Dienstag, 15. September 2009

İNKİLÂBA DÂVET

(Bu bildiri, 1995 baharinda yayinlanmis ve sadece gazetelere gön-
derilmisti. Önemine binaen tekrar yayinliyoruz.)

INKILÂBA DÂVET

insanligi insanolu$a dâvet eden ALLAHin adiyla

Ey yirminci asrin sonundakiler! Ey yirmibirinci asrin ba$indakiler!
Ey Asyalilar! Ey Avrupalilar! Ey Amerikali ve Afrikalilar!
Ey bütün dünya insanlari!

Zaman, inkilâp zamanidir.

Icimizde ve disimizda, kalbimizde ve aklimizda, kendimizde ve dün-
yamizda Kur'anist Inkilâb'a sen de katil! Insanist inkilâpta sen de
varol! Kurtulusumuz bu inkilâptadir.

Kur'anist Inkilâp'in ana dâvâsi: Bu kâinatin tek ve ortaksiz Sahibi'ni
bilmek ve tanimaktir. O'nu birlemek ve O'na baglanmaktir. Bundan
sonra: O'nun Saltanati'na teslim olmaktir. Bu teslim olusun da sos-
yolojik ve toplumsal esasi: Hak ve Adalet ve Namus'u korumak ve
saglamaktir. Yani: Hak ve Adalet ve Namus'u kendimizde ve dünya-
mizda kâinatin tek ve ortaksiz Sahibi adina iktidara getirip, onlari ic
ve dis dünyamiza "Basbakan" yapmaktir. Sonra: Yaratan'in ve Yara-
tilis'in kanunlarina itaat edip, hakiki insan olmaya calismaktir. Bu ca-
lismanin esasi da: Ya$atan'a kul olup, bu kulluk hesabina fakirlerin
yardimina kosmaktir. Hakci, iyilikci, birlikci, kardeslikci ve yardimlas-
maci olmaktir. Cünkü: Kuvvetimiz, hakciliktadir. Sevgimiz, iyilikcilik-
tedir. Iktidarimiz, birlikciliktedir. Barisimiz, kardesciliktedir. Mutlulu-
gumuz, yardimlasmaciliktadir. I$te biz Kur'anistlerin dünyaya hâkim
kilmak istedigi ve insanligimiza hâkim kilinmasi gereken be$ sosyo-
lojik temel gercek budur. Kâinatlilarin tek ve ortaksiz Sahibi'ne olan
inanc ve bagliligimiz, dâvâmizin delil ve dayanagi hem i$ik ve rehberi
olacaktir.

"Uygarlik" denen yüksek insanlik saltanatinin temel diregi olan okul
ve mabed, devlet ve saltanat, aile ve yuva, i$yeri ve ordu; hürriyetimi-
zin sinirlaridir. Bu sinirlari korumak, hürriyetimiz ve ibadetimiz olacak-
tir; i$ciligimiz ve askerligimiz olacaktir; memurluk ve ögrenciligimiz
olacaktir. Bu ibadet ve askerlik, i$cilik ve memurluk ve ögrencilik de,
ancak tek ve ortaksiz olan Yaratanimiz hesabina yapilacaktir. Yani
baskalarinin hesabi bu i$e girmeyecektir. Kendi keyfimizi, Yaratan'
imizin arzusuna feda edecegiz. Mutlulugumuz ve ebedî gelecegimiz,
bu feda edistedir. Demek inkilâbimiz, fedakârligimiza dayaniyor. Öy-
leyse feda edelim. Cünkü bu feda edisimizde ebedî bir saadet vardir.
Damlayi verip denizi kazanacagiz. Cirkinligi verip, güzelligi alacagiz.
Demek bire bin faydamiz var, kârimiz var. Ama fedasizligimizda ebedî
bir felâket vardir.

Bu habere inanmamakta bir fayda ve saadet yoktur. Cünkü, ebedî ya-
$amak istedigi halde ölümlü olustan kendini kurtaramayan insan, "e-
bedî bir saadet ve felâketten bana ne" diyemez, dememeli. Bananeci-
likte akil yoktur, düsünce yoktur, kalb yoktur, insanlik yoktur. Bunlarin
ziddi vardir ancak! Insanin kendine zid gitmesi, kendi kendini silmesidir.
Bu silmede insanin varolusu degil, yokolusu vardir. I$te bu yokolusun
yikimi icin bir inkilâp gereklidir. Senin inkilâbin da bunun icin olacaktir.
Ta ki, yokluktan varliga cikasin, yokolusa düsmeyesin. Demek, varolus-
un ve varlikta kalisin, yapacagin inkilâptadir. Bu inkilâpta senin; gercek
insan olusun, i$ik bulu$un ve varolu$un vardir. Varolu$un icin yapman
gereken inkilâbin silahlari ise: Bilim ve akil, kalb ve inanctir. Varolu$a
evet deyip inkilâp dâvetini kabul ettiysen, silahlarini al; kul ve asker,
i$ci ve ögrenci, memur ve ba$kan olarak siraya gir ve hazir ol ve ilerle...

Haydi inkilâbin kutlu olsun!

ALLAH'TAN BASKA ILAH YOKTUR
KUR'ANIZM ALLAH'IN ELCISIDIR!

Zaman: Yeni Cag'a be$ kala bahari.
Mekan: Avrupa.
Makam: Dâvet.
Boyut: Kur'anizm ($imdi "Muranizm")

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Freitag, 11. September 2009

TÜRKİYE BÖLÜNÜR MÜ? VE MHP/CHP ZİHNİYETİ KÜRTLERİ DAHA FAZLA EZEMİYECEK!

TÜRKIYE BÖLÜNÜR MÜ? VE MHP/CHP ZIHNIYETI KÜRTLERI
DAHA FAZLA EZEMIYECEK!

hakperest olmaya cagiran ALLAHin adiyla

Ayrismaktan niye korkuluyor?

"Kürt Acilimi" ortaya atildi atilali muhalefet partileri bu acilimi hemen
kapatmaya kalkti. Peki, nicin böyle yapti? Acaba Kürtleri cok sevi-
yorlar da, "sevgili kardeslikleri"nin sona erecek olmasindan mi kor-
kuyorlar? Yoksa iki simsicak kardes veya iki sevgili e$ gibiler mi de,
ayrilik ve bölünme onlari ürkütüyor?

Hayir, hic birisi de degil! Kürtleri ne MHP'liler sever, ne de CHP'liler.
Belki de onlardan nefret ederler. Cünkü gerekli sevgiyi meydana geti-
recek kuvvetli bir ask veya inanca sahip degillerdir. Bunu, Güneydogu'
da aldiklari oylara bakarak da görebilirsiniz ve görmekteyiz. Türkiye'de
Kürtleri sevebilecek tek kesim, "dindarlar"dir. Dikkat ediniz, "Müslü-
manlardir" demiyoruz. Cünkü cogunlukla Islâmiyetten uzak ya$ayan
Müslüman Türkler, kardeslik icin gerekli sevgiye sahip degillerdir. Ge-
rekli sevgiye sahip olanlar ancak "Dindar Türkler"dir. Onlarin sayisi da
cok azdir. Bu da yüzde yirmi-otuz kadardir. Bu ise demektir ki: Türk-
lerle Kürtlerin yüzde yetmis-sekseni "sevgili kardes" degillerdir. Ancak
kendilerini "zoraki bir kardeslik" icinde bulmaktalar ve görmektedirler.
Ama buna ragmen muhalefet kanadindaki Türkler, gerekli olan ayris-
mayi, "bölünme" olarak kabul edip, Kürtlerin özerklik hakkina karsi
cikiyor, onu gasbetmeyi sürdürüyorlar.

Peki bunu, "bölünmekten korktuklari icin" mi yapiyorlar? Hayir, asla!
Gercekte onlarin böyle bir korkusu yoktur. Tek korkulari; "baslarina
yeni dertler acilmasin, hersey oldugu gibi kalsin ve Kürtler Türklerin
yönetimine boyun egmekten kurtulamasin"dir.

Kürt Acilimi'na muhalefet eden Türklerin bu korkulari, hak gasbindan
baska birsey degildir. Cünkü onlarin gercek korkusu bölünme falan de-
gildir. Cünkü evlilik cagina gelmis iki kardesin ayri ayri evlere tasinip
kendi yönetimlerini ele almalari, "bölünme" olarak kabul edilemez. Bu
bir "özerklesme"dir, "ayrisma"dir; ama "bölünme" degildir. Cünkü ayri
ayri evlerde otursalar da, (az veya cok olan) kardeslikleri yine devam
edecektir.

