Samstag, 21. August 2010

KUR'ANİSTLER ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR 5

KUR'ANISTLER ATEISTLERE CEVAP VERIYOR 5

(Bu bildiride, yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde ateistlerle yaptigi tartismalari yayinliyoruz. Bu bildiride gecen
agir sözler, bütün ateistlere degil, Kur'ana ve dinine karsi mücâdele
veren ateistleredir.)

Bayan Nilgün,

Dediniz: "Dinlerin hepsini rafa kaldırmalıyız!"

Olur efendim, siz emredin! Ama önce kaldirdiginiz dinlerin yerine
hangi dini koyacaginizi belirleyin. Ancak bu belirlemeden sonra
biz geregini yapariz. Eger kaldirdiklarinizin yerine koyacaginiz sey
Islâmiyetten daha üstün ise, o zaman sizin teklifinize uyulabilir.

Dediniz: "(Örneğin Hz.İsa'nın gerçek olmadığı ciddi bir bilimsel
iddiadır ancak bu gerçek ne müslümanlar ne de hıristiyanların
umurundadır:)"

Hem: "Ciddi bilimsel bir IDDIA'dir" diyorsunuz, hem de;
"GERCEK" diyorsunuz. "Iddia"lar ne zaman "gercek" oldu,
bayan Nilgün? Kur'andan üstün kitabinizi getirip ortaya
koymadikca, iddialara "gercek" diye sarilmaya devam etmekten
baska careniz yoktur, bayan Nilgün! Ama bu caresiz sapikliktan
kurtulmak mümkündür: Kur'ana teslim olun, kurtulun!

Dediniz: "Hakperest'e gelince, sanırım bizim gibi ateistleri
cehennemle tehdit etmekten ziyade, bizi kurtarmak adına
kendi inancı doğrultusunda uyarmaya çalışıyor. Ancak,
domuz bağından, canlı bomba cihadcılarından engizisyona,
hatta son yılların modası, öteki ile empati kurarak misyonerlik
yürütme yoluyla, yani aldatma yoluyla insan haklarına tecavüze
kadar dinlerin sebep olduğu felaket ve gütme faaliyetlerini
düşünüp KENDİNİ DİNDEN KURTARSA daha iyi olur
kanısındayım."

Islâmiyet, kendilerine saldirilanlara karsi savas izni verir, ama
teröre ve haksiz savasa izin vermez. Bazi dinlilerin hatalari,
Islâmiyet'e mal edilemez. Onlarin hata ve günahlariyla Islâmiyet
söndürülmez. Polisin icinde de suclular var; polis teskilâtini
kapatalim mi? Ögretmenlerin icinde de ahlâksizlar, tacizciler,
bilmemneciler var; ögretmenligi kaldiralim mi? Veya bilim
adamlari icinde de pek cok tehlikeli kimse bulunabilir; bilime
yasak mi koyalim?

Eger beni ben yaratmis olsaydim, o zaman dine ihtiyacim kalmaz
ve dinden kurtulmama da gerek olmazdi. Sizi siz yaratmadiginiz
icin, siz de dine muhtacsiniz! Eger Allah'a teslim olusu kabul
etmezseniz, kendinize baska bir din arayacaksiniz veya dinsizligi-
nizi din yapacaksiniz ve yapmissiniz! Ama bilmelisiniz ki, dinsizlik
dini, sizi cennete ulastirmaz. Siz kendinize, sizi cennete ulastiracak
bir din arayiniz. Allah'a teslim olus dininden baska da, sizi cennete
ulastiracak bir din bulamazsiniz. Vakit fazla gec olmadan, Kurtulus
Dini'ne kapagi atmaya bakin. Cünkü önünüzde kabir, ardinizda da
hic öldüremeyeceginiz ölüm arslani bulunuyor. Fakat siz, icinde
bulundugunuz "BÜYÜK TEHLIKE"den önce, ortasinda yasadi-
giniz "HAYAT CENNETI"nin "kim" tarafindan ihsan edildigini ve
karsiliginda da ne istendigini bilseniz ve arastirsaniz daha iyi olur.
Din düsmanligi yapmakla bir yere varamazsiniz!

Bayan Deniz,

Dediniz ki: "İsa Mesih'in yaşadığına dair müslüman ve hristiyanların
incil ve Kur'an dışında ciddi bilimsel deliller ortaya koymaları lazım."

Bilgi'nin birinci kaynagi; Allah'in indirdigi olan "Ilâhî Bilgi", ikinci
kaynagi da; inceleme, arastirma, deney ve gözlemle elde edilen
"Insanî Bilgi"dir. Birinci kaynak olan Kur'an bize Hz. Isa'nin varligi
ve yaşamisligi hakkinda yeterli bilgiyi vermektedir. Ikinci kaynagin
verecegi bilgiler de olabilir. Meselâ tıb ilminin keşfettigi "tüp bebek"
olayi, Hz. Isa'nin mûcize olarak babasiz dünyaya gelisini destek-
lemektedir. Yani, bir insan babasiz da dünyaya gelebilir, kadinlar
erkeksiz cocuk dogurabilir. Dolayisiyla Hz. Isa'nin babasiz dünyaya
gelis mûcizesini inkâr etmek mümkün degildir. Demek, Kur'anin
verdigi haberi yalanlayamayiz.

Dediniz ki: "Hayal aleminden çıkıp gerçeklerin dünyasına
döndüklerinde insanlar ağır bir yükten kurtulmuş gibi
ferahlayacaklar, dinlerin baskısından kurtulmanın vakti
geldi de geçiyor bence."

Allah'a teslim olus dini olan Islâmiyet sizi, akil uydurmasi olan bütün
sahte dinlerin ve dinsizliklerin agir baskilarindan kurtarip, gercege
iletebilir, hayal dünyasindan cikarabilir. Dinsizlerin dünyasi, bir "hayal
âlemi"dir. Cünkü bu dünya, bir müddet sonra ellerinden cikacaktir.
Gercek Din Islâmiyet ise, elden cikmayacak ebedî bir dünyayi
vaadetmektedir. Gecici bir dünyayi yaratmayi bilmis bir Allah, ebedî
bir âlemi yaratmayi da bilir. Madem ölümsüz bir âlemi varetmeyi
vaadetmis, elbette bu vaadini yerine getirecektir.

Dediniz ki: "Fakat benim dinlerin karşısındaki alternatifim ateizm
değil mistisizm, dinlerden bağımsız saf maneviyat..."

Mistizizm, elbette ki ateizmden iyidir. Fakat mistizizm, toplumsal
bir varlik olan insan icin yeterli degildir. Cünkü insan yalnizca kalp-
ten ibaret bir varlik degildir. Insanin kalbten baska "akli" vardir,
"ruhu" vardir, "bedeni" ve bu bedenin sayisiz istekleri vardir. Onlari
ve isteklerini tatmin edecek ve karsilayacak din ise, ancak Islâmi-
yet'tir. Islâmiyet, toplumun "düzen" ihtiyacini da karsilamakta ve ona
ve bireyine denge, düzen ve ölcü kazandirmaktadir. Islâmiyetten
daha olgun ve mükemmel bir din bulamazsiniz. Ayrica bu âlemin ve
evrenin sahibi yüce Allah, Islâmiyetten ve onunla uyumlu olan dinler-
den baskasini din olarak kabul etmemektedir. "Ben, mistizizmden
baska din tanimam" derken, Allah'a vereceginiz hesabi da düsünme-
lisiniz. Dinsizlerin, din düsmanlarinin ve Islâmiyet aleyhtarlarinin Islâ-
miyet hakkinda kopardiklari gürültülerden ürküp, Islâmiyetten kacma-
malisiniz. Kacarsaniz, cok sey kaybedersiniz. Ama secim, yine de
sizindir.

Bayan Nilgün,

Demissiniz: " Pozitif hukuk kaynağı teosantrik değildir!
Tam tersine, kaostan kozmosa geçişte, yani kültürler
geliştikçe, korunmak ve güvenlik için bir arada yaşamanın
gerektirdiği karşılıklı haklara riayet etme zorunluluğundan
dolayı insanlar ahlak ve hukuk kurallarını KENDİLERİ
geliştirmişlerdir. Dinlerdeki yasaların kaynağı budur."

Insanlar hukuk ve ahlâk kurallarini "kendileri" gelistirmemislerdir
ve gelistiremezler. Cünkü insanlarin buna yetecek "akil"lari yok-
tur. Yeterli akillari olmadigi icin, hukuk ve ahlâk kurallarini ancak
Allah'in gönderdigi "din" ve ilham ettigi "bilgi" sayesinde olustura-
bilmislerdir. Eger Allah'in gönderdigi din ve bilgi olmasaydi, insan-
lar konusmayi bile beceremezlerdi; ki, hukuk ve ahlâk üretebil-
sinler! Tabii Allah'a inanmayan ateistler icin bu gercekleri kabul
etmek mümkün degildir.

Demissiniz: "Eski medeniyetlerin gün ışığına çıkarılması,
8-10.000, 50.000 yıllık kazılar son yüzyılın çalışmalarıdır.
Ondan önce medeniyetlerin başlangıcı ile ilgili fazla bilgi
olmadığından Yahudi/Hıristiyan/İslam kutsal kitap metinleri
herşeyin kaynağı addedildi."

Hitit medeniyetinden önce de "din" vardi. Cünkü Allah'in din
göndermeye baslamasi, Hz. Musa ile degil, ilk insan Hz. Âdem
ile baslamistir. Dolayisiyla Hititler de medeniyetlerini, ilk insan-
dan itibaren gönderilmeye baslayan din ve onun ahlâk ve adalet
ögretilerinin etkisi sayesinde kurabilmislerdir. Yoksa, dinin etkisi
olmasaydi, o "medeniyet" kurdugu iddia edilen milletler, "ilkel"
varliklar olarak kalacaklardi. Ama siz, yine de, Allah'i ve O'nun
gönderdigi dinleri inkâr etmeye devam edebilirsiniz. Inkârin sonu
atestir, saadet olamaz. Cünkü dünya ebedî degildir, sahipsiz de
degildir. Sahibi ise, yerin gögün essiz yaradani yüce ALLAH'tir!
O'ndan baska da gercek bir ilah yoktur. Bu ilahligin son üc
duyurucusu da: Musa, Isa ve Muhammed'dir. Onlarin ruhlarina
selam ve rahmet olsun.

Demissiniz: "Şimdi bakıyorsunuz, Hitit medeniyetinin öyle bir
hukuk sistemi var ki, İslam'dan üstün. Ama teosantrik değil!
Düpedüz kanun. Örneğin, Hitit kanunu 'uzva zarar getiren ceza
verilemez' diyor. Gidin, tabletlere bakın...İslam ne yapmış? Bu
halkları (paganları)cahil cühela, ilimsiz, kitapsız diye MAHKUM
etmiş. Bu mahkumiyet Tanrı'dan değil, düpedüz BİLGİSİZLİKTEN."

Hitit medeniyetinin hukuku Islâminkinden üstünmüs: Cünkü bu
medeniyetin kanunu: "Uzva zarar getiren ceza verilemez" diyormus!
Sevsinler sizin üstün medeniyetinizi! "Uzva zarar getiren ceza",
yani: Kisas, "dogal adalet"tir. Ve bu dogal adalet, henüz medeniyete
yükselmemis kabile ve toplumlar icin en mükemmel adalettir. Ama
Islâmiyet bu en mükemmel adalete şunu da eklemistir: "Isterseniz,
size verilen zarari affedebilirsiniz. Allah da affedenleri sever." Hangi
hukuk daha üstünmüs? Ey medeniyet kafalilar! Önce ilkel toplum-
larda yaşamasini ögrenin. Ondan sonra gelin, medeniyetcilik
taslayin!...

Demissiniz: "Etik kurulda ilahiyatcinin işi yoktur."

Buna siz karar veremezsiniz. Ancak halk ve onun cogunlugu
karar verebilir. Halk cogunlugu da "Müslüman"dir. Müslüman
halk da elbette ki, bilimin onun dini aleyhinde kullanilmasini
istemez. Bunun icin de din ve bilimin uyusturulmasi ve (halkin
düzen ve yasantisini ilgilendiren konularda) birlikte hareket etmesi
gerekir. Gercek din ve bilim, birbirleriyle catismazlar. Catisiyorlarsa,
ya bilimde hata vardir, ya da dinde. Islâmiyet dininde bir hata ola-
mayacagina göre (cünkü akil üretimi bir din degil, Allah indirmesi
bir dindir), bilim de onunla catisamaz. Eger catisirsa, bu catismanin
sebebini o bilimin henüz olgunlasmamisliginda aramaliyiz. Bu tak-
dirde o bilimin olgunlasmasini beklemek zorunda kaliriz. Dinin farz
gerekleri reddedilemez. Ve bu konu, ateistlerin keyfine birakilamaz!

Bayan Nilgün,

"(Hititler), ALLAH'IN HİÇ DAHLİ OLMADAN kendi
dönemlerine uygun, mükemmel bir hukuk sistemi oluşturmuşlar.
İslam hukukunda Allah nelerle uğraşıyor? Peygamber hangi
kanunla kölesinin karısıyla evlensin! Hitit kanunları yanında
İslam'ınkine hukuk sistemi demek traji-komiktir" demissiniz.

Hititler'e Allah'in din göndermedigini nereden biliyorsunuz?
Hititler gökten zenbille mi indi? Hititler, baska medeniyetlerin
devami olamaz mi? Olursa, o medeniyetler dinden nasipsiz mi
olmuslardir? Deliliniz nedir?

"Hititler'in, M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu'ya göç ederek yerli
Hatti Beylikleri üzerinde hakimiyet kurdukları bilinmektedir" bilgisi
dogruysa, bu halde onlar göc etmeden önce icinde bulunduklari
toplum veya millete gönderilmis olan din veya Peygamberden
faydalanmis olamazlar mi? Gecmisin biraktiklarindan yararlandik-
lari bilgileri inkâr edebilir misiniz? Bu bilgiler icinde Allah'tan gön-
derilen dinlerin etkisi olmadigini nasil isbat edeceksiniz?

Tabii, Allah'i inkâr ettiginiz müddetce, O'nun "din gönderdigi"
gercegini de yalanlayacaksiniz. Bu yalanlama ile de gecmis toplum
ve milletlerin sahip olduklari üstün hukuk bilgisinin de, onlarin
"süper akillarinin bir meyvesi oldugu" hükmüne varacaksiniz.
Sevsinler sizin hükmünüzü! Sevsinler sizin aklinizi! Allah'i inkâr
ettiginiz müddetce varacaginiz sonuclar hep yanlis cikacaktir. Bu
yanlislardan ancak Allah'a inancla kurtulabilirsiniz.

Siz, Islâm hukukunu elestirmeyi birakin da önce kendi trajikomik
halinizi düzeltin. Ve kendinize sorun: Allah yoksa, siz nereden
ciktiniz? Sizi madde mi cikardi, yoksa tesadüf mü? Yoksa siz,
sizden mi ciktiniz? Sahi, siz nereden ciktiniz? Oysa siz, yetmis
yil önce dünyada bir "yok"tunuz. Ve 15-20 yil icinde de yeniden
"yok" olacaksiniz. Simdi en önemli soruya geldik: Acaba sizi
yokluktan "kim" cikardi? Yoksa "kim"in yerinde bir "sey" mi var?
O sey nedir? O sey sizi yapabilir mi? Allah'a inanmazsaniz,
seyler tarafindan yapildiginiza inanmaya hazir misiniz?

Bayan Nilgün,

Demissiniz: "Hiç değilse şu çelişkiyi görün: Allah herkese din
gönderdiyse Kuran putperesti niye mahkum etti? O takdirde
putperest de Allah'ın dinine inanıyordu!"

Kur'anin putperesti mahkûm etmesi, putperestlerin Allah'a
inanmayi kabul etmemesindendir. Putperest, Allah'a inanmaz;
akliyla uydurdugu puta tapar.

Demissiniz: "Bizi yokluktan kim çıkardı? Bu çok basit sorunun
cevabı:BİLMİYORUZ. Bilmiyoruz, yokluktan mı çıktık, hep mi
vardık? Ama siz büyüklük taslayarak BİLDİĞİNİZİ iddia
ediyorsunuz. Tanrı yarattı diyorsunuz. Biz daha alçak gönüllüyüz.
Hiç değilse BİLMEDİĞİMİZİ BİLİYORUZ. Sonra da
modernizm insanı Tanrı yaptı derler; YANLIŞ. Herşeyi bildiğini
idda eden DİNDARLARDIR aslında. Hem de bir peygamberin
sübjektif algısının nakli bilgisine dayanarak.... Siz buna bilmek mi
diyorsunuz?"

Bizi yokluktan kimin cikardigini biz, Kur'an vasitasiyla
BILIYORUZ. Bu bilgi, "büyüklük taslama" degil, INANCTIR,
INANC! Sizin bilgisizliginiz ise; "alcak gönüllülük" degil,
INKÂRDIR, INKÂR!

Dindarlar, "herseyi bildigini" iddia etmez. Onlar ancak "Allah'in
ögrettigi kadarini" bilirler. Her seyi bilen ve ögreten ise: Allah'tir.
Kur'an, bir Peygamberin "subjektif algisi" degil, insanin sahibi
Allah'in bir "indirmesi"dir. Siz inanmasaniz da bu böyledir! "Hayir"
diyorsaniz, getirin Kur'andan üstün kitabinizi, iddianizi isbatlayin.

Islâmiyete karsi verdiginiz mücâdele, sizi ancak cehenneme
ucurur. Siz asıl bu cehennemden kurtulusun mücâdelesini
vermelisiniz. Cünkü (sizce "ebedî yokluk kuyusu" olan) kabir,
sizi bekliyor. Ona girmenize cok az bir zaman kaldi. Yok olusa
düsmekten kurtulmak isterseniz, kurtulus; Allah'a, Ötedünyasina
ve Kitabina inanista. Bunun disinda kurtulus yoktur. Kurtulus'u
kazanmamis olanlari da ebedî bir cehennem bekliyor. Ölümü
öldüremiyen, bu cehennemden kurtulamaz. Istemeden dogdugu-
nuz gibi, istemeden diriltileceksiniz. Allah karsinizda sizi bekliyor...
Gururu birakin, kalbinizi acin, O'na koşun yeter! Ama unutmayin;
vaktiniz cok az! Gecen saniyeleri aleyhinize işletmeyin. "Kazanan"
olun...

Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Freitag, 20. August 2010

KUR'ANİSTLER ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR 4

KUR'ANISTLER ATEISTLERE CEVAP VERIYOR 4

(Bu bildiride, yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde ateistlerle yaptigi tartismalari yayinliyoruz. Bu bildiride gecen
agir sözler, bütün ateistlere degil, Kur'ana ve dinine karsi mücâdele
veren ateistleredir.)

Nilgün hoca dedi:

"Böyle yapıldığında ise dinlerin anlamı kalmıyor. Hani meşhur,
Tanrı mı bizi, biz mi Tanrı'yı yarattık sorusu doğal olarak Tanrı'yı
bizim yarattığımız cevabı ile sonuçlanıyor."

Cevap 4: Allah'a inanmayanlar, dinlerini kendileri yaratir. Ama
Kur'anlilar, Allah'in indirdigini din yaparlar. Dedim ya: "Allah'a
inanmayanlar, Kur'ana inanamaz" diye. Iste siz de inanamiyorsunuz.
O kadar!

Nilgün hoca,

Sizin "kurtulus" saydiginiz "dünyada iyi olmayi yakalayabilmek"
gayreti de, "Allahsizca bir gayret" oldugundan, bizim dinimiz
karsisinda "BOŞ BIR GAYRET"tir. Bu "boş gayret"ten kurtulmak
isterseniz, dünyanizi ve calismalarinizi Allahlilastiriniz.
Yoksa kayiptasiniz! Siz, kazanca gelin, kazanca... Kazanc,
Allah'a inanis ve O'na teslim olusta.

Bayan Nilgün'e

Eger Kur'anin bütün ayetlerini cürütecek bir bilgi ve biliminiz
veya ondan daha üstün bir kitap getirmeye gücünüz varsa,
cikarin ortaya. Eger cikaramazsaniz, Allah'a inancsizliginiz
büyük bir haksizliktir. Bu haksizliktan kurtulmak icin O'na
inanip teslim olmak zorundasiniz. Cünkü bu evreni ve
icindekileri siz yaratmadiniz. Kur'an bunun kanitidir.

Siz dine "kör inanc" diyorsaniz, biz de dinsizlige "dünyanin
en büyük sapikligi" diyoruz. Kur'ana inanc yoksa, bu
sapikliktan da kurtulus yoktur.

Bayan Nilgün,

Dediniz ki:"Hz. Muhammed Kuran'ı yazmadı ve kitap halinde görmedi!
Yazanlar ve derleyenler ya hata yaptılarsa? Yapmadıklarından nasıl
emin olabiliriz? Ne kadar doğru kimseler olurlarsa olsunlar, onlarda
PEYGAMBER VASIFLARI YOKTU. İnsan eli ve hafızası bu. Hata
yapılmış olması yapılmamasından daha büyük ihtimal dahilinde.
Ne de olsa yıllar alan bir süreç içinde ve farklı mekanlarda
ortaya çıkmış. Kuran'ı kelimesi kelimesine Allah'ın kitabı
saymak için elimizde yeterli delil bulunmamaktadır."

Ben de diyorum ki: Ya durum, sizin iddia ettiginizin
aksine ise? Yani: Ya Kur'an, Allah'in korumasi altinda
cok iyi korunmus bir Kitap ise? Kendinizi bu zit duruma
göre de ayarlamaniz gerekmez mi? Gerekir tabii ya! Cünkü
Kur'an, yalniz yazi üstünde birakilmis bir Kitap degil. O ayrica;
Allah'in, âlimlere ilham edilen bilgileri ve Evliya'nin kalblerine indirilen
Kur'an özetleriyle de koruma altinda tutulmustur. Eger bu ikili koruma
olmasaydi, belki o zaman sizin iddianizca süphe icinde olmak gerekirdi.

Bayan Nilgün dedi: "Sorgulamadan imana şartlanmış beyinden
başka ne beklenebilir ki?"

Allah'a iman işi, kalb işidir. Kalbin sorgulamaya ihtiyaci yoktur.
Ancak şüphesi olan sorgular. Şüphesi olmayan neyi sorgulayacak?

Bayan Nilgün sunlari da demis: " Ben hem Atatürkçü hem de Batı
eğitiminden geçmiş, yaşlıca (Arnavut kökenli) bir Türk kadınıyım.
Sizin beyinleri hurafeyle yoğrulmuş Kuran kursçu nineleriniz gibi
köşemde oturup ahiret için dua etmek ve yün örmekle vaktimi
öldürmüyorum. DÜŞÜNÜYOR VE TARTIŞIYORUM."

Sizin dünya dolusu düsünce ve tartismalariniz, bizim imanli
ninelerimizin Allah'a inanc ve duasi yaninda "sifir" eder. O sifirinizin
hükmü de kabre kadardir. Oradan ötesi icinse, "hic"tir. Yani bütün
gayretiniz hiclik icindir. Hiclik icinde olanlarin "ben vakit
öldürmüyorum" demelerine bilmem ne denir!

Bu vakit katliaminizi ne zaman göreceksiniz bayan Nilgün?
Yaratmadiginiz kâinatin Sahibi'ni tanimakta gec kalmiyor musunuz?
Yoksa madde ve atomlarin ilahligina mi kul oldunuz?
"Sorgulama"niz ne zaman sona erecek? Yoksa: "Benim sorgulamam
bitti. Benim Tanrim, benim aklimdir" mi diyeceksiniz? Sahi, bu
evreni sizin akliniz mi yaratti? Yoksa, evren mi akli yaratti?

Siz sorgulamaya devam edin...

Cevap ararsaniz, KUR'AN'da!


Bayan Nilgün,

"Ahlâkin kaynagi din degildir" diyorsunuz. Fakat bu iddia, ateistlerin
görüsüdür. Oysa sizin inanmadiginiz Allah, ilk insandan baslayarak
bütün toplumlara din göndermistir. O toplumlar da ahlâkini bu din ile
olusturmuslardir. Allah'in indirdigi din, insanlara daima güzel ahlâki
emretmistir. Bu ahlâk ise, insani insan eder. Eger insanlar insanlik-
tan cikmis iseler, onlarin ahlâki bozulmus demektir. Ahlak bozulmasi
ise, dinin emirlerinin terkedilmesinden dogar. Siz, dininden uzaklas-
mis insanlara istediginiz kadar seküler egitim verin, onlari insanlas-
tiramazsiniz. Meselâ bir doktor cok iyi bir egitim almistir. Fakat
kalbinde din duygusu olmadigindan, organ mafyacisi olmustur. Veya
daha cok para kazanmak icin saglam hastalarini hasta etmistir. Yani
dinsiz egitim, insanlari belki bilgisizlikten kurtarir, ama onlari insan
etmez. Bir ilkellikten kurtarir, baska bir ilkellige atar. Böylece insanlar
medenî bir toplumda yaşadiklari halde "medenî ilkeller" olarak boy
gösterirler. Istanbul'da ve Avrupa sehirlerinde etrafiniza şöyle bir bakin;
yari medenî-yari ilkel pek cok insan göreceksiniz.

(Belki siz, o doktor misâline "istisna" diyeceksiniz. Ama din duygusu
olmazsa, o istisnalar "kaide" olur.)

Hem Türk halkinin yüzde sekseni, Kemalizmin dayatmalari ve dini
ortadan kaldirma calismalari sonucu Islâmî yaşantidan uzaklasmistir.
Islâmî yaşantidan uzaklasmis bir halkin "namus yüzünden kiz
cocugunu öldürmek" gibi örf-âdet saplantilari, dine mal edilemez.
Cünkü dindar bir toplumda fert, namussuzluga girmez. Namussuz-
luga girmezse, ceza da görmez. Evet din, namussuzluk edene bir
ceza verir. Fakat Islâmin zina edene getirdigi ceza, dayak veya
hapistir. Öldürme degildir. Hem hükümler sartlara göredir. Ferdin
hak ettigi sey ona verilmez de, o da bir suc islerse, o suc, suc
olmaz. Sucsuz sucluya ceza vermek de haksizlik olur. "Töre" diye,
"âdet" diye insanlarin suclanip cezalandirilmasinin asli budur. Yoksa
din, ilkellik ve vahşeti emretmez. Cünkü Islâmiyet, geldiginde diri diri
topraga gömülen kiz cocuklarini kurtariyordu. Eger simdi kiz cocuk-
lari diri diri kesiliyorsa, anlamaliyiz ki, o insanlar Islâmdan uzaklas-
mistir. Hem, devletin oldugu yerde ferdin cezasini aile, toplum ve halk
veremez. Verirse, adaletsiz olacagindan zulüm olur. Bu zulüm de,
dinin hak ve adalet emrini cignemekten cikar. Bu da, insanlarin
dinden uzaklastirilmasindan dogmaktadir. Yoksa dinin emrettigi
ahlâk, insanı insan eden ahlâktir. Dinsiz veya din disi ahlâki töre
yapanlarin töresi, "Islâm" degildir. Islâm, insanlari ilkellikten cikarip,
onlari medenilestirmek ve insanlastirmak icin gelmistir. Bunun tersi
oluyorsa, o din yanlis anlasilmis demektir. Bu da, bir yenilenmeyi
gerektirir.

Bayan Nilgün'e

Eger Kur'anin bütün ayetlerini cürütecek bir bilgi ve biliminiz
veya ondan daha üstün bir kitap getirmeye gücünüz varsa,
cikarin ortaya. Eger cikaramazsaniz, Allah'a inancsizliginiz
büyük bir haksizliktir. Bu haksizliktan kurtulmak icin O'na
inanip teslim olmak zorundasiniz. Cünkü bu evreni ve
icindekileri siz yaratmadiniz.

Bir ateistin inkâriyla Hak din, bâtila dönüsmez; din gercekligini
kaybetmez. Kör bir adam günesi inkâr etse, milyarlarca insan
onu yalanlar ve trilyonlarca canli, günesten faydalanmaya devam
eder. Bir ateistin de kalp gözü kördür. Din günesini inkâr eder.
Ama onun inkâri ne dini, ne de Allah'i yok eder. O ancak kendi
mânevî dünyasini karanliga gömer ve bilim bastonuyla da yolunu
görmeye calisir. En sonunda da gider cehenneme yuvarlanir.
Inanc körlerine acimak lâzim! Fakat zarara kendi rizasiyla girene
merhamet edilmez... Öyle ise: Cehenneme ugurlar olsun!

Nilgün hanim'a,

Ben sizi cehenneme ugurlamistim. Artik sordugunuz "Allah'i kim
yaratti" seklindeki sualinizin cevabini da orada alirsiniz. Ama
istikametinizi degistirip cennete girmeniz de mümkün. Bunun icin
de; Allah'in ezelî bir Varlik oldugunu ve yaratilamayacagini kabul
etmeniz ve O'na inanip teslim olmaniz gerekir. Secim sizin!

Nilgün sordu: "İslam BAŞINDAN beri vardı, diyorsunuz ama
Kuran'daki bazı emirler insanlığın başlangıçtaki durumunda
uygulanamayacak biçimde.

Örneğin:
1. Kuran'da kan/kanlı şey yemek yasak (yanlış hatırlamıyorsam).
Peki insanlar ATEŞİ bulmadan önce nasıl kan yemeden beslene-
cekti? (Vejeteryanlık empoze edilmediğine göre)

2. Kumaş yokken kadın 'başından aşağı, omuzlarına kadar' neyle
örtünecekti?"

Cevap: Islâm, yani Allah'a inanc ve O'na teslim olus, ilk insan ve
ilk Peygamber Hz. Âdem'le basladi. Fakat Allah, insanlarin haline
ve ihtiyacina göre ayet indirir, din gönderir. Bir kadinla bir erkekten
ibaret olan iki insana Kur'an indirmeye gerek yoktu. Onlarin ihtiyaci
üc-bes sayfalik bir kitapcikti. Toplumlarin sayisi arttikca ve
ihtiyaclari cogaldikca sayfa sayisi da artmistir. Kur'an, Hz. Âdem'e
degil, Hz. Muhammed'e indirilmistir. Hz. Âdem, kendine
indirilmeyen bir Kitap'tan sorumlu degildir.

Dolayisiyla Hz. Âdem'in, eti pisirmeden kanli kanli yemesinde bir
kusur yoktur. Cünkü Allah, insanlara güc yetiremeyecekleri bir
sorumluluk yüklemez ve ondan sorumlu tutmaz. Cünkü O, adalet
sahibidir. Fakat, Hz. Âdem'in, eti pisirmeden yedigini de iddia
edemeyiz. Cünkü Allah ona etin nasil yenecegini ve pisirilecegini
ögretmistir. Ilk bilgiler Yaratan'dandir. Yaratan'in ögretmesi
olmazsa, insan ilkellikten cikamaz. Dolayisiyla, "ilk insan medenî-
dir" diyebiliriz. Zaten Hz. Âdem cennette hayat sürmüs bir kimse
oldugundan, o orada medeniyetin en şahanesini görmüstür. Bu
sebeple onu "ilk ilkel insan" olarak kabul etmek dogru degildir.
Belki ona, "ilk medenî insan" demeliyiz.

Ikinci soru: "Kumaş yokken ciplaklik nasil giderilecekti?"

Hz. Âdem'le Havva, iki kisiydi ve birbirlerine mahremdiler, aralarinda
haramlik yoktu. Ciplakliklarina da günah yoktu. Fakat ciplaklik
insana yakisan bir durum olmadigindan, Allah onlara nasil
örtüneceklerini de ilham etmis, ögretmistir.

Fakat Allah'i kabul etmeyen ateistler icin bunlar mümkün degildir.
Cünkü evreni onlar yaratmistir. Her seyi ancak onlar bilir!..

Bayan Nilgün Öven,

Dediniz ki: "Hıristiyanlık Yahudiliğin, İslam Hıristiyanlığın sapması
olmasaydı eskiler yenileri tanırdı."

Eskiler, yeninin sapma olmasindan degil, kendi sapmalarini
göremedikleri icin yeniyi tanimazlar. Eskilerin yeniyi reddede-
bilmeleri icin ellerinde cok iyi ve üstün bir delilin bulunmasi
gerekir. Yeniye "sapma" diyenlerin, ellerinde gecerli bir delili
yoktur.

Ve daha demistiniz ki: "Cennet daima bir guruba özeldir, herkes
yalnızca kendi gurubunun kurtuluşa erip cennete gideceğine inanır,
aksi takdirde emirlere bağlanmanın anlamı kalmaz."

Bu iddianiza karsi bakin Kur'an ne diyor:

Bakara 111-112:

"Yahûdi yahut hıristiyan olandan başkası cennete girmeyecek,"
dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: "Doğru iseniz,
delilinizi getirin."

"Hayır, kim işini güzel yaparak özünü Allah'a teslim ederse,
onun mükâfâtı, Rabbinin yanındadır. Onlara korku yoktur
ve onlar üzülmeyeceklerdir."

Merhaba bay/bayan Deniz,

Kur'an ayetleri kiyamete kadar gecerlidir. Kiyamete kadar
gecerli olan bu ayetlerde bir hata yoktur. Hata, onlari yanlis
anlama ve yorumlamadadir. Hatali yorumlama yapip onu
uygulayanlar elbette ki haksizliktadir. Bu haksizliga düsmemeleri
icin kendi keyflerine degil, din bilginlerinin söylediklerini dinlemeleri
gerekir. Hukuku ilgilendiren konularda ise, sartlara göre hükümler
degisir. Sartlar degistigi halde hükümler degismezse, adaletsizlik
dogar. Bu adaletsizlik ise Kur'ana zittir. Yani: Yeni sartlarin yeni
hükümlerine uymak gerekir. Bu hükümlere uymayanlar, Kur'anin
adaletini ezip gecmis olur. Kur'anin adaletini ezip gecmis olan
da, dininin yarisini kaybetmis olur.

Bay/ bayan Deniz,

Islâmiyet; hak ve adalet ve namus, ahlâk, ibadet ve insanlik ve
iyilikcilik üzerine kurulmus bir dindir. Bunlardan birini bozan veya
eksilten bir kimse, dinini bozmus ve eksiltmis olur. Islâmiyeti
terörlestirenler, Islâmiyetten cikar. Cünkü, hangi hallerde
savasilacagi, savunmanin nasil yapilacagi ve saldirinin miktarinin
ne kadar olacagi Kur'anda acikca bildirilmistir. Bu bildiri sebebiyle
El-Kaide veya Cecen terörüne Kur'andan onay cikarmak mümkün
degildir. Keyfî yorumlariyla teröre onay cikaranlarin teröründen
Kur'an sorumlu tutulamaz. Masûm sivillere yönelik terör eylemleri
bir zulümdür. Bu zulme Kur'an izin vermez. Dolayisiyla Kur'anin
hic bir ayetinin üzerine cizgi cekilemez. Ancak hukukla ilgili
olarak, haksizlik ve adaletsizlige sebep olan noktalarda adalet
esas alinarak sartlara göre yeni hükümler cikarilir. Bu hükümler,
Kur'anin esasina zit olmaz. Cünkü Kur'anin temeli; Hak ve
Adalet'tir. Kur'anin bütünlügüne uymayan ve Hak ve Adalet
disina cikan yorumlamalar gecersizdir. Keyfî yorumlamalariyla
Kur'anı bir "terör kitabi" yapanlar, dinden cikar, zalim olur!

"Allah yoktur" diyenler icin:

Ben varsam, Allah vardir. Ben yoksam, baskalari vardir.
Baskalari yoksa, evren vardir. Evren yoksa, Allah yine
vardir. Cünkü simdi var olan evren, Yaratansiz olmaz.
Sonuc: Ben olmasam da Allah vardir! Buna delilim; Kur'andir.
Kur'an yoksa, Allah'in varligindan-yoklugundan sorumlu
degilim. Kur'an varsa, Allah'i tanimaya mecburum. Cünkü
ben O'nun yaratigiyim. Bunun icin derim: Yoktur Allah'tan
baska ilah, teslim oldum o Varliga.

Bir Ateiste cevap,

"Müslümanların da ezici çoğunluğu araştırarak sonradan müslüman
olmuş değil" diyorsun.

Müslüman ülkelerdeki insanlarin müslüman olmalari icin müslüman-
ligi arastirmalari sart degil. Cünkü din sadece akil işi degil, daha
cok kalb işidir. Müslüman bir dünyada dogmus olanlar bir arastirma
yapmis olmasalar da, kalblerinde bir Allah'in varligini biliyor ve hisse-
diyorlar. Ve bu kalbî bilgi ve hissiyatla anne-babalarindan aktarilma
inanclarini sürdürüp gidiyorlar. Ama onlarin icinden bu inancta bir
süphesi olanlar olursa, -Turan dursun gibi- onlar da arastirma yapa-
bilirler. Fakat insanlarin cogunlugu degil ancak yüzde on-yirmi gibi
az bir kismi arastirmaya yönelir. Bu arastirmaci kismin cogunlugu
da yaptiklari arastirma sonucunda Islâmiyetin Hak ve gercek bir din
oldugunu daha iyi görüyorlar. Turan Dursun gibi cok az bir kismi da
icine düstügü süphelerden kurtulamayarak sapitiyor. Ama tabii bun-
lar da cok az bir kisimdir. Sapitanlarin sapitmasi, Islâmiyetin "gercek
din" olmadigini isbatlamaz.

"Kuran’ın müslüman olmayan herkesin ebedi cehennemde kalacağını
söylemesi" diyorsun.

Kur'an bunu söylemez. Kur'an ancak onu inkâr edenleri makûm eder,
cezaya atar. Ama Kur'andan ve Islâmdan haberi olmamis kimseleri
de: "Elci göndermedikce azap etmez". Yani Allah'in dininden lâyigiyla
haberi olmamis ve O'nun dinine karsi düsmanlik göstermemis ve
ona karsi savasmamis kimseleri sorumlu tutmaz ve tutmayabilir.
Cünkü Allah mutlak adildir. O'ndan kimse adaletsizlik ve zulüm
bekleyemez. Bekleyen de yanilmis olur. Kuran'i inkâr eden ve onun
dinine karsi savasanlar ise, cezalandirilmayi ve cehenneme atilmayi
bekleyebilir. Kur'andan daha üstün bir kitap getirip ortaya koymadiklari
veya kendilerinin bir "Tanri" oldugunu isbatlamadiklari müddetce de bu
gercek degismez. Bu gercegi degistirebilecek bir gücü olan var ise,
buyursun ortaya ciksin!

Gitti Emre ve Nilgün, geldi Lora... Hosgeldiniz bayan Lora!

Demissiniz: "Insanların cehennem tehdidiyle birinin peygamberliğini
kabule zorlanmasını ahlaki bulmuyorum. Elinizde duygusal sebepler
dışında hiçbir deliliniz olmadığı halde başkalarını kendi dininizde
olmadıklarından dolayı ateşle tehdit edemezsiniz, kendi hayal
aleminizde yaşıyorsunuz."

Allah'a inanmayan ateistleri cehennemle tehdit eden, ben degilim;
Kur'anda Allah'tir. Biz de bu tehdidi sadece duyuruyoruz. Duyu-
ruyoruz ki, yarin ateistler tekrar diriltilip Allah'a hesap verirken
demesinler: "Bizim bu ceza ve hesaptan haberimiz yoktu!"
"Habersizdik" dememeleri icin, karsilasacaklari cehennemi
simdiden haber vermemiz gerekiyor. Eger cehennemden
hoslanmiyorsaniz, size cennetten de haber verebiliriz. Eger
cenneti istiyorsaniz, Allah'a inanmaniz ve O'na teslim olmaniz
sarttir. "Allah kimdir" mi diyorsunuz? Allah, bu evrenin "Sahibi"
dir. Yani sizin yaraticiniz, yaşaticiniz ve yöneticinizdir O. Evren-
deki yaraticilik, yaşaticilik ve yöneticilik de O'nun görünmez varli-
gini bildirir. Sizin buradaki yazilariniz, siz Lora hanimin göremedi-
gimiz varligini bildirdigi gibi... Sizin yazilarinizi burada internette
görüp dururken, "sizin varliginizi görmüyorum" diye, sizi inkâr
etmem. Sizin varliginiza, "görmesem" de inanirim. Bunun gibi;
ortada yaratilisa, yaşatilisa ve yönetilise muhatap olan ve tıkır tıkır
işleyen bir kâinat varken, onun sahibi Allah'i inkâr edemem. O'nu
gözümle görmesem de, varligina inanirim. Üstelik Tevrat, Incil ve
Kur'an gibi Kitaplari indirmisse ve Isa, Musa ve Muhammed
isimli Peygamberleri de göndermisse, benim Allah'i inkârimin bir
hakliligi ve gecerliligi olamaz.

Demissiniz: "Muhammed'in kendini peygamber ilan etmesi onu
peygamber yapmaz. Kendi peygamberliğinde samimi olsa bile
bu başkalarını bağlamaz. Tüm yeryüzü müslüman oluncaya kadar
insanlarla savaşmaya emrolundum diyen birinin egosunun kurbanı
olmasını insanlardan beklemeyin. Sizler Muhammedin karizmasının
etkisinde büyülennmiş olabilirsiniz ama herkes sizin gibi sarhoş
değil."

Hz. Muhammed, kendini Peygamber ilân etmis ama, bu ilânat boş
degil. Elinde koskoca bir Kur'an var. Bu Kur'andan baska yüzler-
ce mûcizesi var. Dünyadaki hic bir kitabin boy ölcüsemedigi bu
"Kur'an" adli Kitap ve o kesinlesmis bilimlerden bin kat daha üstün
yüzlerce mûcize elbette ki insanlari baglar. Kur'andan üstün bir ki-
tap getiremedikleri halde eger ona karsi bir savas acilmissa, bu sal-
diriya cevap vermek haksizlik olmaz. Saldiri yoksa, bu halde dine
dâvet elbette olacaktir. Dâveti önlemek isteyenler varsa, onlara
karsi mücâdele vermek de bir haktir.

Hem "tüm yeryüzü müslüman oluncaya kadar insanlarla savasmak"
yok. Yalnizca Allah'a teslim olmus inanclilara saldiran din düsman-
larina karsi savasmak vardir. Bu savasin müddeti de, "Allah'in dini
galip gelinceye kadar"dir. Eger siz, sözlerinizle Allah'in dinine karsi
bir savas acmissaniz, biz de sözlerimizle sizinle savasmak zorunda-
yiz. Eger yapmakta oldugunuz saldirilar "silahli" bir saldiri olsaydi,
bu halde biz de silahli bir savunma yapmak zorunda kalacaktik.

Demissiniz: "Insanları kendi hayal aleminizdeki cehennemle falan
tehdit etmeyi bırakın, kendi hezayanlarınızla insanlari rahatsız
ettiğiniz yeter..komik olmayın."

Cehennem bir "hayal" degildir. Atesin varligi nasil bir gercek ise,
cehennem de ondan bin kat daha büyük bir gercektir. Bu gercegi
görmenize cok az bir zaman kaldi. Biraz daha bekleyin! Görecek-
siniz... Eger ölümü öldürmeye ve kiyameti durdurmaya gücünüz
yeterse, o büyük atesten ve kahredici cezadan kurtulursunuz.
Aksi halde Allah'a inanmaktan ve O'na teslim olmaktan baska
sansiniz yok!

Evet, bayan Lora! Dünyada zulüm varsa, öte dünyada da cehennem
mutlaka vardir. Allah'i inkâr da, en büyük zulümdür. Bu zulüm ceza-
siz kalamaz. O ceza icin de bir cehennem lâzimdir. Cehennem,
"adaletin geregi"dir. Dünyada cezasiz kalmis suclarin karsiligi, öte
dünyada verilir. Eger öte dünya olmazsa, o vakit her seyi inkâr
etmek gerekir. Fakat evreni inkâr etmek mümkün degildir. Evreni
inkâr edemeyecegimiz gibi, onun Yaraticisini da inkâr edemeyiz.
Yaratici'yi inkâr mümkün degilse, öte dünyanin da inkâri mümkün
degildir. Madem öte dünya vardir, onun geregi olarak cennet ve
cehennem de vardir. Cennet, dünyada alinamamis haklarin karsiligi
oldugu gibi, cehennem de verilememis cezalarin karsiligidir. Siz, ne
ederseniz edin, dünyayi cennete ceviremezsiniz. Ama insanoglu,
dünyayi cehenneme cevirmeyi başardi. Bu cehennemden kurtulus
icin Allah'a inanip O'na teslim olmaktan baska care yoktur. Care,
önünüzde. Bu gercegi inkârla vakit öldürmeyin. Kabre girmenize de
belki cok az bir zaman kaldi. Ölümü öldürecek gücünüz de yok.
Nihayetsiz acizliginizi görüp, sizi "Lora" eden o nihayetsiz kudret
ve merhamet sahibi Allah'a yönelmeli, kurtulusa ermelisiniz. Kur-
tulus size cok yakin...

Not: Eger "hezeyan(!)"larimi duymak istemiyorsaniz, bana cevap
vermez, kurtulursunuz. Cevap verirseniz, karsiligini alirsiniz...

Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

KUR'ANİSTLER ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR 3

KUR'ANISTLER ATEISTLERE CEVAP VERIYOR 3

(Bu bildiride, yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde ateistlerle yaptigi tartismalari yayinliyoruz. Bu bildiride gecen
agir sözler, bütün ateistlere degil, Kur'ana ve dinine karsi mücâdele
veren ateistleredir.)

Bediüzzamani yerin dibine batirmaya calisan ateistlere,

Bilimin Kur'andaki mûcizelerden ilham almasi mümkündür. Zaten
bilim de; inceleme, arastirma, deneme, düsünme, gözleme
ve hayal etme ile gelisir, ilerler. Bu noktalara muhtac bir
bilime, mûcizeler pekâlâ bir fikir ve hayal verebilir. Meselâ
bilim yolundaki bir kimseye, Hz. Süleyman'in iki aylik yolu
bir günde gidip gelmesi olayi, cok sey ilham edebilir, gösterebilir.

Bilimin gelismesi, ihtiyaca göredir. Kim daha cok ihtiyac
duyarsa, ihtiyaci karsilayacak teknigi de o üretebilir.

Hem bilim ve teknolojide ilerlemenin mâzisi de öyle cok derin
degil. Onun henüz bir kac yüz yillik gecmisi var. Bu gecmis
icinde müslüman ülkelerin "Bati müstemlekesi" oldugunu
unutmayalim. Isgal altindaki milletleri, "neden bilim üretmediler"
diye hesaba cekmek abestir.

Hem Avrupa bilim üretti de ne oldu? Iki dünya savasiyla insanliga
kan kusturmadi mi? Tabii bilim üretiminin iyi yüzünü de görmemiz
gerek. Ondan da henüz yeni yeni faydalanabilmekteyiz. Ama bu
faydalanmayi yaparken de bugünkü bilimin temelindeki "Müslüman
Ilim Öncüleri"nin hisselerini unutmamaliyiz. O öncülerin varligi bile,
Islâmin bilimle barisikligini isbatlamaya yeter.

Allah'a ve Kitabina inanmayan ateistlerin, Kur'ani yorumlamis
Bediüzzaman'i cirkin bir sekilde tenkid etmelerinin ne önemi
olabilir ki! Kur'ana inanmamislardan o Kitab'in yorumuna methiye mi
bekleyecegiz? Onlar istedikleri kadar yere batirsinlar, ama biz
Kur'anlilar Bediüzzaman'i ve eserlerini ciddiye aliriz.

Cünkü Bediüzzaman, yirminci yüzyilda Kâinat kitabinin en
mükemmel okuyucusu ve okutucusu ve Kur'anin da en iyi yorum-
cusu olmus müstesna bir ferttir. "Arastirmaci iman yolu"nu da acan
bu Fert, Allah'in yardimiyla meydana getirdigi eserleriyle din inkâr-
ciligini idam etmis ve Anadolu insaninin imanini da idamdan kurtar-
mistir. Onun yetmis yillik mücâdelesi sayesinde ateizm Türkiye'de
maglûbiyete ugramis ve Kur'an ondört bucuk asir sonra yeni bir
galibiyet kazanmistir. Eger ateizm Türkiye'de galip gelseydi, bu,
Kemalizm'in ebedî zaferi olacakti. Bugün Kemalizm gümbür
gümbür yikiliyorsa, bu, ateizmin yenilgisi sayesindedir. Iste bu
yenilgiyi de Bediüzzaman ve onun "isik ordusu" olan talebeleri
gerceklestirmistir. Bediüzzaman gibi öyle büyük muzaffer bir Ferd,
Peygamber sayilmasa da, Peygamber gibi kiymetlidir. Cünkü:
"Âlimler Peygamberlerin mirascisidir." Bediüzzaman da, yirminci
asrin en mükemmel bir Peygamber mirascisidir. Allah, onu,
cennetine ve cemâline nail eylesin.

Not: Bediüzzaman'in eserlerini melekî bir gözle okuyanlar,
alay edilecek bir zekâdan kurtulurlar...

Nilgün hoca demis:

"Kuranistler siyasal İslamcı yani, teyid ediyorsunuz. Dünyada
bir güç olmak istiyorsunuz. Bu dünya geçici filan söylemleriniz
palavra! Bu dünya hırsı ile yanıp tutuşuyorsunuz."

Ben de diyorum: "Siyasal Islâmci" etiketini kabul etmiyorum.
Cünkü ben, Kur'anlica düsünen ve bu düsüncelerimi modern bir
sekilde, yani cagin anlayisina uygun olarak dünyaya yaymak
ve yerlestirmek isteyen bir kimseyim. Bunun icin bana: "Kur'anist"
demeniz daha uygun olur.

Inanc ve düsüncelerimin dünyaya egemen olmasini arzu ederim.
Bu arzumda bir haksizlik ve adaletsizlik ve kötülük yoksa, iyiligin
bir güc haline gelmesinde bir sakinca görmem. Cünkü, kuvvet;
hakta, adalette, ahlâkta ve iyilikte olmali.

Bu dünyanin "gecici" olduguna inaniriz. Fakat dünya gecicidir diye,
kendimizi camiye hapsetmeyiz. Cünkü bizim dinimiz, dünyayi
düzenleyen bir dindir. Dinin getirdigi düzene göre yaşariz. Dünya
hirsi ile degil, âhiret düsüncesiyle yanip tutusuyoruz. Dünyevî
adimlarimizi, ötedünyaya göre atiyoruz. Bedenen dünyaliyiz.
Kalben de ötedünyaliyiz.

Diyorsunuz: "Bizim (benim değilse de Atatürkçü çevremin) dini
anlayışı dinin bireysel olarak, tüm siyasi emel ve ihtiraslardan
arınmış biçimde, Tanrı ile kul arasında yaşanmasıdır. Yalnızca
bir manevi güç olarak!"

Sizin dininiz, ateizm. Cevrenizin dini de Islâm degil veya Islâmdan
uzaklasmis "kimlik müslümanligi"dir. Ama bizim dinimiz: "Islâm"dir.
Bunun icin biz dinimizi hem fert olarak, hem de toplum olarak
yaşariz. Dinimizden dünyayi dışlamayiz. Dünyamizdan da dini
dışlamayiz. Bunlari ic ice yasatiriz. Cünkü bizim dinimiz: "Islâm"dir!
Islâmdan uzaklasmislarin yaşayisi bize model olamaz. Islâm'i
kalbimize hapsedemeyiz. Aksine Islâm, bütün hayat alanlarimizi
ve dünyamizi avucuna alir. Bu sebeple onu belirli bir yere
hapsetmemiz mümkün degildir.

Diyorsunuz: "... Bediüzzaman gibiler de bu zihniyetin sonsuza kadar
değişmemesi için tüm gayretlerini ortaya koyuyorlar. Çünkü
sorgulayan beyin kolay güdülmez."

Atatürk, müslüman milletin ruhunu batililastirmak istiyordu.
Bediüzzaman da milletin inancina zit bir batililasmaya karsi cikiyor
ve onun imanini kurtarmaya calisiyordu. Müslüman millet, kendi
inancina zit bir yaşam felsefesini ve degisimi kabul etmek zorunda
degildi. Fakat Kemalizm, müslüman millete dayattigi Bati ruhunu-
nun müslümanlar tarafindan sorgulanmasina izin vermiyordu. Kendi
bildigi dogrusunun devrimini yapiyordu. Yani milleti zorla degistiri-
yordu. Müslüman millet de, gücü ele gecirmis olan zorbalara
yenik düstü. Artik ona, Kemalistler tarafindan güdülmekten
baska care kalmiyordu!

Diyorsunuz: "Avrupa/Amerika seviyesine neden gelemedik? Bunun
nedenini Batı aydınlanmayı yaşarken uyuyan OSMANLI'ya sorun."

"Bati aydinlanmayi yaşarken" diye birsey yok! Cünkü Osmanli
dünyaya "egemen" iken, Bati aydinlanmaya yeni basliyordu. Hem
Osmanli "karanlikta" degildi ki, batililar gibi bir aydinlanma pesine
düssün? O, kendi aydinligini ve egemenligini yasiyordu! Ama her
egemenligin bir sonu vardi. Osmanli da kaderindeki bu sona
ugramaktan kurtulamadi.

Diyorsunuz: "Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda durumumuz neydi,
ne oldu? Kaç yılda nerden nereye geldik?"

Sahi, nereye geldik? Belki bir kac Arabistan ülkesinden ileriyiz.
Ama Avrupa'dan ileri miyiz? Osmanli bir "imparatorluk"tu, bir dünya
egemeniydi. Ama Atatürk'ün kurdugu "Atatürk Cumhuriyeti", 90 yil
boyunca Avrupa ve Amerika'ya muhtac ve bagimli kaldi. Bunu da
unutmayin! Bununla birlikte gecmisin olmus bitmisiyle oyalanmak
yerine, "nasil ilerleyebiliriz", Türkiye'yi nasil "egemen bir güc" haline
getirebiliriz sualinin cevabini vermek ve gerceklestirmek icin gayret
göstermeliyiz.

Diyorsunuz: "Haaa, bu soruyu bir de Bediüzzaman gibi, hurafelerle
hızımızı kesen, mistik duygusallığını metafizik doğrular sanan, ve
sanmakla kalmayıp koskoca kitleleri kör inancı kullanarak peşinden
sürükleyebilen HAZRET EFENDİLERE sorun."

Bediüzzaman, hurafeleri kabul etmiyordu. Allah'tan aldigi ilhamla
Kur'anı cagin anlayisina uygun olarak yeniden yorumluyor ve bunu
yaşam düzeni yapiyordu. Siz onun dinini ve düsüncesini "hurafe"
olarak görebilirsiniz. Ama biz de sizin dinsizliginizi en büyük
hurafe olarak görmekteyiz. Bu büyük hurafeden kurtulusunuz, Allah'a
inanmak ve O'na teslim olmakladir. Teslim olun, kurtulun!

Diyorsunuz: "[Ateistlik; bilim degildir, insanlik da degildir; bir hicliktir!
Bu hicligin basi ve sonu da hayvanlik ve seytanliktir. Baska birsey
degil!] Eeee, ne oldu demokratlığınıza? Bu kadar çabuk mu
değiştiniz? Bir paragraftan ötekine:)) Siz yalancısınız. Bunu kendiniz
bu sütunlarda kanıtladınız. Sizin zihin yapınızdaki insanlara niçin
güvenilmemesi gerektiğini hepimize gösterdiniz."

Ben o sözlerle bir tesbitte bulunuyorum. Ama bu demek degildir ki,
"biz bir ülkede ateistlerle birlikte yaşayamayiz". Pekâlâ yaşayabiliriz.
Fakat demokratik ilkeler ve evrensel degerler cercevesinde ve kimse
kimsenin dayatmasina mecbur kalmadan. Fakat biz şu anda
Kemalist dayatmaciligin zulmü altindayiz. Ve bu zulümden kurtulmak
icin mücâdele veriyoruz. En büyük yalancilik, Allah'i inkârdir! Bu
büyük yalanciliktan kurtulmalisiniz. Ve; Hak ve Adalet'i ve
insanlasmayi yaşam düzeninin temeli yapan ve demokrasi isteyen
biz Kur'anistlere güvenmelisiniz.

Diyorsunuz: "Tehlikelisiniz, çünkü güler yüzle, yumuşaklıkla
yaklaşıyor ve aldatıyorsunuz! Aynen kalabalıkları gütmek için ayetleri
kullandığınız gibi..."

Tehlike, bizde ve Kur'anizmde degil, ateizm ve Kemalizmdedir.
Cünkü ateizm; bir seytanliktir, bir ebediyetsizliktir, bir boşluk ve
başibosluktur, bir sahipsizlik ve bir hicliktir. Kemalizm ise; bir Bati
dayatmaciligidir. Yani: Eskimoya Arap fistani giydirmek, Cinliye
Türkce yazdirip okutmak ve Amerikaliyi da Islâm şeriatiyla
yönetmektir! Ama Kur'anizm ise; bütün o noksanliklari
kaldiran ve yerine de insanlasmayi koyan
YENI DÜNYA DÜZENI'dir.

Biz, aldaniriz, ama aldatmayiz. Aldatani da bizden saymayiz. Biz,
toplumu gütmek icin ayet kullanmayiz. Dinimiz, Allah'a inanc ve
teslimiyet oldugu icin, bu teslimiyetin geregine uyariz, onun
sözlerine göre yaşariz. Fakat bu yaşayisi modernlestirmesini
de biliriz.

Nilgün hoca dedi:

"Kemalizm 85 yılda Türkiye'yi dünya üstündeki 57 İslam ülkesi
arasında hem ekonomik hem de sosyal/siyasi bağlamda BİRİNCİ
sıraya yerleştirdi. Şimdi Kemalizm kaybetti. Meydanlar sizin.
Gösterin kendinizi. Hurafeden ilham alarak Türkiyeyi nereye
taşıyacağınızı merakla bekliyorum."

57 Islâm ülkesi arasinda Türkiye'yi birinci siraya Kemalizm mi
yerlestirdi? Ben bunda şüpheliyim! Hem niye Islâm ülkeleriyle
kiyasliyorsunuz da Avrupa ve Amerika, Cin ve Japonya'yla
kiyaslamiyorsunuz? Hadi bu kiyaslamayi yapin da görelim!

Kemalizm kaybedecekti ve kaybetmeliydi. Cünkü Kemalizm,
Türkiye'yi (Müslüman milletin iman gücüyle) Bati işgalinden
kurtardi. Ama o milleti Bati ruhunun isgalinden kurtarmadi. Tam
aksine o batık ruhun işgaline yem yapti. Yani zorla ve dayatmayla
milletin dinini, dilini, elbisesini ve yasasini degistirdi, degistirmeye
calisti. Ücünü degistirmeyi başardi, ama dinini degistirmeyi başa-
ramadi. Onu zayiflatti ve ölüme maruz birakti. Fakat Bediüzzaman
gibi iman savascilari sayesinde Islâm ölümden kurtuldu. Simdi ise,
Islâm'i öldürmeye calisan Kemalizm, ölüm döseginde!

Hem Kemalizm, Türkiye'ye cumhuriyet falan getirmis degildir. Onun
getirdigi cumhuriyet, cumhuriyet degil, Kemalist cumhuriyettir.
Bu sekilde Atatürk, cumhuriyetin "ilk padisahi" olmustur. Yani
sözde padisahlik yikilmis, ama onun yerine Kemalist padisahlik
getirilmistir. Biz yeni cumhuriyetciler de bu Kemalist padisahligi
yikacagiz, yikmaliyiz. Cünkü biz, "milletin olan" bir cumhuriyet
istiyoruz, Atatürk'ün olan bir cumhuriyet degil.

Meydanlar "bizim" degil. Hepimizin! Hep birlikte gösterelim
kendimizi. Ve hepimizin olan yeni bir cumhuriyet kuralim. Bu
cumhuriyette kimse kimseye dayatmada bulunmasin. Demokratik
bir cumhuriyetimiz olsun. Bu cumhuriyeti hep birlikte kuralim;
"sizin", "bizim" olani degil.

Biz hurafeden degil, Allah'tan ve Kur'andan ilham aliriz. Kur'ana
"hurafe" diyenler, önce icinde bulunduklari, insanı ebediyetsizlige
götüren ve mahkûm eden kendi hurafelerini görsünler. Ateistlik;
bilim degildir, insanlik da degildir; bir hicliktir! Bu hicligin başi ve
sonu da hayvanlik ve seytanliktir. Baska birsey degil!

Türkiye'yi nereye tasiyacagimizi merak etmeyin. "Hep birlikte
hepimizin olan tam demokratik bir Türkiye yaratalim" deyin.
Deyin ki, Türkiye geri kalmasin. Hattâ, en ileriye gitsin ve; Asya'ya
ve Avrupa'ya ve Arabistan'a önder ve lider olsun. Ne dersiniz?
Siz ne derseniz deyin. Ama (Kur'anistler olarak) bizim hedefimiz
budur!

Nilgün hoca dedi:

"Hakperest dünyevi arzuları metafiziğe taşıyor, sonra metafizikten
aşağı dünyaya doğru inerek kendinize yasalar oluşturuyorsunuz."

Cevap 1: Hayir, dogru degil. Dünyevî arzu ve taleplerimizi, dinin
izin ve ölcüsüne göre sınırlıyoruz. Yasalarimizi da dinin izin ve
ölcüsüne göre yapmamiz, inancimizin geregidir. Inancimiza zit
yasalar yapmamiz veya yasalar altina girmemiz dogru olmaz.

Nilgün hoca dedi:

"Bakın şöyle: Eğer eşcinsellik insan soyu tükenmesin diye
yasaklandıysa, o takdirde bunun metafiziksel bir değeri yok.
Ama Kuran bunu yasaklamış. Yani, sanki Allah yasaklamış
gibi önümüze sürülüyor. Oysa tamamiyle dünyevi bir vizyonla
peygamberler tarafından konmuş bir yasa."

Cevap 2: Escinselligi Allah yasaklamis. Ama bu yasagin nicin
yapildiginin cevabi olarak da din bilginleri; "insanligin soyunu
korumak" hikmetini bulmuslar. Bu yasaklamanin daha baska
sebepleri de olabilir. Peygamber, Allah yerine yasak koyamaz.
Ancak Allah'in izniyle yasak koyabilir. Tabii Allah'a inanmayan
biri, bir Peygamberin kendi basina yasak koyamayacagina
inanamaz.

Nilgün hoca dedi:

"Tüm Kuran bilgileri, cennet cehennem dahil, insanların dünyada
tatminsizlikle sonuçlanan arzularına bir biçimde adaletli bir çözüm
sunuyor. Anlamıyor musunuz, yasa yukardan aşağı gelmiyor; siz
olmasını istediğiniz şeyleri metafizik boyuta yükseltip kendiniz için
yasalaştırıyorsunuz."

Cevap 3: Hayir, Nilgün hoca, yaniliyorsunuz! Dinsel yasa, yukaridan
aşagiya iner. Fakat sizin gibi Allah'a inanmayan biri icin böyle bir
sey mümkün degildir. Allah'a inanmadikca da Kur'anin indirilmisligine
inanamazsiniz. Yani, Kur'ana inanabilmeniz icin önce Allah'a
inanmaniz gerekiyor. Yani: Kur'ana inanc, Allah'a inancla başlar.
Bir kimse, Kur'ana inanmasa da, Allah'a inanabilir.

Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

KUR'ANİSTLER ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR 2

KUR'ANISTLER ATEISTLERE CEVAP VERIYOR 2

(Bu bildiride, yazarimiz Hakki Hakperest'in, mustafaakyol.org site-
sinde ateistlerle yaptigi tartismalari yayinliyoruz. Bu bildiride gecen
agir sözler, bütün ateistlere degil, Kur'ana ve dinine karsi mücâdele
veren ateistleredir.)

Bayan Nilgün,

Kur'an, yaramaz kadinlarin dövülmesine izin
vermemis olsaydi dahi, kocasina haksiz isyanda
bulunan kadinlar hakli kocadan ve sucsuz kadinlar
da zalim erkeklerden dayak yemeye devam edecektir.
Kur'anin erkege verdigi dayak iznini elestiren ateist
kadinlar da bu dayaktan haric degildir! Siz istediginiz
kadar ateist olun. Erkegin dayagi ateist kadinlari haric
birakmaz. "Isyan etmis olsalar dahi kadinlari dövmeyin"
demis olsaydi Kur'an, meselâ ateist zalim bir erkek bu
emri dinleyecek miydi? Elbette ki hayir!

Hakli dayak nicin zulüm olsun ki Nilgün hanim?
Zulüm olan, haksiz dayaktir. Siz ancak dayagin
"medenî" olmadigini söyleyebilirsiniz. Fakat bir
erkek medenilesinceye kadar, kadin dayaktan
kurtulamaz. Kadinlar dayaktan ancak evlenmeyerek
kurtulabilir. Tabii evlenmemeye gücleri yeterse!
Dayak taraftari degilim, fakat gercekleri de görmek
gerek degil mi?

***

Cevaplarim

Buradaki bazi tartismaci arkadaslara borclanmis
bulunuyorum. Ben de simdi bu borclarimi ödemek
istiyorum:

Frkn veya Nilgün'e,

Allah Kur'andan, erkege verdigi suclu kadina karsi dayak
iznini kaldirsa ve dünya kanunlari da kadina dayaga karsi
agir cezalar koysa dahi bazi kadinlar yine kocalarindan
dayak yemeye devam edecektir. Kadinlar en cok dayagi
dindar erkeklerden degil, dinden uzak yasayan erkeklerden
yer. Türk halkinin ancak yüzde yirmi kadarinin "dindar"
oldugunu düsünürsek, en cok dayagin nerede oldugunu
daha iyi görürüz. Bu durum, yapilacak bir anket-arastirma
ile de ögrenilebilir. Bu arastirma sonucunda görülecektir ki,
Kur'anin verdigi izine dayanarak karisini döven erkek sayisi,
devede kulak gibidir.

Koca dindar olsun veya dinden uzak olan olsun fazla farketmez;
bazi kadinlar kocalarindan dayak yemeye devam eder. Dayakci
koca; karisini ya öfkesine maglup oldugu icin döver, ya dayaktan
baska terbiye yöntemi bulamadigi icin döver veya zalim oldugu
icin döver. Bu da gösterir ki, erkekler ve kadinlar olgunlasincaya
veya meleklesinceye kadar kadina dayak devam eder. Tabii bazi
kadinlar icin dayakci kocadan kurtulus careleri vardir. Bazilari da
caresiz kalir, dayaktan kurtulamaz. Görüldügü gibi, kadina dayak,
kiyamete kadar devam eder. Fakat bu demek degildir ki; tek dayak
yiyen kadindir. Cünkü kadinlar da kocalarini diliyle döver!

Bu halde kimsenin Kur'ani suclu cikarmaya hakki yoktur!

Ikinci olarak: Allah'a inancli ve halka iyilikci kullara verilecek cennet,
bir "rüsvet" degil, "ödül"dür. Cehennem de; bir "zulüm" degil, suclu-
lara "ceza"dir.

Ücüncü olarak: Ben mutlulugumu, Allah'a inancta buluyorum.
Inancsizlari da ebedî bir mutsuzlukta görüyorum.

---

Emre'ye,

Bilimsel calismalara karsi degilim. Bilim düsmani degil, bilim
dostuyum. Kendim de zaten bilimsel calismalar icindeyim. Ben
sadece bilimle dinsizlik yapilmasina, bilimin dinsizlige âlet
edilmesine karsiyim.


Bazi arkadaslar Kur'anin bir "yasa kitabi" oldugunu, bazilari da
bunun aksini iddia ettiler. Aslinda Kur'an yalnizca bir "din kitabi"
degildir. Kur'an; hem bir inanc kitabi, hem bir bilim ve felsefe kitabi,
hem de bir yasa kitabidir. Bu gercegi şu sözler daha iyi acikliyor:

"Işte, Rabbimizi bize tarif eden Kur'an: Şu büyük kâinat kitabinin
ezelî bir tercümesi.. şu yer ve gök sayfalarinda örtülü Ilâhî isimler
hazinesinin kesfedicisi.. şu hâdise satirlari altinda kapali hakikatlarin
anahtari.. şu görünen âlem arkasindaki görünmez âlem tarafindan
gelen Rahmânî iltifat ve ezelî hitabenin hazinesi.. şu mânevî Islâm
âleminin günesi, temeli, mühendisi, âhiret âleminin haritasi.. Ilâhî
iş ve sifat ve zatin aciklayicisi, yorumlayicisi, sözlü delili, parlak
tercümani.. şu insanlik âleminin terbiyecisi, hakiki hikmeti,
uyaricisi ve dogruluga götürücüsü.. hem bir hikmet ve yasa kitabi,
hem bir zikir ve Allah'i bilme gibi; bütün mânevî ihtiyaclarina karsi
birer kitap ve bütün cesitli meslek ve mesrep sahibi olan evliya
ve dogrularin, asfiya ve arastirmacilarin her birisinin mesreplerine
lâyik birer kitapcik ortaya cikaran kutsal bir kütüphanedir." (Sözler)

"Kur'anin Allah'tan inme oldugunu nereden biliyorsun" diyen ateist-
lere diyorum ki: Kur'anin altinda, bu Kitab'in Allah'tan olduguna dair,
Allah'tan bilgi ve isik almis milyonlarca Evliya'nin imzasi bulunmak-
tadir. Hic bir ateistin bu imzalari bozacak bir gücü ve delili yoktur.
Ya bu Kitap'tan daha üstün bir kitap getirsinler, ya da Kur'ana karsi
savas ve düsmanliklarina son versinler.

Ateistlerin Kur'an karsisindaki sartlanmisligindan uzak bulunan
Amerikali filozof Karlayl bakin ne diyor: "Kur'ani bir kere dikkatle
okursaniz, onun özelliklerini göstermeye basladigini görürsünüz.
Kur'anin güzelligi diger bütün edebî eserlerin güzelliklerinden
ayirdedilir. Kur'anin baslica özelliklerinden biri, onun asliyetidir.
Benim fikir ve kanaatima göre Kur'an bastanbasa samimiyet ve
hakkaniyetle doludur. Hz. Muhammed'in cihana teblig ettigi dâvet,
hak ve hakikattir."

Ateistler kabul etmese de gercek işte budur!

Not: Nilgün gibi ateist bay ve bayanlar! Kur'an; "ben kimim, kiminim,
nereden geldim, nereye gidecegim ve nasil yaşamaliyim" gibi her
insanin siddetle merak edip sordugu ve kendi akliyla gercege
erdirici bir cevap bulamadigi sorularina kesin cevap veriyor. Acaba
bu suallerin cevabini buldunuz mu? Ve Kur'andan baska nereden
bulabileceksiniz? Yoksa gercek cevabi bulmadan ölüp gitmeye razi
mi oldunuz?

Nilgün'e

1- "Allah'in eli" gibi ifadeler, gercegi anlatabilmek icin yapilmis
benzetmelerdir. Allah'in eli ve ayagi olmaz. Cünkü Allah; ruhsal ve
isiksal bir Varlik'tir, yaratik degildir. Zalimlere tuzak kurmak ve
onlara lânet okumak ise bir kusur olamaz.

2- Kur'anin erkege verdigi kadina dayak izni, hakka ve adalete aykiri
degildir. Ama siz, Allah'tan daha üstün bir Allah olabilirseniz, O'nun
adaletini ortadan kaldirabilirsiniz...

3- Suclulara ceza vermek, vahset degildir. Adaletin ta kendisidir!
Allah'in nasil ceza verecegini siz belirleyemezsiniz. Ancak O'nun
varligini ortadan kaldirabilirseniz, o zaman baska!

4- Homoseksüellerin yaptigi fuhus, hem Yaratan'a hem de Yaratilisa
bir isyandir. Escinsellik fiili, Allah'i inkârdan sonra en büyük pislikler-
den biridir. Bu pislik bir ülkede cogunluk haline gelirse, Allah o
ülkeyi bir dogal felâketle mutlaka batirir. Bu batistan korunabilmek
icin homoseksüelligin cogalmasini engellemek lâzimdir. Cünkü
onlar yüzünden gelebilecek bir felâkete göz yummak, akillica
bir is degildir.

5- Gercek Tanri dururken sahtesine tapmak, hem pisliktir, hem de
akilsizlik!

6- Kadin ve erkek, yaratilisca esit varliklar degildir. Ancak Allah'a
karsi itaatte esit olabilirler.

7- Allah: "Dünya yuvarlaktir" deseydi, buna kimse inanamazdi.
Cünkü o zamanin bilimsiz insanlari Dünya'yi "düz" görüyordu!
Ama biz simdi, uzaydan Dünya'nin "yuvarlak" oldugunu da
görüyoruz.

8- Hz. Muhammed, kölesinin karisini almistir, ama meşru bir
sekilde. Yani koca karisini bosadiktan sonra. Allah'in izin
verdigine de kim yasak koyabilir ki?

9- Hakki korumak icin herkes iktidar kavgasi yapabilir. Siz bile,
"müslümanlar iktidar olmasin" diye, mücâdele vermiyor musunuz?
Şu darbecilerin müslümanlara hazirladiklari komplo ve tuzaklara bir
bakin. Vahsetin nerede oldugunu daha iyi göreceksiniz. Tabii
görmek isterseniz!

Her ınsan körlük ve cahilligini göremez. Ateistler gibi! Allah'tan
gelme bir isiga sahip olmayanlar veya onu inkâr edenler nasil
aydinlik bulabilirler ki!

Nilgün'e

Gerceklere göz kapamakla gercekler sönmez. Sizin keyfinize göre
de bir Kur'an inmez. Kur'ana karsi mücadeleniz, sizi ancak
cehenneme götürür. Inancsizliginiz ise sizi ondan kurtarmaz.
Cünkü Kur'ani ve Indiricisi'ni alt edecek bir gücünüz yok!

Bay Grand Sen Or,

Evet, Kur'an; "tam bir yasa kitabi, tam bir bilim ve felsefe kitabidir"
diyemeyiz. Fakat; "bu kitaplari da iceren kapsayici bir Kitap'tir"
demekte bir mahzur görmüyorum. Cünkü Kur'an; bilinmezleri
bildiriyor, düsünülmezleri düsündürtüyor, yasasizlari
yasalandiriyor.

Kisaca, sizinkinden farkli düsünceler Allah'a iftira olmaz!

***

Nilgün'e

Korkunuz yersizdir. Cünkü şu dünyada yaşasaniz yaşasaniz
30-40 yil daha yaşarsiniz. Bu zaman zarfinda Türkiye, sizin
korkacaginiz bir rejime girmez. 30 yildan sonra ise ne olacagi
mechuldür. Siz eger korkmak istiyorsaniz, asıl ölümden sonrasi
icin korkunuz. Ya karsiniza burada inanmadiginiz bir Tanri cikar
da sizden hesap sorarsa, ne yapacaksiniz? Siz önce bunlari
düsünün. Kur'an, isyankâr kadina karsi kocaya dayak izni
vermis olmaktan ibaret bir Kitap degildir. Daha cok, nasil ve
nicin yaşiyacaginizi ve ölümden sonra başiniza gelecek
olanlari bildiren bir Kitap'tir. Bu Kitap'tan faydalanmasini
bilmelisiniz. Eger mechûl geleceginizde kötü bir süprizle
karsilasmak istemiyorsaniz, dinsizlige teslim olmayiniz.

Nilgün'e,

Dediniz ki: "Yahu Hakperest, madem öteki dünyada sonsuz mutlu
hayat sizi bekliyor, şu geçici dünya iktidarı ile niye uğraşıyorsunuz?
Bizler nasıl olsa cehennemde sonsuza dek yanacağız; bari şu dün-
yayı bize bırakın da kısacık ömürlerimizde TC yasalarımızla mutlu
mutlu yaşayalım."

Olur efendim! Yapin bir demokratik anayasa, iktidar sizin olsun.
Kamusal alanda müslümanlara konulmus yasaklari kaldirtin,
oyumuzu size verelim. Bugün TC'li müslümanlar kamusal alanda
hür degil, esirdir. Cünkü dindar bir kadin bu alanda başini örtemez,
namazini kilamaz, belki "Allah" bile diyemez. Kaldirin bu esareti,
oy da, iktidar da sizin olsun.

Kaldi ki iktidar, benim iktidarim degil, milletin iktidari. Milletin de
secme ve secilme hakki var, vatandas oyunu kullaniyor. Oy
cogunlugunu kazanan parti de iktidar oluyor. Fakat millet
cogunlugu "müslüman" olsa da, onun inanc ve ideolojisi iktidar
olmuyor. Cünkü yönetim, oligarşist kemalistlerin elinde. Böyle
oldugu icin de AKP, bir "kukla iktidar" hükmünde kaliyor. Bu
halde olan bir iktidar tabii ki, demokratik bir anayasa yapamiyor.
Yapmak istese, hemen kapatilma tehdidiyle karsilasiyor. Darbe
hazirlamis askerleri görevden alamiyor. Ancak zor zahmet onlari
yargiya havale edebiliyor. Eh, yarginin adamlari da CHP'li veya
Kemalist olunca, darbeciler iki gün sonra serbest demektir!
Görüyorsunuz: Bizim iktidarimiz yok ki, size verelim! Iktidar zaten
sizin! TC yasalari da sizin!

Cehenneme gitmek, sizin kaderiniz degil. Ancak Allah'a inanmayi
ve O'na teslim olmayi reddettiginiz takdirde, cehennem sizin
kaderiniz olur. Siz şu anda dinsizliginize son verseniz, kaderinizi
degistirmis olursunuz. Öyle ise kaderinizi degistirin. Cehennemde
ne işiniz var?

Ha, tabii: Sizin inanciniza "göre cehennem yok!". Eger ölümü yok
edecek ve ebedî bir hayati var edecek gücünüz olsaydi, ben de
sizin safiniza gecerdim... Haydi, ölümsüzlügümü garantileyin,
ben de ateist olayim!

Kardesim ben ölümsüzlük istiyorum. Ölümlü bir hayata razi degilim.
Ama Kur'an benim istedigimi veriyor. Sizin kitapsiz kitaplariniz ise
benim isteklerimi karsilamiyor. Bunun icin de: "Yaşasin Kur'an ve
dini" diyorum.

Unutmayiniz: Ölümlü ve belâli kisacik şu dünya hayatinda gercek
mutlulugu bulamazsiniz. Sahte mutluluklarla avunmak, gercek
insanlara yakismaz. Kendinizi „gercek insan“ olmaya dâvet
etmelisiniz.

Nilgün'e,

Dediniz ki: "Din, kalabalıkların istekleri doğrultusunda, bir güden
tarafından meydana getirilmiş, öbür dünya rüşveti ile çalışan bir
mekanizma yalnızca. İnsan beyninin ürünü. Denetime hiçbir
şekilde tabi değil. Ne akıllıca kandırılmışsınız.

Beni kurtarmak için çaba sarfediyorsunuz, bu iyi niyetli bir girişim
olabilir zira mümin kazandırmak sevaptır, bunu biliyorum. Ama
ben ümitsiz vakayım. Siz bu saatten sonra ne kadar ateist olamaz-
sanız, ben de o kadar müslüman olamam. Aslında bu tartışmaların
sonuçsuz kalacağı başından belli ama nedense insan gene de
tartışıyor. Ben buna bir nokta koyuyorum. Hepiniz hoşça kalın."

Kimin kandirilmis oldugunu can verirken ve can verdikten sonra da
karsiniza cehennem konuldugunda göreceksiniz. "Ölüm sondur"
zanni ancak sizi avutur. Size de iyi avunmalar! Fakat bu avunmalara
fazla kapilmayin. Zira dünya hayati sonsuz degildir. Vaktiniz bitmek
üzere... Gecen her saniyede mezara bir adim atiyorsunuz. Size göre
yokluga, bize göre cehenneme giden adimlariniza üzülmemek elde
degil. Fakat zarara rizasiyla girene acinmaz. Siz artik kendinize
aciyin, aciyabilirseniz...

Sayin Frkn,

"Tanri" dedigimiz güc, bizi aldatmaz. Üstelik O herseyi de bilir.
Fakat insanlarla konusmasi, onlarin akil seviyesine göre olur.
Yani onlari inkâra düsürecek "dünyanin günes etrafinda döndügü"
gibi 14 bucuk asir sonra anlasilacak bilimsel gercekleri gizler.
Bunlarla insanlarin kafalarini karistirmaz.

Biz, kedi kesen bir satanisti ayiplariz. Hattâ ona düsman oluruz.
Cünkü kediyi bir satanist yaratmadi. Eger o yarattiysa, kediyi
kesmek de hakkidir. Ama hayvanlari ve insanlari yaratan,
-bizim inancimiza göre- Allah'tir. Yani herseye gücü yeten gözle
görünmez, fakat kalble görülen ve akilla anlasilan GÜC. Eger bu
Güc bize, hayvanlari kurban etmemize izin vermisse, biz o
hayvanlari rahatlikla keseriz. Cünkü gercek mal Sahibi'nden izin
var.

Biz Kur'anlilar, "canli varliklar olarak birbirimizi parcalayarak"
ayakta kalmiyoruz. Biz sadece Allah'in izin verdigi dairede bitki
ve hayvanlardan ve dünyadan yararlanabiliyoruz. Ama insanlara
karsi vahsilige izin yoktur. Bunun icin hak etmedikce bir ateisti
bile öldüremeyiz. Darwinizmin vahsi ideolojisiyle Kur'anin dinini
birbirine karistirmamalisiniz.

Siz bizim dinimize "hurafe" derken, önce kendi hurafelerinizi
görünüz. Hurafelerinizi görebilseniz -daha dogrusu görmek
isteseniz-, kendinize gelirdiniz. Siz önce kendinize saygi gösterin.
Dinimizin sizin saygi(!)niza ihtiyaci yok.

Bütün dünya ateist olsa ne olacak? Sadece kiyamet sizin
başinizda kopar, o kadar!

En önemli konu, "para ve güc" degildir. En önemli konu: Hak'tir.
Bizde, hakli olan güclüdür, kuvvetli olan hakli degildir. Dinlerarasi
diyalog ve yardimlasmaya taraftarim. Ateizm ve dinsizlige karsi
güc birligi yapmanin nesi kötü olabilir? Eger cemaatlere para
akitildigi dogruysa ve bu para helâl bir iş icin kullanilacaksa,
bunun nesine karsi olabilirim?

Evet, dünya tersine dönecek! Bir gün bütün dünya "ateist"
kesilecek. Ama o güne daha -bizim hesabimiza göre- 113 yil var.
Ama o zaman siz de göreceksiniz. Kiyamet başinizda nasil
patliyor! Allah sizin inkârciliginiza seyirci mi kalacak? Ne büyük
yanilgi!

Sonucta akil hurafeye degil, din dinsizlige galip gelecek.

Evet, bizim Kitabimiz, "mutlak dogrulari" söyler ve der: "Allah'tan
baska ilah yoktur". Eger yalanlamaya gücünüz varsa, ikinci bir
Tanri'nin varligini gösterin. Kur'an der: "Öldükten sonra dirilis ve
hesap veris var". Ölmemeye ve tekrar dirilmemeye gücünüz varsa,
söyleyin.

Allah'in ve Âhiretin varligini simdiye kadar kim yanlislayabilmis ki?

Bilim adamlariyla Peygamberleri birbirleriyle kiyaslamak dogru degil.
Dogru: "Bilim adamlari bilmediklerini biliyor". Ama Peygamberler,
bilmediklerini Allah'tan ögreniyor! Yani: Bilim adamlarinin bugün
bildikleri, yarin bilmedikleri olur. Yani bilim adamlari sürekli bir
cehalettedir. Cünkü onlardan sonra gelecek olanlar, onlarin
bildiklerini cürütecekler. Ama Peygamberler; daima mutlak
dogruyu ögrenecek ve bilecekler ve bilmisler.

Mutlak dogru varken, mutlak egride isiniz ne? Ne zaman
kalbleneceksiniz? Aklinizin yetersizligini görmüyor musunuz?

Frkn'a,

Dediniz ki: "Siz sıkı sıkı tutunun güneşi dünya etrafında döndüren
kutsal kitabınıza!" (Frkn)

Kur'ana sıkı sıkı tutunan yalniz Mustafa Bey degil ki; Türkiye'nin
yüzde doksandan fazlasi tutunmaktadir o Kitab'a. Bir kac on bin
veya yüzbin veya milyon ateist tutunmasa ne olur? Veya bütün
dünya ateist olsa, ben o Kitab'a yine tutunurum. Cünkü ondan
üstün bir kitap yok ortada. Getirin Kur'andan üstün bir kitap,
birakalim biz de ona tutunmayi. Ama getiremezsiniz. Simdiye
kadar da hic kimse getirememis. Getirseler de, Allah'tan inme
olmayacagi icin uydurma bir kitap olur o. O da, Kur'anla boy
ölcüsemez.

Günesi dünya etrafinda degil de, dünyayi mi günes etrafinda
döndürseydi Kur'an? Eger Kur'an böyle yapsaydi, o zamanin
insanlari görmediklerine degil, gördüklerine, yani günesin
dogudan batiya gidisine inanir, dünyanin günes etrafinda
döndügüne -bunu göremedikleri icin- inanamazlardi. Eger siz
o zamanda yaşamis olsaydiniz, siz de günesin dünya etrafinda
döndügüne inanacaktiniz. Cünkü simdiki kozmoloji bilginiz,
o zaman bulunmayacakti. Ve siz de günesin dünya etrafinda
döndügüne inanacaktiniz. Cünkü gördügünüz budur! Simdi bile
Allah'i göremediginiz icin inkâr etmiyor musunuz? Halbuki O'nun
eseri olan evren ortada. O'na inanmaniz icin evrenin varligi yeterli
degil mi? Kur'an da: "Yoktur Allah'tan baska ilah" dedigi ve bütün
evrenin Sahibi'nin O oldugunu bildirdigi halde?

Eger siz 14 asir önce yaşasaydiniz, belki yine bir ateist olacaktiniz.
Ama bununla birlikte günesin dünya etrafinda döndügüne inanacak-
tiniz. Cünkü siz, gözünüzle görmediginiz bir seye inanmazsiniz!
Kendinizi görebiliyor musunuz?

Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Samstag, 14. August 2010

HİRİSTİYANLIK GEÇERLİ BİR DİN MİDİR?

HİRİSTİYANLIK GEÇERLİ BİR DİN MİDİR?

(Kur'ana göre): Eğer Hz. İsa'nın dinine inananlar: "Allah (Tanrı) birdir,
İsa O'nun elçisidir" derlerse, onların dinleri "geçerli din" olur. Bu şartı
kabul etmeyenlerin dinleri de geçersizlik kazanır.

Zaman: Yeni Cağ'ın onu, Ağustos ortası.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANİSTLERİ
* * *

Sonntag, 1. August 2010

VATİKAN BU EYLEMİ DERHAL DURDURMALIDIR!

VATIKAN BU EYLEMI DERHAL DURDURMALIDIR!

Incil'in, Kur'an’in ve Tevrat'in sahibi ALLAH'in adiyla

“The Dove World Outreach Center” (Güvercin Dünya Yardım
Merkezi) isimli kilise, internet sitesi ve facebook sayfasından
Hıristiyanları 11 Eylül’de Kuran yakmaya çağırmis ve kilisenin
rahibi Terry Jones, “İslam’ın şeytanın dini olduğuna inanıyoruz.
Milyarlarca insanı cehenneme götüren, insanları kandıran bir din,
şiddet içeren bir din. Bu pek çok kez kanıtlandı” demis.

Fakat kilisenin bu cagrisi, El-Kaide terör örgütüne verilmis bir
mesajdir. Bu mesaji alan El-Kaide, Vatikan'i yakmaya gider!

Ey Kur'ani yakmaya cagiran öfkesi dizginsiz Rahip! Maksadiniz,
Vatikan'in yakilmasini mi saglamak? Hiristiyanligin "sevgi dini"
oldugunu "Kur'ani yakarak" mi göstereceksiniz?

Kur'an'in, saldirganlara ve zalimlere karsi vermis oldugu savas izni,
sizin anladiginiz anlamda bir "siddet" degildir. Buna "siddet" dense
bile, icinde haksizlik yoktur. Ama sizin eyleminiz, icinde birbucuk
milyar haksizlik, zulüm ve saldiri barindiriyor! Bu mudur sizin dininizin
siddetsizligi ve sevgisi? Hiristiyanligi batirdiginizin farkinda misiniz?

Kur'ani yakanlar, Incil'i de yakmis olurlar. Cünkü Kur'an, Incil'in
koruyucusudur. Kur'an yakilirsa, "Incil" diye bir "Kitap" kalmaz.

Vatikan bu eylemi derhal durdurmalidir.

Zaman: Yeni Cag'in onu, Agustos basi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Uyari.
Nitelik: Özel mesaj 4.
Mesaji veren makam: Mehdiyet makami.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Samstag, 17. Juli 2010

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN ŞÜPHELERİNE CEVAPLAR

ERTUGRUL ÖZKÖK'ÜN SÜPHELERINE CEVAPLAR

"RUHUN YOKLUGU" VE "PEYGAMBERLIGIN AKIL ÜRÜNÜ
OLDUGU" IDDIASIYLA ILGILI SORULARA CEVAPLAR

Hürriyet yazari Ertugrul Özkök, gectigimiz haftalardaki pazar maka-
lelerinde dinî konularla ilgili süphelerini yansitmaktaydi. Birinci süp-
hesi; hücre ilmiyle ilgili okudugu bir kitapta, hücre ilminde derinles-
mis bir kac bilginin kendi aralarinda ruhu inkâr etmelerinden dogu-
yor.

Fakat sayin Özkök ve onun durumunda olanlar bilmelidirler ki, o
hücre bilginleri ancak kendi alanlarinin âlimidirler. Ama mânevî ilim-
lerin kara cahilidirler. Mânevî sahanin âlimi olmadiklari icin ruh bilgi-
si hakkinda uzman kabul edilemezler. Dolayisiyla onlarin ruh hak-
kindaki iddia ve inkârlari gecersizdir. Zaten iddialarini isbatlayabile-
cek kesin bir delilleri de yoktur.

Bu durumda ne yapmak gerekiyor? Elbette ki, isin uzmanina müra-
caat etmek gerekiyor. Ruh hakkinda derin bilgisi olanlardan biri, Be-
diüzzaman Said Nursi'dir. Onun bu konudaki söylediklerini okumak
gerekir. Bu okumayi yapmadan ruh hakkinda onu inkâr edecek yar-
gilara varilmamalidir. Varilirsa, büyük bir cahillik edilmis olur.

Ruh, bedene hâkim isinsal bir programdir. Insani insan, hayvani hay-
van, melegi melek, cini cin, seytani seytan yapan, daima bu isinsal
programdir. Bu program olmadan, bu varliklardan hic biri irade ve ha-
reket sahibi olamaz. Insan bedenleri ancak bu gözle görülmez prog-
ram sayesinde hareket sahibi olabiliyorlar. Nasil söförsüz bir otombi-
lin hareket etmesi mümkün olmazsa, ruhsuz bir bedenin de hareketi
mümkün degildir. Demek ruh, beden otomobilimizin "söförü" olmak-
tadir. O söföre de; "biz" veya "ben" denmektedir. Ruh olmadan,
"ben" demek mümkün degildir. "Ben" diyebiliyor ve bedeninizi yöne-
tebiliyorsaniz, demektir ki, ruh sahibisiniz. Ruh, bedeninizin "yöneti-
ci" varligidir. Bu yönetici olmadan hic bir beden "insan" olamiyor.

Bir otomobilin atomlari veya parcalari o otomobili hareket ettireme-
yecegi gibi, insan bedenini de o bedendeki organ veya hücreler ha-
reket ettiremezler. Ama siz o otomobile bir program yerlestirip onu
uzaktan kumandali veya kendi kendine hareket edebilen bir varlik
haline getirebilirsiniz. Işte bu durumda o otomobili "ruh"landirmis
oluyorsunuz. Otomobile yerlestirdiginiz programi söküp aldiginizda,
artik o otomobil kendi basina hareket edemez. Insanin durumu da
böyledir. Insan bedenini hareket ettiren program, onun yaraticisi ve
yaşaticisi olan Allah tarafindan yerlestirilmektedir. Fakat bu yerles-
tirme, mekanik bir âlet gibi degil, bedene hâkim seyyar bir ışın gibidir.
Ölüm vakti geldiginde bu isinsal program, görevli melek tarafindan,
insandan sökülüp alinmakta veya uzaklastirilmaktadir.

Ileride bilimin ilerlemesiyle ruh denen bu isinsal program herhalde
görülebilecektir.

Sayin Özkök'ün ikinci süphesi, "Peygamberlik"le ilgilidir. Özkök sor-
mus: "Acaba Peygamberlik bir akil ürünü mü" diye.

Eger biz, Peygamberligin "akil ürünü" olacagina inanirsak; bilinen
Isa, Musa ve Muhammed gibi büyük Peygamberlerin, Allah'in yerine
gecmis, Allah adina konusan ve Kitap uyduran "sahtekârlar" oldugu-
na da inanmak zorunda kaliriz. Böyle bir sey hic mümkün müdür?
Asla! Evet, bazi sahte peygamberler de ortaya cikmistir. Ama cok
kisa zamanda sönüp gitmislerdir. Isa, Musa ve Muhammed'in bir
"sahtekâr" oldugunu isbatlayacak bir delil bulmak ise asla mümkün
degildir. Bunun ziddina olarak Hz. Muhammed'in Allah tarafindan
görevlendirilmis gercek bir Peygamber oldugunu isbatlayacak yüz-
lerce delil göstermek mümkündür. O delilleri de üc ana grupta top-
layabiliriz. Onlarin da: Hz. Muhammed'in "dogrulugu" ve "güvenirligi",
gaybtan verdigi yüzlerce haberin dogru cikmasi ve gösterdigi mûci-
zeler oldugunu zikredebiliriz. Fakat biz, bu delillerin ayrintisini, ko-
nuyla ilgilenen uzman arkadaslara birakarak, Hz. Muhammed'in Pey-
gamberliginin nicin "akil ürünü" olmadigini esasa girerek cevaplamak
istiyoruz.

Hz. Isa, Musa ve Muhammed'in Peygamberlikleri "akil ürünü" degildir.
Cünkü; Kâinat ve kâinatlilar varsa, onlarin yaraticisi, yaşaticisi ve yö-
neticisi olarak ALLAH da vardir. Allah da vardir. Cünkü, kâinat ve kâ-
inatlilardaki yaratilisi, yaşatilisi ve yönetilisi, bilgisiz ve akilsiz ve kör
maddeye, tesadüfe, tabiat parcalarina ve dogal ayiklamaya vereme-
yiz. Kâinat ve kâinatlilardaki o üc büyük fiili madde ve tesadüf gibi
seylere vermek, "bilim" degildir. Aksine "cehâlet"tir! Cünkü kâinat ve
kâinatlilardaki "yaratma", "yaşatma" ve "yönetme" olan üc büyük fi-
ilin meydana getirilebilmesi icin cok ince ve derin bilgiye, hesaba,
ölcü, denge ve düzene ihtiyac vardir. Bu ihtiyaci karsilayacak olan
da ancak herseye gücü yeten "cok bilgili Tanri"dir. O olmadan, bu
kâinat ve kâinatlilar var olamaz, varliklarini sürdüremezler.

Madem bir Tanri'nin varligi kesindir, (kesindir, cünkü O'nun varligi ka-
bul edilmediginde her atoma bir tanrilik bahşetmek zorunda kaliriz ki,
bu, akilli insanin akliyla bagdasamaz) bu halde o Tanri, varligini bildi-
recektir. Bildirecektir ki, Kendini tanitsin ve yarattigi akil sahibi insan-
lardan ne istedigini duyursun. Bu duyuru ve bildirim de, insanlar ara-
sindan bir Elci'nin secilmesini gerektiriyor. Bu gereklik de, Hz. Isa,
Musa ve Muhammed gibi Peygamberleri ortaya cikarmistir. Bu Pey-
gamberler olmadan, akil kendi başina Yaraticisina yol bulamazdi, O'
nu taniyamaz, bilemezdi. Dünyada bir vazifesinin olup olmadigini an-
cak Tanri katindan görevlendirilmis bir Peygamber araciligiyla ögre-
nebilirdi. Yoksa insan, yeryüzünde ne yapmasi gerektigini bilmeyen
sorumsuz, şaşkın bir varlik olarak kalacakti. Tabii yüce Yaratici da
yarattigi insani bu şaşkinlik icinde birakamazdi. Onu bu şaşkinliktan
kurtarmak icin de; adaletinin, merhametinin, hikmetinin ve ilahliginin
geregi olarak onlara Peygamber ve Kitap göndermesi gerekli olmus-
tur. Cünkü yarattiklarina ilgi göstermemek, gercek bir Tanri icin zu-
lüm olurdu. Yüce Allah ise, zulümden münezzehtir, arinmistir. Bu
zulümsüzlügünü de, Kitap göndererek kanitlamistir.

Bu Kitap gönderme de, Peygamberin kalbine parca parca indirerek
gerceklesmistir. Bir arkadasiniz sizin e-mail postaniza hergün bir
sayfa cok kiymetli yazilar gönderse, yirmi yil sonra elinizde belki
koca bir cilt kalinliginda büyük bir kitabiniz olacaktir. Işte Peygam-
berin kalbine indirilen Ilâhî Sözler olan ayetlerin toplamindan cikan
"Kur'an" da, buna benzer bir birikimin sonucudur. Ama Kur'anin gön-
dericisi, Hz. Muhammed'in Yaraticisi'dir. Allah'tan baskasi da Mu-
hammed(sav)in kalbini bir posta kutusu olarak kullanamazdi.

Kalbe "söz indirmek" mümkündür. Cünkü kalbimizin de bir mini
"beyin"i vardir. Insanlar simdilik bu mini beyine mesaj göndermeyi
beceremiyor. Ama ileride bilim bunun yolunu da bulacaktir. Belki
o zaman internet'e ve cep telefonlarina da gerek kalmayacaktir.
Buradan da, "dogal (veya biyolojik/organik) iletisim teknigi" isminde
yeni bir bilim dali dogacagini anlayabiliriz.

Zaman: Yeni Cag'in onu, Haziran sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Aciklama.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *