MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 1
(Bu Tamamlama'yi okumak isteyenler, bundan önce
yayinlanmis olan MADDENAME'yi okumalidirlar.)
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi. Internet ortaminda
ise ilk defa yayinlaniyor.)
Materyalist felsefe diyebilir: "Beyin maddedendir. O
halde akil maddeden cikar veya maddenin eseridir".
Kur'anist felsefe de buna karsi der:
Beynin maddeden oldugu dogrudur. Fakat akil madde-
den cikmaz ve beyni yapan da madde degildir. Cünkü
yukaridaki MADDENAME'de gördük ki, madde yaratici
olamiyor. O halde beynin yapicisi madde degildir. Cün-
kü bir beynin yapilabilmesi icin önce "i$leyen bir kâinat"
hazir olacak. Sonra bu kâinatin enerji verici bir Günes'i
ve "hayat dolu" bir Dünya'si bulunacak ve bu dünyanin
meyvesi olan bir insan da hazir bulunmali. Insanin ilk
yaratilisini gecelim. Simdi bir beynin yapilabilmesi icin
önce sperma denilen bir damla su maddesinde insan
bedeninin plani cizilip, programi yerlestirildikten sonra
ve gerekli sartlarin tamamlanip gerekli i$lemlere gecil-
mesiyle gida yoluyla bedene gelen maddeler o insan
tohumundaki plan ve programa göre adim atarak veya
attirilarak anne rahmi tezgahinda bir insan bedeni olus-
maya basliyor. Fakat gerekli sartlar olmadan ve gerekli
plan ve program bulunmadan ve gerekli i$lemlere gecil-
medikce ve en önemlisi bütün bunlari ortaya cikarip bir
araya getiren gizli bir EL olmadikca en kral madde bir
i$e yaramiyor. Bir damla su, bir milyon yil bekletilse,
gene insan olamaz. Ya sicaktan buhar olur ucar, ya da
soguktan donar kalir. Demek madde bir insan yapabil-
mek icin gerekli bütün sartlari ya önceden yaratip ha-
zirlayacak ve bu kabiliyette olacak, ya da herseyin öte-
sinde fakat herseye hâkim bir yüce Yaratici bulunacak.
Ama yaratis maddesiz de olmaz. Yaratista madde te-
mel'dir, fakat madde "Temelci" degildir.
Insan bedeninde yüce Yaratici tarafindan madde ile imal
edilmis beyin, insan vücudunun ba$ parcasidir. Akil ise,
bu parcanin i$letilmesi sonucunda ortaya cikan bir "i$ik"
tir. Yani beyin demek, madde demek olmadigi gibi -cünkü
beyin sanatli bir yapidir-; akil demek de, beyin demek de-
gildir -cünkü akil, madde ötesi bir seydir-. Hepsinin cünkü-
sü $udur ki, beyin bir komputer gibidir. Akil ise, bu kompu-
terin ekranindaki i$iksal görüntü gibidir. Nasil bir insan ol-
madan komputer i$e yaramazsa, ruh olmadan da beyin
bir i$e yaramaz ve akil meydana gelemez.
Simdi burda "ruh nedir" diye sorulacaktir. Bu sorunun en
kisa ve en dogru cevabi ise: "Ruh, Yaratan'in emrindendir"
dir. Bunun ne oldugu ise $u misalle kolayca anlasilabilir.
Bir makinanin calismasi icin dügmesine basmak, o maki-
naya verilmis bir "emir"dir. Yani sizin dügmeye basmaniz
bir "ruh" olur, o makinayi calistirir. Sizin emriniz olmadik-
ca yani o makinanin dügmesine basmadikca ve daha önce
gerekli program verilmedikce o makina calismaz. Bu maki-
nanin yerine insana benzetilmis bir robot da konulabilir. I$-
te insan vücudu da bir robot gibidir. Ancak Yaratici'sinin
emriyle harekete gecebilir. Demek ruh, "Yaratan'in Emri"
dir. Bu Tanrisal EMR'in fiilleriyle yazilmis ve doldurulmus
bilincsel ve i$iksal hali olan ruh olmadan, beyin faaliyet
gösteremez, akil meydana gelemez. Demek beyin ve be-
den ruha baglidir. Ruh da, Yaratici'yi gerektirir. Yaratici'ya
da, yaraticiligi ve yöneticiligi olan Tanri denir. Biz Kur'anist-
ler de, oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya "ALLAH" deriz.
Allah ise, Kendinden baska tanri olmayan her seyin yara-
ticisi, ya$aticisi ve yöneticisi olan en yüce ZAT'tir.
(Ruh ile ilgili olarak, daha önce yayinlamis oldugumuz
RUHNAME'de tafsilatli bilgi bulabilirsiniz. Google'de ara-
nabilir: Ruhname/Kuranisthaber.)
Not 1: Makinanin dügmesine basmak, en basit emir sekli-
dir. Bir de sesli ve sözlü ve i$insal ve i$iksal emirler var-
dir. I$te insan ruhu da en yüksek emir sekli olan sesli ve
sözlü, i$insal ve i$iksal emirlerdendir. Bu sözlü ve i$iksal
emirde insanin muhtac oldugu bütün fiiller yüce Yaratici
tarafindan kaydedilmistir. Yani ruh, "bos bir sayfa" degil-
dir. Belki fiillerle programlanmis hareket ettirici i$iksal ve
bilincli yasal bir güc'tür. Demek ruh, "insan bedeninde ko-
nusan kisi ve yönetici kuvvet" oluyor.
Ruh bedene, ana rahminde insanin yaratilisi tamamlandik-
tan sonra ve tam beden harekete muhtac oldugu bir zaman-
da üflenir. Yani dördüncü ayda ruh bedene girer. Demek ruh
ayridir, can ayridir, akil ayridir. Beden ruhsuz da ya$ayabilir.
Fakat bu ya$ayis, dI$ hareketleri olmayan bitkisel bir hayat
olur. I$te insan bedeninin ana rahmindeki ilk dört ayi bitki-
sel hayat olarak gecer. Demek insan bedenindeki biyolojik
faaliyete de "can" denir. Demek cansiz ya$anmaz. Ruhsuz
beden de insan olamaz.
Not 2: Maddedeki hareketin maddeye nasil geldiginin sorul-
masi da lâzim. Cünkü dI$taki isinin artip eksilmesiyle mad-
dedeki hareket de hizlanip yavasliyor. Bu da gösteriyor ki,
hareket, dI$ tesirlerin etkisiyle meydana gelen bir olaydir ve
acikca Yaratan'i bildiriyor. Belki dI$ enerji ve itim-cekim de
olmasa, maddede "hareket" diye birsey kalmayacak ve mad-
de bütünlügünü kaybedip yok olacak. DI$ tesirlere bu kadar
bagimli olan maddenin bu edilgen hali gösteriyor ki; madde,
Yaratan'siz madde olamaz. Kendi ba$ina hic bir i$e yaramaz
ve hic birsey yapamaz.
Maddenin yaratici olabilmesi icin, ya maddenin her atomun-
da bütün kâinati yaratabilecek görgü, bilgi ve kabiliyet olmali
-eger kâinat yoktan yaratilacaksa-, ya da her atom bütün kâ-
inat ve kâinatlilari ya$atip yönetebilecek bir güc ve iktidara
sahip olmali -eger kâinat ezelden beri varsa-.
Madde ve enerjideki degisim ve dönüsüm ve kâinattaki do-
gum ve ölümler göstermektedir ki, kâinat ezelî degildir. E-
ger ezelî olsaydi, dogum ve ölümler, degisim ve dönüsüm-
ler olmaz, hersey sabit kalir ve hersey birsey olurdu; mad-
de bölünmez, atom parcalanmazdi. Yani madde kendini
yaratik yapmazdi. Cünkü Yaratici, yaratik olamaz ve ezelî
bir Yaratici kendini yaratik yapmaz. Bu halde ise ne kâinat
ortaya cikabilirdi, ne de kâinatlilardan söz edilebilirdi. Orta-
da sadece madde toplamindan ibaret kapsanamayacak
büyüklükte koskocaman bir put bulunurdu. Ortada madde
toplamindan ibaret bir put yerine sanatli ve i$leyen bir kâi-
nat bulunduguna göre, kâinat ezelî degildir ve kâinat, Tanri
ve Tanri, kâinat olamaz. Eger bir yildiz dogup ölüyorsa, kâi-
nat da dogumlu ve ölümlü demektir. Cünkü kâinat bir yildiz-
lar ve galaksiler toplulugudur. Parcasinda dogumluluk ve
ölümlülük olanin, bütünlügünde de dogumluluk ve ölümlülük
var demektir. Dogumlulugu ve ölümlülügü olanin ise ezeliyeti,
yani herseyden önceligi olamaz. Ezeliyeti ve ebediyeti olma-
yan da, Yaratici olamaz. Demek gercek Yaratici her seyin
öncesinde ve ötesindedir ve varligi maddeden degildir.
Bir baba, anne karnindaki cocugun "öncesinde" ve "ötesin-
de"dir. Cünkü bir baba olmadan veya babanin yerinde bir
Yaratici bulunmadan o cocuk var olamaz. Simdi anne kar-
nindaki o cocuga, akilli farzedilip denilse: "Senin öncende
ve ötende bir baba var, fakat sen onu göremezsin". O co-
cuk da babasini görmedigi icin inkâr etse, hata etmis ola-
cak; verilen habere inandiginda ise, isabet etmis olacaktir.
Ve cocuk anne karnindan ciktiktan sonra inancinin veya
inkârinin meyvesini görecek, babasina kavusacaktir.
I$te dünya karninda olan insanlar da, anne karnindaki co-
cuk gibi herseyin öncesinde ve ötesinde olan Yaratan'i gö-
remiyecek durumdadir. Bu durumda olanlarin Yaratan'i in-
kârlari hata, Elciler vasitasiyla getirilen habere inanmalari
ise isabettir. Dünya karnindaki insanlar, inanc ve inkârlari-
nin karsiligini ancak dünya karnindan cikip ötedünyaya
gectikten sonra göreceklerdir.
Görünmeze inanmayip her seyin kendi kendine olup bitti-
gini sanan kimsenin misali bir de $una benzer: Uygar bir
dünyanin halinden habersiz vah$î ve ilkel bir adam ilk defa
medenî ve uygar bir $ehre girer. Bakar ki, etrafinda dönüp
dolasan uzaktan kumandali gemiler, ucaklar ve otomobiller
var. Uzaktan kumandanin ne oldugunu bilmediginden ve o
araclarin icinde herhangi bir kimse bulunmadigindan, bütün
araclarin "kendi kendine olustugunu" ve "kendi kendine dö-
nüp dolastigi"ni sanir, vah$ete düser!
Demek madde ve kâinatin "ötesi" vardir ve bu ötede salta-
natiyla beraber bir Yaratici bulunmaktadir. Hicbirisini insan-
larin yapmadigi kâinatin varligi ve kâinattaki yaratis ve yö-
netisler de bunu acikca gösterir ve isbat eder. Fakat madde
ve kâinatin ötesi maddeden degildir. Maddesel kâinatin ön-
cesinde ve ötesinde Allah ve saltanati bulunmaktadir. Bu
Ilâhî Saltanat ülkesine girip görebilmek icin yüce ruh ve
melekler gibi incelmek gerek. I$te bu inceligi ve yüceligi
kazanmis olan Hz. Muhammed, Ilâhî bir dâvet neticesi
"Mirac Olayi"yla bu Ilâhî Saltanat Ülkesi'ne girebilmis ve
yüce Yaratan'iyla görüsebilmistir.
(Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLAMASI 2"
yle devam edecektir, bekleyiniz.)
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kuranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
Freitag, 6. März 2009
Donnerstag, 5. März 2009
KADININ DÖVÜLMESİ HAKKINDA BİR TARTIŞMA VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NA UYARI
KADININ DÖVÜLMESI HAKKINDA BIR TARTISMA VE
DIYANET ISLERI BASKANLIGI'NA UYARI
(Bu bildiride, yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.
org sitesinde bir ateistle kadinin dövülmesiyle ilgili yap-
tigi bir tartismayi ve Diyanet'e yaptigi uyarisini okuyacak-
siniz.)
Tuncay Bey,
"Kadinin dövülmesi"yle ilgili olarak sunlari söylemekte
fayda görüyorum:
(Eger Kur'anin, suclu ve isyankâr kadini dövme izni ver-
mis olmasi sizin hosunuza gitmediyse), siz kadini döv-
meyin. Eger dövmek zorunda kalirsaniz, adaletli olun.
Bir-kac tokatla halledilecek bir meseleyi, "kadin dövme-
yeyim" diye, bosanmakla sonuclandirmayin. Cünkü
kücük meseleler yüzünden bir kadini bosamak, ona
atilacak bir-kac tokattan daha agir bir dayaktir. Kadina
atilan haksiz dayak ise, zulümdür!
Her kadin bir degildir. Bazi kadinlar nazik ve lâtiftir. Bir
suc i$lediklerinde onlara küsmek veya azarlamak yeter-
li olabilir. Ama bazi kadinlar da, kaba ve $ahindir; kocala-
riyla dövüsmek ve bogusmak ve onlara hükmetmek ister-
ler. (Bizim hosumuza gitsin-gitmesin) bu tür kadinlar koca
dayagindan hoslanmaktadir. Karisina dayak atamayan er-
kekleri de "erkek" saymazlar. Böyle bir kadin karsisinda
erkek pasif kalirsa, o erkek karisinin hükmü altina girer.
Yani kadin erkek olur, erkek de kadin olur. Böylece
rolleri de tersine döner. Buna benzer bir durumla karsila-
san erkek de, gercek rolünü kaybetmemek icin karisini
dövmek zorunda kalabilir.
Demek kadin ve erkek hakkinda konusabilmek icin ruhun
kanunlarini ve kadin ve erkegin yaratilisini iyi tanimak ge-
rekiyor. Bu tanima olmadan dünyaya düzen vermeye kal-
karsak, iyi bir düzen kuramayiz. Kurulu düzeni de bozmus
oluruz. Anlamaliyiz ki, bu i$ler bizim keyfimize göre dön-
müyor. Keyfimizi birakmak zorundayiz.
Dolayisiyla ben, Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin dövül-
sine verdigi izinde bir haksizlik ve adaletsizlik göremiyorum.
Ama beni sorarsaniz, ben (bazi kadinlarin "sen de erkek
misin be!" diyecegini bilsem de) kadin dövmekten hoslan-
miyorum. Ne yapayim, bu da benim yaratilisim!
Ayrica biz Kur'anlilarin, (sizi kinamak icin söylemiyorum)
Allah'a inanmayanlari en büyük "orta cag karanligi" icinde
gördügümüzü de bilmenizi istiyorum.
Hüseyin Avdic
***
Tuncay Bey,
Kadinin dövülmesiyle ilgili olarak; "tokatsız ve boşanma-
sız bir terslik düzeltilemez mi?" diyorsunuz. Düzeltilebilir
elbette. Fakat bütün erkekleri ayni seviyede görmemek
gerekir. Bütün erkekler sizin gibi olgun ve anlayisli olsay-
di, mesele kalmazdi. Fakat ne yaparsiniz ki, hayatin ger-
cekleri sizin istediginiz gibi olamiyor. "Siz Allah'tan daha
adaletli olamazsiniz" diyecegim ama, yine Allah'a inanma-
yan bir kimseden, Allah'in adaletini kabul etmesini bekle-
yemeyiz. Sonucta: "Allah'a inanmayanlarla dinin esaslari
altindaki konularin tartisilmasinin dogru olmadigi" fikrim,
hakli cikti!
Neyse, zorla inandirmaya gücümüz yok. Biz Kur'anlilara
düsen, bildigimiz gercegi aktarmaya calismaktir. Gerisi,
sizi (inanmadiginiz) Yaratan'a kalmistir. InsaAllah günün
birinde Ilâhî aydinliga erersiniz.
Hüseyin Avdic
***
ALLAH KADININ DÖVÜLMESINE IZIN
VERMEMIS OLSAYDI NE OLURDU?
Eger Allah, kadinin dövülmesine izin vermek yerine:
"Onlari dövmeyin" demis olsaydi ne olurdu?
Olacak olan $uydu: Erkegin elinden cok önemli bir sila-
hi alinmis ve erkegin reisligine darbe vurulmus olurdu.
Fakat bu durumda küsmek ve ögüt vermekle karilarini
yola getiremiyecek olan bazi erkekler, dayak atamamak
yüzünden onlari bosamak zorunda kalacaklardi. Bu du-
rumda kadin, yiyecegi dayaktan daha fazla zarara ugra-
mis olacakti. Aile kurumu da, suclulara ceza kesemeyen
bir devletin yikilisa ugramasi gibi, varligini koruyamaya-
cakti.
Bu sonuctan anliyoruz ki; Allah, hakli erkege itaatsiz kari-
sini dövme izni vermekle bir haksizlik ve adaletsizlik et-
memis, onun aile reisligini ve aile kurumunu yikilistan ko-
rumaya calismistir.
Eger bütün kadinlar itaatli varliklar olsaydi, o zaman Al-
lah'in erkege dövme izni vermesine gerek kalmazdi. Al-
lah onlarin yaratilisinda bulunanlari daha iyi bildigi icin er-
kege dövme izni vermistir. Bununla birlikte Allah; "karila-
rinizi dövmeyin" demis olsaydi bile bazi erkekler karilarini
yine döveceklerdi. Itaatsiz kadinlar da dayak yemeye de-
vam edeceklerdi. Cünkü, suc cezasiz kalmaz. Bazi erkek-
ler de zalimdir veya zulmetmekten lezzet alir. Dolayisiyla
masum kadin, zalim kocasindan; itaatsiz kadin da hakli
erkeginden dayak yemeye devam edecektir.
Hem itaatsiz bir kadin karsisinda hakli bir erkek, kadini
dövmemek yerine hemen bosanmaya gitmez. Cünkü ka-
din bosamak, ona pahaliya malolur. Cünkü o kadini alir-
ken ona bir ton masraf yapmistir ve cocuklari da varsa,
sevdigi cocuklarindan ayrilmak istemez. Bu yüzden de
erkek, dayak atmayi, bosamaktan ucuz bulur. Demek,
bazi itaatsiz kadinlarin dayaktan kurtulusu yok gibidir...
Bizim yapabilecegimiz tek sey; Allah'i elestirmek veya
Kur'an ayetlerini degistirmek yerine, kadin ve erkegi hak-
ka ve adalete dâvet etmek ve masum erkek ve kadinlari
da, zalim kadin ve erkeklerden korumaya calismak
olacaktir.
Allah'tan, kadin ve erkegin yaratilisina zit emirler bekleye-
meyiz ve beklememeliyiz.
Unutmayalim: Allah insanliga zulmü degil, adaleti emretmis-
tir. Ateistlerin keyfine ve insanligin kisa aklina göre bir dün-
ya kurulmaz. Dünya ancak; dogru ve isabetli akil, isbatlan-
mis bilim ve hakli adalet üzerine kurulabilir.
Hüseyin Avdic
***
DIYANET ISLERI BASKANI'NA UYARI
Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin kocasi tarafindan
dövülmesi icin vermis oldugu izin, günümüz Avrupasinda
ve Avrupalilasmis Türkiye'sinde hos karsilanmamakta ve
sirf bu gibi konular sebebiyle bütün Islâmiyetin karalan-
masina sebep olmakta veya olabilmektedir.
Iyi, bilgili ve medenî bir adam, pespaye bir kiliga sokuldu-
gunda onu tanimayanlar tarafindan nasil hürmet görmezse,
dünyanin en kiymetli mücevheri hükmünde olan Islâmiyet'in
de rezil bir kiyafete büründürülmesi halinde ayni hürmetsiz-
lige ugramasi kacinilmaz olacaktir ve olmaktadir.
Islâmiyet'e karsi yapilmakta olan bu haksiz durumu orta-
dan kaldirabilmek ve ugradigi saygisizliktan kurtarabilmek
icin, camide okunacak hutbe ve vaazlarda, hoca ve imam-
larimizin, Kur'anin verdigi dövme iznini nazara vermek yeri-
ne, "Peygamberimizin, karilarini hic dövmedigi"ni nazara
vermeleri daha isabetli olacaktir. Cünkü günümüzde Kur'
anin verdigi kadini dövme iznini kötüye kullanabilecek pek
cok erkek bulunabilir. Böyle erkeklere malzeme vermemek
icin de, "her dogruyu heryerde söylemek dogru degildir"
kaidesince Kur'anin verdigi izin yerine Peygamber(sav)in
tavrinin anlatilmasi, daha iyi olur düsüncesindeyiz.
Bu durum, bütün cami hocasi ve imamlariniza iletilmelidir.
Gönderen: Avrupa Muranistleri
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mart ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakki koruma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
DIYANET ISLERI BASKANLIGI'NA UYARI
(Bu bildiride, yazarimiz Hüseyin Avdic'in, mustafaakyol.
org sitesinde bir ateistle kadinin dövülmesiyle ilgili yap-
tigi bir tartismayi ve Diyanet'e yaptigi uyarisini okuyacak-
siniz.)
Tuncay Bey,
"Kadinin dövülmesi"yle ilgili olarak sunlari söylemekte
fayda görüyorum:
(Eger Kur'anin, suclu ve isyankâr kadini dövme izni ver-
mis olmasi sizin hosunuza gitmediyse), siz kadini döv-
meyin. Eger dövmek zorunda kalirsaniz, adaletli olun.
Bir-kac tokatla halledilecek bir meseleyi, "kadin dövme-
yeyim" diye, bosanmakla sonuclandirmayin. Cünkü
kücük meseleler yüzünden bir kadini bosamak, ona
atilacak bir-kac tokattan daha agir bir dayaktir. Kadina
atilan haksiz dayak ise, zulümdür!
Her kadin bir degildir. Bazi kadinlar nazik ve lâtiftir. Bir
suc i$lediklerinde onlara küsmek veya azarlamak yeter-
li olabilir. Ama bazi kadinlar da, kaba ve $ahindir; kocala-
riyla dövüsmek ve bogusmak ve onlara hükmetmek ister-
ler. (Bizim hosumuza gitsin-gitmesin) bu tür kadinlar koca
dayagindan hoslanmaktadir. Karisina dayak atamayan er-
kekleri de "erkek" saymazlar. Böyle bir kadin karsisinda
erkek pasif kalirsa, o erkek karisinin hükmü altina girer.
Yani kadin erkek olur, erkek de kadin olur. Böylece
rolleri de tersine döner. Buna benzer bir durumla karsila-
san erkek de, gercek rolünü kaybetmemek icin karisini
dövmek zorunda kalabilir.
Demek kadin ve erkek hakkinda konusabilmek icin ruhun
kanunlarini ve kadin ve erkegin yaratilisini iyi tanimak ge-
rekiyor. Bu tanima olmadan dünyaya düzen vermeye kal-
karsak, iyi bir düzen kuramayiz. Kurulu düzeni de bozmus
oluruz. Anlamaliyiz ki, bu i$ler bizim keyfimize göre dön-
müyor. Keyfimizi birakmak zorundayiz.
Dolayisiyla ben, Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin dövül-
sine verdigi izinde bir haksizlik ve adaletsizlik göremiyorum.
Ama beni sorarsaniz, ben (bazi kadinlarin "sen de erkek
misin be!" diyecegini bilsem de) kadin dövmekten hoslan-
miyorum. Ne yapayim, bu da benim yaratilisim!
Ayrica biz Kur'anlilarin, (sizi kinamak icin söylemiyorum)
Allah'a inanmayanlari en büyük "orta cag karanligi" icinde
gördügümüzü de bilmenizi istiyorum.
Hüseyin Avdic
***
Tuncay Bey,
Kadinin dövülmesiyle ilgili olarak; "tokatsız ve boşanma-
sız bir terslik düzeltilemez mi?" diyorsunuz. Düzeltilebilir
elbette. Fakat bütün erkekleri ayni seviyede görmemek
gerekir. Bütün erkekler sizin gibi olgun ve anlayisli olsay-
di, mesele kalmazdi. Fakat ne yaparsiniz ki, hayatin ger-
cekleri sizin istediginiz gibi olamiyor. "Siz Allah'tan daha
adaletli olamazsiniz" diyecegim ama, yine Allah'a inanma-
yan bir kimseden, Allah'in adaletini kabul etmesini bekle-
yemeyiz. Sonucta: "Allah'a inanmayanlarla dinin esaslari
altindaki konularin tartisilmasinin dogru olmadigi" fikrim,
hakli cikti!
Neyse, zorla inandirmaya gücümüz yok. Biz Kur'anlilara
düsen, bildigimiz gercegi aktarmaya calismaktir. Gerisi,
sizi (inanmadiginiz) Yaratan'a kalmistir. InsaAllah günün
birinde Ilâhî aydinliga erersiniz.
Hüseyin Avdic
***
ALLAH KADININ DÖVÜLMESINE IZIN
VERMEMIS OLSAYDI NE OLURDU?
Eger Allah, kadinin dövülmesine izin vermek yerine:
"Onlari dövmeyin" demis olsaydi ne olurdu?
Olacak olan $uydu: Erkegin elinden cok önemli bir sila-
hi alinmis ve erkegin reisligine darbe vurulmus olurdu.
Fakat bu durumda küsmek ve ögüt vermekle karilarini
yola getiremiyecek olan bazi erkekler, dayak atamamak
yüzünden onlari bosamak zorunda kalacaklardi. Bu du-
rumda kadin, yiyecegi dayaktan daha fazla zarara ugra-
mis olacakti. Aile kurumu da, suclulara ceza kesemeyen
bir devletin yikilisa ugramasi gibi, varligini koruyamaya-
cakti.
Bu sonuctan anliyoruz ki; Allah, hakli erkege itaatsiz kari-
sini dövme izni vermekle bir haksizlik ve adaletsizlik et-
memis, onun aile reisligini ve aile kurumunu yikilistan ko-
rumaya calismistir.
Eger bütün kadinlar itaatli varliklar olsaydi, o zaman Al-
lah'in erkege dövme izni vermesine gerek kalmazdi. Al-
lah onlarin yaratilisinda bulunanlari daha iyi bildigi icin er-
kege dövme izni vermistir. Bununla birlikte Allah; "karila-
rinizi dövmeyin" demis olsaydi bile bazi erkekler karilarini
yine döveceklerdi. Itaatsiz kadinlar da dayak yemeye de-
vam edeceklerdi. Cünkü, suc cezasiz kalmaz. Bazi erkek-
ler de zalimdir veya zulmetmekten lezzet alir. Dolayisiyla
masum kadin, zalim kocasindan; itaatsiz kadin da hakli
erkeginden dayak yemeye devam edecektir.
Hem itaatsiz bir kadin karsisinda hakli bir erkek, kadini
dövmemek yerine hemen bosanmaya gitmez. Cünkü ka-
din bosamak, ona pahaliya malolur. Cünkü o kadini alir-
ken ona bir ton masraf yapmistir ve cocuklari da varsa,
sevdigi cocuklarindan ayrilmak istemez. Bu yüzden de
erkek, dayak atmayi, bosamaktan ucuz bulur. Demek,
bazi itaatsiz kadinlarin dayaktan kurtulusu yok gibidir...
Bizim yapabilecegimiz tek sey; Allah'i elestirmek veya
Kur'an ayetlerini degistirmek yerine, kadin ve erkegi hak-
ka ve adalete dâvet etmek ve masum erkek ve kadinlari
da, zalim kadin ve erkeklerden korumaya calismak
olacaktir.
Allah'tan, kadin ve erkegin yaratilisina zit emirler bekleye-
meyiz ve beklememeliyiz.
Unutmayalim: Allah insanliga zulmü degil, adaleti emretmis-
tir. Ateistlerin keyfine ve insanligin kisa aklina göre bir dün-
ya kurulmaz. Dünya ancak; dogru ve isabetli akil, isbatlan-
mis bilim ve hakli adalet üzerine kurulabilir.
Hüseyin Avdic
***
DIYANET ISLERI BASKANI'NA UYARI
Kur'anin, suclu ve isyankâr kadinin kocasi tarafindan
dövülmesi icin vermis oldugu izin, günümüz Avrupasinda
ve Avrupalilasmis Türkiye'sinde hos karsilanmamakta ve
sirf bu gibi konular sebebiyle bütün Islâmiyetin karalan-
masina sebep olmakta veya olabilmektedir.
Iyi, bilgili ve medenî bir adam, pespaye bir kiliga sokuldu-
gunda onu tanimayanlar tarafindan nasil hürmet görmezse,
dünyanin en kiymetli mücevheri hükmünde olan Islâmiyet'in
de rezil bir kiyafete büründürülmesi halinde ayni hürmetsiz-
lige ugramasi kacinilmaz olacaktir ve olmaktadir.
Islâmiyet'e karsi yapilmakta olan bu haksiz durumu orta-
dan kaldirabilmek ve ugradigi saygisizliktan kurtarabilmek
icin, camide okunacak hutbe ve vaazlarda, hoca ve imam-
larimizin, Kur'anin verdigi dövme iznini nazara vermek yeri-
ne, "Peygamberimizin, karilarini hic dövmedigi"ni nazara
vermeleri daha isabetli olacaktir. Cünkü günümüzde Kur'
anin verdigi kadini dövme iznini kötüye kullanabilecek pek
cok erkek bulunabilir. Böyle erkeklere malzeme vermemek
icin de, "her dogruyu heryerde söylemek dogru degildir"
kaidesince Kur'anin verdigi izin yerine Peygamber(sav)in
tavrinin anlatilmasi, daha iyi olur düsüncesindeyiz.
Bu durum, bütün cami hocasi ve imamlariniza iletilmelidir.
Gönderen: Avrupa Muranistleri
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Mart ba$i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama ve Hakki koruma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
M A D D E N A M E
(Bu bildiri, 1998 yilinda yayinlandi.)
MADDENAME
maddenin sahibi olan ALLAHin adiyla
Tanri'yi kabul etmeyen, maddeye tanrilik da vermeyen,
fakat maddeyi herseyin yapicisi, yaraticisi sayan ma-
teryalist felsefenin dayanak noktasini ifade eden; "her
sey olusum gücünü kendi icinde tasir ve kendikendin-
dendir" ve "madde evreni kendikendine yapmistir" ve
"evrenin yaratilisi icin akil ve amaclik sahibi olmaya
gerek yoktur" ve "maddeyi harekete sevkeden, zorun-
luk ve yasa'dir" sözlerinin cümle ve kelimeleri üzerinde
duracagiz. Bakalim hersey materyalist felsefenin dedi-
gi gibi midir, görecegiz.
Birinci cümlede "her sey olusum gücünü kendi icinde
tasir ve kendindendir" denmis. Fakat meselâ yumurtada
bir tavuk olma meyli bulunmaktadir. Fakat sadece "bu-
lunmaktadir". Yani yumurta kendi kendini yumurta yap-
mis olmadigi gibi, kendi kendini tavuk yapma kabiliyetin-
de de degildir. Yumurta tavukta imal edilmis ve yeterli
günes isisi ve hem o yumurtayi koruyacak bilgi ve ruh
sahibi bir tavuk veya tavugun yerini tutacak biri olmadan
da o yumurta civciv olamaz. Yumurta, kendi kendine
yumurta ve civciv olamazsa ve günes de ta$i veya her-
hangi bir maddeyi civciv ve yumurta yapamazsa ve ta-
vuk da günessiz tavuk olamazsa ve ayrica bütün bunla-
rin bir i$ icin bir araya gelecek akillari da yoksa, bu hal-
de maddeye yaraticilik adina ne kalir? Hic!
Madem materyalist felsefece "yaratilis icin akil ve amac-
liga gerek yok"tur, öyle ise yumurta ve günes hangi akil-
sizlik ve amacsizlikla bir araya gelip de yumurta ve civciv
olacak?! I$te burada kendini cok akilliyim zanneden ma-
teryalist felsefe, akilsizligin ta zirvesine cikmis ve o zirve-
de bütün dünyaya bilimsellik tasliyor. Onu o zirvede bira-
kip, biz de "aklin" zirvesine cikmaya ve gercek Yaratici-
mizi bilip görmeye calisalim.
Hem "olusum" bir "eylem"dir. Bu kelime kendinde, "olmak"
fiilini tasir. Meselâ "ben adam olacagim" dersin. Bu fiilde
bir "karar vermek" var. Sonra "ne olacagi"ni belirlemek var.
Sonra yani en ba$inda "kendini bilmek" var. Bütün bu fiiller,
"akilli" olanin i$idir ve muhtesem bir akli ve akilliligi gerek-
tirir. Madem akilsiz olmaz, bu halde materyalizm, ya akil-
siz maddeye akil verip aklin zivanasindan cikacak, ya da
yaraticiliktan anlayan Tanri'yi kabul edecek. (I$te bunun
icin materyalist felsefe, "yaratis icin akil gerektir" dese,
bu halde Tanri'yi kabul etmemek mümkün olmadigindan
ve maddeye de akil vermek akilsizlik olacagindan "yara-
tis icin akla gerek yok" demis ve yaratis icin gerekli olan
akil yerine -aslinda tam da akli gerektiren- akilsiz bir "de-
neme" ve "yanilma" ve bir de "zorunluk" ve "yasa"yi koy-
mus. Koymus ama, bu koyma ile en büyük akilsizligi
yapmis). Nedenini anliyorsunuz ve anlayacaksiniz. De-
vam edelim.
Hem, "olusum" icin sadece "olmak" fiili de yeterli degil.
Bir sey (yani bir "kimse" olmasi lâzim. Biz burda seyleri
de "akilli" farzediyoruz...) "ben $u olacagim" diye bir ka-
rar verdigi zaman, o olunacak sey icin gerekli yaraticili-
ga da sahip olmak lâzimdir. Bu da -eger olusum bütün
evren capinda olacaksa (böyle olmasi lâzim: Cünkü her-
sey birbiriyle baglidir, birbirinden bagimsiz olmaz-) bu
halde nihayetsiz bir bilgi, secki, istenc yani irade ve ih-
tiyar'i da gerektirir. Bu fiiller de daha baska fiilleri gerek-
tirir. Eger simdi gözle görülmeyen, fakat eserleriyle ve
Elcileriyle varligi anlasilan yaratici bir Tanri yoksa, bütün
bu fiiller, -herseyi kendikendine olusturdugu iddia edilen-
akilsiz maddenin neresindedir? (Elbette hic bir yerinde
degil. Hepsi onun "ötesinde"dir. Demek hersey "görünen-
ler"den ibaret degildir. Görünmeyen seyler ve kimseler
de vardir. I$te o fiiller sahibi görünmez Zat'a Tanri denir.
Biz Kur'anistler deO'na, "Allah" diyoruz).
Acaba olusum icin sadece hareket ve enerji yeterli midir?
Evet maddede bir hareket ve enerji var. Fakat o olusum
fiili de "yaraticiligi" gerektiriyor. Yaraticilik da -ya$aticilik
ve yöneticilik fiillerini gerektirmekten baska- kâinat capin-
da secki, istenc, bilim, kudret ve hayat sahibi olmak si-
fatlarini gerektiriyor. Yani olusum icin sadece güc ve ha-
reket yetmiyor. Yani bir de o güc ve hareketi kullanabile-
cek bir "kisilik"e gerek var. Maddede bulunan ise sadece
enerji ve hareket'tir. Yani madde, akil ve yaraticilik fiil ve
bilgisinden yoksundur. Bunlardan yoksun oldugu gibi,
kendi(!)ndeki enerji ve hareketi de kullanabilecek durum-
da degildir. DI$ tesirlerin etkisi olmasa, elindeki enerji ve
hareketi de kaybedip yokoluverecek! Bu haliyle madde,
"emre hazir bir asker" gibidir. Yani emirsiz bir i$ yapamaz,
var "Edici" olmadan var olamaz. Cünkü kendi(!)nde var
Edicilik ve Amirlik sifatlari yoktur. Maddenin bu akilsizligi
ve itaat altinda olusu sayesinde akilli insanlar ve Büyük
Yaratici, maddeyi istedikleri gibi kullanabilirler. Onu iste-
dikleri sekle sokabilirler. Ama madde kendi(!) ba$ina hic
bir sekle giremez. Cünkü akli, bilgisi; secki ve istenci
yoktur. Demek kendiligi olmayan, kendikendineligi bu-
lunmayan ve üstelik kendine bile yetmeyen maddenin
"yaraticiligi" olamaz. Demek hersey göründügü gibi de-
gildir. Görünmeyen taraflarini da görebilmek gerek.
Materyalist felsefe burada itiraz edip maddenin "deneme-
yanilma" yoluyla "kendikendine" bu evreni olusturabilece-
gini ileri sürebilir. Birkere maddenin kendikendineligi ola-
mayacagini gördük. Sonra "deneme" ve "yanilma" bir
"fiil"dir. Önce bu fiillere "sahip olmak" lâzim. Sonra bu
fiilleri kullanabilmek icin deneme ve yanilma'nin "ne ol-
dugu"nu "bilmek" lâzim.Bundan sonra secki ve istenc
sahibi olmak lâzim. Sonra "amaclik" sahibi olmak lâzim.
Yani bir denemeyi "nicin" yapacak, "hedefi" nedir? Sonra
"yanildigini" nasil bilecek de kendi(!)sini "dogruya" yönel-
tecek? I$te bütün bunlar "bilme"yi gerektirir. Bilmek de,
"akli" gerektirir. Akil da "ruh"u gerektirir. Maddede ise
ruh ve akil yoktur. Demek madde, "olusum" sahibi ola-
maz. Kendikendine bir i$ yapamaz. Bir i$ yapamazsa,
kendikendineligi olamaz. Kâinati ku$atan bir kendiken-
dineligi olamazsa, Yaratici olamaz. Madem madde ya-
ratici olamaz; o halde yaratan, ya$atan ve yöneten ancak
Tanri'dir, Tanri'dan baskasi olamaz.
Hem, bir seyin "sahibi" olmak, akilli olanlarin i$idir. Mad-
denin ise akli olmadigindan "kendikendineligi" de yoktur.
Cünkü "kendi" olmak, akilli ve ruhlu olmaktir. "Kendiken-
dine" olmak ise, "bagimsiz" olmaktir. Akli ve egemenligi
olmayanin bagimsizligindan nasil söz edilebilir? Bütün
kâinattan bagimsiz olmayan nasil Yaratici olabilir! Yani
kâinat Yaratan'a bagimlidir, fakat Yaratici kâinata bagim-
li olmaz. Görünüste bitkiler ve hayvanlar ve insanlar ba-
gimsiz ve kendikendine görünür. Fakat esasta bitkiler
ve hayvanlar insanlara, insanlar da kendi a$agisindaki-
lerle beraber Yaratan'a bagimlidirlar. Onlara hükmeden,
akilsiz ve ruhsuz madde degil, fiiller sahibi yüce Tanri'
dir.
Sonra maddede hareket hangi "zorunluluk"la basladi?
Bu zorunluluk ya dI$ tesirlerin zorlamasidir, bu halde
madde dI$ tesirlere karsi caresiz kalan bir acizdir; bu
acizlik ise maddenin -onda var zannedilen- kendikendi-
neligine zittir. Bu zitlik ise maddede kendikendinelik
birakmaz; onu esirlige sokar, emirlere tutsak eder. Ya
da, maddedeki bu zorunluk kendindendir. Bu halde
madde ya bir amacla bu zorunluga giriyor, bu ise akil-
liligi gerektirir; ya da hic bir amaci yoktur. Fakat bu a-
macsizlik da akilsiz olamaz. Ve amacsiz bir zorunluga
girmek -fakat amaclica i$ler yapmak- sacmaliktir. Fakat
kâinat ve evrendeki bütün bu amaclica olus bitislerin
sacmalikla bir ilgisi ve iliskisi olmadigindan madde,
"emir altinda" demektir. Emir altinda olus ise, "yasa"yi
gerektirir ve yasa'dan kaynaklanir. Yasa ise, "akil" ve
"iktidar" i$idir. Maddede akil ve iktidar olmadigindan
bütün i$ ve oluslar, amaclik sahibi tek Tanri'ya kalir. Ya-
ratisin gercek sahibi de O'dur. O'ndan baskasinin ola-
maz. Yani kâinat ve evreni yaratip ya$atacak ve yönete-
cek bilgi, güc ve iktidara sahip olmayanlar, yarati$a sa-
hip cikamazlar. Zaten simdiye kadar Tanri'dan baska
hic bir kimseden ve hic bir seyden kâinatin sahibi olduk-
larina dair bir haber cikmamistir ve cikamaz.
Demek madde, evrenin "yapicisi" olamaz. Cünkü yapi-
cilik icin gerekli bilgi ve fiillere sahip degildir. Elinde bu-
lunan sadece enerji ve hareket'tir. Akilsiz bir enerji ve
hareket de yaratici olamaz. Madem madde yaratici ola-
miyor, öyle ise madde yaratisin "sahibi" degil, "malze-
mesi"dir. Yani madde ya Yaratici'dir, ya da yaratik ve
malzeme'dir. Yaratici olamadigina ve olamayacagina
göre, maddenin bir "malzeme" oldugu ortaya cikar. Mal-
zeme ise ya sahiplidir, ya sahipsiz. Kâinat bir yaratis ve
ya$atis ve yönetise sahne olduguna göre madde sahip-
siz olamaz. O halde kâinatin yapilisinda malzeme ola-
rak kullanilan madde, Allah'in "serveti"dir. Böylece mad-
de lâyik oldugu gercek mevkiine oturtulmus olur. Onu bu
yerinden kaldirip Tanri'nin yerine oturtacak olanlar hem
dehsetli bir akilsizlik, hem de affedilmez bir cinayet i$le-
mis olurlar.
Demek materyalistler artik bundan sonra ancak akilsizlik
ve zulmü secmekle "materyalist" kalabilirlar. Eserleriyle
fiillerini gösteren, fakat ki$iligini sayginlik geregi olarak
gizleyen gözle görünmez Tanri'yi secmek ise, en büyük
akilliliktir. Hem en büyük Hak ve Adalet'tir. Bütün mesele,
"inanmak" ya da "inanmamak" noktasinda dügümleniyor.
Gercek ortaya ciktiktan sonra gercege inanmamak en
büyük zulümdür! Tanri'yi secen ve yaratisi O'na birakan,
nihayetsiz zulüm ve sapikliklardan kurtulmus olur. Herkes
istedigine inanmakta serbesttir. Fakat herkes inandigin-
dan sorumlu tutulacak ve Yaratan'ina hesap verecektir.
Ve zalimler azaba, zulümsüzler de saadete sevkedilecek-
tir. Kimsenin zulmü yanina kâr kalmayacak ve adalet ye-
rini bulacaktir. Dogmamaya gücü yetmemis olanin, diril-
memege de gücü yoktur. Ölmemeye gücü yetmeyenin
de, Ötedünya'dan kurtulusu yoktur. Ölmemeye ve dogma-
maya gücü yetmeyenlerin, Ötedünya'yi ve yeniden diril-
meyi inkâr etmeleri ise, bo$ ve anlamsizdir.
Simdiye kadar gercegi ortaya cikarmak icin hep akli i$-
lettik. Simdi biraz da aklin tamamlayicisi olan kalbi i$le-
telim ve kalbin i$igi olan dinin sözlerini dinleyelim. Yirmi-
birinci asrin Tanri elcisi Kur'anizm, Tanri'nin söyletmesiy-
le ve O'ndan aldigi i$ikla der: Ey insanlar! Tanri'ya inani-
niz. Sizin yüce Tanri'dan baska tanriniz yoktur. Kurtulus,
O'na inanctadir. Inancsizlikta ve inkârcilikta kurtulus yok-
tur. Sizler, madde ile yaratildiniz, fakat sizi yaratan, mad-
de degil Tanri'dir; yani kendinden baska tanri olmayan
yüce Allah'tir. O Allah ki, her seyin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisi olmakla her seyin ötesinde ve üstündedir.
O, yarattiklarina benzemez. Benzemedigi ve varligi da
maddeden olmadigi ve bakilamayacak kadar cok siddet-
li bir i$iga sahip oldugu icin görünmez. O; ruh, hayat, i$ik
ve enerji sahibi görünmez bir varliga sahip olup her seyi
gören, bilen, duyan'dir. Bu dünyada hersey görünenler-
den ibaret degildir. Görmediginiz pek cok sey vardir ki,
görmediginiz halde onlara inanmak mecburiyetinde ka-
lirsiniz. I$te Tanri da, o görünmeyenlerin en büyügü ve
varligi en kesin olanidir. Var olmak icin görünür olmak
sart olmadigi gibi, inanmak icin de varligini görmek sart
degildir. Bütün bu kâinatta olup bitenler maddenin eser-
leri olamayacagi ve olamadigina göre elbette bütün bun-
larin Tanri'ya ait i$ler olmasi zorunlu ve kesindir. Demek
O, eserleriyle yani "fiil failsiz olmaz" gercegiyle Kendini
apacik göstermekte ve bu göstericiligini de Elcileriyle
bildirmektedir. Eger O, bir basbakan gibi ortalikta do-
lassaydi, inkâra careniz kalmayacakti. I$te o zaman
O'na inanmanin ve O'na dâvet etmenin de bir anlami ol-
mazdi. Demek Tanri'ya inancin kiymeti, O'na görmeden
inanmaktir. O, inanmak isteyen kalplere hemen görünür.
Ama inanmak istemeyenlere görünmek yoktur.
Ey insanlar! Oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya inaniniz.
Sizin insan olusunuz bunu gerektirdigi gibi, insanlasma-
niz da bu inanciniza baglidir. Bu inanc da ancak O'nun
ceza ve mükâfat vericiligini kabul etmekle inanc olur. Tan-
risal ceza ve mükâfati kabul etmek, sorumluluk almak
demektir. Toplumsal ya$aminiz da ancak Tanrisal So-
rumluluk'u yüklenmek ve kabul etmekle bir düzen kaza-
nabilir. Yoksa bu sorumlulugu tanimayan ve ta$imayan-
larin kuracaklari düzenler temelsiz, degersiz ve dayanak-
siz kalir; me$ruluk ve gecerlik kazanamaz. Öyle ise her-
seyden önce Tanrisal Sorumluluk'u bilmek ve kabul et-
mek zorundayiz. Tanrisal Sorumlulugun esasi ise: Hak
ve Adalet ve Namus'tur. Bu üc sorumlulugu yüklenmek
de; Hakli, Adaletli ve Namuslu olmayi gerektirir.
Ey insanlar! Size fayda ve zarar veremiyecek seyleri
tanri tutmayiniz. Madde ve sebepler, size fayda ve za-
rar verebilecek seyler degildir. Yani onlar yaratisin sa-
hibi olmadiklari gibi, yaratici olduklarina dair bir bilgi
verebilecek durumda da degillerdir. Bazi kimselerin ken-
di akillarina dayanarak onlari yarartici yerine koymasi,
zan ve iddiadan öteye gecemiyecek sapikliklardir. Mad-
de, sebepler ve doga; yaratisin sahibi degil, ancak "se-
bebi" olabilirler. Sebepler ise, Tanrisal sayginligin bir
"perdesi"dirler. Bunun böyle oldugunu da, bu evrenin
gercek sahibi olan ogulsuz ve ortaksiz tek Tanri'dan
haber aliyoruz. Cünkü O, yarattigi insanlari bilgisiz bi-
rakmaz. Göndermis oldugu Elci ve Kitaplar'la insanlari
bilgisizlik karanliklarindan kurtarir. Elcileri dinleyenler
de, karanliktan kurtulur, aydinliga ererler.
Ey insanlar! Doga, madde ve sebeplere yaraticilik ver-
mek, her seyi hiclige düsürmek ve dönüstürmek demek-
tir. Cünkü onlar sizin ihtiyaclariniza cevap veremezler.
Sizin de öyle büyük bir ihtiyaciniz var ki, onu ancak bu
evren ve kâinati yapan, ya$atan ve yöneten Zat verebi-
lir. Ondan baskalari veremez. O ihtiyac ise, ebedî ya-
$ama ve sonsuz mutluluktur ki, bu ihtiyaciniz karsilan-
madikca $u güzel dünya hayatiniz anlam bulmayacak
ve öldürülemeyen ölüm karsisinda bütün kazandiginiz
güzellikler hiclige düsecektir. Sizi bu dehsetli düsüs-
ten kurtaracak olan ise ancak Ötedünya Inaci'dir. Bu
dünyayi kurmus olan, baska dünyalari da kurabilir ve
kuracaktir ve buna söz vermistir. Söz verdigi ve böyle
gerektigi icin bu dünyayi yikip baska bir dünyayi kura-
cak ve sizleri ölümünüzden sonra dirilterek, Ötedünya'
nin lâyik oldugunuz makamlarina yerlestirecektir.
Ey inasanlar! Bu haber, sizi ebedî ölüm ve yok oluslar-
dan kurtaracak öyle yüksek ve müjdeli bir haberdir ki;
hic bir haber, bu haberin yerini tutamaz. Öyle ise bu
haberin getirdigi mutlulugu kazanmaya calisiniz. Bunu
kazanmanin caresi de, bu kâinatin tek ve ortaksiz Sa-
hibi'ni tanimak ve O'na baglanmak ve bu baglanc ve i-
nanc icinde Haklica, Adaletlice ve Namusluca bir düzen
ve hayt kurup iyilikcilik icinde ya$amak ve yardimlas-
maktir. I$te dünyada yapacaginiz en önemli i$ budur ve
bu i$i gerceklestirmek icin burada bulunmaktasiniz. U-
nutmayiniz! Bu dünya sahipsiz olmadigi gibi, ba$ibos
da birakilmis degildir. Ve sizler de ebediyen burada ka-
lacak degilsiniz. Yaraticiniz herseyi gözetmekte ve he-
sap tutmaktadir. Ve kisa bir müddet sonra O'na döne-
cek ve yapacaginiz bütün haksizlik ve adaletsizlik ve
namussuzluklarinizdan mutlaka O'na hesap verecek-
siniz. Cünkü O'ndan geldiniz ve buraya bo$una getiril-
mediniz. Öyle ise iyi bir dönüs icin hazirliginizi tam ya-
piniz ve hazir olunuz. Cünkü ölüm, terminsiz gelir...
Bu bekleyis icinde, ya$amanizi saglayan tüketim mad-
deleri icin, Sahibinize gereken tesekkürü yapmayi u-
nutmayiniz. Dönüsünüz güzel olsun.
KUR'ANIST OLUN KURTULUS BULUN
Not: Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLA-
MASI 1" basligi altinda devam edecektir, bekleyiniz.
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
MADDENAME
maddenin sahibi olan ALLAHin adiyla
Tanri'yi kabul etmeyen, maddeye tanrilik da vermeyen,
fakat maddeyi herseyin yapicisi, yaraticisi sayan ma-
teryalist felsefenin dayanak noktasini ifade eden; "her
sey olusum gücünü kendi icinde tasir ve kendikendin-
dendir" ve "madde evreni kendikendine yapmistir" ve
"evrenin yaratilisi icin akil ve amaclik sahibi olmaya
gerek yoktur" ve "maddeyi harekete sevkeden, zorun-
luk ve yasa'dir" sözlerinin cümle ve kelimeleri üzerinde
duracagiz. Bakalim hersey materyalist felsefenin dedi-
gi gibi midir, görecegiz.
Birinci cümlede "her sey olusum gücünü kendi icinde
tasir ve kendindendir" denmis. Fakat meselâ yumurtada
bir tavuk olma meyli bulunmaktadir. Fakat sadece "bu-
lunmaktadir". Yani yumurta kendi kendini yumurta yap-
mis olmadigi gibi, kendi kendini tavuk yapma kabiliyetin-
de de degildir. Yumurta tavukta imal edilmis ve yeterli
günes isisi ve hem o yumurtayi koruyacak bilgi ve ruh
sahibi bir tavuk veya tavugun yerini tutacak biri olmadan
da o yumurta civciv olamaz. Yumurta, kendi kendine
yumurta ve civciv olamazsa ve günes de ta$i veya her-
hangi bir maddeyi civciv ve yumurta yapamazsa ve ta-
vuk da günessiz tavuk olamazsa ve ayrica bütün bunla-
rin bir i$ icin bir araya gelecek akillari da yoksa, bu hal-
de maddeye yaraticilik adina ne kalir? Hic!
Madem materyalist felsefece "yaratilis icin akil ve amac-
liga gerek yok"tur, öyle ise yumurta ve günes hangi akil-
sizlik ve amacsizlikla bir araya gelip de yumurta ve civciv
olacak?! I$te burada kendini cok akilliyim zanneden ma-
teryalist felsefe, akilsizligin ta zirvesine cikmis ve o zirve-
de bütün dünyaya bilimsellik tasliyor. Onu o zirvede bira-
kip, biz de "aklin" zirvesine cikmaya ve gercek Yaratici-
mizi bilip görmeye calisalim.
Hem "olusum" bir "eylem"dir. Bu kelime kendinde, "olmak"
fiilini tasir. Meselâ "ben adam olacagim" dersin. Bu fiilde
bir "karar vermek" var. Sonra "ne olacagi"ni belirlemek var.
Sonra yani en ba$inda "kendini bilmek" var. Bütün bu fiiller,
"akilli" olanin i$idir ve muhtesem bir akli ve akilliligi gerek-
tirir. Madem akilsiz olmaz, bu halde materyalizm, ya akil-
siz maddeye akil verip aklin zivanasindan cikacak, ya da
yaraticiliktan anlayan Tanri'yi kabul edecek. (I$te bunun
icin materyalist felsefe, "yaratis icin akil gerektir" dese,
bu halde Tanri'yi kabul etmemek mümkün olmadigindan
ve maddeye de akil vermek akilsizlik olacagindan "yara-
tis icin akla gerek yok" demis ve yaratis icin gerekli olan
akil yerine -aslinda tam da akli gerektiren- akilsiz bir "de-
neme" ve "yanilma" ve bir de "zorunluk" ve "yasa"yi koy-
mus. Koymus ama, bu koyma ile en büyük akilsizligi
yapmis). Nedenini anliyorsunuz ve anlayacaksiniz. De-
vam edelim.
Hem, "olusum" icin sadece "olmak" fiili de yeterli degil.
Bir sey (yani bir "kimse" olmasi lâzim. Biz burda seyleri
de "akilli" farzediyoruz...) "ben $u olacagim" diye bir ka-
rar verdigi zaman, o olunacak sey icin gerekli yaraticili-
ga da sahip olmak lâzimdir. Bu da -eger olusum bütün
evren capinda olacaksa (böyle olmasi lâzim: Cünkü her-
sey birbiriyle baglidir, birbirinden bagimsiz olmaz-) bu
halde nihayetsiz bir bilgi, secki, istenc yani irade ve ih-
tiyar'i da gerektirir. Bu fiiller de daha baska fiilleri gerek-
tirir. Eger simdi gözle görülmeyen, fakat eserleriyle ve
Elcileriyle varligi anlasilan yaratici bir Tanri yoksa, bütün
bu fiiller, -herseyi kendikendine olusturdugu iddia edilen-
akilsiz maddenin neresindedir? (Elbette hic bir yerinde
degil. Hepsi onun "ötesinde"dir. Demek hersey "görünen-
ler"den ibaret degildir. Görünmeyen seyler ve kimseler
de vardir. I$te o fiiller sahibi görünmez Zat'a Tanri denir.
Biz Kur'anistler deO'na, "Allah" diyoruz).
Acaba olusum icin sadece hareket ve enerji yeterli midir?
Evet maddede bir hareket ve enerji var. Fakat o olusum
fiili de "yaraticiligi" gerektiriyor. Yaraticilik da -ya$aticilik
ve yöneticilik fiillerini gerektirmekten baska- kâinat capin-
da secki, istenc, bilim, kudret ve hayat sahibi olmak si-
fatlarini gerektiriyor. Yani olusum icin sadece güc ve ha-
reket yetmiyor. Yani bir de o güc ve hareketi kullanabile-
cek bir "kisilik"e gerek var. Maddede bulunan ise sadece
enerji ve hareket'tir. Yani madde, akil ve yaraticilik fiil ve
bilgisinden yoksundur. Bunlardan yoksun oldugu gibi,
kendi(!)ndeki enerji ve hareketi de kullanabilecek durum-
da degildir. DI$ tesirlerin etkisi olmasa, elindeki enerji ve
hareketi de kaybedip yokoluverecek! Bu haliyle madde,
"emre hazir bir asker" gibidir. Yani emirsiz bir i$ yapamaz,
var "Edici" olmadan var olamaz. Cünkü kendi(!)nde var
Edicilik ve Amirlik sifatlari yoktur. Maddenin bu akilsizligi
ve itaat altinda olusu sayesinde akilli insanlar ve Büyük
Yaratici, maddeyi istedikleri gibi kullanabilirler. Onu iste-
dikleri sekle sokabilirler. Ama madde kendi(!) ba$ina hic
bir sekle giremez. Cünkü akli, bilgisi; secki ve istenci
yoktur. Demek kendiligi olmayan, kendikendineligi bu-
lunmayan ve üstelik kendine bile yetmeyen maddenin
"yaraticiligi" olamaz. Demek hersey göründügü gibi de-
gildir. Görünmeyen taraflarini da görebilmek gerek.
Materyalist felsefe burada itiraz edip maddenin "deneme-
yanilma" yoluyla "kendikendine" bu evreni olusturabilece-
gini ileri sürebilir. Birkere maddenin kendikendineligi ola-
mayacagini gördük. Sonra "deneme" ve "yanilma" bir
"fiil"dir. Önce bu fiillere "sahip olmak" lâzim. Sonra bu
fiilleri kullanabilmek icin deneme ve yanilma'nin "ne ol-
dugu"nu "bilmek" lâzim.Bundan sonra secki ve istenc
sahibi olmak lâzim. Sonra "amaclik" sahibi olmak lâzim.
Yani bir denemeyi "nicin" yapacak, "hedefi" nedir? Sonra
"yanildigini" nasil bilecek de kendi(!)sini "dogruya" yönel-
tecek? I$te bütün bunlar "bilme"yi gerektirir. Bilmek de,
"akli" gerektirir. Akil da "ruh"u gerektirir. Maddede ise
ruh ve akil yoktur. Demek madde, "olusum" sahibi ola-
maz. Kendikendine bir i$ yapamaz. Bir i$ yapamazsa,
kendikendineligi olamaz. Kâinati ku$atan bir kendiken-
dineligi olamazsa, Yaratici olamaz. Madem madde ya-
ratici olamaz; o halde yaratan, ya$atan ve yöneten ancak
Tanri'dir, Tanri'dan baskasi olamaz.
Hem, bir seyin "sahibi" olmak, akilli olanlarin i$idir. Mad-
denin ise akli olmadigindan "kendikendineligi" de yoktur.
Cünkü "kendi" olmak, akilli ve ruhlu olmaktir. "Kendiken-
dine" olmak ise, "bagimsiz" olmaktir. Akli ve egemenligi
olmayanin bagimsizligindan nasil söz edilebilir? Bütün
kâinattan bagimsiz olmayan nasil Yaratici olabilir! Yani
kâinat Yaratan'a bagimlidir, fakat Yaratici kâinata bagim-
li olmaz. Görünüste bitkiler ve hayvanlar ve insanlar ba-
gimsiz ve kendikendine görünür. Fakat esasta bitkiler
ve hayvanlar insanlara, insanlar da kendi a$agisindaki-
lerle beraber Yaratan'a bagimlidirlar. Onlara hükmeden,
akilsiz ve ruhsuz madde degil, fiiller sahibi yüce Tanri'
dir.
Sonra maddede hareket hangi "zorunluluk"la basladi?
Bu zorunluluk ya dI$ tesirlerin zorlamasidir, bu halde
madde dI$ tesirlere karsi caresiz kalan bir acizdir; bu
acizlik ise maddenin -onda var zannedilen- kendikendi-
neligine zittir. Bu zitlik ise maddede kendikendinelik
birakmaz; onu esirlige sokar, emirlere tutsak eder. Ya
da, maddedeki bu zorunluk kendindendir. Bu halde
madde ya bir amacla bu zorunluga giriyor, bu ise akil-
liligi gerektirir; ya da hic bir amaci yoktur. Fakat bu a-
macsizlik da akilsiz olamaz. Ve amacsiz bir zorunluga
girmek -fakat amaclica i$ler yapmak- sacmaliktir. Fakat
kâinat ve evrendeki bütün bu amaclica olus bitislerin
sacmalikla bir ilgisi ve iliskisi olmadigindan madde,
"emir altinda" demektir. Emir altinda olus ise, "yasa"yi
gerektirir ve yasa'dan kaynaklanir. Yasa ise, "akil" ve
"iktidar" i$idir. Maddede akil ve iktidar olmadigindan
bütün i$ ve oluslar, amaclik sahibi tek Tanri'ya kalir. Ya-
ratisin gercek sahibi de O'dur. O'ndan baskasinin ola-
maz. Yani kâinat ve evreni yaratip ya$atacak ve yönete-
cek bilgi, güc ve iktidara sahip olmayanlar, yarati$a sa-
hip cikamazlar. Zaten simdiye kadar Tanri'dan baska
hic bir kimseden ve hic bir seyden kâinatin sahibi olduk-
larina dair bir haber cikmamistir ve cikamaz.
Demek madde, evrenin "yapicisi" olamaz. Cünkü yapi-
cilik icin gerekli bilgi ve fiillere sahip degildir. Elinde bu-
lunan sadece enerji ve hareket'tir. Akilsiz bir enerji ve
hareket de yaratici olamaz. Madem madde yaratici ola-
miyor, öyle ise madde yaratisin "sahibi" degil, "malze-
mesi"dir. Yani madde ya Yaratici'dir, ya da yaratik ve
malzeme'dir. Yaratici olamadigina ve olamayacagina
göre, maddenin bir "malzeme" oldugu ortaya cikar. Mal-
zeme ise ya sahiplidir, ya sahipsiz. Kâinat bir yaratis ve
ya$atis ve yönetise sahne olduguna göre madde sahip-
siz olamaz. O halde kâinatin yapilisinda malzeme ola-
rak kullanilan madde, Allah'in "serveti"dir. Böylece mad-
de lâyik oldugu gercek mevkiine oturtulmus olur. Onu bu
yerinden kaldirip Tanri'nin yerine oturtacak olanlar hem
dehsetli bir akilsizlik, hem de affedilmez bir cinayet i$le-
mis olurlar.
Demek materyalistler artik bundan sonra ancak akilsizlik
ve zulmü secmekle "materyalist" kalabilirlar. Eserleriyle
fiillerini gösteren, fakat ki$iligini sayginlik geregi olarak
gizleyen gözle görünmez Tanri'yi secmek ise, en büyük
akilliliktir. Hem en büyük Hak ve Adalet'tir. Bütün mesele,
"inanmak" ya da "inanmamak" noktasinda dügümleniyor.
Gercek ortaya ciktiktan sonra gercege inanmamak en
büyük zulümdür! Tanri'yi secen ve yaratisi O'na birakan,
nihayetsiz zulüm ve sapikliklardan kurtulmus olur. Herkes
istedigine inanmakta serbesttir. Fakat herkes inandigin-
dan sorumlu tutulacak ve Yaratan'ina hesap verecektir.
Ve zalimler azaba, zulümsüzler de saadete sevkedilecek-
tir. Kimsenin zulmü yanina kâr kalmayacak ve adalet ye-
rini bulacaktir. Dogmamaya gücü yetmemis olanin, diril-
memege de gücü yoktur. Ölmemeye gücü yetmeyenin
de, Ötedünya'dan kurtulusu yoktur. Ölmemeye ve dogma-
maya gücü yetmeyenlerin, Ötedünya'yi ve yeniden diril-
meyi inkâr etmeleri ise, bo$ ve anlamsizdir.
Simdiye kadar gercegi ortaya cikarmak icin hep akli i$-
lettik. Simdi biraz da aklin tamamlayicisi olan kalbi i$le-
telim ve kalbin i$igi olan dinin sözlerini dinleyelim. Yirmi-
birinci asrin Tanri elcisi Kur'anizm, Tanri'nin söyletmesiy-
le ve O'ndan aldigi i$ikla der: Ey insanlar! Tanri'ya inani-
niz. Sizin yüce Tanri'dan baska tanriniz yoktur. Kurtulus,
O'na inanctadir. Inancsizlikta ve inkârcilikta kurtulus yok-
tur. Sizler, madde ile yaratildiniz, fakat sizi yaratan, mad-
de degil Tanri'dir; yani kendinden baska tanri olmayan
yüce Allah'tir. O Allah ki, her seyin yaraticisi, ya$aticisi
ve yöneticisi olmakla her seyin ötesinde ve üstündedir.
O, yarattiklarina benzemez. Benzemedigi ve varligi da
maddeden olmadigi ve bakilamayacak kadar cok siddet-
li bir i$iga sahip oldugu icin görünmez. O; ruh, hayat, i$ik
ve enerji sahibi görünmez bir varliga sahip olup her seyi
gören, bilen, duyan'dir. Bu dünyada hersey görünenler-
den ibaret degildir. Görmediginiz pek cok sey vardir ki,
görmediginiz halde onlara inanmak mecburiyetinde ka-
lirsiniz. I$te Tanri da, o görünmeyenlerin en büyügü ve
varligi en kesin olanidir. Var olmak icin görünür olmak
sart olmadigi gibi, inanmak icin de varligini görmek sart
degildir. Bütün bu kâinatta olup bitenler maddenin eser-
leri olamayacagi ve olamadigina göre elbette bütün bun-
larin Tanri'ya ait i$ler olmasi zorunlu ve kesindir. Demek
O, eserleriyle yani "fiil failsiz olmaz" gercegiyle Kendini
apacik göstermekte ve bu göstericiligini de Elcileriyle
bildirmektedir. Eger O, bir basbakan gibi ortalikta do-
lassaydi, inkâra careniz kalmayacakti. I$te o zaman
O'na inanmanin ve O'na dâvet etmenin de bir anlami ol-
mazdi. Demek Tanri'ya inancin kiymeti, O'na görmeden
inanmaktir. O, inanmak isteyen kalplere hemen görünür.
Ama inanmak istemeyenlere görünmek yoktur.
Ey insanlar! Oglu ve ortagi olmayan tek Tanri'ya inaniniz.
Sizin insan olusunuz bunu gerektirdigi gibi, insanlasma-
niz da bu inanciniza baglidir. Bu inanc da ancak O'nun
ceza ve mükâfat vericiligini kabul etmekle inanc olur. Tan-
risal ceza ve mükâfati kabul etmek, sorumluluk almak
demektir. Toplumsal ya$aminiz da ancak Tanrisal So-
rumluluk'u yüklenmek ve kabul etmekle bir düzen kaza-
nabilir. Yoksa bu sorumlulugu tanimayan ve ta$imayan-
larin kuracaklari düzenler temelsiz, degersiz ve dayanak-
siz kalir; me$ruluk ve gecerlik kazanamaz. Öyle ise her-
seyden önce Tanrisal Sorumluluk'u bilmek ve kabul et-
mek zorundayiz. Tanrisal Sorumlulugun esasi ise: Hak
ve Adalet ve Namus'tur. Bu üc sorumlulugu yüklenmek
de; Hakli, Adaletli ve Namuslu olmayi gerektirir.
Ey insanlar! Size fayda ve zarar veremiyecek seyleri
tanri tutmayiniz. Madde ve sebepler, size fayda ve za-
rar verebilecek seyler degildir. Yani onlar yaratisin sa-
hibi olmadiklari gibi, yaratici olduklarina dair bir bilgi
verebilecek durumda da degillerdir. Bazi kimselerin ken-
di akillarina dayanarak onlari yarartici yerine koymasi,
zan ve iddiadan öteye gecemiyecek sapikliklardir. Mad-
de, sebepler ve doga; yaratisin sahibi degil, ancak "se-
bebi" olabilirler. Sebepler ise, Tanrisal sayginligin bir
"perdesi"dirler. Bunun böyle oldugunu da, bu evrenin
gercek sahibi olan ogulsuz ve ortaksiz tek Tanri'dan
haber aliyoruz. Cünkü O, yarattigi insanlari bilgisiz bi-
rakmaz. Göndermis oldugu Elci ve Kitaplar'la insanlari
bilgisizlik karanliklarindan kurtarir. Elcileri dinleyenler
de, karanliktan kurtulur, aydinliga ererler.
Ey insanlar! Doga, madde ve sebeplere yaraticilik ver-
mek, her seyi hiclige düsürmek ve dönüstürmek demek-
tir. Cünkü onlar sizin ihtiyaclariniza cevap veremezler.
Sizin de öyle büyük bir ihtiyaciniz var ki, onu ancak bu
evren ve kâinati yapan, ya$atan ve yöneten Zat verebi-
lir. Ondan baskalari veremez. O ihtiyac ise, ebedî ya-
$ama ve sonsuz mutluluktur ki, bu ihtiyaciniz karsilan-
madikca $u güzel dünya hayatiniz anlam bulmayacak
ve öldürülemeyen ölüm karsisinda bütün kazandiginiz
güzellikler hiclige düsecektir. Sizi bu dehsetli düsüs-
ten kurtaracak olan ise ancak Ötedünya Inaci'dir. Bu
dünyayi kurmus olan, baska dünyalari da kurabilir ve
kuracaktir ve buna söz vermistir. Söz verdigi ve böyle
gerektigi icin bu dünyayi yikip baska bir dünyayi kura-
cak ve sizleri ölümünüzden sonra dirilterek, Ötedünya'
nin lâyik oldugunuz makamlarina yerlestirecektir.
Ey inasanlar! Bu haber, sizi ebedî ölüm ve yok oluslar-
dan kurtaracak öyle yüksek ve müjdeli bir haberdir ki;
hic bir haber, bu haberin yerini tutamaz. Öyle ise bu
haberin getirdigi mutlulugu kazanmaya calisiniz. Bunu
kazanmanin caresi de, bu kâinatin tek ve ortaksiz Sa-
hibi'ni tanimak ve O'na baglanmak ve bu baglanc ve i-
nanc icinde Haklica, Adaletlice ve Namusluca bir düzen
ve hayt kurup iyilikcilik icinde ya$amak ve yardimlas-
maktir. I$te dünyada yapacaginiz en önemli i$ budur ve
bu i$i gerceklestirmek icin burada bulunmaktasiniz. U-
nutmayiniz! Bu dünya sahipsiz olmadigi gibi, ba$ibos
da birakilmis degildir. Ve sizler de ebediyen burada ka-
lacak degilsiniz. Yaraticiniz herseyi gözetmekte ve he-
sap tutmaktadir. Ve kisa bir müddet sonra O'na döne-
cek ve yapacaginiz bütün haksizlik ve adaletsizlik ve
namussuzluklarinizdan mutlaka O'na hesap verecek-
siniz. Cünkü O'ndan geldiniz ve buraya bo$una getiril-
mediniz. Öyle ise iyi bir dönüs icin hazirliginizi tam ya-
piniz ve hazir olunuz. Cünkü ölüm, terminsiz gelir...
Bu bekleyis icinde, ya$amanizi saglayan tüketim mad-
deleri icin, Sahibinize gereken tesekkürü yapmayi u-
nutmayiniz. Dönüsünüz güzel olsun.
KUR'ANIST OLUN KURTULUS BULUN
Not: Bu bildiri, "MADDENAME'NIN EK VE TAMAMLA-
MASI 1" basligi altinda devam edecektir, bekleyiniz.
Zaman: Yeni Cag'a iki kala Kasim'i.
Mekan: Avrupa.
Makam: Atom ve Madde.
Boyut: Kur'anizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA KUR'ANISTLERI
* * *
Samstag, 28. Februar 2009
YARATILIŞIN STARTINI KİM VERDİ?
(Yazarimiz Hüseyin Avdic, bir ateiste cevap veriyor.)
YARATILISIN STARTINI KIM VERDI?
Ateist tartismaci simdi de ihtimal hesaplari ve mantik
oyunlariyla karsima cikti ve kendikendine olu$um ih-
timalinin, Allah'in yaratmasi ihtimalinden daha büyük
oldugunu iddia ediyor. Bu iddia karsisinda ben de
diyorum:
Ihtimal hesaplari ve mantik oyunlari "akil ürünü" oldu-
gundan, "dogru" zannedilen bir hesap ve cikarimin
daha akilli biri tarafindan "yanlislanabilmesi" mümkün-
dür. Bunun icin biz, ihtimal hesaplarini ve mantik o-
yunlarini bir yana birakip, dogrudan dogruya varligi
kesin olan kâinata bakalim.
$u i$leyiste olan kâinatin nasil olustugunu (veya olus-
turuldugunu) merak edip sordugumuzda, karsimiza
pek cok ihtimalden iki önemli ihtimal cikar. Kâinat ya
kendikendine olmus, ya da bilgi sahibi biri tarafindan
olusturulmustur. Bu inanc kumarinda (söz gelimi söylü-
yorum) ateistler zarini "kendikendine olusum" üzerine,
Kur'anli olan teistler de zarini "Allah'in oldurmasi"
üzerine atiyorlar.
Simdi bir ateist zarini "kendikendine olusum" üzerine
attiginda, kendikendine olusumun gerceklesebilmesi
icin önce madde ve enerjinin ezeliyetini kabül etmek
zorunda kalacaktir. Bunu kabul etmeden, kendikendine
olusumdan bahsetmek mümkün olmayacaktir. Cünkü
bu olusum icin bir madde veya enerjinin varligi gerek-
lidir.
Biz simdi farzedelim ki, -ateistlerin dedigi gibi- madde
ve enerji ezelî olsun. Peki, bu madde ve enerjinin star-
tini "kim" verecektir? Meselâ elimizdeki bir bilyeyi hava-
dan yere biraktigimizda, ona bir start veren vardir. Ve
bu startla bilye odanin tabaninin tahtasina, ta$ina veya
halisina göre "tesadüfen" gidip bir yerlere varacaktir.
Peki madde ve enerjinin kâinata dönüsümü icin kim
start verecektir? Tanri kabul edilmedigi takdirde, bilgi-
siz ve iradesiz madde ve enerji nasil start alabilir?
"Bilgi, irade, kudret; ve görme, duyma ve sanatkarlik
sahibi bir Tanri gereklidir" dediginizde, madde ve enerji-
nin kâinata dönüstürülmesi gayet kolaydir. Ama siz bu
i$i bilgisiz ve iradesiz, hem görmesiz ve duymasiz ve
hem de akilsiz ve sanatsiz madde ve enerjiye birakti-
ginizda kâinata dönüsüm imkânsizlasir.
Eger madde ve enerji kendikendine start alabilseydi,
bundan sonra "tesadüfen olusum"a da sira gelebilirdi.
Ama sira gelemiyor. Cünkü madde ve enerjinin kendi-
kendine start alabildigini isbatlayabilecek bir bilim in-
sani yoktur dünyada. Varsa isbatlasin. Biz de ikna
olalim!
Evet, sormaliyiz: Bir el bombasi kendikendine nasil
patlayabilir? Ya birisi pimini ceker, ya da fazla sicak-
lik gibi bir etkiyle patlar. Ama kendikendine patlaya-
maz. Eger böyle bir sey olsaydi, el bombasi insan-
üstü bir varlik olurdu ve daha tehlikeli hale gelirdi.
Simdi bu suali "Bigbang Bombasi" icin soralim: "Big-
bang nasil patladi?" Verilecek cevap: Onu ya bilgili ve
iradeli Tanri patlatti, ya da "fazla sicaklik" gibi görün-
mez ve bilinmez gizli bir güc patlatti" olacaktir.
Simdi elimizde iki secenek vardir. Birisi, "bilgili ve ira-
deli Tanri"; ikincisi, "X güc"tür. Eger siz, Bigbang'i bil-
gili Tanri degil de, "X güc" patlatti derseniz, madde ve
enerjinin -var farzettigimiz- "ezeliyeti"ni yok etmis olur-
sunuz. Bu durumda madde ve enerjinin "kendikendine-
ligi" de kalmaz. X gücü kabul etmediginiz takdirde de
bilgisiz ve iradesiz madde ve enerjinin kâinata dönü-
sümünün nasil start aldigini isbatlamak zorunda kalir-
siniz.
Ateistler bunu isbatlayana kadar bir Kur'anli cikar, Kur'
ana dayanarak: "Yaratilisin startini ol emriyle herseyi
bilen, gören Allah verdi" der, yoluna devam eder.
Kur'anist yoluna devam ederken ateist hemen karsisina
cikar: "Dur! Ya Allah yoksa?" der. Kur'anist de: "Inan-
cim kesindir. Allah'in olmamasi olamaz. Cünkü i$leyen
ve yönetilen bir kâinat var ortada. Bu i$letim ve yönetimi
sen yapmiyorsun. Senin gibi cok akilli insanlarin yapa-
madigi ve yapmaktan da eli kisa oldugu bu yaratis ve
yönetisi nihayetsiz aciz ve akilsiz, hem hic hedefsiz ve
iradesiz madde ve atomlara nasil verebiliyorsunuz?
Sen verebilirsin, ama ben veremem! Cünkü Kur'an gibi
bir delilim var. Eger Kur'an olmasaydi belki ben de sen-
in gibi düsünecektim veya belirsizlikte kalacaktim. Fa-
kat simdi öyle düsünemem. Cünkü ben, yalniz aklimin
verilerine degil, kalbimin veri ve isteklerine de bakarim.
Senin keyfin icin kalbimi cikarip atamam. Tek akilla
kalamam.
(Imkânsiz olarak) farzedelim ki, senin dedigin gibi Tanri
(ya yoksa)? Bu halde de ben O'na inancimla bir kayip
ya$amam. Cünkü [siradan bir insan olarak] cehennem
korkusuyla kötülüklerden uzak durur, cennet sevdasiyla
da iyilige kosarim. Eger [dinde yükselmis bir insansam],
sadece O'nun rizasini kazanmayi düsünür, O'nun benim
üzerimdeki yaratis, ya$atis ve yönetis haklarini görerek
de O'na dost olur, dinsel görevlerimi zevkle yapardim.
Bununla birlikte ölüm ve yokolus korkusundan kurtulur
ve bir cennet ve ebediyet ümidiyle de mutlulukla ya$ar-
dim ve ya$arim.
(Bir dinsiz ve ateist olarak) sen ne kazanirsin?
Kazanacagin $udur: Tanrisal sorumluluktan kurtulursun.
Bunun yerine adaleti ve gecerligi olmayan bir sorumluluk
uydurursun. Uydurdugunu da bir ibadet haline getirirsin.
Bu ibadetle ömrün mutfak, yatak, fabrika ve tuvalet ara-
sinda gecer ve ürettigini tüketen bir robot olur, tabiati
sömürürsün. Bitkileri ve hayvanlari [sahipsiz mal] saya-
rak hirsizca kullanir, tesekkürsüzce yutarsin. Bu hirsiz-
lik ve medeniyetsizligi de [ben kendi bilgim ve gücümle
kazandim] diyerek kamufle eder, kendini güya aklarsin!
Ölüm karsisinda ise tir tir titrersin. Bu titreyisten kurtu-
labilmek ve ölüm korkusunu yok edebilmek icin de aca-
ip fikirler ve oyunlar icad edersin. Fakat o ürettiklerin
sana ebediyet kazandirmaz. Yokolus endise ve tehdi-
diyle daima elem ve izdirap cekersin. Bu izdiraptan kur-
tulabilmek icin de alkol ve uyusturucuya sarilirsin veya
intihari secersin. Buna cesaret edemezsen, uyutucu
dünya i$lerine dalarsin. Bu dalgi, korku, endise ve iz-
dirap icinde cektiklerin de, hayattan aldigin ve alacagin
bir damla lezzetine bin zehir katar, seni mutsuzluga
mahkûm ve garkeder. Fakat bu garkolusla uyusmus
oldugun icin görünüste aci cekmezsin. Ama derinde
fokur fokur izdirap kaynar.
Senin bir [gelecek] ümidin yoktur. Fakat benim vardir.
Buna da öldükten sonra kavusacagima inanirim. Senin
inancsizligina göre ise ölüm, dünya ve hayatin noktali
virgülsüz sonudur. Bu sondan sonra yeni bir hayat ve
dirilis yoktur. Fakat bu yokluga, ölümü tatmadan önce
karar veremeyiz. Ne bilirsiniz, belki görünmez baska
bir âlem de vardir. Bunun icin önce ölümü görelim, on-
dan sonra bakalim, karsimiza ne cikacak (veya cikma-
yacak)?
Karsima bir âhiret cikmayacak olsa, benim yine bir
kaybim yoktur. Ama ya senin karsina bir Allah ve Âhi-
ret cikarsa, sen ne yapacaksin? Hem dünyada hem
ötesinde kaybetmis olmayacak misin? Elbette kaybet-
mis olacaksin! Bu kayba raziysan, inancsizligina de-
vam et. Ama kalbin, buna asla razi olmayacaktir! Kal-
bini cikarip atamayacagina göre, kendine gel; gercek
insanliga giris yap. Sende seytanin iktidari olan gurur
ve inadina aldanma, boyun egme. Gercek hürriyetine
kavusabilmek icin seytanin iktidarini devir, özgürlügünü
kazan. Ve mutlu ol! Bu mutluluk da; [yoktur ALLAH'tan
baska ilah] demekle baslar. Ölümün [terminsiz geldigini]
de unutma, kurtulusa gec kalma..."
$u gelecek sözlerin altinda 124 bin Peygamber ve mil-
yonlarca Evliya'nin imzasi vardir:
"Allah'tan baska ilah yoktur. O, bir ve ortaksizdir. Mülk
ve tesekkür O'na aittir. Öldüren ve dirilten O'dur. O,
ölümsüz bir diridir. Her iyilik O'nun elindedir. Ve O
herseye gücü yetendir. Ve dönüs de O'nadir."
Ben, önce bu imza sahiplerine bakarim!
Madde, enerji, tesadüf ve kendikendinelik bir "Kitap"
göndermedigine göre, sen de benim gibi yap. Eger
yapmazsan, bu halde kâinatta on üzeri 88 (daha az
veya daha fazla) atom bulundugundan, onlara "Tanri"
demesen de sonucta onlarin tanriligini kabül etmis
olacaksin. Ve kurtulus icin "ey atom tanrilari, beni
kurtarin" demek zorunda kalacaksin. Eger kalmazsan,
bu sefer de kendini atomlardan "daha Tanri" haline
getirmis olacaksin. Sahi, sen kimsin? Kimligini ve
kiminligini buldun mu?
Bir yanda, demir-döküm fabrikasinda, demir atomlarini
kiliktan kiliga sokabilen sen ve sana mahkûm atomlar;
bir yanda da kalp, akil ve ruh sahibi Insan! Simdi ken-
dine sormalisin: Kimsin sen? Atom mu, Insan mi,
Tanri mi; yoksa Tanri kulu veya seytan mi?
Ben cevabi biliyorum. Günün birinde sen de bilirsin.
Veya cevabi bulamadan göcer gidersin. Veya Kur'anli-
larin dedigi olur ve beklemedigin tarafta gercek cevabi
alirsin. Önemli olan ise, cevabi burada bulmak ve ona
göre ya$amaktir. Ebediyet getirmeyen bir cevaba razi
olmamalisin. Eger "sonuc hiclik olsa da buna razi ol-
maliyiz" dersen, benim böyle bir cevaba karnim toktur.
Sen o cevaptan istedigin kadar yiyebilirsin.
Simdi kalp ve ruh acligini giderecek bir cevabin varsa,
konusabilirsin. Yoksa, sükût et, altin kazan!
(Unutma! Altmis yillik ömründen bir 15 dakika daha
gitti... Tükenistesin! Ebediyetin ise, ancak Allah'a ve
ötedünyasina inancta.)
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
YARATILISIN STARTINI KIM VERDI?
Ateist tartismaci simdi de ihtimal hesaplari ve mantik
oyunlariyla karsima cikti ve kendikendine olu$um ih-
timalinin, Allah'in yaratmasi ihtimalinden daha büyük
oldugunu iddia ediyor. Bu iddia karsisinda ben de
diyorum:
Ihtimal hesaplari ve mantik oyunlari "akil ürünü" oldu-
gundan, "dogru" zannedilen bir hesap ve cikarimin
daha akilli biri tarafindan "yanlislanabilmesi" mümkün-
dür. Bunun icin biz, ihtimal hesaplarini ve mantik o-
yunlarini bir yana birakip, dogrudan dogruya varligi
kesin olan kâinata bakalim.
$u i$leyiste olan kâinatin nasil olustugunu (veya olus-
turuldugunu) merak edip sordugumuzda, karsimiza
pek cok ihtimalden iki önemli ihtimal cikar. Kâinat ya
kendikendine olmus, ya da bilgi sahibi biri tarafindan
olusturulmustur. Bu inanc kumarinda (söz gelimi söylü-
yorum) ateistler zarini "kendikendine olusum" üzerine,
Kur'anli olan teistler de zarini "Allah'in oldurmasi"
üzerine atiyorlar.
Simdi bir ateist zarini "kendikendine olusum" üzerine
attiginda, kendikendine olusumun gerceklesebilmesi
icin önce madde ve enerjinin ezeliyetini kabül etmek
zorunda kalacaktir. Bunu kabul etmeden, kendikendine
olusumdan bahsetmek mümkün olmayacaktir. Cünkü
bu olusum icin bir madde veya enerjinin varligi gerek-
lidir.
Biz simdi farzedelim ki, -ateistlerin dedigi gibi- madde
ve enerji ezelî olsun. Peki, bu madde ve enerjinin star-
tini "kim" verecektir? Meselâ elimizdeki bir bilyeyi hava-
dan yere biraktigimizda, ona bir start veren vardir. Ve
bu startla bilye odanin tabaninin tahtasina, ta$ina veya
halisina göre "tesadüfen" gidip bir yerlere varacaktir.
Peki madde ve enerjinin kâinata dönüsümü icin kim
start verecektir? Tanri kabul edilmedigi takdirde, bilgi-
siz ve iradesiz madde ve enerji nasil start alabilir?
"Bilgi, irade, kudret; ve görme, duyma ve sanatkarlik
sahibi bir Tanri gereklidir" dediginizde, madde ve enerji-
nin kâinata dönüstürülmesi gayet kolaydir. Ama siz bu
i$i bilgisiz ve iradesiz, hem görmesiz ve duymasiz ve
hem de akilsiz ve sanatsiz madde ve enerjiye birakti-
ginizda kâinata dönüsüm imkânsizlasir.
Eger madde ve enerji kendikendine start alabilseydi,
bundan sonra "tesadüfen olusum"a da sira gelebilirdi.
Ama sira gelemiyor. Cünkü madde ve enerjinin kendi-
kendine start alabildigini isbatlayabilecek bir bilim in-
sani yoktur dünyada. Varsa isbatlasin. Biz de ikna
olalim!
Evet, sormaliyiz: Bir el bombasi kendikendine nasil
patlayabilir? Ya birisi pimini ceker, ya da fazla sicak-
lik gibi bir etkiyle patlar. Ama kendikendine patlaya-
maz. Eger böyle bir sey olsaydi, el bombasi insan-
üstü bir varlik olurdu ve daha tehlikeli hale gelirdi.
Simdi bu suali "Bigbang Bombasi" icin soralim: "Big-
bang nasil patladi?" Verilecek cevap: Onu ya bilgili ve
iradeli Tanri patlatti, ya da "fazla sicaklik" gibi görün-
mez ve bilinmez gizli bir güc patlatti" olacaktir.
Simdi elimizde iki secenek vardir. Birisi, "bilgili ve ira-
deli Tanri"; ikincisi, "X güc"tür. Eger siz, Bigbang'i bil-
gili Tanri degil de, "X güc" patlatti derseniz, madde ve
enerjinin -var farzettigimiz- "ezeliyeti"ni yok etmis olur-
sunuz. Bu durumda madde ve enerjinin "kendikendine-
ligi" de kalmaz. X gücü kabul etmediginiz takdirde de
bilgisiz ve iradesiz madde ve enerjinin kâinata dönü-
sümünün nasil start aldigini isbatlamak zorunda kalir-
siniz.
Ateistler bunu isbatlayana kadar bir Kur'anli cikar, Kur'
ana dayanarak: "Yaratilisin startini ol emriyle herseyi
bilen, gören Allah verdi" der, yoluna devam eder.
Kur'anist yoluna devam ederken ateist hemen karsisina
cikar: "Dur! Ya Allah yoksa?" der. Kur'anist de: "Inan-
cim kesindir. Allah'in olmamasi olamaz. Cünkü i$leyen
ve yönetilen bir kâinat var ortada. Bu i$letim ve yönetimi
sen yapmiyorsun. Senin gibi cok akilli insanlarin yapa-
madigi ve yapmaktan da eli kisa oldugu bu yaratis ve
yönetisi nihayetsiz aciz ve akilsiz, hem hic hedefsiz ve
iradesiz madde ve atomlara nasil verebiliyorsunuz?
Sen verebilirsin, ama ben veremem! Cünkü Kur'an gibi
bir delilim var. Eger Kur'an olmasaydi belki ben de sen-
in gibi düsünecektim veya belirsizlikte kalacaktim. Fa-
kat simdi öyle düsünemem. Cünkü ben, yalniz aklimin
verilerine degil, kalbimin veri ve isteklerine de bakarim.
Senin keyfin icin kalbimi cikarip atamam. Tek akilla
kalamam.
(Imkânsiz olarak) farzedelim ki, senin dedigin gibi Tanri
(ya yoksa)? Bu halde de ben O'na inancimla bir kayip
ya$amam. Cünkü [siradan bir insan olarak] cehennem
korkusuyla kötülüklerden uzak durur, cennet sevdasiyla
da iyilige kosarim. Eger [dinde yükselmis bir insansam],
sadece O'nun rizasini kazanmayi düsünür, O'nun benim
üzerimdeki yaratis, ya$atis ve yönetis haklarini görerek
de O'na dost olur, dinsel görevlerimi zevkle yapardim.
Bununla birlikte ölüm ve yokolus korkusundan kurtulur
ve bir cennet ve ebediyet ümidiyle de mutlulukla ya$ar-
dim ve ya$arim.
(Bir dinsiz ve ateist olarak) sen ne kazanirsin?
Kazanacagin $udur: Tanrisal sorumluluktan kurtulursun.
Bunun yerine adaleti ve gecerligi olmayan bir sorumluluk
uydurursun. Uydurdugunu da bir ibadet haline getirirsin.
Bu ibadetle ömrün mutfak, yatak, fabrika ve tuvalet ara-
sinda gecer ve ürettigini tüketen bir robot olur, tabiati
sömürürsün. Bitkileri ve hayvanlari [sahipsiz mal] saya-
rak hirsizca kullanir, tesekkürsüzce yutarsin. Bu hirsiz-
lik ve medeniyetsizligi de [ben kendi bilgim ve gücümle
kazandim] diyerek kamufle eder, kendini güya aklarsin!
Ölüm karsisinda ise tir tir titrersin. Bu titreyisten kurtu-
labilmek ve ölüm korkusunu yok edebilmek icin de aca-
ip fikirler ve oyunlar icad edersin. Fakat o ürettiklerin
sana ebediyet kazandirmaz. Yokolus endise ve tehdi-
diyle daima elem ve izdirap cekersin. Bu izdiraptan kur-
tulabilmek icin de alkol ve uyusturucuya sarilirsin veya
intihari secersin. Buna cesaret edemezsen, uyutucu
dünya i$lerine dalarsin. Bu dalgi, korku, endise ve iz-
dirap icinde cektiklerin de, hayattan aldigin ve alacagin
bir damla lezzetine bin zehir katar, seni mutsuzluga
mahkûm ve garkeder. Fakat bu garkolusla uyusmus
oldugun icin görünüste aci cekmezsin. Ama derinde
fokur fokur izdirap kaynar.
Senin bir [gelecek] ümidin yoktur. Fakat benim vardir.
Buna da öldükten sonra kavusacagima inanirim. Senin
inancsizligina göre ise ölüm, dünya ve hayatin noktali
virgülsüz sonudur. Bu sondan sonra yeni bir hayat ve
dirilis yoktur. Fakat bu yokluga, ölümü tatmadan önce
karar veremeyiz. Ne bilirsiniz, belki görünmez baska
bir âlem de vardir. Bunun icin önce ölümü görelim, on-
dan sonra bakalim, karsimiza ne cikacak (veya cikma-
yacak)?
Karsima bir âhiret cikmayacak olsa, benim yine bir
kaybim yoktur. Ama ya senin karsina bir Allah ve Âhi-
ret cikarsa, sen ne yapacaksin? Hem dünyada hem
ötesinde kaybetmis olmayacak misin? Elbette kaybet-
mis olacaksin! Bu kayba raziysan, inancsizligina de-
vam et. Ama kalbin, buna asla razi olmayacaktir! Kal-
bini cikarip atamayacagina göre, kendine gel; gercek
insanliga giris yap. Sende seytanin iktidari olan gurur
ve inadina aldanma, boyun egme. Gercek hürriyetine
kavusabilmek icin seytanin iktidarini devir, özgürlügünü
kazan. Ve mutlu ol! Bu mutluluk da; [yoktur ALLAH'tan
baska ilah] demekle baslar. Ölümün [terminsiz geldigini]
de unutma, kurtulusa gec kalma..."
$u gelecek sözlerin altinda 124 bin Peygamber ve mil-
yonlarca Evliya'nin imzasi vardir:
"Allah'tan baska ilah yoktur. O, bir ve ortaksizdir. Mülk
ve tesekkür O'na aittir. Öldüren ve dirilten O'dur. O,
ölümsüz bir diridir. Her iyilik O'nun elindedir. Ve O
herseye gücü yetendir. Ve dönüs de O'nadir."
Ben, önce bu imza sahiplerine bakarim!
Madde, enerji, tesadüf ve kendikendinelik bir "Kitap"
göndermedigine göre, sen de benim gibi yap. Eger
yapmazsan, bu halde kâinatta on üzeri 88 (daha az
veya daha fazla) atom bulundugundan, onlara "Tanri"
demesen de sonucta onlarin tanriligini kabül etmis
olacaksin. Ve kurtulus icin "ey atom tanrilari, beni
kurtarin" demek zorunda kalacaksin. Eger kalmazsan,
bu sefer de kendini atomlardan "daha Tanri" haline
getirmis olacaksin. Sahi, sen kimsin? Kimligini ve
kiminligini buldun mu?
Bir yanda, demir-döküm fabrikasinda, demir atomlarini
kiliktan kiliga sokabilen sen ve sana mahkûm atomlar;
bir yanda da kalp, akil ve ruh sahibi Insan! Simdi ken-
dine sormalisin: Kimsin sen? Atom mu, Insan mi,
Tanri mi; yoksa Tanri kulu veya seytan mi?
Ben cevabi biliyorum. Günün birinde sen de bilirsin.
Veya cevabi bulamadan göcer gidersin. Veya Kur'anli-
larin dedigi olur ve beklemedigin tarafta gercek cevabi
alirsin. Önemli olan ise, cevabi burada bulmak ve ona
göre ya$amaktir. Ebediyet getirmeyen bir cevaba razi
olmamalisin. Eger "sonuc hiclik olsa da buna razi ol-
maliyiz" dersen, benim böyle bir cevaba karnim toktur.
Sen o cevaptan istedigin kadar yiyebilirsin.
Simdi kalp ve ruh acligini giderecek bir cevabin varsa,
konusabilirsin. Yoksa, sükût et, altin kazan!
(Unutma! Altmis yillik ömründen bir 15 dakika daha
gitti... Tükenistesin! Ebediyetin ise, ancak Allah'a ve
ötedünyasina inancta.)
Hüseyin Avdic
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Cevaplama.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Freitag, 27. Februar 2009
(Yazarımız Hüseyin Avdıç önemli bir buluşunu açıklıyor.)
(Yazarimiz Hüseyin Avdic önemli bir bulusunu acikliyor.)
BIR BULUSUMU ACIKLIYORUM
Yil 1968 veya 69. Ben 12-13 ya$larindaydim. Ve bir terzi
ustasinin yaninda cirak olarak calisiyordum.
Bir gün elimde bir miknatis parcasi vardi ve ben bunu kuv-
vetli bir miknatis yapmak istiyordum. Bunu gerceklestirmek
icin de miknatisin beline uclari acilmis cok kisa bir kablo
bagladim. Sonra kablonun ortasindan tutarak onun öteki
ucunu da elektrikli dikis makinasinin motoruna soktum.
Kablonun acik ucunu, bazi kivilcimlar cikana kadar motorun
icinde gezdirdim, yani elektrikle temas ettirmeye calistim.
Cikan kivilcimlardan sonra kabloyu motorun icinden cikar-
dim. Bakir kablonun elimle tuttugum bölümü yalitkan oldu-
gundan herhangi bir ceryan carpilmasina ugramadim. Ama
motora sokmus oldugum kabloyu cektikten, yani elektrik
baglantisi kesildikten sonra elimle miknatisa dokundum.
Miknatisa dokunur dokunmaz üzerime büyük bir akim bo-
saldi. Bu bosalmadan sonra günlerce karnim agridi ve bo-
gazimda yanik kokusu hissettim. Ama basimdan gecen bu
olay hakkinda kimseye birsey söylemedim. Bütün ya$adik-
larim (bu makaleyi yazana kadar) bende sir olarak kaldi.
Sonucta miknatisim kuvvetlenmemisti. Fakat tesadüfen
"MIKNATISIN ELEKTRIK DEPOLADIGINI" bulmustum.
Yil 1980-82. Bu sefer ben 23-25 ya$larindayim ve Almanya'
da ya$amaktayim. Bu tarihlerde, cocukken yaptigim bulusun
nasil meydana geldigini, yani "miknatisin nasil elektrik depo-
ladigini" merak etmeye basladim. Bu merakla da kütüphane-
de elime gecen bilimsel icerikli kitaplari okumaya koyuldum.
Ama bu okumalarim beni tuttu Allah'a götürdü. Yani karsimda
Allah'i buldum. Allah'i bulmak ise benim icin dünyanin en bü-
yük bulusu oldu. Bu en büyük bulusla da, bunun yaninda kü-
cük kalan bilimsel buluslar pesinde kosmayi birakip, kendimi
tamamen dinsel bilimlere verdim. Tabii bu yönelisle de kücük-
ken yaptigim bulusun sirrini cözme i$i ertelenmis oldu.
Simdi yil 2009 ve ben 52 ya$indayim. Ve tekrar, yaptigim
bulusun sirrini merak etmeye basladim. Bunu cözebilmek
icin de atom fizigini okuyorum. Fakat henüz bu fizigi haz-
metmis degilim. Daha cok calismam gerekiyor. Ama bu
fizigi iyi bilenlerin, miknatisin nasil elektrik depoladigini
kolaylikla cözebilecegini düsünüyorum.
Bu düsüncelerim arasinda, yaptigim bulusun "neye yaraya-
cagini" da merak ediyorum. Bu merakla bir arastirma yaptim.
Fakat benim bulusumla ilgili bir veri ve bulguya rastlamadim.
Yani miknatisin elektrik depoladigi, bilim dünyasinca henüz
bilinmiyor. Bu arada elektrik depolayan pil ve bataryalarin
"pahaliya mal oldugu" fikri aklima takildi. Bu gercek karsisin-
da: Acaba dedim, benim bulusum, enerjiyi daha ucuza depo-
layan bir arac olabilir mi? Ve bulusumun, enerji depolamayi
cok ucuza mal edebilecegini gördüm. Eger bulusum, yapila-
cak yeni deneylerle gerceklik kazanirsa, bu, "cok büyük e-
lektrik akimlarinin dahi kücücük bir miknatisa depolanabile-
cegini" gösterir. Atomlarin cekirdeginde cok büyük bir ener-
jinin yattigini düsünürsek, büyük enerji kaynaklarinin cok kü-
cük alanlara sigdirilabilecegi, akla zit olmaz. Tabii miknatisin
elektrik depolayabilecegini görmek icin de bazi deneylerin
yapilmasi gerekiyor.
Eger yapilacak deneyler olumlu sonuc verirse, bu, elektrikli
ucak, makina ve otomobillerin kapisini acmis olacaktir. Simdi
düsünün! Cebinizde dahi kolaylikla tasiyabileceginiz pil kadar
kücücük bir enerji deposunu, ucak veya makina veya otomo-
bilinizin ona uyarli cihazina takiyorsunuz ve onunla aylarca i$
görüyor ve seyahat ediyorsunuz. Bu, "petrolsüz ya$am" de-
mektir. "Temiz hava ve cevre" demektir. "Petrolden kurtulus"
demektir. Dolayisiyla dünyanin cennete dönüsmesi demektir!
Simdi bu düsüncelerle cok büyük heyecanlar geciriyorum ve
sevincimden ölüyorum. InsaAllah sevincim kursagimda kalmaz.
"Bilim dünyasina bir katkim olur" düsüncesiyle bu aciklamayi
yapmis ve bilgileri vermis bulunuyorum.
Not 1: Yapilacak ve yapilmakta olan "Parcacik Carpistirma" de-
neyinde de miknatis kullanildigindan, bu deneyle ugrasan bi-
lim adamlarinin da benim bulusumdan haberdar olmalarinda
fayda olacagini düsünüyorum. Gerekli bilgiler onlara da ulas-
tirilmalidir.
Not 2: Cocuklugumda yaptigim deneyle belki de kücük enerji-
leri büyük enerjiye cevirmenin yolunu da bulmus olabilirim. Ön-
ceden, yaptigim bulusa fazla bir kiymet vermiyordum. Ama
24 Subat 2009 tarihinden itibaren, yaptigim bulusun cok kiy-
metli olabilecegini düsünmeye basladim.
Simdi hedefimde; cekirdekleri, topraga diker dikmez onlari ac-
tirabilecek ve meyve verdirecek bir yol bulmak var. Bu, insan-
ligin gida problemini cözebilir ve fakirligi ortadan kaldirabilir.
Hedefimde bir de i$ik hiziyla seyahat edebilmenin yolunu kes-
fetmek var. Bunlarin gerceklesmesi ise, dünyanin cennete dö-
nüstürülmesi olacaktir.
Insanligin hastalik sorunlari ise: Gen teknolojisiyle bütün has-
taliklari kisa zamanda iyilestirmenin yolu zaten acilmis durum-
dadir. Cok yakinda bütün hastaliklar kolaylikla tedavi edilebi-
lecek ve insan ömrü uzatilabilecek.
Öyle inaniyorum ki, bilim dünyasi cok kisa bir zaman icinde
cok büyük bir devrim ya$ayacak. Ve, dünyamizin düzeni de
acaip bir sekilde degisecek, iyilesecek ve güzellesecek.
Makalemi; "Allah gelecegimizi güzel etsin" diyerek noktaliyo-
rum.
Not 3: Bilim-Teknik Dergisi yöneticileri, bu makalemi bilim
adamlarina iletebilir.
Bana ulasim icin adres: yenibulusum@mynet.com
Hüseyin Avdic
***
Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
BIR BULUSUMU ACIKLIYORUM
Yil 1968 veya 69. Ben 12-13 ya$larindaydim. Ve bir terzi
ustasinin yaninda cirak olarak calisiyordum.
Bir gün elimde bir miknatis parcasi vardi ve ben bunu kuv-
vetli bir miknatis yapmak istiyordum. Bunu gerceklestirmek
icin de miknatisin beline uclari acilmis cok kisa bir kablo
bagladim. Sonra kablonun ortasindan tutarak onun öteki
ucunu da elektrikli dikis makinasinin motoruna soktum.
Kablonun acik ucunu, bazi kivilcimlar cikana kadar motorun
icinde gezdirdim, yani elektrikle temas ettirmeye calistim.
Cikan kivilcimlardan sonra kabloyu motorun icinden cikar-
dim. Bakir kablonun elimle tuttugum bölümü yalitkan oldu-
gundan herhangi bir ceryan carpilmasina ugramadim. Ama
motora sokmus oldugum kabloyu cektikten, yani elektrik
baglantisi kesildikten sonra elimle miknatisa dokundum.
Miknatisa dokunur dokunmaz üzerime büyük bir akim bo-
saldi. Bu bosalmadan sonra günlerce karnim agridi ve bo-
gazimda yanik kokusu hissettim. Ama basimdan gecen bu
olay hakkinda kimseye birsey söylemedim. Bütün ya$adik-
larim (bu makaleyi yazana kadar) bende sir olarak kaldi.
Sonucta miknatisim kuvvetlenmemisti. Fakat tesadüfen
"MIKNATISIN ELEKTRIK DEPOLADIGINI" bulmustum.
Yil 1980-82. Bu sefer ben 23-25 ya$larindayim ve Almanya'
da ya$amaktayim. Bu tarihlerde, cocukken yaptigim bulusun
nasil meydana geldigini, yani "miknatisin nasil elektrik depo-
ladigini" merak etmeye basladim. Bu merakla da kütüphane-
de elime gecen bilimsel icerikli kitaplari okumaya koyuldum.
Ama bu okumalarim beni tuttu Allah'a götürdü. Yani karsimda
Allah'i buldum. Allah'i bulmak ise benim icin dünyanin en bü-
yük bulusu oldu. Bu en büyük bulusla da, bunun yaninda kü-
cük kalan bilimsel buluslar pesinde kosmayi birakip, kendimi
tamamen dinsel bilimlere verdim. Tabii bu yönelisle de kücük-
ken yaptigim bulusun sirrini cözme i$i ertelenmis oldu.
Simdi yil 2009 ve ben 52 ya$indayim. Ve tekrar, yaptigim
bulusun sirrini merak etmeye basladim. Bunu cözebilmek
icin de atom fizigini okuyorum. Fakat henüz bu fizigi haz-
metmis degilim. Daha cok calismam gerekiyor. Ama bu
fizigi iyi bilenlerin, miknatisin nasil elektrik depoladigini
kolaylikla cözebilecegini düsünüyorum.
Bu düsüncelerim arasinda, yaptigim bulusun "neye yaraya-
cagini" da merak ediyorum. Bu merakla bir arastirma yaptim.
Fakat benim bulusumla ilgili bir veri ve bulguya rastlamadim.
Yani miknatisin elektrik depoladigi, bilim dünyasinca henüz
bilinmiyor. Bu arada elektrik depolayan pil ve bataryalarin
"pahaliya mal oldugu" fikri aklima takildi. Bu gercek karsisin-
da: Acaba dedim, benim bulusum, enerjiyi daha ucuza depo-
layan bir arac olabilir mi? Ve bulusumun, enerji depolamayi
cok ucuza mal edebilecegini gördüm. Eger bulusum, yapila-
cak yeni deneylerle gerceklik kazanirsa, bu, "cok büyük e-
lektrik akimlarinin dahi kücücük bir miknatisa depolanabile-
cegini" gösterir. Atomlarin cekirdeginde cok büyük bir ener-
jinin yattigini düsünürsek, büyük enerji kaynaklarinin cok kü-
cük alanlara sigdirilabilecegi, akla zit olmaz. Tabii miknatisin
elektrik depolayabilecegini görmek icin de bazi deneylerin
yapilmasi gerekiyor.
Eger yapilacak deneyler olumlu sonuc verirse, bu, elektrikli
ucak, makina ve otomobillerin kapisini acmis olacaktir. Simdi
düsünün! Cebinizde dahi kolaylikla tasiyabileceginiz pil kadar
kücücük bir enerji deposunu, ucak veya makina veya otomo-
bilinizin ona uyarli cihazina takiyorsunuz ve onunla aylarca i$
görüyor ve seyahat ediyorsunuz. Bu, "petrolsüz ya$am" de-
mektir. "Temiz hava ve cevre" demektir. "Petrolden kurtulus"
demektir. Dolayisiyla dünyanin cennete dönüsmesi demektir!
Simdi bu düsüncelerle cok büyük heyecanlar geciriyorum ve
sevincimden ölüyorum. InsaAllah sevincim kursagimda kalmaz.
"Bilim dünyasina bir katkim olur" düsüncesiyle bu aciklamayi
yapmis ve bilgileri vermis bulunuyorum.
Not 1: Yapilacak ve yapilmakta olan "Parcacik Carpistirma" de-
neyinde de miknatis kullanildigindan, bu deneyle ugrasan bi-
lim adamlarinin da benim bulusumdan haberdar olmalarinda
fayda olacagini düsünüyorum. Gerekli bilgiler onlara da ulas-
tirilmalidir.
Not 2: Cocuklugumda yaptigim deneyle belki de kücük enerji-
leri büyük enerjiye cevirmenin yolunu da bulmus olabilirim. Ön-
ceden, yaptigim bulusa fazla bir kiymet vermiyordum. Ama
24 Subat 2009 tarihinden itibaren, yaptigim bulusun cok kiy-
metli olabilecegini düsünmeye basladim.
Simdi hedefimde; cekirdekleri, topraga diker dikmez onlari ac-
tirabilecek ve meyve verdirecek bir yol bulmak var. Bu, insan-
ligin gida problemini cözebilir ve fakirligi ortadan kaldirabilir.
Hedefimde bir de i$ik hiziyla seyahat edebilmenin yolunu kes-
fetmek var. Bunlarin gerceklesmesi ise, dünyanin cennete dö-
nüstürülmesi olacaktir.
Insanligin hastalik sorunlari ise: Gen teknolojisiyle bütün has-
taliklari kisa zamanda iyilestirmenin yolu zaten acilmis durum-
dadir. Cok yakinda bütün hastaliklar kolaylikla tedavi edilebi-
lecek ve insan ömrü uzatilabilecek.
Öyle inaniyorum ki, bilim dünyasi cok kisa bir zaman icinde
cok büyük bir devrim ya$ayacak. Ve, dünyamizin düzeni de
acaip bir sekilde degisecek, iyilesecek ve güzellesecek.
Makalemi; "Allah gelecegimizi güzel etsin" diyerek noktaliyo-
rum.
Not 3: Bilim-Teknik Dergisi yöneticileri, bu makalemi bilim
adamlarina iletebilir.
Bana ulasim icin adres: yenibulusum@mynet.com
Hüseyin Avdic
***
Bildirilerimize ulasabileceginiz adres:
www.kuranisthaber.blogspot.com
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat sonu.
Mekan: Avrupa.
Makam: Duyuru.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Donnerstag, 19. Februar 2009
YARATILMIŞLARI TESADÜF MÜ YARATIYOR?
YARATILMISLARI TESADÜF MÜ YARATIYOR?
canlilari evrimsiz yaratan ALLAHin adiyla
Asagidaki sözler, Tanritanimazliga sartlanmis olanlar
icin degil, gercegi arayan ateistler icindir.
Bu makalede "yaratilis tesadüfle mi veya tesadüfen mi
oluyor" sualine cevap arayacagiz.
Önce "tesadüf"ün ne oldugu hakkinda bir karara varalim.
Rastlanti ve tesadüfü; "etki altinda bulunan seylerin kör,
sagir, bilincsiz ve iradesiz hareketi" olarak tarif edebiliriz.
Kâinatta etki altinda bulunmayan bir hareket olamaz. Bu
olamazlik da, "kendikendinelik"i yok eder. Cünkü bir etki
olmadan hareket dogmaz. Hareketin olmadigi yerde de
kendikendinelik olmaz.
Bu girisi yaptiktan sonra simdi konuyu biraz acmaya ca-
lisalim ve soralim: Topraga dikilen bir tohum nasil agac
olur?
Topraga dikilen bir tohumun agaca dönüsebilmesi icin
hava, su, toprak ve günese ihtiyac vardir. Bu dört unsur
hazir oldugunda elimizdeki tohumu topraga dikebiliriz.
Dikilen tohuma su verdigimizde, su molekülleri tohumun
etrafini sarar. Eger yeterli sicaklik da varsa, su, tohumun
kabugunu yumusatir ve yarar. Yarilan yerden tohumun
embriyosuna sizan su ve hava molekülleri embriyodaki
programi "okuyarak", o programdaki bitki ve agaci insa
etmeye baslar. Buradaki okuma, "bilincli okuma" degil,
"dogal okuma"dir.
I$te bu dogal okuma'yla -gerekli sartlar hazir oldugunda-
su ve havanin atom ve molekülleri bir bitki ve agaci mey-
dana getirebilmektedirler. Daha dogrusu, onlarin olusma-
sina "arac" olmaktadirlar. Bu araclar, sürekli olarak gü-
nesin etkisi altinda oldugundan, "kendikendinelik"leri
yoktur. Yani en üstteki "etkileyici", en alttakilerin kendi-
kendineliklerini yok etmektedir. Günes de, Samanyolu
Galaksisi'nin etkisi altindadir. Samanyolu Galaksisi de
diger galaksilerin etkisi altindadir. Bütün galaksiler de,
tabii ki onlari vareden bilgi ve irade Sahibi'nin etkisi al-
tindadirlar. Yani "kendikendine" ve "tesadüfen" olusan
birsey yoktur.
Eger hava, su, toprak ve günesten; bir tohum varetme-
lerini istesek, bunu asla basaramazlar. Cünkü o unsur-
larin elinde bir tohum yaratacak "bilgi" ve "sanatkârlik"
yoktur. Bunun icin o dört unsur, hayatin yaraticisi degil,
aracidirlar. Bu araclari kullanan ise, bilgi ve irade sahibi
"Ilâhî Güc"tür. Bu Güc'ün varligini da, O'nun gönderdigi
"Kitap"-"Tanrisal Aydinlik"tan biliyoruz.
Simdi "tesadüf yaratici olabilir mi?" bir daha soralim ve
suali cevaplayabilmek icin de bir kat daha yukariya ci-
kalim ve kâinatin ilk yaratilis anina gidelim.
Big Bang (Büyük Patlama) teorisine göre maddenin ya-
pita$lari sayilan atomun parcaciklari, Büyük Patlama'
dan sonra 14 saniye icinde olusmus. Eger bu parcacik-
larin olusumu icin milyonlarca sene vakit olsaydi, bu hal-
de onlarin "tesadüfen" olusumuna bir ihtimal verebilirdik.
Fakat 14 saniye gibi cok kisa bir zamanda meydana ge-
lecek bir olusum icin tesadüfe yeterli vakit yoktur. Cünkü
bu patlamada parcaciklari meydana getirecek enerjinin
deneme-yanilma yapacak bir hali bulunmamaktadir. Bu-
nun icin enerji dalgasi veya sicimler ya hedefini "bilip"
yüzdeyüz isabet etmelidir, ya da yok olacak veya bosa
gidecektir. Cünkü bu patlamada süratli bir dagilma, yayil-
ma, genisleme ve sogumaya dogru gidis vardir. Bunun
icin geri dönüp hatayi düzeltme firsati yoktur. Böyle bir
ortamda elbette ki tesadüfe yer ve vakit olmayacaktir ve
olmamistir.
Bu durumda bizim icin bir tek gercek kaliyor. O da: Bu
patlamanin gayet planli ve programli yapilmis olmasidir.
O planlayici ve programlayici da elbette ki emirle i$ gö-
ren ve madde ve enerjiye hâkim olan bilgili Allah'tan
baskasi olamaz.
Kâinatin yaratilisinda meydan bulamamis bir tesadüfün,
sonradan kâinatin neticesi olan dünya ve yeryüzüne inip
barinabilmesi mümkün degildir. Demek, dünyamizdaki
canlilik da, "tesadüfün eseri" degildir.
Canliligin tesadüfün eseri olmadigini anlayabilmek icin
simdi de Büyük Patlama'nin ilk anlarindan yeryüzüne
inelim ve bir canlinin yapita$i olan hücresine girelim. Gö-
recegiz ki; bir hücrenin ömrü, -icinde bulundugu organla-
rin durumuna göre- 1 ila 286 gün kadardir. Hücrenin bir
elemani olan bir proteini meydana getirecek bir amino
asitin ömrü, 20 gün; bir proteinin ömrü de, 10 gün kadar-
dir. (Tabii buradaki süreler. canli organizma icinde gecer-
lidirler. Organizma disina cikarildiklarinda ayni ömrü vere-
meyiz). Yani meselâ bir amino asitin -"bilgili yaratis"i red-
dettigimiz takdirde- 20 gün icinde "tesadüfen" bir proteine
dönüsebilmesi gerekir. Yoksa eldeki elemanlar yok olup
gidecektir. Bundan anliyoruz ki, hücreyi meydana geti-
recek elemanlarin tesadüfle vakit öldürecek kadar son-
suz bir ömrü bulunmamaktadir.
Ayrica molekülleri meydana getirecek atomlarin da ken-
di baslarina kaldiklarinda cok uzun ömürleri olabilirken,
kimyasal reaksiyona girdiklerinde onlarin bu uzun ömür-
leri saniyenin binde veya milyonda veya milyarda biri ka-
dar bir vakte indigini de unutmayalim. Demek molekülle-
rin olusma aninda da atomlarin raslantiyla i$ görecek
kadar milyarlar sene ömrü yoktur.
Bu kadar büyük yokluklar icinde, canlilarin olusumu icin
tesadüften medet beklemek, aklin kabul edebilecegi bir
sey olamaz herhalde!
Bu gercekler karsisinda bizim elimizde iki secenek bu-
lunuyor: Hava, su, toprak ve günesin eline bir agacin
plan ve programi verildiginde o dört unsurun maddelerinin
bir agaca dönüsmesinin mümkün olmasi gibi, ya meyda-
na gelmesi istenen bir hücrenin elemanlarinin ayri ayri
plan ve programlari dört doga maddesinin elinde hazir
bulunacak ve gereken üretim saglanacak, ya da bu i$
tesadüflere havale edilip bir hic kazanilacak. Cünkü dört
doga maddesinin bir bilgi ve iradesi bulunmadigindan,
onlardan bir hücre elemaninin plan ve programini üret-
mesi beklenilemez. Beklenemiyeceginden, o dörtlüye
yaraticilik vermek de imkânsizdir.
Tesadüfe de havale edemeyiz. Cünkü yeterli zamandan
baska o kör ve akilsiz hareketin hedefinin belirli olmasi
gerekir. Bir hedefi ve ne yapilacaginin belirli olmasi gere-
kir ki, o kör ve akilsiz hareket, gereken i$ icin tesadüfî
bir calisma yapabilsin. Meselâ bir su molekülünün, "bir
amino asit insa etmesi gerektigini bilmesi" gibi. Bu bilgi
olmadan tesadüfî harekete gecilemez. Hedef belli degil-
se, tesadüf de anlamsizdir. Hedef belliyse, bu sefer de
"nasil yapilacak" sorusu karsiniza cikacaktir. Bunun i-
cin de elinizde bir plan ve programin bulunmasi gereke-
cektir. Eger elinizde bir plan ve program varsa, i$ler ko-
laylasir. Meselâ dört dogal unsurun eline bir cekirdek
verdiginizde, onlardan bir agac alabilirsiniz. Ama onlara
gerekeni vermediginizde, onlar da size bir agac vereme-
yecektir. Cünkü onlarin, bir agacin programini yazacak
"bilgi"leri yoktur. Ancak verilen bilgiyi okuyabilirler ve bu
bilgilere göre de bir agacin meyvesinin cekirdeginde ge-
lecegin yeni agacini yazabilirler. (Dipnot'a dikkat ediniz.)
Dipnot: (Bir tohumu topraga gömüp bir agac elde edilebilir.
Fakat ayni i$lem, bir insan veya hayvan embriyosu icin
gecerli degildir. Yani suya veya topraga bir insan veya
hayvan yumurtasi gömerek, bu gömdüklerimizden bir in-
san ve hayvan elde edemeyiz. Onlarin üretilebilmesi icin
özel bir organizma gereklidir. Bir tavuk yumurtasinin bile
özel bir sicaklik ve koruma ile civcive dönüsebildigini dü-
sünürsek, bir insan ve hayvan yumurtasi veya embriyosu
veya bunlarin plan ve programini tasiyan DNA'sinin, özel
bir organizma olmadan insan veya hayvana dönüsemiye-
cegini anlariz. Bu anlama da bize, ilk insan ve hayvanla-
rin, embriyonal yolla degil, su ve topraktan direkt olarak
bir mucize seklinde yaratildigini gösterir. Bu yaratilis sek-
li kabul edilmedigi takdirde, ikinci olarak 150 yildir isbat
edilememis ve bundan sonra da asla edilemiyecek olan
bir "evrim teorisi" icad etmek zorunda kalacagiz ve kalmi-
siz.)
Gercegin bu oldugu kabul edilmedigi takdirde, "her atom-
un, her yaratilisi bildigi" iddiasinda bulunmak gerekecek-
tir. Bu iddiayi kabul eden bir kimse de, her atoma bir
tanrilik vermis olacak ve atomlar sayisinca yani on üzeri
seksen veya seksensekiz adet Tanri'nin kulu oldugunu
da kabullenmis olacaktir! I$te bir Allah'i kabulden kacan-
lar, böyle bir "tanrilar firtinasi"na tutuluyorlar ve o tanrilar'
in önünde bir yaprak gibi savrulup duruyorlar.
Oysa bu savrulmadan kurtulus cok kolaydir. Caresi de:
"Yoktur Allah'tan baska ilah" demek ve yaratisi O'na ver-
mek ve O'na teslim olmaktir. Bu teslim olusla da insan
sahte tanriligindan arinir ve büyük bir sahtekârliktan da
kurtulur. Kurtulus isteyenler, asagidaki noktalara da dik-
kat etmelidir.
Yaraticilik icin $u alti seyin bilinmesi ve bulunmasi
gerekiyor:
1-Yaratici: Yani "kim yapacak"?
2-Hedef: Yani "yapilacak olan nedir"?
3-Bilgi: Yani "nasil yapilacak"?
4-Ölcü: Yani "ne kadar yapilacak"?
5-Amac: Yani "ne icin" yapilacak?
6-Süre: Yani "hangi vakte kadar devam edecek"?
Eger yaraticilik, herseyi bilen ve herseye gücü yeten bir
Allah'a verilmezse, "her atomun bu alti maddeye sahip
mucizekâr bir yaratici oldugu" fikrini kabul etmeye mec-
bur kalacagiz. Bundan baska:
Kâinatta dört büyük fiil ve kanun var:
1- (Hicten) Yaratma: (Kâinat yaratilmadan önce bir "hic"ti.)
2- (Yaratilani) Ya$atma: (Kâinatin i$leyiste ve canlilarin
hayatta olmasi.)
3- (Ya$atilanlari bozulmaya ugratma) Öldürme: (Canlilik ve
i$leyisin son bulmasi.)
(Bu ücüncü kanun'a, "termodinamigin ikinci kanunu"
denmektedir.)
4- (Bu üc kanun icindekileri) Yönetme: (Kâinat ve bütün
kâinatlilar büyük bir yönetim altindadirlar. Bu "Büyük Yöne-
tim" olmasa, hersey hiclige düser.)
Eger bu dört büyük kanunun koyucusu "Allah"tir denmezse,
bu halde onlari da nihayetsiz aciz ve ölümlü atomlarin sirtina
yüklemek zorunda kalacaksiniz. Atom ise, bu kadar agir yü-
kü omuzlayamayacagindan, yük elinizde kalacak ve sizi
saskinlikta birakacaktir. Saskinliktan kurtulmak isteyenler
ise, Kur'anin sözüne kalp ve kulak verecek ve "mülk O'nun-
dur" (yani Allah'in) deyip, kurtulacaktir. Bize de bu iki yoldan
birini secmek kalacaktir. Kur'anin gösterdigi yolu secenler
cennete, seytanin gösterdigi yolu secenler de cehenneme
gidecektir.
Cennet ve ebediyet isteyenlerin tutacagi yol artik bellidir!
Herkese yolu acik olsun...
Not:
"Yaratma" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Görme, duyma,
konusma, bilme, irade, kudret ve sanatkârlik.
"Ya$atma" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Hayat verme,
rizk verme, zenginlik ve cömertlik ve acima.
"Öldürme" icin gerekli olan sifat ve fiiller: En büyük olmak,
istedigini yapabilmek, baskalarina verecek hesabi olma-
mak, korkusuz olmak ve öldürdügünü tekrar diriltebilecek
olmak.
"Yönetme" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Yaratma, ya$at-
ma ve öldürme'nin gerektirdigi sifat ve fiillere sahip olmakla
birlikte; güclü ve akilli olma, egemen olma, hakli ve adaletli
olma, cezalandirma ve mükâfatlandirma, hosgörülü olma
ve affetme.
I$te bütün bu sifat ve fiiller tek Tanri olan Allah'a verilmedigi
takdirde; onlari aciz, cansiz, akilsiz ve acimasiz atomlara
vermek gerekecektir.
Sonuc: Dikkatle ve insafla incelendiginde görülecektir ki,
varligin ve hayatin olusumu icin "kendikendinelik"e yer ve
"tesadüf"e de zaman yoktur. Tabii kendikendinelige yer,
tesadüfe de zaman olmayan bir ortamda, "dogal seleksi-
yon" da kendine i$ bulamaz!
Bu gercekler karsisinda da bilim dünyasi, "tesadüf"le ya-
pilmakta olan cehâlet ve aldatmayi Bilim Dünyasi'ndan
kovmak ve ihrac etmek zorundadir. Bu zorunlugu yerine
getirmeyenler ise, bir insanlik sucu i$lemis olacaklardir
ve olmaktadirlar!
Ateistler, bilimi Tanri inkârciligina âlet etmek ve bilimsel
cehâlet üretmek yerine daha kisa ve daha etik bir yoldan:
"Biz Tanri'ya inanmak istemiyoruz" desinler, suc ortakli-
gindan ve suc i$lemekten kurtulsunlar...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Inceleme-Arastirma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
canlilari evrimsiz yaratan ALLAHin adiyla
Asagidaki sözler, Tanritanimazliga sartlanmis olanlar
icin degil, gercegi arayan ateistler icindir.
Bu makalede "yaratilis tesadüfle mi veya tesadüfen mi
oluyor" sualine cevap arayacagiz.
Önce "tesadüf"ün ne oldugu hakkinda bir karara varalim.
Rastlanti ve tesadüfü; "etki altinda bulunan seylerin kör,
sagir, bilincsiz ve iradesiz hareketi" olarak tarif edebiliriz.
Kâinatta etki altinda bulunmayan bir hareket olamaz. Bu
olamazlik da, "kendikendinelik"i yok eder. Cünkü bir etki
olmadan hareket dogmaz. Hareketin olmadigi yerde de
kendikendinelik olmaz.
Bu girisi yaptiktan sonra simdi konuyu biraz acmaya ca-
lisalim ve soralim: Topraga dikilen bir tohum nasil agac
olur?
Topraga dikilen bir tohumun agaca dönüsebilmesi icin
hava, su, toprak ve günese ihtiyac vardir. Bu dört unsur
hazir oldugunda elimizdeki tohumu topraga dikebiliriz.
Dikilen tohuma su verdigimizde, su molekülleri tohumun
etrafini sarar. Eger yeterli sicaklik da varsa, su, tohumun
kabugunu yumusatir ve yarar. Yarilan yerden tohumun
embriyosuna sizan su ve hava molekülleri embriyodaki
programi "okuyarak", o programdaki bitki ve agaci insa
etmeye baslar. Buradaki okuma, "bilincli okuma" degil,
"dogal okuma"dir.
I$te bu dogal okuma'yla -gerekli sartlar hazir oldugunda-
su ve havanin atom ve molekülleri bir bitki ve agaci mey-
dana getirebilmektedirler. Daha dogrusu, onlarin olusma-
sina "arac" olmaktadirlar. Bu araclar, sürekli olarak gü-
nesin etkisi altinda oldugundan, "kendikendinelik"leri
yoktur. Yani en üstteki "etkileyici", en alttakilerin kendi-
kendineliklerini yok etmektedir. Günes de, Samanyolu
Galaksisi'nin etkisi altindadir. Samanyolu Galaksisi de
diger galaksilerin etkisi altindadir. Bütün galaksiler de,
tabii ki onlari vareden bilgi ve irade Sahibi'nin etkisi al-
tindadirlar. Yani "kendikendine" ve "tesadüfen" olusan
birsey yoktur.
Eger hava, su, toprak ve günesten; bir tohum varetme-
lerini istesek, bunu asla basaramazlar. Cünkü o unsur-
larin elinde bir tohum yaratacak "bilgi" ve "sanatkârlik"
yoktur. Bunun icin o dört unsur, hayatin yaraticisi degil,
aracidirlar. Bu araclari kullanan ise, bilgi ve irade sahibi
"Ilâhî Güc"tür. Bu Güc'ün varligini da, O'nun gönderdigi
"Kitap"-"Tanrisal Aydinlik"tan biliyoruz.
Simdi "tesadüf yaratici olabilir mi?" bir daha soralim ve
suali cevaplayabilmek icin de bir kat daha yukariya ci-
kalim ve kâinatin ilk yaratilis anina gidelim.
Big Bang (Büyük Patlama) teorisine göre maddenin ya-
pita$lari sayilan atomun parcaciklari, Büyük Patlama'
dan sonra 14 saniye icinde olusmus. Eger bu parcacik-
larin olusumu icin milyonlarca sene vakit olsaydi, bu hal-
de onlarin "tesadüfen" olusumuna bir ihtimal verebilirdik.
Fakat 14 saniye gibi cok kisa bir zamanda meydana ge-
lecek bir olusum icin tesadüfe yeterli vakit yoktur. Cünkü
bu patlamada parcaciklari meydana getirecek enerjinin
deneme-yanilma yapacak bir hali bulunmamaktadir. Bu-
nun icin enerji dalgasi veya sicimler ya hedefini "bilip"
yüzdeyüz isabet etmelidir, ya da yok olacak veya bosa
gidecektir. Cünkü bu patlamada süratli bir dagilma, yayil-
ma, genisleme ve sogumaya dogru gidis vardir. Bunun
icin geri dönüp hatayi düzeltme firsati yoktur. Böyle bir
ortamda elbette ki tesadüfe yer ve vakit olmayacaktir ve
olmamistir.
Bu durumda bizim icin bir tek gercek kaliyor. O da: Bu
patlamanin gayet planli ve programli yapilmis olmasidir.
O planlayici ve programlayici da elbette ki emirle i$ gö-
ren ve madde ve enerjiye hâkim olan bilgili Allah'tan
baskasi olamaz.
Kâinatin yaratilisinda meydan bulamamis bir tesadüfün,
sonradan kâinatin neticesi olan dünya ve yeryüzüne inip
barinabilmesi mümkün degildir. Demek, dünyamizdaki
canlilik da, "tesadüfün eseri" degildir.
Canliligin tesadüfün eseri olmadigini anlayabilmek icin
simdi de Büyük Patlama'nin ilk anlarindan yeryüzüne
inelim ve bir canlinin yapita$i olan hücresine girelim. Gö-
recegiz ki; bir hücrenin ömrü, -icinde bulundugu organla-
rin durumuna göre- 1 ila 286 gün kadardir. Hücrenin bir
elemani olan bir proteini meydana getirecek bir amino
asitin ömrü, 20 gün; bir proteinin ömrü de, 10 gün kadar-
dir. (Tabii buradaki süreler. canli organizma icinde gecer-
lidirler. Organizma disina cikarildiklarinda ayni ömrü vere-
meyiz). Yani meselâ bir amino asitin -"bilgili yaratis"i red-
dettigimiz takdirde- 20 gün icinde "tesadüfen" bir proteine
dönüsebilmesi gerekir. Yoksa eldeki elemanlar yok olup
gidecektir. Bundan anliyoruz ki, hücreyi meydana geti-
recek elemanlarin tesadüfle vakit öldürecek kadar son-
suz bir ömrü bulunmamaktadir.
Ayrica molekülleri meydana getirecek atomlarin da ken-
di baslarina kaldiklarinda cok uzun ömürleri olabilirken,
kimyasal reaksiyona girdiklerinde onlarin bu uzun ömür-
leri saniyenin binde veya milyonda veya milyarda biri ka-
dar bir vakte indigini de unutmayalim. Demek molekülle-
rin olusma aninda da atomlarin raslantiyla i$ görecek
kadar milyarlar sene ömrü yoktur.
Bu kadar büyük yokluklar icinde, canlilarin olusumu icin
tesadüften medet beklemek, aklin kabul edebilecegi bir
sey olamaz herhalde!
Bu gercekler karsisinda bizim elimizde iki secenek bu-
lunuyor: Hava, su, toprak ve günesin eline bir agacin
plan ve programi verildiginde o dört unsurun maddelerinin
bir agaca dönüsmesinin mümkün olmasi gibi, ya meyda-
na gelmesi istenen bir hücrenin elemanlarinin ayri ayri
plan ve programlari dört doga maddesinin elinde hazir
bulunacak ve gereken üretim saglanacak, ya da bu i$
tesadüflere havale edilip bir hic kazanilacak. Cünkü dört
doga maddesinin bir bilgi ve iradesi bulunmadigindan,
onlardan bir hücre elemaninin plan ve programini üret-
mesi beklenilemez. Beklenemiyeceginden, o dörtlüye
yaraticilik vermek de imkânsizdir.
Tesadüfe de havale edemeyiz. Cünkü yeterli zamandan
baska o kör ve akilsiz hareketin hedefinin belirli olmasi
gerekir. Bir hedefi ve ne yapilacaginin belirli olmasi gere-
kir ki, o kör ve akilsiz hareket, gereken i$ icin tesadüfî
bir calisma yapabilsin. Meselâ bir su molekülünün, "bir
amino asit insa etmesi gerektigini bilmesi" gibi. Bu bilgi
olmadan tesadüfî harekete gecilemez. Hedef belli degil-
se, tesadüf de anlamsizdir. Hedef belliyse, bu sefer de
"nasil yapilacak" sorusu karsiniza cikacaktir. Bunun i-
cin de elinizde bir plan ve programin bulunmasi gereke-
cektir. Eger elinizde bir plan ve program varsa, i$ler ko-
laylasir. Meselâ dört dogal unsurun eline bir cekirdek
verdiginizde, onlardan bir agac alabilirsiniz. Ama onlara
gerekeni vermediginizde, onlar da size bir agac vereme-
yecektir. Cünkü onlarin, bir agacin programini yazacak
"bilgi"leri yoktur. Ancak verilen bilgiyi okuyabilirler ve bu
bilgilere göre de bir agacin meyvesinin cekirdeginde ge-
lecegin yeni agacini yazabilirler. (Dipnot'a dikkat ediniz.)
Dipnot: (Bir tohumu topraga gömüp bir agac elde edilebilir.
Fakat ayni i$lem, bir insan veya hayvan embriyosu icin
gecerli degildir. Yani suya veya topraga bir insan veya
hayvan yumurtasi gömerek, bu gömdüklerimizden bir in-
san ve hayvan elde edemeyiz. Onlarin üretilebilmesi icin
özel bir organizma gereklidir. Bir tavuk yumurtasinin bile
özel bir sicaklik ve koruma ile civcive dönüsebildigini dü-
sünürsek, bir insan ve hayvan yumurtasi veya embriyosu
veya bunlarin plan ve programini tasiyan DNA'sinin, özel
bir organizma olmadan insan veya hayvana dönüsemiye-
cegini anlariz. Bu anlama da bize, ilk insan ve hayvanla-
rin, embriyonal yolla degil, su ve topraktan direkt olarak
bir mucize seklinde yaratildigini gösterir. Bu yaratilis sek-
li kabul edilmedigi takdirde, ikinci olarak 150 yildir isbat
edilememis ve bundan sonra da asla edilemiyecek olan
bir "evrim teorisi" icad etmek zorunda kalacagiz ve kalmi-
siz.)
Gercegin bu oldugu kabul edilmedigi takdirde, "her atom-
un, her yaratilisi bildigi" iddiasinda bulunmak gerekecek-
tir. Bu iddiayi kabul eden bir kimse de, her atoma bir
tanrilik vermis olacak ve atomlar sayisinca yani on üzeri
seksen veya seksensekiz adet Tanri'nin kulu oldugunu
da kabullenmis olacaktir! I$te bir Allah'i kabulden kacan-
lar, böyle bir "tanrilar firtinasi"na tutuluyorlar ve o tanrilar'
in önünde bir yaprak gibi savrulup duruyorlar.
Oysa bu savrulmadan kurtulus cok kolaydir. Caresi de:
"Yoktur Allah'tan baska ilah" demek ve yaratisi O'na ver-
mek ve O'na teslim olmaktir. Bu teslim olusla da insan
sahte tanriligindan arinir ve büyük bir sahtekârliktan da
kurtulur. Kurtulus isteyenler, asagidaki noktalara da dik-
kat etmelidir.
Yaraticilik icin $u alti seyin bilinmesi ve bulunmasi
gerekiyor:
1-Yaratici: Yani "kim yapacak"?
2-Hedef: Yani "yapilacak olan nedir"?
3-Bilgi: Yani "nasil yapilacak"?
4-Ölcü: Yani "ne kadar yapilacak"?
5-Amac: Yani "ne icin" yapilacak?
6-Süre: Yani "hangi vakte kadar devam edecek"?
Eger yaraticilik, herseyi bilen ve herseye gücü yeten bir
Allah'a verilmezse, "her atomun bu alti maddeye sahip
mucizekâr bir yaratici oldugu" fikrini kabul etmeye mec-
bur kalacagiz. Bundan baska:
Kâinatta dört büyük fiil ve kanun var:
1- (Hicten) Yaratma: (Kâinat yaratilmadan önce bir "hic"ti.)
2- (Yaratilani) Ya$atma: (Kâinatin i$leyiste ve canlilarin
hayatta olmasi.)
3- (Ya$atilanlari bozulmaya ugratma) Öldürme: (Canlilik ve
i$leyisin son bulmasi.)
(Bu ücüncü kanun'a, "termodinamigin ikinci kanunu"
denmektedir.)
4- (Bu üc kanun icindekileri) Yönetme: (Kâinat ve bütün
kâinatlilar büyük bir yönetim altindadirlar. Bu "Büyük Yöne-
tim" olmasa, hersey hiclige düser.)
Eger bu dört büyük kanunun koyucusu "Allah"tir denmezse,
bu halde onlari da nihayetsiz aciz ve ölümlü atomlarin sirtina
yüklemek zorunda kalacaksiniz. Atom ise, bu kadar agir yü-
kü omuzlayamayacagindan, yük elinizde kalacak ve sizi
saskinlikta birakacaktir. Saskinliktan kurtulmak isteyenler
ise, Kur'anin sözüne kalp ve kulak verecek ve "mülk O'nun-
dur" (yani Allah'in) deyip, kurtulacaktir. Bize de bu iki yoldan
birini secmek kalacaktir. Kur'anin gösterdigi yolu secenler
cennete, seytanin gösterdigi yolu secenler de cehenneme
gidecektir.
Cennet ve ebediyet isteyenlerin tutacagi yol artik bellidir!
Herkese yolu acik olsun...
Not:
"Yaratma" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Görme, duyma,
konusma, bilme, irade, kudret ve sanatkârlik.
"Ya$atma" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Hayat verme,
rizk verme, zenginlik ve cömertlik ve acima.
"Öldürme" icin gerekli olan sifat ve fiiller: En büyük olmak,
istedigini yapabilmek, baskalarina verecek hesabi olma-
mak, korkusuz olmak ve öldürdügünü tekrar diriltebilecek
olmak.
"Yönetme" icin gerekli olan sifat ve fiiller: Yaratma, ya$at-
ma ve öldürme'nin gerektirdigi sifat ve fiillere sahip olmakla
birlikte; güclü ve akilli olma, egemen olma, hakli ve adaletli
olma, cezalandirma ve mükâfatlandirma, hosgörülü olma
ve affetme.
I$te bütün bu sifat ve fiiller tek Tanri olan Allah'a verilmedigi
takdirde; onlari aciz, cansiz, akilsiz ve acimasiz atomlara
vermek gerekecektir.
Sonuc: Dikkatle ve insafla incelendiginde görülecektir ki,
varligin ve hayatin olusumu icin "kendikendinelik"e yer ve
"tesadüf"e de zaman yoktur. Tabii kendikendinelige yer,
tesadüfe de zaman olmayan bir ortamda, "dogal seleksi-
yon" da kendine i$ bulamaz!
Bu gercekler karsisinda da bilim dünyasi, "tesadüf"le ya-
pilmakta olan cehâlet ve aldatmayi Bilim Dünyasi'ndan
kovmak ve ihrac etmek zorundadir. Bu zorunlugu yerine
getirmeyenler ise, bir insanlik sucu i$lemis olacaklardir
ve olmaktadirlar!
Ateistler, bilimi Tanri inkârciligina âlet etmek ve bilimsel
cehâlet üretmek yerine daha kisa ve daha etik bir yoldan:
"Biz Tanri'ya inanmak istemiyoruz" desinler, suc ortakli-
gindan ve suc i$lemekten kurtulsunlar...
Zaman: Yeni Cag'in dokuzu, Subat ortasi.
Mekan: Avrupa.
Makam: Inceleme-Arastirma.
Boyut: Muranizm.
YAYINLAYAN
AVRUPA MURANISTLERI
* * *
Montag, 2. Februar 2009
OCAK (JANUAR) AYINDA YAYINLANMIS BILDIRILERIMIZ:
2009 yilina ait
OCAK (JANUAR) AYINDA YAYINLANMIS BILDIRILERIMIZ:
FILISTIN SORUNUNUN CÖZÜMÜ VE HAMAS'TAN SORULACAK HESAP VE FRIEDMAN'IN ÖNGÖRÜSÜ
(YAHUDİ LOBİSİ'NE MEKTUP)
ATEİSTLERİN İLÂNI HAKKINDA
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NE VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜ'NE DUYURU!
TÜRKİYE VE ORTADOĞU'NUN GELECEĞİ VE BAZI SORULARA CEVAPLAR
Ş E Y H Y A S İ N N A M E
MÜSLÜMANLARA UYARI!/ X N A M E
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÜYELERİNE VE SAYIN BUSH'A A Ç...
B E Y A N N A M E
HÜSEYİN AVDIÇ ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR!
MEHDİ VE MESİH GELECEK Mİ?
Bu bildirilerimizi, sol taraftaki "2009"
linkine veya (Januar)a tiklayarak görebilirsiniz.
En alttaki (Ältere Posts) linkine tiklayarak da
eski sayilara ulasabilirsiniz.
Avrupa Muranistleri
OCAK (JANUAR) AYINDA YAYINLANMIS BILDIRILERIMIZ:
FILISTIN SORUNUNUN CÖZÜMÜ VE HAMAS'TAN SORULACAK HESAP VE FRIEDMAN'IN ÖNGÖRÜSÜ
(YAHUDİ LOBİSİ'NE MEKTUP)
ATEİSTLERİN İLÂNI HAKKINDA
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NE VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜ'NE DUYURU!
TÜRKİYE VE ORTADOĞU'NUN GELECEĞİ VE BAZI SORULARA CEVAPLAR
Ş E Y H Y A S İ N N A M E
MÜSLÜMANLARA UYARI!/ X N A M E
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÜYELERİNE VE SAYIN BUSH'A A Ç...
B E Y A N N A M E
HÜSEYİN AVDIÇ ATEİSTLERE CEVAP VERİYOR!
MEHDİ VE MESİH GELECEK Mİ?
Bu bildirilerimizi, sol taraftaki "2009"
linkine veya (Januar)a tiklayarak görebilirsiniz.
En alttaki (Ältere Posts) linkine tiklayarak da
eski sayilara ulasabilirsiniz.
Avrupa Muranistleri
Abonnieren
Posts (Atom)