O halde bölünme nedir?

-Bölünme; "bir bütünün parcalanmasi" demektir.

Öyle ise Türkiye, "parcalanmaz bir bütün" müdür?

-Hayir, degildir! Cünkü Türkiye tek bir irktan, yalniz Türklerden ibaret
bir ülke degildir. Eger Türkiye yalniz Türklerden ibaret bir vatan olsaydi,
ona bir "bütün" gözüyle bakabilirdik. Oysa bu vatan; cesitli irklardan,
yani "parcalar"dan meydana gelmis bir "bütün"dür. Yoksa tek bir par-
canin bütünü degildir. Bunun icin Türkiye "ayrisma"ya müsaid bir yapi-
dadir. Dolayisiyla "üniterlik"le dondurulamaz. Dolayisiyla anayasada
üniterlikle dondurulmus maddelerin de eritilmesi gerekir.

Eger Türkiye bir "bütün" olsaydi bile, onun bölünmesi mümkün olabi-
lirdi. Cünkü fikir ve inanc ayriliklari bir bütünü parcalayabilir. Bugün bile
dinden uzak laik Türkler ile dindar Müslüman Türkler bir bölünmüslük
icindedirler.

Türkler böyle olursa, bir "ayrisim parcasi" olan Kürtlerin ayrisim, yani
özerklik istemesi, "bölünme" olarak kabul edilemez. Cünkü onlar bir
bütünün parcasi degil, bir bütünün parcasindaki parcalardan biridir.
Yani dogal bir ayrisimliklari var. Bu ayrisimliklarini korumak, Kürtlerin
"dogal hak"ki olmaktadir.

Bu yüzden Kürtler eger: "Biz Kürtlügümüzü korumak istiyoruz. Bunun
icin de özerklik, yani kendi yönetimimizi kendimiz yapmak istiyoruz"
dediklerinde, onlarin bu dogal hakkinin ödenmesi gerekir.

Fakat Türkiye'deki muhalefet partileri bu hakkin ödenmesine yanas-
mamakta, üstelik karsi cikmaktadirlar. O halde biz de sorariz: "Siz
kim oluyorsunuz? Hangi hakla bu hakki gasbediyorsunuz? Allah ve
Yaratilis bu hakki onlara tanirken siz kime dayaniyorsunuz? Allah ve
Yaratilistan daha yüksek bir merci mi buldunuz? Unutmayiniz ki, ken-
di aklinizla ve kendi keyfinize göre yaptiginiz haksiz, hukuksuz ana-
yasalar, size dayanak olamaz. Eger onlara dayanirsaniz, yikilirsiniz
ve en kötüsü, zalimlik kazanirsiniz ve belki de o kazanc icindesiniz.
Sizin yapacaginiz i$, bu kötü kazanci Deniz'e dökmek veya Bahce'ye
gömmektir; onu kullanmaya son vermektir.

Bazi Müslümanlar da, Kürtlerin dogal hakkini ici bo$ "birlik, bütünlük
ve kardeslik" bahanesiyle örtmekten vazgecmeli, o hakkin gasbedil-
mesine Islâmiyet'i âlet etmemelidirler. Hem bu konuda yüz yil önce-
sinin sartlarina göre verilmis hükümlerin pesinden gidilemeyecegini
de kabul etmeleri gerekir.

(Müslümanlar bir de, Ortadogu ülkeleriyle de "birlik" istiyorlar. Fakat
bu birlik ancak tevhid ve teslim yani: "Allah'tan baska ilah yoktur.
Mehdi Allah'in elcisidir. Onun yolu da, Allah'a teslim olustur" hakikati
altinda olabilir. Yoksa Ortadogu'daki diktatörlükler altinda degil. Yani
Ortadogu'nun önce "demokratiklesme"si gerekir. Aksi halde meyda-
na getirilecek birlik, ancak "despotizm" olur. Allah da, zorbalik yöne-
timine ve onun birligine izin vermez.)

Avrupa Ülkeleri, "Avrupa Birligi" altinda "birlik" olmuslardir. Ama onla-
rin her biri ayri bir "devlet"tir; kendi yönetimlerine sahiptirler. Türkiye'-
deki Kürtlerin ise ne bir devleti vardir, ne de bir özerklikleri. Eger Türk
irkcilari ve ulusalcilari ve halkcilari gercekten birlik ve bütünlük istiyor-
larsa, önce Kürtlerin özerklik hakkini ödesinler, ondan sonra birlik
hakkini kazansinlar.

(Kürt halki degil), Kürt Aydinlari'nin cogunlugu da, bu haklarini Türkiye
Cumhuriyeti'nden talep etmek zorundadirlar. Ama isterlerse, bu hakla-
rindan vazgecme hakkina da sahiptirler. Karar, Kürt aydinlarinindir.

Türkiye Cumhuriyeti de, talep edildigi takdirde bu borcunu ödemek
mecburiyetindedir. Bu borcu ödemek, Türkiye'yi esenlige kavusturur.
Kürtlere "kendi kendilerini yönetebilme" imkâni tanimak, her iki halki
da rahatlatir. Onlara verilecek özerklik, bir "bölünme" degil, "ayrisma"
dir. Tipki evlilik cagina gelmis bir gencin ailesinden ayri yasamak iste-
mesi gibi. Bu istege kimsenin karsi koyma hakki yoktur. Deniz'in de,
Devlet'in de!

Güneydogulu Kürt vatandaslara "kendi kendilerini yönetebilme" hakki-
ni tanimamak; "biz size güvenmiyoruz, siz daha kücüksünüz" demek-
tir. Kürtler gercekten "kücük" mü? Seksen yildir hic büyümediler mi?
Rü$tlerini isbat etmediler mi? Bunun icin kac $ehit daha almalari ve
vermeleri gerekiyor?

Öyle ise Türkiye, "siz daha cocuksunuz" diyerek, cocuklasmamali ve
"kücüksünüz" diyerek de, kücülmemelidir. Büyüklügünü göstermelidir.

Irkciliga, ayrimciliga, zulüm ve asimilasyonculuga ugramis bu halki da-
ha fazla ezmeye ve onlari Türklüge mahkûm birakmaya kimsenin hak-
ki yoktur. MHP'lilerin de, CHP'lilerin de!

Not: Kürt Acilimi, TSK'dan cekinerek veya PKK'dan korkarak durdurula-
maz. Cünkü bu acilimin amaci, ödenmesi gereken haklarin ödenmesi
icindir. Dolayisiyla borctan kurtulma ve barisa ermedir. Dolayisiyla bu
acilimin reisi, AB ve ABD de olamaz. Iktidar ve muhalefet de bunu böy-
le görmek zorundadir. Gercek amac "borc ödeme" ise, hic bir parti bu
dâvâ ve acilimi politik cikarlarina âlet edemez, etmege kalkmamalidir.

Yayinlanmis son iki bildirimiz:
DEĞİŞTİRİLEMEYEN ANAYASA MADDESİ OLUR MU?
BAHÇELİ İLE BAYKAL'IN ÇOCUKLARI AYRIŞIM İSTERSE!


Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Eylül ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hak, Hukuk, Adalet.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Freitag, 4. September 2009

DEĞİŞTİRİLEMEYEN ANAYASA MADDESİ OLUR MU?

DEGISTIRILEMEYEN ANAYASA MADDESI OLUR MU?

adaletli olmaya cagiran ALLAHin adiyla


Cevap olur!

-Hangi hallerde olur?

Cevap: Eger degistirilmek istenen o maddenin degistirilmesi; haksiz-
liga, adaletsizlige ve özgürlüklerin yok edilmesine sebep olacaksa, o
madde degistirilemez. Eger o maddenin degistirilmemesi daha büyük
felâketlere sebep olacaksa, o madde degistirilir.

Soru: Peki, TC Aanayasasi'nin "degistirilemez" denen x maddeleri hak-
kinda ne dersiniz?

Cevap: Eger bu maddeler; hak, hukuk ve özgürlügü ezip gectigi halde
"degistirilemez" deniyorsa, o maddeler veya onlarin zarfi olan anayasa
"kutsallastiriliyor" demektir. Fakat bu kutsallastirma, "laiklik ilkesi"ne
aykiridir. Cünkü bu ilkeye göre: "Devlet dine, kutsala dayanamaz, da-
yandirilamaz".

Eger siz, laiklige taraftar oldugunuz halde "o maddeler degistirilemez"
diyorsaniz, laikligi kendi elinizle yikmis olursunuz. Laikligin yikilmasini
istemiyorsaniz, degistirilmesi gereken maddenin degistirilmesine riza
göstermek zorundasiniz.

Cünkü hem; "sartlar degisince, hükümler de degisir". Sartlar degistigi
halde hükümler degismezse, bu, adaletsizlik dogurur. Bir devlet de a-
daletsizlik üzerinde duramaz. Eger durdurmaya kalkarsaniz, bu da a-
narsi ve terör dogurur.

Soru: Peki, bütün bu gercekler ortada iken o maddelerin degistirilmesi
engellenirse ne olur?

Cevap: Haksizlik ve adaletsizlik ve esaretten rahatsiz olanlarin isyanin-
dan baska, $eriat isteyenlere de hak kazandirmis olursunuz. Yani o za-
man o statükoculara denir: "Madem siz bu devleti kutsala dayandirmak-
ta bir beis ve sakinca görmüyorsunuz, o halde biz dindarlarin da devleti
dine dayandirmamizda bir sakinca kalmaz. Öyleyse biz de $eriat iste-
yebiliriz ve onu getirebiliriz."

Eger bu hakki onlara kazandirmak (kaldi ki, demokratik bir ülkede $eriat
istemek suc ve haksizlik olamaz. Fakat biz simdi bu konuya girmiyo-
ruz.) istemiyorsaniz, anayasayi ve maddelerini kutsallastirmaktan vaz
gececeksiniz.

"Laiklik kalsin" diyorsaniz, "o maddeler degistirilemez" demeye son
vermek mecburiyetindesiniz.

Cünkü sartlar elveriyorsa, degistirilmeyecek bir madde yoktur. Cünkü
anayasa bir din kitabi degildir. Kaldi ki, dinin bile hukuksal yönünde
degisiklik yapmak zorunludur. Cünkü Islâmiyet'in dört ayagindan biri,
"adaletli olmak"tir. Bu emir geregi Müslümanlar degisen sartlara ayak
uydurmak zorundadirlar. Tabii dinin de "degistirilemezciler"i vardir. On-
lara göre zulüm ve haksizlik meydana gelecek olsa da, dinin hukukun-
da bir degistirilme yapilamaz. Tabii Allah'in Mehdisi de böyle bir zulme
izin veremez, gereken degisikligi yapar, yaptirir.

Simdi, "degistirilemez" denen o maddelerin degistirilmesi mi daha bü-
yük felâket dogurur, yoksa degistirilmemesi mi? Türkiye bunu hemen
hesaplayip, bir an önce kararini vermeli, zulüm ve haksizliktan kurtul-
malidir.


Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Eylül ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hak.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 27. August 2009

BAHÇELİ İLE BAYKAL'IN ÇOCUKLARI AYRIŞIM İSTERSE!

(Kürt Sorunu Cözüm Plani)

BAHCELI ILE BAYKAL'IN COCUKLARI AYRISIM ISTERSE!

rü$dünü isbatlayanlara özerkliklerini vermis olan ALLAHin adiyla


"Kürt Acilimi"yla ilgili olarak muhalefet parti liderleri "affa ve ayrisima
izin vermeyiz" demisler ve demektedirler. Fakat, bu iki sorun cözücü
olabilecek eyleme karsi cikabilmek icin, onlarin hak ve adalete uygun
olmadiklarini isbatlamak gerekir. Öyle ise gelin, bunlarin isbatinin
mümkün olup olmadigini birlikte ele alip görelim ve önce $u "ayrisim"
dan baslayalim.

Bahceli ile Baykal'in birer ogullari oldugunu farzedelim. Simdi bu iki
ogul: "Baba, bak biz büyüdük, 18 ya$ini gectik 25 ya$ina geldik ve
evlenip nur topu gibi cocuklarimiz da oldu. Sizinle birlikte ayni cati
altinda ya$amaktan ve sizin varliginizdan mutlu ve memnunuz. Fakat
buna ragmen artik biz ayni cati altinda kalmak istemiyoruz. Cünkü
biz, sizin yönetiminiz altinda degil, kendi yönetimimiz altinda olmak
istiyoruz. Lütfen, bugünden itibaren bizim özerk ya$am istegimize
karismayin ve ona engel olmayin. Artik biz, sizden ayri olarak kendi
kendimizi yönetebilecek durumdayiz. Bizim bu özerk ya$am istegimi-
ze saygi duyun ve bizi azad edin. Fakat bu azadligimizin, sizi terket-
mek olmadigini ve irtibatimizin sona erecegi anlamina gelmeyecegini
de bilin" demektedirler. (Tabii burda eger baba zalim bir babaysa, kur-
gunun da ona göre meselâ: "Senin zulmünden kurtulmak istiyorum"
seklinde degismesi gerekir.)

Acaba bu sözler karsisinda Bahceli ile Baykal ne yaparlardi? "Buna
asla izin vermeyiz" mi derlerdi, yoksa "haklisiniz" mi derlerdi? Eger
demokrat bir baba iseler elbette "haklisiniz evlâtlarim" deyip, onlari
azad edeceklerdir. Aksi halde haksizliklarini göstermis olacaklar ve
zulümde kalacaklar ve birer "zalim baba" olacaklardir.

I$te Kemalist rejim (burada "Kemalist rejim" derken, Atatürk'ü degil,
laikci ve ulusalci Atatürkcüleri kasdediyoruz) tarafindan önce Islâm'
dan sogutulan ve bunun neticesinde irkcilastirilan Türkiye'nin dogur-
dugu A. Öcalan'in talep ettigi "özerk yönetim"in de, Bahceli ile Bay-
kal'in farazî cocuklarinin istedigi özerklikten fazla bir farki yoktur.

Bu özerkligi istemekte bir haksizligin bulunmadigini, aksine onu ver-
memenin bir haksizlik ve zulüm doguracagini hep birlikte görmekteyiz.
Demek, ayrisim'a karsi cikmanin bir anlam ve faydasi yoktur. Politik
faydalar icin zulme riza gösterenlerin politikaciligindan ise, Türkiye'ye
bir hayir gelmeyecegini görmek ve kabul etmek durumundayiz.

Nasil rü$dünü isbatlamis bir evlâdin anne-babasindan ayrilip yeni bir
yuva kurmasi "bölücülük" olmuyorsa, 18 ya$ini degil, tam 81 ya$ini
gecmis bulunan Kürt vatandaslarin özerk yönetim talebi de bölücülük
olarak vasiflanamaz. Dolayisiyla, onlarin isteginin (bazi gerekli sartlar
altinda***) yerine getirilmesi gerekiyor. Bu geregi yerine getirmeyenler
büyük bir zulüm ve diktatörlügü kabullenmis olacaklardir. Fakat
"Demokrat Türkiyeliler Cumhuriyeti"nde böyle bir zulüm ve diktatörlük
kabul edilemez ve halk cogunlugu da buna riza gösteremez ve göster-
meyecektir.

Simdi gelelim "af" meselesine...

Öcalan ve PKK'lilari, Kürtler dogurmadi. Ya kim dogurdu? Elbette ki,
Türkiye'yi önce dinsizlestirmeye calisan sonra da onu irkcilastirmayi
ba$aran Kemalistler dogurdu! Simdi: "Bu gayrime$ru cocugu biz dogur-
madik, yok o kendikendine(!) dogdu veya baskasinin veledidir" demenin
bir anlam ve faydasi yoktur. Bu inkârci söylemler bo$unadir. Yapilacak
i$, bu hatayi kim dogurduysa, onu onun temizlemesidir. Yani, irkcilik
ve ulusalciligin sahip cikicilari ve Kemalizmin takipcileri olan Baykal
ile Bahceli'nin bunu halletmeleri gerekiyor. Yani bu vazife, AK Parti
iktidarinin degildir. Daha cok muhalefet partilerinin vazifesidir. Dolayi-
siyla, bu sorunu cözmeye calisan iktidar partisine muhalefet partileri-
nin karsi cikmaya, onu engellemeye haklari yoktur. Aksi halde Türki-
ye'ye ihanet eden asil hainler, onlar olacaklardir.

Geliniz ey MHP'liler ve CHP'liler, bu ihanetten vaz geciniz! Gercek bir
Türkiye partisi oldugunuzu isbat ediniz! Yoksa bu gercekler günesi
altinda bir kar tanesi gibi eriyip gideceksiniz... Bu eriyise razi misiniz?
Eger raziysaniz, partilerinizi kapatip gidiniz! Sizin yerinize gercek par-
tiler gelsin, bu kavga-gürültü bitsin. Bütün Türkiye de huzura kavus-
sun!

(***): Özerklik icin istenebilecek sartlar:

1- Bu konunun muhatabi, Kürt halki ve aydinlari ve onlarin siyasal
temsilcisi olarak da DTP'dir. Öcalan ve PKK ile gerekli irtibati DTP
saglar.

2- Özerklik istemek, Kürt halkinin dogal ve insanlik hakkidir. Bu hak-
kin talebi reddedilemez. Cünkü bu halk, kücük bir azinlik degil, devlet
ve yönetim sahibi olabilecek kadar kalabalik bir halktir. Hem Güney-
dogu'lu Kürt halki Kürt'tür ve Kürt kalmak istemekte ve Türkleserek
asimile olmak istememektedir. Bu istek, onun en tabii hakkidir.
Bu hak cignenemez.

(a-Kürt halkinin cogunlugu icin, Kürt veya Türk yönetimiyle yönetilmek
arasinda bir fark olmayabilir. Fakat bu konuyu, Kürt halkindan cok,
onlarin "reisleri" hükmünde olan Kürt aydinlarina sormak gerekir. E-
ger Kürt aydinlarinin cogunlugu PKK ve Öcalan gibi özerklik istiyorsa,
istekleri verilir, kabul edilir.)

(b-Kürt halkinin cogunlugu ayni zamanda Müslümandir da. Fakat dinin
birlestiriciligi ve bütünlestiriciligi de bir noktaya kadardir. Cünkü hem
seksen yildan beri Kemalist rejim tarafindan Türk ve Kürt halklari Islâ-
miyet'ten uzaklastirilmis oldugundan, bu iki halki birbirine kaynastira-
cak, onlari birbirine yapistiracak gücte bir dindarlik kalmamistir. Yüz-
de 20-30'luk bir dindarlik gücü, onlari tam kardes yapmaya yetmemek-
tedir. Kemalist rejim maalesef bu iki halki birbirinden sogutmayi, ara-
larini acmayi basarmistir. Aralarinin tekrar kapanmasi ve ortadaki buz-
larin erimesi icin yüzde 60'lik bir dindarlik gücüne ihtiyac vardir. Bu da,
az bir zamanda kazanilmaz. Kürt asilli Bediüzzaman Said Nursi Haz-
retleri, bu iki irki din ve Islâmiyet vasitasiyla birarada tutmaya ve bu-
nunla Kürt isyancilari susturmaya calismistir, iyi ve güzel yapmistir.
Fakat her güzeli herkes begenmez. Bizim begendigimizi bir baskasi
cirkin bulabilir ve daha baska güzellikler arayabilir. Hem o zamana ait
olan bir güzellik, bu zamanda 'dinden uzaklastirilma sebebiyle' solmus
olabilir. Solmus bir güzelligi de kimse begenmez. Bir de; Kürt halki
Müslüman olsa da, ana ve babasi olan Türkiye Cumhuriyeti'yle ayni
evde oturmaya ve ayni yönetim altinda kalmaya mecbur degildir. Cün-
kü onun da bir "kisiligi" ve "irki" ve "rü$dünü isbatlamisligi" yani "kendi
kendini yönetebilme yeterligi" vardir. Rü$dünü isbatlamis bir cocuk ve
genc, 80 ya$ini gecmis "cok ihtiyar" ve de "zalim" bir babanin yöneti-
mi altinda kalmaya mecbur olamaz.)

(c-Kürt halkinin cogunlugunun 'Türk halki gibi' dindarliktan uzak oldu-
gunu unutmayalim. Yani bu demektir ki; biz Türk ve Kürt halkinin 'din-
darliklari sebebiyle' ancak yüzde yirmi$erini kucaklastirabiliriz. Geri ka-
lanini kucaklastiramayiz. Bir Nurcu ile bir Millîgörüscünün dahi fikir ay-
riligi sebebiyle kucaklasamadigini düsünürsek, bu gercegi daha iyi gö-
rürüz. I$te burada Bediüzzaman Hazretleri'nin iki halki din vasitasiyla
kucaklastirma ve bir arada tutma stratejisi 'gecici olarak' sona ermek-
tedir. Fakat her asrin yeni bir Mehdisi ve Imami-Ba$kani oldugu unu-
tulmamalidir. Yeni Mehdi'nin veya Imamin da yeni cözümleri olur.)

(d-$imdi burada durup laikci ve ulusalci Kemalistlere soralim: "Kürt
halkinin ayrismamasi icin Türkiye halkinin dindarlasmasini mi istersi-
niz, yoksa ayrilmayi mi kabul edersiniz?" Elbette "$eriat getirecekleri"
korkusuyla halkin dindarlasmasini kabul etmezler ve bunu önlemek
icin de yarim asir boyunca gayret göstermislerdir. O halde bu gayreti-
nizin aci meyvesini de kabul etmek zorundasiniz. "Hem bunu, hem
onu kabul etmem" demenin, bir gecerligi yoktur. Dolayisiyla, özerklik
talebine engel olmaya da hakkiniz yoktur. Caresiz, yetistirdiginiz mey-
veyi yiyeceksiniz...)

(e-Diger dünya ülkelerinde özerkligin bir hükmü kalmamis olabilir. Fa-
kat istisnalar kaideyi bozmaz. Bu hususta her zaman baskalarini ör-
nek almak zorunda degiliz. Bizim istisnamizi kabul etmek imkânsiz
degildir.)

3- Bu özerklik bölgesine verilecek ad: "Güneydogu Kürdistani Demok-
ratik Özerk Yönetimi" olabilir veya daha kisa ve degisik benzer isimler
de konabilir.

4- Özerklik, Güneydogu'daki Kürt halki ve bölgesi icin gecerlidir. Bu
bölge disindaki Kürt vatandaslar zorla bu bölgeye getirilemez. Ancak
isteyenler gelebilir. Fakat bu istek, bölgenin kapasitesini a$mamalidir.

5- Bu bölge halki, kendi okulunu, belediyesini, parlamentosunu, polis
teskilâtini ve digerlerini kurabilir, i$letebilir, kendi kendini yönetebilir.
Eger 5-10 yil icinde iyi yönetim gösterirlerse, ordu teskilâtlarini da
kurabilirler.

(Cünkü dilleri "Kürtce" oldugu icin Türk ordusunda askerlik yapmalari
zordur. Bu zorlugu a$mak icin Kürt gencleri Türkce ögrenmeye zor-
lanamazlar. Ancak kendi istekleriyle Türkce'yi "ikinci dil" olarak sece-
bilirler.)

6- Yönetici kadronun cogunlugu veya yarisi Marksist zihniyetli olamaz.
Ancak ücte biri olabilir.

7- Bu bölgenin yönetimi, Kürt halkini dininden soyutlayacak (PKK'nin
marksist ve dindarlasmaya düsman oldugu unutulmamali) eylemlere
girisemez, halk üzerinde despot bir yönetim uygulayamaz. Yönetimin
demokratik olmasi sarttir. Kamusal alanda (T.C'nin uygulamasi gibi)
dindarlara yasak getiremez.

8- Özerk Yönetim altindaki halk cogunlugu istedigi takdirde (demok-
ratik olmak sartiyla) kendi dinine uygun bir yönetim isteyebilir. Bu
istek, cok önemli insanî ve hukukî bir neden olmadikca reddedilemez.

9- Özerk Yönetim'e ait halkin fertleri, istedikleri takdirde bulunduklari
bölge ve yönetimden ayrilma hakkina sahiptir.

10- Kürdistan bölgesinde bulunan Türkler, eger dil sorunu cekmeyecek-
lerse, bulunduklari yerde kalirlar. Kalmak istemeyenler, devlet yardimi-
yla baska bölgelere aktarilirlar. Kürdistan'da kalmak isteyen Türkler'e
irkcilik ve asimilasyon uygulanamaz. Azinlikta kalmis Türk vatandas-
larin gerekli olan dil ve ögrenim haklari, Kürt Yönetimi tarafindan onlara
taninir ve karsilanir, ellerinden alinamaz.

11- Güneydogu Kürdistani Demokratik Özerk Yönetimi ve bölgesi, hal-
kiyla ve topragiyla Türkiye Cumhuriyet'ne aittir. Türkiye Cumhuriyeti'nin
mülk ve milleti de, egemenligin gercek sahibi Allah'a aittir.

12- Bu yönetim kuruluncaya kadar Türkiye Cumhuriyeti gereken yar-
dimi yapar.

(Kurulus gerceklestikten sonra Kürt halkinin vergileri "Özerk Yönetim"e
ait olacagindan, Türk Devleti bu yönetime ve halkina sürekli olarak yar-
dim yapmak zorunda degildir. Ancak "isterse" yapar.)

13- Tabii, özerklik vermekten önce Öcalan ve PKK'lilarin affedilmesi
gerekir. Fakat bu af, bir "bagis" olarak degil, irkci Kemalist rejimin
seksen yil boyunca Kürt halkina yaptigi zulümlerin bedeli olarak gö-
rülmelidir. Bu bedel ödenmedigi müddetce Türk Devleti zulüm ve
kötülüklerinden arinmis olmaz.

("Katil Öcalan'la $ehitler bir tutulamaz" derken, dikkatli olmalisiniz. Bu
"canavar"i yaratan Frankenstayn biz [dindarlar, demokratlar ve liberal-
ler] miyiz, yoksa Kemalist rejiminiz mi? Elbette ki sizin rejiminiz! O
halde rejiminizin günahlarini masumlarin üzerine atmayin, zalim olma-
yin!)

14- Eger Kürt bölgesindeki halkin vergileri özerk yönetim icin yeterli
olmayacaksa ve buna yetecek üretimleri de yoksa ve ileride de olma-
yacaksa, Irak Kürdistani'ndan (mümkünse) yardim alinir. $ayet yardim
alinamazsa ve baska yerden de gelmeyecekse, özerk yönetim mode-
linden vazgecilir ve baska bir model ve care aranir.

15- (Ve buna daha diger gerekli sartlar da eklenir. Bu konunun uzman-
lari bu noktalari daha ince ve etraflica ele alabilirler. Biz sadece kaba
ve kisa bir taslak göstermeye calistik.)

16- Bu bildirimizle, "bu sorun aynen böyle cözülmelidir" diye bir dayat-
mada bulunmuyoruz. Bu sorunu daha iyi cözecek bir plan ve modeli
olan varsa, buyursun teklifini ortaya sersin.

(Güneydogu Kürdistani Demokratik Özerk Yönetimi, hepimize hayirli
olsun!)

Not: "Kürt Acilimi" denen "Demokratik Türk Acilimi"ni baltalamaya ca-
lisanlar, dolayli olarak teröre ve PKK'ya destek vermis ve sonucta on-
larla esitlenmis olacaklarini unutmamalidirlar.

$u da unutulmamalidir ki; "Kürt sorunu" yoktur, "Türk sorunu" vardir.
Bunun icerigi olarak irkciliga dayanan "Kemalist rejim sorunu" vardir.
Cünkü bu rejim, 80 yil boyunca Kürt vatandaslarin dogal haklarini gas-
betmistir. Ve bu gasbin en kisa zamanda sona ermesi ve Türkiye
Cumhuriyeti'nin, haksizliklarindan arinmasi gerekiyor.

PKK'nin sözcüsü olarak degil, Hakk'in bir sözcüsü ve bir hâkem olarak
$unlari da söylemek zorundayiz ki, bu sorun cözümsüzlüge varmasin:
Siz (Türk Devleti olarak) Kürt halkina diyorsunuz ki: "Al evlâdim, sana
"lisan özgürlügü" vereyim, bu da yetmiyorsa, gel seni Kürt lisan kurs-
larina göndereyim, sana Kürtce televizyonlar acayim, bu mesele kapan-
sin". Kürt halkinin sözcüleri de buna karsi diyor ki: "Sagol baba, bu li-
san özgürlügü beni kesmez, bu $eker beni avutmaz. Ben senden, yal-
niz lisan özgürlügü degil, esas olarak "yönetim özgürlügü" istiyorum.
Cünkü ben artik büyüdüm, cocuk degilim. Bu yüzden beni ancak Gü-
neydogu Villasi tatmin eder. Bu villayi ver, kurtul. Bu villada ben kendi
yönetimim altinda ya$amak istiyorum. Hem bugüne kadar senin yöne-
timinden hic memnun olmadim. Cünkü beni bir Kürt gibi degil, hep bir
Türkmüsüm gibi yönettin. Acaba biri seni Kürtmüssün gibi yönetseydi
ne yapardin? Ne kadar dayanirdin? Dolayisiyla bu villayi ve azadligimi
verirsen, baska birsey istemem, bana yaptigin zulümleri de unutur gi-
derim. Villanin tapusu da sende kalsin, ama yönetim benim olsun."

Evet, "Kürt Sorunu"nun asli, esasi budur. Bu sorunu dogru anlamaz-
sak, onu dogru cözemeyiz. Cözümsüzlük de, terörü devam ettirir. Bu
da Türkiye'yi eritir.

(a-Ortada bir sorun varsa, bu sorun cözülmelidir. Sen cözmeye yanas-
mazsan veya cözemiyorsan. onu baskalari cözmek ister. Hem akil
akildan üstündür; senin cözemedigin bir sorunu bir baskasi cözebilir.
O cözebiliyorsa, onun cözümüne karsi red ile yani haksizca büyüklen-
me gururdur. Ama hakli büyüklenme yücelik ve ululuktur. Eger Avrupa
ve Amerika'nin elinde iyi bir cözüm varsa, bunu size teklif edebilirler.
Bu teklifi kabul etmek ve teklif sahipleriyle i$birligine girmek, "vatana
ihanet" degildir. Eger sen bunu ihanet olarak görüyorsan, cöz öyleyse
sorununu! Hem cözmeye yanasmiyorsun, hem "ic i$lerime karisma"
diyorsun! Eger senin cözmedigin sorun bir zulüm ve haksizlik doguru-
yorsa, haricî gücler buna göz yummaz, senin ic i$lerine karismaktan
cekinmez. Bir dünya imparatoru olsan hadi neyse, herkesi susturur-
sun. Ama sen ne imparatorsun ne de iktidar! Fakat buna ragmen dün-
yaya efelenmekten cekinmiyorsun! Kimse senin bu zulümkârlik üstün-
deki efelenmene sessiz kalmaz. Madem baskalarinin karismasini is-
temiyorsun, cöz öyleyse sorununu! Ama hak ve adaletle ve demokra-
siyle...)

(b-Türk halki icinde bu sorunu cözecek kapasitede aydinlar mevcuttur.
Fakat yaptirim gücleri olmadigindan cözümleri havada kalabiliyor. So-
nucta haricî güclerin baskisi gerekli hale geliyor.)

Not 2: Ey "irkci" olmadigini iddia eden, ama asimilasyonculukla irkcilik
yaptigini görmeyen milliyetci Türkler ve MHP'liler! Dünyanin diger ülke-
lerinde azinlikta bulunan Türk halklarinin özerklik taleplerine de karsi
misiniz, karsi cikar misiniz? Madem cikmazsiniz, o halde kendi mille-
tinize tanidiginiz haklari nicin Kürtler'e tanimazsiniz? Kürtler'in hakkini
taniyin ki, baska ülkelerdeki Türkler'in hakkini istemeye yüzünüz
olsun!

Not 3: Ey "Türkiye Cumhuriyeti" altinda bulunan Anadolu halklari! Bak-
mayin siz, simdi Baykal ile Bahceli'nin "Kürt Cözümü"ne esip gürledik-
lerine. Vakt-i iktidarlarinda MHP'liler ve Halkcilar, Öcalan'i nasil idam-
dan kurtardilarsa, cok yakin bir gelecekte onu ve ordusunu affedecek
olanlar da yine onlar olacaktir. Yani Öcalan'i affetme borcu ve büyüklü-
gü (muhalefete göre: "Ihanet"i) ve Kürtler'e özerklik tanima $erefi ve gö-
revi (muhalefete göre: "Bölücücülüg"ü), AK Parti'ye degil, MHP ile
CHP'ye ve bir de SP'ye nasip olacaktir. Peki bu nasil olacaktir?

-Bunun sirri bizde gizlidir! Onun ne oldugunu insaAllah yakinda acikla-
riz...

Not 4: Genel Kurmay Baskani'nin konuyla ilgili aciklamalari karsisinda
$u sözleri de söylememiz gerekli oldu:

Kürt ve Türk sorunu'nun cözümünde TSK muhatabimiz degildir, muha-
tap alinmamalidir. TSK ne söylemek istiyorsa, bunu siyasal iktidara
bildirsin, ama gizli ve sessizce. Eger TSK'lilar gazetecilere veya muha-
lefete gizli veya acik bildirimlerde bulunurlarsa, suc i$lemis olurlar. Öy-
leyse TSK, kamuoyuna yönelik aciklamalardan uzak dursun, haddini
hududunu bilsin, elinin silahiyla siyasetimize karisip, demokrasimize
tecavüz etmesin. Tecavüze devam ettigi takdirde ilgili kurum ve kuru-
luslar, TSK aleyhinde hemen dâvâ acmalidir. Lütfen, aydinlarimiz, ya-
zarlarimiz ve politikacilarimiz bu hususa dikkat etsinler ve TSK ne söy-
lerse söylesin, onu muhatap almasinlar. Muhatabimiz, TSK degil, si-
yasal iktidardir. Bizim icin iktidarin söyleyecekleri önemlidir.

Ayni sekilde PKK ve Öcalan da muhatabimiz degildir. Muhatabimiz,
DTP'dir. PKK ve Öcalan ne söyleyecekse, DTP'ye söylesin, ama gü-
rültüsüzce. Bu saatten itibaren muhatabimiz iktidar ve muhalefettir.

I$te bu sorunun cözümünde takip edilecek usul ve yöntemin temeli
budur.

(Yani takip edilecek yol $öyle olabilir: a- Muhataplar kimdir? b- Istenen
nedir? c- Neler verilebilir? d- Kararlasma. e- Uzlasma. f- Anlasma ve
tokalasma. Bu bildiride a,b,c maddeleri belirlenmis oldugundan, varilan
safha, bizi "Kararlasma" noktasina getirmis bulunuyor.)

Eger iktidar bu sorunu cözmezse, düsürülür. Sorunu muhalefet devra-
lirsa, anarsi ve terörü devralmis olur. $ayet TSK üstlenirse, o da büyük
bir halk savasiyla karsi karsiya kalir. O halde "yagmurdan kacan, firti-
naya tutulur" atasözünü unutmayalim ve gereken neyse, hemen yapa-
lim, kurtulalim.

Muhalefetin dedigi gibi, acilim bitmemistir. Aksine yeni baslamistir ve
süratle ilerliyor! Kim bu ilerlemeyi engellemeye kalkarsa, altinda ezilir!

EGER ORTADOGU'NUN HÂKIMI OLMAK ISTERSE TÜRKIYE,
BU SORUNU CÖZMELIDIR. BASKA CARE YOKTUR!

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Agustos sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cözüm.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 20. August 2009

BÜTÜN DÜNYA ÜLKESİ LİDERLERİNE DUYURU!

(Iran'in ruhanî lideri Hamaney'in aciklamalari hakkinda)

BÜTÜN DÜNYA ÜLKESI LIDERLERINE DUYURU!

yöneten ALLAHin adiyla


Yakında ‘Mehdi’nin geleceğini iddia eden İran’ın ruhani lideri
Ayetullah Hamaney, ‘Türkiye de dahil tüm İslam ülkelerinin silahlı
güçlerini birleştirerek hazırlanması’ çağrısında bulunmus.

Bu cagrida dikkat ceken birinci nokta: "Mehdi'nin daha gelmemis
oldugu ve gelecegi"dir. Fakat gercek Mehdi gelmis ve 11 Eylül
Terör Olayi'ndan sonra (Allah'in izniyle) vazifesine resmen baslamis
bulunuyor. Bu Mehdi'nin görev adi ise: Mehmed NUR'AN'dir.

Mehmed Nur'an, Allah'tan bilgi, i$ik ve elcilik almis, $iilik ve sünni-
lik üstü mânevî bir $ahsiyettir. Insanligi dogruluga götürmek icin gö-
revlendirilmis bu $ahsiyet, Hakk'a ve Adalet'e dayanir ve insanligin
baris ve saadeti icin calisir. Bu sebeple o, teröre izin vermez. Onu
önlemek icin gerekirse, basta ABD olmak üzere bütün dünya ülke-
leriyle i$birligine girer, bundan cekinmez.

Hedefi en basta Islâmlilarin ve insanligin baris ve saadeti olan bu
$ahsiyet, herhangi bir ülke ve yönetimin emrinde degil, yalnizca
yüce Allah'in emrindedir. Allah'in emri de; en basta Hakk'a, Ada-
let'e ve Namus'a ve bunlar da sonucta iyilikcilik, baris ve mutluluga
götürür. Gercek Mehdi de bu cizginin disina cikamaz.

Dolayisiyla Iran Yönetimi ve Islâmli Ülkeler'in liderleri bu Mehdi'yi
dinlemek durumundadirlar. Dinlemedikleri takdirde ba$lari belâdan
kurtulmaz. Eger Iran Yönetimi bu gercek Mehdi'yi dinlemeyip Orta-
dogu'nun istikrarini bozacak ve karistiracak icraat ve eylemlerde
bulunursa, kazanacagi düsmanlar karsisinda yanliz kalir ve birakilir.
Cünkü Allah'in Mehdisi, Iran Yönetimi'nin keyfine göre hareket
etmez.

Bu durumda Islâmli Ülkeler, Iran'in Kum kentinden cikacak (veya
zorla cikarilacak) ve Amerika ve Israil'e savas acacak bir Mehdi'nin
pesinden gidemezler ve emrine uyamazlar. Cünkü Islâmli Ülkeler'in,
ardindan gidecekleri ve sözünü dinleyecekleri gercek Mehdi: Meh-
med Nur'an'dir.

Mehdi Mehmed Nur'an, despotiklestirilmis bir $eriat düzenine izin
vermemektedir. Buna göre, $eriatla yönetilmek isteyen Ortadogu
ülkelerinin önce despotizmden arinmis olmalari gerekiyor. Ancak bu
arinmadan sonra demokratik bir $eriatla yönetilme iznine kavusabi-
lirler. Cünkü Allah'in dini ve $eriati diktatörlükle uyusmaz. Bu sebep-
le Saddam Hüseyin de devrilmek zorundaydi ve Mehdi'nin izniyle
devrilmistir. Eger Saddam Hüseyin, Allah'in Mehdisi'ni dinleyip
iktidardan cekilseydi, Amerika'nin Irak'a girmesine gerek kalma-
yacakti.


Mehmed Nur'an, Israil-Filistin barisi icin de gerekenleri "Kur'anist
haber" bildirileriyle Israil ve ABD yönetimine bildirmis bulunuyor.
Bunun geregi olarak da ABD yönetimi, 67 sinirlarina dönmesi icin
Israil'e görevini hatirlatmis ve onu baski altinda tutmaktadir. Fakat
Iran Yönetimi'nin nükleer silaha dogru kosan adimlari, Israil'in göre-
vini yerine getirmesini engellemektedir. Bu engelin kalkmasi icin de
Iran'in nükleer adimlarinin durmasi gerekiyor. Bu adimlar durmadigi
takdirde Iran Yönetimi, Islâmli Ülkeleri de karsisina almis olacaktir.
Simdi Iran Yönetimi'ne adimlarini durdurmasi icin bir süre verilmis-
tir. Bu süre daha fazla uzatilmayacaktir ve uzatilamaz. Iran, yolun
sonuna varmis durumdadir. Eger adimlarini durdurmazsa, bunun
bedelini öder.

Iran Yönetimi icin $ayet Mehdi ve emirleri önemliyse, Ahmedinecat
ve Hamaney, Mehmed Nur'an'i dinleyip nükleer adimlarini durdur-
sunlar ve vurulmaktan kurtulsunlar. Eger "biz, Iran'dan cikmamis bir
Mehdi'yi dinlemeyiz" derlerse, karsilasacaklari bütün sonuc onlarin
"kaderi" olur. Biz de bu kadere "riza" göstermekten baska bir sey
yapamayiz...

Sonuc olarak: Diktatörlükten kurtulmamis ülkelerin askerlerinin bir-
lestirilmesinden ancak diktatörizm cikar, iyilik ve hayir cikmaz. Birlik
isteyenler önce diktatörlük ve otoriterlikten kurtulmalidir. Bu kurtulus
gerceklesmedikce, Islâmli Ülkeler'in sorunlari cözüm bulmaz.

Islâmli Ülkeler'in halklarina, cözüm dogurucu Ramazanlar diliyoruz.

Not: Bu bildiri, Allah'in Mehdisi Mehmed Nur'an tarafindan tasdik
edilmistir.

Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com

Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru ve Uyari.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Dienstag, 18. August 2009

(YAZARIMIZ HÜSEYİN AVDIÇ, DEVLET BAHÇELI'YE SESLENİYOR!)

(YAZARIMIZ HÜSEYIN AVDIC, DEVLET BAHCELI'YE SESLENIYOR!)

Sayin Devlet Bahceli,

Iktidarin getirdigi "Kürt Acilimi"na hemen öfkelenmissiniz. Bu öfke sizi
patlamaktan korur, sahsî acinizdan iyidir. Fakat siz, "siyasal" bir kisi-
liksiniz. Bu yüzden sizin öfkeniz tehlikelidir, Türkiye'yi patlatabilir. Yani
öfkenize hâkim olmak zorundasiniz ve öfke ile kalkanin zararla oturaca-
gini da unutmamalisiniz.

Eger PKK terörüne kurban gitmis bütün $ehitleri MHP'liler vermis olsay-
di, bu konuda ilk ve en cok söz hakki sizin olurdu. Ama gercek böyle
degildir. Yani siyasal söz hakkiniz yüzde yüz degil, sadece yüzde onüc-
tür. O halde öfkeniz de bu kadar olmali degil midir?

Ikinci önemli nokta ise: Ortada cözülmesi gereken bir sorun var. Siz de
bir Türkiye partisi lideri olarak bu cözümün bir ucundan tutmakla yüküm-
lüsünüz. Bu cözüme katkiniz nedir, ne olacaktir? Yoksa sadece öfke
kusmak mi olacaktir! Öfkenizi degil, önerinizi gösteriniz. Önerinizi gös-
terirken de su tabloya dikkat etmelisiniz:

"Türklerin" degildir Türkiye, "Türkiyelilerin"dir.
Yüzde otuz kadardir cünkü gercek Türklerin sayisi,
Gerisi Laz'dir, Cerkez'dir, Kürt'tür, mürttür, melezdir.
Demek ki, yüzde otuzun degil, yetmisindir Türkiye!
Öyle ise diyelim: Türkiyelilerindir Türkiye!

Sayin Bahceli,

Eger irkcilik yaparsaniz, Türkiye'yi bölmeye calisirsaniz veya cözümü bal-
talamaya kalkarsaniz, alacaginiz pay sadece yüzde otuz hattâ onun yarisi
kadardir. Yani Türkiye'nin yüzde yetmisinden fazlasini kaybedersiniz. (Bu
tablo, sayin Deniz Baykal icin de gecerlidir.)

CHP'lilerin, dindarligi kamusal alan disina atmasi gibi, eger siz MHP'liler de
Kürtce'yi kamusal alan disina atmakta israrli olursaniz, o zaman Türkce'nin
kamusal alandaki hakki da yüzde otuza düser!

Bu gercekler karsisinda sizi ve bütün MHP'lileri yapici ve sorun cözücü
olmaya dâvet ediyorum.

Hüseyin Avdic


Zaman: Yeni Cagin dokuzu, Agustos ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hitap.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *

Donnerstag, 30. Juli 2009

İÇKİNİN HARAMLIĞI HAKKINDAKİ ÖLÇÜ NEDİR, NE OLABİLİR?

(Yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.org
sitesinde bazi tartismacilara verdigi cevaptir.
Bazi ekleme ve degistirmeler yapilmis halde
yayinliyoruz.)

ICKININ HARAMLIGI HAKKINDAKI ÖLCÜ NEDIR, NE OLABILIR?

Icki ile ilgili ayetler:

1- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah,
hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha
büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)

(Yani: Ickinin faydasi da vardir, ama azdir. Zarari faydasindan cok
oldugu icin de terkedilmelidir.)

2- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye
kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43)

(Yani: Sarhos iken namaz kilinamaz. Ama her icim de insani sarhos
etmez. Bunun icin sarhosluk sinirina varmamis olan ickicilerin namaz
kilmasi mümkündür.)

3- “Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar,
fal okları ancak şeytan i$i birer pisliktir. Onun için bunlardan
kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90) ve

4- “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek,
sizi ALLAH’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık
siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Sûresi, 91)

(Yani: Ickide insani seytanlastiran bir etki vardir. Bu etkiye kapilma-
mak icin ickiden uzak durmak gerekir. Ancak Allah'i anmaya ve na-
maz kilmaya engel olmayacak miktarda icki kullanmaniz mümkün-
dür. Cünkü ickinin her ölcüsü insani sarhos etmez.)

Yüce Sahibimiz, Maide 91. ayetiyle toplumun huzurunu bozacak ve
ibadete engel olacak bir icki kullanimindan "vazgecmemizi" istiyor.
Dikkat edersek, burada Kur'anin Göndericisi, tehditler savurmadan
ve despot bir ifade kullanmadan gayet demokratikce: "Artik vazgec-
tiniz degil mi" diyerek; "Beni anmayi engelliyecek bir icki icimini lüt-
fen terkedin" diyor. Yani, âdeta "rica" ediyor... Bu da tabii O'nun
merhametinden kaynaklaniyor.

Ama bazi kimseler de O'nun bu ricasini despotizmle yogurarak her
icki iceni cehenneme postalamakta ve onlari müslümanliktan cikar-
maktadir! Bu cikaris ise kabul edilemez. Cünkü bu hareket büyük
bir ölcüsüzlüktür. Ölcüsüzlük ise, adaletsizlik'tir. Allah ise, adil'dir;
adaletsizligi kabul edemez.

Öyle ise burada, "ickinin tamami mi, yoksa sadece zararli kismi mi
yasaklanmistir" diye sormak gerekiyor ve sorulabilir. Cünkü (anlas-
mali olma ve imtihan etme haricinde) sebepsiz bir yasaklama, des-
potizmdir. Ölcüsüz bir yasaklama ise, adaletsizliktir. Yüce Rabb'in
getirmek istedigi yasaklama, "sebepli" bir yasaklamadir. Sebep ise:
"Ickinin zararli olusu" yani "ibadete engel olmasi ve toplumsal huzu-
ru bozmasi"dir. Fakat bu istenen yasaklamanin "ölcüsü" nedir?

Bu suali cevapliyabilmek icin önce yüce Allah'in sözüne bakilir. O'
nun Maide 90-91 isimli sözlerinden anlasilan ise: Toplumsal barisi
bozan ve ibadete engel olan bir icki kullanimindan O'nun rahatsiz
olmakta olusudur. Bunun icin de icki kullanimindan vazgecilmesini
istemektedir.

Fakat biz, her icki icenin toplumsal barisi bozmadigini ve her ölcü
ickinin de namaza engel olmayacagini da biliyoruz. Icki ile ilgili aye-
tin "artik hepiniz vazgectiniz degil mi" kisminda ise; "ickinin tamami-
nin mi, yoksa sadece ibadete engel olan tarafinin mi terkedilecegi"
ne dair kesin bir hüküm de bulunmadigindan, biz (hüküm cikaricilar)
gecmis ayetlere bakarak gerekli ölcüyü bulabiliriz.

Ikinci olarak da tabii ki O'nun Elcisi(sav)nin uygulamasina bakaca-
giz. Fakat onun uygulamasina bakabilmek icin günümüzün hal ve
sartlari ile o zamanin hal ve sartlarinin esit olmasi gerekir. Esit degil-
se, o zamanin ayni uygulamalarini bu zamana tatbik edemeyiz. Yani
her icki kullanan kimseye "80 sopa" vuramayiz. Vurursak, adaletsiz-
lik etmis oluruz. Cünkü her ölcü icki insani sarhos etmez ve ibadete
engel olmaz. Burada bir ölcü konulmasi gerekiyor. Ölcüsüz hareket
edilirse, adaletsizlik dogar. Adaletsizlik ise, kabul edilemez.

"Cogu haram olanin, azi da haramdir" sözüne de dikkatli yaklasma-
liyiz. Cünkü cogu zararli olan bir seyin az faydasinin da terkedilme-
sini istemek, (her zaman) isabetli degildir. Cünkü icki, "zehir" gibi
"mutlak zararli" bir nesne degildir. Cok icildiginde zarari vardir,
ama az icildiginde faydasi da vardir. Ve bazi insanlar da bu fayda-
dan yararlanmak istiyor ve onu terkedemiyor veya terketmek iste-
miyor.

Evet bir dindar müslüman o az faydayi da terkedebilir, ama o ter-
kedisi baskalarina dayatamaz. Yeni yetismis Islâm Bilginleri de böy-
le bir dayatmada bulunamaz. Cünkü Allah'tan kesin bir ayet alma-
mislardir. Allah (CC) ise, ickinin az faydasini kabul etmistir. O'nun
bu kabul edisini yok sayamayiz. Bunu yok sayamazken tabii O'nun
büyük hakkini da gözetmek ve icilecek ickinin ibadete engel olma-
masina ve toplumsal huzuru bozmamasina da riayet etmek gereki-
yor.

Bunun icin de, meselâ trafige cikacak sürücülerin alacaklari ickinin
belirli bir promili a$mamasi gerektigi gibi sinirlamalar ve yasaklar
getirilebilir ve getirilmektedir.

Bu konuyu sosyolojik acidan da ele almaliyiz:

Hazret-i Peygamber(SAV)in zamaninda hayat basit ve tekdüze idi.
Bizim zamanimizda ise hayat modernlesmis, cok cesitlenmis ve ihti-
yaclari cogalmistir.

Allah Elcisi'nin toplumu dindar ve dindarlasma yolunda olan bir top-
lumdu.

Islâmli ülkelerden biri olan Türkiye'nin ise, yüzde doksan kendini
"müslüman" kabul edenlerden ancak yüzde otuz kadari dindardir.
Yüzde altmisi ise dindarliktan uzaktir ve bunlarin yarisi da belki
dindarliktan uzak ya$amak istemektedir. Böyle farkli bir inanis
yelpazesinde bulunan dindarlarin kendi aralarinda ickiyi yasakla-
malari uygun olabilir. Fakat bu yasagi diger toplum katmanlarina
da uygulamalari dogru olmaz.

Cogunlugun hakkini korumak icin azinliga yasaklar konulabilir. Fa-
kat bu yasaklar onlarin hak ve özgürlüklerini yok etmemelidir. Azin-
likta kalanlar (onlar cogunluk da olabilir) baskasina zarar vermeye-
cek ölcüde ickisini kullanabilmelidir. Ayni sekilde azinligin haklarini
korumak icin cogunlugun hak ve özgürlükleri de cignenmemelidir.

Bugün Türk halkinin yüzde yirmisi icki kullanmaktadir. Bu yüzdenin
yaridan fazlasi kendini "müslüman" kabul ediyorsa, onlara: "Ya icki-
yi tamamen terket, ya da git Hristiyan ol" denemez. Böyle birsey,
Islâmiyetin cogalma ve yayilma siyasetine darbe olur. Dindar müs-
lümanlar bu darbecilikten uzak durmali, Allah'in dininin yayilmasina
ve dindarlarin cogalmasina engel olmamalidir.

Allah'in adaleti, merhameti ve hosgörüsü; ickiyi ölcülü kullananlari
hor görmez, onlari Islâmiyetten dislamaz ve dislamiyor. Allah disla-
miyorsa, O'na teslim olmus bir kimse de haddini bilmelidir.

Bunun icin kendini müslüman kabul ettigi halde icki kullanan bir
kimse: "Ben icki icen bir adamim. Öyleyse dindarliktan da uzak
kalmaliyim" dememelidir.

Allah'in verdigi (daha dogrusu ayetinden cikan) ölcü, yani "ibadete
engel olmayacak ve sihhati bozmayacak miktar" a$ilmadiktan son-
ra (benim cikardigim sonuca göre) korkuya mahal yoktur. Bu hal-
de (ickicilik sebebiyle) dinden ve dindarliktan kacmaya da gerek
kalmaz. Yeter ki ölcüyü kacirma.

Ickiden vazgecemeyenler iciciliklerini, ancak ickiyi külliyen helâl
saymadan ve Allah'in adalet ve merhametine ve hosgörüsüne sigi-
narak ve gerekli ölcüyü koruyarak sürdürebilirler.

"Peygamber Hazretleri(SAV)nin icki icenleri cehennemle tehdit
etmesini ve onlarin cehennemlik olacagini bildirmesine ne diyecek-
sin?" denebilir.

Allah Elcisi (SAV) elbette dogru söylemis. Fakat (Allah'in adaleti
sebebiyle) her icki icen cehennemlik olmaz. Cehennemlik olacak
olanlar ancak sunlar olabilir: Icki sebebiyle dinden ve dindarliktan
uzak kalanlar. Namazi terkedenler. Toplumun huzurunu bozanlar
ve aile ici siddet uygulayanlar. Eger bunlar tövbe edip kendilerini
düzeltmezlerse, cehennemlik olurlar.

Dikkat ederseniz bu makalede ickiyi helâl saymadim. Allah(CC)in
verdigi ilim ve ilhamla Kur'ana dayanarak ickinin sadece haramlik
ölcüsünü gösterdim. Eger bilim bugün isbatli olarak ickinin faydala-
rinin zararlarindan fazla oldugunu söyleyebilseydi, bu halde icki ic-
mek Allah(CC)in izniyle helâl hale gelebilirdi. Ama $u an bilim de
din gibi ickinin zararlarinin faydasindan cok oldugunu söylemekte-
dir. Biz de bu söylemi dinlemek zorundayiz.

Bilimin isbatli sözlerini nicin dinlemek zorundayiz?

Cünkü bilim, "Yaratilis"in sözcüsüdür. Hem yüce Mevlâmiz da:
"Bilgisizce i$ yapmayin" demektedir. Bu ve baska sebeplerle in-
sanlik dogru yolu bulabilmek ve Gercek Din'den isabetli hükümler
cikarabilmek icin Yaratan'in, Yaratilisin ve Yaratilmislarin yasasini
dinlemek ve bu üc yasanin (yani din, bilim ve aklin) hükümlerini
birbirleriyle uyusturmak zorundadir. Bu zorunlugu yerine getirme-
yenler ve o üc yasadan birinin hükmünü cigneyenler dogru yolu
bulamaz ve isabetli karara varamaz.

Diyenet Isleri Baskanligi'nin ve yeni Islâm Bilginlerinin ve Mücte-
hidlerinin bu noktalara dikkat etmelerini rica ediyorum.

Not: Dindarlar, sarhos etmeyen ve sihhati bozmayan ickiler ürete-
bilirler.

Hüseyin Avdic

***
(Üstteki yazima karsi elestirilerde bulunan):
Fatih Bey,

Sizin de hakli oldugunuz noktalar var ve onlara katiliyorum.
Fakat, bir kisim insanlari belirsizlik, ölcüsüzlük ve korku
icinde birakmak ne derece dogrudur? Herkes ölcüsünü
bilse, ona göre hareket etse daha iyi olmaz mi?

Belirsizlik ve ölcüsüzlük yüzünden önemli bir kitlenin dinden,
dindarliktan uzak durmasi da hakka uygun mudur?

Icki kullananlar, hangi ölcü ickinin sarhos edip etmedigini iyi
bilirler ve kendilerini ayarlayabilirler.

Gencler ise, genclik vakitlerinde dinle fazla bir ilgileri olmaz;
"ickiden, sigaradan uzak durun" sözlerine de pek aldiris etmez-
ler ve onlari mutlaka denerler. Yani "benim gösterdigim ölcü
onlari pek etkilemez ve tehlikeye atmaz" diye düsünüyorum.

Siz kendinize bir damla ickiyi bile haram edebilirsiniz. Bu icti-
hadinizin sevabi da, günahi da size aittir. Fakat bu cikarimi bas-
kalarina da dayatip zorluk ve zorbalik cikarmamak gerekir.

Bence; (burada dikkat edelim: "Ickili iken" demiyor). "Sarhos
iken namaza yaklasmayin" ayeti, ickinin haramlik ölcüsünü
vermektedir. Bu ölcü meydandayken, insanlari zorda birakma-
nin bir anlami yoktur.

"Allah size dinde güclük yüklemedi", "Allah size kolaylik diler,
zorluk dilemez" ayetleri de, yukaridaki ölcüye yesil i$ik yak-
maktadir. Ama siz; "onlar sözün en iyisine, en güzeline uyarlar"
ayetine bakarak, ickinin az faydali kismini da terkedebilirsiniz.

Yani karsimiza iki fikih mezhebi ve iki yol cikmakta. Herkes
istedigine uysun...

Not: Din, Yaratan'in elcisi oldugu gibi, bilim de Yaratilis'in
elcisidir. Insanlik bu iki elciyi de dinlemek zorunda oldugundan,
Ikinci elcinin icki ve sigaranin zararlarini bildirmesi karsisinda,
benim gösterdigim ölcünün ickicileri fazla cesaretlendirecegini
düsünmüyorum.

Ayrica; "Islâmiyet, kimseye kendini begendirmek zorunda degil-
dir", fakat bu din; "âlemlere rahmet" olmasi icin gönderilmis bir
din oldugundan, onun "rahmet" olabilmesinin bir geregi de, des-
pot olmamak ve demokrat olmaktir. Demokratligin geregi de,
az faydaliya yasak koymamaktir.

Hüseyin Avdic


Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Temmuz sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Hüküm cikarma.
Boyut: Muranizm.

YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *