henüz tam
çözüme kavuşmamış olan Ukrayna krizi sebebiyle
Rusya liderinin kafasını bozup, Avrupa'yı nükleer
bir bombardımana tutarak halleder.

O halde sayın Vatikan lideri, Türkiye'yi haksızca
suçlayacak açıklamalar yapmak yerine, gereken te-
mizliği yapmak için uğraşsın. Hem Vatikan'ın göre-
vi; insanları Tanrı'ya yaklaştırmak ve onların ahlâkla-
rını düzeltmek değil mi? Vatikan bunların tersine iş-
ler yapmaya devam ederse, Tanrı Vatikan'ı yaşatır
mı? Öyle ise, Vatikanlılar Vatikan'ın yaşamasını is-
tiyorlarsa, kendilerine gelsinler. Bu sayede dünya-
nın düzelmesine katkıda bulunmuş olurlar. Bu da
onların asıl görevidir.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Hakka dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *



Freitag, 3. April 2015

İSLAMLI ÜLKELER YÖNETİMLERİNE DUYURU!

İSLAMLI ÜLKELER YÖNETİMLERİNE DUYURU!

 müminlere birlik olmayı emreden ALLAHın adıyla


Ey İslâmlı Ülkeler'in yönetiminde olan imanlı lider-
ler!

Kendisinden başka bir tanrı bulunmayan yüce Rab-
bimiz, Ali Imran Sûresi'nin 130. âyetinde şöyle bu-
yurmaktadır: "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın. Par-
çalanıp ayrılmayın. ..."

Bu âyet, yalnız imanlı halkları değil, İslâmlı Ülkeler'i
de birliğe dâvet etmekte ve emretmektedir. Bu em-
re itaat ve dâvete icabet bir farzdır. Bu farzın da ye-
rine getirilmesi gerekmektedir. Bu farzı yerine ge-
tirmeyenler ise, suçlu durumdadırlar. Şimdi bu suç-
lu durumdan kurtulma zamanıdır. O halde haydin
kurtuluşa!

Şu anda parçalanmış vaziyettesiniz. Bu parçalı va-
ziyet ise sizleri âciz, güçsüz, çaresiz eylemektedir.
Ama aynı zamanda kuvvet ve iktidar da istemekte-
siniz ve isteyebilirsiniz. Acaba bu isteğinizi nasıl ele
geçirebilirsiniz? İşte bu isteğinizi gerçekleştirmenin
yolu, "birlik"tir. Yani Rabbinizin dâvetine icabet et-
mektir. O halde icabet edin, istediğiniz kuvvet ve ik-
tidara sahip olun!

O isteğinize sahip olabilirsiniz. Çünkü şu an yuvar-
lak hesap olarak 60 İslâmlı Ülke'siniz. Bu 60 ülkeyi
bir birlik içine sokmanız, sizi 60 ülke kuvvetinde bir
Süper Güç haline getirebilir. Bu 60 ülkeli güçlü bir-
lik, zamanla başka zayıf ülkeleri ve güç kazanmak
isteyen devletleri de size çekebilir ve yıkılmaz bir
güç olabilirsiniz.

Eğer Allah'ın dâvetine icabet etmezseniz, tek kala-
cak ve hiçbiriniz hiç bir zaman en güçlü olamayacak
ve kocaman devletlerin kulu ve kuklası durumunda
kalacaksınız. Bu durumda kalış ise sizin müslüman-
lığınıza nasıl yakışabilir?Madem yakışmaz, o halde
Allah'ın emrine uyup yakışıklı bir hale gelin!

Eğer tek kalışı seçip birliğe sırt dönecek olursanız,
bu dönüşünüzle ancak benliğinizi iktidara getirmiş
olursunuz. Benliğinizin iktidarı ise, Suriye'deki dik-
tatörün iktidarı gibi size hayır getirmez. İktidarlar ya
hakkın, ya haklı halkın veya doğru birliğin olmalıdır;
benliğin ve firavunluğun olmamalıdır.

Eğer derseniz: "Kimimiz alevi-sünniyiz, kimimiz de
vehhabiyiz.Nasıl birlik olalım?" Bu sualiniz ve baha-
nenize karşılık hepinizin tek tanrısı olan Allah, Şura
13'te söyle buyurmaktadır: "Dini doğru tutun ve on-
da ayrılığa düşmeyin." Bunun anlamı: "Dininiz tektir.
Kendi kafanıza göre din uydurmayın, dininize eğrilik
sokmayın" demektir. O halde uydurduğunuz dinleri
veya mezheplerinizi, Allah'ın Dini'nin yerine koyma-
yın. Geçerli din, Allah'a inanış ve teslim oluştur. Hz.
Peygamberin ev halkını sevebilirsiniz. Fakat bu
sevginizi veya mezhebinizi ayrı bir din haline getire-
mezsiniz. Getirmişseniz, sapıklıktasınız demektir.
Bu sapıklığın da terkedilmesi gerekir. Sapıklığını
terketmeyenler de, Allah'ın Dini'nden çıkmış de-
mektir. Bu çıkışın sonu da cennet değil, cehen-
nemdir! Ama gerçek sahibiniz Allah, sizleri cenneti-
ne çağırmaktadır. Bu çağrıya uyunuz ki, gelmişiniz
ve geleceğiniz berbat olmasın.

Eğer gelmişinizin ve geleceğinizin berbat olmasını
istemezseniz, müminleri Kendisine dost kabul e-
den Allah'ınızın şu âyetine kulak verip Birlik'e ko-
şun: "Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra,
parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi
olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır." (Al-i
İmran 105)

Madem azaba düşmek istemezsiniz ve hem ma-
dem kuvvet ve iktidar istiyorsunuz, o halde kuvvet
ve iktidarınız, birliğinizdedir. Birliğiniz de, Allah'ı bir-
lemede ve O'na teslim oluştadır.

Birliğinizin yolu, sevgi ve kardeşliktir.Düşmanlığınız
ise; bilgisizliğe, bölünmeye, fakirliğe ve diktatörleş-
meye karşı olacaktır. Bu karşı oluşun silahları da;
ilim ve teknik, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve
dayanışma, cumhuriyet ve demokrasi veya hilafet-
tir.

Birliğinizin hedefi ise; kuvvet ve iktidardır. Bu kuvvet
ve iktidarı da, varlığınızı ve dininizi korumak ve dün-
yanın eğri gidişini düzeltmek, hem barış ve adâleti
sağlamak için kullanacaksınız.

Birlikteki lideriniz, Türkiye'dir.Türkiye'yi başınıza ge-
tiren ise, Allah'ın Mehdisi'dir. Allah'ın Mehdisi'ne i-
taatiniz, sizi birbirinize düşmekten, parçalanmaktan
ve kötü güçlere kul ve kukla olmaktan kurtaracak ve
koruyacaktır.

Sizleri talihsizlikten, geleceksizlikten, değersizlikten
ve sahipsizlikten kurtaracak olan bu birlik reçetesini
hemen kabul edip uygulamaya koymalısınız.Çünkü
19'uncu ve 20'nci yüzyılları kaybettiniz.Hiç olmazsa
insanlığın son asrı olan şu 21'inci yüzyılı kazanma-
lısınız ve kazanabilirsiniz. Birliğinizle kazanabilece-
ğiniz bu asrı, dininizin şaşmaz ve şaşırtmaz ilkele-
riyle bir "Altın Çağ"a dönüştürebilirsiniz ve dönüş-
türmelisiniz. Dönüştüremezseniz, başka şansınız
olmayacaktır. Çünkü elinizdeki asırdan başka as-
rınız yoktur. Çünkü 22'inci yüzyıl, "kıyamet çağı"dır.
Çünkü, 21'inci yüzyılın sonunda Hz. Muhammed
Ümmeti'nin ömrü son buluyor. O halde ömrünüz
sona ermeden tek olan Allah'ın birlik dâvetine
icabet edin.

İslâmlı Ülkeler Birliği'ne katılmanın şartları:

"Allah'tan başka tanrı yoktur. İsa, Musa ve Muham-
med Allah'ın kulu ve elçisidir" diyen ve yönetimleri-
ni haksızlık, adâletsizlik ve halk çoğunluğunun rızâ-
sızlığını içeren diktatörlük ve cuntacılıktan arındır-
mış olan ülkeler bu birliğe katılabilir. Diktatörlük ve
cuntacılıktan arınmamış ülkelerin müslüman halkla-
rı ise, diktatörlük ve cuntacılık altında yönetilmeye
daha fazla rızâ göstermemek durumundadırlar. Bu
kötü durumdan kurtulmak için hemen mücâdeleye
başlamaları bir farzdır. Bu farzı yerine getirmede
âciz halkların yardımcısı, herşeye kudreti yeten Al-
lah'tır. Bu konuda gereken yardımı Allah size mut-
laka yapacaktır. Arkasında Allah olan halkların dik-
tatörlerden bir korkusu olmamalıdır.

Birliğiniz kutlu ve bütün insanlık için hayırlı olsun!

Not 1: Mezhepler arası cami bombalamaları helâl
değildir. Bu bombalamalar derhal son bulmalıdır.
Son buldurmayanlar, Allah'a ve Mehdisi'ne düş-
manlık etmiş olurlar. Bu düşmanlığı yapanların da
âhiretleri mahvolur. Çünkü insanları sorumlu hale
getiren, elçilerin gönderilmesidir. Hz. Mehdi de, bu
zamanın elçisidir. Allah'ın Mehdisi'ne itaatsizlik e-
denler, Allah katında sorumlu olacaklardır.

Not 2: İran yönetimi, Suriye'deki askerlerini geri
çekmeli ve Yemen'deki Husiler'i yatıştırmalıdır. Ya-
tıştırmalıdır ki, Husiler de zorbalıkla ele geçirdikle-
rini meşru hükümete iade etsinler. Bu iadeyle de
Sudistan'ın kurduğu Birlik Ordusu'nun kara hareka-
tına gerek kalmasın. İran yönetimi, Suriye'de dikta-
tör dostluğuna ve Yemen'de de demokrasi düş-
manlığına son vermelidir. Son vermelidir ki, küçük
belâlar büyümesin ve İslâmlı Ülkeler'i yutmasın!
Rusya yönetimi de, Şam diktatörlüğüne silah yar-
dımlarını kesmelidir. Madem Rusya lideri Putin
müslüman olmuştur, o halde Baas rejiminin müslü-
man halkı katletmesine izin vermemelidir. İzin veri-
yorsa, bütün dünya bilmelidir ki, o müslüman değil-
dir.

Not 3: Hıristiyanlar; "Tevrat, İncil ve Kur'anı gönde-
ren tek Tanrı'dan başka tanrı yoktur. İsa, Musa ve
Muhammed o tek Tanrı'nın kulu ve elçisidir" deme-
dikçe, dinleri gerçek olmaz. Çünkü İncil'den sonra
Kur'an gönderilmiştir. Bugünün Hıristiyanları da, İsa
zamanındaki Hıristiyanlar değildir. O halde Hıristi-
yanlar; "İsa, Musa ve Muhammed tek Tanrı'nın kulu
ve elçisidir" diyerek, dinlerine geçerlik ve gerçeklik
kazandırmalıdır.

                   ALLAH'TAN BAŞKA İLAH
O'NA TESLİM OLUŞTAN BAŞKA DİN YOKTUR!

Not 4: Mehdi'nin elçiliği: Allah'ın Mehdisi'nin elçiliği,
yeni bir din ile görevlendirilme değildir. Bilâkis, Al-
lah'ın verdiği bilgi ve ışıkla mevcut dini korumak ve
o din hakkındaki anlayışı yenilemektir. Allah'ın Meh-
disi Mehmed Nur'an, Allah'tan bilgi, ışık ve elçilik al-
mış bir ferttir. Allah'ın Mehdisi, aleviliğin-sünniliğin
hükmünü kaldırmış, onların yerine Allah'a teslim o-
luşun hükmünü koymuştur. Allah'a doğruluk, adâlet,
namus, ibadet, güzel ahlâk ve iyilikçilikle teslim ol-
mayanların dini yoktur. Hz. Peygamber'in ev halkını
Allah için seven ve bu sevgilerini ayrı bir din haline
getirmeyenlerin sevgisi, yüce Mevlâ katında meş-
rudur. O sevgiyi Allah hesabı dışında tutan ve onu
ayrı bir din haline getirenlerin sevgisi ise, gayri
meşrudur. Bu tür gayri meşru sevgilerin karşılığı
ise, mükâfat değildir, cezâdır, azaptır! Allah'ın dini-
ni ikiye bölmeye hiç bir müslümanın hakkı yoktur.
Allah da tektir. Dini de tektir. Bu tekliği bozanların
sonu felâkettir!

Not 5: Bu bildiri, Türkiye Cumhuriyeti eliyle İslâmlı
Ülkeler'e iletilmelidir.

İmza: Mehdiyet Makamı.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onbeşi, Nisan başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Duyuru ve dâvet.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *