(!Dikkat! Nükleer sözler!)
Bilim ve düsünce dünyasina duyuru!
A T O M N A M E
tabiati kalem, atomlari mürekkep yapip, varliklari yeryüzü
ve gökyüzü sayfalarina yazan ALLAHin adiyla
(Bu bildiride; ateizmin, materyalizmin ve darwinizmin beyni
paramparca edilmekte ve onlarin iddialari cürütülmektedir.)
Bu Atomname, $u kâinati ve kâinatlilari yaratan, ya$atan ve
yöneten tek ve e$siz, ortaksiz ve benzersiz olan büyük Ya-
ratici ve Yönetici'yi inkâr eden, inanmayan veya yanlis tani-
yan inkârci ve yanlisci bir kimse ve nefis ve toplum ve mil-
letle, inancli bir kimse ve nefsin ve toplum ve milletin mücâ-
delesidir. Bilim ve düsünce adamlari bu mücâdeleye sahit
ve tanik olsunlar. Kimin hakta ve hakikatta, kimin sapiklik-
ta ve hakikatsizlikta olduguna karar versinler. Bu kararla,
kâinatin gercek Sahibi'ni bilsin ve tanisinlar. Cünki insanin
daima hedef yaptigi gercek saadeti kazanmasi, bu bilme ve
tanima ile mümkündür. Cünkü nihayetsiz bir acizlik ve fa-
kirlik ve muhtaclik icinde olan ve nihayetsiz belâ ve düsman-
lari bulunan bir insan, ancak ve ancak Gercek Sahib'ine da-
yanmak ve O'nun yardimini ummak ve almakla ayakta kala-
bilir, sahsî iktidarini ancak bu umut ve dayanak ile koruyup
ayakta tutabilir. Her seyle ilgi ve âlâkasi bulunan, fakat kâ-
inata gücü yetmez olan ve genel felâketlerde hicligini cok
iyi gören ve anlayan ve yalniz kendine ve hemcinsine gü-
venmenin yetersizligini bilen ve gören insanlar, her seye gü-
cü yeten bir Sahiplerinin olmasini ve bulunmasini cok ister-
ler ve ararlar ve bu istek ve arayisin kiymetini pek iyi takdir
ederler. I$te biz, bu takdirin gerektirdigi Gercek Sahib'imizi
bilmeye, bulmaya ve O'nu tanimaya calisacagiz.
Bir ülke, devleti; devlet, yasayi; yasa, yasa Koyucu ve Yö-
netici'yi gösterdigi gibi; $u kâinat Ülkesi de, kâinat capinda
büyük bir devleti ve saltanatini; bu devlet ve saltanat da, bu
saltanata lâyik bir yasayi; bu yasa da, kâinata hükmeden
bir yasa Sahibi ve Sultan'i ve cok büyük bir yönetici ve Bas-
bakani akillara gösterir. Evet, $u kâinat ülkesinde ve bu ül-
kenin memleketi olan yeryüzü ve dünyada nereye baksak
cok hassas bir denge ve hic $asmaz bir düzenle karsilasi-
yor ve görüyoruz. I$te ilmimizle kavradigimiz bu denge ve
düzen, gayet mükemmel bir idare ve adalete i$aret eder.
Bu i$aret, o adalet ve idarenin devletini, o devlet de kanun-
lariyla birlikte kanun Sahibi'ni gösterir ve gösteriyor. Yeryü-
zü ve gökyüzünde $ahit olunan denge ve düzeni inkâr ede-
miyen bir adam, bu denge ve düzenin yapildigi yüksek sal-
tanati ve kanunlarini ve onun tek ve e$siz Sultan'ini inkâr
edemez. Etse, o insana insan denmez ve nihayetsiz sa-
pikligini göstermis olur. Ve nihayetsiz bir ilim, irade ve kud-
ret gerektiren ve nihayetsiz bir denge ve düzenin neticesi
olan atomlarla yapilmis hersey, o inkârcinin yalanciligini
ve sapikligini onun yüzüne carpar! Evet, insan o Sultan'i
inkâr edemiyecegi gibi, o sultanligi, nihayetsiz acizlik ve
esirlik icinde bulunan atomlara da veremez. Veren, her var-
ligin önünde egilmeye mecbur kalir! Sapikliktan baska bir
sey kazanmaz...
Madem ilim ve aklimizla bu kâinata hükmeden bir Sultan'
in varligini görüyor ve anliyoruz ve öyle bir Sultan'in gerekli
oldugunu inkâr etmek aklen ve vicdanen mümkün görün-
müyor, o halde ve herhalde o varligi gerekli ve muhakkak
olan kâinat perdesi arkasindaki gizli ve görünmez Sultan,
kendini bildirmek ve tanitmak isteyecektir ki, görünmez
bir el tarafindan bu dünyaya getirilen ve hic bir seyden ha-
beri olmayan insanlar, Sahip'lerini tanisin ve nicin buraya
gönderilmis ve getirilmis olduklarini bilsin ve ögrensinler.
Cünkü cok yüksey ve görünmez bir saltanatin geregi, ken-
dini tanitmak ve taninmak oldugu gibi, insanin akli da an-
cak o Saltanat'in ögretisiyle ve saltanat Sahibi'ni tanimakla
tatmin olur, mükemmellik bulur ve sapikliktan kurtulur. Yok-
sa kendini bildirmeyen bir saltanatin varliginda ve yaratilis
sebebini bilmeyen bir aklin sahip olunmasinda hic bir anlam
kalmaz, her sey hiclige inkilâp eder. Bu da mümkün degil-
dir ve olamaz. Cünkü agac meyvesiz olmaz. Meyve de, can-
lilari beslemek icindir. Yani herseyde bir gaye güdülmekte-
dir. I$te meyve ve eserleriyle kendini gösteren bu gaye gü-
düs yani amaclilik, kâinatin hiclige inkilâbini degil, aksine
heplige gidis ve dönüsünü gösteriyor.
Yani kâinat agaci, Dünya meyvesini vermis; Dünya da, In-
san cekirdegini meyvelemis; bu cekirdek ve meyveden de
Kalp ve Akil meyvesi cikmis; bu cikandan da daha baska
kâinati a$an ve kucaklayan binler arzu ve hayalleriyle His
ve Duygular meyvesi cikmakta ve cikmak kabiliyetindedir.
Demek, kâinatta hiclige inkilâp edis yoktur. Her sey, güzel
veya cirkin bir neticeye dogru yürümekte ve yürütülmektedir.
Demek o Yürütücü'nün saltanatinda bir anlamsizlik bulun-
mamaktadir. Bunun isbati da ancak Kendini bildirmek ve
tanitmakla mümkün olur. Öyleyse Kendini tanitacaktir ve
tanitmis ve tanitmaktadir.
I$te bu tanitma geregi olarak insanliga indirdigi son Kitabin-
da Kendini tek ve ortaksiz olarak tanitan bu kâinatin Ya$ati-
cisi'nin "din" denen ya$am ve yönetim kanununu yikmak i-
cin yazdiklari tahripkâr kitaplarinda kendi akillarini tanrilas-
tirip kâinatin Gercek Sahibi'ni taniyamaz hale gelmis olan
inkârcilar: Kâinatin, "fiziksel ve kimyasal olaylarin neticesi
oldugunu" yazmislar. Ve bu bilis ve görüsleriyle kâinatin
Gercek Sahibi'ni dislamak istemisler. Acaba nedir bu kim-
yasal ve fiziksel olaylar? Bunun cevabini bir de biz, "haki-
kat"tan soralim. Hakikat diyor ki: "Atomlarin hareketi, fizik-
sel olay; dönüsümü ise, kimyasal olay'dir". Peki bu olay-
larin "Faili" kim'dir? Bu olaylarin meydana Getirici'si, her-
halde atomlar cinsinden olmayan $uurlu bir Zat olacaktir.
Yoksa o olaylar kendi kendine dayandirilmis olur ki, o za-
man meselâ: "Daktiloyu yapan, daktilonun atomlaridir ve-
ya kimyasal ve fiziksel olaylardir" denmis olur. Oysa dak-
tilo, daktilo cinsinden olmayan bir insan tarafindan yapil-
maktadir. Daktilo atomlarla yapilmakta, fakat bu yapici, a-
tomlar degildir. Bu yapimda fiziksel ve kimyasal olaylar
-kücük capta- fakat evrensel kanunlara bagimli olarak yine
bir insan tarafindan meydana getirilmektedir. Simdi bu a-
tomlari ve olaylarini kâinat capinda ele aldigimizda o olay-
larin meydana Getirici'si de kâinat capinda büyüyecektir.
O zaman bu kâinat, o meydana Getirici'nin ilim ve kudret
elinde bir kompüter kadar kücülüyor demektir ki, bu kâina-
ti ve icindekileri, bir bilgisayarin tuslarina dokunmak kolay-
liginda yaratiyor, ya$atiyor ve yönetiyor!
Atomlar olmadan fiziksel ve kimyasal olaylardan bahsetmek
mümkün degildir. Demek fiziksel ve kimyasal olaylar atom-
lara dayanmakta ve onlarin dönüsüm ve hareketlerine: "Kim-
yasal ve fiziksel olaylar" denmektedir. Bu olaylarda tutsaklik
icinde bulunan atomlarin Hâkimi'nin "kim" oldugunu bilme-
yen, görmeyen ve düsünmeyen inkârcilar; kainatin ortaya
cikisini atomlara dayandirip, onlari tanrilastirmislar. Yani on-
larca, kâinati, atomlar yaratmis! Yani atomlar ezelî ve ebediy-
mis! Fakat o inkârcilar atomlara ezeliyet vermekle, atomlari
ve atomlarla yapilmis olan kâinat ve icindekileri hem bir yara-
tici hem bir yaratik durumuna sokmus olduklarini görememis-
ler. Acaba atomlar yaratici midir, yoksa yaratik midir? Onlar,
"yaraticidir" diyorlar. Halbuki biz, onlarin "yaratik" oldugunu
görüyoruz. Sanayide atomlar bizim elimizde cesit cesit tek-
nik araclar olarak yaratiliyor. Atomlarin yaraticiligini degil,
yaratisa materyal olduklarini görüyoruz.
Simdi o kabul edilmesinde sapiklik bulunan atomlarin tanri-
liginin imkânsiz ve olanaksizligini göstermeye gecmeden
önce ilahligin, tanriligin ve bu kâinatin Yaraticisi, Ya$aticisi
ve Yöneticisi olabilmenin sartlarinin neler oldugunu görelim:
Bu kâinati ve onun icindeki varliklar olan kâinatlilari yaratip
ya$atacak ve ya$atip yönetecek bir Tanri'nin, bir Ilah'in; her
seyden önce ezelî ve ebedî olmasi gerekir. Demek dogan-
lardan ve ölenlerden Tanri olmaz. Insanin kendine bakip, ken-
disi gibi Tanri'nin da dogurucu ve dogurulmus olacagini san-
masi, cok yanlis ve hatali bir kiyaslamadir. Cünkü "Yaratan
yaratilana benzemez ve yaratilan Yaratan'a erisemez" ger-
ceginden baska eser dogurulmaz, yaratilir ve Eserci eseri
yaratir, dogurmaz. I$te insanla Tanri arasindaki durum da
budur. Meselâ insanlar robot yaparlar. Robot insanin oglu
mudur, kizi midir? Yoksa onun dogurmasi midir? Ayni se-
kilde insan da Yaratici'nin ne ogludur, ne kizi! Sadece bir
eseri ve kuludur. Eger O'nun haberlerini duyurmakla görevli
bir kimse ise, o ancak O'nun "elcisi" ve "habercisi" yani
"Peygamberi" olabilir.
Eger bu gercek bu sekilde kabul edilmezse, o zaman bu
kabulsüzlük: "Tanri'yi kim dogurdu" sualini sordurur. Bu so-
ru ise insani, icinden cikilmaz bir sapikliga sokar. Millet dev-
lete, devlet de Basbakan'a baglidir. "Basbakan kime bagli-
dir" diye sorulmaz. Basbakan baska bir basbakana bagli
olsa, ona "Basbakan" denmez. Demek Tanrilik icin ezeli-
yet sarttir. Ezeliyeti olanin dogum ve ölümü olmaz. Dogum
ve ölümü olmayan bir ezeliyet Sahibi'nin doguruculugu de-
gil, yaraticiligi olur. Bir kimsenin dogabilmesi veya ilk insa-
nin yaratilabilmesi icin kâinatin ortada olmasi lâzim. Bunun
icin de kâinati yaratacak Yaratici'nin hazir bulunmasi gerek.
Demek bir Tanri'nin, bir Dogdurucu'nun; ezelî olmasi, her
seyden önce hazir bulunmasi sarttir. Demek doganlardan
Tanri olamaz. Ancak dogduran Tanri olabilir, doguran ve
dogurulan degil. Dogmamak ve ölmemek, dogurmamak-
dogurulmamak tanriligin esasidir. Evrenbilimciligin son te-
orisine göre bu kâinat alti veya onalti veya yirmialti milyar
yil önce "dogmus" oldugundan, bu dogdurulmus olan kâi-
natin tuglalari olan atomlarin ve o tuglalarin tozlari olan esir
maddesinin tanrilikla hicbir ilgisinin olmadigi kendiliginden
ortaya cikiyor. Cünkü dogdurulmus olanlardan Tanri olmaz.
Tanri, bu kâinati dogdurmus olandir. Atomlar ise, dogdurul-
mus olan kâinatin ve icindekilerinin yapilisinda kullanilan ve
kullanilmakta olan bir malzemedir, "Malzemeci" degildir.
Heykele bakinca Heykeltras'i görmek gerek. Heykeltras
görülmez veya inkâr edilirse, heykelin "kendi kendine" ya-
pildigina inanmak gerekir. O zaman heykelin her atomunda
bir heykeltraslik bulunmak gerekecek. Bir heykeltrasi kabul
etmeyen, sayisiz heykeltraslari kabul etmek zorunda kalir.
Kâinatin yaratilisi, kendinden baska tanri bulunmayan tek
Tanri olan Allah'a verilmezse, kâinatin atomlari sayisinca
atomlarin ilahligini kabul etmek gerekir. Bunu kabul eden,
onlarin ilahligini isbat etmege mecbur olur. Simdiye kadar
hic bir inkârci, atomlarin (olamaz olan) ilahligini isbat ede-
memistir ve edilemez. Cünkü var'in inkâri, yok'un isbati
mümkün degildir.
Ezelî ve ebedî olmaktan sonra Tanri olmanin yedi sarti var-
dir. Bunlar da yedi ki$isel sifatlardir: Hayat, ilim, irade ve
kudret. Sonra görme, duyma ve konusma'dir. Ezeliyetli ve
ebediyetli hem de nihayetsiz olarak bu sifatlardan mahrum
olan bir varligin tanrilikla bir ilgisi olamaz. Yani bu kâinati
yaratip ya$atacak ve yönetecek Zat'in, hayat verebilmesi
icin hayatli olmasi lâzim. Yaratabilmesi icin sanattan anla-
masi, secip istemesi, her an herseyi bilmesi, her seye gücü
yetmesi gerekir. Bundan baska her seyi görmeli, her seyin
sesini duymali, herkesle konusmali; emir ve isteklerini du-
yurabilmelidir. Demek bu sifatlara ezelî ve ebedî hem niha-
yetsiz ve mutlak bir sekilde sahip olmayan, bu kâinata Rab
olamaz, evrene sahip cikamaz. Demek bu kâinati yaratip,
ya$atip ve yönetecek Olan'in; ölü ve ölümlü, bilgisiz ve ca-
hil, seckisiz ve istencsiz, aciz ve gücsüz, cansiz ve acima-
siz, görmez ve duymaz ve konusmaz olmasi mümkün de-
gildir. Atomlar ise, negatif sifatlarla (daha dogrusu sifatsiz-
liklarla) yüklenmistir ve pozitif sifatlar sahibi bir Yönetici'nin
ilgisine muhtactir. Deniz yüzündeki su kabarciklarinin ve
kücük dalgaciklarin parlamak icin Günes'e muhtac olmalari
gibi.
Demek bu kâinatin her seyi gören, her seyi bilen, her sesi
duyan, her seye güc yetiren, ebedî hayatli, arzu ve istekleri
olan, her seye ve herkese hitap edebilen, konusan, onlari
duyan, $uurlu bir Sahibi var. I$te bir cicek, bir agac, bir hay-
van, bir insan, bir ay, bir yildiz, bir dünya, bir günes, bir cin,
bir melek, bir seytan; tek olsun, toplu olsun hepsi, o yedi
sonsuz sifatlar Sahibi'nin eserleridir. Demek o sifatlardan
mahrum olan aciz, cansiz, acimasiz, kör, sagir, suskun;
varlik ve yokluga, hareket ve durgunluga mahkûm bulunan
atomlarin, tanriliga ait yaraticilik ve ya$aticilik ve yönetici-
likle bir atomcuk kadar dahi ilgileri yoktur. Onlarin tek ilgi-
leri, kâinattaki eserlere hamur olmak, hammadde ve mürek-
kep olmaktir. Vazifeleri esirliktir, sultanlik degil. Sanayi ve
teknolojide insanlarin elinde istenilen her sekle sokulabilen
madde ve maden halindeki atomlara bazi sebeplerle tanrilik
yakistiranlarin acaba bir atomcuk kadar dahi akli kaliyor mu!
Ve atomlarla kurulmus olan kâinati bir ilah gibi görenlerin
görmesinde atomun topragi (daha dogrusu suyu) olan bir
esircik kadar dogruluk var midir?
Kâinat ve maddeye ve tabiata ilahlik vermede sayisiz olamaz-
liklar vardir. O olamazliklardan en önemlileri ise sunlardir: Kâ-
inattaki atomlar ve onlarin hareket ve faaliyeti bir Allah'a yani
kâinati kapsayan kisilik sifatlarina sahip kendinden baska
tanri olmayan ezeliyetli ve ebediyetli bir tek Tanri'ya verilme-
digi takdirde her bir atoma bir tanrilik verilmis olur. Eger bu
verilgi reddedilmeyip böyle kabul edilirse, o zaman her bir
atomun bir ilah gibi kisilik sifatlarina sahip olmasi ve bu si-
fatlarin bütün kâinat ve kâinatlilari kapsamasi icap eder. De-
niz yüzündeki kabarcik ve dalgaciklarin i$ikli parlamasi, gök-
teki günese verilmedigi vakit, her dalgacik ve kabarcikta,
renkleri ve i$igiyla bütün gezegenleri kapsamis koca bir gü-
nesin varligini kabul etmek gibi.
Verilemez olan fakat yanlislik ve bilgisizlikle kendilerine i-
lahlik verilmis bulunan nihayetsiz eksi sifatli atomlarin -ilah-
lik icin sart olan- bütün kâinati kapsamis arti kisisel sifat-
larla birlikte en azindan kâinatin ömrü kadar uzun bir ömür-
leri olmazsa, hâkimiyet kuramazlar. Kimyasal reaksiyonlar-
da cok az ömürlü o atomcuklarin kâinat kadar bir büyüklügü
ve ebedî bir ömürleri olmazsa, onlarin bir hâkimiyeti kalmaz,
egemenligi dogmaz.
Olamaz olarak onlara bir egemenlik verilmis olsa dahi, o za-
man bu egemenligin geregi olarak her atomun her atomla
ilgilenmesi, birbirine dikkat etmesi geregi dogar. O zaman
her atomun, atomlar sayisinca gözü, kulagi, lisani bulunma-
si veya o duygularin kâinat kadar büyüklügü gerek! Yoksa
o atom hâkimiyetini kuramaz, egemenligini sürdüremez.
Gerekene gerektigi gibi sahip olduklari varsayilsa bile, bir-
birleriyle ugrasmaktan bir türlü hâkimiyete ulasamazlar.
Cünkü hâkimiyetin en önemli geregi ve birinci sarti, teklik
ve ortaksizliktir. O zaman bunun geregi olarak bütün atom-
larin bir hâkimiyet savasina girismesi ve sonunda bir tek a-
tomdan baska bütün atomlarin imha veya esir edilip sadece
bir tek atomun zafer kazanmasi gerekir. Veya -hâkimiyete
zit olarak- bütün atomlarin anlasip bir ortaklik kurarak bir tek
atom haline gelmeleri gerekecek. Kâinattaki birden fazla
atomlarin coklugu ve parcalanabilir olmalari, hem ayri ayri
i$ler görmeleri gösteriyor ki, atomlar arasinda herhangi bir
hâkimiyet savasi gecmemis!.. ve gecemez. Acaba atomlar
böyle bir savasin kötü neticesini görüp ilahlik icin -hâkimi-
yete zit olan- bir ortaklik anlasmasi mi yaptilar! Fakat kâinat-
ta atomlarin ayri ayri tekligi ve baska baska i$lerde bulunma-
lari gösteriyor ki, böyle bir ortaklik kurulmamis ve kurulamaz.
Kurulmus veya kurulabilir olsaydi o zaman bütün atomlarin
parcalanmaz bir bütün halinde birlesmis olduklarini görecek-
tik (pardon, göremiyecektik! Cünkü o zaman gözlerimizin
olusmasi da mümkün olmayacakti!..) Yüzondört element,
onlarin ortakligina degil, ayriligina i$arettir. Bu ayriliklari ol-
masaydi, kâinat ortaya cikamazdi. Bilhassa hidrojen ve ok-
sijen, karbon ve azotun birbirinden ayri kimlik icinde olmala-
ri hayat icin ne kadar lâzim!
Atom ilahlik yüklenemez. Eger yüklenirse, o zaman bir tek
atomun yalniz bir vazifesini yapabilmesi icin, kâinatin ömrü
kadar bir ömre ve büyüklügü kadar bir büyüklüge ihtiyaci o-
lacaktir. Cünkü atoma ilahlik yüklendigi zaman ona hâkimi-
yet verilmis olur. Bu hâkimiyetin geregi olarak her bir atom-
un bütün atomlarin toplam ömrü kadar uzun bir ömrü olma-
li ki, diger atomlari yönetebilsin. Fakat bütün atomlar hâki-
miyet noktasina gecince yönetilecek atom kalmaz. O za-
man kim kimi yönetecektir ki, atomlar hâkim olabilsin! Hem
birbirlerine hükmetmeye calisan onca atomlardan bir ikti-
dar cikamaz ki, onlardan bir hâkimiyet ciksin! Demek atom-
larin hâkimiyeti olamaz. Olsa bile bo$tur, hic bir i$e yara-
maz. Demek atomlara ilahlik verilemez. Atomlarin kazana-
madigi ilahlik, kâinattan ve tabiattan beklenemez. Cünkü
onlar atomlarin bütünleri, bunlar onlarin parcalaridir.
Kendilerine ilahlik verildiginde hâkimiyetin geregi olarak cok
kisa zamanda vazife görmesi gereken bir atomun, sayisiz
denecek kadar cok olan diger atomlarla olan kâinat kadar
uzun zamanlardaki sayisiz vazifelerini yapabilmesi icin her
atomun ebedî bir ömre, kâinat kadar bir genislige ihtiyaci
vardir! Bu ihtiyacin geregine sahip olmadiklarindan, o za-
man bir tek atomun, sadece bir tek vazifesi icin kâinatin
ömrü kadar beklemek gerekecek! Bu, kâinatin yokluktan
cikamamasi demektir. Sayisiz atomlarin sayisiz vazifeleri
icin ise, sayisiz kâinatlarin sayisiz zamanlari kadar zaman
ve mekan lâzim! Yani atomun ezelî ve ebedî hem madde
ve kâinat ötesi bir varlik olmasiyla ancak bu olabilir, eger
olabilirse! Ezelî ve ebedî olabilmesi icin de, dogmaz ve öl-
mez olmasi, yani kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara esir
olmamasi gerek. Oysa atomun ne ezeliyeti vardir, ne de
ebediyeti! Ne bagimsizligi vardir, ne de egemenligi! Onlar
icin varolan sey; dogmak, ölmek, varolmak, yokolmaktir.
Hem nihayetsiz eksi sifatlar icinde oldugundan ezeliyet,
atomlarin i$ine yaramaz. Kimyasal ve fiziksel reaksiyon-
lara esir ve mahkûm bulunduklarindan da atomlar ezelî
olamazlar. Madde ve kâinat ötesi birer varlik olabilmeleri
ise, kendilerinin elinde degildir. Ancak baska Biri'nin eliy-
le ve emriyle enerjiye dönüsüp madde ötesi bir kimlik ka-
zanabilseler de, daima bu kimlik icinde kalmalari i$lerine
yaramiyacagindan, madde ötesi olamazlar. Kâinat ötesi
olabilmek ise, ancak bu kâinatin yüce Sahibi'ne has bir
özelliktir. O'ndan baskasi, O'nun mutlak sifat ve özellikle-
rine sahip olamaz.
Evet, ilahliktaki hâkimiyet ve hâkimiyetin geregi olarak her
atomun kâinat kadar genisligi icin atomlarin madde degil,
madde ve kâinat ötesi birer varlik olmalarinin gerekligi gös-
teriyor ki, bu kâinatin Sahibi, madde ve mekana ve zamana
muhtac olmayan madde ötesi ve ruh sahibi gözle görülmez
bir Var'dir. I$te biz, bu varligi kendinden olan ve Kendisi her
seyden önce hazir bulunan görünmez Var'a, "Allah" diyoruz.
Ey inkârcilar! Eger kâinati Allah'a vermeyip veya kâinati Al-
lah yerine koyup, atomlara ilahlik yüklerseniz, onlarin muh-
tac oldugu o kadar zaman ve kâinatlari nereden bulup da
atomlara vereceksiniz? Sizin verginize muhtac olan o atom-
lardan ilahlik beklenebilir mi? Sizin gibi akillilar bu kâinata
ilah olamazken, sizin vücudunuzdaki akilsiz atomlar nasil
ilah olabilir? Evet, size, madde ötesi, mekânsiz ve zaman-
siz, ruh sahibi, gözle görülmez, fakat akilla anlasilir bir Ya-
ratici'ya inanmaktan baska care kalmiyor. Care varken ca-
resizlige kacmak care degildir. Hem biliniz ki, görülmeze
inanmak, yok'a inanmak degildir. Siz, varligi kâinati avucu-
na almis maddesiz hem nihayetsiz bir büyüklügü olan gö-
rünmez bir Var'a inanacaksiniz. Yoksa, yok olan bir var'a
degil. Bu görünmezlik, büyüklükten ve maddesizliktendir,
yokluktan degil. Kâinat ve kâinatlilar, o görünmez Var'in
varligina apacik bir delil degil midir? Siz de bu büyük delil'
in görünmez Sahibi'ne inaniniz. Yalniz, o delili, ilah yerine
koymayiniz. Koyulamayacagini da gördünüz ve anladiniz
ve anlamalisiniz. Cünkü kendinden kacilamaz olan ölüm
gerceginin meydana getirdigi dünyadaki icsel cehennem-
lerden kurtulusunuz ve inkârcilik ve yanliscilikla cignemek-
te oldugunuz kâinatlilarin hukukunun zulmünüzden kurtulu-
su, bu anlayisiniza ve o anlayisa olan müsbet inanciniza
baglidir.
Onlar (yani ateistler) bu inanca yanasir veya yanasmazlar.
Biz atomlar bahsine devam edip, inkârciliga karsi inancimizi
güclendirelim: Materyalist inkârcilarca ilahlikla yüklenmis a-
tomlar, hâkimiyet noktasinda kâinat kadar büyük ve yine o-
nun kadar uzun ömürlü olmasi ve vazife görebilmeleri icinse,
bütün atomlarin bütün atomlara tutsak kalmasi gerekiyor.
Cünkü e$yanin ve bir canlinin vücud bulabilmesi, atomlarin
birlesmesiyle mümkün olur. Bu olabilme icin de bütün atom-
larin kücük kalmasi ve kisa ömürlü olmasi icabeder. Kücük
kalmali ki, her yere girip calisabilsin. Kisa ömürlü olmali ki,
canliligi ve cesitliligi ve tazeligi temin etsin. Tazelik ve hare-
ketlilik, canlilik ve cesitlilik ancak atomlarin kisa ömürlü ve
kücük oluslariyla mümkündür. Demek, olamaz olan hâkimi-
yetleri icin ölümsüz ve ebedî.. hem de nihayetsiz büyük;
mahkûmiyetleri icin de ölümlü ve gecici.. hem de nihayetsiz
kücük olmalari gerekiyor. Böyle iki zitligin bir arada bulunma-
si atoma varlik hakki tanimaz. Ya mahkûm olacaklardir, ya
hâkim. Ve atomlar hâkim degil, mahkûmdur. Kâinat ve kâi-
natlilarin varligi icin de bu mahkûmiyet sarttir.
Bu sart kabul edilmez ve maddeye ilahlik vermekten vazge-
cilmezse, o zaman kâinat ilahlastirilmis olur. Kâinat ilahlas-
tirilinca, kâinatin kendi kendine olustuguna inanmak gerekir.
Fakat bir seye olusmalik girince, o seye kendi kendinelik
kalmaz. Kendi kendine olustugu görülenler, baska Biri'nin
olusturmalaridir. Hic bir sey kendi kendine olusamaz. Yüce
Yaratan'in ise olusumu yoktur; O'nun, "her seyden önce bu-
lunusu" vardir. Her seyden öncelik kabul edilmezse, kendi
kendine olusumu kabul etmek gerekir. Bu gerek ise nihayet-
siz olamazliklari gerektirir. Yani o zaman atomlarla in$a edil-
mis bu kâinatin kendi kendine olusabilmesi icin atomlarin
hem ölümlü, hem ölümsüz; hem nihayetsiz kücük, hem ni-
hayetsiz büyük; hem bilgili, hem bilgisiz; hem kör, hem gö-
rür; hem akilli, hem akilsiz ve bu sekilde sürüp gitmekle im-
kânsiz bir zitlik icinde olmalari gerekecek. Cünkü ilahliktaki
hâkimiyet icin ezeliyetle beraber sonsuzluklu arti kisisel si-
fatlar gereklidir. Yaratilistaki mahkûmiyet icin de yokluksal
olmakla birlikte sonsuzluklu eksi sifatsizliklara gerek vardir.
Oysa zitlar birbirleriyle bütünlesemez, zitlar birbirlerini iter-
ler. Zitlarin bogustugu yerde varlik olamaz. Zitlarin bogus-
masi ancak yokluk dogurur. Veya, hakli olan varlik bulur,
galip gelen hâkim olur. Eger -olamaz olarak- zitlar düsman-
ligi birakip birbirleriyle bütünlesirse, o zaman iki hakikattan
birisi söner, bir tek hakikat ortaya cikar. O zaman meselâ
bir atom ya hâkimiyete cikar, ya da mahkûmiyete düser.
Bu da, istenen seyin ortaya cikmasina imkân vermez. Yani
kâinat kendi kendine olusamaz. Cünkü atomlar hâkimiyete
ciktiginda yaratilis icin atom kalmaz. Mahkûmiyete düstü-
günde de -zaten olmayan ve olmamasi gereken- yaraticilik-
lari olamaz. Oysa kâinattaki kâinat kadar büyük $u varlik,
kâinatin büyüklügü kadar bir büyüklükle atomun ilahligini
reddediyor; onlarin mahkûmiyetini isbat ve hâkimiyetini is-
kat ediyor! Demek, kâinat kendi kendine olusamaz! Kâinat,
"olusmus" degil, "olusturulmus"tur.
Kâinatin olusturulmuslugu kabul edilmezse, o zaman kâina-
tin her atomuna bir ilahlik verilmis olur. Bu kadar ilah(!)in bir-
birine celme takip birbirlerine ilahliga meydan vermeme ger-
ceginden baska, oysa ilahlikta yaraticilik icin her an her se-
yin yaninda olabilmek de gerek ve her seyin her herseyle ir-
tibatini saglayabilmek icin de hic bir seyin yaninda olmamak
ve her seyin ötesinde bulunmak da sarttir. Bunlar icin de,
kâinat ötesi bir büyüklüge ve her an her seye nüfuz edebilir
madde ötesi gözle görünmez bir etkinlik gücüne ve maddesiz-
lige gerek var. Simdi bir de, kendisine ilahlik verilmek istenen
ve ilahlastirilan sayisiz (yani on üzeri seksen) atomu göz önü-
ne getirin. Nihayetsiz aciz, cansiz, cahil, acimasiz, kücü-
cük ve insanin avucunda hiclige düsen, âdeta yokluk icin-
de ve gözle dahi görülmesi mümkün olmayan maddesel
atom nerede.. kâinata ilah olmak nerede!
Kendi kendine olustugu iddia edilen kâinatin atomlarina ilah-
lik verildiginde; o atomlardan bir atoma meselâ bir canli veya
cansizin vücudunda mahkûmiyet icinde bir i$ci gibi calistigi
ayni anda bütün kâinati yönetecek bir hâkimiyet noktasinda
da bulunmasi gerekecek. Âdeta bir "kendi kendine oluyor"
demek yüzünden atoma ilahlik vermek gerekince nihayetsiz
imkânsizliklarin imkân haline gelmesi geregi dogmaktadir.
Kendi kendine oluyor dendiginde her atomun bir ilah kesil-
mesiyle veya bütün atomlarin ortakligiyla bu kâinat ortaya
cikabilir, görünüste. Fakat gercekte, mahkûmiyetleri olmaz-
sa, gene olamaz. Mahkûmiyetleri olursa, hâkimiyetleri kal-
maz. Sirf hâkimiyetleri olsa, o zaman bütün kâinatlilar bir
tek ilah kesilir, yaratilisa malzeme kalmaz. Ortakliklari ise,
ilahliktaki hâkimiyetin sartina zittir. Sirf mahkûmiyetleri olsa,
o zaman da, baska, görünmez, maddesiz bir ilaha muhtac
kalirlar; kendilerinde -zaten bulunmayan ve bulunumaz olan-
ilahlik kalmaz. I$in dogrusu da budur. Yani onlarda ilahlik
yoktur. Gözle görülmez bir ilaha muhtactirlar. Demek atom,
ilahlik yüklenemez. Atoma ilahlik verildiginde atom hem ya-
ratici, hem yaratik; hem ilah, hem mahlûk durumuna sokul-
mus olur. Bu da olamaz ve olamiyor. Olmasi da mümkün
degildir. Ne zaman bir heykel, heykelken ayni zamanda hey-
keltras da olabilirse, i$te o zaman bu kâinat da kendi kendi-
nin ilahi olabilir! Demek, atomlara ilahlik vermek veya kâinati
ilah yerine koymak, heykele heykeltraslik vermek veya hey-
kelin atomlarini heykeltras kabul etmek gibi bir ahmaklitir,
dehsetli bir düsünce vah$etidir! Bu vahsetten kurtulup düsün-
ce uygarligina ermek isteyenler, maddesiz bir Allah'in varligini
kabul etmek zorundadirlar.
Ey inkârcilar bakin, bir atoma ilahlik vermek yüzünden o aciz
ve kücücük varligi ne kadar zor ve gülünc durumlara düsürü-
yorsunuz, imkânsizliklara sokuyorsunuz. Eger atomun akli
ve $uuru olsa, iktidari da bulunsaydi, onu düsürdügünüz ha-
karetin intikamini sizden mutlaka alirdi. $ükredin ki, bir de
ilahlik gibi bir kabiliyetleri yok! Fakat biz onlarin hakkini Ya-
raticilari adina sizden dâvâ ediyoruz. Kâinatin ve icindeki var-
liklarin yaratilisinda vazife gören o cok caliskan nazenin var-
liklar, sizin hakaretinizi hak etmis degillerdir. Güya onlari yü-
celtirken cücelttiginiz övgünüzden rahatsizdirlar. Onlarin hak-
kini ancak onlarin hakiki sahibi olan Allah'a iman etmekle ö-
deyebilirsiniz. Hakikaten haksizliga razi degilseniz, atomla-
rin hakkini derhal ödeyiniz.
Ey materyalist inkârcilar, görünüz ve görüyorsunuz: Dinin
temel ve esasi Allah'tir. Kâinati yikamiyan, Allah'i yikamaz.
Allah'i yikamiyan, kâinati yikamaz. Kâinati yikamiyan, dini
söndüremez. Ancak göz göre göre inkâr etmekle dininizi yi-
kabilirsiniz. Dinini yikan bir insan, kendini sahipsiz ve i$iksiz
hem de anlamsiz ve dayanaksiz birakmis olur. Sahipsiz ve
i$iksiz bir insan, $u dünyada öksüz bir cocuk ve zindanda
bir mahpus durumuna düser. Anlamsiz ve dayanaksiz bir
insan, degersiz bir pul ve boslukta yuvarlanan bir ta$ seviye-
sine iner ve yokluga düser. Bu kâinatin her seye gücü yeten
ve yetmekte olan büyük bir Sahib'i varken, öksüzlüge ve mah-
pusluga razi olmayiniz. Degersiz bir pul ve boslukta yuvarla-
nan bir ta$ olusa riza göstermeyiniz, yokluga düsmeye isyan
ediniz. Bu dünyada sirtinizi dayadiginiz ölümlü kimseler size
gercek sahip olamaz. Sizin ebediyet arzunuzu saglayamaz.
Eger o büyük Sahib'i dislarsaniz, ebedî saadetinizi de sön-
dürmüs olursunuz. Bu cinayeti i$lerseniz, kalbinizin sönüm-
süz mutluluk arzusunu nasil susturacaksiniz? Alkol ve uyus-
tutucu ile mi! Yoksa cocuk oyunu i$lerle mi!? O arzunun ar-
zusunu yerine getirmemek, sizin icin tam bir cehennemdir.
Cünkü o zaman, ölümü, bir "yok olus"a döndürmüs olacak-
siniz. Inkârla ölümü yok olusa döndürmek, ebedî varlik iste-
yen insan icin cehennemin ta kendisidir! Demek dininizi sön-
dürmek, kendinizi cehenneme atmak demektir. Demek bu
dünyada da sizin icin bir yokluk ve yok olus cehennemi var-
dir. Eger bu ugursuz cehenneminizi bu dünyada gercek Sa-
hibiniz'i bilmek ve O'na baglanmakla yikmazsaniz, dünya ö-
tesinde de sizi bir baska cehennem bekliyor! Ölümü öldüre-
miyen, o cehennemden kurtulamaz. Ve bu dünya bo$u bo-
$una dönmüyor, dolu doluya dönüyor. Bu dönüsüyle de cen-
net ve cehennemi dokuyor! Öyleyse kendinize geliniz. Ce-
hennemin degil, cennetin mimarlari olunuz. Bu kâinatin ger-
cek Sahibi'ni gercekle bilmek, sönmez bir aydinliktir. Bilme-
mek ise, ebedî bir karanlik ve zindanliktir! I$te bilginin ger-
cek yönü ve yolu budur.
Simdi gelelim atomlarin olamaz olan ezeliyeti bahsine: Fi-
ziksel olaylarda harekete mahkûm, kimyasal olaylarda ise
kisiligini kaybeden atomlarin ilahligindan bahsedilemeyece-
gi gibi, ezeliyetinden de bahsedilemez. Eger atom ezelî ol-
saydi, kâinatta dogum ve ölüm olmayacakti; atomun ilk do-
gu$undan (yani inkârcilarca var zannedilen fakat bizce ve
hakikatca olamaz olan ezeliyetinde) itibaren kâinat hemen
âhirete dönüsecek, ebedî bir hal alacakti. Oysa görüyoruz
ki, kâinatta dogum ve ölüm var. Ve bu dogum ve ölüm, ato-
ma ezeliyet vermemis ve vermez. Atom, ezeliyet sahibi ol-
saydi, ölüm ona ulasamayacakti. Eger atom ezelî olsaydi,
kâinatta hareket kalkacak, kâinat sabit bir hal alacakti. Ya-
ni o zaman günes dogmayacak, bahar gelmeyecek, cicek
acmayacakti. Veya bunun tam tersi olacak; insanlar ölme-
yecek, dogduklari andan itibaren ebedî olacaklardi. Kâinat
ebedî bir hal alacak, âhireti ya$iyor olacaktik. O zaman gü-
nes hic batmayacak, bahar hic sönmeyecek, cicekler hic
solmayacakti.
Günesin dogmasi, dünyanin dönmesi, baharin gelmesi gibi
faaliyetler, atomun hareketi demektir. Bu hareket icin atom-
un dogmasi ve ölmesi gerekiyor. Yani ezelî olmamasi icap
ediyor. Var edilip yok edilebilir bir konumda kalmasi gereki-
yor. Yani bir harfin harf olabilmesi, ancak Yazar'inin elinde
adi gecen gereklikler icinde bulunmasiyla mümkün oldugu
gibi, atomun da atom olabilmesi, o gerekliklerle mümkün-
dür. Eger atom ezelî olsaydi, o zaman atomdan hareket
kalkacak; hareket eden degil, hareket ettiren bir varlik ola-
cakti.
Günesin günes olabilmesi, enerji verebilmesi icin günesteki
hidrojen atomlarinin ölüp, helyum atomlari olarak dogmalari
gerekiyor. Demek, atomlarin hareket ve ya$ami, "fiziksel o-
lay"; dogum ve ölümleri de, "kimyasal olay"dir. Demek ölüm,
bir hayat degistirmedir. Baska bir hayattan baska bir hayata
gecistir. Demek atomlarin ötesinde bu hayati baslatan, atom
lar cinsinden olmayan, ezelî ve ebedî, dogumsuz ve ölümsüz,
varligi kendinden olan ve her seyden önce hazir bulunan bir
hayat sahibi var ki; o da: "Kendinden baska tanri olmayan
Allah"tir. Atomlara verilmek istenen ezeliyet, Allah'a verilirse
hersey kolaylasir. Zaten ezeliyet O'nundur ve O'nun hakki-
dir. O'ndan baskasinin olamiyor.
Canli ve cansizlarin yaratilisi, atomlarla kurulmus olan ve ha-
va, su, i$ik, ates ve topraktan meydana getirilen tabiata ve
ya basibos hareket olan tesadüfe veya biraraya getirilmedik-
ce kendi ba$ina birlesemeyen ve birisinin eksikliginde bir i$e
yaramiyan sebeplere verildiginde: "Her sey kendi kendine
oluyor" denmis olur. Böyle dendigi zaman: O seyler atom-
larla yapildigindan, her atomun kendini hem öldürmesi, hem
dogdurmasi gerekir. Eger böyle olmazsa, kâinat dogamaz.
Cünkü kâinat, bir hareketin neticesidir, bir hareket Ettirici'
nin eseridir. Ve kâinat, bir hareket'tir, hareket ettirici degil-
dir.
Acaba ezeliyeti olmayan bir sey kendini yokluktan nasil ci-
karabilir, öncesinde yokluk bulunan bir sey nasil ezelî olabi-
lir, ezelî olmayan kendi kendine nasil dogabilir? Kendi kendi-
ni öldürünce onu bir daha -ezelî Bir'i olmazsa- kim dogdura-
cak? Atomun kendini öldürmemesi gerekiyor. Cünkü ilahli-
gin sarti, ölümsüz ve dogumsuz olmaktir. Atomun ölmesi
olmazsa, varliklarin dogmasi olmaz. Demek atomlar, ölmez
ve dogmaz bir ezeliyet ve ebediyet sahibi görünmez bir
Fail'in dogduruculuk ve öldürücülügüne maruzdur ve muh-
tactirlar. Böyle olmazsa, öyle olamazlar. Demek, atomlarin
varligi icin onlardan önce, öncesiz ve sonrasiz bir Allah'in
varligi sarttir. Heykelden önce Heykeltras'in bulunmasi sart
oldugu gibi.
Sebeplerin ve tabiatin ve tesadüfün esasi atomlar oldugun-
dan, atomlarin ölümü, sebeplerin ve tabiatin ve tesadüfün
olamaz olan yaraticiligini ortadan kaldirmis olur. Yani atom-
un dogum ve ölümü; hem sebeplerin, hem tesadüfün, hem
tabiatin ve bu ücünün ortak neticesi zannedilen kendi ken-
dine olusun asilsiz ilahligini ortadan kaldiriyor, onlara ilah-
liga bir yer, bir delik birakmiyor, o uydurma ilahlari birer bi-
rer idam ediyor. Bu sekilde her atom, ölümlü ve dogumlu
olusuyla, onlari dogduran ve öldüren Allah'in varlik ve birligi-
ne, hem O'nun ezelî ve ebedî olduguna sahitlik ediyor ve
ettiriyor. Her atom, her an hal diliyle ve hareket sözüyle:
"LAILAHE ILLALLAH-YOKTUR ALLAH'TAN BASKA ILAH"
diyor ve dedirtiyor. Atom, ölmek ve dogmakla: "Ben ezelî
degilim. Ezelî olan Allah'tir. Ve ezeliyet O'na yarasir. Ben,
Allah'in ölümlü ve dogumlu minicik bir i$ci ve askeriyim"
deyip, e$siz $ef ve Kumandan'ini birliyor ve O'nun tekligine
sahitlik ediyor. Atomlarin ilah olamadigi yerde hic bir sey
kendi kendine olusamaz, hic bir sey kendi kendinin degil-
dir. Demek: Her sey Allah'a aittir.
Atomlarin dogum ve ölümleri, onlarin bir hareket ve hareket-
sizlige mahkûm oluslari demektir. Yoksa canlilarin sahip
oldugu hayat gibi bir hayatlari yoktur. Fakat hayatin madde-
sine malzeme yapilmaktadirlar. Malzeme oluslari esnasin-
daki hareketlerini, biz, onlarin "hayati" olarak görüyoruz ve
görülebilir. Yoksa kendilerine dayanan bir hayatlari yoktur.
Hayatin hâkimi degil, mahkûmudurlar. I$te atomlarin bu mah-
kûmiyeti, kimyasal ve fiziksel olaylarin gercek adidir. Niha-
yetsiz mahkûmiyet icinde bulunan atomlara, atomun atomu
olan bir esircik kadar dahi hâkimiyet kalmiyor ki, atoma hâ-
kimiyet verilebilsin! Nihayetsiz bir hâkimiyeti olmayan bir sey
kâinata ilah olamaz ki, nihayetsiz mahkûmiyet icindeki atom-
lara bir tanrilik verilsin! Hem kâinata ilah olacak bir Tanri'nin
sey degil, $ahis yani insan ötesi bir kisilik sahibi olmasi ica-
beder. Yani; hayat, ilim, irade, kudret; görme, duyma, konus-
ma gibi sifatlari ve acimak, sevmek, affetmek hem rizik ver-
mek gibi ezeliyetli mutlak fiil ve isimlerinin bulunmasi gerekir.
Atomda ise $eylik vardir, $ahislik yoktur.
$ahsi $ahis yapan, isim ve sifatlari, i$ ve fiilleri kâinati kapsa-
miyan, kucaklamiyan ve avuclamiyan bir zat, insan ötesi bir
$ahis, kâinata Rab olamiyacagindan, ne derse densin atom
ilahlik kazanamiyor ve onu kazanmasi asla mümkün degildir.
Artik geriye kalan sey ve $ahislarin ilahlik koltuguna oturtu-
lup oturtulamayacagina "biz bilimli ve akilliyiz" diyenler karar
versin. Bu kararin geregi de, tek bir Allah'in varlik ve birligini
kabul ve tasdik etmektir. Yoksa bilim ve akil, nihayetsiz bir
bilmezlik ve sapikliga düsürülmüs olur. I$te "Lâilahe illallah-
Yoktur Allah'tan baska ilah" diyen Kur'anin ve biz Kur'anist-
lerin düsman oldugu, dost olamadigi en büyük hata ve ka-
bahat bu düsme ve düsürülmedir. Bilim ve akli sevenlerin,
bize ve Kur'ana dost olmalari, düsmanligi birakmalari gerek-
miyor mu?
Ey inkârcilar bakin! Atoma ilahlik vermekten vazgecmedigi-
niz takdirde bir atomu kâinat kadar büyütmege ve her atom
icin bir kâinat yaratmaya gücünüz yetecek midir? I$i, sizin
gibi acizlerin gücüne kalmis atomlardan ne hayir gelir? I$te
bu kâinatin hakiki Sahibi'ni bilmemek veya yanlis tanimak
veya inkâr etmekteki güclük ve zorlugu görüyorsunuz. Öyle
ise Kur'anin tarif edip tanittigi isimler ve sifatlar sahibi tek
Allah'a inanmaktaki kolayliga girmeniz; ilim ve aklin, kalp
ve vicdanin, hak ve adaletin, namus ve serefin, iyilik ve in-
saniyetin geregi degil mi? I$te buradan anlayiniz ki, Kur'an
nasil bir ilimdir, nasil bir i$iktir, nasil bir $ifadir, nasil bir rah-
met ve merhamettir, nasil bir dogruluktur. Görünüz ve gö-
rüyorsunuz. Ve o Kur'anin yirminci ve yirmibirinci asirdaki
mirascilari ve Kur'anin en önemli ve en birinci dâvâsinda
birlik olan Isa ve Musa ve Muhammed Hazretleri'nin bu dün-
yaya bir günes kadar lâzim olduklarini anlarsaniz anlayiniz.
Anlamazsaniz, ya akliniz yok, ya da seytanlasmis bir in-
sansiniz!
I$te Kur'an'i ve onun dini olan ilke ve yasalarini iptâl etmek
icin Kur'ana karsi actiklari savasi inkârcilar daha savasin
ba$inda iken Allah'i dislayarak madde ve tabiatcilik hesabi-
na: "Kâinat, kimyasal ve fiziksel olaylarin neticesidir" de-
mekle kaybetmis olduklarini herhalde görüyorlardir. Inkâr-
cilar, Kur'anin en önemli dâvâsinda bize karsi savasi kazan-
mis degillerdir ki, bu dâvânin yani "Lâilahe illallah-Yoktur
Allah'tan baska ilah" hakikatinin disindaki konu ve ayrinti-
larda bizimle savasmaya hak kazanabilsinler! Kur'anin ilk
dâvâsinda bizi maglûp edemiyenler, Kur'anin diger konu-
larinda bizi hic maglûp edemezler ve savas acmaya da hic
haklari yoktur. Bütün sahip olduklari sey, haksizliktan i-
barettir. Haksizlik ise, zulümdür! Insan olmak isteyenler
kendilerini bu zulme düsürmemelidir. Düsürmüsse, cikar-
malidir.
Ey atoma ilahlik veren Allahbilmez maddeciler ve Tanrita-
nimaz tabiatcilar! Atomun o olmayan ilahligindan size fayda
yoktur. Cünkü atomlarla meydana getirilmis olan madde ve
tabiatin, sizi dogru yola götürecek ve yolunuzu aydinlatacak,
nicin ve nasil ya$amaniz gerektigini bildirecek bir Kitab'i yok-
tur. Var sandiginiz onlarin asilsiz ilahligi, ölümü öldüremez.
Size ölümsüzlük veremez. Sizi ebedî saadete götüremez.
Öyle ise kendinize, onlari size verebilecek bir tanri aramali
ve bulmalisiniz. Onun da kim oldugunu ve kim olmasi gerek-
tigini ögrenmis bulunuyorsunuz. Öyle ise, ölüm size ulas-
madan önce bu ögrenimin geregini yerine getiriniz. Cünkü
bu dünyada ebediyen kalamazsiniz. Ebedî kalinacak yeri
simdiden bulmali ve onu kazanmalisiniz. Hayat da bunun
icindir. Bundan baskasi icin olamaz. Ölüm de bunun deli-
lidir.
Netice: Kâinat, yalnizca kimyasal ve fiziksel olaylarin netice-
si degildir. Evet, kâinatta kimyasal ve fiziksel olaylar vardir.
Fakat bu olaylarin meydana getirilebilmesi icin kâinat capin-
da bir yaraticiliga, ya$aticiliga ve yöneticilige gerek var. Bu
geregin Sahibinde de yine kâinati iceren bir hayat, ilim, irade,
kudret ve bunlarla birlikte görme, duyma, konusma sifatlari-
nin bulunmasi lâzim. Bu sifatlar da, binlerce fiil ve isimleri
gerektirir. Bütün bu gereklere sahip maddesiz ve mekânsiz,
ölümsüz ve dogumsuz, ezelî ve ebedî, dogurmaz ve dogurul-
maz, tek ve ortaksiz ve hic bir yaratiga benzemiyen bir ruh
ve hayat ve i$ik ve enerji sahibi yüce bir Zat olmadan, o olay-
lar olamaz, meydana gelemez. Kâinatin meydana gelisi ve
getirilisi yaninda o olaylar, devede bir kil gibi kalir. Bir kili bir
deve yapmak ve deveyi bir kila indirmek, aklin körlügünden
ve kitapsizligindandir. Her seyden önce Gercek Yaratici'nin
Kur'an isimli son kitabiyla kitaplanip aklin körlügünü, kalbin
görmezligini gidermekten baska care yoktur. Cocuk, anne-
siz; akil, kitapsiz olmaz. Kitap da, Gercek Yaratici'ya götü-
rürse kitaptir. Bu kitaba ulasmak ve onu ya$ama aktarmak
bu zamanda ancak Kur'anizm ile mümkündür. Cünkü, ög-
retmensiz bir kitap, anlamsiz bir hitaptir.
ALLAH'TAN BASKA ILAH YOKTUR
KUR'ANIZM ALLAH'IN ELCISIDIR
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
ATOMNAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI'DIR
Imkânsiz olarak atomlarin ilahliga bir kabiliyeti olsa ve ilah ol-
maya kalksalar, o zaman kâinattaki bütün atomlarin birlesip
tek bir atom haline gelmeleri gerekecek. O zaman bir put gibi
kâinat büyüklügünde veya kâinattaki madde miktarinca bir
heykel ortaya cikacak. Bu cikistan sonra kâinatta diger var-
liklarin yaratilisi icin madde ve belki mekân da kalmayacak.
Hem yeryüzündeki canlilar kalipsiz in$a edildigi icin, bir can-
linin vücudunu in$a edibilmek icin meselâ bir sinegin vücudu-
na, hattâ ta hücrecigine kadar girilmesi gerekiyor. Kâinata zor
sigan bir heykel, bir sinegin bir hücresine nasil girecek! Ama,
atomlari asker ve mürekkep gibi kullanabilen madde ötesi, ruh
sahibi bir Yaratici olsa, onlara olan hâkimiyetiyle onlari bir as-
ker gibi kullanip, uzaktan kumandali olarak onlari istedigi sek-
le sokabilir. Fakat i$, maddî bir ilaha kalirsa, hic bir seyin ya-
ratilisi mümkün olmaz veya maddesel ilahimiz kendini yara-
tikliga indirmek zorunda kalir, ilahligi da ortadan kalkar. Nere-
den bakilirsa bakilsin, ne yapilirsa yapilsin atoma ilahlik ver-
mek, insani icinden cikilmaz cikmazlara sokuyor. Ve bu kâi-
nata, atom cinsinden olmayan madde ötesi fakat maddeye
hâkim bir ruh sahibi yaratici Zat'in varlik ve birligini gerekli ve
mecbur kiliyor.
Kâinattaki maddenin toplami, kâinatin genisligine nisbeten
deniz yüzündeki bir su kabarcigi kadar kaldigina bakilirsa,
bir su kabarcigi kadar hükmü kalan cansiz bir madde kirinti-
sina hic ilahlik kalir mi?
Eger denilirse: "Tirnak kadar bir elektronik cips, koskoca
makinalarin calismasinda bir ruh gibi yöneticilik yapiyor. O
cips gibi, incecik bir su kabarciginin incecik atomlarinda
nicin ilahlik bulunmasin? Hem ruh, maddeden daha görün-
mez ve agirliksiz oldugu halde yaraticiligi bulunur da, ruhtan
daha görünür olan atomlarda yaraticilik bulunmaz mi?
Buna cevap: Atomlara ilahlik verilemiyecegini, eger verilirse,
icinden cikilmaz cikmazlara düsülecegini gördük. Evet, tir-
nak kadar bir elektonik cips ve beyin, cok büyük makinalarin
calismasinda ruh gibi yöneticilik yapiyor. Fakat bu beyinin,
insanin elinden ciktigi ve makina olmazsa o beyinin bir i$e
yaramiyacagi, hem o beyin kendi ba$ina o makinayi yapami-
yacagi ve o makinanin calismasinda o beyinin bulunmasinin
binlerce sarttan biri oldugu unutulmasin. Ve maddeden iba-
ret ceset halinde ölü bir insan o elektonik beyini yapamaz.
Onu ancak, ya$iyan ruh sahibi bir insan yapabilir. Demek ya-
raticilik, maddenin degil, ruhun'dur. Maddenin bir yaraticiligi
yoktur. Ruh sahibi insan da, kâinata hükmeden baska bir ruh
Sahibi tarafindan yaratilmaktadir. Demek hakiki varlik, ruh'tur
ve ruhundur ve ruh sahibi olan kâinat Sultani'na aittir. Ruhun
elinde madde, agizdan cikan bir söz gibidir. Maddenin varligi
ruha baglidir ve ruhun elindedir. Madde, yüce Ruh Sahibi'nin
serveti; atomlar da, o ruh Sahibi'nin eseri ve esiridir. Bu itibar-
la atomlar bir harf gibidir. Harf, Yazar olamayacagi gibi, atom-
lar da ilah olamazlar.
Yaraticilik, görünür veya görünmez olmakta degil, görünürlü-
gü veya görünmezligi olan varligin hayat, ilim, irade, kudret
ve görme, duyma, konusma gibi sifatlar toplamina sahip olan
kisiligindedir. Eserleriyle varligi anlasilan bir Yaratici, gözle
görünmüyorsa, bu, gözün kabiliyetsizliginden veya görmedeki
sInIrli olusundandir. Bir de Yaratici'nin madde dI$Iligi ve niha-
yetsiz büyüklügü varsa, göz bunu elbette göremez. SInirli o-
lan bir yaratik, Yaratici'nin büyüklügüne sInIr koyamaz. Bu-
nun icin bir yaratigin gözünde Yaratici'nin büyüklügü sInIrsIz-
dir. Balik, denize sInIr koyamaz! Hem, sInIrLI olmak, madde-
ye özgüdür. Madde ötesi olana sInIr yoktur. Bir harf, varedilip
yokedilebilir bir konumda oldugundan, harf sInIrLIdir. Ama o-
nun Yazari, harfe nazaran sInIrsIzdir. Cünkü harf, yokluktan
gelip yokluga gidebildiginden bir "yok" hükmündedir. Yazar'
inin ise -hic olmazsa bir müddet- yoklugu olmadigindan har-
fe nazaran daima "var"dir. Daima var olan ise, sInIrsIzdir. I$te
insan ile Yaratici'si arasindaki fark da bu misâldeki gibidir.
Yalniz insan ötedünyada ebediyetlidir.
Insan, ruhu ile (aynada) gözünü görebilir. Fakat gözü ile ruhu-
nu göremez. Bunun gibi Allah da insani görebilir. Ama insan,
Allah'i göremez.
Kâinata ve atomlarina sigismayan bir ilahlik, insana hic sigis-
maz. Demek putlara, atalara, peygamberlere ilahlik vermede
veya onlari Tanri'ya e$it tutmada nihayetsiz bir sapiklik vardir.
Ama kâinata sigmayan bir Allah'in, insanin kalbine sigmasi
ise, baska bir meseledir. Ve bu sekildeki sigis, kisisel degil,
görüntüseldir. Nasil bir ülkenin basbakani televizyona ciktigin-
da herkes kendi evindeki televizyonda Basbakan'i görebiliyor
ve o Basbakan, görüntüsüyle her televizyona sigabiliyorsa,
Allah da ruhsal ve i$iksal tecellisiyle televizyon gibi olan kalp-
lere sigar ve o insanlarin ruhlarina hâkim olmakla, o insanlarin
bedenlerinde emir ve istekleriyle faaliyet gösterebilir. I$te bu
faaliyet neticesi evliyalar keramet ve peygamberler mucize
sahibi olur. Bir evliya veya bir peygamber, Tanri'nin böyle bir
tecellisine mazhar olmussa ve oldugu zaman, o peygamber
ve evliyaya "Tanri oldu" denilmez, "Tanri tecellisine mazhar
oldu" denilir. Demek Tanri, zatiyla yani kisiligiyle ne insana,
ne de kâinata sigmaz, onlarla bütünlesemez. Ama i$ ve fiil-
leriyle, isim ve sifatlariyla, emir ve istekleriyle onlarda tecelli
edebilir, görünebilir. Böyle bir görüntü ve tecelliye mazhar ol-
mus olanlara tanrilik verilemez; verilmesi, sapikliktir. Demek
hic bir peygamber ve evliya, ata ve insan Tanri olamaz. Tan-
ri'nin ezeliyeti ve maddesizligi oldugundan ve bu ezeliyet ve
maddesizlik geregi, dogurmasi ve dogurulmasi olmadigindan
da Tanri'nin oglu, kizi olamaz. I$te bunun icin Tanri'nin baba-
likla ve peygamberin Tanri ogulluguyla ilgisi yoktur. Bu ger-
cek, bütün inanc dünyasina ilân edilmeli ve ilân ediyoruz.
Izzetli ve saygin bir insan eksik, noksan, yanlis sifatlarla a-
nilmaktan hoslanmadigi gibi, bu kâinatin Gercek Kusursuz
Yaratan'i da eksik, noksan, yanlis sifatlarla anilmaktan hic
hoslanmaz. I$te bunun icin insanlari ikâz eder, uyarir. Din-
lemeyenleri, O'na ortaklik verip coluk cocuk isnad edenleri
cehennemle tehdit eder. Ve bu tehdit edisi de gayet yerinde
ve O'nun büyüklük ve sayginlik hakkidir.
Kâinat ötesi nihayetsiz bir büyüklügü ve madde ötesi niha-
yetsiz bir görünmezligi olan bir Yaratici, gözle görülmeye
calisilmaz. Ve gözüyle görmedigi icin Yaratan'i inkâr etme-
nin bir mantigi yoktur. Cünkü, var olmak icin görünür olmak
sart degildir. Fakat ilah olmak icin kâinat ötesi maddesiz bir
büyüklüge ve madde ötesi bir görünmezlik ve nüfuziyete
sahip olmak sarttir.
Atomda o sartlarin bulunmasi $öyle dursun, kendisi zaten
nihayetsiz bir yokluk icindedir. O sartlari nihayetsiz yokluk
icinde bulunan atomlarda aramaya kalkmak, nihayetsiz
gülünc ve ahmak olmaya e$tir.
Deniz icindeki balik, denizi seyredemez. Koca deniz baligin
gözüne nasil girsin; olsa, aklina nasil sigsin! Yeryüzü deni-
zindeki insan da balik gibidir. Gözüyle dünyayi bir bütün
halinde göremiyen insan, kâinati nasil görsün! Bundan da
öte, kâinat ötesi bir Yaratici'yi gözle görmek hic mümkün
olur mu? O'nun büyüklügü hic akla sigar mi?
Bu kâinatin Allah isimli gercek Yaraticisi, insanliga gönder-
mis oldugu son Kitab'inda ayet denen bir Tanrisal Söz'ünde
Kendi büyüklük ve kudretini $öyle göstermis: "Kiyamet kop-
tugu, kâinat yikildigi gün yeryüzü tamamen O'nun avucunun
icindedir. Gökler de sag elinde dürülmüstür".
Dikkat ediniz, koca kâinat O'nun büyüklügü yaninda nasil
kücülmüs! Maddenin hicligini görünüz... Böyle büyük bir Ya-
ratici elbette gözle görülmez, akla sigmaz. Cünkü varligi ve
büyüklügü madde ve kâinati a$iyor. Günes, kâinat kadar bü-
yütülse, görünmez olur. I$te Tanri da, kâinat kadar büyük
bir günes gibidir. Biz, ilim ve bilmemizle ancak bu kadarini
kavrayabiliriz. Bunun ötesine gidilmez. Giden, Allah'i gözle
görmek isteyen Hz. Musa gibi zarar görür.
Ama Yaratici'nin yukaridaki Tanrisal Söz'de Kendini bir $ahis
gibi göstermesi, insanlara Kendini tanitabilmesi icindir. Yoksa
insan gibi maddesel bir $ahisligi yoktur. O'nun $ahisligi, ruh-
sal ve i$iksaldir. Ruh ve i$igin ise sekli yoktur. Bunun icin
Tanri hic bir sekle sokulmaz.
Bu kâinat ve kâinatlilari ya$atan ve yöneten Yaratici; ruh ve
i$ik, hayat ve enerji sahibidir. Fakat O, yalniz onlarda biri de-
gildir. Yani O, sadece ruh degildir. Sadece i$ik degildir. Sa-
dece enerji ve hayat degildir. O, bunlarin hepsine sahip e$siz
ve benzersiz, madde ve mekân ötesi, zamansiz yüce bir Zat'
tir. O'nun zatinin bilinmez kalmasi, sayginligina daha uygun-
dur. Zat'i hakkinda bildigimiz kadarini yeterli bulmak büyük
bir edeptir. Bu edep perdesi ancak Cennet'te kalkabilir ve O'
nu orada ancak O'nu sevenler ve sayanlar görebilir. O'nu gö-
züyle görmek isteyenler, Cennet'i kazanmaya calissinlar. Bu
zamanda cenneti kazanabilmek de, Kur'anizm'in elciligini
kabul etmek ve ona uymakla mümkündür.
Eger: "Dünyada Allah'i görmeyen göz, Cennette Allah'i nasil
görecek?" denirse: Özel bir gözlük takilinca ciblak gözle gö-
rülmeyen bazi i$inlar görülebildigi gibi, cennette de insanlar
yepyeni bir yaratilisla yaratilip gözleri de Allah'i görebilecek
bir kabiliyette donatilinca Allah'i görebilecekler, O'nu görmek
mümkün olacak, insaAllah...
Not: Bu Atomname, yazilisindan üc yil sonra (1998)de yayin-
landi ve sadece gazetelere gönderilmisti. 11 yil sonra (yani
2009'da) internet sayesinde onu bütün insanlar okuyabilecek
ve bu sekilde sizlerin de elinize gecmis oluyor. Ateist darwi-
nistlerin dindarlara taarruzu, 11 yildir uykuda kalmis olan bu
Atomname'yi uyandirmis oldu...
Not 2: Ateistler, materyalistler ve darwinistler, acikca atoma
ilahlik vermezler. Fakat Allah'i inkâr ettiklerinden, dolayli ola-
rak atom ve maddeyi, tabiat ve tesadüfü ve kendikendineligi
tanrilastirmis oluyorlar.
Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Cag'a bes kala Haziran'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atomlar ve Ilahlik.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
(Simdi: Avrupa Muranistleri)
* * *
Donnerstag, 12. März 2009
Sonntag, 8. März 2009
MADDENAME'NİN EK VE TAMAMLAMASI 2
MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 2
(Bu bildiriyi okumak isteyenler, önce bundan evvel yayin-
lanmis olan "Maddename'nin Ek Ve Tamalamasi 1"i oku-
malidirlar.)
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi.)
evrenin yaraticisi ve yöneticisi olan ALLAHin adiyla
Materyalist felsefenin yeni ögrencisi $öyle sorabilir: Her
sey kendi kendini yapsa, yaratsa ve yönetse; bu, bir tek
Tanri'nin her seyi yaratmasindan ve yönetmesinden daha
kolay olmaz mi?
Cevap: O zaman daha zor ve imkânsiz olurdu. Cünkü o
zaman hersey ya yoklukta kalir, varliga cikamazdi; ya da
herseyin ezelî olmasi gerekirdi. Ezelî olsaydi, yaratilma-
lari söz konusu olmazdi. Daima var olurlar, yokluklarindan
bahsedilemezdi. Fakat bilim bize bildiriyor ki, sanatli olan
hersey sonradan yaratilmistir ve yokluktan cikmaktadir.
Yani meselâ Dünya'miz üc-bes milyar yil önce yoktu. Yer-
yüzündeki varliklar da böyle. Yildizlar da böyle ve nihayet
kâinat ve evren de böyledir. Yani hersey "yokluktan" cik-
maktadir. Yani "eser olarak yok idi"ler.
Simdi yokluktan cikis da iki türlü olabilir: Ya bir varlik yok-
lukta gizli olarak vardir; aklin yaratilmasiyla bu yokluk yok
olur, gizlilik ortadan kalkar ve varlik kendini gösterir. Bu
halde o varligin, akli ve bütün kâinati yaratabilecek güc ve
kabiliyette olmasi gerekir. Bu güc ve kabiliyete sahip ola-
na da "Tanri" denir.
Ya da bir varlik gene yoklukta gizli olarak vardir. Eger bu
varlik Tanri degilse, o halde o, "madde" veya "enerji" ola-
bilir. Madde ve enerji ise, yaratis güc ve kabiliyetine sa-
hip olmayan bir "yaratis malzemesi" oldugundan, kendini
yokluktan cikaramaz. Bu halde madde, kendini yokluktan
cikaracak bir "Cikarici"ya muhtactir. O Cikarici da ancak
Tanri olabilir. Tanri olmazsa, madde yoklukta kalir, belki
varligindan bile söz edilemez. Maddenin varligindan söz
edebilmek icin aklin yaratilmis olmasi ve bu akli yarata-
bilmek icin de bir Tanri'nin her seyden önce var bulunma-
si gerekir. Bu halde yaratilmislarin malzemesi olan madde
ve enerji, Tanri'nin "serveti" olarak karsimiza cikar. Bu da
gösterir ki, Tanri, madde ve enerji'ye benzemeyen bam-
baska bir varliktir, varliginin ic yüzü bize mechûldür; göz
ile görülemez, akil ile anlasilamaz.
Sonra "Tanri'ya zor yoktur". Tanri, sonsuz bir kudrete sa-
hip oldugundan her seyi bir tek sey gibi kolay yapar. Koca
bir ülkeyi yönetmek bir Basbakan icin ne kadar kolaysa,
bu kâinat ve kâinatlilari yönetmek de Tanri icin ondan daha
kolaydir. Her seyi bir tek sey gibi yapip yönetemiyecek
olan bir varliga Tanri denmez. Kâinatin yaratilmasinda ve
yönetilmesinde yardimci ve ortaga muhtac olanlar, Tanri
olamaz. Tanri'nin, kâinat i$lerinde memurlari olan melek-
leri calistirmasi ise, Tanri'nin acizligine bir yardim degil,
O'nun büyüklük ve sayginligini koruyan perdelerdir. Cünkü
bir Tanri, memurlarini da Kendi yaratiyorsa, o memurlarin
Tanri'nin i$inde calismalari, O'nun acizligine bir yardim ol-
duguna delil degil, ancak O'nun "sayginlik perdesi" oldu-
guna delil olurlar.
Burada materyalist felsefenin yeni talebesi $öyle diyebilir:
"Madde ve zaman ve uzay disinda baska bir varlik olamaz
ki, Tanri'nin varligindan söz edelim!"
Önce $unu bilelim ve belirtelim: Hersey gözün gördügün-
den ibaret degildir. Gözün görmedigi, göremedigi cok sey-
ler vardir. Bugün bilim henüz yildizlara bile cikmis degildir,
galaksilerde dolasamamaktadir. Bilim bütün kâinati elek-
ten gecirse bile Tanri'yi göremez. Cünkü Tanri, maddeden
degildir ve hersey de maddeden ibaret olamaz. Eger bilim,
Tanri'yi maddeden kabul ederse, o zaman bütün kâinat ve
evreni elekten gecirmesi icap eder ve ancak elekten gecir-
dikten sonra Tanri'yi göremezse; "Tanri yoktur" diyebilir.
Eger Tanri maddeden degilse, bilim Tanri'yi göremiyecek-
tir. Simdi bilim, gözüyle görmedigini inkâr mi etmelidir?
Tanri'yi inkâr eden bir bilim, sartlanmis tek yanli bir bilim-
dir. Böyle bir bilimin her sözüne güvenilemez ve bu konu-
larda sözü dinlenip kabul edilemez. Gercek bilim odur ki;
"biz henüz kâinati elekten gecirmis degiliz, gözümüzle de
her seyi göremeyiz" der, dikkatli davranir. Bilime yakisan
da budur.
Tanri'yi pesinen inkâr eden bir bilim ve bilimciler ise, Tan-
ri'nin yerine maddeyi oturtmus olurlar. Tanri'nin yerine mad-
deyi koyanlar ise en dehsetli bilgisizligi, en kara bilmezligi
i$lemis olurlar. Cünkü maddeye Tanrilik verenler, (Tanrilik
vermeseler bile yaraticilik vermek zorunda olanlar), Tanrilik
ve yaraticilik icin gerekli olan i$ ve sifat, fiil ve isimleri mad-
denin her atomuna belki atomun her parcacigina yüklemek
mecburiyetinde kalacaklardir. Bu ne demektir biliyor mu-
sunuz, ey cok akilli bilim adamlari? Bir tek atoma koskoca
bir kâinat yükünü yüklemek demektir! Her bir atoma koca
bir günesin i$igini, isisini doldurmak; günesin yaptigi i$i
ona yaptirmak demektir! Bir er'den bir generalin vazifesini
beklemek ne kadar gülünc ve hem dramatik ise, bir atom-
dan yaraticilik beklemek de ondan hadsiz defa daha gü-
lünc ve daha dramatiktir!
Kaldi ki bir er'in akli var, atomda ise bir sivrisinegin kafa-
cigi da yok! Eger "sivrisinegin kafacigi atomlarla yapilmi-
yor mu" denirse, deriz ki: Evet, sinegin kafasi atomlarla
yapiliyor. I$te bu söz dogrudur. Ama "sinegin kafasini a-
tomlar yapmis" dersen, i$te o zaman sapikligini ilân etmis
olursun. Cünkü kafa ve beyin demek, madde demek de-
gildir. Cünkü o kafa ve beyinde bir sanat var, bir yaratilis
var. Madde ve atomlarda ise ancak malzeme olus var.
Böyle de olmasi gerekir. Yoksa yaratis meydana gele-
mez. Bu farki görmeyip, "beyin demek, madde demektir"
diyen bir adamin, "makina demek, mühendis demektir"
diyen bir adamdan farki kalmaz. Yani o maddeciye göre:
"Beyni yapan maddedir. O halde mühendisi de makina
yapar"! Dogru olan nedir? Dogru olan elbette: "Beyin mad-
de ile yapilir, makinayi da mühendis yapar. Yoksa beyni
yapan madde olmadigi gibi, mühendisi de yapan makina
degildir" olacaktir.
Ey insanlar, düsünmez misiniz hic! Bütün akillilar bir araya
gelip bir atomu yapamazken, akilsiz bir atom veya atom-
lar nasil olur da kendilerinde olmayan beyin ve akillari ya-
parlar?! Günesten agac, agactan günes yapmak beklene-
meyecegi gibi, madde ve atomdan da beyin yapmak, akil
üretmek beklenemz. Bekliyenler ise, gelmis gecmis bütün
akillar sayisinca akilsizlik etmis olmaz mi?
$u aklin sirrina bak ki, kücük bir atomu yapamiyan koca
akil, madde ve atomlarla koca koca makinalar yapabiliyor,
ay'a cikabiliyor. Böyle bir aklin sahte tanrilar uydurup da
gercek Tanri'yi görememesi ne garip! Elbette göremez. Bir
"Gösterici" olmadan nereden, nasil görsün? i$te aklin bu
eksikligini gören Tanri, gercegi Elci'sine bildirmis ve onu
insanlara "Gösterici" yapmis. Elci'yi dinleyen akillar, ger-
cegi görür. Dinlemeyen veya dinleyip de kabul etmeyen-
ler ise, sapiklikta kalir. Ey insanlar! Size, gercekleri gös-
teren Kur'anizm gibi bir Elci geldi. Bu Elci'yi dinleyin, sa-
pikliktan kurtulun.
Materyalist felsefe diyebilir: "Ey Kur'anist felsefe! Sen a-
tomlari tek tek ele aliyor, sebepleri de birbirinden ayirip
öyle mücâdele ediyorsun. Her seyi bir bütün olarak ele
alman gerekmez mi? Cünkü hersey birbirine baglidir. Biri
olmadan öbürü olmaz. Bütün atomlari bir bütün olarak ele
alsan, bu birlik halindeki atomlar veya atomlarla meydana
geldigi görülen sebepler cok seye kadir olabilirler. Parca-
da bulunmayan, bütünde bulunabilir"?
Kur'anist felsefe de der: "Ey materyalist felsefe! Nicin an-
lamiyorsun? Yoksa anlamak mi istemiyorsun? Dünyanin
bütün cahilleri toplansa, bir Einstein eder mi, onlardan bir
dâhi cikar mi? Bütün hayvanlarin bir araya gelmesi bir insan
olur mu? Eger bu kâinat ve kâinatlilar hep simdiki gibi ol-
salar ve hep böyle kalsalar, yani bir gecmis ve gelecekleri
bulunmasa ve farkli farkli seyler degil, tek bir sey olsa idi,
bu söze hakkin olabilirdi. Halbuki hersey sirayla yapiliyor
ve yapilanlar da bir cekirdekten cikariliyor, sonra cesit ce-
sit seyler yapiliyor. Yani her seyin her zaman bütünlügü
ve biraradaligi ve tek cesitligi yok. Her yapilisin gecmisi
sifirdan baslamis. Sonra bir'e erismis ve tekrar sifira dön-
mektedir. Yani önce yeryüzündekiler yokmus, dünya yok-
mus, yildizlar yokmus. Burada var olabilecek olan ancak
madde ile bir Yaratici'dir. Sadece maddenin bulunmasi bir
i$e yaramaz. (Cünkü yaraticiligi yoktur). Yaratici da ser-
vetsiz olmaz. Yaratistan önce ikisinin de birlikte bulumasi
sarttir. Tanri yaratisa gectikten sonra asli su olan gaz bu-
lutundan yildizlar yapilmis. Ardindan (veya bunlarla birlikte)
günes, dünya ve gezegenler ortaya cikarilmis. Bundan son-
ra da yeryüzündekiler var edilmis. Yaratisin sifirdan basla-
ladigi bir kâinatta ve atomlarin tek tek birlestirilmesiyle ger-
ceklestirilen bir yaratista elbette herseyi (simdiki haliyle)
her zaman yani gecmis ve gelecegine bakmadan bir bütün
olarak ele alamayiz. Kâinati ezelî olarak kabul edemeyiz.
Cünkü kâinatlilarin ebediyeti ve sabitligi yok. Ebediyeti ol-
mayanin ezeliyeti de olmaz. Ezeliyeti olmayanin da yara-
ticiligi olamaz. Madde de Yaratici'dan önce var bulunamaz.
Yaraticiligi olmayan atomlarin birlesik hali, onlari yaratici-
liga erdirmez. Atomlar da kendi kendine birlesemez. Illâ bir
Yaratici'yi gerektirir. Atomlar birlestirilip bütünlestirilse ne
olur? Yaratan'in secki ve istenciyle ancak günes olur, ay
olur, yildiz olur, dünya olur. Sonra hava olur, su olur, top-
rak olur. Ama yaratici olamazlar. Parcada bulunmayan bir
yaraticilik, bütünde de bulunamaz. Yani makinanin parca-
lari bir araya getirilmekle ancak makina olabilirler, ama
mühendis olamazlar. Bunun gibi, madde ve atomlarla bir-
lestirilmis doga parcalarinin biraraya gelmesiyle onlar Ya-
ratici olamazlar. Ancak makina ve fabrika olabilirler, ama
fabrikatör olamazlar. Demek doga, Yaratici degil, yarati-
sin fabrikasidir. Demek Yaratici, doga olamaz. Doga da
Yaratici olamaz. Doga Yaratici olamazsa, onun parcala-
rinin parcasi olan madde ve atomlar da Yaratici olamazlar.
Demek madde, yaratistan öncedir, fakat Yaratici'dan önce
olamaz. Maddenin Yaratici'dan önce var olabilmesi icin,
onda yaraticilik kudret ve kabiliyetinin bulunmasi gerekir.
Bu kabiliyete sahip olmadigindan, Yaratici'nin öncesine
konulmasinda bir yarar yoktur. Demek madde, ezelî ve
öncesiz olamaz. Demek madde, yaratisin malzemesi, Ya-
ratici'nin da servetidir. Öyle ise diyecegiz: Doganin temeli
olan madde ve maddenin i$lenmis sanatsal toplami olan
doga, bizim yaraticimiz degil, ancak yaratilisimizin fabri-
kasi ve hammaddesidir.
Burada verilen cevap; "madde mi düsünceyi yaratir, yoksa
düsünce mi maddeyi yaratir" sualine de cevep vermekte,
yanitlamaktadir. Burada ayrica: "Tanri insani degil, insanlar"
Tanri'yi yaratir" sözünün sacmaligi da ortaya cikmaktadir.
Bir kisim filozoflar, düsüncenin maddeyi yarattigini ve bir
kismi da maddenin düsünceyi yarattigini söylemisler. Her
ikisi de yanlistir. Ne düsünce maddeyi yaratir, ne de madde
düsünceyi yaratir. Cünkü bütün akillar bir araya gelse bir a-
tomu yaratamayacaklari gibi, bütün atomlar da bir araya
gelseler bir beyni yapamazlar, akli meydana getiremezler.
Yaratis, madde ve düsünce ile yapilmakta ve madde, dü-
sünceye göre adim atmakta, fakat yalniz madde veya yal-
niz düsünce yaratici olamamaktadir ve olamaz. Biz yaptigi-
miz seyleri madde üzerinde düsünce ile yapmaktayiz, fakat
sadece madde ve sadece düsünce, yapicilik icin yeterli de-
gildir. Cünkü düsünce'nin arkasinda, yani ötesinde istenc
vardir, secki vardir, bilgi vardir, kuvvet vardir, yetenek vardir.
Bütün bunlar bir arada olmadan düsünce, yaratici olamaz.
Bütün bunlardan mahrum olan maddeye ise, yaraticilik ve-
rilemeyecegi aciktir ve daha önce isbat edilmistir. Öyle ise
diyecegiz: Yaraticilik, madde ve düsüncenin ötesindeki is-
tenc, secki, bilgi, kudret, kuvvet, yetenek ve bunlardan bas-
ka yaraticilik, ya$aticilik ve yöneticilik fiillerinin toplamini
iceren Ruh ile mümkündür. Evren ve kâinati yaratabilmek
icin de, Tanri olmak gerekir. Kâinata sahip cikabilmek icin
de yalniz yaraticiligin degil, ya$aticilik ve yöneticiligin de
sahibi olmak gerekir. Demek bütün bunlara sahip olmayan
sey ve kimselere Tanrilik verilemez, onlar Tanri yerine ko-
nulamaz. Öyle ise; "Allah'tan baska ilah yoktur" ve "Tanri'
dan baska Tanri olmaz" demek, herkes icin bir insanlik
borcudur.
Demek insanin önüne iki yol cikmakta ve insan iki sece-
nekle basbasa kalmaktadir. Buna göre insan ya görünen
maddenin görünmez atomlarina tanrilik verip sapikligi gö-
ze alacak, ya da evrende sanatli yapilislariyla kendini gös-
terip duran muhtesem eserlerin görünmez sanatkâri olan
Ruh ve i$ik sahibi yüce Tanri (ALLAH)in varligini kabul e-
dip aklin geregini yapacak. Simdi insan bu iki secenekle
imtihan edilmektedir. Bakalim kimler kazanip kimler kay-
bedecek? Peki, baska secenek yok mu? Elbette var! O da;
seytan gibi "ben tanri-manri tanimam, asil tanri benim" de-
yip, seytanlasmaktir! Cehennem de seytan ve seytanla-
sanlar icin hazirlanmistir.!.. Cennet ise, ancak insanlasan-
lar icindir.
Bu konumuzun son bir noktasi kaldi: Simdi (olamaz olarak)
farzedelim ki, bütün atomlar her nasilsa yokluktan cikmayi
basarip tanrilik mertebesine ulasmis olsun. Acaba böyle bir
sey neye yarar? Bunun neye yarayip yaramiyacagini daha
net ve acik olarak görüp anlayabilmek icin $u örnege baka-
lim: Bir ülkede bütün halkin her biri Basbakan olsa, artik yö-
netilecek kimse kalmaz. Basbakan ise, kendini yönetmek
icin degil, halki yönetmek icin vardir. Buna göre herkesin
Basbakan oldugu bir yerde, Basbakanliga da gerek kalmaz.
Bu ise, Basbakanlarin kendilerini yok etmeleri olur. Demek
bir halka ve bir ülkeye bir tek Basbakan yetip artiyor. Bir-
den fazlasi ise ba$a belâ oluyor. Demek herkesin Basbakan
olmasi, hem gereksiz hem faydasizdir. Hem de zararlidir.
Cünkü o zaman Basbakanlik rütbesi altindaki diger i$leri
kim yapacaktir? Onlari yapacak bir adam kalmiyacagindan
bütün Basbakanlar zarar görecek, hic birisi yarar bulmaya-
caktir. Demek bu: "Herkesin ve herseyin kendi kendini ya-
ratmasi ve yönetmesi" fikri, cok olamazliklari ve sapiklik-
lari hem de zararlari icermektedir.
I$te maddeye yaraticilik, atomlara tanrilik verildiginde de o-
lacak olan budur. O zaman yaratisa ve yaratilisa yer kalma-
yacak, (kendi koltuguna kurulmus yönetilecek halki olma-
yan atomtanrilardan baska!) kâinat ve kâinatlilar olmaya-
caktir. Bütün kâinat ve kâinatlilarin varligi ve yaratilis ve yö-
netilisleri, onlarin her bir atomuyla gösterir ki, bu kâinatin
bir tek Tanrisi vardir. Bu bir tek Tanri her seyin yaratilisina
ve yönetilisine yetmektedir. Demek bu evrenin, bütün kâinat
ve kâinatlilara hâkim gercek bir Tanrisi, Sahibi, Allahi varken
sahte tanrilar uydurmaya hakkimiz yoktur ve olamaz.
Ey insanlar! Bu gerceklerle kazanilan dogru ve müsbet inanc-
la; inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik temelleri üzerine hak-
sizlik, adaletsizlik ve namussuzlukla bina edilmis belki siz
de bilmeden icinde oturmakta oldugunuz sahte dünyanizi
yikip, gercek insanliginizin geregi olan ve ancak Hak ve A-
dalet ve Namus'la insa edilmis yepyeni gercek bir dünya ku-
runuz ve böyle bir dünyayi hep birden ve hep birlikte kurma-
liyiz ki, kurtulusumuz mümkün olsun. Cünkü bu zamanda
bir kisinin kurtulusu icin herkesin, hic degilse cogunlugun
kurtulusu gerekmektedir. Bu da, Kur'anist Dünya Inkilâbi'
ni gerektirir. Bu geregi yerine getirmek, kurtulus isteyen bü-
tün insanlik icin vazgecilemez bir görev'dir. Öyle ise, haydi
görev basina!
Not: Bu bildirimiz, "ATOMNAME" ile devam edecektir, bek-
leyiniz.)
KUR'ANIST OLMADAN KURTULUS OLMAZ
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
(Bu bildiriyi okumak isteyenler, önce bundan evvel yayin-
lanmis olan "Maddename'nin Ek Ve Tamalamasi 1"i oku-
malidirlar.)
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi.)
evrenin yaraticisi ve yöneticisi olan ALLAHin adiyla
Materyalist felsefenin yeni ögrencisi $öyle sorabilir: Her
sey kendi kendini yapsa, yaratsa ve yönetse; bu, bir tek
Tanri'nin her seyi yaratmasindan ve yönetmesinden daha
kolay olmaz mi?
Cevap: O zaman daha zor ve imkânsiz olurdu. Cünkü o
zaman hersey ya yoklukta kalir, varliga cikamazdi; ya da
herseyin ezelî olmasi gerekirdi. Ezelî olsaydi, yaratilma-
lari söz konusu olmazdi. Daima var olurlar, yokluklarindan
bahsedilemezdi. Fakat bilim bize bildiriyor ki, sanatli olan
hersey sonradan yaratilmistir ve yokluktan cikmaktadir.
Yani meselâ Dünya'miz üc-bes milyar yil önce yoktu. Yer-
yüzündeki varliklar da böyle. Yildizlar da böyle ve nihayet
kâinat ve evren de böyledir. Yani hersey "yokluktan" cik-
maktadir. Yani "eser olarak yok idi"ler.
Simdi yokluktan cikis da iki türlü olabilir: Ya bir varlik yok-
lukta gizli olarak vardir; aklin yaratilmasiyla bu yokluk yok
olur, gizlilik ortadan kalkar ve varlik kendini gösterir. Bu
halde o varligin, akli ve bütün kâinati yaratabilecek güc ve
kabiliyette olmasi gerekir. Bu güc ve kabiliyete sahip ola-
na da "Tanri" denir.
Ya da bir varlik gene yoklukta gizli olarak vardir. Eger bu
varlik Tanri degilse, o halde o, "madde" veya "enerji" ola-
bilir. Madde ve enerji ise, yaratis güc ve kabiliyetine sa-
hip olmayan bir "yaratis malzemesi" oldugundan, kendini
yokluktan cikaramaz. Bu halde madde, kendini yokluktan
cikaracak bir "Cikarici"ya muhtactir. O Cikarici da ancak
Tanri olabilir. Tanri olmazsa, madde yoklukta kalir, belki
varligindan bile söz edilemez. Maddenin varligindan söz
edebilmek icin aklin yaratilmis olmasi ve bu akli yarata-
bilmek icin de bir Tanri'nin her seyden önce var bulunma-
si gerekir. Bu halde yaratilmislarin malzemesi olan madde
ve enerji, Tanri'nin "serveti" olarak karsimiza cikar. Bu da
gösterir ki, Tanri, madde ve enerji'ye benzemeyen bam-
baska bir varliktir, varliginin ic yüzü bize mechûldür; göz
ile görülemez, akil ile anlasilamaz.
Sonra "Tanri'ya zor yoktur". Tanri, sonsuz bir kudrete sa-
hip oldugundan her seyi bir tek sey gibi kolay yapar. Koca
bir ülkeyi yönetmek bir Basbakan icin ne kadar kolaysa,
bu kâinat ve kâinatlilari yönetmek de Tanri icin ondan daha
kolaydir. Her seyi bir tek sey gibi yapip yönetemiyecek
olan bir varliga Tanri denmez. Kâinatin yaratilmasinda ve
yönetilmesinde yardimci ve ortaga muhtac olanlar, Tanri
olamaz. Tanri'nin, kâinat i$lerinde memurlari olan melek-
leri calistirmasi ise, Tanri'nin acizligine bir yardim degil,
O'nun büyüklük ve sayginligini koruyan perdelerdir. Cünkü
bir Tanri, memurlarini da Kendi yaratiyorsa, o memurlarin
Tanri'nin i$inde calismalari, O'nun acizligine bir yardim ol-
duguna delil degil, ancak O'nun "sayginlik perdesi" oldu-
guna delil olurlar.
Burada materyalist felsefenin yeni talebesi $öyle diyebilir:
"Madde ve zaman ve uzay disinda baska bir varlik olamaz
ki, Tanri'nin varligindan söz edelim!"
Önce $unu bilelim ve belirtelim: Hersey gözün gördügün-
den ibaret degildir. Gözün görmedigi, göremedigi cok sey-
ler vardir. Bugün bilim henüz yildizlara bile cikmis degildir,
galaksilerde dolasamamaktadir. Bilim bütün kâinati elek-
ten gecirse bile Tanri'yi göremez. Cünkü Tanri, maddeden
degildir ve hersey de maddeden ibaret olamaz. Eger bilim,
Tanri'yi maddeden kabul ederse, o zaman bütün kâinat ve
evreni elekten gecirmesi icap eder ve ancak elekten gecir-
dikten sonra Tanri'yi göremezse; "Tanri yoktur" diyebilir.
Eger Tanri maddeden degilse, bilim Tanri'yi göremiyecek-
tir. Simdi bilim, gözüyle görmedigini inkâr mi etmelidir?
Tanri'yi inkâr eden bir bilim, sartlanmis tek yanli bir bilim-
dir. Böyle bir bilimin her sözüne güvenilemez ve bu konu-
larda sözü dinlenip kabul edilemez. Gercek bilim odur ki;
"biz henüz kâinati elekten gecirmis degiliz, gözümüzle de
her seyi göremeyiz" der, dikkatli davranir. Bilime yakisan
da budur.
Tanri'yi pesinen inkâr eden bir bilim ve bilimciler ise, Tan-
ri'nin yerine maddeyi oturtmus olurlar. Tanri'nin yerine mad-
deyi koyanlar ise en dehsetli bilgisizligi, en kara bilmezligi
i$lemis olurlar. Cünkü maddeye Tanrilik verenler, (Tanrilik
vermeseler bile yaraticilik vermek zorunda olanlar), Tanrilik
ve yaraticilik icin gerekli olan i$ ve sifat, fiil ve isimleri mad-
denin her atomuna belki atomun her parcacigina yüklemek
mecburiyetinde kalacaklardir. Bu ne demektir biliyor mu-
sunuz, ey cok akilli bilim adamlari? Bir tek atoma koskoca
bir kâinat yükünü yüklemek demektir! Her bir atoma koca
bir günesin i$igini, isisini doldurmak; günesin yaptigi i$i
ona yaptirmak demektir! Bir er'den bir generalin vazifesini
beklemek ne kadar gülünc ve hem dramatik ise, bir atom-
dan yaraticilik beklemek de ondan hadsiz defa daha gü-
lünc ve daha dramatiktir!
Kaldi ki bir er'in akli var, atomda ise bir sivrisinegin kafa-
cigi da yok! Eger "sivrisinegin kafacigi atomlarla yapilmi-
yor mu" denirse, deriz ki: Evet, sinegin kafasi atomlarla
yapiliyor. I$te bu söz dogrudur. Ama "sinegin kafasini a-
tomlar yapmis" dersen, i$te o zaman sapikligini ilân etmis
olursun. Cünkü kafa ve beyin demek, madde demek de-
gildir. Cünkü o kafa ve beyinde bir sanat var, bir yaratilis
var. Madde ve atomlarda ise ancak malzeme olus var.
Böyle de olmasi gerekir. Yoksa yaratis meydana gele-
mez. Bu farki görmeyip, "beyin demek, madde demektir"
diyen bir adamin, "makina demek, mühendis demektir"
diyen bir adamdan farki kalmaz. Yani o maddeciye göre:
"Beyni yapan maddedir. O halde mühendisi de makina
yapar"! Dogru olan nedir? Dogru olan elbette: "Beyin mad-
de ile yapilir, makinayi da mühendis yapar. Yoksa beyni
yapan madde olmadigi gibi, mühendisi de yapan makina
degildir" olacaktir.
Ey insanlar, düsünmez misiniz hic! Bütün akillilar bir araya
gelip bir atomu yapamazken, akilsiz bir atom veya atom-
lar nasil olur da kendilerinde olmayan beyin ve akillari ya-
parlar?! Günesten agac, agactan günes yapmak beklene-
meyecegi gibi, madde ve atomdan da beyin yapmak, akil
üretmek beklenemz. Bekliyenler ise, gelmis gecmis bütün
akillar sayisinca akilsizlik etmis olmaz mi?
$u aklin sirrina bak ki, kücük bir atomu yapamiyan koca
akil, madde ve atomlarla koca koca makinalar yapabiliyor,
ay'a cikabiliyor. Böyle bir aklin sahte tanrilar uydurup da
gercek Tanri'yi görememesi ne garip! Elbette göremez. Bir
"Gösterici" olmadan nereden, nasil görsün? i$te aklin bu
eksikligini gören Tanri, gercegi Elci'sine bildirmis ve onu
insanlara "Gösterici" yapmis. Elci'yi dinleyen akillar, ger-
cegi görür. Dinlemeyen veya dinleyip de kabul etmeyen-
ler ise, sapiklikta kalir. Ey insanlar! Size, gercekleri gös-
teren Kur'anizm gibi bir Elci geldi. Bu Elci'yi dinleyin, sa-
pikliktan kurtulun.
Materyalist felsefe diyebilir: "Ey Kur'anist felsefe! Sen a-
tomlari tek tek ele aliyor, sebepleri de birbirinden ayirip
öyle mücâdele ediyorsun. Her seyi bir bütün olarak ele
alman gerekmez mi? Cünkü hersey birbirine baglidir. Biri
olmadan öbürü olmaz. Bütün atomlari bir bütün olarak ele
alsan, bu birlik halindeki atomlar veya atomlarla meydana
geldigi görülen sebepler cok seye kadir olabilirler. Parca-
da bulunmayan, bütünde bulunabilir"?
Kur'anist felsefe de der: "Ey materyalist felsefe! Nicin an-
lamiyorsun? Yoksa anlamak mi istemiyorsun? Dünyanin
bütün cahilleri toplansa, bir Einstein eder mi, onlardan bir
dâhi cikar mi? Bütün hayvanlarin bir araya gelmesi bir insan
olur mu? Eger bu kâinat ve kâinatlilar hep simdiki gibi ol-
salar ve hep böyle kalsalar, yani bir gecmis ve gelecekleri
bulunmasa ve farkli farkli seyler degil, tek bir sey olsa idi,
bu söze hakkin olabilirdi. Halbuki hersey sirayla yapiliyor
ve yapilanlar da bir cekirdekten cikariliyor, sonra cesit ce-
sit seyler yapiliyor. Yani her seyin her zaman bütünlügü
ve biraradaligi ve tek cesitligi yok. Her yapilisin gecmisi
sifirdan baslamis. Sonra bir'e erismis ve tekrar sifira dön-
mektedir. Yani önce yeryüzündekiler yokmus, dünya yok-
mus, yildizlar yokmus. Burada var olabilecek olan ancak
madde ile bir Yaratici'dir. Sadece maddenin bulunmasi bir
i$e yaramaz. (Cünkü yaraticiligi yoktur). Yaratici da ser-
vetsiz olmaz. Yaratistan önce ikisinin de birlikte bulumasi
sarttir. Tanri yaratisa gectikten sonra asli su olan gaz bu-
lutundan yildizlar yapilmis. Ardindan (veya bunlarla birlikte)
günes, dünya ve gezegenler ortaya cikarilmis. Bundan son-
ra da yeryüzündekiler var edilmis. Yaratisin sifirdan basla-
ladigi bir kâinatta ve atomlarin tek tek birlestirilmesiyle ger-
ceklestirilen bir yaratista elbette herseyi (simdiki haliyle)
her zaman yani gecmis ve gelecegine bakmadan bir bütün
olarak ele alamayiz. Kâinati ezelî olarak kabul edemeyiz.
Cünkü kâinatlilarin ebediyeti ve sabitligi yok. Ebediyeti ol-
mayanin ezeliyeti de olmaz. Ezeliyeti olmayanin da yara-
ticiligi olamaz. Madde de Yaratici'dan önce var bulunamaz.
Yaraticiligi olmayan atomlarin birlesik hali, onlari yaratici-
liga erdirmez. Atomlar da kendi kendine birlesemez. Illâ bir
Yaratici'yi gerektirir. Atomlar birlestirilip bütünlestirilse ne
olur? Yaratan'in secki ve istenciyle ancak günes olur, ay
olur, yildiz olur, dünya olur. Sonra hava olur, su olur, top-
rak olur. Ama yaratici olamazlar. Parcada bulunmayan bir
yaraticilik, bütünde de bulunamaz. Yani makinanin parca-
lari bir araya getirilmekle ancak makina olabilirler, ama
mühendis olamazlar. Bunun gibi, madde ve atomlarla bir-
lestirilmis doga parcalarinin biraraya gelmesiyle onlar Ya-
ratici olamazlar. Ancak makina ve fabrika olabilirler, ama
fabrikatör olamazlar. Demek doga, Yaratici degil, yarati-
sin fabrikasidir. Demek Yaratici, doga olamaz. Doga da
Yaratici olamaz. Doga Yaratici olamazsa, onun parcala-
rinin parcasi olan madde ve atomlar da Yaratici olamazlar.
Demek madde, yaratistan öncedir, fakat Yaratici'dan önce
olamaz. Maddenin Yaratici'dan önce var olabilmesi icin,
onda yaraticilik kudret ve kabiliyetinin bulunmasi gerekir.
Bu kabiliyete sahip olmadigindan, Yaratici'nin öncesine
konulmasinda bir yarar yoktur. Demek madde, ezelî ve
öncesiz olamaz. Demek madde, yaratisin malzemesi, Ya-
ratici'nin da servetidir. Öyle ise diyecegiz: Doganin temeli
olan madde ve maddenin i$lenmis sanatsal toplami olan
doga, bizim yaraticimiz degil, ancak yaratilisimizin fabri-
kasi ve hammaddesidir.
Burada verilen cevap; "madde mi düsünceyi yaratir, yoksa
düsünce mi maddeyi yaratir" sualine de cevep vermekte,
yanitlamaktadir. Burada ayrica: "Tanri insani degil, insanlar"
Tanri'yi yaratir" sözünün sacmaligi da ortaya cikmaktadir.
Bir kisim filozoflar, düsüncenin maddeyi yarattigini ve bir
kismi da maddenin düsünceyi yarattigini söylemisler. Her
ikisi de yanlistir. Ne düsünce maddeyi yaratir, ne de madde
düsünceyi yaratir. Cünkü bütün akillar bir araya gelse bir a-
tomu yaratamayacaklari gibi, bütün atomlar da bir araya
gelseler bir beyni yapamazlar, akli meydana getiremezler.
Yaratis, madde ve düsünce ile yapilmakta ve madde, dü-
sünceye göre adim atmakta, fakat yalniz madde veya yal-
niz düsünce yaratici olamamaktadir ve olamaz. Biz yaptigi-
miz seyleri madde üzerinde düsünce ile yapmaktayiz, fakat
sadece madde ve sadece düsünce, yapicilik icin yeterli de-
gildir. Cünkü düsünce'nin arkasinda, yani ötesinde istenc
vardir, secki vardir, bilgi vardir, kuvvet vardir, yetenek vardir.
Bütün bunlar bir arada olmadan düsünce, yaratici olamaz.
Bütün bunlardan mahrum olan maddeye ise, yaraticilik ve-
rilemeyecegi aciktir ve daha önce isbat edilmistir. Öyle ise
diyecegiz: Yaraticilik, madde ve düsüncenin ötesindeki is-
tenc, secki, bilgi, kudret, kuvvet, yetenek ve bunlardan bas-
ka yaraticilik, ya$aticilik ve yöneticilik fiillerinin toplamini
iceren Ruh ile mümkündür. Evren ve kâinati yaratabilmek
icin de, Tanri olmak gerekir. Kâinata sahip cikabilmek icin
de yalniz yaraticiligin degil, ya$aticilik ve yöneticiligin de
sahibi olmak gerekir. Demek bütün bunlara sahip olmayan
sey ve kimselere Tanrilik verilemez, onlar Tanri yerine ko-
nulamaz. Öyle ise; "Allah'tan baska ilah yoktur" ve "Tanri'
dan baska Tanri olmaz" demek, herkes icin bir insanlik
borcudur.
Demek insanin önüne iki yol cikmakta ve insan iki sece-
nekle basbasa kalmaktadir. Buna göre insan ya görünen
maddenin görünmez atomlarina tanrilik verip sapikligi gö-
ze alacak, ya da evrende sanatli yapilislariyla kendini gös-
terip duran muhtesem eserlerin görünmez sanatkâri olan
Ruh ve i$ik sahibi yüce Tanri (ALLAH)in varligini kabul e-
dip aklin geregini yapacak. Simdi insan bu iki secenekle
imtihan edilmektedir. Bakalim kimler kazanip kimler kay-
bedecek? Peki, baska secenek yok mu? Elbette var! O da;
seytan gibi "ben tanri-manri tanimam, asil tanri benim" de-
yip, seytanlasmaktir! Cehennem de seytan ve seytanla-
sanlar icin hazirlanmistir.!.. Cennet ise, ancak insanlasan-
lar icindir.
Bu konumuzun son bir noktasi kaldi: Simdi (olamaz olarak)
farzedelim ki, bütün atomlar her nasilsa yokluktan cikmayi
basarip tanrilik mertebesine ulasmis olsun. Acaba böyle bir
sey neye yarar? Bunun neye yarayip yaramiyacagini daha
net ve acik olarak görüp anlayabilmek icin $u örnege baka-
lim: Bir ülkede bütün halkin her biri Basbakan olsa, artik yö-
netilecek kimse kalmaz. Basbakan ise, kendini yönetmek
icin degil, halki yönetmek icin vardir. Buna göre herkesin
Basbakan oldugu bir yerde, Basbakanliga da gerek kalmaz.
Bu ise, Basbakanlarin kendilerini yok etmeleri olur. Demek
bir halka ve bir ülkeye bir tek Basbakan yetip artiyor. Bir-
den fazlasi ise ba$a belâ oluyor. Demek herkesin Basbakan
olmasi, hem gereksiz hem faydasizdir. Hem de zararlidir.
Cünkü o zaman Basbakanlik rütbesi altindaki diger i$leri
kim yapacaktir? Onlari yapacak bir adam kalmiyacagindan
bütün Basbakanlar zarar görecek, hic birisi yarar bulmaya-
caktir. Demek bu: "Herkesin ve herseyin kendi kendini ya-
ratmasi ve yönetmesi" fikri, cok olamazliklari ve sapiklik-
lari hem de zararlari icermektedir.
I$te maddeye yaraticilik, atomlara tanrilik verildiginde de o-
lacak olan budur. O zaman yaratisa ve yaratilisa yer kalma-
yacak, (kendi koltuguna kurulmus yönetilecek halki olma-
yan atomtanrilardan baska!) kâinat ve kâinatlilar olmaya-
caktir. Bütün kâinat ve kâinatlilarin varligi ve yaratilis ve yö-
netilisleri, onlarin her bir atomuyla gösterir ki, bu kâinatin
bir tek Tanrisi vardir. Bu bir tek Tanri her seyin yaratilisina
ve yönetilisine yetmektedir. Demek bu evrenin, bütün kâinat
ve kâinatlilara hâkim gercek bir Tanrisi, Sahibi, Allahi varken
sahte tanrilar uydurmaya hakkimiz yoktur ve olamaz.
Ey insanlar! Bu gerceklerle kazanilan dogru ve müsbet inanc-
la; inancsizlik, inkârcilik ve ortakcilik temelleri üzerine hak-
sizlik, adaletsizlik ve namussuzlukla bina edilmis belki siz
de bilmeden icinde oturmakta oldugunuz sahte dünyanizi
yikip, gercek insanliginizin geregi olan ve ancak Hak ve A-
dalet ve Namus'la insa edilmis yepyeni gercek bir dünya ku-
runuz ve böyle bir dünyayi hep birden ve hep birlikte kurma-
liyiz ki, kurtulusumuz mümkün olsun. Cünkü bu zamanda
bir kisinin kurtulusu icin herkesin, hic degilse cogunlugun
kurtulusu gerekmektedir. Bu da, Kur'anist Dünya Inkilâbi'
ni gerektirir. Bu geregi yerine getirmek, kurtulus isteyen bü-
tün insanlik icin vazgecilemez bir görev'dir. Öyle ise, haydi
görev basina!
Not: Bu bildirimiz, "ATOMNAME" ile devam edecektir, bek-
leyiniz.)
KUR'ANIST OLMADAN KURTULUS OLMAZ
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
Freitag, 6. März 2009
MADDENAME'NİN EK VE TAMAMLAMASI 1
MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 1
(Bu Tamamlama'yi okumak isteyenler, bundan önce
yayinlanmis olan MADDENAME'yi okumalidirlar.)
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi. Internet ortaminda
ise ilk defa yayinlaniyor.)
Materyalist felsefe diyebilir: "Beyin maddedendir. O
halde akil maddeden cikar veya maddenin eseridir".
Kur'anist felsefe de buna karsi der:
Beynin maddeden oldugu dogrudur. Fakat akil madde-
den cikmaz ve beyni yapan da madde degildir. Cünkü
yukaridaki MADDENAME'de gördük ki, madde yaratici
olamiyor. O halde beynin yapicisi madde degildir. Cün-
kü bir beynin yapilabilmesi icin önce "i$leyen bir kâinat"
hazir olacak. Sonra bu kâinatin enerji verici bir Günes'i
ve "hayat dolu" bir Dünya'si bulunacak ve bu dünyanin
meyvesi olan bir insan da hazir bulunmali. Insanin ilk
yaratilisini gecelim. Simdi bir beynin yapilabilmesi icin
önce sperma denilen bir damla su maddesinde insan
bedeninin plani cizilip, programi yerlestirildikten sonra
ve gerekli sartlarin tamamlanip gerekli i$lemlere gecil-
mesiyle gida yoluyla bedene gelen maddeler o insan
tohumundaki plan ve programa göre adim atarak veya
attirilarak anne rahmi tezgahinda bir insan bedeni olus-
maya basliyor. Fakat gerekli sartlar olmadan ve gerekli
plan ve program bulunmadan ve gerekli i$lemlere gecil-
medikce ve en önemlisi bütün bunlari ortaya cikarip bir
araya getiren gizli bir EL olmadikca en kral madde bir
i$e yaramiyor. Bir damla su, bir milyon yil bekletilse,
gene insan olamaz. Ya sicaktan buhar olur ucar, ya da
soguktan donar kalir. Demek madde bir insan yapabil-
mek icin gerekli bütün sartlari ya önceden yaratip ha-
zirlayacak ve bu kabiliyette olacak, ya da herseyin öte-
sinde fakat herseye hâkim bir yüce Yaratici bulunacak.
Ama yaratis maddesiz de olmaz. Yaratista madde te-
mel'dir, fakat madde "Temelci" degildir.
Insan bedeninde yüce Yaratici tarafindan madde ile imal
edilmis beyin, insan vücudunun ba$ parcasidir. Akil ise,
bu parcanin i$letilmesi sonucunda ortaya cikan bir "i$ik"
tir. Yani beyin demek, madde demek olmadigi gibi -cünkü
beyin sanatli bir yapidir-; akil demek de, beyin demek de-
gildir -cünkü akil, madde ötesi bir seydir-. Hepsinin cünkü-
sü $udur ki, beyin bir komputer gibidir. Akil ise, bu kompu-
terin ekranindaki i$iksal görüntü gibidir. Nasil bir insan ol-
madan komputer i$e yaramazsa, ruh olmadan da beyin
bir i$e yaramaz ve akil meydana gelemez.
Simdi burda "ruh nedir" diye sorulacaktir. Bu sorunun en
kisa ve en dogru cevabi ise: "Ruh, Yaratan'in emrindendir"
dir. Bunun ne oldugu ise $u misalle kolayca anlasilabilir.
Bir makinanin calismasi icin dügmesine basmak, o maki-
naya verilmis bir "emir"dir. Yani sizin dügmeye basmaniz
bir "ruh" olur, o makinayi calistirir. Sizin emriniz olmadik-
ca yani o makinanin dügmesine basmadikca ve daha önce
gerekli program verilmedikce o makina calismaz. Bu maki-
nanin yerine insana benzetilmis bir robot da konulabilir. I$-
te insan vücudu da bir robot gibidir. Ancak Yaratici'sinin
emriyle harekete gecebilir. Demek ruh, "Yaratan'in Emri"
dir. Bu Tanrisal EMR'in fiilleriyle yazilmis ve doldurulmus
bilincsel ve i$iksal hali olan ruh olmadan, beyin faaliyet
gösteremez, akil meydana gelemez. Demek beyin ve be-
den ruha baglidir. Ruh da, Yaratici'yi gerektirir. Yaratici'ya
da, yaraticiligi ve yöneticiligi olan Tanri denir. Biz Kur'anist-
ler de, oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya "ALLAH" deriz.
Allah ise, Kendinden baska tanri olmayan her seyin yara-
ticisi, ya$aticisi ve yöneticisi olan en yüce ZAT'tir.
(Ruh ile ilgili olarak, daha önce yayinlamis oldugumuz
RUHNAME'de tafsilatli bilgi bulabilirsiniz. Google'de ara-
nabilir: Ruhname/Kuranisthaber.)
Not 1: Makinanin dügmesine basmak, en basit emir sekli-
dir. Bir de sesli ve sözlü ve i$insal ve i$iksal emirler var-
dir. I$te insan ruhu da en yüksek emir sekli olan sesli ve
sözlü, i$insal ve i$iksal emirlerdendir. Bu sözlü ve i$iksal
emirde insanin muhtac oldugu bütün fiiller yüce Yaratici
tarafindan kaydedilmistir. Yani ruh, "bos bir sayfa" degil-
dir. Belki fiillerle programlanmis hareket ettirici i$iksal ve
bilincli yasal bir güc'tür. Demek ruh, "insan bedeninde ko-
nusan kisi ve yönetici kuvvet" oluyor.
Ruh bedene, ana rahminde insanin yaratilisi tamamlandik-
tan sonra ve tam beden harekete muhtac oldugu bir zaman-
da üflenir. Yani dördüncü ayda ruh bedene girer. Demek ruh
ayridir, can ayridir, akil ayridir. Beden ruhsuz da ya$ayabilir.
Fakat bu ya$ayis, dI$ hareketleri olmayan bitkisel bir hayat
olur. I$te insan bedeninin ana rahmindeki ilk dört ayi bitki-
sel hayat olarak gecer. Demek insan bedenindeki biyolojik
faaliyete de "can" denir. Demek cansiz ya$anmaz. Ruhsuz
beden de insan olamaz.
Not 2: Maddedeki hareketin maddeye nasil geldiginin sorul-
masi da lâzim. Cünkü dI$taki isinin artip eksilmesiyle mad-
dedeki hareket de hizlanip yavasliyor. Bu da gösteriyor ki,
hareket, dI$ tesirlerin etkisiyle meydana gelen bir olaydir ve
acikca Yaratan'i bildiriyor. Belki dI$ enerji ve itim-cekim de
olmasa, maddede "hareket" diye birsey kalmayacak ve mad-
de bütünlügünü kaybedip yok olacak. DI$ tesirlere bu kadar
bagimli olan maddenin bu edilgen hali gösteriyor ki; madde,
Yaratan'siz madde olamaz. Kendi ba$ina hic bir i$e yaramaz
ve hic birsey yapamaz.
Maddenin yaratici olabilmesi icin, ya maddenin her atomun-
da bütün kâinati yaratabilecek görgü, bilgi ve kabiliyet olmali
-eger kâinat yoktan yaratilacaksa-, ya da her atom bütün kâ-
inat ve kâinatlilari ya$atip yönetebilecek bir güc ve iktidara
sahip olmali -eger kâinat ezelden beri varsa-.
Madde ve enerjideki degisim ve dönüsüm ve kâinattaki do-
gum ve ölümler göstermektedir ki, kâinat ezelî degildir. E-
ger ezelî olsaydi, dogum ve ölümler, degisim ve dönüsüm-
ler olmaz, hersey sabit kalir ve hersey birsey olurdu; mad-
de bölünmez, atom parcalanmazdi. Yani madde kendini
yaratik yapmazdi. Cünkü Yaratici, yaratik olamaz ve ezelî
bir Yaratici kendini yaratik yapmaz. Bu halde ise ne kâinat
ortaya cikabilirdi, ne de kâinatlilardan söz edilebilirdi. Orta-
da sadece madde toplamindan ibaret kapsanamayacak
büyüklükte koskocaman bir put bulunurdu. Ortada madde
toplamindan ibaret bir put yerine sanatli ve i$leyen bir kâi-
nat bulunduguna göre, kâinat ezelî degildir ve kâinat, Tanri
ve Tanri, kâinat olamaz. Eger bir yildiz dogup ölüyorsa, kâi-
nat da dogumlu ve ölümlü demektir. Cünkü kâinat bir yildiz-
lar ve galaksiler toplulugudur. Parcasinda dogumluluk ve
ölümlülük olanin, bütünlügünde de dogumluluk ve ölümlülük
var demektir. Dogumlulugu ve ölümlülügü olanin ise ezeliyeti,
yani herseyden önceligi olamaz. Ezeliyeti ve ebediyeti olma-
yan da, Yaratici olamaz. Demek gercek Yaratici her seyin
öncesinde ve ötesindedir ve varligi maddeden degildir.
Bir baba, anne karnindaki cocugun "öncesinde" ve "ötesin-
de"dir. Cünkü bir baba olmadan veya babanin yerinde bir
Yaratici bulunmadan o cocuk var olamaz. Simdi anne kar-
nindaki o cocuga, akilli farzedilip denilse: "Senin öncende
ve ötende bir baba var, fakat sen onu göremezsin". O co-
cuk da babasini görmedigi icin inkâr etse, hata etmis ola-
cak; verilen habere inandiginda ise, isabet etmis olacaktir.
Ve cocuk anne karnindan ciktiktan sonra inancinin veya
inkârinin meyvesini görecek, babasina kavusacaktir.
I$te dünya karninda olan insanlar da, anne karnindaki co-
cuk gibi herseyin öncesinde ve ötesinde olan Yaratan'i gö-
remiyecek durumdadir. Bu durumda olanlarin Yaratan'i in-
kârlari hata, Elciler vasitasiyla getirilen habere inanmalari
ise isabettir. Dünya karnindaki insanlar, inanc ve inkârlari-
nin karsiligini ancak dünya karnindan cikip ötedünyaya
gectikten sonra göreceklerdir.
Görünmeze inanmayip her seyin kendi kendine olup bitti-
gini sanan kimsenin misali bir de $una benzer: Uygar bir
dünyanin halinden habersiz vah$î ve ilkel bir adam ilk defa
medenî ve uygar bir $ehre girer. Bakar ki, etrafinda dönüp
dolasan uzaktan kumandali gemiler, ucaklar ve otomobiller
var. Uzaktan kumandanin ne oldugunu bilmediginden ve o
araclarin icinde herhangi bir kimse bulunmadigindan, bütün
araclarin "kendi kendine olustugunu" ve "kendi kendine dö-
nüp dolastigi"ni sanir, vah$ete düser!
Demek madde ve kâinatin "ötesi" vardir ve bu ötede salta-
natiyla beraber bir Yaratici bulunmaktadir. Hicbirisini insan-
larin yapmadigi kâinatin varligi ve kâinattaki yaratis ve yö-
netisler de bunu acikca gösterir ve isbat eder. Fakat madde
ve kâinatin ötesi maddeden degildir. Maddesel kâinatin ön-
cesinde ve ötesinde Allah ve saltanati bulunmaktadir. Bu
Ilâhî Saltanat ülkesine girip görebilmek icin yüce ruh ve
melekler gibi incelmek gerek. I$te bu inceligi ve yüceligi
kazanmis olan Hz. Muhammed, Ilâhî bir dâvet neticesi
"Mirac Olayi"yla bu Ilâhî Saltanat Ülkesi'ne girebilmis ve
yüce Yaratan'iyla görüsebilmistir.
(Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 2"
yle devam edecektir, bekleyiniz.)
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kuranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
(Bu Tamamlama'yi okumak isteyenler, bundan önce
yayinlanmis olan MADDENAME'yi okumalidirlar.)
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi. Internet ortaminda
ise ilk defa yayinlaniyor.)
Materyalist felsefe diyebilir: "Beyin maddedendir. O
halde akil maddeden cikar veya maddenin eseridir".
Kur'anist felsefe de buna karsi der:
Beynin maddeden oldugu dogrudur. Fakat akil madde-
den cikmaz ve beyni yapan da madde degildir. Cünkü
yukaridaki MADDENAME'de gördük ki, madde yaratici
olamiyor. O halde beynin yapicisi madde degildir. Cün-
kü bir beynin yapilabilmesi icin önce "i$leyen bir kâinat"
hazir olacak. Sonra bu kâinatin enerji verici bir Günes'i
ve "hayat dolu" bir Dünya'si bulunacak ve bu dünyanin
meyvesi olan bir insan da hazir bulunmali. Insanin ilk
yaratilisini gecelim. Simdi bir beynin yapilabilmesi icin
önce sperma denilen bir damla su maddesinde insan
bedeninin plani cizilip, programi yerlestirildikten sonra
ve gerekli sartlarin tamamlanip gerekli i$lemlere gecil-
mesiyle gida yoluyla bedene gelen maddeler o insan
tohumundaki plan ve programa göre adim atarak veya
attirilarak anne rahmi tezgahinda bir insan bedeni olus-
maya basliyor. Fakat gerekli sartlar olmadan ve gerekli
plan ve program bulunmadan ve gerekli i$lemlere gecil-
medikce ve en önemlisi bütün bunlari ortaya cikarip bir
araya getiren gizli bir EL olmadikca en kral madde bir
i$e yaramiyor. Bir damla su, bir milyon yil bekletilse,
gene insan olamaz. Ya sicaktan buhar olur ucar, ya da
soguktan donar kalir. Demek madde bir insan yapabil-
mek icin gerekli bütün sartlari ya önceden yaratip ha-
zirlayacak ve bu kabiliyette olacak, ya da herseyin öte-
sinde fakat herseye hâkim bir yüce Yaratici bulunacak.
Ama yaratis maddesiz de olmaz. Yaratista madde te-
mel'dir, fakat madde "Temelci" degildir.
Insan bedeninde yüce Yaratici tarafindan madde ile imal
edilmis beyin, insan vücudunun ba$ parcasidir. Akil ise,
bu parcanin i$letilmesi sonucunda ortaya cikan bir "i$ik"
tir. Yani beyin demek, madde demek olmadigi gibi -cünkü
beyin sanatli bir yapidir-; akil demek de, beyin demek de-
gildir -cünkü akil, madde ötesi bir seydir-. Hepsinin cünkü-
sü $udur ki, beyin bir komputer gibidir. Akil ise, bu kompu-
terin ekranindaki i$iksal görüntü gibidir. Nasil bir insan ol-
madan komputer i$e yaramazsa, ruh olmadan da beyin
bir i$e yaramaz ve akil meydana gelemez.
Simdi burda "ruh nedir" diye sorulacaktir. Bu sorunun en
kisa ve en dogru cevabi ise: "Ruh, Yaratan'in emrindendir"
dir. Bunun ne oldugu ise $u misalle kolayca anlasilabilir.
Bir makinanin calismasi icin dügmesine basmak, o maki-
naya verilmis bir "emir"dir. Yani sizin dügmeye basmaniz
bir "ruh" olur, o makinayi calistirir. Sizin emriniz olmadik-
ca yani o makinanin dügmesine basmadikca ve daha önce
gerekli program verilmedikce o makina calismaz. Bu maki-
nanin yerine insana benzetilmis bir robot da konulabilir. I$-
te insan vücudu da bir robot gibidir. Ancak Yaratici'sinin
emriyle harekete gecebilir. Demek ruh, "Yaratan'in Emri"
dir. Bu Tanrisal EMR'in fiilleriyle yazilmis ve doldurulmus
bilincsel ve i$iksal hali olan ruh olmadan, beyin faaliyet
gösteremez, akil meydana gelemez. Demek beyin ve be-
den ruha baglidir. Ruh da, Yaratici'yi gerektirir. Yaratici'ya
da, yaraticiligi ve yöneticiligi olan Tanri denir. Biz Kur'anist-
ler de, oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya "ALLAH" deriz.
Allah ise, Kendinden baska tanri olmayan her seyin yara-
ticisi, ya$aticisi ve yöneticisi olan en yüce ZAT'tir.
(Ruh ile ilgili olarak, daha önce yayinlamis oldugumuz
RUHNAME'de tafsilatli bilgi bulabilirsiniz. Google'de ara-
nabilir: Ruhname/Kuranisthaber.)
Not 1: Makinanin dügmesine basmak, en basit emir sekli-
dir. Bir de sesli ve sözlü ve i$insal ve i$iksal emirler var-
dir. I$te insan ruhu da en yüksek emir sekli olan sesli ve
sözlü, i$insal ve i$iksal emirlerdendir. Bu sözlü ve i$iksal
emirde insanin muhtac oldugu bütün fiiller yüce Yaratici
tarafindan kaydedilmistir. Yani ruh, "bos bir sayfa" degil-
dir. Belki fiillerle programlanmis hareket ettirici i$iksal ve
bilincli yasal bir güc'tür. Demek ruh, "insan bedeninde ko-
nusan kisi ve yönetici kuvvet" oluyor.
Ruh bedene, ana rahminde insanin yaratilisi tamamlandik-
tan sonra ve tam beden harekete muhtac oldugu bir zaman-
da üflenir. Yani dördüncü ayda ruh bedene girer. Demek ruh
ayridir, can ayridir, akil ayridir. Beden ruhsuz da ya$ayabilir.
Fakat bu ya$ayis, dI$ hareketleri olmayan bitkisel bir hayat
olur. I$te insan bedeninin ana rahmindeki ilk dört ayi bitki-
sel hayat olarak gecer. Demek insan bedenindeki biyolojik
faaliyete de "can" denir. Demek cansiz ya$anmaz. Ruhsuz
beden de insan olamaz.
Not 2: Maddedeki hareketin maddeye nasil geldiginin sorul-
masi da lâzim. Cünkü dI$taki isinin artip eksilmesiyle mad-
dedeki hareket de hizlanip yavasliyor. Bu da gösteriyor ki,
hareket, dI$ tesirlerin etkisiyle meydana gelen bir olaydir ve
acikca Yaratan'i bildiriyor. Belki dI$ enerji ve itim-cekim de
olmasa, maddede "hareket" diye birsey kalmayacak ve mad-
de bütünlügünü kaybedip yok olacak. DI$ tesirlere bu kadar
bagimli olan maddenin bu edilgen hali gösteriyor ki; madde,
Yaratan'siz madde olamaz. Kendi ba$ina hic bir i$e yaramaz
ve hic birsey yapamaz.
Maddenin yaratici olabilmesi icin, ya maddenin her atomun-
da bütün kâinati yaratabilecek görgü, bilgi ve kabiliyet olmali
-eger kâinat yoktan yaratilacaksa-, ya da her atom bütün kâ-
inat ve kâinatlilari ya$atip yönetebilecek bir güc ve iktidara
sahip olmali -eger kâinat ezelden beri varsa-.
Madde ve enerjideki degisim ve dönüsüm ve kâinattaki do-
gum ve ölümler göstermektedir ki, kâinat ezelî degildir. E-
ger ezelî olsaydi, dogum ve ölümler, degisim ve dönüsüm-
ler olmaz, hersey sabit kalir ve hersey birsey olurdu; mad-
de bölünmez, atom parcalanmazdi. Yani madde kendini
yaratik yapmazdi. Cünkü Yaratici, yaratik olamaz ve ezelî
bir Yaratici kendini yaratik yapmaz. Bu halde ise ne kâinat
ortaya cikabilirdi, ne de kâinatlilardan söz edilebilirdi. Orta-
da sadece madde toplamindan ibaret kapsanamayacak
büyüklükte koskocaman bir put bulunurdu. Ortada madde
toplamindan ibaret bir put yerine sanatli ve i$leyen bir kâi-
nat bulunduguna göre, kâinat ezelî degildir ve kâinat, Tanri
ve Tanri, kâinat olamaz. Eger bir yildiz dogup ölüyorsa, kâi-
nat da dogumlu ve ölümlü demektir. Cünkü kâinat bir yildiz-
lar ve galaksiler toplulugudur. Parcasinda dogumluluk ve
ölümlülük olanin, bütünlügünde de dogumluluk ve ölümlülük
var demektir. Dogumlulugu ve ölümlülügü olanin ise ezeliyeti,
yani herseyden önceligi olamaz. Ezeliyeti ve ebediyeti olma-
yan da, Yaratici olamaz. Demek gercek Yaratici her seyin
öncesinde ve ötesindedir ve varligi maddeden degildir.
Bir baba, anne karnindaki cocugun "öncesinde" ve "ötesin-
de"dir. Cünkü bir baba olmadan veya babanin yerinde bir
Yaratici bulunmadan o cocuk var olamaz. Simdi anne kar-
nindaki o cocuga, akilli farzedilip denilse: "Senin öncende
ve ötende bir baba var, fakat sen onu göremezsin". O co-
cuk da babasini görmedigi icin inkâr etse, hata etmis ola-
cak; verilen habere inandiginda ise, isabet etmis olacaktir.
Ve cocuk anne karnindan ciktiktan sonra inancinin veya
inkârinin meyvesini görecek, babasina kavusacaktir.
I$te dünya karninda olan insanlar da, anne karnindaki co-
cuk gibi herseyin öncesinde ve ötesinde olan Yaratan'i gö-
remiyecek durumdadir. Bu durumda olanlarin Yaratan'i in-
kârlari hata, Elciler vasitasiyla getirilen habere inanmalari
ise isabettir. Dünya karnindaki insanlar, inanc ve inkârlari-
nin karsiligini ancak dünya karnindan cikip ötedünyaya
gectikten sonra göreceklerdir.
Görünmeze inanmayip her seyin kendi kendine olup bitti-
gini sanan kimsenin misali bir de $una benzer: Uygar bir
dünyanin halinden habersiz vah$î ve ilkel bir adam ilk defa
medenî ve uygar bir $ehre girer. Bakar ki, etrafinda dönüp
dolasan uzaktan kumandali gemiler, ucaklar ve otomobiller
var. Uzaktan kumandanin ne oldugunu bilmediginden ve o
araclarin icinde herhangi bir kimse bulunmadigindan, bütün
araclarin "kendi kendine olustugunu" ve "kendi kendine dö-
nüp dolastigi"ni sanir, vah$ete düser!
Demek madde ve kâinatin "ötesi" vardir ve bu ötede salta-
natiyla beraber bir Yaratici bulunmaktadir. Hicbirisini insan-
larin yapmadigi kâinatin varligi ve kâinattaki yaratis ve yö-
netisler de bunu acikca gösterir ve isbat eder. Fakat madde
ve kâinatin ötesi maddeden degildir. Maddesel kâinatin ön-
cesinde ve ötesinde Allah ve saltanati bulunmaktadir. Bu
Ilâhî Saltanat ülkesine girip görebilmek icin yüce ruh ve
melekler gibi incelmek gerek. I$te bu inceligi ve yüceligi
kazanmis olan Hz. Muhammed, Ilâhî bir dâvet neticesi
"Mirac Olayi"yla bu Ilâhî Saltanat Ülkesi'ne girebilmis ve
yüce Yaratan'iyla görüsebilmistir.
(Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 2"
yle devam edecektir, bekleyiniz.)
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kuranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
Donnerstag, 5. März 2009
KADININ DÖVÜLMESİ HAKKINDA BİR TARTIŞMA VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NA UYARI
KADININ DÖVÜLMESI HAKKINDA BIR TARTISMA VE
DIYANET ISLERI BASKANLIGI'NA UYARI
(Bu bildiride, yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.
org sitesinde bir ateistle kadinin dövülmesiyle ilgili yap-
tigi bir tartismayi ve Diyanet'e yaptigi uyarisini okuyacak-
siniz.)
Tuncay Bey,
"Kadinin dövülmesi"yle ilgili olarak sunlari söylemekte
fayda görüyorum:
(Eger Kur'anin, suclu ve isyankâr kadini dövme izni ver-
mis olmasi sizin hosunuza gitmediyse), siz kadini döv-
meyin. Eger dövmek zorunda kalirsaniz, adaletli olun.
Bir-kac tokatla halledilecek bir meseleyi, "kadin dövme-
yeyim" diye, bosanmakla sonuclandirmayin. Cünkü
kücük meseleler yüzünden bir kadini bosamak, ona
atilacak bir-kac tokattan daha agir bir dayaktir. Kadina
atilan haksiz dayak ise, zulümdür!
Her kadin bir degildir. Bazi kadinlar nazik ve lâtiftir. Bir
suc i$lediklerinde onlara küsmek veya azarlamak yeter-
li olabilir. Ama bazi kadinlar da, kaba ve $ahindir; kocala-
riyla dövüsmek ve bogusmak ve onlara hükmetmek ister-
ler. (Bizim hosumuza gitsin-gitmesin) bu tür kadinlar koca
dayagindan hoslanmaktadir. Karisina dayak atamayan er-
kekleri de "erkek" saymazlar. Böyle bir kadin karsisinda
erkek pasif kalirsa, o erkek karisinin hükmü altina girer.
Yani kadin erkek olur, erkek de kadin olur. Böylece
rolleri de tersine döner. Buna benzer bir durumla karsila-
san erkek de, gercek rolünü kaybetmemek icin karisini
dövmek zorunda kalabilir.
Demek kadin ve erkek hakkinda konusabilmek icin ruhun
kanunlarini ve kadin ve erkegin yaratilisini iyi tanimak ge-
rekiyor. Bu tanima olmadan dünyaya düzen vermeye kal-
karsak, iyi bir düzen kuramayiz. Kurulu düzeni de bozmus
oluruz. Anlamaliyiz ki, bu i$ler bizim keyfimize göre dön-
müyor. Keyfimizi birakmak zorundayiz.
Dolayisiyla ben, Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin dövül-
sine verdigi izinde bir haksizlik ve adaletsizlik göremiyorum.
Ama beni sorarsaniz, ben (bazi kadinlarin "sen de erkek
misin be!" diyecegini bilsem de) kadin dövmekten hoslan-
miyorum. Ne yapayim, bu da benim yaratilisim!
Ayrica biz Kur'anlilarin, (sizi kinamak icin söylemiyorum)
Allah'a inanmayanlari en büyük "orta cag karanligi" icinde
gördügümüzü de bilmenizi istiyorum.
Hüseyin Avdic
***
Tuncay Bey,
Kadinin dövülmesiyle ilgili olarak; "tokatsız ve boşanma-
sız bir terslik düzeltilemez mi?" diyorsunuz. Düzeltilebilir
elbette. Fakat bütün erkekleri ayni seviyede görmemek
gerekir. Bütün erkekler sizin gibi olgun ve anlayisli olsay-
di, mesele kalmazdi. Fakat ne yaparsiniz ki, hayatin ger-
cekleri sizin istediginiz gibi olamiyor. "Siz Allah'tan daha
adaletli olamazsiniz" diyecegim ama, yine Allah'a inanma-
yan bir kimseden, Allah'in adaletini kabul etmesini bekle-
yemeyiz. Sonucta: "Allah'a inanmayanlarla dinin esaslari
altindaki konularin tartisilmasinin dogru olmadigi" fikrim,
hakli cikti!
Neyse, zorla inandirmaya gücümüz yok. Biz Kur'anlilara
düsen, bildigimiz gercegi aktarmaya calismaktir. Gerisi,
sizi (inanmadiginiz) Yaratan'a kalmistir. InsaAllah günün
birinde Ilâhî aydinliga erersiniz.
Hüseyin Avdic
***
ALLAH KADININ DÖVÜLMESINE IZIN
VERMEMIS OLSAYDI NE OLURDU?
Eger Allah, kadinin dövülmesine izin vermek yerine:
"Onlari dövmeyin" demis olsaydi ne olurdu?
Olacak olan $uydu: Erkegin elinden cok önemli bir sila-
hi alinmis ve erkegin reisligine darbe vurulmus olurdu.
Fakat bu durumda küsmek ve ögüt vermekle karilarini
yola getiremiyecek olan bazi erkekler, dayak atamamak
yüzünden onlari bosamak zorunda kalacaklardi. Bu du-
rumda kadin, yiyecegi dayaktan daha fazla zarara ugra-
mis olacakti. Aile kurumu da, suclulara ceza kesemeyen
bir devletin yikilisa ugramasi gibi, varligini koruyamaya-
cakti.
Bu sonuctan anliyoruz ki; Allah, hakli erkege itaatsiz kari-
sini dövme izni vermekle bir haksizlik ve adaletsizlik et-
memis, onun aile reisligini ve aile kurumunu yikilistan ko-
rumaya calismistir.
Eger bütün kadinlar itaatli varliklar olsaydi, o zaman Al-
lah'in erkege dövme izni vermesine gerek kalmazdi. Al-
lah onlarin yaratilisinda bulunanlari daha iyi bildigi icin er-
kege dövme izni vermistir. Bununla birlikte Allah; "karila-
rinizi dövmeyin" demis olsaydi bile bazi erkekler karilarini
yine döveceklerdi. Itaatsiz kadinlar da dayak yemeye de-
vam edeceklerdi. Cünkü, suc cezasiz kalmaz. Bazi erkek-
ler de zalimdir veya zulmetmekten lezzet alir. Dolayisiyla
masum kadin, zalim kocasindan; itaatsiz kadin da hakli
erkeginden dayak yemeye devam edecektir.
Hem itaatsiz bir kadin karsisinda hakli bir erkek, kadini
dövmemek yerine hemen bosanmaya gitmez. Cünkü ka-
din bosamak, ona pahaliya malolur. Cünkü o kadini alir-
ken ona bir ton masraf yapmistir ve cocuklari da varsa,
sevdigi cocuklarindan ayrilmak istemez. Bu yüzden de
erkek, dayak atmayi, bosamaktan ucuz bulur. Demek,
bazi itaatsiz kadinlarin dayaktan kurtulusu yok gibidir...
Bizim yapabilecegimiz tek sey; Allah'i elestirmek veya
Kur'an ayetlerini degistirmek yerine, kadin ve erkegi hak-
ka ve adalete dâvet etmek ve masum erkek ve kadinlari
da, zalim kadin ve erkeklerden korumaya calismak
olacaktir.
Allah'tan, kadin ve erkegin yaratilisina zit emirler bekleye-
meyiz ve beklememeliyiz.
Unutmayalim: Allah insanliga zulmü degil, adaleti emretmis-
tir. Ateistlerin keyfine ve insanligin kisa aklina göre bir dün-
ya kurulmaz. Dünya ancak; dogru ve isabetli akil, isbatlan-
mis bilim ve hakli adalet üzerine kurulabilir.
Hüseyin Avdic
***
DIYANET ISLERI BASKANI'NA UYARI
Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin kocasi tarafindan
dövülmesi icin vermis oldugu izin, günümüz Avrupasinda
ve Avrupalilasmis Türkiye'sinde hos karsilanmamakta ve
sirf bu gibi konular sebebiyle bütün Islâmiyetin karalan-
masina sebep olmakta veya olabilmektedir.
Iyi, bilgili ve medenî bir adam, pespaye bir kiliga sokuldu-
gunda onu tanimayanlar tarafindan nasil hürmet görmezse,
dünyanin en kiymetli mücevheri hükmünde olan Islâmiyet'in
de rezil bir kiyafete büründürülmesi halinde ayni hürmetsiz-
lige ugramasi kacinilmaz olacaktir ve olmaktadir.
Islâmiyet'e karsi yapilmakta olan bu haksiz durumu orta-
dan kaldirabilmek ve ugradigi saygisizliktan kurtarabilmek
icin, camide okunacak hutbe ve vaazlarda, hoca ve imam-
larimizin, Kur'anin verdigi dövme iznini nazara vermek yeri-
ne, "Peygamberimizin, karilarini hic dövmedigi"ni nazara
vermeleri daha isabetli olacaktir. Cünkü günümüzde Kur'
anin verdigi kadini dövme iznini kötüye kullanabilecek pek
cok erkek bulunabilir. Böyle erkeklere malzeme vermemek
icin de, "her dogruyu heryerde söylemek dogru degildir"
kaidesince Kur'anin verdigi izin yerine Peygamber(sav)in
tavrinin anlatilmasi, daha iyi olur düsüncesindeyiz.
Bu durum, bütün cami hocasi ve imamlariniza iletilmelidir.
Gönderen: Avrupa Muranistleri
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mart ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakki koruma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
DIYANET ISLERI BASKANLIGI'NA UYARI
(Bu bildiride, yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.
org sitesinde bir ateistle kadinin dövülmesiyle ilgili yap-
tigi bir tartismayi ve Diyanet'e yaptigi uyarisini okuyacak-
siniz.)
Tuncay Bey,
"Kadinin dövülmesi"yle ilgili olarak sunlari söylemekte
fayda görüyorum:
(Eger Kur'anin, suclu ve isyankâr kadini dövme izni ver-
mis olmasi sizin hosunuza gitmediyse), siz kadini döv-
meyin. Eger dövmek zorunda kalirsaniz, adaletli olun.
Bir-kac tokatla halledilecek bir meseleyi, "kadin dövme-
yeyim" diye, bosanmakla sonuclandirmayin. Cünkü
kücük meseleler yüzünden bir kadini bosamak, ona
atilacak bir-kac tokattan daha agir bir dayaktir. Kadina
atilan haksiz dayak ise, zulümdür!
Her kadin bir degildir. Bazi kadinlar nazik ve lâtiftir. Bir
suc i$lediklerinde onlara küsmek veya azarlamak yeter-
li olabilir. Ama bazi kadinlar da, kaba ve $ahindir; kocala-
riyla dövüsmek ve bogusmak ve onlara hükmetmek ister-
ler. (Bizim hosumuza gitsin-gitmesin) bu tür kadinlar koca
dayagindan hoslanmaktadir. Karisina dayak atamayan er-
kekleri de "erkek" saymazlar. Böyle bir kadin karsisinda
erkek pasif kalirsa, o erkek karisinin hükmü altina girer.
Yani kadin erkek olur, erkek de kadin olur. Böylece
rolleri de tersine döner. Buna benzer bir durumla karsila-
san erkek de, gercek rolünü kaybetmemek icin karisini
dövmek zorunda kalabilir.
Demek kadin ve erkek hakkinda konusabilmek icin ruhun
kanunlarini ve kadin ve erkegin yaratilisini iyi tanimak ge-
rekiyor. Bu tanima olmadan dünyaya düzen vermeye kal-
karsak, iyi bir düzen kuramayiz. Kurulu düzeni de bozmus
oluruz. Anlamaliyiz ki, bu i$ler bizim keyfimize göre dön-
müyor. Keyfimizi birakmak zorundayiz.
Dolayisiyla ben, Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin dövül-
sine verdigi izinde bir haksizlik ve adaletsizlik göremiyorum.
Ama beni sorarsaniz, ben (bazi kadinlarin "sen de erkek
misin be!" diyecegini bilsem de) kadin dövmekten hoslan-
miyorum. Ne yapayim, bu da benim yaratilisim!
Ayrica biz Kur'anlilarin, (sizi kinamak icin söylemiyorum)
Allah'a inanmayanlari en büyük "orta cag karanligi" icinde
gördügümüzü de bilmenizi istiyorum.
Hüseyin Avdic
***
Tuncay Bey,
Kadinin dövülmesiyle ilgili olarak; "tokatsız ve boşanma-
sız bir terslik düzeltilemez mi?" diyorsunuz. Düzeltilebilir
elbette. Fakat bütün erkekleri ayni seviyede görmemek
gerekir. Bütün erkekler sizin gibi olgun ve anlayisli olsay-
di, mesele kalmazdi. Fakat ne yaparsiniz ki, hayatin ger-
cekleri sizin istediginiz gibi olamiyor. "Siz Allah'tan daha
adaletli olamazsiniz" diyecegim ama, yine Allah'a inanma-
yan bir kimseden, Allah'in adaletini kabul etmesini bekle-
yemeyiz. Sonucta: "Allah'a inanmayanlarla dinin esaslari
altindaki konularin tartisilmasinin dogru olmadigi" fikrim,
hakli cikti!
Neyse, zorla inandirmaya gücümüz yok. Biz Kur'anlilara
düsen, bildigimiz gercegi aktarmaya calismaktir. Gerisi,
sizi (inanmadiginiz) Yaratan'a kalmistir. InsaAllah günün
birinde Ilâhî aydinliga erersiniz.
Hüseyin Avdic
***
ALLAH KADININ DÖVÜLMESINE IZIN
VERMEMIS OLSAYDI NE OLURDU?
Eger Allah, kadinin dövülmesine izin vermek yerine:
"Onlari dövmeyin" demis olsaydi ne olurdu?
Olacak olan $uydu: Erkegin elinden cok önemli bir sila-
hi alinmis ve erkegin reisligine darbe vurulmus olurdu.
Fakat bu durumda küsmek ve ögüt vermekle karilarini
yola getiremiyecek olan bazi erkekler, dayak atamamak
yüzünden onlari bosamak zorunda kalacaklardi. Bu du-
rumda kadin, yiyecegi dayaktan daha fazla zarara ugra-
mis olacakti. Aile kurumu da, suclulara ceza kesemeyen
bir devletin yikilisa ugramasi gibi, varligini koruyamaya-
cakti.
Bu sonuctan anliyoruz ki; Allah, hakli erkege itaatsiz kari-
sini dövme izni vermekle bir haksizlik ve adaletsizlik et-
memis, onun aile reisligini ve aile kurumunu yikilistan ko-
rumaya calismistir.
Eger bütün kadinlar itaatli varliklar olsaydi, o zaman Al-
lah'in erkege dövme izni vermesine gerek kalmazdi. Al-
lah onlarin yaratilisinda bulunanlari daha iyi bildigi icin er-
kege dövme izni vermistir. Bununla birlikte Allah; "karila-
rinizi dövmeyin" demis olsaydi bile bazi erkekler karilarini
yine döveceklerdi. Itaatsiz kadinlar da dayak yemeye de-
vam edeceklerdi. Cünkü, suc cezasiz kalmaz. Bazi erkek-
ler de zalimdir veya zulmetmekten lezzet alir. Dolayisiyla
masum kadin, zalim kocasindan; itaatsiz kadin da hakli
erkeginden dayak yemeye devam edecektir.
Hem itaatsiz bir kadin karsisinda hakli bir erkek, kadini
dövmemek yerine hemen bosanmaya gitmez. Cünkü ka-
din bosamak, ona pahaliya malolur. Cünkü o kadini alir-
ken ona bir ton masraf yapmistir ve cocuklari da varsa,
sevdigi cocuklarindan ayrilmak istemez. Bu yüzden de
erkek, dayak atmayi, bosamaktan ucuz bulur. Demek,
bazi itaatsiz kadinlarin dayaktan kurtulusu yok gibidir...
Bizim yapabilecegimiz tek sey; Allah'i elestirmek veya
Kur'an ayetlerini degistirmek yerine, kadin ve erkegi hak-
ka ve adalete dâvet etmek ve masum erkek ve kadinlari
da, zalim kadin ve erkeklerden korumaya calismak
olacaktir.
Allah'tan, kadin ve erkegin yaratilisina zit emirler bekleye-
meyiz ve beklememeliyiz.
Unutmayalim: Allah insanliga zulmü degil, adaleti emretmis-
tir. Ateistlerin keyfine ve insanligin kisa aklina göre bir dün-
ya kurulmaz. Dünya ancak; dogru ve isabetli akil, isbatlan-
mis bilim ve hakli adalet üzerine kurulabilir.
Hüseyin Avdic
***
DIYANET ISLERI BASKANI'NA UYARI
Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin kocasi tarafindan
dövülmesi icin vermis oldugu izin, günümüz Avrupasinda
ve Avrupalilasmis Türkiye'sinde hos karsilanmamakta ve
sirf bu gibi konular sebebiyle bütün Islâmiyetin karalan-
masina sebep olmakta veya olabilmektedir.
Iyi, bilgili ve medenî bir adam, pespaye bir kiliga sokuldu-
gunda onu tanimayanlar tarafindan nasil hürmet görmezse,
dünyanin en kiymetli mücevheri hükmünde olan Islâmiyet'in
de rezil bir kiyafete büründürülmesi halinde ayni hürmetsiz-
lige ugramasi kacinilmaz olacaktir ve olmaktadir.
Islâmiyet'e karsi yapilmakta olan bu haksiz durumu orta-
dan kaldirabilmek ve ugradigi saygisizliktan kurtarabilmek
icin, camide okunacak hutbe ve vaazlarda, hoca ve imam-
larimizin, Kur'anin verdigi dövme iznini nazara vermek yeri-
ne, "Peygamberimizin, karilarini hic dövmedigi"ni nazara
vermeleri daha isabetli olacaktir. Cünkü günümüzde Kur'
anin verdigi kadini dövme iznini kötüye kullanabilecek pek
cok erkek bulunabilir. Böyle erkeklere malzeme vermemek
icin de, "her dogruyu heryerde söylemek dogru degildir"
kaidesince Kur'anin verdigi izin yerine Peygamber(sav)in
tavrinin anlatilmasi, daha iyi olur düsüncesindeyiz.
Bu durum, bütün cami hocasi ve imamlariniza iletilmelidir.
Gönderen: Avrupa Muranistleri
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mart ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakki koruma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
M A D D E N A M E
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi.)
MADDENAME
maddenin sahibi olan ALLAHin adiyla
Tanri'yi kabul etmeyen, maddeye tanrilik da vermeyen,
fakat maddeyi herseyin yapicisi, yaraticisi sayan ma-
teryalist felsefenin dayanak noktasini ifade eden; "her
sey olusum gücünü kendi icinde tasir ve kendikendin-
dendir" ve "madde evreni kendikendine yapmistir" ve
"evrenin yaratilisi icin akil ve amaclik sahibi olmaya
gerek yoktur" ve "maddeyi harekete sevkeden, zorun-
luk ve yasa'dir" sözlerinin cümle ve kelimeleri üzerinde
duracagiz. Bakalim hersey materyalist felsefenin dedi-
gi gibi midir, görecegiz.
Birinci cümlede "her sey olusum gücünü kendi icinde
tasir ve kendindendir" denmis. Fakat meselâ yumurtada
bir tavuk olma meyli bulunmaktadir. Fakat sadece "bu-
lunmaktadir". Yani yumurta kendi kendini yumurta yap-
mis olmadigi gibi, kendi kendini tavuk yapma kabiliyetin-
de de degildir. Yumurta tavukta imal edilmis ve yeterli
günes isisi ve hem o yumurtayi koruyacak bilgi ve ruh
sahibi bir tavuk veya tavugun yerini tutacak biri olmadan
da o yumurta civciv olamaz. Yumurta, kendi kendine
yumurta ve civciv olamazsa ve günes de ta$i veya her-
hangi bir maddeyi civciv ve yumurta yapamazsa ve ta-
vuk da günessiz tavuk olamazsa ve ayrica bütün bunla-
rin bir i$ icin bir araya gelecek akillari da yoksa, bu hal-
de maddeye yaraticilik adina ne kalir? Hic!
Madem materyalist felsefece "yaratilis icin akil ve amac-
liga gerek yok"tur, öyle ise yumurta ve günes hangi akil-
sizlik ve amacsizlikla bir araya gelip de yumurta ve civciv
olacak?! I$te burada kendini cok akilliyim zanneden ma-
teryalist felsefe, akilsizligin ta zirvesine cikmis ve o zirve-
de bütün dünyaya bilimsellik tasliyor. Onu o zirvede bira-
kip, biz de "aklin" zirvesine cikmaya ve gercek Yaratici-
mizi bilip görmeye calisalim.
Hem "olusum" bir "eylem"dir. Bu kelime kendinde, "olmak"
fiilini tasir. Meselâ "ben adam olacagim" dersin. Bu fiilde
bir "karar vermek" var. Sonra "ne olacagi"ni belirlemek var.
Sonra yani en ba$inda "kendini bilmek" var. Bütün bu fiiller,
"akilli" olanin i$idir ve muhtesem bir akli ve akilliligi gerek-
tirir. Madem akilsiz olmaz, bu halde materyalizm, ya akil-
siz maddeye akil verip aklin zivanasindan cikacak, ya da
yaraticiliktan anlayan Tanri'yi kabul edecek. (I$te bunun
icin materyalist felsefe, "yaratis icin akil gerektir" dese,
bu halde Tanri'yi kabul etmemek mümkün olmadigindan
ve maddeye de akil vermek akilsizlik olacagindan "yara-
tis icin akla gerek yok" demis ve yaratis icin gerekli olan
akil yerine -aslinda tam da akli gerektiren- akilsiz bir "de-
neme" ve "yanilma" ve bir de "zorunluk" ve "yasa"yi koy-
mus. Koymus ama, bu koyma ile en büyük akilsizligi
yapmis). Nedenini anliyorsunuz ve anlayacaksiniz. De-
vam edelim.
Hem, "olusum" icin sadece "olmak" fiili de yeterli degil.
Bir sey (yani bir "kimse" olmasi lâzim. Biz burda seyleri
de "akilli" farzediyoruz...) "ben $u olacagim" diye bir ka-
rar verdigi zaman, o olunacak sey icin gerekli yaraticili-
ga da sahip olmak lâzimdir. Bu da -eger olusum bütün
evren capinda olacaksa (böyle olmasi lâzim: Cünkü her-
sey birbiriyle baglidir, birbirinden bagimsiz olmaz-) bu
halde nihayetsiz bir bilgi, secki, istenc yani irade ve ih-
tiyar'i da gerektirir. Bu fiiller de daha baska fiilleri gerek-
tirir. Eger simdi gözle görülmeyen, fakat eserleriyle ve
Elcileriyle varligi anlasilan yaratici bir Tanri yoksa, bütün
bu fiiller, -herseyi kendikendine olusturdugu iddia edilen-
akilsiz maddenin neresindedir? (Elbette hic bir yerinde
degil. Hepsi onun "ötesinde"dir. Demek hersey "görünen-
ler"den ibaret degildir. Görünmeyen seyler ve kimseler
de vardir. I$te o fiiller sahibi görünmez Zat'a Tanri denir.
Biz Kur'anistler deO'na, "Allah" diyoruz).
Acaba olusum icin sadece hareket ve enerji yeterli midir?
Evet maddede bir hareket ve enerji var. Fakat o olusum
fiili de "yaraticiligi" gerektiriyor. Yaraticilik da -ya$aticilik
ve yöneticilik fiillerini gerektirmekten baska- kâinat capin-
da secki, istenc, bilim, kudret ve hayat sahibi olmak si-
fatlarini gerektiriyor. Yani olusum icin sadece güc ve ha-
reket yetmiyor. Yani bir de o güc ve hareketi kullanabile-
cek bir "kisilik"e gerek var. Maddede bulunan ise sadece
enerji ve hareket'tir. Yani madde, akil ve yaraticilik fiil ve
bilgisinden yoksundur. Bunlardan yoksun oldugu gibi,
kendi(!)ndeki enerji ve hareketi de kullanabilecek durum-
da degildir. DI$ tesirlerin etkisi olmasa, elindeki enerji ve
hareketi de kaybedip yokoluverecek! Bu haliyle madde,
"emre hazir bir asker" gibidir. Yani emirsiz bir i$ yapamaz,
var "Edici" olmadan var olamaz. Cünkü kendi(!)nde var
Edicilik ve Amirlik sifatlari yoktur. Maddenin bu akilsizligi
ve itaat altinda olusu sayesinde akilli insanlar ve Büyük
Yaratici, maddeyi istedikleri gibi kullanabilirler. Onu iste-
dikleri sekle sokabilirler. Ama madde kendi(!) ba$ina hic
bir sekle giremez. Cünkü akli, bilgisi; secki ve istenci
yoktur. Demek kendiligi olmayan, kendikendineligi bu-
lunmayan ve üstelik kendine bile yetmeyen maddenin
"yaraticiligi" olamaz. Demek hersey göründügü gibi de-
gildir. Görünmeyen taraflarini da görebilmek gerek.
Materyalist felsefe burada itiraz edip maddenin "deneme-
yanilma" yoluyla "kendikendine" bu evreni olusturabilece-
gini ileri sürebilir. Birkere maddenin kendikendineligi ola-
mayacagini gördük. Sonra "deneme" ve "yanilma" bir
"fiil"dir. Önce bu fiillere "sahip olmak" lâzim. Sonra bu
fiilleri kullanabilmek icin deneme ve yanilma'nin "ne ol-
dugu"nu "bilmek" lâzim.Bundan sonra secki ve istenc
sahibi olmak lâzim. Sonra "amaclik" sahibi olmak lâzim.
Yani bir denemeyi "nicin" yapacak, "hedefi" nedir? Sonra
"yanildigini" nasil bilecek de kendi(!)sini "dogruya" yönel-
tecek? I$te bütün bunlar "bilme"yi gerektirir. Bilmek de,
"akli" gerektirir. Akil da "ruh"u gerektirir. Maddede ise
ruh ve akil yoktur. Demek madde, "olusum" sahibi ola-
maz. Kendikendine bir i$ yapamaz. Bir i$ yapamazsa,
kendikendineligi olamaz. Kâinati ku$atan bir kendiken-
dineligi olamazsa, Yaratici olamaz. Madem madde ya-
ratici olamaz; o halde yaratan, ya$atan ve yöneten ancak
Tanri'dir, Tanri'dan baskasi olamaz.
Hem, bir seyin "sahibi" olmak, akilli olanlarin i$idir. Mad-
denin ise akli olmadigindan "kendikendineligi" de yoktur.
Cünkü "kendi" olmak, akilli ve ruhlu olmaktir. "Kendiken-
dine" olmak ise, "bagimsiz" olmaktir. Akli ve egemenligi
olmayanin bagimsizligindan nasil söz edilebilir? Bütün
kâinattan bagimsiz olmayan nasil Yaratici olabilir! Yani
kâinat Yaratan'a bagimlidir, fakat Yaratici kâinata bagim-
li olmaz. Görünüste bitkiler ve hayvanlar ve insanlar ba-
gimsiz ve kendikendine görünür. Fakat esasta bitkiler
ve hayvanlar insanlara, insanlar da kendi a$agisindaki-
lerle beraber Yaratan'a bagimlidirlar. Onlara hükmeden,
akilsiz ve ruhsuz madde degil, fiiller sahibi yüce Tanri'
dir.
Sonra maddede hareket hangi "zorunluluk"la basladi?
Bu zorunluluk ya dI$ tesirlerin zorlamasidir, bu halde
madde dI$ tesirlere karsi caresiz kalan bir acizdir; bu
acizlik ise maddenin -onda var zannedilen- kendikendi-
neligine zittir. Bu zitlik ise maddede kendikendinelik
birakmaz; onu esirlige sokar, emirlere tutsak eder. Ya
da, maddedeki bu zorunluk kendindendir. Bu halde
madde ya bir amacla bu zorunluga giriyor, bu ise akil-
liligi gerektirir; ya da hic bir amaci yoktur. Fakat bu a-
macsizlik da akilsiz olamaz. Ve amacsiz bir zorunluga
girmek -fakat amaclica i$ler yapmak- sacmaliktir. Fakat
kâinat ve evrendeki bütün bu amaclica olus bitislerin
sacmalikla bir ilgisi ve iliskisi olmadigindan madde,
"emir altinda" demektir. Emir altinda olus ise, "yasa"yi
gerektirir ve yasa'dan kaynaklanir. Yasa ise, "akil" ve
"iktidar" i$idir. Maddede akil ve iktidar olmadigindan
bütün i$ ve oluslar, amaclik sahibi tek Tanri'ya kalir. Ya-
ratisin gercek sahibi de O'dur. O'ndan baskasinin ola-
maz. Yani kâinat ve evreni yaratip ya$atacak ve yönete-
cek bilgi, güc ve iktidara sahip olmayanlar, yarati$a sa-
hip cikamazlar. Zaten simdiye kadar Tanri'dan baska
hic bir kimseden ve hic bir seyden kâinatin sahibi olduk-
larina dair bir haber cikmamistir ve cikamaz.
Demek madde, evrenin "yapicisi" olamaz. Cünkü yapi-
cilik icin gerekli bilgi ve fiillere sahip degildir. Elinde bu-
lunan sadece enerji ve hareket'tir. Akilsiz bir enerji ve
hareket de yaratici olamaz. Madem madde yaratici ola-
miyor, öyle ise madde yaratisin "sahibi" degil, "malze-
mesi"dir. Yani madde ya Yaratici'dir, ya da yaratik ve
malzeme'dir. Yaratici olamadigina ve olamayacagina
göre, maddenin bir "malzeme" oldugu ortaya cikar. Mal-
zeme ise ya sahiplidir, ya sahipsiz. Kâinat bir yaratis ve
ya$atis ve yönetise sahne olduguna göre madde sahip-
siz olamaz. O halde kâinatin yapilisinda malzeme ola-
rak kullanilan madde, Allah'in "serveti"dir. Böylece mad-
de lâyik oldugu gercek mevkiine oturtulmus olur. Onu bu
yerinden kaldirip Tanri'nin yerine oturtacak olanlar hem
dehsetli bir akilsizlik, hem de affedilmez bir cinayet i$le-
mis olurlar.
Demek materyalistler artik bundan sonra ancak akilsizlik
ve zulmü secmekle "materyalist" kalabilirlar. Eserleriyle
fiillerini gösteren, fakat ki$iligini sayginlik geregi olarak
gizleyen gözle görünmez Tanri'yi secmek ise, en büyük
akilliliktir. Hem en büyük Hak ve Adalet'tir. Bütün mesele,
"inanmak" ya da "inanmamak" noktasinda dügümleniyor.
Gercek ortaya ciktiktan sonra gercege inanmamak en
büyük zulümdür! Tanri'yi secen ve yaratisi O'na birakan,
nihayetsiz zulüm ve sapikliklardan kurtulmus olur. Herkes
istedigine inanmakta serbesttir. Fakat herkes inandigin-
dan sorumlu tutulacak ve Yaratan'ina hesap verecektir.
Ve zalimler azaba, zulümsüzler de saadete sevkedilecek-
tir. Kimsenin zulmü yanina kâr kalmayacak ve adalet ye-
rini bulacaktir. Dogmamaya gücü yetmemis olanin, diril-
memege de gücü yoktur. Ölmemeye gücü yetmeyenin
de, Ötedünya'dan kurtulusu yoktur. Ölmemeye ve dogma-
maya gücü yetmeyenlerin, Ötedünya'yi ve yeniden diril-
meyi inkâr etmeleri ise, bo$ ve anlamsizdir.
Simdiye kadar gercegi ortaya cikarmak icin hep akli i$-
lettik. Simdi biraz da aklin tamamlayicisi olan kalbi i$le-
telim ve kalbin i$igi olan dinin sözlerini dinleyelim. Yirmi-
birinci asrin Tanri elcisi Kur'anizm, Tanri'nin söyletmesiy-
le ve O'ndan aldigi i$ikla der: Ey insanlar! Tanri'ya inani-
niz. Sizin yüce Tanri'dan baska tanriniz yoktur. Kurtulus,
O'na inanctadir. Inancsizlikta ve inkârcilikta kurtulus yok-
tur. Sizler, madde ile yaratildiniz, fakat sizi yaratan, mad-
de degil Tanri'dir; yani kendinden baska tanri olmayan
yüce Allah'tir. O Allah ki, her seyin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisi olmakla her seyin ötesinde ve üstündedir.
O, yarattiklarina benzemez. Benzemedigi ve varligi da
maddeden olmadigi ve bakilamayacak kadar cok siddet-
li bir i$iga sahip oldugu icin görünmez. O; ruh, hayat, i$ik
ve enerji sahibi görünmez bir varliga sahip olup her seyi
gören, bilen, duyan'dir. Bu dünyada hersey görünenler-
den ibaret degildir. Görmediginiz pek cok sey vardir ki,
görmediginiz halde onlara inanmak mecburiyetinde ka-
lirsiniz. I$te Tanri da, o görünmeyenlerin en büyügü ve
varligi en kesin olanidir. Var olmak icin görünür olmak
sart olmadigi gibi, inanmak icin de varligini görmek sart
degildir. Bütün bu kâinatta olup bitenler maddenin eser-
leri olamayacagi ve olamadigina göre elbette bütün bun-
larin Tanri'ya ait i$ler olmasi zorunlu ve kesindir. Demek
O, eserleriyle yani "fiil failsiz olmaz" gercegiyle Kendini
apacik göstermekte ve bu göstericiligini de Elcileriyle
bildirmektedir. Eger O, bir basbakan gibi ortalikta do-
lassaydi, inkâra careniz kalmayacakti. I$te o zaman
O'na inanmanin ve O'na dâvet etmenin de bir anlami ol-
mazdi. Demek Tanri'ya inancin kiymeti, O'na görmeden
inanmaktir. O, inanmak isteyen kalplere hemen görünür.
Ama inanmak istemeyenlere görünmek yoktur.
Ey insanlar! Oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya inaniniz.
Sizin insan olusunuz bunu gerektirdigi gibi, insanlasma-
niz da bu inanciniza baglidir. Bu inanc da ancak O'nun
ceza ve mükâfat vericiligini kabul etmekle inanc olur. Tan-
risal ceza ve mükâfati kabul etmek, sorumluluk almak
demektir. Toplumsal ya$aminiz da ancak Tanrisal So-
rumluluk'u yüklenmek ve kabul etmekle bir düzen kaza-
nabilir. Yoksa bu sorumlulugu tanimayan ve ta$imayan-
larin kuracaklari düzenler temelsiz, degersiz ve dayanak-
siz kalir; me$ruluk ve gecerlik kazanamaz. Öyle ise her-
seyden önce Tanrisal Sorumluluk'u bilmek ve kabul et-
mek zorundayiz. Tanrisal Sorumlulugun esasi ise: Hak
ve Adalet ve Namus'tur. Bu üc sorumlulugu yüklenmek
de; Hakli, Adaletli ve Namuslu olmayi gerektirir.
Ey insanlar! Size fayda ve zarar veremiyecek seyleri
tanri tutmayiniz. Madde ve sebepler, size fayda ve za-
rar verebilecek seyler degildir. Yani onlar yaratisin sa-
hibi olmadiklari gibi, yaratici olduklarina dair bir bilgi
verebilecek durumda da degillerdir. Bazi kimselerin ken-
di akillarina dayanarak onlari yarartici yerine koymasi,
zan ve iddiadan öteye gecemiyecek sapikliklardir. Mad-
de, sebepler ve doga; yaratisin sahibi degil, ancak "se-
bebi" olabilirler. Sebepler ise, Tanrisal sayginligin bir
"perdesi"dirler. Bunun böyle oldugunu da, bu evrenin
gercek sahibi olan ogulsuz ve ortaksiz tek Tanri'dan
haber aliyoruz. Cünkü O, yarattigi insanlari bilgisiz bi-
rakmaz. Göndermis oldugu Elci ve Kitaplar'la insanlari
bilgisizlik karanliklarindan kurtarir. Elcileri dinleyenler
de, karanliktan kurtulur, aydinliga ererler.
Ey insanlar! Doga, madde ve sebeplere yaraticilik ver-
mek, her seyi hiclige düsürmek ve dönüstürmek demek-
tir. Cünkü onlar sizin ihtiyaclariniza cevap veremezler.
Sizin de öyle büyük bir ihtiyaciniz var ki, onu ancak bu
evren ve kâinati yapan, ya$atan ve yöneten Zat verebi-
lir. Ondan baskalari veremez. O ihtiyac ise, ebedî ya-
$ama ve sonsuz mutluluktur ki, bu ihtiyaciniz karsilan-
madikca $u güzel dünya hayatiniz anlam bulmayacak
ve öldürülemeyen ölüm karsisinda bütün kazandiginiz
güzellikler hiclige düsecektir. Sizi bu dehsetli düsüs-
ten kurtaracak olan ise ancak Ötedünya Inaci'dir. Bu
dünyayi kurmus olan, baska dünyalari da kurabilir ve
kuracaktir ve buna söz vermistir. Söz verdigi ve böyle
gerektigi icin bu dünyayi yikip baska bir dünyayi kura-
cak ve sizleri ölümünüzden sonra dirilterek, Ötedünya'
nin lâyik oldugunuz makamlarina yerlestirecektir.
Ey inasanlar! Bu haber, sizi ebedî ölüm ve yok oluslar-
dan kurtaracak öyle yüksek ve müjdeli bir haberdir ki;
hic bir haber, bu haberin yerini tutamaz. Öyle ise bu
haberin getirdigi mutlulugu kazanmaya calisiniz. Bunu
kazanmanin caresi de, bu kâinatin tek ve ortaksiz Sa-
hibi'ni tanimak ve O'na baglanmak ve bu baglanc ve i-
nanc icinde Haklica, Adaletlice ve Namusluca bir düzen
ve hayt kurup iyilikcilik icinde ya$amak ve yardimlas-
maktir. I$te dünyada yapacaginiz en önemli i$ budur ve
bu i$i gerceklestirmek icin burada bulunmaktasiniz. U-
nutmayiniz! Bu dünya sahipsiz olmadigi gibi, ba$ibos
da birakilmis degildir. Ve sizler de ebediyen burada ka-
lacak degilsiniz. Yaraticiniz herseyi gözetmekte ve he-
sap tutmaktadir. Ve kisa bir müddet sonra O'na döne-
cek ve yapacaginiz bütün haksizlik ve adaletsizlik ve
namussuzluklarinizdan mutlaka O'na hesap verecek-
siniz. Cünkü O'ndan geldiniz ve buraya bo$una getiril-
mediniz. Öyle ise iyi bir dönüs icin hazirliginizi tam ya-
piniz ve hazir olunuz. Cünkü ölüm, terminsiz gelir...
Bu bekleyis icinde, ya$amanizi saglayan tüketim mad-
deleri icin, Sahibinize gereken tesekkürü yapmayi u-
nutmayiniz. Dönüsünüz güzel olsun.
KUR'ANIST OLUN KURTULUS BULUN
Not: Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLA-
MASI 1" basligi altinda devam edecektir, bekleyiniz.
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
MADDENAME
maddenin sahibi olan ALLAHin adiyla
Tanri'yi kabul etmeyen, maddeye tanrilik da vermeyen,
fakat maddeyi herseyin yapicisi, yaraticisi sayan ma-
teryalist felsefenin dayanak noktasini ifade eden; "her
sey olusum gücünü kendi icinde tasir ve kendikendin-
dendir" ve "madde evreni kendikendine yapmistir" ve
"evrenin yaratilisi icin akil ve amaclik sahibi olmaya
gerek yoktur" ve "maddeyi harekete sevkeden, zorun-
luk ve yasa'dir" sözlerinin cümle ve kelimeleri üzerinde
duracagiz. Bakalim hersey materyalist felsefenin dedi-
gi gibi midir, görecegiz.
Birinci cümlede "her sey olusum gücünü kendi icinde
tasir ve kendindendir" denmis. Fakat meselâ yumurtada
bir tavuk olma meyli bulunmaktadir. Fakat sadece "bu-
lunmaktadir". Yani yumurta kendi kendini yumurta yap-
mis olmadigi gibi, kendi kendini tavuk yapma kabiliyetin-
de de degildir. Yumurta tavukta imal edilmis ve yeterli
günes isisi ve hem o yumurtayi koruyacak bilgi ve ruh
sahibi bir tavuk veya tavugun yerini tutacak biri olmadan
da o yumurta civciv olamaz. Yumurta, kendi kendine
yumurta ve civciv olamazsa ve günes de ta$i veya her-
hangi bir maddeyi civciv ve yumurta yapamazsa ve ta-
vuk da günessiz tavuk olamazsa ve ayrica bütün bunla-
rin bir i$ icin bir araya gelecek akillari da yoksa, bu hal-
de maddeye yaraticilik adina ne kalir? Hic!
Madem materyalist felsefece "yaratilis icin akil ve amac-
liga gerek yok"tur, öyle ise yumurta ve günes hangi akil-
sizlik ve amacsizlikla bir araya gelip de yumurta ve civciv
olacak?! I$te burada kendini cok akilliyim zanneden ma-
teryalist felsefe, akilsizligin ta zirvesine cikmis ve o zirve-
de bütün dünyaya bilimsellik tasliyor. Onu o zirvede bira-
kip, biz de "aklin" zirvesine cikmaya ve gercek Yaratici-
mizi bilip görmeye calisalim.
Hem "olusum" bir "eylem"dir. Bu kelime kendinde, "olmak"
fiilini tasir. Meselâ "ben adam olacagim" dersin. Bu fiilde
bir "karar vermek" var. Sonra "ne olacagi"ni belirlemek var.
Sonra yani en ba$inda "kendini bilmek" var. Bütün bu fiiller,
"akilli" olanin i$idir ve muhtesem bir akli ve akilliligi gerek-
tirir. Madem akilsiz olmaz, bu halde materyalizm, ya akil-
siz maddeye akil verip aklin zivanasindan cikacak, ya da
yaraticiliktan anlayan Tanri'yi kabul edecek. (I$te bunun
icin materyalist felsefe, "yaratis icin akil gerektir" dese,
bu halde Tanri'yi kabul etmemek mümkün olmadigindan
ve maddeye de akil vermek akilsizlik olacagindan "yara-
tis icin akla gerek yok" demis ve yaratis icin gerekli olan
akil yerine -aslinda tam da akli gerektiren- akilsiz bir "de-
neme" ve "yanilma" ve bir de "zorunluk" ve "yasa"yi koy-
mus. Koymus ama, bu koyma ile en büyük akilsizligi
yapmis). Nedenini anliyorsunuz ve anlayacaksiniz. De-
vam edelim.
Hem, "olusum" icin sadece "olmak" fiili de yeterli degil.
Bir sey (yani bir "kimse" olmasi lâzim. Biz burda seyleri
de "akilli" farzediyoruz...) "ben $u olacagim" diye bir ka-
rar verdigi zaman, o olunacak sey icin gerekli yaraticili-
ga da sahip olmak lâzimdir. Bu da -eger olusum bütün
evren capinda olacaksa (böyle olmasi lâzim: Cünkü her-
sey birbiriyle baglidir, birbirinden bagimsiz olmaz-) bu
halde nihayetsiz bir bilgi, secki, istenc yani irade ve ih-
tiyar'i da gerektirir. Bu fiiller de daha baska fiilleri gerek-
tirir. Eger simdi gözle görülmeyen, fakat eserleriyle ve
Elcileriyle varligi anlasilan yaratici bir Tanri yoksa, bütün
bu fiiller, -herseyi kendikendine olusturdugu iddia edilen-
akilsiz maddenin neresindedir? (Elbette hic bir yerinde
degil. Hepsi onun "ötesinde"dir. Demek hersey "görünen-
ler"den ibaret degildir. Görünmeyen seyler ve kimseler
de vardir. I$te o fiiller sahibi görünmez Zat'a Tanri denir.
Biz Kur'anistler deO'na, "Allah" diyoruz).
Acaba olusum icin sadece hareket ve enerji yeterli midir?
Evet maddede bir hareket ve enerji var. Fakat o olusum
fiili de "yaraticiligi" gerektiriyor. Yaraticilik da -ya$aticilik
ve yöneticilik fiillerini gerektirmekten baska- kâinat capin-
da secki, istenc, bilim, kudret ve hayat sahibi olmak si-
fatlarini gerektiriyor. Yani olusum icin sadece güc ve ha-
reket yetmiyor. Yani bir de o güc ve hareketi kullanabile-
cek bir "kisilik"e gerek var. Maddede bulunan ise sadece
enerji ve hareket'tir. Yani madde, akil ve yaraticilik fiil ve
bilgisinden yoksundur. Bunlardan yoksun oldugu gibi,
kendi(!)ndeki enerji ve hareketi de kullanabilecek durum-
da degildir. DI$ tesirlerin etkisi olmasa, elindeki enerji ve
hareketi de kaybedip yokoluverecek! Bu haliyle madde,
"emre hazir bir asker" gibidir. Yani emirsiz bir i$ yapamaz,
var "Edici" olmadan var olamaz. Cünkü kendi(!)nde var
Edicilik ve Amirlik sifatlari yoktur. Maddenin bu akilsizligi
ve itaat altinda olusu sayesinde akilli insanlar ve Büyük
Yaratici, maddeyi istedikleri gibi kullanabilirler. Onu iste-
dikleri sekle sokabilirler. Ama madde kendi(!) ba$ina hic
bir sekle giremez. Cünkü akli, bilgisi; secki ve istenci
yoktur. Demek kendiligi olmayan, kendikendineligi bu-
lunmayan ve üstelik kendine bile yetmeyen maddenin
"yaraticiligi" olamaz. Demek hersey göründügü gibi de-
gildir. Görünmeyen taraflarini da görebilmek gerek.
Materyalist felsefe burada itiraz edip maddenin "deneme-
yanilma" yoluyla "kendikendine" bu evreni olusturabilece-
gini ileri sürebilir. Birkere maddenin kendikendineligi ola-
mayacagini gördük. Sonra "deneme" ve "yanilma" bir
"fiil"dir. Önce bu fiillere "sahip olmak" lâzim. Sonra bu
fiilleri kullanabilmek icin deneme ve yanilma'nin "ne ol-
dugu"nu "bilmek" lâzim.Bundan sonra secki ve istenc
sahibi olmak lâzim. Sonra "amaclik" sahibi olmak lâzim.
Yani bir denemeyi "nicin" yapacak, "hedefi" nedir? Sonra
"yanildigini" nasil bilecek de kendi(!)sini "dogruya" yönel-
tecek? I$te bütün bunlar "bilme"yi gerektirir. Bilmek de,
"akli" gerektirir. Akil da "ruh"u gerektirir. Maddede ise
ruh ve akil yoktur. Demek madde, "olusum" sahibi ola-
maz. Kendikendine bir i$ yapamaz. Bir i$ yapamazsa,
kendikendineligi olamaz. Kâinati ku$atan bir kendiken-
dineligi olamazsa, Yaratici olamaz. Madem madde ya-
ratici olamaz; o halde yaratan, ya$atan ve yöneten ancak
Tanri'dir, Tanri'dan baskasi olamaz.
Hem, bir seyin "sahibi" olmak, akilli olanlarin i$idir. Mad-
denin ise akli olmadigindan "kendikendineligi" de yoktur.
Cünkü "kendi" olmak, akilli ve ruhlu olmaktir. "Kendiken-
dine" olmak ise, "bagimsiz" olmaktir. Akli ve egemenligi
olmayanin bagimsizligindan nasil söz edilebilir? Bütün
kâinattan bagimsiz olmayan nasil Yaratici olabilir! Yani
kâinat Yaratan'a bagimlidir, fakat Yaratici kâinata bagim-
li olmaz. Görünüste bitkiler ve hayvanlar ve insanlar ba-
gimsiz ve kendikendine görünür. Fakat esasta bitkiler
ve hayvanlar insanlara, insanlar da kendi a$agisindaki-
lerle beraber Yaratan'a bagimlidirlar. Onlara hükmeden,
akilsiz ve ruhsuz madde degil, fiiller sahibi yüce Tanri'
dir.
Sonra maddede hareket hangi "zorunluluk"la basladi?
Bu zorunluluk ya dI$ tesirlerin zorlamasidir, bu halde
madde dI$ tesirlere karsi caresiz kalan bir acizdir; bu
acizlik ise maddenin -onda var zannedilen- kendikendi-
neligine zittir. Bu zitlik ise maddede kendikendinelik
birakmaz; onu esirlige sokar, emirlere tutsak eder. Ya
da, maddedeki bu zorunluk kendindendir. Bu halde
madde ya bir amacla bu zorunluga giriyor, bu ise akil-
liligi gerektirir; ya da hic bir amaci yoktur. Fakat bu a-
macsizlik da akilsiz olamaz. Ve amacsiz bir zorunluga
girmek -fakat amaclica i$ler yapmak- sacmaliktir. Fakat
kâinat ve evrendeki bütün bu amaclica olus bitislerin
sacmalikla bir ilgisi ve iliskisi olmadigindan madde,
"emir altinda" demektir. Emir altinda olus ise, "yasa"yi
gerektirir ve yasa'dan kaynaklanir. Yasa ise, "akil" ve
"iktidar" i$idir. Maddede akil ve iktidar olmadigindan
bütün i$ ve oluslar, amaclik sahibi tek Tanri'ya kalir. Ya-
ratisin gercek sahibi de O'dur. O'ndan baskasinin ola-
maz. Yani kâinat ve evreni yaratip ya$atacak ve yönete-
cek bilgi, güc ve iktidara sahip olmayanlar, yarati$a sa-
hip cikamazlar. Zaten simdiye kadar Tanri'dan baska
hic bir kimseden ve hic bir seyden kâinatin sahibi olduk-
larina dair bir haber cikmamistir ve cikamaz.
Demek madde, evrenin "yapicisi" olamaz. Cünkü yapi-
cilik icin gerekli bilgi ve fiillere sahip degildir. Elinde bu-
lunan sadece enerji ve hareket'tir. Akilsiz bir enerji ve
hareket de yaratici olamaz. Madem madde yaratici ola-
miyor, öyle ise madde yaratisin "sahibi" degil, "malze-
mesi"dir. Yani madde ya Yaratici'dir, ya da yaratik ve
malzeme'dir. Yaratici olamadigina ve olamayacagina
göre, maddenin bir "malzeme" oldugu ortaya cikar. Mal-
zeme ise ya sahiplidir, ya sahipsiz. Kâinat bir yaratis ve
ya$atis ve yönetise sahne olduguna göre madde sahip-
siz olamaz. O halde kâinatin yapilisinda malzeme ola-
rak kullanilan madde, Allah'in "serveti"dir. Böylece mad-
de lâyik oldugu gercek mevkiine oturtulmus olur. Onu bu
yerinden kaldirip Tanri'nin yerine oturtacak olanlar hem
dehsetli bir akilsizlik, hem de affedilmez bir cinayet i$le-
mis olurlar.
Demek materyalistler artik bundan sonra ancak akilsizlik
ve zulmü secmekle "materyalist" kalabilirlar. Eserleriyle
fiillerini gösteren, fakat ki$iligini sayginlik geregi olarak
gizleyen gözle görünmez Tanri'yi secmek ise, en büyük
akilliliktir. Hem en büyük Hak ve Adalet'tir. Bütün mesele,
"inanmak" ya da "inanmamak" noktasinda dügümleniyor.
Gercek ortaya ciktiktan sonra gercege inanmamak en
büyük zulümdür! Tanri'yi secen ve yaratisi O'na birakan,
nihayetsiz zulüm ve sapikliklardan kurtulmus olur. Herkes
istedigine inanmakta serbesttir. Fakat herkes inandigin-
dan sorumlu tutulacak ve Yaratan'ina hesap verecektir.
Ve zalimler azaba, zulümsüzler de saadete sevkedilecek-
tir. Kimsenin zulmü yanina kâr kalmayacak ve adalet ye-
rini bulacaktir. Dogmamaya gücü yetmemis olanin, diril-
memege de gücü yoktur. Ölmemeye gücü yetmeyenin
de, Ötedünya'dan kurtulusu yoktur. Ölmemeye ve dogma-
maya gücü yetmeyenlerin, Ötedünya'yi ve yeniden diril-
meyi inkâr etmeleri ise, bo$ ve anlamsizdir.
Simdiye kadar gercegi ortaya cikarmak icin hep akli i$-
lettik. Simdi biraz da aklin tamamlayicisi olan kalbi i$le-
telim ve kalbin i$igi olan dinin sözlerini dinleyelim. Yirmi-
birinci asrin Tanri elcisi Kur'anizm, Tanri'nin söyletmesiy-
le ve O'ndan aldigi i$ikla der: Ey insanlar! Tanri'ya inani-
niz. Sizin yüce Tanri'dan baska tanriniz yoktur. Kurtulus,
O'na inanctadir. Inancsizlikta ve inkârcilikta kurtulus yok-
tur. Sizler, madde ile yaratildiniz, fakat sizi yaratan, mad-
de degil Tanri'dir; yani kendinden baska tanri olmayan
yüce Allah'tir. O Allah ki, her seyin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisi olmakla her seyin ötesinde ve üstündedir.
O, yarattiklarina benzemez. Benzemedigi ve varligi da
maddeden olmadigi ve bakilamayacak kadar cok siddet-
li bir i$iga sahip oldugu icin görünmez. O; ruh, hayat, i$ik
ve enerji sahibi görünmez bir varliga sahip olup her seyi
gören, bilen, duyan'dir. Bu dünyada hersey görünenler-
den ibaret degildir. Görmediginiz pek cok sey vardir ki,
görmediginiz halde onlara inanmak mecburiyetinde ka-
lirsiniz. I$te Tanri da, o görünmeyenlerin en büyügü ve
varligi en kesin olanidir. Var olmak icin görünür olmak
sart olmadigi gibi, inanmak icin de varligini görmek sart
degildir. Bütün bu kâinatta olup bitenler maddenin eser-
leri olamayacagi ve olamadigina göre elbette bütün bun-
larin Tanri'ya ait i$ler olmasi zorunlu ve kesindir. Demek
O, eserleriyle yani "fiil failsiz olmaz" gercegiyle Kendini
apacik göstermekte ve bu göstericiligini de Elcileriyle
bildirmektedir. Eger O, bir basbakan gibi ortalikta do-
lassaydi, inkâra careniz kalmayacakti. I$te o zaman
O'na inanmanin ve O'na dâvet etmenin de bir anlami ol-
mazdi. Demek Tanri'ya inancin kiymeti, O'na görmeden
inanmaktir. O, inanmak isteyen kalplere hemen görünür.
Ama inanmak istemeyenlere görünmek yoktur.
Ey insanlar! Oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya inaniniz.
Sizin insan olusunuz bunu gerektirdigi gibi, insanlasma-
niz da bu inanciniza baglidir. Bu inanc da ancak O'nun
ceza ve mükâfat vericiligini kabul etmekle inanc olur. Tan-
risal ceza ve mükâfati kabul etmek, sorumluluk almak
demektir. Toplumsal ya$aminiz da ancak Tanrisal So-
rumluluk'u yüklenmek ve kabul etmekle bir düzen kaza-
nabilir. Yoksa bu sorumlulugu tanimayan ve ta$imayan-
larin kuracaklari düzenler temelsiz, degersiz ve dayanak-
siz kalir; me$ruluk ve gecerlik kazanamaz. Öyle ise her-
seyden önce Tanrisal Sorumluluk'u bilmek ve kabul et-
mek zorundayiz. Tanrisal Sorumlulugun esasi ise: Hak
ve Adalet ve Namus'tur. Bu üc sorumlulugu yüklenmek
de; Hakli, Adaletli ve Namuslu olmayi gerektirir.
Ey insanlar! Size fayda ve zarar veremiyecek seyleri
tanri tutmayiniz. Madde ve sebepler, size fayda ve za-
rar verebilecek seyler degildir. Yani onlar yaratisin sa-
hibi olmadiklari gibi, yaratici olduklarina dair bir bilgi
verebilecek durumda da degillerdir. Bazi kimselerin ken-
di akillarina dayanarak onlari yarartici yerine koymasi,
zan ve iddiadan öteye gecemiyecek sapikliklardir. Mad-
de, sebepler ve doga; yaratisin sahibi degil, ancak "se-
bebi" olabilirler. Sebepler ise, Tanrisal sayginligin bir
"perdesi"dirler. Bunun böyle oldugunu da, bu evrenin
gercek sahibi olan ogulsuz ve ortaksiz tek Tanri'dan
haber aliyoruz. Cünkü O, yarattigi insanlari bilgisiz bi-
rakmaz. Göndermis oldugu Elci ve Kitaplar'la insanlari
bilgisizlik karanliklarindan kurtarir. Elcileri dinleyenler
de, karanliktan kurtulur, aydinliga ererler.
Ey insanlar! Doga, madde ve sebeplere yaraticilik ver-
mek, her seyi hiclige düsürmek ve dönüstürmek demek-
tir. Cünkü onlar sizin ihtiyaclariniza cevap veremezler.
Sizin de öyle büyük bir ihtiyaciniz var ki, onu ancak bu
evren ve kâinati yapan, ya$atan ve yöneten Zat verebi-
lir. Ondan baskalari veremez. O ihtiyac ise, ebedî ya-
$ama ve sonsuz mutluluktur ki, bu ihtiyaciniz karsilan-
madikca $u güzel dünya hayatiniz anlam bulmayacak
ve öldürülemeyen ölüm karsisinda bütün kazandiginiz
güzellikler hiclige düsecektir. Sizi bu dehsetli düsüs-
ten kurtaracak olan ise ancak Ötedünya Inaci'dir. Bu
dünyayi kurmus olan, baska dünyalari da kurabilir ve
kuracaktir ve buna söz vermistir. Söz verdigi ve böyle
gerektigi icin bu dünyayi yikip baska bir dünyayi kura-
cak ve sizleri ölümünüzden sonra dirilterek, Ötedünya'
nin lâyik oldugunuz makamlarina yerlestirecektir.
Ey inasanlar! Bu haber, sizi ebedî ölüm ve yok oluslar-
dan kurtaracak öyle yüksek ve müjdeli bir haberdir ki;
hic bir haber, bu haberin yerini tutamaz. Öyle ise bu
haberin getirdigi mutlulugu kazanmaya calisiniz. Bunu
kazanmanin caresi de, bu kâinatin tek ve ortaksiz Sa-
hibi'ni tanimak ve O'na baglanmak ve bu baglanc ve i-
nanc icinde Haklica, Adaletlice ve Namusluca bir düzen
ve hayt kurup iyilikcilik icinde ya$amak ve yardimlas-
maktir. I$te dünyada yapacaginiz en önemli i$ budur ve
bu i$i gerceklestirmek icin burada bulunmaktasiniz. U-
nutmayiniz! Bu dünya sahipsiz olmadigi gibi, ba$ibos
da birakilmis degildir. Ve sizler de ebediyen burada ka-
lacak degilsiniz. Yaraticiniz herseyi gözetmekte ve he-
sap tutmaktadir. Ve kisa bir müddet sonra O'na döne-
cek ve yapacaginiz bütün haksizlik ve adaletsizlik ve
namussuzluklarinizdan mutlaka O'na hesap verecek-
siniz. Cünkü O'ndan geldiniz ve buraya bo$una getiril-
mediniz. Öyle ise iyi bir dönüs icin hazirliginizi tam ya-
piniz ve hazir olunuz. Cünkü ölüm, terminsiz gelir...
Bu bekleyis icinde, ya$amanizi saglayan tüketim mad-
deleri icin, Sahibinize gereken tesekkürü yapmayi u-
nutmayiniz. Dönüsünüz güzel olsun.
KUR'ANIST OLUN KURTULUS BULUN
Not: Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLA-
MASI 1" basligi altinda devam edecektir, bekleyiniz.
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
Abonnieren
Kommentare (Atom)