Dienstag, 29. Oktober 2013

AB VE ABD YÖNETİMLERİNE UYARI! (İsrail ile ilgili)

         AB VE ABD YÖNETİMLERİNE UYARI!

                               (İsrail ile ilgili)

   hak ve adaletle yöneten yüce TANRInın adıyla

AB ve ABD yönetimleri, kendi demokrasilerine iha-
net ederek ve onu ayaklar altına alarak Mısır'da as-
kerî darbeye destek verdiler, ona engel olmadılar.
Bu desteğin ve engel olmamanın sebebini de, o
yönetimlerin bazı politikacıları; "İsrail'in güvenliği"
ne bağladılar. Yani o yönetimler, Mısır'da eli silah-
sız 5 bin suçsuz insanın cunta tarafından vahşîce
katledilmelerine göz yumdular. Niçin göz yumdular?
Cevap tabii ki: "İsrail'in güvenliği için"dir.

İsrail yönetimi de, İslâmlı ülkelerin demokratikleş-
mesini istememektedir. Çünkü -İsrail Genelkurma-
yı'nın açıklamasına göre- İslâmlı ülkelerin demok-
ratikleşmesi, bir "İslâm İmparatorluğu"nun doğma-
sına neden olabilir. Bu da, İsrail için büyük bir tehli-
ke demekmiş!

İşte bunun için şimdi ABD ve İsrail tarafından İs-
lâmlı ülkelerin demokratikleşmesi engellenmeye
çalışılıyor ve yine bunun için Suriye muhalefeti yüz
üstü bırakılmış durumdadır.

Yani: 60 ülkeli koskoca bir İslâm Dünyası'nın kade-
rine, İsrail ve koruyucusu ABD tarafından tecâvüz
edilmekte, onun güzel geleceği durdurulmaya çalı-
şılmaktadır. Fakat bütün dünya ülkelerinin yönetim-
leri bilmelidir ki, bir "Demokratik İslâm Birliği", İsrail
ve ABD için tehlike değildir. Tam tersine, büyük bir
güvenliktir.

Ama mesele "İsrail'in güvenliği" ise, "Demokratik
İslâm Birliği" engellenmiş olsa dahi İsrail'in güven-
liği tehlike altındadır! Yani Demokratik İslâm Birliği'
nin oluşumunu engellemekle İsrail güvenlik kazan-
maz. Neden kazanmaz? Çünkü engellenmiş büyük
bir kuvvetin işini, küçük bir kuvvet de yapabilir. Peki
bunun örneği nedir? Bunun örneği, El-Kaide'nin
New York'u vurmasıdır! Yani, koskoca Amerika,
nükleer silahlara sahip olmasına ve her yerde gözü,
kulağı olan CİA ve NSA'sine rağmen, küçücük bir
örgütten New York'u koruyamadı! Demek, büyük
kuvvetleri engellemiş olmak demek, "güvenlik si-
gortası" değildir. Çünkü büyük kuvvetlerin yapama-
yacağı bir işi, küçük kuvvetler de pek âlâ yapabili-
yor.

O halde -Demokratik İslâm Birliği'ni engellemiş far-
zettiğimiz İsrail-, bütün İslâmlı ülkelerden derlenmiş
bir "korsan ordu"ya karşı kendini nasıl koruyacak-
tır? Koskoca Amerika kendini koruyabilmiş midir ki,
küçücük İsrail kendini koruyabilsin! Hem bu "korsan
ordu", El-Kaide gibi küçücük bir şey olmayacaktır...
İsrail'i devirebilecek kuvvette ve büyüklükte olacak-
tır. Demek, Demokratik İslâm Birliği'ni engellemek,
İsrail için kurtuluş değildir.

Öyleyse İsrail için kurtuluş nerededir?

İsrail için kurtuluş, Filistin halkının haklarını öde-
mektedir. Bunun için de İsrail'in 1967 sınırlarına
geri çekilmesi gerekiyor. Bu geri çekilmeyi yapma-
dığı müddetçe de -bir İslâm İmparatorluğu olsun
olmasın- İsrail daima tehlike altında olacak ve varlı-
ğını uzun müddet koruyamayacaktır.

(Filistin yönetimi, -eğer gerekiyorsa- İsrail'in geri
çekilmesi için uluslararası ilgili kurum ve örgütlere
resmî başvurusunu hemen yapmalıdır.)

Allah'ın Mehdisi, İsrail'in geri çekilme tarihinin sonu-
nu belirlemiş bulunuyor. Bu tarih: 2017 yılının Aralık
ayının son günü'dür. İsrail bu tarihe kadar geri çekil-
mesini yapmadığı takdirde, İslâmlı ülkelerin ordula-
rının birleşerek İsrail'e savaş açması, bir hak haline
gelecektir. Bu hakkı yerine getirmek üzere de İs-
lâmlı ülkelerin harekete geçmesi şart olacaktır. E-
ğer İslâmlı ülkeler bu savaşı kabul etmezlerse, he-
men korsan bir ordu devreye girecek, bu haksızlığı
giderecektir. Bu korsan ordu, bulundukları ülkelerin
ordularının her türlü savaş araçlarını ele geçirebile-
cek ve onları kullanabilecek nitelikte olacaktır. (İran
ordusu içinde İsrail'e diş bileyen bir ordu zaten ha-
zır durumda. Bu gizli ordunun, İran'ın nükleer baş-
lıklı füzelerini ele geçirdiğini -geçirmesine de gerek
yok ya!- düşünün! Şimdiki İran yönetiminin bunu ya-
lanlaması, gerçeği değiştirmez ki! Yoksa değiştirir
mi?)

(Zamanı geldiğinde İsrail'e karşı savaşmak isteyen
müslüman gönüllü savaşçılar, gerekli orduyu kur-
maya hemen başlamalıdırlar ve bu ordu, 2017 yı-
lına kadar kurulmuş olmalıdır. İsrail verilen tarihe
kadar geri çekilmediği ve İslâmlı ülkeler de ona kar-
şı savaşmak istemediği takdirde bu ordu, üzerine
düşen görevi yerine getirmek zorundadır. Bu emir,
İsrail ve ABD istihbaratından gelecek saldırı ve teh-
likelere karşı güvenlik için önceden verilmiştir ve İs-
rail'in geri çekileceği tarihe kadar geçerlidir.)

İleride yapılması muhtemel olan bu savaşa Birleş-
miş Milletler örgütü adaletle şahitlik etmeli ve İsra-
il'in haksızlıklarına göz yummamalıdır. Eğer ABD
bu savaşta İsrail'in haksızlıklarına arka çıkacak o-
lursa, bu takdirde Rusya ve Çin de devreye girmek
zorunda kalacaklardır. Eğer ABD, verilen tarihe ka-
dar İsrail'in geri çekilmesini sağlarsa, İsrail'i yok e-
decek bir savaşı önlemiş olur.

İsrail, haksızlıklarında ABD'ye güvenemez ve gü-
venmemelidir. Çünkü ABD'nin 15 trilyonluk bir bor-
cu var ve memurlarının maaşını dahi ödeyemeye-
cek bir durumdadır. Yani, kendini bile yönetecek
bir durumda değil ki, dünya liderliğini sürdürebilsin
ve İsrail'i koruyabilsin! Eğer İsrail'in haksızlıkları i-
çin bir savaşa kalkışacak olursa, zaten kendini bü-
yük bir ateşin ve cehennemin içine atmış olacaktır.
Böyle bir Amerika'nın koruyucusu elbette Tanrı ol-
maz... Çünkü Tanrı, ancak iyilerin ve haklıların yar-
dımcısıdır.

Acaba İsrail yönetimi, gerçeği görebiliyor mu? Ger-
çek şudur: İslâmlı ülkelerin normal rejimlere geç-
mesi ve aralarında birlik oluşturmasını engellemek,
"güvenlik" değildir. Güvenlik, Filistin halkının hakla-
rını bir an önce ödemektir. İsrail, bunun zıddına gi-
derek, yani İslâmlı ülkelerin kaderine tecâvüz ede-
rek düşmanını büyütmemelidir. Aksine, düşmanını
küçültmelidir.Bunun yolu da, o ülkeleri kendine dost
yapmaya çalışmaktır. Dost yapmaya çalışmalıdır ki,
kendini onlara sevdirsin ve böylece varlığını koru-
sun. O ülkeleri dost yapmanın yolu da, Filistin halkı-
nın haklarını ödemektir. Bunun için de İsrail'in, veri-
len tarihe kadar BM'ce resmiyet altında olan sınırla-
ra geri çekilmesi gerekiyor.

Eğer AB ve ABD, Suriye ve Mısır'daki anti demok-
ratik durumu İsrail'in keyfi için korumaya ve sürdür-
meye devam ederlerse, buna karşı Allah'ın Mehdi-
si, İsrail'e verilen süreyi kısaltacaktır. Bu sürenin kı-
salmasını istemeyen ülkeler, katliamcı Esad ve Si-
si rejimlerini derhal sonlandırmalıdır.

Avrupa ve Amerika halklarına sesleniyoruz!

Suriye'de Esad rejimi tarafından katledilen 120 bin
insan ve Mısır'da askerî cunta tarafından katledilen
5 bin demokrat, müslüman değil de hıristiyan veya
Yahudi olsaydı, yönetimleriniz o acımasız rejimleri
hiç yaşatır mıydı? Elbette yaşatmazdı değil mi? A-
ma hıristiyanlar Tanrı'nın kuluysa, müslümanlar da
aynı Tanrı'nın kuludur. O halde o çağdışı rejimler
niçin hâlâ ayakta tutuluyor? O rejimlerin ayakta kal-
ması İsrail'i kurtaramaz ki! Öyleyse gözünüzün ve
kalbinizin içine batmakta olan bu haksızlık karşısın-
da niçin sessiz kalıyorsunuz? Suriye ve Mısır'da o-
lanların aynısının sizin veya sevdiklerinizin başına
gelmesini mi bekliyorsunuz? Bu mudur insanlık?
Bu mudur Avrupa ve Amerika medeniyetleri? Eğer
"hayır" demekte iseniz, sesinizi çıkarın duyalım!
Aksi halde, yani yönetiminizin haksızlıklara arka çı-
kan haksızlıklarına sessiz kaldığınız veya destek
verdiğiniz takdirde, yüce Tanrı'nın üzerinize bir do-
ğal felâket göndermesinden korkmalısınız.

Not 1: Ey İslâmlı ülkelerin yöneticileri! Allah'ın Meh-
disi, rejimlerinizi normalleştirerek Türkiye'nin lider-
liği etrafında birleşmenizi emrediyor. Bu emri dinle-
mek istemeyen yöneticiler, kıyametten sonraki Bü-
yük Diriliş Günü'nde yüce Allah'a verecekleri hesa-
ba hazır olmalıdırlar.

Not 2: İsrail, ABD ve Avrupa'nın Türkiye'nin demok-
rasisini darbelemeye ve diğer İslâmlı ülkelerin de-
mokratikleşmesini engellemeye yönelik en küçük
girişim ve hareketlerinde, İsrail'e verilen müddet kı-
saltılacaktır. ABD ve Avrupa'nın Mısır'da yaptıkları
veya yapmadıkları bütün dünyanın mâlûmudur. Bu-
nun için onlar bu tehdidi hakediyorlar.

Not 3: Nükleer silah üretmek, İran'ın hakkıdır. İran'
ın nükleer silah üretmesini istemeyen ülkeler önce
kendilerini nükleer silahlarından soysunlar. Eğer bu-
na "hayır" diyorlarsa, bu halde İran'ın nükleer silahı-
na da "evet" demek durumundadırlar. Eğer nükleer
silah sebebiyle İsrail İran'a saldıracak olursa, İsrail
bütün İslâmlı ülkelerin ordularını karşısında bulur.
Eğer o ülkeler bu karşı koymaya yanaşmazlarsa,
korsan bir ordu İsrail'in başına belâ olacaktır. Dola-
yısıyla İran'a uygulanmakta olan bütün yaptırımlar
kaldırılıp İsrail'in üzerine konulmalıdır. Konulmalıdır
ki, İsrail 1967 sınırlarına dönmeyi kabul etsin ve Or-
tadoğu barışı gerçekleşsin. İslâmlı ülkelerin bu ar-
ka çıkışına karşılık İran da, Suriye diktatörüne ver-
mekte olduğu desteği sonlandırmalıdır. Eğer son-
landırmazsa, üzerindeki yaptırımlar devam edecek
ve İslâmlı ülkelerin desteğinden de mahrum kala-
caktır.

Not 4: Buradaki siyaset ve stratejiye zıt hareket e-
decek olan Suudi Arabistan (Sudistan) gibi Sisi
cuntasına destek veren ülkeler de, Allah'ın onların
başına bir belâ indirmesinden korksunlar ve Allah'
ın Mehdisi'nin siyaset ve stratejisine teslim olsun-
lar.

Not 5: Bütün müslümanlar bilmelidir ki: Allah katın-
da "alevilik", "sünnilik" diye bir din ve ayrım yoktur.
Allah'ın kabul edeceği din: Allah'ı birleyerek O'na
inanmak ve doğrulukla, adâletle, ibadetle, namuslu-
lukla ve iyilikçilikle O'na teslim olmaktır. Böyle bir
teslimiyeti olmayanların dini yoktur. O halde bütün
Kur'anlılar, inançlarını düzelterek aralarındaki dinsel
ırkçılık ve ayrımcılığa son vermelidirler.

Not 6: Müslümanlar şunu da bilmeli ve dinlemelidir:
Allah'ın Mehdisi, bütün intihar saldırılarını yasakla-
mıştır. Bu yasağa uymayan müslümanların inancı
ve iyi işleri öte dünyada ya geçersiz sayılacak, ya
da onlar çok acı bir azaba uğrayacaklardır.

Not 7: İsrail 1967 sınırlarına dönmeyi kabul etmedi-
ği takdirde korsan ordu'nun İsrail'e yapacağı saldı-
rılar, "terör" olarak damgalanamaz. Çünkü bu ordu,
bir haksızlığı ortadan kaldırmaya çalışacaktır.

Not 8: İsrail bizim düşmanımız mıdır? İsrail şu an-
da bizim düşmanımız değildir. Fakat "1967 sınırla-
rına dönmem" dediği ve dönmediği takdirde, bütün
İslâmlı ülkeleri kendine düşman etmiş olacaktır.

Not 9: Eğer İsrail 1967 sınırlarına dönmeyi kabul
etmezse, bütün İslâmlı ülkeler; İsrail, ABD ve Av-
rupa'nın istihbarat faaliyetlerine  yasak koymalı ve
ortaklığına da son vermelidir. Ki, korsan ordu rahat-
ça faaliyet gösterebilsin.

Not 10: İslâmlı ülkeler akıllarını başlarına toplamalı
ve rejimlerini normalleştirerek siyasal birliklerini
kurmalıdırlar. Çünkü ABD'nin dünyayı yönetecek
güç ve iradesi bitmiştir. Bundan sonra o artık an-
cak kendisini yönetmeye çalışacaktır. Onun mey-
dana getirdiği yönetim boşluğunu da ancak 60 ül-
keli birleşik İslâm Dünyası doldurabilir. Eğer bu ye-
terli olmazsa, buna 20 ülkeli Avrupa Birliği de ekle-
nebilir.

Not 11: Birleşmiş Milletler örgütünü uyarıyoruz!
Kendilerini korumak için nükleer silah üretmek İran'
ın ve diğer İslâmlı ülkelerin hakkıdır. Eğer Rusya,
Çin, İsrail, ABD, Fransa ve diğer atomik silahlı ülke-
ler nükleer silahlarından soyunmaya hazırsalar ve
İsrail de Filistin halkının haklarını ödemeyi kabul e-
derse, İslâmlı ülkelerin de nükleer silah üretmesine
gerek kalmaz. Aksi halde bu hakkı onların elinden
almaya kimsenin haddi olmaz.

Not 12: İsrail'e verilen tarihe kadar İsrail halkını yok
etmeyi düşünmek hiç bir müslümanın hakkı değil-
dir. Ama bu tarihe kadar İsrail, üzerine düşen yü-
kümlülüğü yerine getirmezse, ona savaş açmak
her Kur'anlının hakkıdır.

Not 13: ABD'nin tele kulak dinlemesine karşı uygu-
lanacak hak ve adâlet şudur: ABD'nin izinsiz dinle-
mesine karşı, onun dinlediği ülkelerin de onu dinle-
meleri haklarıdır. Bu hak karşısında ABD: "Sizler
de bizi dinleyebilirsiniz" demeli ve bu konuda hiç bir
yasak bulunmayacağını duyurmalıdır. Eğer buna
yanaşmazsa, onun dinlemelerine de yasak getiril-
meli ve yakalanan gizli kulaklar da casus ilân edilip
tutuklanmalı veya sınır dışı edilmelidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Ekim sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *



Montag, 30. September 2013

MÜSLÜMAN SAVAŞÇILARA UYARI!

           MÜSLÜMAN SAVAŞÇILARA UYARI!

         adaletli olmayı emreden ALLAHın adıyla

Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir alışveriş merkezi-
ne düzenlenen saldırıda altmıştan fazla suçsuz in-
san katledildi. Saldırıyı düzenleyenler, Eş-Şebap i-
simli bir örgütün mensupları imiş. Bu kimselerin de
"müslüman" olduğu söyleniyor.

Şimdi biz, İncil'den sonra gönderilen Kur'an'da yü-
ce Allah tarafından emredilen "iyiliği emret, kötülük-
ten çekindir" ayetine uyarak, uyarı görevimizi yap-
mak istiyoruz. "Biz müslümanız" diyenler, bu uyarıyı
dinlemek ve gereğini yerine getirmek durumunda-
dırlar.

Önce Nairobi'deki saldırıyı gerçekleştiren örgüt ü-
yelerine soruyoruz: Bu saldırıyı hangi hakla yaptı-
nız? Kenya ordusu, sizin suçsuz sivil halkınıza bir
saldırıda mı bulundu ki, siz de bu saldırıya cevap
verdiniz? Eğer Kenya ordusu sizin sivillerinize hak-
sız bir saldırıda bulunmadığı halde bu saldırıyı ger-
çekleştirmişseniz, zulmettiniz demektir. Çünkü Kur'
ana göre; eğer düşman ordusu size veya sivillerini-
ze haksız bir saldırıda bulunursa, bu saldırıya karşı
sizin de "onların saldırdığı kadar" saldırıda bulun-
ma hakkınız vardır. Bu saldırı izni, "savaşın adaleti"
dir. "Biz müslümanız" diyenler, bu adaleti çiğneye-
mezler. Çiğnedikleri takdirde onların müslümanlığı
sona erer.

Düşman ordusu tarafından haksız saldırıya, işgale
uğrayıp da savaşmak zorunda kalan müslümanlar,
savaşla ilgisi olmayan suçsuz sivillere dokunmama-
lıdırlar. Gerçi "savaşın adaletince" sizin sivillerinize
haksızca dokunulduğunda, sizin de, düşmanın sivil-
lerine onların dokunduğu kadar dokunma hakkınız
vardır. Fakat bu hakkı Hz. Muhammed hiç bir sava-
şında kullanmamıştır. O Hazret, sadece düşman
ordusunu sorumlu tutmuş ve daima düşman ordu-
suna karşı savaşmıştır. Savaşla ilgisi olmayan sivil-
lere hiç bir zaman bir saldırıda bulunmamıştır.

Herhangi bir sebeple savaşmak zorunda kalan
müslümanlar, haksız bir saldırıya uğradıklarında
Hz. Muhammed gibi hareket etmek durumunda de-
ğiller midir? Madem Hz. Muhammed, savaştan uzak
duran sivillere dokunmamıştır, o halde o Hazret'in
manevi milletinden olup savaşmak zorunda kalan
müslümanlar da, savaşla ilgisi bulunmayan sivillere
dokunmamalı, savaşlarını sadece düşman ordusu-
na karşı vermelidirler.

Eğer düşman ordusu sizin sivillerinize karşı kasıtlı
bir saldırıda bulunmadığı halde siz onların sivilleri-
ne kasten saldırırsanız, bu tamamen zulümdür.
Böyle bir zulme hiç bir müslüman meyledemez.
Meylettiği takdirde onun müslümanlığı biter.

El-Kaide, Newyork'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne
saldırıp, üç bin suçsuz sivili katlettiğinde, Amerikan
ordusu da, "savaşın adaleti"nce Afganistan'da üç
bin sivili katletme hakkı kazanmış oldu. Fakat bu
hakkı kullanmak, insanlığa sığmayan çok vahşî bir
görüntü meydana getiriyor. Bu vahşî görüntüye
meydan vermek ise, yirbirinci asrın medenî insanı-
na, özellikle dindarlara yakışmıyor. Bunun için hem
müslüman dünyanın hem de hıristiyan dünyanın or-
du ve savaşçıları, suçsuz sivillere yapılan saldırılar
karşısında "savaşın adaleti"ne değil, Hz. Muham-
med'in ahlâkına uymalılar ve sadece saldırganları
ve onlara emir verenleri sorumlu tutmalılar. Suçsuz
sivillere kasıtlı olarak kesinlikle dokunmamalılar.Hz.
İsa, Musa ve Muhammed'in bozulmamış dinlerinin
ahlâkı, bunu gerektiriyor. O halde günümüzün me-
denî insanları ve özellikle dindarlar ve çok daha ö-
zellikle müslümanlar bu ahlâkı çiğnememelidir. Bu
ahlâkı çiğneyenler, kendilerini korkunç bir vahşete
düşürmüş olacaklardır ve oluyorlar.

Hz. Muhammed'in ahlâkına uyarak suçsuz sivillere
saldırıdan vazgeçenler ise, bütün insanları öldürül-
mekten kurtarmış gibi çok büyük bir kahramanlık ka-
zanmış olurlar. Çünkü bir haksızca öldürme, bütün
insanları katletmek gibidir. Bunun karşısında suç-
suz birini öldürülmekten kurtaran da, bütün insanları
öldürülmekten kurtarmış gibi oluyor. Çünkü evrenin
tek sahibi yüce Tanrı'nın katında bu durum böyledir.

Adaleti emreden yüce Allah, affetmeyi de emret-
miştir. O halde müslümanlar, yalnız adaleti değil,
affetmeyi de nazara alsınlar ve o efendiler efendisi
son Peygamberlerinin yüce ahlâkına yükselsinler.

Savaşları haksız olan savaşçılar teröristtir. Savaşla-
rı haklı olan savaşçılara ise terörist denemez. Terör
örgütlerini doğuran birinci sebep, haksızlık ve ada-
letsizliktir. Terörün bitmesini isteyenler, haksızlık ve
adaletsizliklere son vermeliler. (Mafyalar gibi) hak-
sızlığı hak yapıp saldırı ve katliamda bulunanlar ise,
tam bir teröristtir. Bu teröristlere karşı savaşmaktan
başka çare yoktur.

El-Kaide mensupları eğer Tanrı katında suçlu duru-
ma düşmek istemiyorlarsa, Hz. Muhammed'in bu
zamandaki mirasçısı olan Hz. Mehdi'nin bu uyarısı-
nı dikkate alsınlar ve suçsuz sivillere saldırmaktan
vazgeçsinler. Eğer savaşma hakları varsa, sadece
düşman ordusunu hedef alsınlar. Bir savaşın hak o-
labilmesi için de, haksız bir saldırıya ugramış ol-
mak veya bir devlet kendi halkına zulmediyor ve on-
ları haksızlıkla katlediyor olması gerekir. Ayrıca ki-
min haklı, kimin haksız olduğunu belirleyecek bir
hâkime de ihtiyaç vardır. Müslümanlar için bu hâkim
ve hakem, Hz. Mehdi'dir. Dünya ülkeleri için ise, Bir-
leşmiş Milletler teşkilâtı'nın yapısı hakka ve adalete
uygun hale getirilerek oraya da bir hâkim ve hâkim-
ler grubu atanmalıdır veya bütün dünya ülkeleri için
geçerli olacak Avrupa İnsan Hakları Örgütü gibi ye-
ni bir örgüt kurulmalıdır.

Not 1: Pakistan'da bir kiliseyi bombalayıp altmıştan
fazla insanı katledenlere soruyoruz: O insanları
hangi hakla katlettiniz? O katlettiğiniz insanlar sizin i-
badethanenizi mi bombaladı veya dininize mi savaş
açtılar? Eğer bunları yapmadılarsa, o halde derdi-
niz nedir? Bu zulmü neden işliyorsunuz? Size hayat
veren ve hayatınızı elinizden alıp sizi tekrar dirilte-
cek olan Tanrı'nıza vereceğiniz hesabı unutmayı-
nız! Eğer o katliamı yapanlar "biz müslümanız" di-
yorlarsa, müslümanlar; "haklı", "adaletli" ve "namus-
lu" olmak zorundadırlar. Haklı olmak, Allah'ın emir
ve isteklerine itaatli olmaktır. Adaletli olmak, haklıya
hakkını vermek ve haksızı da ancak haksızlığı ka-
dar cezalandırmaktır. Namuslu olmak ise, aile ve
nesli korumaktır. Bu da; zina ve livatayı terketmeyi
gerektirir. Allah'a ve Âhirete inançtan sonra dinin te-
meli olan bu üç esası çiğneyenlerin ve ibadet ve i-
yilikçiliği de olmayanların dini yoktur. Hem din adına
hareket etmede sadece Tanrı'nın kitabına bakmak
da yeterli değildir. O'nun elçisine de uymak gerekir.
Evrenin tek Tanrısı olan Allah'ın bu zamandaki elçi-
si ise, Hz. Mehdi'dir. Hz. Mehdi ise, hakka ve adale-
te uygun olmayan eylemleri reddeder, izin vermez.
Dolayısıyla bu tür vahşî eylemler terkedilmelidir.
Hz. Muhammed'in ahlâkına uyanlar bu tür eylemleri
işleyemezler. Eğer o son Peygamber sizin gibi
davranacak olsaydı, bugün Ortadoğu'da bir tek kili-
se ve bir tek hıristiyan bulunmazdı! Söyleyiniz! O A-
rabistanlı Peygamber kaç kiliseyi basıp içindeki hı-
ristiyanları katletti? O halde siz kim oluyorsunuz? O
Peygamberin çizgisini hangi yetkiyle aşıyorsunuz?
Yoksa yeni bir peygamber misiniz? Bu zulüm içinde
olduğunuz müddetçe "müslüman" değilsiniz! Şunu
da unutmayınız; adaletin çok önemli bir gereği, biri-
sinin işlediği suçu bir başkasına ödetmemektir. A-
daletiniz yoksa, dininiz yok demektir. Şimdi sorun
kendinize: Sizin dininiz var mı? Varsa nedir?

Not 2: Suriye'de Esad rejimine karşı savaşmak için
dışarıdan gelen müslüman gruplar ya Suriye Muha-
lefet Ordusu'nun emri altına girmeliler, ya da Suri-
yeyi terketmeliler. Emir dışında kalan gruplar, dikta-
törlük rejimine karşı verilmekte olan savaşa zarar
vermiş olacaklarından, bununla müslüman Suriye
halkına kötülük etmiş olurlar. Buna hakları yoktur. O
halde Suriyeli müslümanlara yardım etmek için sa-
vaşmak isteyen dış gruplar -Muhalefet Ordusu ka-
bul ettiği takdirde- emir altına girmeli. Başına buy-
ruk hareket etmek isteyen gruplar ise, "terörist"
damgası yemekten kurtulamaz ve onların cihadı da
cihad olmaz. (Bu satırlar yazıldığı sırada Suriye'de-
ki savaşçı İslâmî gruplar henüz birleşme kararı al-
mamışlardı.) Öyle ise keyfî hareket terkedilerek
Suriyeli müslümanların özgürlük devrimi zora sokul-
mamalıdır. Hem yakında Uluslararası Birleşik Ordu-
lar Suriye'ye müdahale etmek zorunda kalacaklar-
dır. Eğer müslüman dış gruplar emir altında olurlar-
sa, yapılacak müdahalede sorun çıkmaz ve Suriye
halkı da bir an önce Esad rejiminden kurtulur ve öz-
gürlüklerine kavuşurlar. Onları özgürlüğe kavuştura-
cak dış müdahale mutlaka olacaktır. Çünkü diktatör
Esad, kimyasal silah kullanarak katliam yaptı. Bu
katliamın hesabı BM tarafından Esad'dan sorula-
caktır. Esad, bu hesabın kendinden sorulacağını
ve sonuçta cezalandırılacağını bildiği için şöyle dü-
şünecektir: "Eğer ben cezalandırılacaksam, kimya-
sal silahlarımı BM'ye niçin devredeyim?" İşte bu
düşünceyle ya o kimyasal silahları devretmekten
vazgeçecek, ya da o silahları devredecekmiş gibi
yapıp BM'yi oyalayacaktır. Vakit geldiği zaman da;
"ben o silahların hepsini devredemem. O silahların
hepsini devretmem için benim cezamı düşürmeniz
gerekir" diyecek ve o silahların bir kısmını saklaya-
rak tehditte bulunup kendi güvenliğini sağlamaya
çalışacaktır. Esad'ın bu tavrı karşısında da dış mü-
dahale kaçınılmaz hale gelecektir. Şimdi BM ve
ABD, "kimyasal silahların devredileceği" oyunuyla
avutulmaktadır. BM, ya Esad'ın katliamını cezasız
bırakıp kendini hiçe saydıracak, ya da gereken ce-
zayı kesecektir. Bu cezayı kesmeye kalktığında i-
se, Esad'ın tehdidiyle karşılaşacak ve onu devir-
mekten baska çaresi kalmayacaktır. Şu an BM ve
ABD: "Önce Esad'ın kimyasal silahlarını elinden a-
lalım, sonra da gereken cezasını veririz" diye düşü-
nüyorlar. Fakat bu hesap tutmaz. Çünkü Esad, BM
ve ABD'den daha kurnazdır!

Not 3: İran yönetimine uyarı! Müslüman Suriye hal-
kının menfaati ve özgürlük talebi, sizin Suriye'deki-
menfaatinizden daha çoktur ve daha büyük bir hak-
tır. Onların bu hakkını çiğnemeyiniz ve çiğnemeye
de hakkınız yoktur. Bunun için diktatör Esad rejimi-
ne vermekte olduğunuz desteği çekmelisiniz. Çek-
mediğiniz takdirde, Esad ve rejiminin uğrayacağı
zarara siz de uğrayacaksınız.

Not 4: Nükleer silah üretmek ve kullanmak haram
mı?

Allah'ın Mehdisi cevap veriyor: "Düşman ordusunu
yenmek ve korkutmak için, daha doğrusu dini, vata-
nı ve milleti korumak için nükleer silah üretmek ve
kullanmak haram değildir. Onu ancak kötülük ve
haksızlık etmek için kullanmak haramdır."

Yani: Nükleer silah edinmede İran'ın önünde dinsel
bir engel yoktur. Tabii bu izni kullanmak, yönetimde
olanların bileceği bir iştir.

Not 5: Savaşta "düşmanın saldırdığı kadar" karşı
saldırıda bulunmak, "savaşın adaleti"dir. Suçsuz
sivillere haksızca saldırıda bulunanlar, kendi siville-
rine de, yaptıkları saldırı kadar saldırılacağını kabul
etmiş olurlar.

(Evrenin tek Tanrısı olan)Allah'tan başka ilah yoktur.
               Mehdi ve Mesih, Allah'ın elçisidir.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Eylül sonu.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Uyarı.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ
                                      *   *   *


Freitag, 6. September 2013

BEŞAR ESAD'A VE YERYÜZÜ HALKLARINA MESAJ

                            BEŞAR ESAD'A
           VE YERYÜZÜ HALKLARINA MESAJ

 diktatörlüklerin yıkılmasını isteyen ALLAHın adıyla

Beşar Esad ve onun ardındakiler bilmelidir ki, ABD'
ye meydan okumak, Suriye'nin durumunu düzelt-
mez, daha da kötüleştirir. Bu konuda yapılacak
doğru ve isabetli iş, ABD'yi kızdırmak değil, onu yu-
muşatmaktır. Onu yumuşatmak için de Beşar Esad;
şartsız olarak Iktidardan çekileceğini, işlediği suç-
lardan dolayı hesap vermeyi kabul ettigini ve rejimi-
nin de demokratik dönüşüm için gereken her şeyi
yapacağını bildirmelidir. Bu bildiri karşılığında Suri-
ye'ye yapılması planlanan operasyona belki gerek
kalmayabilir. Aksi halde operasyon yapmaktan baş-
ka çare yok demektir.

Halkının ve ülkesinin geleceğini kendi iktidarından
üstün tutabilen bir lider, ancak gerekli yumuşatmayı
yapabilir. Eğer Beşar Esad, o vasıfta bir insan de-
ğilse, gerekenin tam aksini yapacaktır. Yani mey-
dan okumaya devam edecek ve sonunda hakettiği
darbeyi yiyecektir. Ama görünen o ki, Beşar Esad,
halkının ve ülkesinin geleceğini kendinden üstün tu-
tabilen bir lider olsaydı, zaten halkını katlettirmeye
baştan râzı olmazdı. Fakat yine de insanların dönü-
şümü ve iyileşmesi ve iylişerek pişmanlık göster-
mesi mümkündür. Keşke Beşar Esad, pişmanlık
gösterse ve ülkesini yıkımdan kurtarsa...

Eğer Beşar Esad rejimine destek veren ülkeler za-
manında Esad'ın elini tutsalardı, yani onu durdur-
maya çalışsalardı, "terörist"(!) diye katledilen yüz
bin suçsuz insan ölmez ve bugün iş bu raddelere
kadar gelmezdi. Dolayısıyla Esad'a destek veren-
ler, onun trajik ve dramatik sonunu da hazırlamış
oldular.

Sonuçta Suriye'ye operasyon yapmak, kuvvetli bir
hak haline geldi. Suriye diktatöründen gerekli yumu-
şama gelmediği takdirde bu hakkı yerine getirme-
mek, hem Ortadoğu ülkelerine, hem de operasyo-
na katılacak ülkelere büyük zararlar verir. Bu zarar-
lara uğramamak için operasyon kaçınılmaz hale
gelmiştir. "Operasyonu sınırlı tutmak" da, işin "adâ-
letli olma" yönüdür ve isabetlidir. Ama bu operas-
yonda asıl hedef, zâlimi durdurmak ve cezâlandır-
maktan başka, "demokrasiye hizmet" olmalıdır. So-
nuçta Suriye halkı normal bir rejime kavuşabilmeli-
dir. Zaten Suriye sorunu da demokrasinin engellen-
mesinden doğmuştur. Sorun çıkaran sebebi orta-
dan kaldırmadan da sorun çözülmez.

Çağımızın bir "Altın Çağ"a yükselmesini istiyorsak,
diktatörlere ve diktatörlüklere acımamalıyız. Onları
bütün yeryüzünden kazımalıyız. Bunun için yeryüzü
halkları gereken her şeyi yapmalıdır. Diktatörlüklere
râzı olmamalıdır. Diktatörlükler yalnız Ortadoğu'dan
değil, Asya'dan da, Amerika'dan da silinmelidir.
Çağlarını "Altın Çağ"a dönüştürmek isteyen halklar,
bu silmeyi mutlaka yapacaklardır ve yapmalılar.
Yapmalılar ki, insanî özgürlüklerini kazansınlar ve
bu kazanımla da yüce Yaratıcı'nın gözüne girsinler
ve böylece hakiki insanlıklarına kavuşsunlar. Çün-
kü hakiki insan olmak, ancak yüce Yaratan'dan baş-
kaşına kul olmamakla gerçekleşir. Diktatörlere veya
kendi benliklerine kul olmayı kabul etmiş olanlar, as-
la hakiki insanlığa çıkamazlar. Ama zaman, hakiki in-
sanlığa yükselme zamanıdır. Ve bu çağ da, bu za-
manın son fırsatıdır. Yeryüzü halkları bu son fırsatı
kaçırmamalıdır. Bu fırsatı ganimet bilenler, Hz.
Mehdi ve Mesih'in misyonuna hizmet etmiş olacak-
lardır. İşte, hizmet budur. Ne büyük hizmet! Hz. İsa'
ya, Musa'ya ve Muhammed'e inananlar bu hizmet-
ten nasipsiz kalmamalıdır.

    Tanrı tektir. Mehdi ve Mesih, Tanrı'nın elçisidir.

Not 1: Saddam Hüseyin, Allah'ın Mehdisi'ni din-
lemedi, kellesini kaybetti. Eğer dinlemezse, Esad
da kaybedecek.

Not 2: Taliban, El-Kaide lideri için kendini ve Afga-
nistan'ı yaktı. İran da, El-Esad için kendini ve ülke-
sini yakmamalıdır.

Not 3: ABD'nin operasyonu, bir "macera arama"
değil, "bir katliamcıyı cezalandırma"dır.

Not 4: İran'ın dinî ve dünyevî liderleri, ABD'ye "em-
peryalist" diye küfrederken, kendilerinin de Suriye'
de "zulmortakçısı" ve "katliamcı destekcisi" olduk-
larını ve ABD'nin Irak'taki hatalarını onun yüzüne
vururken de, Saddam'ın devrilmesiyle Alevîlerin öz-
gürleştirilmiş olduğunu unutmamalıdır. Ne yazık ki,
20 milyon insanın özgürleşmesi için yüz binlerce in-
san ölmek zorunda kalabiliyor. Yani; özgürlük ucuza
malolmuyor. Ama 20 milyonun özgürlüğü için değ-
mez mi? Yoksa Irak'ta diktatörlüğü geri mi getire-
lim? Madem bunu istemezsiniz, o halde Suriye'deki
15 milyon insanın özgürleşmesine neden engel o-
luyorsunuz? Yoksa onlar müslüman değil mi? Yok-
sa burada da mezhepcilik mi yapacaksınız? Yazık-
lar olsun sizin mezhepçiliğinize! Hz. Muhammed
mezhepçi miydi? Hz. Ali mezhepçi miydi? Şah'ı de-
virmek hak, Esad'ı devirmek haksızlık, emperyalist-
lik ha!? Yazıklar olsun! Milyon kere yazıklar olsun!

Not 5: Esad'ın hakettiği cezâ; onun kellesinin alın-
masıdır. Onun cezâsını vermeyenler, "biz adâletli-
yiz" dememelidir.

Not 6: Suriye bölünmeyecektir. Çünkü orada, onun
bölünmesini gerektirecek birbirine düşman ve zıt
büyük halk kitleleri yoktur. Esad'ın kendine özel bir
devlet kurmasına ise izin verilmeyecektir. Çünkü
onun hakkı, devlet kurmak değil, hesap vermek ve
cezâ görmektir.

Not 7: Zâlimleri cezâlandırmadan barış gelmez. Ba-
rış istiyorsak, Esad'ı ve ardındakileri cezâlandırmak
zorundayız. Hak ve Adâlet de bunu gerektirir.

Not 8: ABD'nin, operasyon için kongreye başvur-
ması, işin "dürüstlük ve namusluluk yönü"dür. Ope-
rasyon onayı için Birleşmiş Milletler'e gitmemek
daha iyidir. Çünkü BM'nin yapısı demokratik değil,
daha çok diktatoriktir. Bu yapının süratle değiştiril-
mesi gerekiyor. Bu değişim için de, demokrasiyi
kabul etmeyen ülkeler bu teşkilâttan çıkarılmalı ve
oylamalar da demokratik usullere göre yapılmalıdır.

Not 9: Suriye sorununu çözmek, İslâmlı Ülkeler'e
yakışırdı. Fakat gerekli birlikleri ve güçleri bulunma-
dığı için bu iş ABD'nin üzerine kalmıştır. ABD ope-
rasyonu, "kâfirin kılıcı" değil, "hakkın kılıcı"dır. Çün-
kü bu kılıcı tutan eller; hem İsa'ya, hem Musa'ya ve
hem de Muhammed'e inananlarındır. Yüz yıl önce-
sinde yaşamıyoruz. Olayları, şimdiki şartlara göre
değerlendirmeli ve hükmü de ona göre vermeliyiz.
Hem, iş başında olan çağımızın Mehdisi, yanlış hü-
küm vermez. Çünkü o, yüce Allah'ın izni ve yardı-
mıyla hareket eder.

Not 10: Yeni Çağ'ın Mehdisi'ne uymayanlar; bilgide,
eylemde ve hükümde noksan kalırlar. Gerçek Meh-
di; yüce Allah'tan bilgi, ışık ve elçilik alandır. Bu el-
çilik, peygamberlik değildir. Yani elçi, Allah'tan yeni
ayetler almaz, ancak yeni bilgiler alır. Yalnız bu nok-
tanın bir istisnası vardır, o da; Kur'anın bir özeti Hz.
Mehdi'nin kalbine indirilerek, Kur'an hakkında mey-
dana getirilen şüphelere karşı onun kalbi sağlam-
laştırılmıştır.

Not 11: İslâmlı Ülkeler bütün bunlardan anlamalıdır
ki, eğer bir birlikleri yoksa, onlar hiç birşeydirler. Bu
durumdan kurtulmak isterlerse -ki istemek zorunda-
lar-, o halde Avrupa Birliği'ne kabul edilmeyen Tür-
kiye'nin etrafında birer birer toplanmaya başlamalı-
dırlar. Bu istek, Hz. Mehdi'nin emridir.

Not 12: Esad'ın cezâlandırılmasını isterken hedefi-
miz savaş değil, barıştır ve barış olmalıdır. Fakat
barışın şartlarını yerine getirmeyenler, barışı haket-
mezler.

Zaman:  Yeni Çağ'ın onüçü, Eylül başı.
Mekan:  Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut:   Muranizm.

                                                  YAYINLAYAN
                                      AVRUPA  MURANİSTLERİ

                                      *   *   *