Montag, 22. Dezember 2014

DOĞAL YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!

         DOĞAL YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!

              dünyayı döndüren ALLAHın adıyla


21 Aralık'ta en uzun gece sona ermekte ve 22 Ara-
lık'ta da, uzun günler başlamaktadır. Uzun gecelerin
bittiği ve uzun günlerin başladığı vakit ise, gerçekte
"doğal yılbaşı" ve "doğal yeni yıl"dır.

Doğallık isteyenler bundan sonra 21 Aralık gecesi
saat 24;00'te "yılbaşı"nı ve 22 Aralık gününe geçil-
diğinde de "Yeni Yıl"ı kutlayabilirler.

Biz de "Doğal Yeni Yıl"ınızı kutlar, dinli ve doğal bir
yaşam sürmenizi dileriz...

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Kutlama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *



Freitag, 19. Dezember 2014

ALLAH'TA RUH VAR MIDIR?

                    Mehdiyet Makamı açıklıyor:

                 ALLAH'TA RUH VAR MIDIR?

            gerçekleri gösteren ALLAHın adıyla

Bu sualin cevabını ancak Allah'ın indirdiği Kitab'a
bakarak ve dayanarak cevaplıyabiliriz. Öyle ise ba-
kalım Kur'ana:

Sad 72: Onu biçimlendirip ona "ruhumdan üfledi-
ğim zaman" derhal ona secdeye kapanın!

Secde 7-9: Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı
başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu,
bayağı bir suyun özünden yapan, sonra şekillendi-
rip "ona ruhundan üfleyen" Allah'tır. ...

Hicr 29: Onu düzenleyip ve "ona ruhumdan üfledi-
ğim zaman" hemen ona secdeye kapanın!

Bu üç ayet, Allah'ın "ruh sahibi" olduğunu göster-
mektedir.

Şu dört ayet de, O'nun "hayat sahibi" olduğunu bil-
diriyor:

Taha 111: Bütün yüzler o "hayatlı ayakta Tutucu"ya
baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen cidden perişan
olmuştur.

Furkan 58: O ölümsüz "hayat sahibi Allah'a tevekkül
et"; Onu hamd ile tesbih et. Kullarının günahların-
dan Onun haberdar olması kâfidir.

Bakara 255: Allâh, ki O'ndan başka tanrı yoktur, "ha-
yatlı" olarak herşeyin ayakta tutucusudur. ...

Al-i İmran 2: Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur.
"Hayat sahibi" ve yarattıklarını gözetendir.

Şu ayetler de, O'nun "ışık sahibi" olduğunu haber
veriyor:

Nur 35: Allâh, "göklerin ve yerin nurudur".

Zümer 69: Yer, "Rabbinin nuru ile parlamış", Kitâp
konmuş, peygamberler ve şâhidler getirilmiş ve
aralarında adâletle hükmedilmiştir. Onlara asla
haksızlık edilmez.

Demek, bu ayetlerden; Allah'ın "ruh", "hayat" ve
"ışık" sahibi olduğunu görüyor ve anlıyoruz.

Fakat bu görme ve anlamadan tatmin olmayıp,
Şura 11: "... O'na benzer hiçbir şey yoktur. ..." aye-
tini ileri sürerek, "Allah'ın ruhu olmayacağını" iddia
edenler var. Çünkü onlara göre; "Allah'ın ruhu olur-
sa, Allah insana benzetilmiş olur; bu da şirktir,Allah'
a ortak koşmadır!"

Fakat bu düşünce karşısında şu hakikat iyi değer-
lendirilmelidir: Allah'ta bulunan sıfatlardan meselâ
görme, duyma ve konuşma'nın insanda da bulun-
ması, Allah'a şirk mi oluyor ki, Allah'ın ruhunun ol-
sı, şirk olsun?

Hem Allah'ın ruhunun olması, Allah'la insan arasın-
da bir benzerlik meydana getirmez. Çünkü insan
görünür bir varlıktır. Ruh ise görünmez bir hakikattir.
Görünmez şeyler üzerinden bir benzerlik ileri sürü-
lemez. Biz benzetmeyi ancak görünürlüğü olan ya-
ratılmış varlıklar üzerinden yapabiliriz. Ruh üzerin-
den benzetme yapamayız. Çünkü ortada olan bir
şey değildir.

Hem Allah Kur'anda; "Kendisinin benzeri hiç bir
şey yoktur" derken, "Allah, yarattıklarına benzemez"
demektedir. Bunun daha açık anlamı ise; "Yaratan,
yaratılana denk olmaz" demektir. Yani nasıl ressam
resimle denk değilse, Allah da yarattığı varlıklarla
denk değildir. Yoksa bir ressamın kendine benzer
bir resim yapması, o resme, ressamla bir denklik
kazandırmaz.

Bunun gibi, Allah'ta bulunan görme, duyma, konuş-
ma veya ruh, hayat gibi hakikatlerin insanda da bu-
lunması, insanla Allah arasında bir denklik meydana
getirmez. Getirmez ki, şirk ortaya çıksın! Çünkü Al-
lah'ta bulunanların küçük bir parçasının insanda da
bulunması, ikisini tam benzer yapmıyor ve yapa-
maz. O halde herhangi bir şirkten de bahsedeme-
yiz.

(Burada şu hakikati de hatırda tutalım: Allah'ta bu-
lunan görme, duyma ve konuşma, insanda bulu-
nan görme, duyma ve konuşmayla bir ve benzer
değildir. Yani insanda bulunan göz, kulak ve ağız,
Allah'ta bulunmaz. Daha açık söyleyecek olursak;
Allah, herşeye nüfuz eden ve bütün evreni kuşat-
mış bulunan ışığıyla görür, duyar, konuşur ve O'
nun "eli" de ışıktandır, insanın eliyle bir benzerliği
yoktur. "Işık nasıl görücü, duyucu, konuşucu olur?"
diyenler, şuna baksın: Süpermarketlerde bulunan
elektronik kasalarda bir skanner, ışıkla etiketleri o-
kur, fiatı gösterir. Bilgisayarınızın CD çalıştırıcısına
koyduğunuz bir müzik veya video CD'si, yine o ça-
lıştırıcıdaki ışıkla okunur ve CD'nizden ekrana ve
hoporlöre yansıyan sesler ve resimler görür, duyar-
sınız. Demek ışıkta bir görme,duyma, okuma ve
konuşma özelliği var. Allah'ın sahip olduğu ışık ise,
onlardan hadsiz derecede daha mükemmeldir ve
ışığın da, görünür ve görünmez boyları olduğunu
iyi bilelim. )

Kur'anın haber verdiği "Allah'ın hayat ve ışık sahibi
olduğu" hakikatini kabul ettiğimiz takdirde, O'nun
"ruh sahibi olduğu" gerçeğini de kabul etmek zo-
runda kalırız. Çünkü ruhsuz bir hayat ve ışığın fazla
bir önemi yoktur. Bitkilerin de hayatı vardır. Fakat
ruhsuz olduğundan fiil ve hareketleri yoktur. Eğer
ruhu olmazsa, O'nun hiç bir fiil ve sıfatı olamaz. Ma-
dem fiil ve sıfatları vardır, ruhu da vardır. Çünkü
bir varlığa fiil ve hareket kazandıran, ancak ruhtur.
Allah'ın ruhu da Kendindendir ve Kendine aittir;
başkasından kazanılmış değildir. Çünkü Allah'ın
öncesi yoktur. Allah'ın hayat ve ışık sahibi olması
nasıl O'na noksanlık kazandırmıyorsa, ruh sahibi
olması da O'na noksanlık kazandırmaz. Çünkü on-
lar olmadığı takdirde, Allah'ın "varlığı"ndan bahse-
demeyiz. O halde Allah varsa; ruhu da vardır, haya-
tı da vardır, ışığı da vardır. Onlardan biri olmadığı
takdirde, Allah'ın "İlah olarak", "Tanrı olarak" varlığı
mümkün değildir.

Şu gerçeği de unutmamak gerekir: Hayatı olmayan
bir İlah, insana hayat veremez. Ruhu olmayan bir
Tanrı; insana, hayvana, meleğe, cine, şeytana ruh
veremez. Işığı olmayan bir Allah, melekleri ve yıl-
dızları yaratamaz, insanı ışıklandıramaz. Madem
insanı ışıklandırıyor ve yıldızları yaratmış, O da
ışıksız değildir. Madem meleğe, şeytana, cin ve
insana ve hayvana ruh vermiş, Kendisi de ruh sahi-
bidir. Ve madem insana ve onun altındaki ve üstün-
deki varlıklara hayat vermiş, elbette Allah da hayat-
lıdır. Hayat ve ışık ise, ruhsuz olamaz. Ruhsuz olur-
sa, ruhsuz bir hayat ve ışıkta Allah bulunamaz. Çün-
kü Allah, "fiiller" ve "sıfatlar" sahibidir. Fiiller ve sı-
fatların kaynağı da ruhtur.

Öyle ise, bazı cahillerin ve tam bilmezlerin sözüne
bakıp da, (Kur'anın zıddına olarak) Allah'ı ruhsuz
bırakmayalım.  Bazı âyetleri, eğip bükerek ve yan-
lış anlamlar yükleyerek bazı âyetlerle göz göre gö-
re yok etmeyelim, yoldan çıkmayalım!

"Allah; görmesiz, duymasız, konuşmasızdır" diye-
bilecek olan bir âlim ve din bilgini varsa, biz de o
zaman Allah'ın "ruhsuz" olduğunu kabul edebiliriz.
Madem Kur'anın zıddına olarak Allah'ın görmesiz,
duymasız, konuşmasız olduğunu iddia ve isbat e-
debilecek bir âlim yoktur, o halde cahillerden başka
hiç bir âlim, Allah'ın "ruhsuz" olduğunu iddia ede-
mez. Etse de, isbat edemez. İsbatsız iddia ve
dayatmalara da itibar etmemeliyiz.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
          Mehdi ve Mesih O'nun kulu ve elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık ortası.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                       *   *   *

Freitag, 12. Dezember 2014

ALLAH'IN EN BÜYÜK İSİMLERİ

                    Mehdiyet Makamı açıklıyor!              

               ALLAH'IN EN BÜYÜK İSİMLERİ

     şefkât ve merhametle yaşatan Allah'ın adıyla

Allah'ın kendi kişilik ve zâtına yönelik en büyük isim-
leri:

FERD: Tanrılıkta yalnız olan, kendinden başka ilah
bulunmayan, VAHİD: Tek olan, ikincisi üçüncüsü
olmayan, EHAD: Birliğiyle beraber isim ve fiilleriyle
heryerde olan, SAMED: Muhtaç olmayan muhtaç
olunan, HAKEM: Hükmeden, HAYY: Hayatlı olan,
hayat veren, KAYYUM: Herşeyin başı ve sonu o
olan, evreni ayakta tutan, ALİM: Herşeyi bilen,
MÜRİD: İrade sahibi, MUHTAR: İstediğini seçen,
SEMİ: Herşeyi duyan, BASİR: Herşeyi gören,
KELÂM: Konuşan, vahiy ve ilhamla, elçilik ve
kitaplarıyla herkese sesini duyuran, EVVEL:
Herşeyin öncesi olan, ÂHİR: Herşeyin sonrası
olan, MÜTEÂL: En yüce, ZÂHİR: Eserleriyle görü-
nür olan, BÂTIN: Herşeyin ötesinde ve uzağında
oluşu sebebiyle zâtıyla görünmeyen, fakat ilim,
irade ve kudretiyle herşeyin içinde ve yakınında
olan, BÂKİ: Ebedî olan, HAMİD: Övülen,  KADİR:
Herşeye gücü yeten, ALİY: Çok yüce, AZİZ: Çok
saygın, KEBİR: En büyük, MÜTEKEBBİR: En ulu,
MECİD: Çok büyük ve çok şerefli olan, KAVİY: En
güçlü olan, METİN: En sağlam ve hiç yıkılmaz olan,
MUKTEDİR: Evrenin yönetimi onda olan,
NUR: Yerlerin ve göklerin ışığı olan,

Görüldügü gibi burada Allah'ın zâtına yönelik en
büyük isimler; Ferd, Vahid, Ehad, Samed'dir. Ne-
den böyledir? Çünkü yüce Allah'ın en önem ver-
diği söz, O'nun tekliğini, ortaksızlığını açıklayan;
"Lailaheillallah-yoktur Allah'tan başka ilah" sözü-
dür. Ferd, Vahid, Ehad isimleri de, O'nun birliğini,
tekliğini ve ortaksızlığını bildiren isimlerdir.

Yüce Allah'ın üç büyük fiili vardır. Bunlar da; Yarat-
ma, Yaşatma ve Yönetme'dir. Şimdi bu üç büyük
fiil içindeki en büyük isimleri görelim:


Allah'ın yaratıcılığına yönelik en büyük isimleri:

HALIK: Yoktan yaratan, SANİ: Sanatlı yapan,
MUSAVVİR: Şekil veren, BARİ: Uygun yapan,
MÜBDİ: Örneksiz yaratan, FETTAH: Kapalılıkları
açan, MÜMİD: Ölümü yaratan, DARR: Zararlıları
yaratan, NAFİ: Faydalıları yaratan.

Bu yönde de HALIK, SANİ, MUSAVVİR isimleri
öne çıkıyor.


Allah'ın yaşatıcılığına yönelik en büyük isimleri:

MUHYİ: Hayat veren, RAHMAN: Acıyıp rızk ve
nimet veren, RAHİM: Acıyan, şefkât eden, KERİM:
İkram eden, HANNAN: Çok merhametli ve acıyıcı,
MENNAN: İhsanı bol olan, en çok nimet veren,
MUKİT: Her yaratığa ona uygun rızk veren,
REZZAK: Rızk veren, VEHHAB: Bol bol hediye
veren, BERR: Herkesten çok iyilik yapan,
KUDDÜS: Kirlerden arındıran, KABİD: Darlık
veren, BASİT: Genişlik veren, ŞEKUR: Teşekkür
eden, MUCİB: Dualara, suallere cevap veren,
VEDUD: İtaatlileri seven, MÜİD: Ölüleri dirilten,
ŞAFİ: Şifa veren.

Bu yönde ise; MUHYİ, RAHMAN ve RAHÎM
isimleri öne geçiyor.


Allah'ın yöneticiliğine yönelik en büyük isimleri:

HAKK: Tanrılığı gerçek ve evrenin gerçek tanrısı
ve gerçeğin tek kaynağı olan, ADL: Adâlet sahibi
olup haklıya hakkını, haksıza cezâsını veren,
RAB: Bütün evren ve evrenlilerin tek maliki. CELİL:
Sertlik, hışım, hiddet, heybet, haşmet sahibi, CEMİL:
Sonsuz güzellik sahibi ve bütün güzelliklerin kayna-
ğı. CEBBAR: (Faydalıyı kazandırmak, zararlıdan
korumak için) zorlayıcı, KAHHAR: Zâlimleri kahredi-
ci, HAKÎM: Yaptıklarını amaçlıca yapan, HALİM:Yu-
muşak davranan, GAFUR: Bağışlayıcı,MÜNTEKİM:
İntikam alıcı, AFÜV: Affedici, RAUF:Çok esirgeyici,
GANİY: Zenginliğin gerçek sahibi olup ihtiyacı bu-
lunmayan, MANİ: Engel olucu, MUGNİ: İhtiyaçları
giderip zengin eden, HÂDİ: Doğruluğa götüren,
SABUR: Çok sabırlı olan, sabır veren, SELAM:
Selâmete erdiren,SETTAR:Hataları kusurları örten,
MÜMİN: Güven veren, MÜHEYMİN: Yarattıklarını
gözeten, KAVİY: Sonsuz kuvvet sahibi, MUİZZ:
Saygınlık veren, MUZİLL: Alçaltan, RAFİ: Rütbeleri
yükselten, RAFİD: İstediğinin saygınlığını söndü-
ren, HABİR: Herşeyden haberi olan, HASİB: Her-
şeyin hesabını tutan, MUHSİ: Herşeyi sayan, VASİ:
Genişlik sahibi, BAİS: Elçi gönderen, dirilten,
RAKİB: Varlıklar üstünde gözcü, VEKİL: Kullarına
vekil olan, VELİY: Kendisine teslim olanların dostu
olan, MUKADDİM: Dilediğini öne geçiren,
MUAHHİR: İstediğini sona bırakan, MANİ: Engel
olucu, NAFİ: Fayda verici, CAMİ: Toplayıcı,
REŞİD: Sonuca ulaştırıcı, VARİS: Herşeyin miras-
çısı, VACİD: İstediğini bulan, HAFİZ: Herşeyi kay-
deden, LÂTÎF: Çok lûtfedici, nâzik, herşeye nüfuz
eden, DEYYAN: Herkesin hesabını ve hakkını en
iyi bilen ve veren, MALİKİL-MÜLK: Evren mülkünün
sahibi, ZÜLCELÂL-İ VELİKRAM: Celâlli ikram
sahibi. MELİK: Bütün evren ve evrenlilerin tek ve
değişmez başbakanı, kralı ve padişahı.

Allah'ın "yöneticiliği"yle ilgili olarak da HAKK, ADL
ve RAB isimleri önde bulunuyor.

Geçmişteki büyük imamlar, en muhtaç oldukları
isimleri, "en büyük isim" olarak görmüşler ve
doğrudur da. Çünkü hastalığı bulunan bir mümin
için en büyük isim, ŞAFİ'dir. Rızka muhtaç fakir bir
kimse için ise, REZZAK'tır, ilânihaye.

İhtiyacına göre herkes istediği ismi "en büyük"
seçebilir. Sonuçta bütün isimler, Allah'ın isimleridir
ve hepsi birbiriyle bağımlı ve bağlantılıdır. Biri
birisiz olmaz. Bunun için bütün isimler "en büyük"tür
denebilir ve öyledir.

Özetliyecek olursak: Lailaheillallah diyen bir kimse,
Allah'ın zâtına yönelik en büyük ismi zikretmiş olur.
Çünkü Lailaheillallah; FERD, VAHİD, EHAD isim-
lerini içermektedir.

Bismillahirrahmanirrahîm diyen bir kimse ise, Allah'
ın yaratıklara yönelik en büyük isimlerini anmış olur.
Çünkü RAHMAN ve RAHÎM isimleri, Allah'ın yaşa-
tıcılığı ve yöneticiliği'yle ilgili bütün isimlerini içer-
mektedir.

ALLAH ismi de; yaratıcılık, yaşatıcılık ve yöneticilik'
le ilgili bütün isimleri kendinde toplamaktadır.

Öğreten Allah'a hamdolsun.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
                Mehdi ve Mesih O'nun elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *



Dienstag, 9. Dezember 2014

ESMAÜL HÜSNA KUL İSMİ OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?

                           ESMAÜL HÜSNA
      KUL İSMİ OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?

             sualleri cevaplayan ALLAHın adıyla

Soru: "Bedi", "Mevlâ", "Kadir", "Bâki", "Sami",
"Basri" gibi Allah'da bulunan isimlerin insanlara da
verildiğini görüyoruz. Acaba Esma-ül Hüsna, kul is-
mi olarak kullanılabilir mi?

Cevap: Kullanılabilir. Çünkü yüce Allah, insanın ya-
ratılışını Kendine ayna yapmış. Kendinde hangi
isim ve sıfatlar varsa, o isim ve sıfatlardan küçük
bir parça da insana vermiş. Meselâ; ilim, irade,
ihtiyar; görmek, duymak, konuşmak gibi. Yani Allah
bilen(Alim) ise, insan da bilendir. O Mürid ise, insan
da iradelidir. Allah Semi, Basir, Kelim ise; insan da
gören, duyan ve konuşandır. Aralarındaki fark ise,
Allah'taki isim ve sıfatlar mutlak ve sınırsız, insan-
dakiler ise kayıtlı ve sınırlıdır. Yani Allah meselâ
herşeyi görür, duyar, bilir. İnsan ise ancak önündeki
ve yanındakileri görür, duyar ve öğrenebildikleri ka-
darını bilir. Yani ikisi arasında bir eşitlik yoktur ve
olamaz.

Eğer yüce Allah, kendinde bulunan isim ve sıfatlar-
dan insana da bir parça vermekle insanın O'na "or-
tak" veya Onunla "eşit" olacağını hesabetseydi, in-
sana o isim ve sıfatlardan hiç birini vermezdi. Ver-
diğine göre, demektir ki öyle bir hesap yapmamış
ve yapılamazdı da. Çünkü aralarında bir eşitlik yok.
Yani insana verilenler, insanı Allah'la eşit hale ge-
tirmiyor.

O halde Allah'ta bulunan görme, duyma, konuşma
gibi sıfatlar insanda da vardır, demektir ki, insan o
sıfatlarla Allah ile bir eşitlik ve ortaklık kazanmıyor.
Kazanmıyor ki, insan o isim ve sıfatları kullanmakla
Allah'a şirk koşmuş olsun!

Ancak insan; "ben de Allah gibi görür, duyar, konu-
şurum" derse, şirke düşmüş olur. Ama bir müslü-
man haddini bilir, kendini Allah'la eşit görmez. Ken-
dini eşit görmediği müddetçe de, o isim ve sıfatları
kullanmak ona helâldir, şirk olmaz.

Ancak Allah'da bulunup da insanda bulunmayan i-
sim ve sıfatları, insan kendine isim olarak almamalı,
öyle isimler çocuğa ad olarak verilmemelidir. Mese-
lâ "Bâki" ismi. Çünkü Allah bâki'dir, ama insan fâni'
dir, ölümsüz değildir. Bunun için böyle isimlerin a-
lınması ve verilmesi doğru olmaz. Ancak o isme
başka anlamlar yükleyerek o isimler alınıp kullanıla-
bilir.

Şu esmaların da kul ismi olarak kullanılması doğru
ve uygun olmaz: Muhyi: Hayat veren, Bais: Ölüleri
dirilten, Kayyum: Evreni ayakta tutan. Ancak bu i-
simlerin mânevî gereklerine sahip olan kimselerin
o isimleri kullanmasında bir mahsur yoktur. Mese-
lâ Muhyiddin-i Arabî, "Muhyi" isminden almıştır ve-
ya ona lâyık görülmüştür. Çünkü eserleriyle hayat
verici olmuştur. Meselâ "Bais" ismini, Hz. İsa ala-
bilirdi. Çünkü ölüleri diriltme mûcizesine sahipti.

"Bedi" ismine de yukarıdaki açıklamayla bakılabilir.
Bediüzzaman Said Nursi'ye de "Bedi" lâkabı uygun
görülmüştür. Çünkü o, kendi çağında hal ve hare-
ketleriyle "örnegi olmayan, garib" bir kişilik sergile-
miş ve Bedi ismini "mânen" haketmiştir. Ama Allah'
a ait olan Bedi ise, "örneksiz yaratan" anlamındadır.
Yani Allah'ın Bedi'si ile Bediüzzaman'ın Bedi'si, bir-
birinden farklı anlamlar taşımaktadır. Karıştırılma-
malıdır!

Mevlâna'ya da, bir kısım insanlara "mânevî sahiplik"
yaptığı için "Mevlâ" ismi verilmiştir. Fakat Mevlâna
Celâleddin Rûmî, Allah'tan bir isim çalmamıştır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
                Mehdi ve Mesih O'nun elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *


                        

Freitag, 5. Dezember 2014

İSLÂMİYETE HİZMET EDEN ESERLER NASIL TENKİT EDİLMELİ?

        İSLÂMİYETE HİZMET EDEN ESERLER
                   NASIL TENKİT EDİLMELİ?

                         acıyanALLAHınadıyla

Risale-i Nur ve Mesnevi gibi İslâmiyete hizmet e-
den eserlerin bazı müslüman yazar ve hocalar
tarafından tenkit edildiğini görüyoruz. Fakat tenkid
ediciler, şu hususa dikkat etmelidirler:

Eğer bu eserlerde Kur'anın özüne muhalif bir hata
varsa, bu hata, önce eser sahibine yöneltilmeli,
doğrudan doğruya millete şikâyet edilmemeli, onun
önünde kötülenmemelidir. Eğer eser sahibi hayatta
değilse, o eserin mirasçısına haber verilmeli, hata-
nın düzeltilmesi istenmeli.

Eğer eserin mirasçısı hatayı düzeltmezse, bu tak-
dirde o hatalar millete ihbar edilebilir. Ancak o ha-
talar kime göre hatadır? Gerçekten Kur'anın özüne
zıt bir hata mı, yoksa tenkidcinin kısa anlayışına gö-
re mi hatadır; hata sanısına mı düşülmüştür?Yoksa
tenkidci, kötü niyetli birisi midir? Bunların iyi anlaşıl-
ması için ilmî bir heyet kurulur, bu heyet de mese-
leyi incelemeye alır ve kararını açıklar ve gerekeni
yapar; o hata o eserden çıkartılır.

Yoksa bu üslûba dikkat edilmeden yapılacak bir
tenkid, o tenkidciyi müfteri ve kötü niyetli bir mevki-
ye sokar. Yaptığı tenkidle eserleri haksız yere kötü-
lemiş olacağından da, İslâmiyete zarar vermiş olur.

Derdi gerçekten İslâmiyete hizmet olanlar, bu hata-
ya düşmemelidir, düşmeyeceklerdir. Risale-i Nur
gibi on yıllardan ve Mesnevî gibi yüzyıllardan beri
İslâmiyete hizmet eden eserleri kötüleyen sözde
müslümanlar, ne büyük bir fecaat içinde olduklarını
görmeliler ve Allah'tan korkmalılardır!

Eğer o tenkidcilerin ilmî seviyeleri o eser sahiple-
rinin ilmî seviyesinden yüksekse, bu halde o ten-
kidcilerin isabet etme oranı yüksek olacaktır. Aksi
halde kendilerinin bizzat hata içinde oldukları ortaya
dökülecektir. O halde tenkidciler, "her bilenin üstün-
de başka bir bilenin olduğunu" nazara alarak dikkat-
li olmalıdırlar. Aynı zamanda o tenkid edilenlerin,
kendi çağlarının "din yenileyicisi" ve "en büyükleri"
olduğu unutulmamalı ve o büyüklerin ve yenileyici-
lerin, Kur'anın özüne zıt bir hata yapacaklarını dü-
şünmenin ise, hataların en büyüğü olacağı akıllar-
dan asla çıkarılmamalıdır!

Kaldı ki bu âhir zamanda dinde en yüksek seviye,
Allah'ın Mehdisi'dir. Allah'ın Mehdisi ise, o eserler-
de Kur'anın özüne muhalif bir hata görmemiştir.

O halde tenkidciler hadlerini bilmelidir...

Not: Bediüzzaman Said Nursi'nin, kendi zamanın-
daki bütün ehl-i ilme meydan okuduğu ve Mevlâna'
nın da, kendi çağında daha atom keşfedilmeden
atomu bildiğini, gezegenlerin sayısının dokuz oldu-
ğunu ve yıldızların da dumandan yaratıldığını çok
önceden keşfettiğini ve daha pek çok bilinmezi bil-
miş olduğunu kimse unutmamalıdır. Allah'ın Mehdi-
si ise, dünyadaki bütün bilim adamlarına meydan
okumaktadır.

                     Allah'tan başka ilah yoktur.
                Mehdi ve Mesih O'nun elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın ondördü, Aralık başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı.
Boyut:   Muranizm.

                                                   YAYINLAYAN
                                       AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                       *   *   *